You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

....Güzel Nasihatlar....

....Güzel Nasihatlar....

Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
DUÂ İSTEYİN

"Abdullah-ı Kaşgârî", büyük bir velî idi.
Sohbeti, insanlara pek çok fâideliydi.

Derdi ki: (Gayret edin, almak için bir duâ.
Zîrâ duâlar ile önlenir kazâ, belâ.

Ubeydullah-ı Ahrâr vardı ki büyüklerden,
Mutlak duâ isterdi, görüştüğü herkesten.

Bir gün de alış veriş yapıp bir köylü ile,
Ayrıldı aceleyle, bir buğday yükü ile.

Duâ talep etmeyi, unuttu lâkin ondan.
Bir hayli yol gitmişken, geri döndü yolundan.

Onun da duâsından mahrum kalmamak için,
Gelip buldu köylüyü, vakit geçirmeksizin.

Köylü onu görünce, dedi: (Niçin döndünüz?
Yoksa benim malımda, bozukluk mu gördünüz?)

Buyurdu ki: (Yok, hayır, beğendim buğdayını.
Geldim ki, istiyeyim senin hayır duânı.)

Köylü, hayret içinde dedi ki: (İyi ama,
Yalnız bunun için mi geldin benim yanıma?

Yüz yıkamayı bile bilmiyen biriyim ben.
Nasıl duâ edeyim bu hâlimle size ben?)

Buyurdu ki: (Kardeşim, bu iş hiç belli olmaz.
Sen yine bir duâ et, inşallah reddolunmaz.)

Köylü "Peki" diyerek, kaldırdı ellerini.
Dedi: (Yâ Rab, ne ise, ver bunun dileğini.)

Ubeydullah-ı Ahrâr, der ki: (Yemin ederim.
Onun duâsı ile, açıldı kalp gözlerim.)

Buyurdu ki: (Bir insan, eğer "Hayırlı" ise,
Hep hayırlı işlere sebep olur o kimse.

Allah'ın, bir kimseyi sevdiğine alâmet,
Hep Faydalı işlere, eder o sa'y-ü gayret.

Bir kulu da, Allah'ın sevmediğine nişân,
Ömrünü Boş şeylerle geçirip eder ziyân.)

Derdi ki: (Kırılırsa, size arkadaşınız,
Siz özür dileyin ve hemen helâllaşınız.

Haklı bile olsanız, helâllaşın elbette.
Demeyin: "Ben hakkımı alırım âhirette".

Çünkü hiç belli olmaz, belki de haklı odur.
Kimin haklı olduğu, mahşerde belli olur.

Kendini Alacaklı sanan nice kişiler,
Hesaplar görülünce, Borçlu çıkabilirler.

Ödemek için dahî, geçmez o gün para pul.
Çok büyük sıkıntıya dûçâr olur böyle kul.

Zîrâ sevaplarıyla, kul borçları ödenir.
Yetmezse, o kimsenin günâhını yüklenir.

Hâlbuki bu dünyâda, hak altından kurtulmak,
Mümkündür, ama biraz lâzımdır nefsi kırmak.

"Kabâhat bende" deyip, bir özür dilemekle,
Bir nice kul hakları, hâllolur böylelikle.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
ÖLÜM ACISI ZORDUR

"Muhammed Horasânî" bir günkü vâzında,
Konuşurken, "Ölüm"den açılmıştı mevzû da.

Biri Ona sordu ki: (Efendim, bu insanlar,
Acabâ can verirken, ne kadar acı duyar?)

Cevâben buyurdu ki: (Ölüm'ün en hafifi,
Öyle şiddetlidir ki, mümkün olmaz târifi.

Ne zaman ki bir kişi, gelse ölüm hâline,
Sanki konur "İki dağ" omuzu üzerine.

İğnenin deliğinden çıkacak rûhu sanır.
Yerle gök birleşir de, o arasında kalır.

