You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

General
RE: Hayvanlar alemi
Kaynak kuraanda yaratılış. Com

CANLILARIN YARATILIŞI

SİVRİSİNEK MUCİZESİ

Gıdaların bozulmaması için son on yılda çok etkili yöntemler geliştirilmiştir. en önemlisi, ambalajlamadır. sivrisinek de,
bu yöntemi kullanır. Yumurtalar, jelatinimsi bir madde yığınına çerçeve veya ip şeklinde bırakılır. Jelatin yumurtaları kurumaktan ısı değişimlerinden ve düşmandan korur. sivrisinek, bu madde sayesinde, yumurtaları bitki ya da taşlara yapıştırır yumurtaların suda kaybolmasını engeller. Yumurta salı ve çatlayan yumurtadan çıkan larva Anaphales sivrisineğinin yumurtaları. Yumurtalarda bulunan hava odacıkları ve yüzey etkisini arttıran yapılar, yumurtaların suda kalmalarını sağlar. bu yapılar yumurtalarda bir seferde oluşmasaydı, anophales sivrisineğinin tüm yumurtaları suya batıp ölürdü. Sivrisineğin küçücük yumurtası bile evrim teorisini çürüten bir delil yaratılışın en güzel örneklerindendir

Sıtma mikrobu taşıyan sivrisinek Anopheles'in yumurtaları, suya batmalarını engelleyecek ve suda kalmalarını sağlayacak özel bir şekle sahiptirler. Yumurta kabuğunun dışındaki hava odacıkları ve yumurtayı saran yüzme kenarları yumurtayı suda
tutar. Yüzme kenarları suyun yüzey gerilimini artırır ve yumurtanın gerilim sayesinde batmamasını sağlar.
Yüzey gerilimi suda oluşan bir güçtür. küçük canlılar bu gücü aşamaz bu olumsuz bir durum değildir böcekler su üzerinde rahatlıkla yürürler. böcekler bacaklarındaki destek sayesinde ayaklardaki tüycükler, ayağı kaplayan yağlı salgılar gibi su üzerinde çok kolay hareket ederler. Anopheles sineğinin yumurtalarındaki hava odacıkları ve yüzme kenarları yüzey geriliminden yararlanır. Ancak ne larvalar ne de
anne sivrisinek yüzey geriliminden haberleri yoktur. Bu özellik yumurtada bir seferde ortaya çıkmazsa, Anopheles'in yumurtaları su dibine batar ve sivrisineğin nesli tükenir.
Ancak bu durum söz konusu olmaz. Anopheles'in de, diğer canlıların da varlıkları ve ihtiyaçları için en uygun tasarım, Allah tarafından yaratılmıştır.

Sivrisinekler yumurtalarını her zaman durgun bir suya bırakmazlar. "Cylindrotoma Sivrisineği", yumurtalarını bırakmada ilginç ve zor bir yöntem kullanır. dişi yumurtalarını bir bitkiye yerleştirir. Ancak bitki dokularını kolayca kesemez. sineğin boyutu düşünüldüğünde bu insanın elinde hiç bir aleti olmadan kalın bir ağacı kesmesine benzer imkansızdır Peki sivrisinek ne yapar?

Sivrisinek kendisine yaratılıştan verilen bir özellikle. Başı üzerinde bulunan ve testere görevi gören kesici organla, bitki dokularını rahatça keser. kestiği bitkiye yumurtalarını iter bir yaprakta bu şekilde bırakılmış 70 yumurtaya rastlanır bir yere bırakmak varken, zahmetli bir şekilde, zorlu bir yeri yumurtalarını bırakmak için seçmiştir. Tek amacı yemek ve yaşamak olan bir böcek niçin kendisini zora sokar zahmete kalkışır? Neden diğer türlerde değil sadece bu türdekilerin başında kesici organ vardır? Bu organı kullanma bilgisi, kim tarafından verilmiştir?
Yumurtalarını güvenliğe almak için bitki dokularını kesmeyi sivrisinek nasıl akıl etmiştir Sivrisinek, özel bir dizayn ve "programla" birlikte yaratılmıştır.
 
"Leicester sivrisineği" yumurtayı bambu saplarının deliklerine bırakır. Bambu içi güvenli olduğu kadar, larva ihtiyaçlarına cevap veren bir ortamdır. Sivrisinek yumurta bırakırken diğer sinekler gibi- akılcı bir yol izler. Leicester arka bacaklarını bambu saplarındaki suya sokar, yumurtalar suya düşer ve gelişimlerini sürdürürler.
İlk yağmurda yumurtalar kuluçkaya girerler. Yumurtlamayı takip eden 3 gün içinde kuluçka biter kurtçuklar çıkar. Yumurtanın içinden kurtların olgunlaşarak çıkmaları aynı dakikada olur. Bir dakika da kurtlar suda gezer. hiç durmadan, ne bulurlarsa yiyip müthiş bir süratle büyürler sivrisinek türünün ataları, gözlemlerle yavrular için en güvenli ortamın bambu sapı olduğunu tespit etmiş, bütün soyun bu yöntemi izlemesine mi karar vermişdir? bu emir nesilden nesile, mi aktarılmıştır Bu soruların cevabı normal ve vicdanlı insanı tek noktaya
yaratılışa götürür. Dünyada bir bambu sapının içindeki su birikintisinde, bilmediğimiz, aklımıza dahi gelmeyen bir hayat vardır ve bu hayat ustaca
biçimde yaratılmıştır. İnsana düşen yaratışı görmek yaratan Allah'ın gücünü takdir etmektir. Kuran'a göre;
Allah'ın yağdırdığı ve yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda her canlıyı orada üretip-yaymasında düşünen topluluk için ayetler deliller vardır.(Bakara, 164)


Yumurtadan çıkan yavru sivrisineğin erişkin haliyle hiç ilgisi yoktur bambaşka bir canlıdır. 1- 1,5 mm . uzunluğundaki larvanın vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere 3 bölümdür Başı oval ve iki yanında birleşik gözler ve göz önünde kısa bir anten mevcuttur. larva, bu halden erişkin bir sivrisineğe dönünceye kadar zorlu bir yolculuk geçirir. Larvalar su altında yaşar Sürekli yedikleri için, bir haftada 6-7 kat büyür Bu dönem sivrisineğin yaşamı boyunca büyüdüğü tek dönemdir. Larva acıkır, yemek yer ve büyür. Larvanın nefes alması için suda boğulmadan asılı durması gerekir Sürekli beslenmesi gereken sivrisinek, su üzerinde asılıyken yemeğine nasıl ulaşır Bunda çok özel bir yöntem gerekir, ancak canlı ne düşünebilen ne de gelişim kabiliyetine sahiptir, yalnızca bir buçuk mm büyüklüğünde bir larvadır. acilen beslenmeslidir, yoksa ölür
Larva zorunlu durumda suyun içine dalar. bu uzun süremez nefes almak için tekrar su yüzeyine dönmelidir Larvanın başaşağı suda dururken yemek yebilmesi doğuştan kendisine verilmiş önemli bir mekanizması vardır. Avına her zaman gidemeyen larva, suyu hareketlendirerek avını ayağına getirir.
ağzıyla suda akıntı yaratır. sudaki bakteriler, su hareketiyle larvanın ağzına gelir. Larva bakterileri yer. Bir sivrisinek larvası günde 100-1000 cm3 suyu süzebilir. larvanın ağzındaki fırça, hayvanın beslenmesi için yapılmıştır Larva bu sistem sayesinde boğulmadan besinine ulaşır küçücük bir larva bile Allah'ın "rızık veren" Rezzak sıfatının koruması altındadır olduğunu gösterir. Kuran emrediyor Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir.(Ankebut, 60)
 
Tüm sivrisinek larvalarını, suda kendi halinde yüzen ve beslenmede bakterilerle yetinen sakin canlılar olarak tanımlamak doğru olmaz Bazı larvalar yırtıcıdır. sürekli beslenen larva türleri yiyecek bulamadığında birbirini yer. larvalar için temiz değil, bakterice zengin kirli su daha uygundur. temiz sularda, sal şeklindeki yumurtada yalnızca birkaç tane larva hayatta kalır. anne sivrisinek bunu bilir ve yumurtalarını bırakmada kirli suları seçer! Kirli suda, sal şeklindeki yumurtalardan yaklaşık 100 tanesi sağlam çıkar. sivrisinek seçim yapmıştır Sivrisinek biri temiz biri kirli iki farklı sudan kirli suyu seçer
sivrisinek, türünün devamı için geçerli önlemleri düşünerek mi yoksa gözlemleyerek mi bulmuştur. ikisini de yapamaz. Sivrisineğin tecrübe kazanması, doğru kararlar vermesi gelecek nesillere aktarması söz konusu değildir.
 
Mansonya türünün larvası, soluk almak için su yüzeyine çıkmaz. akıllı ve zor bir yöntem izler. Su altındaki oksijen, suda çözünmüştür canlılarca kullanılır Bitkiler kök ve dokularında oksijen biriktirir Mansonya larvası bitkilerdeki oksijeni kullanır. Larvada,bitki köklerini delmeye ve içindeki havayı çekmeye yarayan testere biçimli bir organ vardır. oksijen ihtiyacını rahatlıkla karşılar ve su altında sürekli kalabilir. Burada büyük bir dizayn vardır. Suya çıkmayan mansonya larvasının yapısında, bitki köklerini delmesi ve köklerin içindeki havayı çekmesi için herşey vardır.
larva, vücudundaki "alet"lerin ne amaçla verildiğini oksijene ihtiyacı olduğunu ve oksijenin bitki köklerinde olduğunu bilmektedir. 1.5 mm . boyunda ve dünyaya yeni gelmiş larvanın nasıl olup da bunları bildiği ise evrimcilerce cevaplanamamıştır
 
Akıntılı yerlerdeki larvalar yaşamda bir yerlere tutunmak zorundadır Vücutldaki destek sistemleriyle bu problemden kolayca kalkarlar. hızlı akan sulardaki larva arkalarında 45 derece eğimle vücutlarıyla birleşmiş uzun bir itici bulunur iticinin ucundaki küçük kitin kancalarıyla larva herhangi bir yere tutunur ve kendisini akıntıya karşı korur. Heptegina cinsi sivrisinek larvası vantuz sayesinde güçlü akıntılara dayanabilir.
 
sivrisinek larvaları doğuştan mimardırlar. Kendilerini bir yere yapıştıracak vantuzları olmayan larvalar, düşmanlarından korunmak ve akıntıya karşı koymak için kendi evlerini kendileri yapar Bu ilginç ve şaşırtıcıdır, her aşaması zorluklarla doludur yumurtadan çıkan larvanın, güvenliğini sağlamak ve akıntıya koymak için bir eve ihtiyacı olduğunu fark etmesi, bir ev yapması gerekir.
larva bir plan yapar. Ancak Larvada ne teknik alet ne de organ -gaga, pençe, vardır. bütün ihtiyaçları düşünülmüş olan larva, ev yapması için gerekli malzemeye doğuştan sahiptir. Kolaylıkla şekil verebileceği jelatin bir madde salgılar. Bu malzemeyi en doğru şekilde kullanan larva, kendisi için en uygun boru benzeri bir yuva yapar. yuvayı ya çamur veya kuma gömer, ya da yanında taşır. larvanın doğar doğmaz kendini güvenceye almak için ev yapması ve ihtiyaç maddesini vücudunda hazır bulur
Larva kimyager olmadığına göre salgıyı kendi zeka ve bilgisiyle ürettiğini düşünmek akıllıca olmaz. Kendi aklı ve zekasıyla üretse bile bunu üreten bir sistemi vücuduna yerleştirmesi
düşünülemez. Mimari eğitimi olmadığına göre, yuva yapıp kuma gömmeyi planlayamayacağı ortadadır.
bir larva, evrimcilerin iddia ettiği gibi
özelliklerini tesadüfen veya tecrübeyle kazanmış olsa da bilgilerini sonraki nesile aktaramaz. Yeni doğan canlı, kendisine öğretecek biri olmadan öğrenemez. bir canlı bir bilgiye doğuştan sahipse, bilgiyi en doğru şekilde kullanıyorsa tek bir anlamı vardır: bilgi ve özellik her, canlıya, yoktan vareden Allah tarafından verilir.
 
Larva gelişme döneminde sürekli yer. ağzının sürekli su olması ve başaşağı durması gerekir. larvanın ikinci temel ihtiyacı nefes almaktır. Peki bu iki temel ihtiyacı nasıl karşılayacaktır?
İnsanlar suda nefes için bir oksijen tüpü, şnorkel, gibi özel aletlerden yararlanır Sivrisinek larvası, doğuştan dalış teçhizatına sahiptir. Suda başaşağı dururken, vücud arka tarafında bulunan solunum borularıyla nefes alır. Kimi larvalar suya paraleldir karınlarında bulunan üç solunum deliğini kullanır Bu sistem şnorkel ve hava pompalarının benzeridir.
ortada akılcı bir dizayn varsa, onu yaratan bir akıl vardır.akıl, "alemlerin Rabbi", yani en küçükten en büyüğe kadar tüm dünyaların, tüm boyutların hakimi, eğiticisi ve düzenleyicisi Allahtır Allah yarattığı varlıklarda eşsiz sanatını tecelli ettirerek insanlara varlığının delillerini gösterir. Bu sanat _ ister insan beyninin karmaşık yapısında bir sivrisinekte ve her yerdedir Bakara Suresi'nin 26. ayetinde, tek başına bir sivrisineğin bile, Allah'ın vermekten çekinmeyeceği büyük bir örnek olduğu belirtilir: Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, örnekten çekinmez. iman edenler, kuşkusuz Rablerinden gelen gerçeği bilirler; inkâr edenler Allah, neyi amaçlamış?" derler. Allah, birçoğunu saptırır, birçoğunu hidayete erdirir. O, fasıklardan başkasını saptırmaz. (Bakara, 26)
 

