Öğle sonrası sadece iki kişinin bulunduğu salona üçüncü kişi olarak girdiğimde gördüğüm manzara bana bunu düşündürttü. Nemli gözlerle konuşuyordu. Rahmete hamile bulutlar misali, halk diliyle "ha yağdı ha yağacak" denilen kesişim noktasında duruyordu. Öncesini bilmediğim için yakaladığım yerden aktarayım. "Hesaplı yaşamak lazım bu dünyada," diyordu salona girdiğimde, "hesaplı yaşayanlar için İslam şehrahta yürümek misüllü kolaydır." Hesaplı yaşamak ne demekti? Sanki bu soruyu soracağımı biliyorcasına şöyle dedi: "Hesaplı yaşamak şu demek; dinin zahiri ölçülerine, kıstaslarına riayetle beraber, iç dünyası itibarıyla da ruhaniyâta açık olma."
Sonra birden ağlamaya başladı. Hem de hıçkıra hıçkıra. "Biraz önce öğle namazı sonrası dua ederken meccanen'e takıldım." dedi kesik kesik ve boğuk bir sesle, "Dedim ki Rabb'ime; meccanen bizi yarattın Allah'ım. Meccanen insan kıldın. Meccanen Müslüman yaptın. Meccanen bağışla bizi n'olur. Affetmek için bir karşılık bekleme bizden!" Ve son cümlesi ile kırık mızrabını öyle bir vurdu ki sazının bam teline, salonda bulunanları da ağlatacak noktaya ulaştırdı. "Biz kim, Senin affına karşılık vermek kim!" dedi ve daha arkasını getiremeden hızlıca kalkıp odasına girdi. İnanıyorum ki salonda başladığı fasıl odasında devam edecek.
'Her şeyimizi çalmışlar bizim'
Yukarıda yaptığım teşbihte "okyanusun derinliklerinde, yalnız, yapayalnız yolculuk" derken kasdım işte bu manzara. Neden? Aynı günün ikindi sohbetinde dolaylı olarak verdi bunun cevabını. "Her şeyimizi çalmışlar bizim." dedi, "İmanımızı, heyecanımızı, hissiyatımızı, hatta gözyaşlarımızı da çalmışlar. Bize hiçbir şey bırakmamışlar." Söz almış başını gidiyordu ki acil fren yapan arabalar gibi "nereden girdiysek buraya" deyip sözünü kesti ve "Allah yeniden bu hislerle kalblerimizi şahlandırsın, tıpkı ashab-ı Resulullah gibi..." dua cümlesini söyleyerek faslı kapattı.
....
Dilerim derdim affıma vesile olur..
Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..