Sanki onun içinde, bir "Dikenli çalı" var.
Onu tutup, ağzından, kuvvetle çekiyorlar.

Bütün hücrelerine takılmış dikenleri.
Çektikçe parçalıyor, takıldığı yerleri.

Can vermenin acısı, fazladır hattâ şundan,
İnsana "Yetmiş defâ kılıç vuruluşundan.

Fakat Mü'min, görerek hûri ve melekleri,
Onların zevki ile, duymaz bu elemleri.

Daha da şiddetlidir lâkin "Kabir azâbı".
"Hiç" kalır buna göre, can verme ızdırâbı.

Çünkü kabir, yakındır âhiret hayâtına.
Benzer azâbları da, âhiret azâbına.

Bu kabir azâbı da, böyle çok şiddetliyken,
Hiç kalır "Mahşerdeki azâblara nisbeten.

Bir damlanın, deryâ'ya nisbeti nasıl ise,
Bunlar da, birbiriyle edilmez mukâyese.

O meydanda "Bin sene" bekleşirken insanlar,
Güneş, bir mızrak boyu yaklaşıp, halkı yakar.

Bir ayağın üstünde, bulunur binbir ayak.
Günâhlarına göre, tere batar cümle halk.

Öyle çok sıkışır ki kâfirler izdihâmdan,
Temennî ederler ki, kurulsa hemen "Mîzân".

Derler ki: (Hesâbımız görülse de hemence,
Şu sıkıntılı hâlden, kurtulsak bir an önce.)

Hâlbuki bilmezler ki, bitince suâl, hesap,
Başlıyacak bu sefer, daha elîm bir azâb.

Çünkü girecekleri "Cehennem"in ateşi,
Öyle şiddetlidir ki, bulunmaz aslâ eşi.

Mahşer meydanındaki acı ve sıkıntılar,
Cehennem azâbının yanında "Hiç" kalırlar.

Bir kum tâneciğinin, kâinâta nisbeti,
Ne ise, öyle çoktur Cehennemin şiddeti.

Oradan bir "kıvılcım", dünyâya düşse eğer,
Onun harâretinden, bu dünyâ erir, biter.

Hem kalmaz bir kararda azâblar Cehennemde.
Gün geçtikçe, şiddeti, durmadan artar hem de.

Kurtuluş ümîdi de, küffâra olmaz elbet.
Bu acı azâblarda, kalırlar ilel-ebed.

Kalbinde, zerre kadar "doğru îmân"ı olan,
Cehenneme girse de, çıkarılır sonradan.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
VÜCUT MAKİNASI

"Tâhâ-yı Hakkârî" ki, çok büyük bir velî'dir.
Doğu Anadolu'yu, yıllarca etti tenvîr.

O, bir gün buyurdu ki: (Bu dünyâ bir İmtihân.
İnsanlar birer Yolcu, dünyâ da sanki bir Han.

Ömür, Tren misâli, hiç durmadan gidiyor.
Bâzıları binerken, bâzısı da iniyor.

İnsan, doğduğu vakit binmiştir bu trene.
Sırası geldiğinde, inecek elbet yine.

Dünyânın fâniliği, belliyken pek âşikâr,
İnsan kurabilir mi uzun boylu plânlar?

Zîrâ buyuruyor ki, Kur'ânda cenâb-ı Hak:
(Gönderdim bu dünyâya, sizi "Fâni" olarak.

Veririm mal ve evlât misâli nîmetleri.
Fakat bilesiniz ki, alırım tekrar geri.

Onlar sizin değildir, çok sıkı sarılmayın.
Çünkü ayrılırsınız hepsinden bugün yârın.

Akıl, sıhhat, âzâlar verdimse de ben size,
Bunları kullanırken, uymayın nefsinize.

Ayrıca gönderdim ki, "Kitap" ile "Peygamber",
Size, emirlerimi versinler bir bir haber.