Şnorkele Su Kaçarsa...
Sivrisineğin şnorkel benzeri bir solunum borusuyla nefes aldığını yukarıda belirttik. Ancak şnorkelle nefes almanın bir tehlikesi vardır. Eğer suda oluşacak bir dalgalanma ya da rüzgar şnorkelin içine su kaçırırsa bu, sivrisineğin boğulmasına neden olur.
Ancak çok özel bir tedbir sayesinde bu durum engellenmiştir. Şnorkellerin havayla temas eden uç kısmı özel bir yağla doğuştan kaplıdırlar. Bu yağın özelliği suyu iten (hidrofob) bir yağ olmasıdır. Larva başaşağı su içinde dururken, bu yağ sayesinde solunum borusunun deliklerinden içeri su giremez.
Bu salgı özel olarak su için yaratılmıştır. Larva sudan başka bir sıvının, örneğin petrolün içine konulduğunda, salgı görevini yapamaz. Petrol şnorkelden içeri girer ve larvanın boğulmasına neden olur.
10 milimetrelik bir larvanın, birkaç milimetre uzunluğundaki solunum borusunun ucunda böyle özel bir yağın varolması, üzerinde durulmadan geçilebilecek bir konu değildir. Ayrıntılara dikkat edelim:
- Suyun şnorkelden içeri girme riskine karşı böyle özel bir önlem alınması.
- Salgının tam ihtiyaç duyulan yerdeki, yani solunum borusunun ucundaki hücreler tarafından salgılanması.
- Bu yağlı salgının her yeni nesilde kendiliğinden varolması...
Bütün bunların varlığı tesadüflerle açıklanabilir mi?
Elbette ki hayır.
Çünkü tesadüfler karmaşaya neden olur. Milyarlarca tesadüfün ardarda sıralanması ise kaos anlamına gelir. Birbirinden bağımsız parçalardan oluşan ama bu parçaların uyumu sayesinde ortak bir amaca hizmet eden sistemler ve mekanizmalar, kaos sonucunda değil, ancak bilinçli bir dizayn sonucunda ortaya çıkabilirler.
Evrim teorisi ise mevcut canlıların bugünkü hallerine daha basit yapıda olan canlıların zamanla gelişmesi sonucunda ulaştığını öne sürer. Evrime göre bu gelişim, zamanla meydana gelen tesadüfi değişimlerin, basamak basamak birbirine eklenmesi sonucunda gerçekleşmiştir.
Her ne kadar Latince isimler ve karmaşık terimlerle "bilimsel" bir kılıfa sokulmaya çalışılsa da, evrim teorisinin temel mantığı tek kelimeyle ifade edilebilir: "Tesadüf".
Şimdi sivrisineğin nefes almasını sağlayan özel yapısının nasıl varolmuş olabileceğini, evrim teorisinin iddialarını da göz önüne alarak inceleyelim.
Evrime göre bundan binlerce yıl önce daha basit yapılı sivrisineklerin bulunması gerekirdi. Bu hayali senaryoya göre, o zamanki sivrisineklerin solunum borularının daha oluşmadığını varsayalım. Peki o zaman sivrisinek larvaları ne yapacaklardı?
I) Larva suyun içinde başaşağı durmayacak, nefes almak için başını suyun üzerinde tutacaktı. Bunun kaçınılmaz sonucu bütün larvaların açlıktan ölmesi olurdu.
II) Tesadüfen larvanın vücuduna bir solunum borusu eklendiğini varsayalım (bunun teknik olarak imkansızlığına ileride değineceğiz), solunum borusunun ucunda bulunan ve suyun boruya girmesine engel olan yağ olmadığından larva boğularak ölecekti. Larvanın, bu yağı sentezleyen hücrelerin vücudunda oluşmasını bekleyebileceği tek bir saniyesi bile olamayacaktı. Kısaca bu evrim teorisinin kendi içerisinde çelişkili bir durum oluşturmaktadır.
III) Solunum borusunun ve borunun ucunda bulunan yağın aynı anda bir şekilde larvanın vücuduna eklendiğini varsayalım. Bu yalnızca o larvanın hayatını kurtarırdı. Çünkü vücudunda oluşan bir değişimi bir sonraki nesile aktaramayacaktı. (Parmağı kesilen bir kadının çocuğunun eksik parmakla doğmayışı gibi.) Oysa, vücuttaki değişimin bir sonraki nesle aktarılabilmesi için, evrimin yeni organ veya organel oluşturmakla kalmayıp bunun genetik kodunu da canlının üreme hücrelerinde bulunan DNA'ya eksiksiz olarak eklemesi gerekmektedir.
Bu nokta çok önemlidir. Bu yüzden konuyu bir başka örnek üzerinde inceleyelim. Örneğin insanın atası olduğunu varsayacağımız bir canlının vücuduna yeni bir organ, mesela karaciğerin eklenmesini düşünelim. Karaciğerin genetik kodu, milyonlarca şifreden oluşur. Bu şifrelerin hepsinin aynı anda, o canlının üreme hücrelerindeki DNA'ya katılması gerekir ki bir sonraki nesilde de ortaya bir karaciğer çıksın. Milyonlarca şifre içinde yapılacak tek bir hata, karaciğerin oluşamamasına, daha doğrusu işe yaramamasına ve canlıya yarar değil zarar vermesine yol açar. Sözünü ettiğimiz hayali canlı yaşamını sürdüremez ve yokolur gider.
Burada bir nokta daha vardır. Söz konusu canlı, vücudunda bir karaciğer oluşana kadar ne yapacaktır? Karaciğerin vücutta yürüttüğü hayati fonksiyonları hangi organ yapacaktır? Kısacası böyle bir canlının bir zamanlar varolduğunu düşünmek bile mantıksızdır. İlk insan, tam ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmış; yani yaratılmış olmalıdır.
Aynı şekilde sivrisinek de, sahip olduğu özellikleri DNA'sında genetik şifre olarak taşımak zorundadır. Aksi takdirde bir sonraki nesil bundan mahrum kalır. Sivrisineğin atası olduğunu varsaydığımız hayali canlının üreme hücrelerine, hem solunum borusunun, hem de bu borunun ucundaki hücrelerin ürettikleri yağın genetik şifrelerinin aynı anda, eksiksiz, hatasız olarak katılması gerekir ki, bu imkansızdır. Bunun anlamı da yine sivrisineğin eksiksiz ve kusursuz bir şekilde bir anda varolduğu, yani yaratıldığıdır.
Peki sivrisinek soluduğu havayı vücuduna nasıl dağıtacaktır?
Sivrisineğin solunumu şu şekilde gerçekleşir:
Sivrisineğin aldığı hava, iki ufak torbacığa dolar. Bu torbacıklar vücuda yayılan kılcal hatlara bağlıdırlar ve bu hatlarla havayı her yere dağıtırlar.
Torbacıkların arasında sivrisineğin ihtiyacına uygun bir kalp vardır. Kalp, düzenli atışlarla torbacıkları pompalayarak, havanın vücuda dağılmasını sağlar. Kalpten hemen sonra mide ve bağırsaklar gelir.
Burada sözünü ettiğimiz kalp, mide ve bağırsakların da eksiksiz olarak sivrisineğin vücudunda bulunmaları gerekir. Üzerinde uzun uzun durduğumuz solunum sisteminin yanı sıra, bu organlar da sivrisinek için vazgeçilmezdir. Bütün sistemleri bulunan fakat kalbi olmayan bir sivrisinek elbette ki düşünülemez.
 
Sivrisinek larva ve pupa dönemini suyun içinde geçirir suya yakın yerlerde bulunur. Su molekülleri, güneş ışınlarını yansıttığı için, larvanın bundan olumsuz etkilenmesi gerekir. Oysa larva güneşten etkilenmez bu sivrisineğin vücudundaki pigment sayesinde çözülmüştür. pigment, tamamı ürik asit granülleriyle doldurulmuş olan ürositlere benzeyen hücreler ağından oluşur. Ürik asit, şeffaf larva ve pupayı güneşten korur sivrisinek güneşte kavrulmaktan kurtulur. bütün mucizelerin, sivrisinek vücudunda, mucize eseri kendiliğinden ortaya çıktığını varsayalım. bu kalkan bile larva vücudunda olmasa, tüm özellikleri anlamı kalmaz, larva güneşte kavrularak ölür. Sivrisineklerde larva dönemi bir hafta sürer. Bu süre ısıya bağlıdır beslenmeyle ilgilidir.
Larva giderek büyür, derisi fazla büyümesini engelleyecek şekilde gerginleşir. Bu ilk deri değişim zamanının geldiği anlamına gelir larva pupa dönemine geçmeye hazırdır.

büyüyen larva sert derisini açmak için keskin bir alete ihtiyaç duyar. dışardan hiçbir canlının yardımı olmadığı için, bu problemi kendisi çözmelidir ihtiyacı olan her şeyi kolayca bulur. onun için bir kolaylık vardır. Her şeyi yaratan Allah, larvann ihtiyacı için özel bir organ vermiştir Larvanın baş arkasında, sert deriyi kırmaya yarayan bir organ vardır. Bu organ deri değişiminin ardından atılır. bu organ oluşmasaydı ya da geç oluşsaydı, larva deriden çıkamayacağı için sıkışıp ölecekti. Alttan gelen yeni deri yumuşak ve esnektir. Larvanın büyümesi de bu esnek deri sayesinde kolaylaşır Sivrisinek larvası gelişimini tamamlayıncaya kadar 3 kez deri değiştirecektir. Toplam 4 defa deri değiştirerek gelişir ve 10 mm uzunluğa varır Sivrisinek kurtçukları gerçek bir sivrisinek olmak için son aşama "pupa" dönemine girer. Bu en fazla birkaç gün sürer pupa beslenmez. Sivrisineğin ayak ve kanatlarının yeralacağı göğüs kısmıyla birleşmiş olan kafası büyük ve yuvarlaktır. sivrisinek yepyeni bir canlı gibidir ve ihtiyaçları değişmiştir.
 
Larvadan pupaya geçişde solunum şnorkelleri kapanır larva nefessiz kalır Ancak ilginç bir gelişme olur ve pupanın ön tarafında iki yeni hava borusu çıkar sivrisinek, kendisi için çok özel tasarlanmış bir gelişim programıyla hayatta kalır. Larva iki yeni hava borusunu su yüzeyine çıkartarak nefes alır.Pupalar, soluk almak için su yüzeyine yakın durur Hareketler süratlidir, beslenmeye ihtiyaç yoktur. Pupa dönemi 3-4 gündür Pupanın sonuna doğru, sivrisineğin rengi esmerleşir, deri şeffaflaşır. Beş günde pupanın şeffaf deri açılır ve erişkin sivrisinek sudan çıkacak hale gelir. çıkış anı, insanı hayran bırakacak bir ustalık gösterisidir. genç sivrisinek, suda yüzen pupasından, suya değmeden çıkar. Bunu başarması şarttır, çünkü ıslanmış kanatla uçamaz.
Kanatlar ve bacaklar pupa evresinde gelişir pupanın içinde kullanıma hazır bekler Kozadan çıkmadan önce pupa nefes alarak genişler. genişlemenin etkisiyle koza baş tarafından çatlar. çatlama baş taraftan değil de, alt taraftan başlasaydı, sivrisinek su yüzeyine çıkamaz boğularak ölürdü.
Çıkmaya hazırlanan sivrisinek büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Çatlayan kozaya su girerse bu onun sonu olur bunun tedbiri önceden alınmıştır. Kozanın yırtılan baş tarafı, sivrisinek kafasının su ile temasını engelleyecek özelliklere sahip, yapışkan bir sıvıyla kaplıdır. Bu sıvı hayvanın daha önce kullandığı "şnorkel sıvısında olduğu gibi, suyu iten hidrofob yapıya sahiptir. özel sıvı pupanın baş tarafında olmasaydı, çatlayan kozaya su dolardı. Kanatları ve vücudu ıslanan sivrisinek, kozayla beraber batardı.sineğin kozadan çıkarken karşılaştığı tehlike bununla sınırlı kalmaz, onu zorluklar bekler. Suyun içinde kendisini çevreleyen kozanın içinden çıkmaya çalışan sivrisineğin Dengesi bozulup kozayı ters çevirebilir. Çıkarken suda ıslanıp boğulur. Pupa nefes almaya devam eder. Esecek en ufak rüzgar onun suya değip ıslanmasına ve ölmesine neden olur sivrisinek pupadan çıkmak için rüzgarsız bir anı seçer. başını ve ön ayaklarını kozadan yavaşça çıkarır. Ön ayaklarını suya yaslayıp, vücudun kalan kısmını su içindeki kozadan çeker. sivrisineğin ayakları mükemmel bir tasarımla yaratılmıştır suda batmayı engelleyen bir yapısı vardır. ayaklarda bu özellik olmasaydı, hayvan suyua çıkamadan, kozanın içinde boğularak ölürdü.

Sivrisinek sualtı dünyasından, dış dünyaya herşey tamamlanmış olarak çıkar kanatları sualtında olumuştur. Kan emeceği özel mekanizma sualtında oluşmuştur. Kurban dokularını uyuşturacak, kan pıhtılaşmasını engelleyecek özel sıvı sualtında oluşmuştur. Karşı cinsin kanat çırpma frekansını ayırt edecek üstün algı yeteneği sualtında olusmuştur. Ve Sivrisinek su içinden dış dünyaya, eksiksiz yaratılmış olarak adım atar. dünyamız yoktan var olmuştur

Kozadan çıktıktan sonra sivrisinek suyun üstünde dinlenip uçup gider. hayata başlamıştır. Suyun içinde yaşayan larvanın, uçmayı bilmesine imkan yoktur. uçuş için gerekli kanatlar, o daha suyun içindeyken eksiksiz yaratılır Eğer uçacağı kanatların ve su üzerinde durmasını sağlayacak ayakların gelişimi, sivrisinek suyun içindeyken bitmeseydi, bu onun sonu olurdu. Sivrisinek pupadan çıkınca boğulurdu. Oysa her şey tam zamanında hazırdır. Sivrisineğin dünyaya gelmesindeki tüm aşamalar hayvanın yumurta olarak suya bırakılmasından uçmasına kadar geçen aşamaların hepsi, birer harikadır görürüz. Sivrisinek gözlerini dünyaya açana kadar yüzlerce tehlikeden geçer. Bunların herbirinde hassas dengeler ve ince ayarlar vardır bu dönemeçleri kusursuz aşarak hayata gözlerini açar.
son derece etkileyici bir dizayn vardır tek bir sivrisinek dahi Allah'ın yaratışındaki muhteşemliği gösterir
"Allah bir sivrisineği örnek vermekten çekinmez" (Bakara, 26). evrendeki her varlık ayetlerle doludur.

Suyun içindeki dünyasını bırakıp yeni dünyaya adım atan sivrisinek bambaşka bir canlıdır. canlının bedeni
sayısız mucizeyle doludur. sivrisineğin vücudu incelenirse her ayrıntıda çok özel bir yaratma görülür.
mucizelere tanık olmak için sivrisineğin yapısını ele alalım. Sivrisinekte 3 bölge bulunur: baş, göğüs ve karın Herbiri tasarım harikasıdır Sivrisineğin başının üst yanından iki anten çıkar. duyu hücrelerince zengin, çok hassas algılayıcılardır. Erkek sivrisinek antenleri, dişilere göre hassastır bu antenler sayesinde, çiftleşme geldiğinde, binlerce sesten dişisinin kanat sesini algılar Dişi sivrisinekde, antenlerin arasında, sivrisineğin kan emmede kullandığı emme tüpü ya da hortumu bulunur. hortum basit yapıda değildir. karmaşık bir sistem barındırır. hortum, çok özel bir kesme ve vakumlama mekanizmasıdır adı "labium"dur. Sivrisinek ısırdığında kılıf geriye esner kesici mekanizma devreye girer. 6 parçadan oluşur. 4 tanesi kesici bıçaktır ve oldukça etkilidir insan derisini kolayca keser kurbağanın ya da bir yılanın pullu derisini de kesebilir Diğer iki parça birleşerek içi boş bir boru meydana getirir Sivrisinek tüpü bıçakların açtığı yaradan içeri sokar ve kurbanının kanını emer Bıçaklardan yaraya akıtılan sıvı dokuları uyuşturur. Bu lokal anestezidir. sivrisinek derinizi kesip, kanınızı emerken bir şey hissetmezsiniz. bu sıvı kanın pıhtılaşmasını engelleyerek, sivrisineğin kan emmeye devam etmesini sağlar. Sivrisineğin ısırdığı bölgenin kaşıntı yapması ve şişmesi bu sıvı yüzündendir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Hayvanlar alemi
Kaynak yol ve macera .com

6000 Yıllık Gelenek Kazak Avcıları

Moğolistan’ın batısındaki Altay bölgesi yeryüzünün en ıssız yerlerindendir Pek yol geçmez Moğolistan, Kazakistan, Çin ve Rusya ile sınır olan Altay Dağları’nın karlı dorukları aşılmaz bu çorak topraklarda yaşayan insanlar için avlanmak imkânsızdır Bayan Ölgii  Moğolistan’ın 21 ilinden biridir ülkenin en batısındadır. Bölge nüfusunu Kazaklar oluşturur. Bunlar 1800’lerde Rus İmparatorluğu tarafından buraya sürülmüştür. Bu Kazaklar dünyadan uzak, yurt adını verdikleri çadırlarda zorlu kışlarda yaşar kartalları eğitip at sırtında avlanırlar.

Bir kartalla her şeyi avlayabilirsin, dünyada ondan daha iyi bir avcı yoktur. Kartallar insanlardan çok daha güçlü gözlere sahiptirler ve avı 2 kilometre öteden seçer. Kartalların eğitimi yıllar alır ancak eğitimli kartal ile avcı arasındaki bağ çok güçlüdür. Bu güven için kartallar küçükken eğitilir Çocuk ve koyunlara zarar vermemesi öğretilir . Dişi kartal erkekden daha ağır olduğu için daha iyi avcıdır ve daha büyük av getirir Geleneğe göre Kazak avcılar kartallarını serbest bırakmadan önce yedi yıl onlarla çift olur Eğitilmiş kartal, at sırtındaki avcının sol koluna yerleşir. avcı, kolundaki hafif basınçtan kartalın av kokusunu aldığını hisseder.

Kazak avcıları eski Rus tüfekleriyle tavşan avlasa da av işini kartallar yapar En çok avladıkları hayvan tilki dağ sıçanı olsa da baykuş, kurt ve kar leoparını bile avlayabilir Moğol otlaklarında fazla hayvan otlatılınca bölgedeki yaban hayvanları azalmış Kazaklar ek gelir için çocuklarını şehre göndermiştir ancak geriye kalanlar için avlanmak bir ihtiyaçtır şu Kazak atasözü onların hayata bakış açısını çok iyi özetler “Hızlı at ve korkusuz kartal Kazakların kanadıdır.”

Babanız hayatta iken, olabildiği kadar çok arkadaş edinin. Atınız hayatta iken, olabildiği kadar çok yer gezin - Moğol Atasözü

Kaynak vikipedi.com

Kartal ile avcılık

Avrasya bozkırlarındaki doğancılık ve geleneksel biçimde kartal ile yapılan av, Kazakistan ve Kırgızistan'da Kazak ve Kırgızlarca uygulanmaktadır, Bayan-Ölgii, Moğolistan ve Xinjiang, Çin'de uygulanmaktadır. Türk halklarında altın kartal ile avcılık ünlüdür çakır kuşu, doğan ve ulu doğanlar eğitilmektedir.

