You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

köyün delisi
RE: HAŞMET BABAOĞLU
Üç ay ömrümüz kalsa

İkindi vakti.
Hava sıcak.
Epey yol yürümüş, kasabayı baştan başa dolaşmışız. Sırtını dut ağacına yaslamış bir çay bahçesinde soluklanıyoruz.
Aramızda eş dost sohbetlerini bile sosyal ankete dönüştürmeyi seven bir arkadaş var.
"Kahve mi, çay mı?" diye lafa başlayıp "şimdi seçim olsa, kime oy verirdiniz?" ile bitiren tiplerden...
Bu kez lafı nasıl oraya getirdiyse artık...
"Üç ay ömrünüz kaldığını bilseniz ne yapardınız?" diye soruyor.
Tam da kahvelerimizden ilk yudumu alıp ilkyazın baharatlı kokularını içimize çekmeye hazırlanıyorken...
Masadakilerin çoğu "canın sıkılıyor galiba, ne biçim soru bu!" diye çıkışıyorlar.
Ama en gencimiz bir heves atılıyor: "Dünyayı gezmeye çıkardım."
Onun ardından istisnasız herkes dökülüyor: "İşi gücü bırakır, sevdiklerimle vedalaşır, uzaklara giderdim."
Ben susuyorum. Böyle durumlarda hep tıkanıp kalırım.
Bir ara...
"Yahu madem öleceksiniz; gezdiğiniz dünyayı yanınızda götüreceğinizi mi sanıyorsunuz!" diye bağırmak istiyorum ama...
Biliyorum.
Bütün bayatlığına karşın yine de heyecan verici olabilen bu soruyla karşılaşıldığında...
Modern toplumlarda "tatile çıkmak, seyahate gitmek" pek popüler bir cevaptır.
Açın interneti böyle anketler yapan binlerce site göreceksiniz. "Pek yakında öleceğinizi bilseniz ne yaparsınız?"
Hepsine de hemen hemen aynı cevap verilir.
Nedense bir kişi de çıkıp "bu kadar değerliyse dünyayı gezmek, neden hemen şimdi, hastalanmadan, ölüm kapıya dayanmadan yola çıkmıyorsunuz?" diye yorum düşmez o sitelere.
Ama sormak gerek...
Bu cevapların gizlediği şey ne?
Alttan alta bir "kaçış" arzusu mu?
Neden kaçılmak isteniyor?
Ölümden mi?
Ama soru çok açık. Ölümden kaçış yok!
O halde...
Uzaklaşmak istediğimiz şey ne?
Hayatımız, değil mi?
İşimiz gücümüz denilen zincirlerimiz.
"Dünya seyahati" lafı da manidar. Yaşadığımız "dünya" dan hiç memnun değiliz! Besbelli ki, istediğimiz başka bir dünya, başka bir hayat!
Ama ne o? Nasıl?
Asıl onun cevabını dürüstçe aramaya başlasak artık!
Şimdilik bu noktanın altını çizeyim. Daha söyleyecek çok şey var.
Konuşuruz...

25/06/2011 SABAH
PEAH!


“Somali'de, 90 günde, 29.000'den fazla çocuk açlıktan öldü. Mübarek Ramazan ayında son altmış yılın en büyük kuraklığını yaşayan Afrika ülkelerine 5 TL. yardım etmek için bir kısa mesaj atabilirsiniz:

Afrika yaz 5601 (Türkiye Diyanet Vakfı)
Afrika yaz 2868 (Türk Kızılayı)
Afrika yaz 3072 (İHH- İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı)..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: HAŞMET BABAOĞLU
Pazar notları: Kaybetmeye katlanamayanlar...

