You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER

HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER

هل أنا حقاً أنا ؟
HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER


"Onu acele (kavrayıp ezber) etmen için dilini onunla tahrik etme (depreştirme). Onun toplanması ve onu okutması bize aittir. Sana vahiy ile kıraat eylediğimizde sen de oku. Sonra onun beyan ve izahı da bize aittir." (Kıyamet: 16-19)


Bu önemli bir ayettir. Bu ayette öyle bazı usûl ve prensipler anlatıl­mıştır ki, bunları iyice kavrayan bir kişi başkalarının yaydıkları yalan yan­lış şeylere inanmaktan kurtulur.

Birincisi, Hazreti Muhammed (a.s.)'e, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan Al­lah'ın kelâmının dışında da vahiylerin geldiği bu ayetle sabittir. Kur'ân-ı Kerim'de yer almayan bazı emir ve bilgiler de Allah tarafından Hz. Pey­gamber (a.s.)'e aktarıldı. Kur'ân'da yer alan emir, talimat, işaret, kelimeler ve özel deyimler ile ilgili açıklamalar da Allah'ın kitabında yer almış ol­saydı, o zaman "onun beyanı ve izahı da bize aittir" demenin hiçbir an­lamı kalmazdı. Zâten Kur'ân'da olan bir şeyin izahına ihtiyaç yoktur. O halde teslim etmeliyiz ki, Kur'ân-ı Kerim'in anlatımı, açıklaması ve yorumlanmasıyla ilgili Allah tarafından Hazreti Peygamber'e gelen ilham ve vahiyler Kur’ân-ı Kerim'de yer almamıştır. Kur'ân-ı Kerim'in dışında yapı­lan bu açıklamalar, Hz. Muhammed (a.s.)'e "hafî" (gizli) vahyin gelişinin bir delilidir.

İkincisi, Allah tarafından Hazreti Peygamber (a.s.)'e iletilen ve ulaştı­rılan Kur'ân-Kerim’in mefhumu, hikmetleri ve açıklamalarının maksadı, Rasûlullah (a.s.)'ın insanlara Kur'ân-ı Kerim'i söz ve fiilleriyle daha açık bir şekilde anlatmasını kolaylaştırmaktı. Maksat bu olmasaydı, Kur'ân-ı Kerim'in mefhum ve açıklamalarının sadece Peygamber (a.s.)'in istifadesi için gönderilmesi anlamsız olurdu. Bu açıklama ve bilgiler yalnızca Hz. Peygamber (a.s.)'in şahsiyetine ait olsaydı. Allah'ın bu gayreti hâşâ beyhude olurdu. Çünkü bunlar Hz. Muhammed (a.s.)'in kendi peygamber­lik vazifesini yerine getirmesinde hiç de yardımcı olamazdı. Onun için, sadece akılsız ve düşüncesiz bir insan Allah'ın ek açıklayıcı bilgilerinin hiçbir amacı ve pratik önemi olmadığını ileri sürebilir. Nitekim, Allahu Teâlâ Nahl suresinin 44. ayetinde şöyle buyurmuştur: "Onları Mu'cize ve kitaplarla gönderdik. Sana da (habibim) insanlara kendileri için indirilen her şeyi açıklayasın diye Kur'ân'ı indirdik". Ayrıca, Cenab-ı Allah, Kur'ân-ı Kerim'de "dört ayrı yerde, Rasûlullah (a.s.)'ın işinin insanlara, sa­dece Kur'ân-ı Kerim'in ayetlerini duyurmak değil, bunun talim ve terbiye­sini vermek olduğunu belirtmiştir. (Bakara; 29 ve 151. ayetler, Al-i İm­ran; 164. ayet ve Cum'a; 2. ayet). Bundan sonra aklı başında olan bir kişi, Kur'ân-ı Kerim'in en güvenilir ve doğru açıklamasının Hz. Muhammed (a.s.)'in söz ve fiilleriyle yapıldığına inanmaktan kaçınabilir mi? Bu doğ­ru, güvenilir ve resmi açıklama ile yorumu bir yana bırakıp, kendi keyfine göre Kur'ân-ı Kerim'i tefsir etmeye çalışan bir kişi büyük bir günah işle­miş olur.