Kazak ve Kırgız, Orta Asyasında doğan yırtıcı kuşlar ve Kartal ile avlamak isteyenler için ayrı terimler vardır. Kazakça, "qusbegi" (kuşbeyi) ve "kuş", ve "bek", yani "efendi", kuşların efendisi" anlamındadır. Eski Türkçede, "kush begi" hükümdarın doğancı kortu ve değerli rolünü yansıtan kağanın en saygın danışmanları için kullanılan bir tanımlamadır. altın kartal için Kazaklar bürgüt" ve "kartallı avcı" için "bürgütçü" kullanılmaktadır.


M.S. 936-45'te Mançurya'da göçebe bir halk olan Hitaylar, kuzey Çin'i fethetmiş. M.S. 960'ta Çini, Song hanedanı  fethedmiş Song hanedanı Çin kültüründe asimile olan Hitaylar'ı kontrol edememiş. Çinin 300 yıllık iktidarında Song hanedanı Song topraklarının fethinde Hitaylar'a haraç ödemiştir Hitaylar, Çin kültürüyle asimile olmalasına rağmen, kartal ile av konusunda göçebe geleneklerini korumuşdur


Kaynak mynet.com

Kartalı Evcilleştiren Orta Asya Türkleri Ve Onlara Özel Kartal Evcilleştirme Yöntemleri geliştirmiştir at ve kartalı
evcilleştiren türkler orta Asyada bir gelenek halini alan kartal evcilleştirmeye spor değeri kazandırır Kartalla avlanmak Türklerin en eski geleneğidir. 6.000 yıllıktır kartal evcilleştirme, kolay yapılan bir hayvan eğitimi ya da sporu olmadığı gibi, çok zahmetli ve tehlikeli bir iştir

Kartalı evcilleştiren Kuşbeyleri yavru iken yakalayıp eğittikleri kartala ‘kolbala’ yani elde büyütülen kartal, yetişkinken eğitilen kartallara ise ‘tüz kartalı’ oğa kartalı derler Doğa kartalını eğitmek, yavruyken yakalanıp büyütülen kartalı eğitmekten zordur. Kazak kuşbeyleri, kartalı huy açısından ‘akbeyil’ yani munis ve ‘kıngı’ ters mizaçlı olarak ikiye ayırır Akbeyil kuşlar sorun çıkarmadan insana alışır ters huyluların ehlileştirilmesi uzun zaman alır

Kazak kuşbeyleri kartalı yakalarken
Yerde avını yakalayan kartalın doyması beklenir. Kartalın uçmaya hazırlandığı sırada, hızlı bir atla kartal yakalanır. Doyan kartal uçmakta gecikirse yakalanma kolay olur. Ehlileşmiş kartal ile yabani kartal birbirine düşmandır. Havada uçan yabani kartal görüldüğünde, evcil kartal dövüş için salıverilir. İki kartal havada dövüşür birbirlerine pençe batırarak sarmaş dolaş yere düşerler ve yabani kartal yakalanır. Kartal bölgesine ağ ile tuzak kurulur. yere canlı veya derisi doldurulmuş tavşan veya tilki yem konulur. Havadan yemi gören kartal, yemi için dalış yaptığında ağa takılır. kartal yakalanır.

Kartallar dağlık arazilerde, sarp kaya girintilerine yuva yaparak yavrular. Anne kartal yuvası belli olmasın diye sabah erken yuvadan ayrılır akşam geri gelir. Anne kartalın olmadığı esnada yavru kartal çalınır bu tehlikelidir Avcı anne kartala yakalanırsa büyük bir tehlike ile karşılaşır Kartal kapanlada yakalanır ama çoğunlukla kartalın ayağı kırık ve zarar gördüğü için bu yol tercih edilmez. Kartalın evcilleştirilmesinde
Yakalanan kartal ‘ırgak’ denilen yerden yüksekçe ucu bağlanarak gerilmiş ipe kondurulur ve ip salınacak gibi sallandırılarak kuş bir kaç gece uykusuz bırakılır. güçlü bir hayvan olan kartal, uykusuzluğa dayanıksızdır gürültüden rahatsız olur kartalın yanında sabaha kadar şarkı söylenir çocuklara gürültü yaptırılır. kartal yorgun düşürülür ve insanlara alıştırılır Uykusuz kartal yere düşer uysallaşır. Kuşbeyleri, vahşi kartalları evcilleştirilirken ona vurup bağırmaz Onlara göre kartallar kincidir ve kötü davranışı asla unutmazlar. efsaneye göre, Naymanlar'ın Tölegetay adlı beyinin oğlu Kıtay’ı, eğittiği kartal saldırarak öldürmüştür.

Kartalın yeme alıştırılırken İyice aç bırakılır kartala bi parça et gösterilir. kartal eti yemekten çekinir. kanatlarına basılarak zorla et yedirilir. İlk eti yeyince, kartal verilen etleri yemeye başlar. Etler önce gagadan verilirken, zamanla uzaktan verilir ki, kartal uzaktan yeme gelmeyi öğrenir. Kartalın yemleri, koyun, sığır ve özellikle yılkı etidir . Keçi eti ise kartal için zararlıdır

Bazen kartalın midesinde et, yün ve av kemiği erimeyerek kalır. Kartalın midesini temizlemek için at yelesi veya kamış püskülü yumuşak şeyler yutturulur. midedeki kalıntılar aşağıya iner. Tecrübeli kuşbeyleri, hayvanı yemlerken devamlı kursağını kontrol eder Kartallar genelde 2 günde bir beslenir kursaklarının dolmaması ve aç kalmaması gerekir. Kartal iyice evcilleşip yeme geldiğinde, avcılık eğitimine geçilir. ‘şırğa’ veya dalbay denilen sahte av hayvanı hazırlanır Tilki boyutunda hazırlanan sahte av ipe bağlanır ve at süren kişi sahte avı sürükler. Kuşbeyi, aç olan kartalın tomagasını çıkarır ve kartal sahte ava saldırır.

Kartal, yakaladığı avı sahibinden bile kıskanarak vermek istemez. Kazak atasözü kartal kendisi için avlanır’ demektedir. avcı, kartala ‘toyat’ yemi vererek kandırır ve avı elinden alır. avcı yetişmezse, kartal avı parçalar Bu yüzden kuşbeyi avı görmeden kartalı uçurmaz Kartalla yapılan avcılıkta en keyiflisi tilki avıdır. ‘

Yüksekte uçan kartal, avı gördüğünde Yüksekten, dikine avına gelir Kartal için tehlikeli olan bu saldırı, avının atik şekilde kaçması sonrası kartalın yere çakılmasına neden olur. Kartal av hayvanınına hızlıca yaklaşır. Bu dalışta kartalın çalı ve çırpıya takılma tehlikesi vardır. Kartalın, avının üstüne gelerek sırtına pençesini batırır yüzünü arkasına çeviren avın burun kısmını pençesiyle yakalar. Kartalın en emniyetli avlanma şeklidir.

Bir kartalın iyi bir avcı olduğu yarış atları gibi dış görüntüsünden belli olur. İyi kartallar büyük başlı, gagası iri ve gözleri çöküktür. Kanat tüyleri büyük, paçaları kızıl ve dil altında parmak büyüklüğünde siyah bir ben bulunur. Ayakları kalın ve pütürlüdür. Kartal için en zor av baykuştur Kartala yakalanacağını anlayan baykuş, yere sırt üstü yatar iki pençesini havaya kaldırır. üstüne gelen kartalın kursağını delmeye çalışır. Kartal güçlü ve çevik olmazsa baykuş emeline ulaşabilir.

Kartalın Tilkiye oranla tavşan avlaması güçtür. çalılık bölgede yaşayan tavşan kartalın işini zorlaştırır. bir at kartal ve avcı için çok önemlidir. Atın hızı kartaldan ürkmemesi büyük önem taşır. Kartalla avcılık tek bir kişinin yapacağı iş değildir. Görev paylaşımı ve bir kaç kişiyi gerektirir. Turıpşı Bir tepenin üstünde kartalı tutar İzşi
Tilki veya tavşan gibi av hayvanlarını takip edip, saklandığı yerden çıkartır Kaguvşı Kaçan av hayvanının tekrar çalıya girmemesini ve düzlükte kalmasını sağlar. Tosuvşı Kartal avını yakalayınca , kartala yem vererek avı kartaldan alır Bakırşı Av çadırında kalan, av peşinde olanlara sıcak içecek ve yemek hazırlar

Kartal evcilleştirmek çok zahmetlidir Kartalın evcilleşme sürecinde
idman yapıp ava çıkması gerekir. Bu sayede tüylerini yeniler kartal. eylül ve mart aylarında karlı kış günlerinde ava çıkarılır. İdman mevsimi ağustos ve eylüldür


Kaynak vikipedi.com

kaya güvercini 

Güvercinlerde kafatası ile beyin arasındaki manyetik bazı tanecikler, yerin manyetik alanına karşı duyarlıdır Güvercinler bu sistemle yerin manyetik alanındaki değişimi hisseder. Bu sistem güvercinlerin çok uzaklardan uçurulduklarında bile yönlerini kolayca bulmalırını sağlar. Omurilik omurga kanalının son ucuna kadar uzanır. Omurilikten ayrılan sinir sistemi, bütün organlara ve kaslara kadar dağılır.

Trakya Türkiye’nin Avrupa kıtasındaki topraklarında kalan bölümü tanımlar Bu bölgeye Trakya bölgesi denilir Trakya kelimesi eski Yunan’dan günümüze gelen Balkanlardaki bir bölgeyi tanımlayan coğrafi bir terimdir. bugünkü Bulgaristan’ın güney kesimleri, Yunanistan’ın Tharaki im bölgesi ve Türkiye’nin Avrupa’daki topraklarını içine alır Trakya güvercinleri, bu bölgede yoğun olarak yetiştirildikleri için Bu güvercinlere Türkiyede “Trakya Makaracısı denilir , Trakyada Trakya Taklacısı”, “Rumeli Taklacısı”, “Rumeli Yerlisi”, “Trakya Yerlisi” ya da “Yerli” adı ile bilinir Dünyada Thrace Roller” adı ile anılır tanınmaktadırlar.

Bazı güvercinler Eti için yetiştirilir Lezzetli ve pahalı bir gıda olarak 0.5 kg karkas ağırlığında olmak üzere yumurtadan çıkıştan 28 gün sonra tüketilebilirler.

Trakya güvercininin kökeni hakkında fazla bilgi yoktur Türkiye'de uzun yıllardır yetiştirilir bölgesel bir yapısı vardır. Trakya dışında fazla görülmez. makaracıdır Dünyada “Oriental Roller” olarak bilinen ve köken olarak Türkiye'den kaynaklanan makaracı ırk ile, Bulgar ve Arnavutluk makaracısıyla akrabadır Vücut ve büyüklük olarak bu ırka benzer

Vücut orta büyüklüktedir Gagaları orta büyüklükte olmalıdır. Gaganın kısa olması farklı melezlemedendir Bu tür kuşlar kıymetli değillerdir. Boyunları uzun değildir. Ayaklar kısa ve dirsekten aşağısı paçasızdır. Dirsek aşağısındaki her tüy paça kabul edilir ve kuşun değer yitirmesine neden olur. Kuyruk telek sayıları 14 ile 18 arasındadır Kanatlar kuyruk üzerinde taşınır. Bu karakteristikdir. makaracı ırklardaki kuyruğun kanat altında taşınması bu kuşlarda olmamalıdır. Kanatlar farklı şekil taşıyorsa, bu güvercinlerin saf kan olmadıklarındandır. Gaga rengi beyaz olmalıdır. gaga ucunda kuşun kendi renginde küçük bir koyuluk bulunabilir. Sadece mavi renkde mor gaga rengine rastlanır Trakya güvercinlerinin rengi ne olursa olsun göz rengi açık renktir. beyaz renk olanlar istisna olarak siyah göz rengine sahiptir Trakya güvercinleri tepeli ya da tepesiz olabilir Bütün renklerde tepeli ve tepesiz olanlar bulunmaktadır. güvercinlerde tepe geniştir. ensenin altından başlar enseyi tam olarak sarmalar. Tepenin her ucunda “tepe gülü” adlı şekillenmeler makbuldur Dişileri bir çift yumurta yumurtlayıp kuluçkaya yatar. üç yumurtaya veya tek yumurtaya kuluçkaya yattığı görülmüştür.

Güvercin yumurtası ilk yumurtlandığında 15 gram kadardır. 11 gram doğan yavruların yedinci gün ağırlıkları 70, ondördüncü gün 170 grama ulaşır. Yavrular 24-25 günlükken tek başlarına yem yer Trakya ırkında başlıca 5 çeşit renk görülür Bunlar beyaz, siyah, kırmızı, sarı ve mavidir. Yaygın renkleri beyaz ve kırmızıdır. tepelisi ve tepesizleri bulunur.

Beyaz: güvercinlerin tüm vücudu beyazdır. İşaret taşımaz. farklı renkte tüy bulunmamasına dikkat edilir. Gözleri siyahtır. Gaga beyazdır.
Kanarya güvercinlerin vücutları sarıdır. İşaret taşımaz Vücutta beyaz tüy bulunmamasına dikkat edilir. Gözler açık renklidir. Gaga beyazdır.
Pal güvercinin vücutları kırmızı koyu kızıldır. İşaret taşımaz Vücutta beyaz tüy bulunmamasına dikkat edilir. Gözler açık renklidir. Gaga beyazdır.
Murakat (Siyah): vücutları siyahtır. İşaret taşımaz Vücutta beyaz tüy bulunmamalıdır Gözler açık renklidir. Gaga beyazdır. Zavrak (Mavi) güvercinler dumanlı mavi ve mavi-gri renktedir. işaret olarak kanatta iki sıra şerit bulunur. mor renk gagaya rastlanır. az bulunur “Küllü” olarak da adlandırılır. Zavrakların işaret olarak çakmaklıları vardır. Çakmaklıya “Tekir” adı verilir. Tekirler kanat üzerinde iki sıra şerit yerine küçük siyah noktadan oluşan pullu bir yapısı vardır.

Trakya güvercinlerinde renkler eşleştirilmelidir. kırmızı kırmızı ile, sarı sarı ile vb. Farklı renklerin eşleştirilmesi sonucu çıkan yavrular ana ve babanın renginde olmakla birlikte iyi yetiştiricilerce tercih edilmez farklı renklerde yapılan eşleştirmelerde renklerden biri beyazsa, yavrular alacalı olur beyazın beyaz ile eşleştirilmeli başka renkler katılmamalıdır.

Trakya güvercinleri ürkekrir ve ele gelmezler Makaracı ırkların uçuşuna sahiptir Trakya ırkı performans ırkıdır uçuş kuşudur. Performans ırklarında temel özellik uçuştur renk vb özelliklere de dikkat edilmelidir uçuştan taviz verilmelidir Son yıllarda makaracı ırklarda kostüm öne çıkmış ve uçuş gerilemiştir
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Hayvanlar alemi
Kaynak vikipedi.com

Balkanlardan Türkiye'ye kuş girişi göçmenler aracılığı ile hızla artmıştır. getirilen kuşlar daha gösteri kuşlarıdır. kuşlarla yapılan melezlemeler Trakya güvercinlerinin uçuşunu geriletmiştir. Trakya güvercinleri, uzun ve yüksek uçar. İyi bir Trakya kuşundan 3–5 saat uçması beklenir nokta yükseklikte uçmaları ile tanınır yerden yönetilmeleri kolay değildir. Yerde hareket göstermez ve Grup olarak uçarlar 10–30 kuşluk gruplar uçuşa idealdir. havada küçük gruplar halinde ayrılarak bağımsız uçmayı tercih ederler

Trakya güvercinlerinin en önemli uçuş özelliği makara yaparlar. Trakya güvercinlerinden sık sık makara değil kaliteli makara yapmaları beklenir. Peş peşe makaraya girme uçuşa ayrı bir renk katar

Kaynak yeni şafak.com

Camilerin cemaati: Güvercinler

güvercinlerle yoğun olarak meydan ve cami avlusunnda karşılaşıyoruz. bu adresi kim veriyor? Nasıl oluyor da bu kadar güvercin camide konumlanıyor? Güvercinleri Yabancı bir yere bıraksanız da yuvalarına dönerler. Bu yüzden güvercinleri, dönüp dolaşıp her seferinde Allah'a dönen kullara benzer İnna lillahi ve inna ileyhi raciun; Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz."
Güvercinlerle insanların birliği çok eski tarihlere dayanır. Kutsal metinlerde ilk Tevrat'ta karşılaşırız güvercinle. Nuh As bütün canlılardan birer çift alıp gemisiyle denizlerde yol alır ve tufanın bitip bitmediğini, suların çekilip çekilmediğini anlamaya bir güvercin uçurur. Güvercin ağzında zeytin dalıyla dönünce suların çekildiği anlaşılır. gemi Ararat Dağı'na oturur. Güvercinin getirdiği haberle başlar hayat yeniden.

