You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Üye
HAYAT NEHRİ
Anâsır-ı Erbaa’dan biri de şudur. Belki de en önemlisi. O kadar önemlidir ki, canlıların
yaratılışının özünde su vardır. Bu gerçeğin kanıtı Yüce Rabbimizin şu beyanıdır:
“O kafir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları
ayırdık. Canlı olan her şeyi sudan yarattık. Hala inanmıyorlar mı?” (Enbiya:30).
Hayat sahibi olunurken ve hayata sahip olduktan sonra da şu önemini ve önceliğini
kaybetmiyor. Allah (c.c.)’ın en mükemmel ve mükerrem olan insan… Yaratılışında, içinde su
bulunan özel bir çamur mevcut… Toprak ve su karışımı balçık…
Yaşanan dünya hayatında insan için su farklıdır. İmtihan boyutu ile meseleyi ele
alacak olursak hayat ve su bağlantısı oldukça güçlü ve su ile sınanmak… İşte Kur'an’ın
örneklemesi… Tâlut ve Câlut kıssası: “Tâlut askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca, biliniz
ki Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç
içen müstesna. Kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi
nehirden içtiler…” (Bakara:249). Evet nehirlerle imtihan, nehrin suyu ile sınanmak… Allah (c.c.)
yolunda cihad kararlılığını gösterenler fiili cihaddan önce nehrin suyu ile deneniyorlar…
Zalimlerin ve Allah (c.c.)’a isyan edenlerin silahlı kuvvetlerine karşı hareket emri alan ve
harekete geçen dava erlerinin karşısına düşmandan önce nehir çıkıyor. Dayanılmaz susuzluğa
direnebilmek… Sefer yorgunluğunda Tâlût’un komutundan çıkmamak… İşte savaş ahlâkı,
nefsin isteklerine boyun eğmemek… Emir komuta zincirinin işlemesi… Mücadelenin gereği,
önderliğin emirleri, disiplin ve itaat…
Düşmanı aşmanın yolu önce nehri aşmak… Nehri aşabilmenin yolu ise nehirden
içmemek, ya da avuçla yetinmek… Dökülmemek, sapmamak için önce susuzluğa
katlanmak… Nehir tutkusu ile safların çözülmesi… Suya dirençsizlik, mücadele direncini
kırıyor. İlkesiz ve ölçüsüz içmek, işte sonun başlangıcı… İzinsiz ve disiplinsiz içmek, böylece
dermansız kalmak… Eylemsizliğin, cihadsızlığın temelinde susuzluk değil, su ile gevşemek,
ya da suyunu yanlış yerden almak… Ve mücadelenin sınırlandırılması…
İslâmî sorumlulukların bilincinde olması gereken bizler, hangi nehirlerle imtihan
olunmaktayız?
Câlutlarla hesaplaşma, hesabında olanlar olarak hangi nehirleri aşmak durumundayız?
Tâlutumuz kim? Emirleri nedir? Sürüklendiğimiz, sevdalandığımız nehirler neler? Hayat
nehrinin akışı içinde hedefimiz ve beklentilerimiz nedir? Cahili hayatın pınarlarından kana
kana içmenin bizlere sunduğu sonuç kabullenilebilecek gibi mi?
Evet… Hayat nehri ile sınanmakta değil miyiz? Hayatın kendisini nehir görmemiz
gerekmiyor mu? Zalim, hakim güçlerin dayatması, bir hayatın lezzetleri, istekleri bizleri hangi
maceraya sürüklemektedir? Su ile hayat bulmaya çalışırken hayatın sele gitmesi… Yatağına
oturmamış azgın suların akışına saman çöplerinin etkisi ne olabilir? Hayat nehrinin kolları
çepeçevre kuşatmamış mı bizleri? Önemli olan Tâlut ve Câlut olayında nehirle imtihan
olanların kıssasını okurken kendi nehirlerimizde boğulmamak… Ekonomi nehri… Ahlâkî
değerlerden ve ilkelerden ödün vererek, kapitalist sistemin akışına paralel olarak ekonomik
atılım ve açılımlar, insanımızı hangi sahile vuracak kim bilir? Rant, teşvik, tahvil, kredi, faiz
kavgası… Nehirden avuçlamak mıdır, yoksa ağızla kapanmak mı? Demokrasi nehri… Laf
ebeliği ile kaypaklaşmalar… İnsanı sistem içinde öğütmeler… Demokratik fırsatlar ve
nimetler adına bugün varılan sonuç nedir? Parlamenter sistemin bu kıskacında erime pahasına
cahili kuralların kuşatması altında nehrin suyu tersine mi akıtmak isteniyor?
