ġeyh Ebul Hasan Nedevi diyor ki: ―Müslüman genç nesli Mevdudi gibi etkileyen bir kişi daha tanımıyorum. Davetini ilmi esaslar üzerine kurmuştu. Siyasi davaların, sömürgeciliğin üzerine kurulduğu esaslardan çok daha sağlam çok daha metindi. Yazıları ve araştırmaları batı medeniyetinin tabiatını tanımaya yönelikti. Hayat felsefesi ve yorumu ilmi idi. Onun gibisi bu zamanda az bulunur. Dini, İslam‘ın yaşam tarzını ve medeniyetini, siyasi hikmetini, toplum ve hayatı şekillendirme tarzını açıklamıştır. İslam‘ın beşeri toplumlar ve insani gidişata dair önderliğini ilmi, sağlam bir üslupla, modern bir dille, ortaya koymuştur. Onun tarzı uzun zamandan beri İslami edebiyatta var olan boşlukları doldurmuştur. İslam ahlâkı, İslami yaşam tarzı ve akidesiyle Müslüman gençlikteki ―yetersizlik‖ duygusuyla mücadele etmiştir. Yazdığı yazılar bu gençlerin İslam‘ın salahiyeti ile modern asra ayak uydurmalarında ve kendine güvenlerinin geri dönmesinde çok etkili olmuştur.‖10 İhvan-ı Müslimin‘in mürşitlerinden Ömer Tilmisani, Hasan El Benna ve Mevdudi‘nin İslami davet metodlarını karşılaştırırken şöyle diyor: ―Şüphesiz her ikisi de eşsiz bir kuşağın imamlarıdırlar. Çünkü davalarındaki bütün metodların, üslupların, bilgilerin kaynağı Kuranı Kerim ve Resulullah (s.a.v)‘dır. Görüşlerini falanca filozoftan veya filanca kitaptan almamışlardır. Okulları İslam davetine leke sürebilecek olan bütün anlayış ve düşüncülerden olabildiğince uzaktır. Hasan El Benna‘nın karşılaştığı bütün sıkıntı, saldırı ve eziyetlerin aynısına İmam Mevdudi‘de maruz kalmıştır. Adeta ikisi söz birliği etmiş gibidirler.‖11 Çağımızın büyük alimlerinden Dr. Yusuf el-Karadavi diyor ki: ―… Islahatçı müfekkir. Aynı zamanda toplum doktoru. Basireti ile ümmetin dertlerine uygun ilaçlar sunuyor. Derinlere dalıp sebepleri anlamaksızın sonuçlara göz gezdirmekle yetinmiyor. Hastalığı tespit ettiği zamansa içerdeki mikrobu yok etmeden sadece yüzeysel iyileşme sağlayacak merhem vermekle kalmıyor. Hastalığın kökünü kurutmadan, acıyı kısa süreliğine dindirecek çareler sunmuyor. Bu noktada Mevdudi ümmet için onun hastalığının hakikatini, mikrobun aslını bilen deneyimli bir doktordur. İmam Ebul Ala Mevdudi‘nin önceliği modern cahiliyye ile savaşmak, insanları tam anlamıyla ibadete ve dine, sadece Allah‘ın hâkimiyetine boyun eğmeye, konumu ve misyonu ne olursa olsun -ister aydın, ister siyasi lider- yaratılmış birinin hâkimiyetini reddetmeye döndürmektir. Toplumsal, ailevi, ferdi, şahsi, iktisadi ve medeni hayatta batı fikrini reddeden, devrimci ve değişimci bir metod izleyen İslami hareket inşa etmektir. Bu düşüncesini bütün kitaplarında ve araştırmalarında ortaya koydu. Çalışmaları onun İslam‘a davet ve yenilik felsefesini ifade ediyordu. Böylece söz konusu hareketi inşa etmek ve yaymak için cemaatini kurdu.‖‖12