Tevrat'a kaynaklık eden güvercin efsaneleri Sümer ve Babil kökenlidir güvercin önceden evcilleştirilerek kutsal kabul edilir güvercin barış simgesidir. Allah, insanoğlunu affetmiş, dünyayı eski düzenine döndürmüştür. Güvercin yüzyıllardır barışı sembolize eder. Güvercin kutsidir Güvercin biz Müslümanlar için önemlidir Hicrette mağaranın girişine yuva yaparak Peygamber Efendimiz'i Kureyşlilerden korumuştur,

coğrafyamızda güvercinin değeri, Orta Asyadan gelir Uygur metinlerinde güvercin 'kökürçkün' ve 'köğürçün' olarak geçer Türk topluluklarında güvercin kültürü yaygındır
Osmanlı gündelik hayatında da güvercin önemlidir. Kuşlarla ilgilenen kişilere 'kuşbaz' denir. Saray kuşbazları saray bahçelerindeki 'kuşluk' adlı bölümde bakılan kuşlarla ve güvercinlerle ilgilenirdi halk güvercin yetiştirenlere iyi gözle bakmaz Güvercincilerin başıboş oldukları
günlerini kuşlarla geçirip, evleriyle ve aileleriyle ilgilenmedikleri düşünülür kuşçulara kız vermek uygun görülmezdi.atasözü, “Kuşbazı ve kumarbazı öldüren gazi olur" der.

Osmanlıda halk kuşçulardan hoşnut olmazdı. Kuşçulardan hoşlanılmama sebebi evlerin damına çıkan kişinin, komşu evin avlusunu görebilme ihtimalidir avlu evin mahrem yeridir. kadınlar burada dolaşırdı Kuşçular kuş uçurmak ya da yakalamada damlarda gezdiklerinden mahrem hayatı gözetlemekle itham edilirdi bu sebeple kuşçular güvenilmez görülür kuşbazların tanıklığı kabul edilmezdi. Bugün bile güvercin yetiştirenlere böyle bir anlayışla muamele edilmeye devam ediliyor.

Güvercin denilince ilk akla gelen posta güvercinidir. Gagalarındaki müthiş yaratılışla nerede olurlarsa olsunlar yönlerini bulurlar bu hayvanlar, eğitilip haber taşıma amacıyla kullanılır. askerî ve siyasi mesaj taşıyan güvercin, çok başlar almış, çok savaş başlatıp bitirmiştir. 'barış ve haberleşmenin sembolü olmuştur Güvercinlerin müthiş gagaları bilim tarafından incelenmiş teknolojiye ilham olmuştur. İlaçların vücutta sadece hedeflenen noktaya ulaştırılması ya da uçakda ve uzay mekiklerinde bulunan manyeto metreleri küçültülmesi güvercin gagasından ilham alan teknolojilerdir.

güvercinlerle yoğun olarak meydan ve cami avlusunda karşılaşırız bu adresi ilham eden kimdir? Nasıl olur da bu kadar güvercin cami etrafında konumlanır Güvercinler insanları insanlar da güvercinleri. Sever Namaza gelen cemaat hayır için kuşları besler. Besin bulan kuşlar diğer kuşlara haber verir ve cami avlusu sürü halinde bu zarif kuşlara yuva olur. cami avluları huzurlu mekânlar oldukları için güvercinlerin fıtratına uyar güvercinlerin yaşadıkları mekânı seçmeleri insanın yaşam alanını seçmesine benzer Yırtıcı kuşlar fıtraten insandan uzak, doğayla iç içe yaşıyar. Güvercinler yaşam alanı olarak ibadethaneleri seçer
Güvercinler camilerin daimi cemaatidir ezanların beş vakit dinleyicileridir Nerede olurlarsa olsunlar camilere, ait oldukları mekâna geri dönerler Özgür olmalarına rağmen bağlılıklarında ısrarcıdır. Güvercinlerden kulluk adına öğreneceğimiz çok şey var.

Kaynak hobitat.com

Hayvanlarda aklımızın alamayacağı İlginç olaylar vardır kuş nasıl uçar kuşlar uzun mesafelere uçarlar harika bir yaratılış mucizesidirler ve kusursuz bir anatomileri vardır bu harika özellikleri Uçak mühendislerinin bile gözlerinden kaçmaz Mükemmel yaratılan kuşların vücutları üstün özellikler taşıyır uçarken son model süpersonik uçaklara fark atarlar Peki, Kuş motoru nasıl soğur Uçmak için dizayn edilen kuşların vücutları inanılmaz hafiftir kuş iskeleti esnek ve kuvvetlidir. 7-8 kilo ağırlıklı pelikanın kafatası, gagası, ayakları, kanatları ve kemiklerinin hepsi sadece 650 gramdır Vücud ağırlığın uçuş motoru görevi yapan göğüs kasları oluşturur.

Motorlu araçta radyatör motor için hayati öneme sahip soğutma sistemidir. Radyatörle motor arasında sürekli döndürülen su motoru soğutur ve motorun aşırı ısınıp patlamasını önler. Kuşların vücutları içersinde motor vazifesi gören göğüs kasları uçuşta ısınır radyatör olmasa kuşun ölmesi işten bile değildir Kuşlara mükemmel bir radyatör yerleştirilmiştir Akciğer ile irtibatlı hava torbaları bir radyatör gibi çalışır. Vücuttaki ısı ve nemi dışarı atan soğutma sistemi işlevi görür. vücuttaki karbondioksit gazını dışarı atıp yerine temiz oksijen getirir soğutma sistemi kuş için hayatidir tonlarca ağırlıkdaki uçağı harekete geçirip ve uçurmak için çok büyük bir güç ve enerjiye ihtiyaç vardır.

Uçağın gürültüsü herkesi etkiler binlerce metre aşağıdaki evlerden bile… Duyulan, uçağın devasa motorunun sesi vardı koca bir gövdeyi yerçekimine karşı havaya yükseltip uçurmak kuşların da enerjiye ihtiyaçları vardır. yerdeki diğer hayvanlar bu büyük güce ihtiyaç duymaz enerji ve efor sarfedilirken kuşun kalbi saniyede bir kaç kez atar. Nefesi hızlanır, vücut ısısı motorlarda olduğu gibi olağanüstü artar. Kırlangıçların uçuşdaki vücut ısısı 44, balıkçıl kışunun 41 ve Ördeğin vücut ısısı 43 derecedir. İnsanlarda 40 derece şiddetli hastalık belirtisi 42 derece ölüm demektir uçan kuşlarda kırlangıçta 44 derecelik vücut ısısı günlülk sıcaklıktır. uçmada aşırı efor sonucu sıcaklığın sürekli artar yaratılışta kuşlara harikulade radyatör sistemi yerleştirilmiş vücudun soğutulması sağlanmıştır özel radyatör sistemi kuşlara güvenle uçuş sağlar
 
Kuşların Akılcı ve İlginç Uçma Teknikleri vardır daha az enerji harcayarak uçmak taktikler geliştirmişlerdir? Sığırcık kuşları bir araya toplanarak uçarlar Kutup sumru kuşları göçte ‘S’ şeklinde bir rota çizer?
Allah yarattığı her canlıyı çok çeşitli özelliklerle donatmıştır. Tüm canlıların farklı özellikleri vardır. Bütün canlılar Allah’ın ilhamıyla hareket eder ve Allah’ı tesbih ederler Kuşların akılcı davranışları Allah’ın üstün yaratma sanatının örneğidir.
 

Sığırcık kuşları sonbahar ve kışın gökyüzünü siyaha boyar binlercesi birbirine çarpmadan ahenkle gerçekleştirdikleri dansları muhteşem bir görsel şölene dönüşür. Bu canlıların bir araya toplanıp güçlerini birleştirirler güvenliklerini sağlarlar Binlercesi bir arada hareket ederler ve şahinler, bu kuşları avlamakta zorlanırlar.
Bir araya gelince geceleri ısınırlar. Gün batımında, hava kararmadan ısınmak için gökyüzünde muhteşem dans gösterisine başlarlar.

Sığırcıklar Ekim-Kasım ayı toplanır 100.000’ini bir aradadır. Çok sayıda kuşun, bir araya gelmek için haberleşmesi, Yüce Allah’ın ilhamıyladır Ayette buyrulur:
Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, O’na gönülden boyun eğmişdir.(Bakara Suresi, 116) Kutup Sumru Kuşları ‘S’ Şeklinde Rota çizerler Kuzey Kutbu’nda yaşayan kutup sumru kuşları, her yıl 70.000 km uzunluğunda ki yolculuğunda tüm ömründe ‘ayda üç kere gidip gelecek kadar uzun bir uçuş gerçekleştirir. Bu kuşlar Kuzey Kutbu’ndaki Grönland adasından yola çıkarak, Güney Kutbu’na, Antartika sahillerine uzun bir yolculuk yapar. Büyük kıyı kuşları 5.000 km’lik yola yetecek kadar yedek yağ taşıyabilir düz bir rota izler. Ancak kutup sumru kuşu gibi küçük bir kuş yağı büyük kuş kadar, depolayamaz. farklı bir uçuş rotası çizerek enerji tüketiminde tasarruf sağlar. kuzeye, evlerine geri uçarken geliş yollar yerine, “S” rotası çizer.Ancak bu rota ile yollarını binlerce km uzatarak yolculuklarını iki katına çıkarır kuşların bu şekilde uçmalarının hikmetli bir açıklaması vardır. Kuşların dönüş yolundaki değişikliğin nedeni Atlantik Okyanusu rüzgarlarından faydalanarak enerji tüketimini aza indirir enerjilerini düz bir yolculuktan daha verimli kullanır Bu kuşların hesap makinaları ve mesaf ölçen aletleri yoktur.

Sumru Kuşları rüzgarı takip eder ancak rüzgarın itme gücünden faydalanıp az enerji harcayacakları bilgisine sahip uzun ve zahmetli göç yolculuklarını kusursuz bir üstün akıl ve teknikle başarırlar. bu başarının sahibi üstün akıl sahibi Yüce Allah’tır. Kutup sumru kuşu Rabbimiz’in yaratışı ihtişam ve ilhamıyla hareket eder hayranlık uyandıran göçlerini başarıyla tamamlarlar:

Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye kudreti altında tutuyor. Andolsun, zeval bulacak olurlarsa, kimse onları tutamaz. O Halim’dir bağışlayandır.” (Fatır Suresi, 41)
Kuşların Kanat çırpması çok fazla enerji gerektirir. kuşların enerjisi değerlidir bunu en ekonomik şekilde harcarlar. ağaçkakan uçarken kanat çırpışlarını keser ve kanatlarını vücuduna kapatır. kanatlarının havaya karşı oluşturduğu direnci önler ve havada ilerler

Albatroslar açık denizde yaşar Kanatlarını rüzgara açarak havada durur albatrosu uçması için Kuş kanatlarını olabildiğince geniş açar kuşun kanat genişliği “3.5 m’ye” ulaşır bu, kuşlarda ki en geniş kanat uzunluğudur. Albatros kanat kemiklerinde kanatları açık tutmaya yarayan kilit sistemi vardır. günlerce, haftalarca aylarca minimum enerji kullanarak hiç durmadan uçarlar Albatros yukarı yükselen dalgaları ve rüzgarı kullanarak, ilerler ve rüzgarda zigzaglar çizerek bir dalganın tepesinden diğerine geçer ve albatros tek bir kanat çırpmadan saatlerce su üstünde uçar

Kartalların Rahat Uçuş ve İnişini Sağlayan Vücut Yapıları vardır
Kartalların yerden havalanıp uçacak kadar hafif olmaları avlarını yakaladıklarında rahatça taşıyacak güçte olmaları gerekir. Bir kel kartalın 7000’den fazla tüyü vardır, hepsini biraraya koyduğunuzda tüylerinin ağırlığı 500 gram tutar. vücutların hafif olması için, kemik içi boştur. kemik yerinde havadan başka birşey yoktur. kel kartalın tüm iskelet ağırlığı 272 gramdan biraz fazladır.

kartal uçmak için gereken gücü kanat çırpışında, kanadının aşağıya olan hareketinden alır. kartalın kanatlarını aşağı iten kasların sayısı, kanatları yukarı iten kas sayısından fazladır. kartal için uçuş kasları önemlidir. Bu kaslar kuşun vücut ağırlığının yarısı kadardır. kartallar kanat pozisyonunu değiştirerek hızlı veya yavaş uçabilirler. Hızlı uçmak istediklerinde, kanat kenarlarını rüzgarın içine çevirir ve havayı keserler”. Kendilerini yavaşlatmak istediklerinde kanatlarının geniş kısmını rüzgara çevirirler.
Kartal inişini yaparken, kuyruğunu havalandırır ve vücuduna göre bir açıyla aşağı çekerek hızını azaltır. Kanat uçlarını alçaltarak onları fren olarak kullanır. Hız kaybederken, kanat üstünde oluşan hava akımı onun düşme tehlikesini arttırır Bunu “alulas”larını kaldırarak önler. Alulaslar uçan kuş kanatlarının ucundaki tüy öbeğidir. kanat yüzeyinde havanın çizgi halinde akmasına yardımcı olur. kuş tüm hızını kaybetmiştir. Dev pençelerini ileri uzatır, dalı kavrar ve böylece durur.

Bazı kartal türleri havada inanılmaz bir süratle aşağıya iner. Bu dalışda saatte yaklaşık 322 km. hız yapar Büyük kartallar avlarına çok hızlı çarpar Kel kartalın avına vuruşu, yivli tüfek mermisine kıyasla iki kat güçlüdür.
Kuşlarda Yaşadıkları Koşullarla Tam Bir Uyum İçinde Muhteşem Kanatlara sahiptir Hepsi birbirinden farklı kanada sahip olan kuşlar farklı uçuşlar yapar
And dağlarındaki tepeli akbabanın uzun ve geniş kanatlarındaki tüylerin ucunda açılıp kapanan yarıklar bulunur. Akbaba kanatlarıyla, ısınıp yükselen hava akımlarının üzerine çıkar saatlerce bir kez bile kanat çırpmadan süzülür. Karakenarlı albatrosun çok uzun ve ince kanatları, denizlerde esen güçlü ve düzenli rüzgarların üzerinde yüksek hızla uçmaya uygundur Kızıl gergedan kuşunun aralarında yarık olan kısa ve geniş kanatları, çabuk havalanmaya kaçmaya, dalların arasına ve yere doğru dalış yapmasına yarar.

Albatros, deniz kırlangıcı ve kılıç kırlangıçları hayatlarını uçarak geçirir uzun ve ince kanatlara sahiptir okyanus rüzgarlarında kolayca süzülür Şahinlerin, kartalların ve akbabaların geniş, dışa meyilli tüylü kanatları vardır. sıcak karalarda rahatlıkla süzülür
Sinekkuşları kanatlarını sekiz şeklinde hareket ettirir bir saniyede kanatlarını 60 defa sekiz şekli yapacak şekilde çırpar Kanatların hızlı hareketi onların havada rahat dolaşmalasını sağlar. Sinekkuşları çiçeklerden nektar içerken dolaşırlar. Uçarken hızlıca ters yöne dönebilir arkaya doğru uçabilir Bu diğer kuşların yapamadığı bir şeydir. Diğer kuşlardan farklı olan sinekkuşunun kalbi uçuşta dakikada 1200 defa atabilir. bir insan kalbi bir dakikada en fazla 200 defa atabilir. Sinek kuşunun kalbinin hızlı atması, kanat kaslarına çok fazla kan pompalar. kan, kuşun kanatlarının hızlı çalışmasına yardımcı olacak oksijeni taşır

Kuşların akılcı taktikleri kendi beyinleriyle düşünüp tasarladıklarını sahip oldukları fiziksel özellikleri kendi kendilerine vücutlarına yerleştirdiklerini ileri sürmek mantıksız bir iddiadır Allah kuşları ve tüm canlıları yoktan var etmiştir ve herşey O’nun emriyle hareket eder. Allah ayetinde buyurur ki
Allah, yedi göğü ve yerden onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; Allah herşeye güç yetirir ve ilmiyle herşeyi sarıp-kuşatır (Talak Suresi, 12)

 
Allah yarattığı tüm canlılara çok farklı özellikler vermiştir. Bu özelliklerle canlılar yaşamlarını devam ettirir, kuşlar buna güzel bir örnektir. Kuşlar arasında binlerce farklı çeşitte üreme, yuva yapma, avlanma, beslenme ve uçma şekilleri vardır. Bunlardan sadece bir tanesini incelemek bile Allah’ın sınırsız gücünü görmeye yeterlidir Allah ayetinde tüm varlıkların sahibinin Kendisi olduğunu bildirir: “Göklerde ve yerde bulunanlar O’nundur; hepsi O’na gönülden boyun eğmiştir Rum Suresi

 

Kaynak yeniasya.com

Şimdi kuşlara bak...