Üçüncüsü, Kur'ân-ı Kerim'i şöyle gözden geçirmiş olan bir kişi bile, bu ilâhi kitapta geçen pek çok söz ve deyimi sadece Arapçayı bilen bir ki­şinin tam anlamıyla anlayamayacağının derhal farkına varabilir. Örneğin, "salât" kelimesini ele alalım. Kur'ân-ı Kerim'de imandan sonra üzerinde en çok durulan bir şey varsa o da "salât"tır. Fakat sadece Arapçaya vakıf olan, ya da Arapçanın sözlüğüne bakarak bu kelimenin anlamını çıkarma­ya çalışan bir kişi gerçek anlamını aslâ bulamayacaktır. Kur'ân-ı Kerim'de bu kelimenin sık sık kullanıldığını görünce diyecektir ki, Arapça'nın bu kelimesi muhakkak bir terim veya ıstılah olarak kullanılmıştır. "Salât'ın gerçek mefhumuna vakıf olmayan bu şahıs en nihayet diyecektir ki, bun­dan iman sahiplerinin mutlaka yapmaları gereken bir fiil kastedilmiştir. Ama o fiilin gerçek anlam ve mahiyetini bilemeyecektir. "Salât"tan ne kasdedildiğini, sadece Arapça bilen bir kişinin anlaması mümkün değildir. Şimdi sorarım size, Cenab-ı Allah, Kur'ân-ı Kerim'de kullanılan bu ve bu­na benzer pek çok söz ve deyimleri açıklamak ve fiilen göstermek üzere kullarına bir peygamber göndermeseydi, dünyada Kur'ân-ı Kerim'i oku­yanlardan iki kişi bile "salat"ın, namaz manasına geldiği ve bunun belli bir ibadet şekli olduğu üzerinde anlaşabilirler miydi? Halbuki, yaklaşık 1400 yıldan beri müslümanlar nesilden nesile aynı şekilde namazı eda ede-geliyorlar ve yanlış şeyin yakıştırılmaması için azami gayret sarf ediyorlar. Yanlış şeylerin Hazreti Peygamber (a.s.)'e yakıştırılma ihtimalleri gittikçe artınca da ümmetin iyiliğini düşünen bir takım fedakâr ve cefakâr fertler, ak ile karayı, doğru ile yanlışı birbirinden ayırmak için görülmemiş çaba harcadılar. Aslında hadislerin hazırlanması konusunda müslüman âlim ve fakihlerin gösterdiği olağanüstü titizlik ve meydana getirdikleri muazzam ilmin bir başka örneğini görmek mümkün değildir ve müslümanlar bu­nunla ne kadar iftihar etseler azdır. Bu ilmi bilmeyip batılı oryantalistler tarafından aldatılmaları yüzünden hadis ve sünnet'i güvenilir saymayan bu zavallı İnsanlar aslında çok talihsizdirler. Maalesef, kendi cehaletleri se­bebiyle İslâmiyet’e ne büyük zarar verdiklerinin farkında bile değillerdir.


1. Kıble'nin Tayini

Kur'ân-ı Kerim'in dışında, Hz. Peygamber'e başka vahiyler ve başka ilâhî emirlerin geldiğini bizzat Kur'ân-ı Kerim açıklamıştır. Hz. Peygam­ber (a.s.) hem Kur'ân-ı Kerim'e hem diğer vahiylerde yer alan emirlere uymaya mecburdu:

"Senin üzerinde bulunduğun Kıbleyi, Peygamber'e tabi olan ile, ar­kasını döneni bilelim diye yaptık." (Bakara: 143)

Yukarıdaki ayet, her çeşit te'vile son veren ve Hz. Peygamber (a.s.)'e Kur'ân'dan başka vahiylerin gelmediği düşüncesini tamamıyla silen apa­çık bir ayettir. Mescid-i Harâm (Kâbe) "kıble" ilân edilmeden önce, müs­lümanların kıblesi olan yerin (Mescid-i Aksa) kıble ilân edilmesine dair herhangi bir emir Kur'ân-ı Kerim'de yer almıyor. Ama ilk kıblenin Hz. Muhammed (a.s.) tarafından belirlendiğini ve müslümanların yaklaşık 14 yıl buna dönerek namaz kıldıklarını kimse inkâr edemez. 14 yıl sonra ise, Cenab-ı Allah, Bakara sûresinin yukarıdaki ayetiyle Hz. Muhammed (a.s.)'in bu kıble seçimini onayladı ve bu kıbleyi kendisinin seçtiğini ilân etti. Nitekim, Cenab-ı Hak ayette diyor ki, "bu kıbleyi, Hz. Peygamber va­sıtasıyla ben seçtim. Bununla gayem, Peygamber'e kimin itaat ettiğini, ki­min etmediğini görmekti". Bu ayet bir yandan, Hz. Peygamber Efendimiz (a.s.)'e Kur'ân-ı Kerim'in dışında başka vahiylerin geldiğini, bir yandan da müslümanların, Kur'ân-ı Kerim'de yer almayan bazı konularda Hz. Pey­gamber (a.s.)'e itaat etmeye mecbur olduklarını beyan ediyor. Hatta Allah katında Rasûlullah (a.s.)'a imanın, onun vasıtasıyla gelen emir ve talimata uyulma derecesine göre değerlendirildiği de bir gerçektir.