Siz, bu emirlerimi öğrenerek iyice,
Kullanın nîmetleri, bu ahkâm mûcibince.)

Bir gün, yine bununla alâkalı olarak,
Buyurdu: (Bu bedeni yarattı cenâb-ı Hak.

Bu his organları ki, hepsi birer hârika.
Akıl, fikir, hâfıza, zihin, zekâ, nâtıka,

Bütün bu kemâllerle, süsleyip onu gâyet,
Kulun irâdesine teslîm etti nihâyet.

İşte bu, çok muazzam bedeni, bizim artık,
Kullanmamız için de, maksadına muvâfık,

İhsân edip gönderdi, Kitap ile Peygamber.
"Böyle kullanın!" diye, verdi bâzı emirler.

Bu ahkâm mûcibince kullanırsak onu biz,
Ancak o makineden olur istifâdemiz.

Nitekim dünyâda da, mevcuttur böyle bir hâl.
Meselâ bir fabrika, bir Âlet etse îmâl,

Çok basit olsa bile çıkardığı o âlet,
"Kullanma şeklini" de gösterir onun elbet.

Yine alındığında eczâneden bir İlâç,
Târifesine dahî, olur elbet ihtiyâç.

Çok basit bir âleti kullanmak için bile,
Kullanma tâlimâtı gerekirse, hâliyle,

Gâyet muazzam olan bu beden için dahî,
Bir Emir ve tâlimât îcâb eder tabii.

İşte, bedenimizi yaratan Hak teâlâ,
Kullanabilmek için onu iyi ve âlâ,

Gönderdi Habîbiyle, bir emir ve tâlimât.
Buna "Kur'ân" denir ki, uyanlar eder râhat.

O emirlerin hepsi "Din"dir, "İslâmiyyet"tir.
Kim ona tam uyarsa, sâhib-i seâdettir.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
KALP HASTA İSE

"Hâlid-i Bağdâdî" ki, büyük âlim ve velî.
Âb-ı hayat gibiydi, nasîhat ve sözleri.

Buyurdu: (Bir kimsede, var ise kâmil îmân,
O kişi, hiç Rabbine edemez günâh, isyân.

Îmân'ın hakîkati, bir Sevgidir, bir Hâldir.
Böyle îmân edene, isyân etmek muhâldir.

Çünkü o, Âhireti düşünür gündüz gece.
Harâm ve günâhları işliyemez böylece.

Siz de harâm önünde, kapayın gözünüzü.
Yoksa, kabûl etmezler mahşerde özrünüzü.

Harâma, bile bile bakan bir müslümânın,
Gözüne, "Kızgın kurşun" dökülür sonra yârın.

"Yalan" ve "Gıybet" dahî, harâm ve çirkindir pek.
Bu iki günâhtan da, şiddetle kaçmak gerek.

Rabbimiz, İki kapak yarattı ki gözlerde,
Acele kapayalım, harâm olan yerlerde.

İki dudak ile de, yaptı ki ağza kapak,
Harâm işlemiyelim, yerinde kapatarak.)

Biri, Ona sordu ki: (Efendim, ne sebepten,
İnsan lezzet alamaz yaptığı ibâdetten?)

Buyurdu ki: (Sebebi, âşikârdır bu hâlin.
Bu, "Hasta" olduğunu gösteriyor o kalbin.

Kalbin hastalığına, şu ki zîrâ işâret,
Yaptığı ibâdetten, alamaz tad ve lezzet.

Hem de, Hak teâlâdan hayâ etmez o insan.
Utanmadan Rabbine eder günâh ve isyân.

Kalbi hasta olanda, bulunmaz hem de hikmet.
Baktığı hiç bir şeyden, alamaz ders ve ibret.

Kâr etmez ona öğüt, dinlemez hiç kimseyi.
Hep kendi bildiğine göre yapar her şeyi.

Kurtulmak istiyorsa o kimse bu hâlinden,
Lokmaya dikkat edip, yesin hep helâlinden.