2
Dünya nehrinde dünyevîleşmek sorumluluğu… Hayat deryasının med-cezir’i (gitgel’i)
ile yönümüzden ve kararımızdan şaşmamak… Çağrıldığımız ya da daldığımız nehrin
her türlü tehlikesinden gafil olmamak… Hayat dolusu nehirler… Kabaran iştahlar, ihtiraslar,
kaprisler… Hangi birinden bahsedelim ki?
Ticaret nehri, kariyer nehri, okul nehri, menkul ve gayri menkul nehirleri, evlilik
nehri, tüketim nehri, sermaye nehri, cinsellik nehri… İç içe girmiş, alttan ve üstten çepeçevre
hayatı kuşatan nehirler… Herkes kendine yetecek kadar nehrin akışı karşısında kendi
çeperinde (boşluğunda-çapında) muhasebesini ve muhakemesini yapmak durumunda…
Modernizm nehrinin dayanılmaz tutkusu, teknoloji nehrinin karşı konulmaz etkisi ve
değişim nehrinin menfî görüntüleri…
“Biliniz ki Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir.
Eliyle bir avuç içen müstesna, kim ondan içmezse bendendir. Pek azı hariç ondan içtiler.”
(Bakara:249). Evet… Avuçla yetinmek mi yoksa nehrin suyu bitecek, tükenecek değil ya!..
felsefesi ile suya kapanmak mı? Belirleyici olan hangi mantık? Bir de Hz. Musâ (a.s.)’nın
imtihan edildiği nehre bakıyoruz. Erkek çocukları acımasız bir kıyımın kurbanı, potansiyel
suçlu, (gizli- toptan suçlu) mustaz’af bir kavim… Bu kavmin mensubu olarak dünyaya gelen
Hz. Musâ (a.s.)… Hayata gözlerini açtığında beşiği Nil nehrinin sularında kaçınılmaz akıbetine
doğru yüzüyordu… Firavun’un zulmüne karşı verilecek mücadelenin başlangıç noktası Nil
nehri…
“Musâ’nın anasına, onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde O’nu
denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup üzülme, çünkü biz onu sana geri vereceğiz ve
onu Peygamberlerden biri yapacağız, diye bildirdik.” (Kasas:7).
Ne ağır imtihan ya Rabbi! Anne biricik Musâ’sını Nil’in sularına terk edecek…
Musâ’nın selameti, Firavun’un zevali için anneler bu çileyi çekmeli… Tuğyana karşı Nil’de
başlayan bu direniş Kızıldeniz’e kadar sürdü. Yıllarca süregelen tevhid mücadelesi hicrete
dönüştü. Hz. Musâ (a.s.) iman edenlerle birlikte Firavnî sistemden çıkmakla Kızıldeniz’in
kıyısına vardı. Arkasında düşmanın silahlı kuvvetleri, önünde deniz… Çarelerin tükendiği
yerde işte çıkış yolu: “And olsun ki biz Musâ’ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da
(size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde
kuru bir yol aç diye vahyetmiştik. Bunun üzerine o (Firavun) askerleri ile birlikte onların
peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi.” (Tâhâ: 77-78).