Yaratılış harikası olan ve insanları tefekküre sevk eden Kainat Kitabı'nın her sayfasındaki tefekkür Hârika bir kudret lezzetli bir hayret ve hayranlıkla dikkatlice seyredilen nazardır birbirinden güzel yaratılışa sahip kuşlar, Kainat Kitabı'nda kendilerine verilen önemli vazifeleri yerine getirir eşsiz güzellikler oluşturur ve Cenab-ı Hakka ibadet Biz biriz ve bir elden çıkmışız, Ve birimizi yapan, elbette umumumuzu O yapar” hakikatini ihtar ediyoruz ''Şimdi kuşlara bak: Onların cıvıldaşmaları bir Sâni-i Hakîmin söyletmesi olduğuna delil-i kat'î ise, hayret verir birbirine seslerle hissiyat ve ifade-i maksat etmeleridir.'' Bediüzzaman Sözler, 30. Söz, 20.

Kızılırmak Kuş Cenneti, Dünya Mirasına girmeye hazırlanıyor Türkiye’deki 452 kuştan 352’sinin tespit edildiği kışın 150 Bin kuş popülasyonunun gözlemlendiği tefekkür hazinesi ve hikmetli yaratılışla Anadolu’nun en büyük yaşam alanlarından olan Kızılırmak Kuş Cenneti, Dünya Mirası Listesi’ne girmeye hazırlanıyor.
Kuşlar eşsiz güzellikteki görüntülerle bizleri uyarıyor Mülk Suresi'nin 19. Ayet-i Kerimesini ''Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; O, herşeyi görendir.'' 
Samsun Belediye Başkanı Ziya Yılmaz, uluslararası turizme kazandırılacak Kuş Cenneti’nin Dünya Mirasına alınması için Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’na (UNESCO) ya müracaat edeceklerini açıkladı. 

Tropik ormanlardan sonra biyolojik üretimin en yüksek olduğu ekosistemlerden sulak alanlar, dünyanın en önemli genetik rezervuarıdır dünyadaki tüm türlerin yüzde 40’ını, tüm hayvan türlerinin
yüzde 12’sini barındırır Türkiye’de alanların yüzde 1,6’sını sulak alanlar oluşturur Türkiye’deki 198 sulak alandan 56’sı su kuşları, 4’ü balık, 16’sı su kuşları, ve balık bakımından uluslararası öneme sahiptir
Zengin kuş türünün yaşadığı Kızılırmak Kuş Cenneti’ni uluslararası turizme hazırlayan Samsun Büyükşehir Belediyesi kaçak yapılaşma, ve avcılık sorunun çözümüne devam ediyor.


KUR'AN-I HAKİM'DEN KUŞ AYETLERİ

Kuşlar eşsiz güzellikteki görüntülerle bizleri uyarıyor Mülk Suresi 19. Ayet-i Kerimesi kanat çırpan kuşları görmezler mi Onları havada Rahmandan başkası tutmuyor O, herşeyi görendir.'' 

Nahl Suresi 79.Ayet-i Kerimesi Göğün boşluğunda Allah'ın emrine boyun eğdirilerek uçan kuşlara bakmadılar mı bunda inanan için âyet ve ibretler vardır.''

En'am Suresi'nin 38. Ayet-i Kerimesi Yeryüzündeki hayvanlar gökyüzünde iki kanadıyla uçan kuşlar sizin gibi topluluktur hepsi Rablerinin huzuruna getirilecekler.''
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Hayvanlar alemi
Kaynak yeniasya.com

Şimdi kuşlara bak...


Nur Suresi'nin 41. Ayet-i Kerimesi Görmez misin ki, göklerde ve yerde bulunanlar dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini? Her tesbih ve duâsını bilmiştir. Allah, yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.'

Neml Suresi'nin 16. ve 17. Ayet-i Kerimelerini ''Süleyman Davud'a varis olup dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve her şeyden nasip verildi bu apaçık bir lütuftur." ''Cinlerden, insanlardan ve kuş orduları Süleyman'ın hizmetinde toplandı, hepsi onun tarafından sevkediliyordu.''

Sebe Suresi'nin 10 Ayet-i Kerimesi Andolsun biz Davud'a fazilet verdik. "Ey dağlar! Onunla tesbih edin." dedik ve kuşlara da emrettik ona demiri yumuşattık.''

Sad Suresi 19 Ayet-i Kerimesi'ni Kuşları
onun emrine vermiştik. Hepsi ona zikir ve tesbih ederlerdi.'' 

RİSALE-İ NUR'DAN BİR VECİZE

''...Şimdi kuşlara bak: Onların söyleşmeleri ve cıvıldaşmaları Sâni-i Hakîmin Herşeyi hikmet ve san'atla yaratan Allahın söyletmesi 
olduğuna delil-i kat'î ve kesin delildir hayret verici seslerle müdavele-i hissiyat duygu alışverişi ve maksadı ifade etmeleridir.'' ((Sözler, 33. Söz, 20. Pencere))

Risale-i Nur'dan Sözler 33. Söz

'Demek bir Sâni-i Hakîm tarafından ziya ediliyor; çarşı-yı âlem sergilerindeki antika san'atlarını onunla irâde ediyor. rüzgârlara bak Sair hakîmâne, kerîmâne vazifelerinin şehadetiyle, mühim vazifelere koşuyorlar dalgalanmak Sâni-i Hakîm tarafından bir tavziftir, bir tasriftir, Dalgalanmaları emr-i Rabbânînin çabuk yerine getirilmesine sür'atle çalışmaktır.

Şimdi bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara: Yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfî değildir. onlara âsâr-ı rahmet olan faidelerin şehadetiyle ve dağlarda
mizan-ı hâcet ifadesiyle ve mizan-ı hikmetle gönderilmelerinin delâletiyle gösteriliyor ki, Rabb-i Hakîmin teshiriyledir Şimdi yerdeki taşların cevahir ve madenlerin envâına bak: Bunlar Sâni-i Hakîmin tezyiniyle, tertibiyle, tedbiriyle, tasviriyledir
mütlak hakîmin faideleri ve hayatiye ve levâzımât-ı insaniye ve hâcât-ı hayvaniyeye muvafık bir tarzdadır

Şimdi çiçeklere, meyvelere bak: Bunların gülümseme ve tadları güzellik ve nakışları ve koku vermeleri Sâni-i Kerîmin, Mün'im-i Rahîmin sofrasında birer davetnamedir Şimdi kuşlara bak: Onların söyleşme ve cıvıldaşmaları Sâni-i Hakîmin intak ve söyletmesi olduğuna delil-i kat'îdir, hayret verir bir tarzda birbirine müdavele-i hissiyat etmektedir.
Şimdi bulutlara bak: Yağmurun şıpıltıları mânâsız bir ses olmadığına ve şimşek ile gök gürlemesi boş gürültü olmadığına kat'î delildir âb-ı hayat hükmündeki damlalar sağmak ve zemin yüzündeki muhtaç ve müştaklara emzirmek gösteriyor ki, o şırıltı, o gürültü, mânidar ve hikmettardır
Rabb-i Kerîmin emriyle o yağmur bağırıyor ki, "Sizlere müjde, geliyoruz!"

Şimdi göğe bak: Gök içinde yalnız kamere dikkat et. Onun hareketi Kadîr-i Hakîmin emriyledir , o mütlaktır yeryüzündei her damla mühim hikmetlerdir ziyadan kamere kadar, küllî unsur geniş tarzda ve büyük mikyasta pencere açar, bir Vâcibü'l-Vücudun vahdetini ve kemâl-i kudretini ve azamet-i saltanatını gösterir, ilân eder ki ey gafil! Eğer
gök gürlemesi gibi bir sadâyı susturabilirsen ve güneşin ışığı gibi parlak ziyayı söndürebilirsen, Allah'ı unut. Yoksa aklını başına al, سُبْحَانَ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ  Yedi gök ve yerde olanların Kendisini tesbih eddiği yüce Zat, her kusurdan münezzehtir.

Kaynak vikipedi.com


Kuş

Kuşlar tüylü kanatlı, sıcakkanlı,  yumurta ile üreyen, omurgalı  hayvanlardır Yaklaşık 10.000 civarında türüyle en kalabalık omurgalıları oluştururlar. Kuzey Kutbundan Güney Kutbuna tüm ekosistemlerde yaşarlar. Boyutları arı sinek kuşunda 5 cm ile deve kuşunda 2,7 m'ye kadar değişir. Bulunan fosillere göre kuşlar, yaklaşık 200 milyon yıl önce yaşayan dinozorlardan gelmektedir. ilk kuş
150 milyon yıl önce yaşamış olan Archaeopteryx 'tir.
Kuşlar, İlk sıcaklıklı canlılardır üyelerinin tümü, tüylerle kaplıdır. çok gelişmiş ses kutuları vardır. Sert kabuklu yumurta bırakır kuluçkaya yatarlar. Embriyo, yumurta kabuğu ve amniyon zarı ile çevrilidir. Kuşların tam işlevli, karmaşık ve gelişmiş, büyük ve küçük dolaşım sistemleri vardır.

En eski kuş fosili, Solenhofen'ın Batı Almanyada bulunmuştur 140 milyon yıl önceye aittir dinazorgillerden Archaeopteryx'dir. 1860 yılında bulunmuştur. bilim dünyasında sansasyon yaratmıştır. bu fosil, sürüngen ve kuş özelliklerinin her ikisini de taşımaktadır. Fosil, H.V. Meyer tarafından Londra'daki British Museum'a konulmuştur. Kuşların ırkı dinozorlardan gelir kemiklerindeki hava boşlukları, göğüs, kanat yapılarındaki benzerlikler, günümüzde sadece kuşlarda bulunan lades kemiğinin dinozor iskelet yapılarında da yer alır. genetik bilimin gelişmesi ile, kuş embriyolarında çalışan bilim insanları genleri açarak kuş embriyolarında kuşların atası olan dinozorlara benzer görüntülere diş, pul, boyun ve kuyruk yapısına ulaşmışlardır.

Kuşlarda diş ve salgı bezleri yoktur, pul bulundurmazlar kafatası omurgaya bağlanır ve göğüs kemiği iyi gelişmiştir  alyuvarları çekirdekli ve oval, akciğerleri havayı verimli kullanır Devekuşları hariç idrar keseleri yoktur. Bir çift testis bulundururlar eşeyli canlılardır. Çiftleşme organı (penis) bazı türler (kaz, ördek) haricinde yoktur. iç döllenme görülür. Beyinden 12 çift sinir çıkar. Görme organları diğer duyu organlarına göre çok daha iyi gelişmiştir. Koku duyusu körelmiştir. metabolizma hızları en yüksek olan canlılardır

Kuşlarda, beyin gelişmiş davranış karmaşıklaşmıştır. sesle iletişim kurulması gelişmiştir. İnsan dışında başka bir canlı sesini taklit özelliği sadece kuşlarda bulunur. Ses analizleri tür ayrımında bir kriterdir Beslenme- kur yapma, saldırma ve korunma türden türe farklılık gösterir. Kuşlar kural olarak, Çobanaldatanlar haricinde kış uykusuna yatmazlar. Kış uykusunda sırasında  vücut sıcaklığını 70 C'ye kadar düşürmezler


Kuşlarda göç, yılın belli bir dönemini, kuluçkaya yattığı yerden uzak geçirmektir Gezici kuşlar, kuluçka yerinden değişik yönlere ayrılırlar Yerli kuşlar ise, sürekli kuluçka bölgesinde kalır. Her kuş grubunda geçiş grupları bulunur. Göç davranışı, kuluçka bölgesinde besinin azalması ile ortaya çıkar. Kuzey kuşları soğuk mevsimle ve bitkilerin yapraklarını dökmesiyle göç eder. su kuşlarının suların buz tutmasıyla ya da güney kuşlarında kuraklıkla yazın kuzeye göç başlar. kuşta, kışlama ve kuluçkaya yatma kalıtsaldır İlkbaharda ya da yazın iç ve dış etkilerle göç başlatılır.

Kuşlarda uçma yeteneği gelişmiştir sıcakkanlıdır tüm dünyaya yayılmıştır Bazı kuşlar dünyanın her yerinde görülür. Bazıları sadece belli bir bölgeye özgüdür. Tür sayısının en fazla olduğu yer tropik ormanlardır. Güney Amerika, ve Amazon tür bakımından en zengin bölgelerdir. Türce en fakir yer kutuplar ve kutuplara yakın soğuk tundralardır.

Soyu tükenmiş kuşlardan Archaeopteryx


Kaynak kelebeklerin.com

Kelebeklerin Yaşamı

Kelebekler sahip oldukları renk ve desenlerle en çok sevilen hayvanlardır görselliği ve, tüm yaşamları insanoğlu için çok ilgi çekicidir. Bir tırtıl olarak doğarlar kanatları yoktur kelebek olduktan sonra 1 hafta gibi kısa bir yaşam süresine sahipti bitki ve çiçeklerin üremesinde rol oynarlar ekosistemi ayakta tutarlar eşsiz varlıklardır

Dişi kelebek 100 taneyle birkaç bine ulaşan yumurta bırakır bazı kelebekler 17 Bin tane göze sahiptir ve çok geniş bir renk görme kapasiteleri vardır kamuflaj için en uygun çiçeği tespit edebilir ve düşmanlarına karşı avantaj elde eder. görme yetisi en iyi şekilde beslenmesini de sağlar. En iyi besin kaynaklarını belirleyen dişi kelebekler, yumurtalarını buraya bırakır. Ortalama olarak 1 ay ile 3 ay arasında yaşayan kelebekler vardır. En sık 6 hafta yaşar Bu sürenin 1 haftası yumurtada, 3 haftası tırtıl olarak, 1 haftası koza da ve son 1 haftası kelebek olarak geçer.

bir hafta sonra yumurtadan tırtıl olarak doğan kelebek yavruları, yumurtaları ve anne kelebeğin özenle yanına yerleştirdiği lezzetli yaprakları yer 3 haftalık bir süreçde kendi ağırlıklarının 100 katı veya daha fazlasını yiyen tırtıllar, bu sürede ayaklarının ve organ gelişimini sağlar

önseziyle yeterince yediğini hisseden tırtıl, kendisine sallanan bir koza örerek koza içine girer. bir haftalık süreçde uykuya dalan tırtıl, metamorfoz ve başkalaşım geçirerek, 4 adet kanadı çıkar ve bir kelebeğe dönüşür. Kelebeklerin iki değil 4 kanadı bulunur sağ ile sol kanatlar birbirlerinin aynısıdır. 1 hafta sonra kelebeğe dönüşen tırtıl kozadan çıkar. Kozadan çıkınca hemen uçamaz kanatlarının kurumasını sağlayıp, ilk uçuş için hazırlık yapar Birkaç saatte kanatlarını kurutamayan kelebekler, hiç uçamadan ölebilir. kozadan çıktıktan sonraki ilk birkaç saatte yaptıkları uçuş hazırlıkları kelebekler için önemlidir. Dünyanın her bölgesinde kelebeğe rastlanır. bölgenin koşullarına uyum sağlarlar Çok sayıda türe sahiptirler özellikleri değişir 1 ay yaşayan ve 3 ay yaşayan kelebek vardır, normalde 1 haftada çatlayan yumurta süresi, sonbaharda kış ve ilkbaharda çatlayan türleri vardır Doğaya göre değişsede kelebeklerin genel yaşamları aynıdır

Kaynak akevler.com

Hz. Yunus ve Ambergris
 
Saffat süresi 144-145. Ayet meali
Eğer Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı. Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.

Kalem 49. Ayet meali: Levlâ en tedârekehu ni’metun min rabbihî le nubize bil arâi ve huve mezmûm
Rabbinin katından ona nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı.