Mutsuz hayatlar, mutlu fotoğraflar... Neşesi az, sevinci kısır hayatlar, eğlenceden yıkılan fotoğraflar... Günümüzün özeti bu işte! Facebook'ta şöyle bir dolaşın, bana hak vereceksiniz!
***
Twitter ve facebook fotoğrafların işlevini kökten değiştirdi. Hatıra değil artık fotoğraflar. Bir tür "görücüye çıkma" hali; bir duyuru, hatta apaçık reklam.
***
Bir de fotoğraf gibi donup kalan; bir fotoğrafı andıran mimiklerimiz, jestlerimiz var. Mesela yeni tip bir gülümseme var artık! Kahkahaya çeyrek kala donup kalmış ağız, parıldayan dişler... Bütün maskelerin yerini tutuyor bu gülümseme. Ruhun yaralarını, hayatın zorbalıklarını ve o berbat can sıkıntısını nasıl da saklıyor!
***
Fesleğen, reyhan, dereotu, taze kekik, nane ve maydanoz demetleri tezgâhın üzerinde yan yana sıralanmış... İçinde doğanın cömertliğini ve göz alıcı güzelliğini saklayan bu yemyeşil manzaranın önünden bir türlü uzaklaşamıyorum. Pazarcı "tatlı bahçe biberim de var abi" deyince toparlanıyorum ama buraya ne almaya gelmiştim ben yahu! Unuttum! Ege pazarlarına günde iki kez gidilmeli. Birincisi, ihtiyaçlara uygun alışveriş yapmak için. İkincisi, tezgâhların arasında etrafa bakarak dolaşmanın keyfini çıkarmak için...
***
Basit ve güzel sorular vardır, bayılırım cevaplamaya... Mesela garsonun "çayınızı tazeleyeyim mi?" sorusu...
***
İkide bir "vicdanın sesini dinlemek"ten söz edilir. Manidar! Vicdan ses çıkartan, konuşan, anlatan, uyaran bir şeyse eğer, mazeretimiz var, demektir. Kulakları sağır edecek kadar yüksek gürültüden, bütün sesleri bastıran parazitten geçilmiyor çünkü. Susmuyoruz, zihnimiz hiç sessiz kalmıyor. Böyle bir ortamda nasıl işitilsin vicdanın sesi?
***
Kaybetmeye katlanamayanlar, hep kazanmak isteyenler vicdansız olmayı göze almışlar demektir. H H H Akıl, çoğu zaman vicdanla değil, etikle arkadaşlık yapar.
***
"Onu çok seviyorum" diyor genç kadın. İlişkisine dair iki saat boyunca anlattıklarını zihnimde bir daha tartıyorum. Hayır! Gerçek başka! Onu sevmek için çabalıyor genç kadın! Çok çabalıyor ve bu çabasını seviyor!
***
"Onu seviyorum" diyor genç adam; "çok hoş biri!" Oysa genç adamın her halinden, her sözünden belli: Sevmiyor onu! Ama onun beğenilen bir kadın olmasını seviyor.
***
Kendi aşkına kendisi inanmayan biri başkalarının onun aşkına inanmasını nasıl bekler! Ama ne çok rastlarız buna, değil mi?

26.06.2011-sabah

acıyan bir şeyim ben burdan çok uzaklarda
ve koskocaman bir hansın sen uğraşma bu çocukla
çünkü nasıl birşey biliyorum itin taştan korkması
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.

sorma,
siliniyor her şey, hatta uçurtma
takılıp kalıyor göğe.

i.tenekeci

Bunu ilk beğenen sen ol.
köyün delisi
RE: HAŞMET BABAOĞLU
Uykusuzluğa övgü!


Doğrudur, uykusuzluk yer bitirir insanı.
Bedeni de, zihni de tüketir.
Uyku nimettir; hatta cennettir.
Ama gecenin bir vakti başımızı yastığa koyduğumuzda bir iç hesaplaşmadan geçmeden; günü dürüstçe temize çekmeden; geleceği dua ederek karşılamadan...
Uykuya dalıp gitmek bir marifet midir?

***

O yüzden işte...
Her akşam kütük gibi uyuyanlara, kafayı yastığa koyunca dalıp gidiverenlere ve bunu da çok iyi bir özelliğe sahipmiş gibi ilan edenlere şaşarım.
Böyle uyumayı beceriyor olmalarına değil...
Uyumadan hemen önce bilincin vicdanla el ele tutuşabildiği o eşsiz anın değerini bilmeyişlerine şaşarım.
Çünkü o fırsat kaçmaz!
İnsan tam o an dönüp geçen günün aynasına bakmalı; geleceğin tedirginliğiyle cesaretle yüzleşebilmeli.

***

Güçlü soruların, samimi hesaplaşmaların neden olduğu uykusuzluğun tadı bazen çok acı olabilir.
Ama emin olun ki...
Uykusuz geçen gecelerin hakkını vermeyenler derin ve güzel uykuların değerini bilemezler.
Ne olur, biraz uykumuz kaçsın!
Kaçsın ki...
Uyanıklığımızda ölçüyü kaçırmayalım!