Bir İslâm âliminin, katılsın sohbetine.
Onun bakışı bile, şifâdır kalp derdine.

Nîmet bilsin dîne ve insanlara hizmeti.
Alır böyle yaparsa, ibâdetten lezzeti.)

Biri de, kendisinden nasîhat isteyince,
Buyurdu: (Evliyâyı, sev gücün yettiğince.

Allahü teâlânın dostudur zîrâ onlar.
Rabbine, bu sûretle vâsıl olur insanlar.

Bir kimse, Evliyâyı, candan severse şâyet,
Allah'ı sevmeye de, yol açar bu muhabbet.

Bir "Allah adamı"nı, kim ki çok sever ise,
"İbâdet yapmış" gibi sevap alır o kimse.

Hattâ bütün nâfile ibâdetler içinden,
Yoktur daha üstünü, evliyâ sevgisinden.

Ya Onu kalbine koy, ya gir Onun kalbine.
Ancak böyle erilir, Allah'ın sevgisine.

Lâkin kolay değildir onları kalbe koymak.
Öyleyse, sen onların kalbine girmeye bak.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
HANIMLA HELÂLLAŞIN

"Abdurrahmân-ı Sânî", devrinin evliyâsı.
Sohbeti, süpürürdü kalpten kiri ve pası.

O bir gün buyurdu ki: (İnsanda "Nefis" vardır.
O, harâmla beslenen, güçlü bir canavardır.

Allahü teâlânın düşmânıdır o hattâ.
Ve ondan daha ahmak şey yoktur kâinâtta.

Siz, düşmân aramayın dışarda kendinize.
En büyük düşmânınız, Nefistir zîrâ size.

"Yaralı kaplan" gibi, saldırır hiç durmadan.
Hattâ ölene kadar, vaz geçmez bu dâvâdan.

Mühim husûsiyeti şudur ki bir de onun,
İster ki, cümle âlem, emrine eğsin boyun.

Lâkin bulamayınca, dışarda bu zemini,
Hanıma zulmederek, yapar bu isteğini.

Yâni gücü yetmezse başkasını ezmeye,
Bu sefer evde başlar, hanıma zulmetmeye.

Hâlbuki hiç bir amel, havada kalmaz elbet.
Bir bir kayda geçiyor, her bir iş ve hareket.

Yâni her iş, yazılır ya Günâh, ya da Sevap.
Olur karşılığı da, ya Seâdet, ya Azâb.

Eğer helâllaşmazsa, çeker acı azâbı.
Hanım da sabrederse, alır sabır sevâbı.

Onun için her mü'min, çıkarken hânesinden,
Helâllık almalıdır, her sabah zevcesinden.)

Bir gün de buyurdu ki: (Elbette ölüm vardır.
"Ölüm", rûhun bedenden ayrılıp çıkmasıdır.

Öyle şiddetlidir ki can verme acısı hem,
Hiç�tir onun yanında, dünyâdaki her elem.

Sanki onun içinde bir "Dikenli çalı'' var.
Onu tutup, ağzından, kuvvetle çekiyorlar.

Dikenlerin her biri takılmış etrâfına,
O yerleri yırtarak, çok elem verir ona.

İşte bu çalıdaki "Dikenler", sanki aynen,
Bir "Dünyâ bağlılığı, sevgisidir esâsen.

Para pul, mevkî makâm, nâm ve şöhret, sîm-ü zer,
Dünyâ için olursa, "Dikendir hepsi birer.

Bunlar, hâlis niyetle, yâni sırf Allah için,
Talep edilirlerse, olmazlar günâh, çirkin.

Velâkin istenirse, nefse tâbi olarak,
Bu takdirde günâh ve zararlıdır muhakkak.

İşte bu bağlantılar, Diken olup hep birer,
Rûhunun çıkmasına, mâni oluverirler.

Ne kadar çok olursa, onun böyle Dikeni,
Rûhu da, o nisbette zor terk eder bedeni.