Hz.Yunus peygamber denize atılmış balık tarafından yutulmuştur. Allah tarafından salih kul olması nedeni ile balığın karnından kurtarılmıştır.
Yunus peygamberi yutan balığın çeşidi merak konusu olmuştur. Bu gün insanı yutabilecek tek balık vardır. O da ispermeçet balinasıdır. Bu balina 25 metre boyunda ve 50 ton ağırlığındadır Dev ahtapot ve kalamarlar ile beslenir. Fok gibi deniz memelilerini yutar Çok büyük dişlerine rağmen avlarını bir bütün olarak yutar

İspermeçet balinaları yiyecek artıklarını kusarak atarlar. Bu kusmuk bol yağ ve kolesterol içerir. Buna gri amber ambergris denir ve antikçağlardan beri parfüm yapımı için kullanılır. Çok değerlidur yüzen altın” denmektedir. sudan daha hafiftir deniz yüzeyinde yüzer halde veya sahilde bulunur. Eski zamanlarda balina avcıları ambergris içeren bir ispermeçet balinasını avladıklarında kendilerine piyango vurduğunu kabul edermiş. Ambergris maddesi balina dışkısında ve kusmuğunda da bulunabilir Saptanan en büyük tek parça ambergris 400 kg civarındadır. Balinalar geviş getiren hayvanlardan türediğinden bölmeli bir işkembeye sahiptir geviş getirirler İspermeçet balinalarının mideleri üç bölmelidir. Birinci bölme ineklerdeki işkembe gibidir. hazne görevi görür midenin en geniş bölümüdür. Burada biriken ambergris 2-10 gün aralıkla atılır. Ambergris maddesi mideden ağza gelen yiyecek artığıdır.


ayette de geçen “arai” kelimesinin kökü “AynRV” dır. Okunurken “ARU” okunur. Bu kelimeye sahil, alan gibi anlamlar verilmiştir. bu isimden önce “nabezna” yani “biz fırlattık” denmektedir. “Akkadça sözlüklerde “aru” kelimesine “kusma, geğirme anlamı verilmiştir. Eru kelimesine boşaltmak, soymak, anlamları verilmiştir. Farsça da “aru” kelimesi geğirmek İngilizcede geviş getirmektir Arapça karşılığı geviş getirmek “ecterar ( اجترار )”dır. “ecter” kelimesi ise kusturmak, anlamına gelir. Kısacası Arapça daki “ecterar” kelimesinin Akkadça  “aru” kelimesinden türemiştir ayetlerde geçen “Aru” kelimesinin Türkçe karşılığı “geviş getirilen materyal”dir.
Bu anlamı kabul ettiğimizde “onu ambergris maddesi ile birlikte fırlattık” anlamı ortaya çıkar Böylece Hz. Yunus ambergris maddesine bulanmış halde çok rahat su üzerinde kalabilir yüzebilir. kendisi çok bitkin haldedir. Ambergris maddesi mumsudur sudan hafiftir. Dış ortamda katılaşır. karaya çıktığında üzerinde pamuk cinsi bitkinin bitmesi yağlı ambergrisin kurumadan pamuklu bir madde ile temizlenmesi içindir.
Doğrusunu Allah bilir.
 
Kaynak yeniasya.com

İnsan, balığın karnında yaşar mı?


İnsanın balık tarafından yutulması ve onun karnından sağ çıkması aklın alamayacağı mucizelerdendir 1891 sonbaharında Falkland Adalarında Bir balina av gemisi av sonunda tıka–basa geri dönmektedir. Gemi Faklanddan geçerken hiç rastlamadıkları büyük bir balina ile karşılaşırlar. Tayfalar balinayı avlamak isterler Balinaya yaklaşıldığında bir dalga tayfalardan James Bartle’yi denize sürükler. Bratley’in hayatından ümid kesilmiştir. 
Balinanın avlanması saatlerce sürer balinada, anormal bir şişkinlik görülür Bu şişkinlik balina midesindeki
amber yağıdır onları insanlar zengin olmak için balinanın midesini yarar tayfalardan hayret nidası yükselir Çünkü bu şişkinlik, saatler önce denizde kaybolan James Bartley’den başkası değildir Bartley, balinanın mide öz sularından bembeyaz olmuş vücuduna rağmen hâlâ yaşıyordu. 

Bartley kendisine gelinceye kadar bir buçuk gün geçti. sahilde tedâvi altına alındı. Tayfaların anlattıkları hadise önce alayla karşılandı. Bratley muayene edilince, doktorlar balina balığının midesindeki öz sulara maruz kaldığını tesbit ettiler. James Bratley, gazetelerde ve insanlar arasında senelerce anlatıldı James balinanın karnında yaklaşık bir gün kalmıştı. Yunus As ın balığın karnında kaldığı süre de rivayete göre bir gündür.
Balinalar büyüklükleri bakımından hayret vericidir yakalanan balinaların midesinden üç metre boyunda bir köpek balığı çıkmıştır. balinaların boyları 25 metreye ulaşır ağırlıkları 100 tonu geçer Kaptan Kusto Yunus Peygamberi yutan balık konusunda özel araştırma yapmıştır

Hz. Yunus Aleyhisselâmın balık tarafından yutulup tehlikeli ve karanlık âlemden sağ çıkması elbette Rabbimizin kudretiyledir Milyarlarca yavruyu anne karnında dokuz ay muhafaza eden ve karanlık âlemde onları besleyip gün ışığına çıkaran Rabbimizin elbette hikmeti sonsuzdur Peygamberini bir balığın karnında muhafaza eder ve zamanı gelince kullarına ibret için gün ışığına çıkarır. 


Hz. Yunus Aleyhisselâm kıssasından şu dersi çıkarabiliriz: İnsanoğlu şeytan ve nefsinin tehlikelerinden Cenâb-ı Hakka iltica ile, duâ niyaz, zikir ve anmak kurtlulabilir Dünya fâni ve geçicidir
gerçek kurtuluş Rabbimize iman iledir Hz Yunus’u (as) yutan balık bizi esir edip yutan nefis ve dünyanın ebedî hayatı gibidir bizi her an mahvedebilir
Cenâb-ı Hak her kavme bir Peygamber yada bir piri önder yapmıştır Hz Yunus (a. s) insanlara şu mesajı verir ’’Ey insanlar! Allah sevgili kulu için balığı bir denizaltı gemisi haline getirdi sizde kullukta ve çalışmada yarışın benzeri binekler yapın Bu âyet aynı zamanda gemi sanayiine ve denizaltı gemisine işaret eder Bu mu'cize olay sonrası insanlar baktılar ki, balıklar suyun derinine inip çıkıyor, insanlar onları taklit edebilir düşüncesi ile çalışmaya yöneldi Gayret ve çalışma sonucu denizaltı gemileri inşa etti
Günümüzde nükleer güçle çalışan modern denizaltılar yapılıp füzelerle donatılmaktadır. Kur’ân gençleşen Peygamber mu'cizeleri insanlara iman ve ilham kaynağı olmalıdır
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Hayvanlar alemi
Kaynak ihvanlar .net

Yunus Aleyhisselam ve Balık

Yüce Allah buyuruyor: Kuşkusuz Yunus gönderilen peygamberlerdendi o (
Rabbinden izinsiz bir gemiye binip gitmişti (Sâffât, 139-140) Allah (Celle Celaluhu) Hz. Yunus’u Asûr başkenti Musul yakınlarındaki Ninovaya peygamber gönderdi. Hz. Yunus Ninova halkını yıllarca îmana davet etti onlar îman etmeyince büyük azabın geleceğini haber verdi ve Allah’ın (c.c.) emrini beklemeden kavmine kızıp oradan ayrıldı bir gemiye bindi. Hava çok sakin iken gece yarısı şiddetli yağmurlar yağdı şimşekler çaktı gemi dalgalarda kapılıp beşik gibi sallandı.
Gemi personeli, “İçimizde sahibinden kaçan bir köle var, onu denize
atmazsak batarız” dediler. Yolcular bakıştılar ve kaçağı bulamayınca kura çekmeye karar verdiler.

Yüce Allah buyuruyor üç defa kur’a çektiler üçü de Yunus’a gelince kaybedenlerden oldu. Yunus kendini kınarken denize atıldı ve balık onu yuttu. (Sâffât, 141-142) İlk kura Hz. Yunus’a gelince, iki defa daha tekrarladılar ve Hz. Yunus Rabbimden kaçan köle benim!” Diye kendini  kınarken, denize atıldı ve Allah’ın (c.c.) izniyle çok yunus balığı onu yutuverdi.

Yüce Allah buyuruyor o karanlıklar içinde “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn” diye nidâ etti. (Enbiyâ, 87) Gecenin karanlığında denize atılan Hz. Yunus, Allah korkusuyla ve kendini kınayarak “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn” diye, tesbih edip Allah’a (c.c.) yalvardı.

dişi balıklar yumurtalarını denizin derin sularına atarken, erkek balıklar spermlerini püskürterek “dış dölleme” ile onları döllerler. Yunus balığı iç döllenme ile gebe kalır, yavruyu doğurur ve memesinden süt fışkırtarak dalgalar arasında yavrusunu emzirir.
Memeli balıklar hariç, bütün balıklar solungaçları ile solunum yapar suda çözülmüş oksijeni alır, yunus balığı akciğer solunumu yapar ve su altında fazla kalamaz.

Yüce Allah buyuruyor o tesbih edenlerden olmasaydı diriliş gününe kadar balığın karnında kalırdı. O tesbih etti biz onu bitkin halde dışarı çıkardık. Üzerine gölgelik için kabak türünden geniş yapraklı ğaç bitirdik. (Sâffât, 143-144-145-146)

Hz. Yunus balığın karnında duayı okumasaydı, orada ölecekti ve insanlar yeniden dirilip mezardan çıkarken, o da balığın karnından mahşere gidecekti. Ancak Hz. Yunus “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’zzâlimîn” tesbihâtına devam edince, Allah (c.c.) tarafından bağışlandı ve balık onu sahile attı.
Hz. Yunus ana karnından çıkar gibi balığın karnından çıkmış, dar ve karanlıktan kurtulmuştu. balığın karnında derisi eriyip kıpkırmızı et yığını haline geldi hasta ve bitkindi.
Sabah hava aydınlanınca sevindi güneş yakıp sinekler çıplak etlerine konup ısırınca, tesbihatına devam etti Allah’tan (c.c.) yardım istedi. Allah (c.c.) onu güneş ve sinekden koruması için, yapraklarına sinek konmayan kabak türünden geniş yapraklı bir ağaç yarattı
 
Hz. Yunus rahatlamıştı ve tertemiz havayı soluyordu. karnı acıkmış ve susamıştı. Er-Rezzak Allah (c.c.) dağ keçisini ona yönlendirdi ve kırk gün Hz. Yunus’u taze keçi sütü ile besledi.
Yüce Allah buyuruyor: Onu yüz bin kişiye peygamber olarak gönderdik. (Sâffât, 147) peygamberlikten azil olmayan, Hz. Yunus sağlığına kavuşunca Allah (c.c.) onu tekrar Ninova halkına peygamber olarak gönderdi.

Ninova halkı îman etmeyince Hz. Yunus kavmini bırakmıştı azab vakti gelince, Ninova şehrinin kapkara bulutlar kapladı her taraf zifiri karanlık oldu Korkan halk îman etmek için Hz. Yunus’u aradı bulamayınca tevbeleri kabul oluncaya kadar üç gün üç gece göz yaşları döküp tevbe etti ve azaptan kurtuldular

Hz. Yunus Ninova’ya dönünce halkı onu sevinç gözyaşları ile karşılayıp îman tazeledi ilâhî emirlere uygun yaşayıp huzura kavuştular. Yüce Allah buyuruyor: Yunus’un duasını kabul ettik onu sıkıntıdan ve balığın karnından kurtardık. biz Yunus’un tesbihâtını okuyan mü’minleri kurtarırız.
Dertlerine derman arayanlar, geçim sıkıntısı çekenler, borç yüküyle ezilenler, daralanlar, sıkılanlar Allah’ın (c.c.) biz Yunus’un tesbihâtını okuyan mü’minleri kurtarırız” diye vaadettiği, Hz. Yunus’un balığın karnında okuduğu “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn” i sürekli okusalar, sıkıntıdan kurtulup huzura kavuşurlar. Aksi halde dünyalarını ve âhiretlerini karartırlar.


Kaynak genel türk tarihi.net

Türk Halk İnançlarında Kurt

Göktürklerden gelen Bozkurt ve Ergenekon destanı kurttan türeyişi gösterir Türk dünyasında anlatılan destanlarda kurt önemli bir inanç figürüdür ilk Türklerde en önemli hayvan sembolü kurttur. kurt resimleri, kaya resimlerinde  şaman ve kam aletleri ve elbise üzerinde yer almıştır. kurt, devlet, hükümdarlık ve yiğitlik gibi kavramlarıyla ilişkilendirilmiştir. Göktürk ve Uygur devrinde kurt başlı bayraklar görülmektedir.

Burgut Abidesinde erkek ve dişi kurtlar türeme efsaneleridir Oğuz’a yol gösteren gök yeleli erkek Kurt ve Kültiğin Kitabesinde “Tanrı güç verdiği için babam hakanın ordusu Kurt gibi düşmanı koyun gibi imiş” gibi ifadeler Kurt’un Gök ehli olduğuna işaret eder
Türkler zevk, düşünce ve inanışa göre bazen bir renge ilahi bir boya vermişler ve onu dinsel bir renk gibi görmüşlerdir. Oğuz Kağan Destanı’nda “Ufukta bir Kurt (Börü) görünür. Oğuz Kağan’ın ordusu kurdu izler, kurt yerde kayıp olur. Oğuz hakan Rabbim bizim buraya gelmemizi buyurdu, deyip durur” Gök Kurt, Türklere yol göstermiştir Maviye karşı saygı bütün Türk halklarında vardır. Eski bir inanç ve ilahi bir renkdir. “Gök” kelimesi yaşamak yenilenmek gençleşmek yeşermek ve göyermek anlamdadır.

Nuh Efsanesinde Tufan’dan sonra Nuh’un oğlu Yasef’e Turan denilen Türk toprakları düşer efsanede Türkler Yasef’den gelmiştir. Yasef’in oğullarından Maruhun Lakabı Türk’tür. Türkçeyi ilk defa ortaya çıkaran kişidir. kendisine Türk denilmiştir Çin kaynakları Kök Türk Kağanlığı Fetretten çıkarken liderliği üstlenen yol gösteren Aşina) ve Aşite isimli iki aileden söz eder. Çin yıllıkları Kök Türklerin Hun kolundan geldiğini açıklar bu aşiretin adı Aşina’dır. Kök –Türklerin atalarını düşmandan kurtaran bir tek çocuk kurtulur. Kolları ve bacakları kesilmiş çocuğu kurt besler. Efsaneye göre Rab kutlu soyun yok olmasını istememiştir. Kurt Rabbinin buyruğunu dinleyerek yol gösterir. Çoğalan aile Aşina adını alır ve çadır önüne Kurt başlı sancak asarlar

Türk mitolojisinde Kurd doğan Karaçay Balkar ve Nart destanlarında Örüzmek’den söz edilir Bu Kafkas destan kahramanı gökten gelmiş bir taşın içinden çıkmış ve dişi kurdun sütüyle beslenmiştir

Türkçede ala, kır ve boz eşanlamlıdır Türk mitolojisindeki geyik “ala geyik” Kurt “Bozkurt At “kır at”tır. Karaçay–Balkar ve Oset Nart destanlarında “Ala wgan” ve “Kurd alagon” adlı kahramanlar vardır. İri cüsseli Alawgan kendisine uygun bir kız bulamayınca “emegen” dev bir kadınla evlenir. Alagan’ın etimolojisini yapanlar bu kelimeyi Kurt soyundan olan demircisi” veya ” Kurt Soylu Alangan” şeklinde izah eder Al –Ruhu ak veya kara iyelerdir Kara iyeler kendilerinden çekiniir. Ak iyelerden yardım alınabilmek için onlara iyi davranılır. Od –ateş hastalık mikroplarını yakarak öldürür. Aklar ister ise her şeyi yakar. Kutsallığına inanılan Kurt gücü temsil eder riayet etmeyene karşı bu gücünü cezalandırıcı olarak gösterir

Azerbaycan halk inancı ve Karapapah Türklerine göre kurt ile Boz donlu Kurt ayrıdır Donu boz olan Kurt, yani bozkurt hayatı boyunca sadece bir kurtla çiftleşir Dişisi veya erkeği ölen bozkurt başka bir kurtla çiftleşmez. Halk birbirini çok seven çiftler için bozkurt benzetmesi yapar Bu tür çiftler ardı sıra ölür Anadolu’da bu türden ölümlere “dayanamadı yanına gitti” denilir

Kırım Tatarları ve Kıpçaklarda Kurt’a “Börü” ve Kırsal kesimde “Kaşkır” veya “Kurt” denilir. Kurta Kaşkır Kaşı kır denilir adı telaffuz edilmek istenmez. Kurt kutsal olup onun isminden kaçınılır. Kırımda Kurt ismi için “Börü” kelimesi kullanılır Kırım’da köy, nehir ve mahalle ismi olarak Kurti adı vardır. Tatar-Türk düşüncesine göre “Kara Oğuz nerede ise, kurt da oradadır

yol gösteren, güç yüklü, kutlu kurt boz olan isminden çekinilen ve ondan bahsedilmesi gerekince Kırkaş-Kaşkır gibi isimlerle tanımlanan kurttur. yaşam tarzı ile örnektir semavi boyutu vardır. Köpeğin, Börü – Kurt gibi ulumasında ölüm getireceğine inanılır. Köpeğin kurt gibi uluması kötü ruhların kara iyelerin görünmesi sebebiyledir. köpeklerde bu tür insanları görünce ağlarlar

Anadolu’da baykuşun görünmesi ve köpeğin kurt gibi uluması ölüm haberi olarak bilinir. Onları uzaklaştırmak için yiyecek verilir. Bu, kazayı savmak içindir Türük Hakanı”, “Türük Buyruku” ve “Türk Budunu” bir bütünü oluşturur Türk Budunu Türk Hakanı Türk Buyruğu yönetmek üzere kutsanmıştır Türk kağanları kendilerini, insanları idare etmek üzere Rab tarafından görevlendirildiğine inanır hâkimiyetlerini ilahi bir buyruğa dayandırır Onlara Onlara gök ve Yerin Rabbi tarafından hayat verilmiştir Kut almışlardır türklerin ilk dini Tek Tanrı İnancına dayanır ve Gök dini diye isimlendirilen din Tengricilik di Kağanlarda Kurt’da şüphesiz Göksel olması itibariyle Kut bulmuş olacağından kutsaldı. Kut bulmuş kağanın bayrağına kutlu hayvan Kurt yakışırdı.