Şimdi bizim sormak istediğimiz soru şudur: Madem ki Hz. Peygamber (a.s.)'e Kur'ân-ı Kerim'in dışında herhangi bir vahiy gelmiyor, o zaman "kıble" ile ilgili ilâhi emir kendisine nasıl geldi? Bu, Hazreti Peygamber (a.s.)'e, Kur'ân-ı Kerim'de yer almayan bazı emirlerin de geldiğinin açık bir delili değil midir?



2. Mekke'nin Fethiyle İlgili Müjde

Hz. Peygamber (a.s.) Medine'de rüyada, Mekke'ye girdiğini ve Bey­tullah (Kâbe)'ı tavaf ettiğini görür. Hz. Peygamber (a.s.) bu rüyasını saha­beye açıklar ve 1400 kişiyle umre yapmak üzere yola koyulur. Mekke kâ­firleri, Hz. Peygamber ile beraberindekileri Hudeybiye adlı yerde durdu­rurlar. Nihayet Hudeybiye Anlaşması imzalanır. Bundan bazı sahabe hayli rahatsız olurlar. Aralarında bu durumdan yakınanlar da vardır. Bunların temsilciliğini Hz. Ömer (r.a.) üstlenir ve Hz. Peygamber (a.s.)'e sorar: "Ya Rasûlallah, siz bize dememiş miydiniz, biz Mekke'ye gireceğiz ve tavaf edeceğiz? Rasûlullah buyurdular: "Ben bu yolculuk sırasında mı bunun böyle olacağını söylemiştim?" Daha sonra Kur'ân-ı Kerim'de Cenab-ı Al­lah şunları söyler:

"Andolsun ki Allah, Peygamberine hak olarak gösterdiği rü'yayı tas­dik etti. İnşallah (hepiniz) emin ve korkusuz başınızı tıraş etmiş, kısalt­mış olarak Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilemediği­niz şeyleri bildi de, Mekke fethinden önce size yakın bir fethi mukadder kıldı." (Fetih: 27)

Yukarıdaki ayetten anlaşılıyor ki, rüya yoluyla Hazreti Peygamber (a.s.)'e Mekke'ye giriş şekli, arkadaşlarıyla birlikte oraya gidişi kâfirlerin onlara mani olacağı, sonra anlaşma yapılacağı, bundan sonra iki sene müddetle müslümanlara umre yapmak imkânı sağlanacağı ve nihayet Mekke fethinin yolunun açılacağı tek tek anlatılmıştı. Bu da, Kur'ân-ı Kerim'in dışında başka vahiy ve ilhamların Hz. Peygamber'e gelmelerinin bir delili değil midir?



3. Gizli Bir Şey

Hazreti Muhammed (a.s.), zevcelerinden birine gizli bir şey anlatır. Ama bu zevcesi bu gizli şeyi başkalarına anlatır. Hz. Peygamber (a.s.) bu­nun üzerine kendisine serzenişte bulunur ve gizli bir şeyi niçin başkaları­na anlattığını sorar. Zevcesi de hayret içinde kendisine sorar, "Ya Rasûlallah benim bu hareketimi nereden öğrendiniz?" Hz. Peygamber (a.s.) de der ki, "Bu bilgiyi bana her şeyi bilen ve her şeyden haberdâr olan Allah vermiştir":