24/06/2011
PEAH!


“Somali'de, 90 günde, 29.000'den fazla çocuk açlıktan öldü. Mübarek Ramazan ayında son altmış yılın en büyük kuraklığını yaşayan Afrika ülkelerine 5 TL. yardım etmek için bir kısa mesaj atabilirsiniz:

Afrika yaz 5601 (Türkiye Diyanet Vakfı)
Afrika yaz 2868 (Türk Kızılayı)
Afrika yaz 3072 (İHH- İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı)..
Bunu ilk beğenen sen ol.
köyün delisi
RE: HAŞMET BABAOĞLU
Ev...


Charles Baudelaire...
Bir dizesini bile okuyanın aklını başından alan 19. Yüzyıl şairi var ya o!
Neredeyse her hafta bir başka eve taşınırmış. Çünkü taşındığı eve ısınamaz, bir başka evin hayalini kurmaya başlarmış.
O evden bu eve onu takip eden dostları da sonunda tükenmişler. "Söyle" demişler, "nasıl bir yerde oturmak istiyorsan söyle, biz bulalım, seni oraya taşıyalım.
Baudelaire cevaplamış: "Ben" demiş, "nerede değilsem, orada rahat ediyorum galiba!"
***
Aktüel'in yeni sayısındaki "Ev arıyorsun; ruhunu koyacak yer arıyorsun" başlıklı enfes yazısında Selahattin Yusuf bu olayı hatırlatmış.
Doğrusu, olay gerçek mi, yoksa yakıştırma mı bilemiyorum.
Fakat insanı derinden titreten o söz gerçek.
Tam olarak şöyle: "Her şeye derin bir sadakat ve aynı zamanda nefretle bağlıyım. Her nerede değilsem, sanki orada mutlu olacakmışım gibi gelir bana."
***
Baudelaire üstadı bir yana bırakıp günümüz insanına bakalım.
Bir grup var ki, evine bağlanmıyor da, "bağımlısı" oluyor.
Ya eve kapanıyor ya ev onu kapatıyor!
Dışarısı iş güç mecburiyetlerinin korkulu alanı olup çıkıyor. Sokak demek endişe demek onlar için. Koşa koşa evlerine dönüyorlar.
Bir başka grup insan var ki, evdeyken hapishanede gibiler! İç sıkıntısıyla kavruluyorlar.
Ev mecburiyetler ve ödevler alanı onlar için. Kendilerini dışarı attıklarında ferahlıyorlar.
***
İnsan "ev"ini (yerini, yurdunu) bulabilir mi?
Parmak ısırttıracak kadar güzel bir evi veya basitçe başını sokacağı bir dam altını bulabilir mi? Bulabilir. Buluyor.
Ama işte geçenlerde benim ve şimdi de Selahattin'in sözünü ettiği "ruhumuzu koyacak yer" bulmak meselesini çözmek zor. Baudelaire gibiler içinse imkânsız!
Ruh tümüyle kendisine hasredilmiş yerler istiyor artık. Hatta biraz da yalnızlık istiyor!
Ev, artık ruh için "geniş" kalıyor!
***

Aktüel'deki yazısında ocakta sürekli fokurdayan çaydanlığın ve rahatsız mutfak sandalyelerinin kendisini nasıl "rahatlattığı"nı anlatıyor Selahattin Yusuf.
Oraya kapanıyormuş! Ruhunun evi orası belli ki!
Şu an kendime bakıyorum.
Günlerdir salonu, yatak odasını, terası değil de, merdiven altındaki küçük aralıkta uzanan sediri seçişime; küçük bir pencere yanındaki o sedirin üstüne kamp kurmuş olmama bakıp, gülümsüyorum.
Ne diyor Baudelaire bir şiirinde...
"Kimse bilmez, ey ruh, uçurumlarını senin."


09/07/2011 SABAH
PEAH!


“Somali'de, 90 günde, 29.000'den fazla çocuk açlıktan öldü. Mübarek Ramazan ayında son altmış yılın en büyük kuraklığını yaşayan Afrika ülkelerine 5 TL. yardım etmek için bir kısa mesaj atabilirsiniz:

Afrika yaz 5601 (Türkiye Diyanet Vakfı)
Afrika yaz 2868 (Türk Kızılayı)
Afrika yaz 3072 (İHH- İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı)..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.