Erzurum ve çevresinde doğum yapacak hanımı al basmaması için yastık altına bir parça Kurt derisi konulurdu Kadını ve çocuğu koruyacağına inanılan bu uygulama Ata Ruhu, Kurt Ata inancına dayanırdı Güney Doğuda kırsal kesimde ki ebeler de Kurt Kafatası kemiği bulunur. Ebeler kırk basan çocukları kurt kafatasını hamam tası gibi kullanarak yıkarlarsa çocuğun şifa bulacağına inanılırdı

Karaçay Türklerinde hamile kadınlar kurt dişi taşırlar. Dünyaya gelmiş erkek çocuğun beşiğinin dört yönüne kurt resmi çizerlerdi Kuzey Azerbaycanda loğusa kadının yastık altına bebek erkek ise; kurtdişi, bıçak, kurt ağzı, kartal gagası, kemik konulur. Kız olsa makas, iğne, sap, ayna konulur
Sarıkamış, Kars ve çevresi Türk aşiretlerinde erkek çocuğun büyüyünce cesur olması için burun kanatları iğne ile delinip kurt kılı geçirilir
Salıncakta sallanmakta olan kıza çubukla vurulur ve aniden nişanlısının ismi sorulur. Kızın ismini söylediği erkeğe müjde verilir ve kız istetilir oğulları olur ise kurt dişi ve kurt damağı ile yıkanılır. çocukların cesur olacağına inanılırdı Moğollara yenilen Kumanlar Kafkasya çevresine ve Gürcistan’a iner, bir kısmı Hıristiyan olur. Hıristiyan Kumanların Şamanlıktan Tengricilikten ayrılamaz
gece çadırından çıkarak kurt gibi uludu Kurtlar cevap verdi. düşmanın yenileceği anlaşıldı” Kaşkarlı Mahmuta göre hamile kadına “tilki mi yoksa kurt mu diye sorarlar. Tilki diye cevap verenin kızı, kurt diye cevap verenin oğlunun olacağına inanılırdı

Bulgaristan Türklerinde Hıdırellez de üzerinden atlanılan ateşten alınan közün üzeri örtülür külün üzerindeki şekillere mana verilir. Şekiller kurt izine benzerse mutluluğa yorumlanırdı. Kurt gelecekteki başarıların simgesi olarak kabul edilirdi yeniden doğuşun simgesi Hıdırellezde koruyuculuğun simgesi olarak od ateş ve ocak yakılır gelecekten haber veren yol göstericiliğin simgesi olarak Kurt motifi kullanılırdı Avar ve Kumuklarda köpeğin kurt gibi uluması ölüm haberi olarak algılanırdı Kırım’da köpeğin kurt gibi uluması uğursuzluk işaretiydi Kötü bir habere yorumlanır. Yol gösterici geleceğin müjdeleyicisi olarak bilinen kurdun uluması köpek tarafından taklit edilmesi uğursuzluk olarak anlaşılırdı

Kafkasya’da Kumuk ve Nogaylarda köpeğin kurt gibi uluması, kara iyelerin görünmüş olması olarak izah edilirdi
Tatar Türklerinde insan ismi olarak Kurt nezir kurda adak, veya kurdun adağı demektir. Muhammed Nezir, Muhammed’e adak kurban, veya Muhammed Adağı kurbanı demektir Kurdun kutsallığı İslam dönemindede devam etti Kırım Türklerinde Seyit Börü, Seyit Kuvtov ve Kurt Seyidov gibi insan isimleri vardır. “Seyit” Hz. Muhammed soyundan gelenlerdir.

Karaim Türklerinde köklü bir kurt kültü vardır. Karaimlerde Kurttan türemiş olma inancı yaygındır. Karaimlerde sık tekrarlanan bir söze göre “Temelimiz kurttan olmuştur” Kurtlu insan ismi Karaylar ve Tatarlarda yaygındır. Zikir kurt, Kurt Nezir gibi isimlere rastlanır. “Allahım bizi kurttan bağışla” şeklinde dua örnekleri vardır. Afganistan Hazara Türklerinde Muhammet Nezir diye insan ismi vardır. Dede Korkut Destanı’nda “…Kara başım kurban olsun kurdum sana…”bir zikir gibidir?

779 da Yablakar ailesinden Börü /Böğü Kağan’ı öldürerek Tun Tarkan tahta geçmiştir. Göktürk- Uygur döneminde çok sayıda Kurt veya Börü insan ismi vardır. Börü soylulara mahsusdur. Yörüklerde “Kurt Cemaati” isimli bir cemaat var olmuştur Bağlamak, bağlanmış olmak, bağı bozmak yeni evli çiftler için ilişkide başarısızlığı sağlamak için yapılmış bir büyüdür. Bu büyüden korunmak ve kurtulabilmek için bir takım inançlar taşınır ve uygulamalar yapılır. Kurt Ata ve Kurt ana inançları doğurmak ve doğurtmak fiilleri ile ilgilidirler. Hakkâri’de çocuk ergin ve yaşlı kız ve hanımların kemer tokası farklıdır. Erginlikte genç kızlar tokasında kurt kabartması gümüş kemer takarlar. Bu kemerler çoluk çocuğa karışıldıktan sonra genç kızlara bırakılır Maraş, Adıyaman ve Kayseri’de kurt kanı ile sigara kâğıdına özel tılsım yapılıp oğlan kapısına altına gömülür ise ve gömen şahıs uzaklaşır ise, damadın ay dört defa oluncaya kadar eşi ile birleşemeyeceğine inanılır

Hakkâride bağlı çiftlerin bağını bozmak için gelin ve damat parmaklarını kurt kanına bular kanlı parmaklarını çaprazlaştırarak çarpı işareti yaparlar Orta ve başparmakla yapılan çapraz işaret çocuklarda küs işareti olarak bilinir. kolların bağlanması şeklinde yapılınca kısmetin kesileceğine inanılır.
Bağlı gelin ve damadın bağlarının bozulması için de uygulanılan yöntemler vardır. Güneydoğu Türkmenleri ve Hakkâride bağın bozulması için çiftler kurt postu üzerinde birleştirilir

Ergenekon efsanesindeki Türk genci ile birleşen dişi kurt semboliktir. dişi kurt Bozkurt kılığına girmiş düşmandan kendisini ve yaralı Türk gencini korumuş bir Türk kızıdır Kurt veya Bozkurt donuna girmiştir kurdda her ana gibi çocuğunu korur çocuğunu kurtaran kadın dişi bozkurt gibi tasavvur edilir Yaradılış Efsanesinde kurt, yerini dişi kurda bırakır. Efsaneye göre, düşmanla yapılan savaşta sağ kalan erkek çocuğu kurtaran dişi kurttur Kurt Baba isimli Anadolu’da yatırlar vardır Geyik Baba yatırlarındaki ulu zatların Geyik kılığına giriş efsaneleri anlatılır Konya’da ki Kurt Baba, Kastomunu’daki Kurt Şeyh, Konya Tavşanlıda Kurt Dede Kurt ismini almıştır incelenebilir.

Halk Efsanelerinde şekil değiştirme cezalandırma, Beddua keramet gibi, durumlarla oluşur. Şekil değiştirme, taşa dönüştürme gibi Dişinden, kılından, tırnağından, yağından, , kanından, kafatasından korunmak ve kurtulmak için yararlanılan kurt seccadeleri vardır Kurt atadır. Türklerdeki Baba Kültü ile Kurt Ata Kültü uyuşmaktadır. Güney Türkistan’da Börü Han, Börü Nisa, Börü Nisan, Börücan gibi kız isimleri ve Börü, Börübey, Börcübek, Cinborü gibi erkek isimleri kullanılmaktadır. Bu bölgenin Türkleri yaşamayan çocuklarını esnetilmiş Kurt derisinin ağız kısmından geçirip yaşayan çocuğa Börü ismi verir Türk Dünyasının birçok yerinde çocuğu yaşamayan anne çocuğunu yatıra satar. çocuğun yatır korumasına girdiğine inanılır. Bu çocuklara yatırın ismi veya cinsiyetine göre Satı veya Satılmış adı konur. Bu çocuk hayatının dönüm noktalarında o türbeyi ziyaret eder.

Güneydoğuda Hakkârili Pinyaniş aşiretinde kurt silahla öldürülmez. Bunu yapan aşağılanır. Kurdun zararsız hale getirilmesi için özel av yöntemleri vardır. Bu kurda saygı biçimidir.
Borak aşiretinde kurdun uğuruna inanılır kurt başı kutsiyettir Pervaride kurda atılan tüfeğin patlamayacağına inanılır Güney Azerbaycan’da yaşayan Kaşgay Türklerinde Kurt’a küfredilmez. Kurdun evcil olmayan hayvanlarda itibarlı bir yeri vardır

Anadolu Azerbaycan ve Kafkasyayı kapsayan Dede Korkut Destanı’nda Kurt yüzü mübarek dür” biliyoruz. Kurt yüzü mübarek bilinmiştir. Stalin’in Karaçayları Kafkasya’dan sürmeden evvel 1940 larda davası mahkemeye akseden Karaçay Türkleri yemin ederken ellerini kurt kirişine basardı. Üzerine yemin edilen nesne yalan söylenirse yalan söyleyeni çarpma gücüne inanılırdı kurt. Kutsal ve mukaddesti Karaçaylar 1940 dan sürgüne gönderilinceye kadar yetişkin insanların karyolasına kurt resmi yapardı Kurdun birçok bayrak, flama, kokartta yer almıştır kutsi bir inancın kalbe Nakşedilmiş koruyucu bir inancın sonucudur. Kurt yol gösterir Iğdır Soykırım Anıt Müzesi’nde asker, kurt, kartal ve at motifi yer almıştır her dördü de koruyucu, kurtarıcı, yol göstericidir Türkün tefekkür simgeleridir.

Bozkurt Türeyiş ve Cengiz Han Destanında Kurttan türeyiş vardır. Doğu Sibirya ilkel kavimlerinin atalarının kurt olduğuna inanılır Kurt motivi Türk Dünyası ve Kızıl Derili efsanelerinde yer almıştır Kafkasya Türkmenlerinde 16-30 Ocak tarihleri arasındaki günlere “Kurt Günleri” denir Gagauz Türklerinde her yıl kış ayında “Canavar/Kurt Yortusu” yapılır. Nazar ve kem gözden korunmak Türk halk inancında önemlidir Nazar muhakkak görülerek yapılmaz. Giyaben de nazar değebilir. canlı ve cansız mala insanlara çocuk ve kadınlara nazar olabilir Nazara uğrayan mal mülk zarar görürken, insanlar hastalanıp ölebilir Nazar için yarı ölümdür, denilir. Nazar’dan korunmak için bostanlara kurt kafası dikilir.

uğuruna ve yararına inanılan “Kurt Yağmuru” bulutsuz ve güneşli havada yağar. kurdun doğurmakta olduğuna inanılır Afyon – Bolvadin’de yaşayan Karabağlı Karapapah Türkleri Nevruz Yenigün de tarlaya “Kurt Kafası” dikip bereketi için etrafında dönerler Kurt kafasının koruyuculuğuna inanılır. Bu uygulamada Artova-Tokat’da da vardır.
Kumuk Türklerinde Börü Gözü ve Kurt Gözünün nazara karşı koruyucu etkisine inanılır. Aile fertlerinde ihtilaf ve geçimsizliği gidermek için, ihtilaflıların arasından geçilir. dargın çiftlerin barıştırılacağına inanılır. Bu uygulama yapılamaz ise de Küsler barıştırılır

K.Afganistan Türklerinde Kurt Dişi çocukların nazardan korunmaları için kullanılır Türkmenler çocuğun kalpağına, Özbekler Kelepoş’una ve omuzuna kurt dişi takar Kurt dişi Türkiyede de nazar boncuğu olarak kullanılır ve mavi boncukla birlikte kızların saçına erkek çocukların omuzuna, yakasına ve beşiğine takılır[
Türkiye’de bebeği yaşamayan kadınlara ve çocuklara yapılacak koruyucu uygulamalarda ” kurt ile ilgili inançlar da vardır. nazarlığa kurt dişi ve kurt tırnağı takılır. Bebek kurt derisinin ağzından geçirilir. Cesur olması istenilen erkek çocuk burun kanadı delinerek buradan veya kulak memesi deliğinden kurt kılı geçirilir. Kırk döneminde çocuklar kurutulmuş kurban gözü ile olduğu gibi, kurt gözü ile de banyo yaptırılır. kurt dişi, kurt postu, kurt tırnağı olan nazarlıklar beşik veya salıncağa takılır

Güney Türkistan’da yaşamayan erkek çocuklar için özel yapılmış kurtağzından çocuğun büyükbabası veya büyükannesi çocuğu geçirir. Anadolu’da kurdun fonksiyonlarına inanılır Özbekistan’da bebeği nazardan korumak için onun başına nazarlık olarak Kurt Kemiği, Kurt dişi, acı ısırık üzerlik Sarımsak ve iğne konulur, muska yapılır Anadolu’da Ballayan Türkmen aşiretinde kötü kişinin nazarından korunmak için okunarak ağzı bağlanınca, iki muska yapılır. biri ulu ağacın altına diğeri eşiğin altına gömülür Ege ve Akdenizde; Bozkurt’un dişini cebinde taşıyan kimseye nazarın değmeyeceği ve uykusunda sayıklamayacağı inancı vardır. Bozkurt’un kurtulmuş gözü toz haline getirilerek sürme gibi göze çekilirse, o gözün iyi göreceğine ağrımayacağına inanılır. Bu yörede gece kurtlardan bahsedilmez, aksi halde kıl koparılır veya ateşe çivi atılır

Bozkurt’un ak iye, diğer kurtların kara iye görünümü var. halk inancına göre kuvvet tespiti yapılmıştır. fonksiyonları farklıdır. Boz olmayan kurdun zararından korunmak için demir ve ateş devreye girmiştir. Anadolu’da yılan, cin gibi varlıkların isminin gece geçmemesine özen gösterilir. Bolvadin Karabağ Türkmenlerinde ağılları nazardan korumak için kapı önüne sırık dikilir üzerine kurt başı takılır
Azerbaycan’da Kurtağzı Türk dünyasındaki gibi bıçakla bağlanır.
Anadolu’daki “kurtağzı bağlaması” uygulaması Bayır –Bucak Türkmenlerinde de vardır. Evcil hayvan dağda, merada kalıp köye dönmemiş ise, hayvana kurdun zarar vermemesi için merasim ve dua yapılarak kurdun ağzı bağlanır. hayvan çiftliğe dönünce, açlıktan ölmemesi için kurdun ağzı açılır. Bu uygulama Güney ve Kuzey Azerbaycanda da vardır

Karaçay Türklerinde de kurtağzı bağlanır.bıçak kınından çıkarılır ters çevrilir, bıçak ve kını ilgili duası okunarak birbirine bağlanır. Hayvanlar otlaktan dönünce, kurt açlıktan ölmesin diyedua okunarak bıçak ve kını açılır. Buna kurdun ağzının açılması denir. Bu uygulama da “bıçak” “bağlama –bağlanma” temaları ve merhamet yer almaktadır. Kurdun avlanarak rızkını arar mani olunmamalı


Kuzey Kafkasya’da Tabasaranlar’da köyden birinin ineği yitse Molla kurdun ağzını bağlar. Kurtağzı bağlamak Karapapak, Kırmanç ve Kumanlarda da vardır Koyun Abdal’ın bağlarda koyun sürüsünün otlattığı koyunların meyvelere dokunmadan sadece otları yediği koyunların bağlara zarar vermeyeceğini garanti ettiği anlatılır. Koyunlar halisane otlatılır ise sadece rızıklarını yiyecekleri inancı ulu zatlarla ilgilidur Azerbaycan’da Kazak inancına göre hiçbir dişi kurt erkek yavrusu ve erkek kurt da dişi yavrusu ile çiftleşmez. Kurtların yakın çevredeki hayvanları parçalamaz Karınlarını doyurmak için başka muhitlerden hayvan bulurlar Kurt saldıracağı  kimsenin dikkatini çeker, saldıracağını duyurur. Aniden ve arkadan saldırmaz. Her kurdun saldıracağı bir sürü vardır. Birbirlerinin sürülerine saldırmazlar.