"Peygamber zevcelerinden birine bir sözü sır olarak söylediğinde o zevce de diğerine bunu haber verdi. Ve Allah da bunu Peygamber'e bil­dirdi. Peygamber onun bir kısmını bildirmeyip bir kısmını haber verdi­ğinde zevcesi, 'Bunu sana kim haber verdi' dedi. Peygamber de: Her şeyi bilen ve her şeyden haberdâr olan (Allah) bana bildirdi' dedi." (Tahrim: 3)

Kur'ân-ı Kerim'de yukarıdaki ayetin dışında, Hz. Peygamber (a.s.)'in zevcesinin, sır olarak söylenen sözü başkasına aktardığına dair Cenab-ı Allah'ın kendisine verdiği bilgiyi ihtiva eden bir başka ayet var mıdır? Eğer yoksa, Cenab-ı Allah (c.c.)'ın, Hz. Peygamber (a.s.)'e Kur'ân'ın dı­şında da bazı mesaj ve haberler yolladığı doğru değil midir?



4. Hz. Zeyneb'i Nikahlaması

Hazreti Peygamber (a.s.)'in evlâtlığı, Zeyd bin Harise (r.a.), karısını boşar, daha sonra Hazreti Peygamber bu kadın (Hz. Zeyneb) ile evlenir. Bunun üzerine münâfıklar ve muhalifler, Hz. Muhammed (a.s.)'e karşı bü­yük bir iftira kampanyasını başlatırlar. Hz. Peygamber (a.s.)'i soru ve iti­razlara boğarlar. Cenab-ı Allah bu soruların cevabını Ahzâb sûresinin bü­tün bir rükûsunda vermiştir. Bu ayetlerde, Allahu Teâlâ, Hz. Muhammed (a.s.)'in, Hz. Zeyneb (r.a.) ile kendi keyfine göre değil, ilâhi emir üzerine nikâh yaptığını açıklar:

"Zeyd o kadından alâkasını kesince biz onu sana zevce yaptık ki, mü'minlere evlâtlıklarının kendilerinden alakalarını kestikleri (boşadık­ları) zevcelerini almakta bir müşkülât olmasın." (Ahzâb: 37)

Bu ayet geçmişte meydana gelen bir vak'ayı anlatıyor. Peki, bu vak'adan önceki Allah'ın emri, yani Hz. Muhammed (a.s.)'in, Zeyd'in bo­şadığı karısıyla evlenme hükmü Kur'ân-ı Kerim'de herhangi bir yerde ge­çiyor mu?



5. Ağacı Kesme İzni

Rasûlullah (a.s.), Beni Nadir'in sık sık anlaşmaları bozma alışkanlı­ğından bıkıp onların Medine yakınlarında bulunan mahallelerine karşı as­keri bir harekâta girişir. Kuşatma devam ederken müslüman askerler çev­redeki bazı bahçelerde bulunan ağaçları keserler. Amaç, hücumu kolay­laştırmaktır. Ama bu hareket bozguncuların hoşuna gitmez ve hemen yay­garayı basarlar, yok dikili ağaçları kesmek günahtır, yok meyveli ağaçları talan etmekle müslümanlar yeryüzünde fesad ve huzursuzluğa yol açmış­lardır vs. gibi itirazlarda bulunurlar. Buna cevap olarak Allah (cc.) der ki:

"Kestiğiniz her hurma ağacı veyahut kökleri üstünde dikili bıraktığı­nız her ağaç Allah'ın izni iledir." (Haşr: 5)



6. Bedir Savaşından Önceki Bir Vaad

Bedir savaşının sona ermesiyle ganimet mallarının dağıtım meselesi ortaya çıkınca Enfâl suresi iner ve bu sûrede Bedir savaşının tümü Allah tarafından değerlendirilir. Cenabı Allah, değerlendirmesine, Hz. Muham­med (a.s.)'in savaşmak üzere Medine'nin dışına çıktığı ânı hatırlatarak başlar ve müslümanlara şöyle hitap eder:

"Allah iki taifeden birinin sizin olacağını va'd eylediği vakit siz, kuv­vetsiz ve silahsız olan taifenin sizin olmasını arzu ediyordunuz. Halbuki, Allah, emirleri ile hakkın açığa çıkmasını ve kâfirlerin köklerini kesmeyi murad eder." (Enfal: 7)

Bu sûrenin dışında, Kuran-ı Kerim'de herhangi bir yerde, Cenabı Al­lah'ın yukarıdaki vaadine rastlayabiliyor musunuz? Yani, Allah'ın Hz. Peygamber (a.s.)'e ya da müslümanlara hitaben, "bakın biz sizi iki taife (ticaret kafilesi ile Kureyş Ordusu)'den birine galip getireceğiz" dediğini belirten başka ayet var mıdır?