Abdullah el-Akîl şöyle demekte: ―Allame Mevdudi çağdaş İslam sancaklarından, mütefekkirlerinden, davetçilerinden biridir. Allah Teâla ona hikmet, ileri görüşlülük, derin kavrayış, ilmi basiret, olayları teemmül, fikirler ve durumlar üzerine geniş çaplı çalışma, bilgi kaynaklarını inceleyerek güvenilir olanları ayırt edebilme, batı medeniyetinin faydalı taraflarını alıp zararlı taraflarını reddetme, İslam‘ı hayatın her alanındaki sorunlar için bir çözüm olarak sunabilme kabiliyeti bahşetmiştir. Şehit İmam Hasan El Benna‘nın metodu da işte buydu. İlmi yöntemleri kullanarak müslüman kardeşimizi İslami yöntemlere uygun olarak şekillendirirdi.‖13 Mevdudi'nin yanında yetişmiş Prof.Dr. Ahmed Enis‘de şöyle demekte: ―Mevdûdî‘nin doğduğu yıllarda Müslümanlar yenilgi psikolojisi ve batıya karşı ‗özür dilemeci‘ bir tavır içindelerdi
Müslüman âlimlerin bir kısmı İslam‘ın Hıristiyanlığa yakın olduğu gibi söylemlere başvururken, bir kısmı da; namaz, zekât gibi 5 şartla cennete gidilebileceğini söyleyerek sadece bu ibadetler üzerinde durdular. Ancak Mevdûdî, dinin, namazın, zekâtın ne anlama geldiğini ve bu ibadetlerin hakikatinin ne olduğunu ortaya koymaya çalışarak, tevhidin bu ibadetler üzerinden anlatılması için uğraşıyordu. Allah‘ın sadece caminin değil aynı zamanda caminin dışında da, ekonominin, siyasetin, sosyal hayatın da Rabbi olduğunu anlatmaya çalıştı. ―Kur‘an‘da Dört Terim‖ adlı eseriyle, Kur‘an‘ın ve İslam‘ın daha iyi anlaşılmasını sağlayacak ilah, rabb, din ve ibadet kavramlarının hakiki anlamda anlaşılabilmesi için uğraştı.‖14 B) GENEL GÖRÜġLERĠ: Temsil ettiği fikri gelenek itibariyle Mevdudi, kendisinden önce yaşamış dini ve siyasi alandaki muhtelif önderlerin izlerini taşımaktadır. Kur‘an-ı Kerim‘i ve Sünnet‘i yorumlamada İmam Ebu Hanife‘yi takip ederken, Müslümanların özgüvenini kazanması, İslami devlet özlemi, diriliş çağrısı ve ihyacılık gibi konularda, birlikte çalıştığı Muhammed İkbal‘in izleri görülür. Klasik literatürü yeniden değerlendirirken fıkhî bakış açısından yararlanılması gerektiği fikrinde Şiblî-Nu‘mânî onun rehberi olmuştur. Yine teorik bağlamda bile olsa, Mevdudi‘nin Kuran‘a ve sünnete dönme çağrılarında ise, İbn Teymiyye‘nin ve Muhammed b. Abdulvehhab‘ın selef esasına dayalı anlayışının izleri görülür.Mevdudi, ilk bakışta farklı özellikleriyle temayüz etmiş bulunan bu düşünce önderlerinden de istifade ile seçmeci bir orta yol geliştirmiştir.15 Mevdûdî çalışmalarına İslam akîdesini yeniden ele alarak başlamıştır. Onun tevhid anlayışı bütün düşünce sisteminin kilit kavramıdır. Bu yüzden biz de ilk olarak onun tevhidi nasıl temellendirdiğini ele almayı uygun gördük. Mevdûdî, İslam akîdesini akılla izah etme ve rasyonelleştirme çabası içerisinde olmuştur. Her kesimden insana hitap eden ve anlaşılması kolay olan, Allah‘ın varlığının ve birliğinin delillerinden biri olarak klasik kaynaklarda zikredilen ‗Nizam ve Gaye Delili‘ Mevdûdî‘nin başlangıç noktasıdır. Bu delile göre evrende hâkim olan ve mükemmel işleyen bir düzen vardır. Bu mükemmel düzenin tesadüfen meydana geldiğini söylemek akıl kârı değildir. Güneş, ay ve bütün kâinat bu düzene ister istemez boyun eğmekte ve kendileri için konulmuş olan kanunlara göre hareket etmektedir. Bu kanunların dışına çıkamazlar. Evrendeki bu düzeni koyan Hâkim‘in birden fazla olması da düşünülemez. Eğer birden fazla hâkim olsaydı hiçbir zaman bu düzen kurulamaz ve devamı