Dünyâ bağlılıkları, azaldığı nisbette,
Az olur can acısı, kolay olur mevti de.

Bu türlü bağlılıklar, çok azaldığı zaman,
Olur rûhun çıkması, gâyet kolay ve âsân.

Ve eğer kurtulursa, bunlardan tamâmiyle,
Rûhu çıkıp gider de, haberi olmaz bile.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: ....Güzel Nasihatlar....
ÇOK BÜYÜK İKİ NÎMET

"Mahmûd-i Sâminî" ki, Hakkın büyük velîsi.
Dîne, müslümânlara hizmetti tek gâyesi.

O bir gün buyurdu ki: (İnsanda çok mûteber,
"İki nîmet" vardır ki, çıksalar elden eğer,

Kan gelinceye kadar gözlerden yaş yerine,
Ağlansa, faydasızdır, çünkü gelmez geriye.

Onlardan birincisi, "Ömür"dür ki bilhassa,
Ömürden daha mühim bir nîmet olmaz aslâ.

İkinci büyük nîmet, "Dostların varlığı"dır.
O dostlardan ayrılmak, ne büyük bir kayıptır.

Eğer mümkün olsa da, dünyâyı verse hattâ,
Ölmüş olan bir velî, hiç döner mi hayâta?

Bir "Allah adamı"nın huzûrundaki anlar,
Tekrar ele geçer mi, ağlasa çok zamanlar?

Onun nûrlu bakışı, huzûr ve sohbetleri,
Dünyâyı verse bile, gelir mi tekrar geri?

Bu "Ömür sermâyesi" ve "Sohbet-i sâlihîn",
Hiç ölçülemiyecek nîmettir insan için.)

Bir gün de buyurdu ki: (Bu dünyâ, muvakkattır.
Ölümden sonra olan hayat, asıl hayattır.

Çünkü insan, ne kadar sürse de uzun ömür,
Sonunda ecel gelir, ömrü biter ve ölür.

Bu böyle olsa dahî, o Sonsuz hayat yine,
Kurulmuştur bu kısa hayâtın üzerine.

İyi geçirilirse bu üç beş günlük hayat,
Kazandırır insana, sonsuz huzûr ve râhat.

Ve eğer geçirirse, günâhla her ânını,
Hak eder öldüğünde, Cehennem azâbını.)

Bir gün de buyurdu ki: (Türlü vazîfelerde,
Allah'ın melekleri mevcuttur gök ve yerde.

Bir de, Hak teâlânın husûsen yarattığı,
Melekleri de vardır, bunlardan daha ayrı,

İşte o meleklere, buyurur Hak teâlâ:
(Ben, şu şu kullarımı seviyorum pek fazla.)

Onlar der: (Yâ ilâhî, var mıdır bize emrin?)
Buyurur ki: (Onlara, dert verin, belâ verin.

Sıkıntılar verin ki o kullara siz varıp,
Bana duâ etsinler ellerini kaldırıp.

Çünkü ben, seviyorum onların seslerini.
İstiyorum el açıp, duâ etmelerini.)

Ve yine buyurur ki Allah o meleklere:
(Şu şu kulları ise, sevmiyorum bir zerre.)

Derler ki: (Yâ ilâhî, ne yapalım peki biz?)
Buyurur ki: (Onlara, her nîmeti veriniz.

Para pul, mevkî makâm, her dünyâlık ve neşe,
Verin, ihtiyâçları kalmasın hiç bir şeye.

Verin ki türlü türlü dünyâ nîmetlerini,
Unutup, dillerine almasınlar hiç beni.

Çünkü ben, o isyânkâr kulları sevmiyorum.
Seslerini bile hiç, duymak istemiyorum.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: ....Güzel Nasihatlar....
HİMMET NASIL GELİR?

İslâm âlimlerinden, "Seyyid Nizâm Efendi",
Allahın kullarına hep nasîhat ederdi.

