Kur’an’ın ifadesiyle hevâ, dalaletin en yakın sebebidir. Bu nedenle hevâlarına uyanlar, dalalete düşer, sapıklık içinde kalırlar. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“De ki: ALLAH’ın dışında taptığınız şeylere tapmak bana yasak edildi. De ki: Ben sizin hevâlarınıza uymam, aksi hâlde sapıtırım da hidayete erenlerden olamam.” (En’âm, 56)
“…Bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. ALLAH’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette ALLAH zâlim kimseleri hidâyete iletmez.” (Kasas, 50)
“Eğer hak, onların hevâlarına tâbî olsaydı (Kur’ân onların hevâlarına göre inseydi), mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiler.” (Mü’minûn 23/71)
Mü’minlere düşen, hevâsına uyan kişilerden uzaklaşıp, ilme tâbî olmaktır. İlmin kaynağı vahiy olduğuna göre, vahiy ile hevâ birbiri ile çelişen, birbirine zıt şeylerdir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Dinlerine uymadıkça yahudiler de hristiyanlar da asla senden râzı olmayacaklardır. De ki: «Doğru yol, ancak ALLAH’ın yoludur.» Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, ALLAH’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara 2/120)
“Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen zâlimlerden olursun.” (Bakara, 145)
“Biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, (işte o zaman) ALLAH tarafından senin ne bir dostun ne de koruyucun vardır.” (Ra’d, 37)
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