sağlanamazdı. Nasıl ki bir devletin birde fazla yöneticisinin, bir okulun bile birden fazla müdürünün varlığı kargaşaya sebep olursa, evrende de birden fazla hâkim‘in olması kargaşa çıkmasına ve evrenin düzeninin bozulmasına neden olur. Bu yüzden evrenin tek bir hâkimi vardır. O da Allah‘tır.16 Mevdûdî evrenin tek yaratıcısı ve tek hâkiminin Allah olduğuna inanmanın tevhid inancını açıklamaya yetmediğini, ayrıca insanın soysal ve siyasal yaşamı üzerinde de tek hâkimin Allah olduğuna inanması gerektiği yönünde yeni bir tanımlama yapar. Bu şekildeki bir tevhid inancına göre Allah her şeyi yaratan, kâinatın düzenini elinde tutan ve aynı zamanda insanın sosyal ve siyasal tüm etkinliklerini belirleyendir. Allah tek hâkim otoritedir. Otoritesini hiç kimseyle paylaşmaz. Câhiliye Arapları Allah‘ın var olduğunu, hatta bazıları bir olduğuna da inanmaktaydılar. Ancak, onların kabul etmediği şey Allah‘ın siyasal hâkimiyetiydi.
Mevdûdî‘nin teolojisi Allah‘ın zat ve sıfatları etrafında değil, O‘nun hâkimiyetinin neyi gerektirdiğini açıklama yönünde gelişmiştir. Mevdûdî Allah‘ın varlığını ve birliğini dil ile ikrar, kalp ile tasdik etmenin hakikî Müslüman olmak için yeterli olmadığına inanır. Mevdûdî bu şekilde bir ikrara ‗kelime-i hâtibe‘ demektedir. ‗kelime-i tayyibe‘ ise Allah‘ın varlığı ve birliğini tasdik ve ikrarın ötesinde, O‘nun gönderdiği kanunların insanın tüm kişisel tercihlerinde olduğu gibi sosyal ve siyasal bütün alanlarında da tek hâkim belirleyici olarak kabul edilmesidir.17 Mevdûdî buraya kadar yapmış olduğumuz izahlarda ilah kavramından; evrende var olan her şeyi yaratan; evrendeki düzeni kuran ve devam etmesini sağlayan kanunları koyan; insanların tüm ihtiyaçlarını karşılayan ve dualarına cevap veren güç ve otorite anlamını çıkarır. Ancak, aşağıdaki ayetlerden hareketle ilahın siyasî ve sosyal kanunların belirleyicisi anlamına geldiğini, asıl vurgunun ve üzerinde durulması gereken noktanın da burası olduğunu söylemektedir. Bu konuyla ilgili şu ayetleri aktarmaktadır: ―Allah‘ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rab yerine koydular. Meryem‘in oğlu Mesih‘i de. Oysa kendisinden başka ilah olmayan o biricik ilaha, sadece O‘na kulluk etmekle emrolunmuşlardı. Ortak koşa geldikleri şeylerden uzaktır O. (Tevbe 9/31) Hevâsını ilah edinen kişiyi gördün işte! Ona sen mi vekil olacaksın. (Furkan 25/43) Ona göre bu ayetler, irade ve buyruklarına uyulan kişileri, iktidar sahibi liderleri ve insanların kendi nefislerini ilah edindiklerini izah etmektedir. Dolayısıyla emir ve talimatları din ya da yasa olarak kabul görüp itaat edilen gerçek kimseler ilah yerine konmaktadır. Dolayısıyla, ilah yerine konan şeyler sembolik olabileceği gibi, kendisinden daha üstün bir otorite tanımaksızın kanun yapanlar da olabilmektedir. Çünkü birilerini ilah ya da rab edinmenin ilk şartı bu kimselerin din ve yasa koyucu olarak, Allah‘ın ne vazettiğine bakmaksızın bizatihi helal ve haram olanı tayin edici mevkide görmektir18 Mevdûdî‘ye göre evrende hâkim olan kuralları Allah koyduğu için evren uyum içerisinde ve ―Müslüman olarak‖ varlığını