Bir gün de buyurdu ki: (Bir "Allah adamı"na,
Rastlarsanız, her işi danışın, sorun Ona.

Yanılır ekseriyâ çünkü sizin aklınız.
Sonu pişmânlık olur, sormadan yaparsanız.

Hâlbuki "Akl-ı selîm" sâhibidir velîler.
Onlar, "Kalp gözü" ile bakıp karar verirler.

Pişmân olacak bir iş, yapmazlar onlar aslâ.
Hep islâma muvâfık iş yaparlar ihlâsla.

Avâm'ınsa aklına, "Akl-ı meâş" denilir.
Bunlar, çok işlerinde, hep yanlış karar verir.

Her ne yapsa, sonunda olur pişmân ve üzgün.
Bugün yaptığı işi, beğenmez ertesi gün.

Öğleden önce başka, sonra başka düşünür.
Çünkü aklı esirdir, değildir serbest ve hür.

Para pul, mevkî makâm, dünyâ hırsı ve şehvet,
Aklı esir almıştır, değildir hür ve serbest.

Lâkin avâmdan biri, aklını bırakarak,
Bir Allah adamına uyarsa tam olarak,

Onun dahî her işi, olur iyi ve makbûl.
Hak teâlâ indinde, o da olur hâlis kul.

Lâkin aklını atıp, birine tâbi olmak,
Herkesin yapacağı iş değildir muhakkak.

Yâni kolay olmayıp, çok çetindir bilâkis.
Zîrâ "Ben de bilirim" demektedir hep nefis.

Üstâda tam uymaya, denir ki "Teslîmiyyet",
Böyle tâbi olana, çok gelir feyiz, himmet.

Üstâdını bırakıp, uyarsa kendisine,
Himmetten mahrum olup, işi gider tersine.

"İmâm-ı Rabbânî"nin talebesinden bir zât,
Üstâdına gelerek, dedi ki Ona bizzât:

(Falan beldeye gidip, yerleşmek istiyorum.
Bir medrese açarak, ders vereyim diyorum.)

O, "Kendi arzusu"nu arz edince böylece,
Üstâdı, "Sen bilirsin!" buyurdular sâdece.

O gidip, o beldede bekledi tam bir sene.
Ve lâkin tek bir kişi gelmedi kendisine.

Hatâsını anlayıp, gelerek tekrar geri,
Bu sefer Ona sordu, gideceği o yeri.

Dedi: (Aklıma uydum, lütfen af buyurunuz.
Ne tarafa gitmemi emir buyurursunuz?)

Üstâdı buyurdu ki: (Yine git aynı yere!)
Üstâdının emriyle gidiverdi bu kere.

Lâkin öyle oldu ki, ordaki medreseler,
Onun gelişi ile kapandı birer birer.

Zîrâ herkes, her yerden, demeyip uzak yakın,
Hep Onun sohbetine koştular akın akın.

Zîrâ Emir ileydi bu seferki gelişi.
Elbet öyle gelenin, böyle olur her işi.

Çünkü "Üstâd himmeti" kuvvet verir kişiye.
O himmet kesilirse, yaramaz hiç bir işe.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
DÜNYÂ, HAYÂL'DİR

"Cemâleddîn Uşşâkî", hem âlim, hem velîydi.
"Kâmil insan" olduğu, her hâlinden belliydi.

Öyle tesirliydi ki sohbeti dinleyene,
Âb-ı hayat sunardı, konuşurken ehline.

Bir gün de buyurdu ki: (Ölüm var ey cemâat!
Ölümden sonra başlar hakîkî, asıl hayat.

Bu dünyâ bir "Hayâl"dir, vefâsız, fânidir hem.
Âhiret öyle değil, ebedîdir o âlem.

Kötü gözle bakmayın, sakın bir müslümâna.
Hep "Hüsnü zan" üzere bulunun her insana.