İlâhi hikmet ve nusret… Dün Musâ (a.s.)’ya Nil beşik oldu, şimdi de Kızıldeniz cadde
oldu… Kızıldeniz’de yürürken saflar net ve Hz. Musâ (a.s.)’nın elinde âsâsı…
Diğer bir sahne… Su sınavı veren kutlu bir aile… Yaşlı baba Hz. İbrahim (a.s.), ilâhi
fermana teslim olan dost insan… Eşi Hacer’i oğlu İsmail (a.s.) ile ıssız ve susuz Mekke
vadisine terk ediveriyor… Hz. İbrahim (a.s.) dönüp giderken Hacer validemiz: Ey İbrahim!
Bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye gidiyorsun? Ey İbrahim! Bizi burada
bırakmanı sana Allah (c.c.) mı emretti? diye seslendiğinde Hz. İbrahim (a.s.): Evet Allah (c.c.)
emretti. Hacer: Öyle ise Allah (c.c.) bize yeter, bizi korur demesi ile imtihan şiddetleniyordu.
Issız çölde İsmail (a.s.) susuzluktan çırpınırken, anne Hacer yavrusuna su bulma gayreti
ile Safa ve Merve arasında kıvranıyordu. Canını dişine takan Hacer validemiz, ciğerparesi
İsmail (a.s.)’in kuruyan dudaklarındaki çığlıkla Say’ı elden bırakmıyordu. Ümitsizliği ve
korkuyu yenmişti. Zemzem Say’ın ve samimiyetin neticesiydi…
Nesillerin susamışlığı karşısında Say’sızlığımızın ve susuzluğumuzun farkında mıyız?
Hürmetle ve dikkatle içtiğimiz Zemzem İsmaillerimizin suyunu nerelerden aldıklarını bizlere
hatırlatıyor mu acaba?
3
HAYAT NEHRİ -IIVe
Kerbelâ… Susuzluktan ölüp de zulme boyun eğmeyenler… Susuz ve savunmasız
yaşamanın izzetini, zilletle değiştirmeyenler… Fırat’ın suyuna ulaşamadan şehadet şerbeti ile
şereflenenler… Elindeki su tasını dudağına götüremeden düşmanın oklarına hedef olan Hz.
Hüseyin (r.a.)… Dünya nehrinden mahrumiyeti cennet nehirleri ile telafi edenler… Hz.
Hüseyin (r.a.) ve Ehli Beyt’i Kerbelâ’dan susuz gitmiş olsalar da, çağdaş yezitlere karşı kıyama
kalkan Hüseyinler, Kerbelâ’nın suyundan beslenmiyorlar mı?
Yermük savaşı sonrası: Üç yaralı mücahid, Hz. Hâris, Hz. İkrime ve Hz. Ayyaş…
Ağır yaralılar ve can çekişiyorlar… Yaralılara su dağıtan bir kişi suyu Hâris (r.a.)’e uzatıyor.