sürdürmektedir. Evrendeki bu mükemmel düzen gibi toplumsal hayatta da şaşmaz bir nizam istiyorsak bu ancak Allah‘ın otoritesini kabul edip, O‘nun kanunlarına boyun eğmekle mümkündür. Mevdûdî Dört Terim‘i(ilah, rab, ibadet ve din) anlamlarını merkeze çekmiş ve Kur‘an‘ın tamamını bu yeni anlamlara hizmet edecek şekilde okumuştur. Hz. Adem‘le başlayan vahiy ve peygamberlik sürecini ve insanın yaratılış gayesini ‗Allah‘ın yeryüzündeki hâkimiyetini gerçekleştirme‘ olarak değerlendirmiştir. İslâmî bir devletin kurulmasını dinin gönderiliş gayesi olarak ele almış ve insanı yeryüzünde Allah‘ın siyasal egemenliğini kuracak halifeler olarak görmüştür. Mevdudi‘ye göre; Allah (cc), Hz. Âdem‘i yarattıktan sonra tüm insanlıktan bir sadakat yemini almış ve onları kendisinin halifesi olarak yeryüzüne gönderdiğini bildirmiştir. O halde insan malik değildir, o sadece Allah'ın temsilcisidir ve kendisine gerçek Hâkim tarafından verilenler dışında hiçbir güce sahip değildir. Mevdudi, halife kavramıyla ilgili olarak ayetlerin ışığında bazı açıklamalar yapmış ve aşağıdaki şekilde yorumlarını dile getirmiştir. "Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir."(33/Ahzab:72) Burada "emanet" kelimesi, Kuran‘a göre yeryüzünde insana verilen "hilafet" görevi yerine kullanılmıştır. İnsana isyan ve itaat etme seçeneğinin ve bu özgürlüğü kullanırken kendisine sayısız yaratık üzerinde hâkim olma yetkisinin verilmesi kaçınılmaz olarak insanın yaptığı hareketlerden sorumlu olmasını ve iyi amelleri için mükâfatlandırılıp, kötü amelleri için cezalandırılmasını gerektirir. İnsan bu güç ve yetkileri kendisi kazanmadığı gibi, bilakis bunlar kendisine Allah tarafından ihsan edildiği ve Allah'a bu güçlerin iyiye veya kötüye kullanılmasının hesabını vereceği için bunlar, Kuran‘ın başka yerlerinde hilafet, burada ise emanet olarak tanımlanmıştır.‖19 Mevdûdî‘nin kurguladığı devletin başarılı olmasında en önemli yeri halife almaktadır. Her bir ferdi Allah‘ın halifesi konumundaki üyelerin toplum içerisinden en üstün nitelikleri kendinde toplayan kişiyi seçmelerini liderlik için çözüm olarak sunmaktadır. Bu devletin temelinde egemenliğin sadece Allah‘a ait olması yatmaktadır. Şeriat insanlar arasında adaleti ve huzuru sağlayacak yegâne kanunlar olarak sunulmaktadır. Mevdûdî, Dört Halife dönemini ideal İslâmî sistem olarak görmekte ve daha sonra Müslümanların kurdukları devletleri İslâmî olmadıkları gerekçesiyle eleştirmektedir. İslam Anayasasını oluşturacak kaynakları Kitap, sünnet, icma‘ ve ictihad olarak sıralamaktadır. Sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah‘ın, insanlara göndermiş olduğu şeriatın da sonsuza kadar geçerli olacağı görüşündedir. Mevdûdî bütün bu düşüncelerden hareketle İslâmi bir devlet modeli ortaya koymaya çalışmış ve bu amaçla uzun yıllar liderliğini yaptığı Cemaat-i İslâmî Partisi‘ni kurarak düşüncesini hayata geçirmek istemiştir. Mevdûdî‘nin düşüncelerinin etkilerini Mısır başta olmak üzere birçok ülkede ve Türkiye‘de de görmek mümkündür.
KONU DEVAM EDİCEKTİR...EN SON BÖLÜMDE ALINTI YAPILAN KAYNAKLARINIDA SUNUCAM İNŞ...
SubHane RabbiyeL aLa...