7. Müslümanların Yalvarışına Cevap

Aynı Bedir savaşıyla ilgili Allah'ın değerlendirmesi devam ediyor ve ilerde bir yerde şöyle deniyor:

"Hani, siz Rabbinizden imdat istediğinizde, 'size peyderpey bir me­lekle yardım edeceğim' diye icabet buyurdu." (Enfâl: 9)

Müslümanların feryadına Allah tarafından verilen cevabın, Kur'ân-ı Kerim'in herhangi bir yerinde bulunduğunu söyleyebilen çıkar mı?
Bu tarz kuşkusu olanlara, ben bir değil, iki değil tam 7 ayrı misal ver­dim. Kur'ân-ı Kerim'e istinaden verdiğimiz bu misaller, Hazreti Peygam­ber (a.s.)'e Kur'ân-ı Kerim'den başka da vahiylerin geldiğini ispatlamakta­dır. Konumuzu daha ileriye götürmeden önce Hakka boyun eğmeye hazır olup olmadığınızı bilmek isterim.


8. Ezan ve Cuma Namazı

"Ey mü'minler, Cuma günü namaza çağırıldığınız zaman hemen Al­lah'ın zikrine gidin. Alış verişi terk edin." (Cum'a: 9)

Yukarıdaki ayette üç nokta dikkate değerdir: 1) Namaz için genel bir duyuru ve çağrı yapılması. 2) Bu çağrının cuma günü kılman namaz ile il­gili olması. 3) Bu iki şey için, "önce namaz için çağrı yapın ve cuma günü özel bir namaz edâ edin" gibi bir ifadenin kullanılması. Burada kullanılan ifade gösteriyor ki, İnsanlar namaz kılmakta, özellikle cuma namazına git­mekte tembellik yaparlardı, oyalanırlardı ve alış verişlerine devam eder­lerdi. Bu sebeple, Cenab-ı Allah bu ayeti indirmeyi uygun gördü. Allah bu ayetle, insanların namaz çağrısını dinlemelerini, bu özel namazın önemini ve farz olduğunu bilerek camilere koşmalarını istemiştir. Bu üç noktaya dikkat ettiğimizde de Allah'ın Hz. Peygamber (a.s.)'e Kurân’dan başka da emirler verdiği ve bu emirlerin Kur'ân-ı Kerim'de yer alan emir ve talimat kadar itaate lâyık olduğu ortaya çıkar.

Yukarıda namaz için çağrı olarak tanımlanan şey "ezân"dan başka bir şey değildir. Ezan bugün bütün dünyada ve hususiyetle, müslüman ülke­lerde müminleri beş vakit namaza çağırmak için müezzinlerin minarelerden okudukları Allah'ın kelâmıdır. Fakat çok gariptir ki, Kur'ân-ı Ke­rim'de hiçbir yerde ne ezân'ın sözleri yer almıştır ne de mü'minlerin bu şe­kilde namaza çağrılması gerektiği belirtilmiştir. Bu geleneği bize Hazreti Muhammed (a.s.) aktarmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de bu gelenek iki yerde tas­vip edilmiştir. Biri yukarıdaki ayette, biri de Maide suresinin 58. ayetinde.

Aynı şekilde, bugün bütün dünyada müslümanların çok iyi bildiği cu­ma namazının ne edâsı ne zamanı ne de mahiyeti hakkında Kur'ân-ı Ke­rim'de hiçbir yerde bilgi verilmemiştir. Bu (cuma namazı) Hazreti Pey­gamber (a.s.)'in öğrettiği bir şeydir. Yukarıdaki ayet de yalnızca bu nama­zın farz olmasını belirtmek üzere indirilmiştir.

Bu kesin delilden sonra eğer bir kişi yine de şer'i emir ve kanunların yegâne kaynağının Kur'ân-ı Kerim olduğunu söyler ve Hadis ile Sünnet'in nazar-ı itibara alınmaması gerektiğini ileri sürerse, ben onun Kur'ân-ı Ke­rim'in de inkarcısı olduğunu söylerim.