Mü'mine, muhabbetle bakmak da ibâdettir.
Sakın sert bakmayın ki, bu, büyük bir âfettir.

Eğer sizi üzerse, bir mü'min kardeşiniz,
Sabredip, kendisine karşılık vermeyiniz.

Hattâ ikrâm ediniz o din kardeşinize.
Böyle emretmektedir dînimiz zîrâ bize.)

Bir gün de buyurdu ki: (İlim, amel, ihlâsı,
Temîne çalışın ki, budur dînin esâsı.

Bize, "Hakkın rızâsı" lüzumludur esâsen.
Kulları memnun etmek, mümkün olmaz ki zâten.

Kim, "Allah rızâsı"nı ararsa her işinde,
Kullar da râzı olur ondan netîcesinde.

Kim de memnun etmeye uğraşırsa kulları,
Allah ve kul indinde, hiç olmaz îtibârı.)

Bir gün, bu velî zâta sordular: (Neden acep,
İyi kötü her insan, seviyorlar sizi hep?)

Buyurdu: (Bize yalnız, lâzımdır "Hak rızâsı".
Aslâ mühim değildir, kulun râzı olması.

"İnsanlar sevsin" diye uğraşmayız biz aslâ.
Zîrâ böyle hareket, bağdaşmaz hiç ihlâsla.

Kim, Hakkın rızâsını, almaya etse gayret,
Halk da, ister istemez, severler onu gâyet.

Kim, gönlünü Allah'tan, kullara çevirirse,
Bilâkis seven olmaz, kullardan onu kimse.)

Bir gün de buyurdu ki: (Bu "Allah adamları",
Zulmetten, nûra doğru çekerler insanları.

Bir islâm âlimini tanıyıp, Onu sevmek,
Öyle bir nîmettir ki, benzeri bulunmaz pek.

Çünkü böyle bir zâtın, bir şefkatli bakması,
Temizler gönüllerde olan kiri ve pası.

Edebilmek için de Ondan çok istifâde,
Edebli olmalıdır yanında pek ziyâde.

Edebin bir târifi, "Îtirâz etmemek"tir.
Onun her bir emrine, hemen "Peki" demektir.

Bu Allah adamları öyle büyüklerdir ki,
Meselâ bir beldeden, yürüyüp geçse biri,

O zâtın hürmetine, o yere, Hak teâlâ,
Tam kırk gün müddet ile, göndermez kazâ, belâ.

Çünkü onlar, Allah'ın sevgili kullarıdır.
Onların hürmetine, belâ geri alınır.

O büyük insanların hürmet ve hatırına,
Her kim duâ ederse, kavuşur murâdına.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
İTÂAT BÖYLE OLUR

"Abdülmecîd Sivâsî", ilim ve irfâniyle,
Hizmete adamıştı, kendini tamâmiyle.

Gâye, bir kişi olsun, kurtarmaktı "Ateş"ten.
Daha mühim iş yoktu, Ona göre bu işten.

Derdi ki: (Ey insanlar, verenler olur azîz.
Zîrâ veren kulları, çok seviyor Rabbimiz.

Almak istemeyin ki, bu, hiç makbûl şey değil.
Hep "Almak" düşünenler, olurlar hor ve zelîl.

İnsanlar arasında münâkaşa ve kavga,
Varsa, Almak yüzünden, vukû bulur mutlaka.

Ama "Vermek" yüzünden, çekişme olmaz zinhâr.
Görülmüş mü, vermekten kavga etsin insanlar?)

Derdi ki: (Peki deyin, kaçının îtirâzdan.
Zîrâ peki demeyip, kovuldu la'în şeytân.

Eshâb, Resûlullah'a, tam itâat ederdi.
Onun her bir emrine, hemen "Peki" derlerdi.

Mübârek huzûrunda, edebliydiler gâyet.
Sessizce oturur ve etmezlerdi hareket.

