Rasul Size Ne Verdiyse Alın.Size Neyi Yasak Etiyse Ondan Sakının Allah'tan Korkun. Çünkü Allah'ın Azabı Çetindir.(Haşr:7)
Ömer b. Hattab (r.a) şöyle demiştir:
«Bir gün biz Rasulullah (s.a.s)'in yanında iken, elbisesi bembeyaz, saçları kapkara, üzerinde yolculuk eseri görülmeyen, hiçbirimizin tanımadığı bir adam geliverdi. Rasulullah (s.a.s)'in yanına oturdu. Dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini dizlerine koydu ve:
«Ey Muhammed! Bana İslam'dan haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«İslam; Allah'tan başka ibadete layık ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın rasulü olduğuna şehadet etmen, namaz kılman, zekat vermen, ramazan ayında oruç tutman ve gücün yettiği takdirde haccetmenden ibarettir» buyurdu. Adam:
«Doğru söyledin» dedi. Biz buna hayret ettik. Hem soruyor hem de onu tasdik ediyordu. Adam devam ederek:
«Bana iman nedir, anlat!» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«İman; Allah'a, meleklerine, kitablarına, nebi ve rasullerine, ahiret gününe ve bir de hayır ile şerrin Allah'ın takdiriyle olduğuna inanmandan ibarettir» diye cevab verdi. Adam:
«Doğru söyledin» dedi ve:
«İhsan nedir?» diye sordu. Rasulullah (s.a.s):
«İhsan; Allah'ı görür gibi O'na ibadet etmendir. Çünkü sen O'nü görmesen bile O seni görür» buyurdu. Adam:
«Bana kıyametin ne zaman kopacağından haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«Bu konuda sorulan sorandan daha bilgili değildir» dedi. Adam son olarak:
«Onun (yani kıyametin) alametlerinden bana haber ver» dedi. Rasulullah (s.a.s):
«Cariyenin efendisini doğurması, ayakları çıplak deve çobanlarını yapılarının yüksekliğiyle övünür ve yarış eder oldukları halde görmendir» buyurdu. Sonra bu adam gitti. Ben de Rasulullah (s.a.s)'in yanından bir müddet ayrıldım. Sonra yanına döndüğümde Rasulullah:
«Ey Ömer! Soranın kim olduğunu biliyor musun?»
diye sordu. Ben de:
«Allah ve Rasulü daha iyi bilir» dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s):
«O, Cebrail'dir. Dininizi öğretmek üzere size geldi» buyurdu.
(Buhari-Müslim)
hadisten anladığımız
1-a) Allah'a İman: Allah vardır ve kemal sıfatlara sahiptir. O'nun varlığı ve sıfatlan hiçbir mahluğunkine benzemez. O tektir. Fakat bu teklik sayı yönüyle değil, eşi, ortağı, dengi ve benzeri olmaması yönüyle tekliktir. Yani; tüm mahlukatın yegane yaratıcısı, sahibi, rızık vericisi, terbiye edicisi O olduğu gibi, yarattıkları üzerinde tasarruf hakkına sahip olan, onların yaşamlarını düzenleyici emir ve yasakları bildiren yegane teşri (kanun koyma) mercii, göklerde ve yerde kanunlarına tabi olunup hükmüne teslimiyet gösterilmeye layık yegane varlık yine O'dur. İbadet ve itaat yalnız O'nun hakkıdır. Bunun aksi bir hal, yani; Rabbi Zü'l Celal'in uluhiyyeti ve rububiyyetiyle ilgili herhangi bir sıfatın, herhangi bir mahluka verilmesi ya da yalnız O'nun hakkı olan ibadet ve itaatin yaratılmışlardan birisine yapılması, Allah'a imanı geçersiz kılan ve sahibine müşrik sıfatını kazandıran amellerdendir. Yegane rızık verici Allah olmasına rağmen bir yaratılmıştan rızık beklemek; herşeyi hakkıyla bilen ve gören «O» olmasına rağmen bu sıfatları bir yaratığa vermek, insanların hayatını düzenlemek için yegane kanun koyma hakkı O'na ait olmasına rağmen kişi ya da kişilerce vaazedilmiş beşeri kanunları kabul etmek; adaleti sadece Allah'tan ve O'nun adil yasalarından beklemenin gerekliliğine rağmen, özü zulme ve beşeri ihtiraslara dayalı sistemlere muhakeme olmak ya da bunu istemek ve böylelikle Allah'ın reddetiği zalimlerden adalet beklemek Allah'a imanı bozucu amellere bazı örneklerdir. Allah'a iman ancak bu tür şirklerden uzak olarak yerine getirilen imandır. Yoksa, Allah'ın varlığına inanıldığı halde, yalnız O'nun hakkı olan ibadet, itaat ve teşri(kanun koyma)'nın şu veya bu şekilde, şu veya bu yaratığa verilmesine, uluhiyyetinde ve rububiyyetinde Allah'a şu veya bu şekilde ortak koşulmasına elbette «Allah'a iman» denemez.
b) Meleklere İman: Melekler nurdan yaratılmış ve kendilerinde erkeklik ya da dişilik gibi herhangi bir cinsiyet bulunmayan, isyan ve haramdan uzak olarak her an Rabbi Zü'l Celal'e ibadet ve itaat eden kullardır. Meleklerin varlığı duyu organlarıyla algılanmayan gaybi gerçeklerden olduğu için bunlara iman ancak Kur'an'da ve sünnette bildirildiği şekliyle olmalıdır. Herbiri ayrı bir işlevi yerine getiren ve islam'ın bildirdiği'gerçeği ifade eden meleklere -sahih yolla adı bildirilenlere adı ile, diğerlerine de toplu olarak- iman mutlaka gerekmektedir.
c) Kitablara İman: Allah (c.c) insanların tevhid inancından uzaklaşıp O'na'şirk koşmaya başladığı dönemlerde gönderdiği bazı rasullere; tevhide çağıran, insanlara Rablerini anlatan ve onların hayatlarını düzenleyici hükümler kapsayan kitap ve sahifeler indirmiştir. Bu kitab ve sahifeler, Allah katından rasullere bildirilen vahyi içermektedir. Bunların herbiri sadece gönderildiği kavim için geçerli olmasına rağmen en son olarak indirilen ve en mükemmel şeriatı içeren semavi kitab Kur'an böyle değildir. Onun vaazettiği hükümler, kanunlar ve yasalar kıyamete kadar her çağ ve yerde insanların hayat pratiğini şekillendirmesi gereken yegane ilahi sistemdir. Kur'an'dan önce indirilmiş olan kitablar ise, şahsi ve maddi ihtirasları ile hareket eden din adamlarınca (!...) tahrif edildiği ye içine insan sözü karıştırılarak, ilahi hakikatler, beşeri fikir, düşünce ve yalanlarla değiştirildiğinden günümüze, Allah katından indirildiği andaki saflığı ile ulaşmamış ve Rabbi Zü'l Celal'in bizzat koruması altındaki Kur'an, bu tahrif edilmiş kitabların batıllığını isbat ederek, yürürlükten kaldırmıştır. Buna rağmen, günümüzde muharref haldeki Zebur, Tevrat ve İncil gibi Kur'an'da ve hadislerde adı bildirilenlere ismi ile, bildirilmeyenlere ise genel olarak imanı -ki bu iman tahrif edilmeden önceki hallerinin Allah "katından indirilmiş olduğuna imandır- evet, işte bu imanı Kur'an, İslam inancının bir gereği saymıştır.
![[Resim: urjn1.jpg]](http://t1311.hizliresim.com/1h/p/urjn1.jpg)