9. Namaz Edâ Etmenin Yolu

"Gördün mü şu kimseyi ki menetti. Namaz kıldığı zaman bir kulu" (Alak: 9-10)

Yukarıdaki ayetle bahsedilen "kul", Hazreti Muhammed (a.s.)'den başka kimse değildir. Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Muhammed (a.s.)'den, bu şe­kilde çeşitli yerlerde bahsedilmiştir. Meselâ (İsra) sûresinde 1. ayette şöy­le denmiştir: "Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gö­türen (Allah) münezzehtir". Kehf sûresinin birinci ayetinde şöyle buyurul­muştur: "Hamd o Allah'a mahsustur ki, kuluna Kitab'ı (Kur'ân) indirdi". Cin sûresinin 19. ayeti de şöyledir: "Allah'ın kulu, O'na ibadet için kalktı­ğı zaman nerdeyse cinler etrafında üst üste yığılıyorlardı." Bunlardan an­laşılacağı gibi bu, Allah'ın sevgili peygamberine mahsus bir hitabet şekli­dir ve kendine sevgisini belirten bir konuşma tarzıdır. Yukarıdaki ayetten, Allah'ın Hz. Peygamber (a.s.)'i, peygamberliğe getirdikten sonra namaz kılmasını da öğrettiği anlaşılıyor. Ancak namazın nasıl kılınması gerekti­ğine dair Kur'ân-ı Kerim'de herhangi bir kayıt yoktur. Bu da Hz. Pey­gamber (a.s.)'e Kur'ân-ı Kerim'in dışında da başka emir ve talimatın veril­diğinin başka bir delilidir.

Seyyid Ebû'l A'lâ el-Mevdûdî
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
16 - 89 - biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik

ne diyor kitab herşeyin ayrıntılı açıklayıcıdır , açıklamalarda indirilen kitaptadır yani , hani nerde diyor buhari diye bir kitaptadır , yada kütübi sittededir , yada 400 bin haidsten elenmiş kitaplardadır diyormu ? herşeyin ayrıntılı açıklayıcısı kitaptır .

Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?

6-Enam Suresi 114

Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?



29-Ankebut Suresi 51

Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

6-Enam Suresi 38

36- Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

37- Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var?

38- İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu.

68-Kalem Suresi 36,37

Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde (sarf) açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor.

17-İsra Suresi 41

...... görüldüğü üzere açıklamalrda kurandadır

Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz
6-Enam Suresi 65

yani anlaşılacağı üzere kuranın açıklamalarıda kurandadır , diyormu farklı bir kitap var onda açıklama diye ? eleyin milyon hadisi açıklama bulun diyormu ?
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
Kurandaki kavimlerin hikayeleri tüm ayrıntıları ile geçmez mesela, fakat bunlar Kuran dışı vahiy ile peygambere bildirilebilir ya da bizim bilmediğimiz belki de haberimiz olmayan birçok şeyi Rasulullah vahiy yolu ile Allahtan öğreniyordu. tabi bu ne tüm hadislere vahiy gözü ile bakma diye bir şeyi getirecek, ne de bunların Kuranın çizdiği yola eklentiler yapabilme hakkı olduğu düşüncesi bizim düşüncemiz olacak.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
şunuda belirteyim hz muhamede başka emirler gelse bile , başka vahiyler gelse bile , o anlık vahiyler , yada o dönemlik vahiylerde olması muhtemeldir çünkü bizbir ayeti değiştirip yerine başkasını getirdiğimizde diyor , bir ayeti unutturursak diye ayetelerde vardır , yani o vahiyler ve emirler gelmiş olsa bile evrensel kurallar olmadığı açıktır , çünkü evrensel kurallar kurandadır , sırf araplara söylenmiş , o ortama dair söylenmiş bazı sölzeri evrensel din diye yutturmak insanlara saçma olur , evrensel kurallar ve islam kurandadır .
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 02-12-2013, Saat:09:42 PM, Düzenleyen: ahmetcem.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
mezkur konuda ayetlerden çıkan mefhum odur ki peygamberin din adına bizi yükümlü kıldığı her şey vahiydir. kuranın her şeyi açıklaması sünnet iledir. nitekim Nahl suresinin 44. ayetinde şöyle buyurmuştur: "Onları Mu'cize ve kitaplarla gönderdik. Sana da (habibim) insanlara kendileri için indirilen her şeyi açıklayasın diye Kur'ân'ı indirdik".
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cezalı Üye
RE: HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
herşeyin ayrıntılı açıklaması kitap diyor , demekki peygamberimizin yaptığı açıklamarda kurandadır , deseydeki ayrıntılı açıkladığımız buhari ve kütübi siteye iman edin ve eleyin deseydi amenna , fakat kurandan başka bir kitaptan söz etmiyor bize , mesela hıristiyanlara incile uyun diyor , fakat onun açıklaması başka kitaplara uyun demiyor , pavlusa uyun demiyor , pavkusun mektuplarına uyun demiyor , nasılki diğer kitap sahiplerine kitaba uyun diyor , bizimde uyacağımız kurandır , hı gene tarihi kaynak olarak diğer şeyler incelenir güzel örnek alınabilir ona lafım yok , fakat evrense din kuralları kurandadır , açıklamada kurandadır , resule ait vahiy olan bizi bağlayan sözlerde zaten kurandadır , diğer şeylerin bir isbatı yok yani .
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 02-12-2013, Saat:09:55 PM, Düzenleyen: ahmetcem.
Cezalı Üye
RE: HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
(Kıyamet: 16-19) sana vahiyle kıraat eylediğimizde cümlesi hani nerde geçiyor , vahiy kelimesi nerde hani kelamşör ? vahiy kelimesi geçmeyen yerden vahiyle ilgili yorumlar çıkarıyorsun , meale eklenmiş vahiy kelimesi .