Azerbaycan’ın Kazak bölgesinde çobanlar baktığı sürü sahiplerinden “Kurt payı” alır Kurt payı kurtların hakkı ettir. Çobanlar 10-15 kilo eti yemeleri için kurtlara ayırır ve onların yiyecekleri yerlere koyar. nasipleri paylaştırılır
Kurdun rızkı gelmelidir. beslenme hakkı vardır. Anadolu’da ekin toprağa atılırken “kurdun ve kuşan payı” toprağa serpilir. Nevruzda ambar temizlemede kurdun – kuşun payı Anadolu ve Güney Azerbaycan da gözetilir.Türk Dünyası’nın her yerinde görülen “Kurt Ağzı Bağlama” uygulamasının helal –haram ve rızk-nasip inancı vardır. Kurdun ağzı bağlanılarak ölüme terk edilmez Kurda yememesi gereken evcil hayvan için işaret verilmişir. Evcil hayvan dönünce kurdun ağzı açılır. Kurdun ağzı bıçakla bağlanır. Bağlanmak ve açılmak bıçak –demirle yapılar. Demir de Türk halk inançlarında vardır. Bağlanma ve açılmanın dua eşliğinde yapılmasından dolayı bu uygulama İslamidir

Bazı uygulamalarda yakılmış ateşe bakılması, sönmüş ise kurdun hayvanı yemesi şeklinde algılanması, kurdun hayvanı yemeyeceğinin işaretidir Türklerde adalet kavramının gösterir.
Kurtağzının bağlanılması gibi kurdun manevi kuvvetiyle insanların ağzı, dili, gönlü bağlanır. Bunun için kurt yağı kullanılır. kurt yağı insanların sevimli görünmelerini önler ve şirin konuşmalarına manidir Düşmanlık yapılmak istenilen kimsenin ağzını, dilini, kapısını bağlamak için, o kişinin kapısına kurt yağı sürülür. Bu kapılara “Bağlı Kapı” denilir Nahçıvan’da Kurt kutsidir. Kurt yağı tekin değildir Kurt yağı sürülmüş bir ailenin aile fertleri arasında tatsızlık çıkacağına inanılır
Kurt Yağı ile ocak yıkılır” denilir
Azerbaycan Türklerinde iki insan arasında ihtilaf çıkması isteniyorsa, ara açmak için kurt Yağı” sürülür

Kurt Eski Türklerde Tengriden kut bulmuş bir canlı, semavi bir varlık dır. Fiziki ve cinsel özellikleri vardır Bozkurt mitolojide yer alan bir varlıktır Kendisine sevgi ve saygı duyulur yardımı istenir kendisinden korkulup çekinilir zararından korunulur
Boz kurt’un hayatın her safhasındadır İnsanlar dünyaya gelmeden, geldikten sonra, isim almalarında evlilikte bereket ve, savaşta mücadelede hastalıkda, haber almada kurtun fonksiyonuna inanir. Kurt yaşam biçimi ve çevre itibariyle Türk halk inançlarında örnektir Kurdun; kanı, yağı, kılı, postu, dişi, tırnağı, kemiği, kafatası, izi halk inançlarında anlatılır kurt kültürü Halk inancında derin bir iz taşır Bozkurt son yüzyıl da devlet armaları üst kültür kurumlarına da yansımıştır.


Kaynak yeni şafak.com

yılkı atları

Sönmüş bir yanardağ olan Karadağ'ın krateri Ulu Çukur ve civarında 400 yılkı atı, kendi seçimleri olmayan özgürlüğe terk edilseler de, 20 bireyden oluşan sürüler halinde, özgürce yaşıyor
Özgür olmak gibi istekleri yoktu; arabaya koşulsalar, zor yüklerin altına sokulsalar da sıcak bir yuvanın huzuru onlara yetiyordu. Çünkü onlar bu evlerde doğmuş, dünyaya gözlerini bu evlerde açmışlardı. Soydaşlarının , o tepe senin bu vadi benim, özgürce dolaştıklarını düşünüp heves ediyorlardı belki de. Ama Burası onların yuvasıydı, sırtına da binseler, yüklerini de taşıtsalar bu insanlar onların ailesiydi. Sahipleri de istemezdi ayrılmayı çocuklarıyla birlikte büyütmüş; ateşten kızıl ak köpükten beyaz yeleleri uzadıkça, çocuklarının saçlarını okşar gibi okşamışlardı. Beslemiş, korumuş, emeğinden yararlanmış, ama vefa borcuyla onları sahiplenmişlerdi.TERKEDİLDİLER

ne yazık ki, gün olmuş devran dönmüş, hayatın , birbirine sevgi, merhamet ve sadakatle bağlı iki tarafı ayırmıştı Müslümanlığı kabul eden Türkler, at etini yemeyi bırakmış, yaşlanan, ihtiyaç dışı atları, doğada başka atlar olduğunu ve onların arasına karışarak hayatlarını sürdürebileceklerini bildikleri için vahşi doğaya bırakmayı, gelenek haline getirmişlerdi yılkı kültürü bir at yetiştirme biçimiydi. Bağ bahçe bitip kış yaklaştığında bakamayacaklarını düşündükleri atları yılkıya salar, kış bittikten sonra yeniden çıkıp yakalar ve atlarla olan hayatlarına kaldıkları yerden devam ederlerdi.


aynı atın tekrar yakalanması imkansız olduğundan yakalanan at eve getirilirdi. kimsenin atı olmazdı, bir at seneden seneye farklı insanların hizmetine girerdi. insanın teknolojiye olan tutkusu, ve teknolojinin atlara oynadığı son oyunun. dönüşü yoktu. Adı ister özgürlük olsun, ister terk ediliş ayrılık, yuva sıcaklığının bitişiydi.Onların yerini traktör almıştı Kiminin sahibi çocuklarını şehre salmış, okutmuş, 'adam' etmişti. O çocuklar da yılkıya salınmış atlar gibi, şehrin vahşi doğasına alışacak, yuvaya dönmeyecekti. İhtiyar anne ile baba terki diyar edecek, yuva kalmayacaktı. Belki de atlar için yılkıya karışmak en iyisiydi.

Kader, onları vahşi hayatla yüzleştirdi onlara rehberlik edecek, aynı kaderi paylaşan, yıllardır dağlarda yaşamış, özgür yoldaşları vardı Fakat vahşi doğa kolay değildi. Yılkılar HAYATA KÜSTÜ
yılkıya kabul edilmek için çok uğraştılar, itildiler, kovuldular, istenmediler. kimi hayata küstü, mücadele etmedi ve veda etti yaşama pek çoğu ayakta kalmayı başardı. alıştı, yılkıya sürünün lideri oldu kendi sürüsünü oluşturdu. Yeni bir aile kurdu çoğaldılar, bugün Anadolu'da sayıları binlere ulaşan yılkı sürüleri yaşıyor. Özellikle Manisa'nın Spil ve Yunt dağında, Erciyes eteklerinde, Afyon'un Kocayayla'sında ve
Karaman'ın Karadağ bölgesinde

yılkılar, az popülasyona sahip sönmüş bir yanardağ olan ve tepesindeki
Ulu Çukur da 400'e ulaşan vahşi yılkılar atları yaşıyor yılkı neslini devam ettiriyor vahşi doğanın kucağında doğup büyüdület Karadağdaki yılkıya salınan atlar, yaklaşık 40 yıl önce bırakılmışlar 15 – 20 atlık sürüler halinde yaşıyorlar. her geçen yıl çoğalıyorlar. Her sürünün mutlak bir lideri var. Lider sürünün en görkemli,ve en yiğit erkeği Sürü, kıyıda otlanırken, lider, tehlike yerinde tek başına ve gözü kulağı etrafta duruyor. Lider geldiğinizi fark ettiğinde hemen sürüye koşar en öne geçer sürüsünü, yokuşa doğru çeker diğer sürünün lideri de kendi sürüsünü bu sürüye doğru götürerek iki sürünün birleşmesini sağlı. Artık iki sürü birleşmiştir yamaca doğru kimi zaman dörtnala, kimi zaman otlanıp sakin adımlarla tırmanırlar. Bir süre sonra onlara yamaçtan aşağı inen bir sürü daha katılır. yılkılar tehlike anında güç birliği yaparlar

İç Anadol kurtların yoğun yaşadığı bir coğrafyadır kurtlar sayıları ona ulaşan sürüler halinde ve tek yakaladıkları hayvanlara tuzak kurarak avlanırlar. Yılkıların yaşadıklarından edindikleri tecrübe, güç birliğini öğretmiştir Atların yaşadığı Ulu Çukur, yanardağ ağzı, köylülerin yayla kullandığı, koyun, keçi besiciliği ve bal yetiştiriciliği yaptıkları yüzlerce metre derinlikdeki bir düzlüktür 12 ev bulunur, aileler kasıma kadar burada yaşar bahara kadar köylerine dönüyorlar. Karadağ, sönmüş bir yanardağ. Patlamada dağın püskürttüğü küller ve çakıllar her yerde açıkça görülür. püskürmenin etrafa savurduğu kaya büyüklüğünde kırılmış taşlar da vardır. Bölgede tek bir su kaynağı var, Her yana atların su içmesi için, kimi yıllar önce taşlardan oyulmuş, kimi de günümüzde betondan yapılı yalaklar var. Orman Bakanlığı yalaklara sutaşıma işini yakın köye vermiş. İhaleyi alan köylü, su tankeriyle her gün yalakları dolduruyor. atlar susuz kalmıyor.Yılkılar için çetin günler geride kalıyor; kış bitmek üzere. 2300 metre yüksekliğindeki Karadağ, kış boyunca kar altındaydı zorlu üç ayın ardından karlar eridi. Baharda; yılkılar yeni evlatlar doğuracak, çoğalacaklar. Onlar, Karadağ'ın özgür çocukları yazılara konu olacak, belgesellerde yelelerini rüzgârlarla yarıştıracak, uçup koşmaya devam edecekler.

Kaynak vikipedi.com

Ahal Teke atının memleketi Türkmenistandır Türkmen, Kazak, Kırgız ve Özbek bölgelerinde; Son zamanlarda ise Kuzey İran' Almanya ve Avusturya'da da yetiştirilir Boyu 150 – 160 cm Renkleri:Tilki rengi; bakırımsı, parlayan kahverengi ya da gridir Beyaz olanları hafif gümüşümsüdür ve parlar. At yarışları, mesafe yarışları, engel atlamada güzel eğitim verilirse hüner gösterirler Ahal teke bir Türkmen atıdır. Bilim ahal tekeyi, üç bin yıl önce insanlar tarafından ilk evcilleştirilmiş at türü olarak görür Orta Asya'da Türk halkları arasında özellikle  Türkmenistan'da yaygındır. Ahal tekenin adı Manas ve Dede Korkut gibi Türk destanlarında da geçer adı ve Türkmenistan'ın Ahal vilayetindeki Teke Türkmenlerinden gelir.


Dik bir duruşu vardır uzun ince bir boynuna omzu eğimlidir, uzun bir sırtı uzun bacakları ve küçük sert bir kalçası vardır. Yelesi yumuşak ve azdır. Kulakları diğer atlardan uzun ve hafif orak şeklindedir.ahal tekenin gözlerinin etrafı siyahtır gözleri badem şeklindedir Vücudu daima hafif metalik parlar. Kılları çok ince ve yumuşaktır. Hareketleri rahat ve esnektir. Hüner ve eğitim gösterilerinde diğer atların zorlandığı zor hünerleri kolayca başarır. Cesur, zeki, duygusal ve inatçıdır, sezgileri güçlüdür, sahibine daima bağlıdır, tek biniciye alışık olurlar ve en ufak imayı bile algılayabilirler.

Ahal Teke eski Türkmen atlarının soyundandır ve safkan olan tek at ırkıdır. Ahal Teke milattan önceki binyılda bile Doğu Avrupa'dan Çin'e ün salmıştır. Ahal Teke kanı Avrupalı at soylarının pek çoğunda bulunur. İngiliz tam kan at ırkının damızlıkların soyu, Osmanlıdan İngiltere'ye gitmiş üç aygıra dayanır. Bunlardan biri Kuzey Afrika'dan gitmiş olan Arap atıdır. diğer ikisi özellikle de İstanbul'dan gelen eski Türkmen atıdır. Alman at ırkını etkilemiş olup bu ırkları ıslah eden en ünlü aygırın adı Almanca'da "Turkmen Atti"dir

Avrupa'daki at soyları bugüne kadar Ahal Teke damızlıkları ile çiftleştirilip, asilleştirilirler. Almanya'da Neustadt kentindeki Trakyalı-atı çiftliğinde Ahal Teke çiftleşmeleri ile Trakyalı-atları asilleştirilmişlerdir.


Türkmenistan devlet armasinin ortasinda Ahal Teke resmi bulunur
Ahal Teke Türkmenlerin  Alabay Türkmen Çoban Köpeği ve Türkmen halısının yanında en büyük gururları ve Türkmenistan armasındaki milli hayvanlarıdır. Türkmenlerin ve Türk halklarının yetiştirdikleri Ahal Tekeler, orta asya bozkırlarında hür olarak "Tabune" denilen sürüler halinde yaşar. Başlarında atlı çobanları vardır.


Yunus (hayvan)

Yunus, balinaları yunusgillerdendir
kıta sahanlıkları ve sığ denizler olmak üzere, tüm Dünya denizlerinde ve nehirlerde bulunan yunuslar etoburdur balık ve mürekkep balığı ile beslenirler. Omurgalıdırlar Yunusgiller, balinalar takımı içindeki en kalabalık familyadır 10 milyon yıl önce, ortaya çıkmıştır hayvanlar  âleminin en zeki canlılarıdır arkadaş canlısıdırlar insanların gözünde popülerdirler

En sık rastlanan yunus Flipperdaki şişe burunlu yunus" afalinadır yunusgiller familyasının en tipik türü tırtak" adlı bayağı yunustur Yunusgillerde büyük altı tür, vardır daha çok "balina" adı ile anılan Bu canlılar şunlardır:

Cüce katil balina
Kısa yüzgeçli pilot balina
Uzun yüzgeçli pilot balina
orca - Katil balina
Elektra balinası
Yalancı katil balina
Dişli balinalar

yunus" adı ile anılan diğer türler,
nehir yunusları
Amazon nehir yunusu, 
Ganj ve İndus nehir yunusu, 
La Plata yunusu 
Çin nehir yunusudur.

dişli balinalar takımında bulunan bazı türleri, yunuslardan farklı olsa da "yunus" adı ile ilişkilendirilir İngilizcede, bu familya için "domuz balığı" anlamına porpoise kelimesi kullanılır bu kelime, gemiciler ve balıkçılar tarafından küçük yunusu adlandırmak için kullanılmıştır
"domuz balinaları" nehir yunusları" "liman yunusları" ve "liman yunusugillerdir. Bu familyanın tipik türü domuz balinasıdır mutur" "gerçek yunus" "azak yunusu"ve yalnızca "yunus"adlarıda kullanılır

"yunus" ortak adı ile anılan canlıların sınıflama listesi aşağıda sunulmuştur;

Balinalar Dişli balinalar Yunusgiller
Alaca yunus Şili yunusu
Benguela yunusu Beyaz başlı yunus
Uzun burunlu bayağı yunus
Kısa burunlu bayağı yunus, tırtak
Grampus Boz yunus
Sarawak yunusu
Atlantik beyaz yanlı yunusu
Beyaz burunlu yunus
Siyah çeneli yunus Kum saati yunusu
Pasifik beyaz yanlı yunusu
Gölgeli yunus
Avustralya küçük yüzgeçli yunusu
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.