Hz. Hâris (r.a.) İkrime (r.a.)’nin iniltisini duyunca içmiyor, ona götür diye işaret ediyor. İkrime
(r.a.) tam içecek iken, Hz. Ayyaş (r.a.)’ın kıvranışına şahit oluyor, o da suyu Ayyaş (r.a.)’a
vermesi için işaret ediyor. Su taşıyan, Hz. Ayyaş (r.a.)’a ulaşmadan o şehid oluyor. Dönüyor
öncekilere suyu ulaştırmak istiyor. Görüyor ki onlar da şehadet şerbetini içmişler. İşte
kardeşliğin, feragatin ve fedakarlığın ufuk çizgisi…
Nehirlerde imtihan verenlerden Sa’d b. Ebi Vakkas… İslâm ordusu Medâin
kapısında… Köpük saçan Dicle nehri… Köprüsüz ve gemisiz nehir… İşte sınav: Komutan
Sa’d: Ben bu nehri geçmeye karar verdim diyerek harekete geçiyor. Teslimiyetin, takvanın,
tevekkülün verdiği güvenle atlarıyla Dicle’ye daldılar. Oldukça sakin ve kendilerinden emin
bir şekilde… Sanki karada yürüyorlarmışçasına… Karşı kıyıdaki düşman acemler olup
bitenleri görerek: Bunlar divane, divane diye söyleniyorlardı. Sa’d, Dicle imtihanında yanı
başındaki Selman (r.a.)’a “Allah bize yeter, ne güzel vekildir O. Yemin ederim ki Allah,
yakınlarına yardım, dinini üstün, düşmanlarını perişan edecektir. Eğer orduda günah ve
isyan olmazsa, hasenat sahipleri muhakkak galip gelecektir.” Selman-ı Farisi (r.a.): “İslâm
yenidir. Allah (c.c.) Müslümanlara karayı olduğu gibi denizi de musahhar kıldı
(Müslümanların emrine verdi, hizmetine verdi). Nefsim kudret elinde olan Allah (c.c.)’a
yemin ederim ki, Müslümanlar nasıl suya toptan girmişlerse, hiçbiri batmadan o şekilde
çıkacaklardır” dedi ve hiç kimse boğulmadan, hiçbir şey kaybolmadan hepsi girdikleri gibi
çıktılar. (El-Bidaye Ven-Nihaye).
İşte iman ve Allah (c.c.)’a karşı itimat ve teslimiyet… Kalplerde sekinet, yüreklerde
cesaret… Sayı ve silahı önemsemeden maddeyi aşanlar… Determinizmi (Gerekircilik) aşan,
tersyüz eden mantık… Mü'minlerdeki itaat, tevazu, takva ve huşû' hayatın seyrini ve tarihin
akışını değiştirecek çapta… Ve 21. asrın uygarlık denizine dalıp ahlâk, ilke, kimlik ve kişilik
kaybına uğramadan, üzeri ıslanmadan Rabbimizin rızasına ulaşabilmek kolay bir imtihan mı?
Kim bilir daha ne kadar nehirler çıkacak karşımıza? Mücadele sürecinde hangi
nehirleri aşmak durumunda kalacağız? İşte bu yönde Hz. Peygamber (s.a.v.)’den bir uyarı:
“Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar
savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: “Herhalde savaşı ben
kazanacağım” der.” (Buhari).
Şunu da göreceğiz: Nil’den Fırat’a Siyonist emeller ile yeryüzünü ifsat edenlere karşı
Şeriat nehrinde tutuşturulan İntifada meşalesini… Şimdi ne yapacağız? Hayat nehrinin
cazibesine kendimizi terk mi edeceğiz? Yoksa bunu aşıp cennet nehirlerine müşteri mi
olacağız? O nehirler ki, Rabbimizin ifadesi ile:
“Muttakilere va’d olunan cennetin durumu şöyledir: İçinde bozulmayan sudan
nehirler, tadı değişmeyen sütten nehirler, içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve süzme
baldan nehirler vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rab’lerinden bir mağfiret
vardır. Hiç bu ateşte, ebedî kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen
kimselerin durumu gibi olur mu?” (Muhammed:15).
4
Evet sonuç itibari ile Hz. Muhammed (s.a.v.)’in daveti, bu âyetin işaret buyurduğu
nehirler mi? Yoksa neticesi hasret, nedamet ve pişmanlık olabilecek nehirler mi?
Ya kevser sahibinin beslendiği vahiy pınarından yudumlamak ya da cahili kaynaklara
uzanıp, düzenin dümen suyunda kaybolup gitmek…
Filizlenen nesil suyunu kimden alacak? sorusunun muhatabı biz değil miyiz?
Kendimize gelelim ve duâya duralım…
İşte Câlut’a yani tağuta karşı savaşta nehirle sınanan Tâlut ve iman edenlerin duâsı:
“Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı kaydırma. Kafir kavme karşı bize yardım
et.” (Bakara:250).
Gerçekten bizim alın yazımız yokuşlarda susamak değil miydi?
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.