önceki kıble emrinin Allah ın emri olduğu ne malum ? devamındaki ayette ne diyor , '' Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz '' diyor , ne yani önceki kıble Allah ın emriydide hoşnud değilmiydi Allah ın emrinden peygamber ? belki kendisi bir yön olarak oraya dönüyordu bilemeyizki , allah ın emri olsa neden hoşnud olmasınki ?

fetih - 27 - deki rüya olayıda kuranda geçtiğine göre , peygamberin o rüyasını kuran tasdk etmiş oluyor , yani Allah tasdik etmese akıllarda şüphe kalabilirdi , hak olarak gösterdiği halde rüyayı bak kuranla tasdik ediyor Allah , bu aslında herşeyin temelinin kuranla tasdik edileceğinede bir delil olabilir , en doğrusunu Allah bilir .

tahrim - 3 - te ise , zevceleriyle ilgili olayda bunu Allah ona bildirdi diye , peygambere her söylenenin kural olmadığına kanıt olur bu , ona has bir bilgi ona bildirilmiş , yani peygambere her bildirilen şey evrensel kural olmadığına bu kanıttır aslında , bazı kendine has bilgiler yada o toplumla ilgili bilgilerde bildirilmiş olabilir , fakat hangi söz evrensel bilgidir bunu nerden bileceğiz , kuranı kerimdekilerin evrensel olduğu açıktır . diğer yaptığın yorumların çoğuda hadislerle birleştirip yaptığın kuran yorumlarıdır .

namaz kılmanın kuranda olup olmaması meselesine gelelim ; şu ayetten namazda secdenin olduğunu anlıyoruz ; nisa - 102 - Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin....... ayette namazda secde olduğu açıktır , ruku , kıyam gibi şeyler zaten diğer ayetlerdede vardır , fakat bu ayette namazda secde apaçıktır , namazla ilgili diğer şeyler zaten mezhebelerde bile değişmektedir , hadislerdeki anlatımlar bile farklıdır , farklı olmasa her mezheb farklı namaz kılınışını anlatmazdı , namazın temeleri kuranda vardır yani ..... farklı konulardada apaçık eğer bir hadis varsa ve kuranda onun karşılığını isbat ederseniz , apaçık olarak isbat edilmesi lazım ama boşluk doldurur gibi değil apaçık bir şekilde isbat olursa aklı başında birisi zaten o hadisi red etmez , hadisi değil herhangi biri söylese gene red etmez zaten , apaçık kurandan isbatlı olmalı .
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 02-12-2013, Saat:11:24 PM, Düzenleyen: ahmetcem.
General
RE: HZ. PEYGAMBER'E KUR'AN'IN DIŞINDA İNEN VAHİYLER
kutsi hadisler var mesela kuran dışında bunlar da vahiydir
AKLI YETEN GÖRDÜGÜNE İNANIR
YÜREGİ YETEN GÖRMEDİGİNE

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.