Hattâ "Ağaç" zannedip, kuşlar o kimseleri,
Gelip, üzerlerine konarlardı ekserî.

Bir kabâhat işledi, eshâbdan biri bir gün.
Mübârek kulağına gitti bu da Resûlün.

Peygamber Efendimiz, duyunca bunu hemen,
Buyurdu ki: (Hapsettim öyle ise onu ben!)

Bunu, o sahâbîye haber verdiklerinde,
Bir "Mıh gibi" çakılıp, kala kaldı yerinde.

Vaziyeti nasılsa, öyle kaldı bu sefer.
Zîrâ (Onu hapsettim!) buyurmuştu o Server.

Allah'ın Resûlünün emrine muhâlefet,
Olur diye, bir milim eylemedi hareket.

Hattâ bir ayağını, öbürünün yanına,
Bile getirmedi ki, îtirâz olur Ona.

Resûl'e bu derece itâat ederlerdi.
"Onun için, canımız fedâ olsun derlerdi.)

Bir gün de buyurdu ki: (Ey cemâat, bu nefis,
Öyle bir canavar ki, aman dikkat ediniz!

Bir "Ahtapot" misâli, insanın vücûdunu,
Kollarıyla sarmıştır, düşünün böyle onu.

Harâm ile beslenir, Nefs denen bu canavar.
Serpilir, kuvvetlenir, işlendikçe harâmlar.

Yegâne, tek gâyesi şudur ki işbu nefsin,
Sâhibini, ebedî azâba sürüklesin.

Siz düşmân aramayın kendi hâricinizde.
En büyük düşmânınız, Nefistir içinizde.

Ondan kurtulmak için, iki yol vardır ancak.
Birisi, gıdâsını kesmektir tam olarak.

Yâni işlenmez ise en küçük günâh bile,
O, gıdâsız kalarak, zayıflar tamâmiyle.

Öbürü, Kelime-i tevhîdi söylemektir.
Yâni Allah zikri de, onu çok zaîfletir.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
GÜL KOKAR, DİKEN BATAR

"Abdülvehhâb-ı Gazzî", Allah adamlarından.
Saçtı sohbetleriyle devâmlı ilim, irfân.

Her hâli, insanlara olurdu ibret ve ders.
Hep "Güler yüzlü" idi, severdi Onu herkes.

Her nerede bir vaaz etse idi O halka,
Günâh işlememekten, bahsederdi mutlaka.

Bir gün de buyurdu ki: (Ey insan, aman sakın!
Hiç günâh işleme ki, yanarsın sonra yârın.

Günâh işleyeceksen, sok elini "Ateş"e.
Dayanabiliyorsan, o zaman günâh işle.

Yok dayanamıyorsan, yapma o günâh işi.
Zîrâ çok şiddetlidir Cehennemin ateşi.

Öyleyse ey insanlar, rastgele yaşamayın.
"İslâm âlimleri"nden birini örnek alın.

Her devirde, muhakkak vardır böyle birisi.
O zâta tâbi olup, kurtarın kendinizi.

İnsanlar arasında, böyle yüksek velîler,
Otların arasında, sanki "Gül" gibidirler.

Lâkin unutmayın ki kardeşlerim şunu da,
Yüzlerce "Diken" vardır, her bir gül ağacında.

Zîrâ bu iş böyledir, gül, olmaz hiç dikensiz.
Lâkin Gül zannetmeyin kendinizi hemen siz.

Gül kokar, Diken batar, olur mu ikisi bir?
Hattâ en büyük diken, kendini gül bilendir.

Bir mü'min kardeşini, üzdün ise bir işte,
Elbetteki dikensin ve ona battın işte.

Sen, istediğin kadar "Gülüm" de, kim inanır?
Diken gibi, herkesi edersin mutazarrır.

Hakîkî bir müslümân, şudur ki ey insanlar!
Elinden ve dilinden, kimseye gelmez zarar.

Yumuşak bir halıya benzer ki bir müslümân,
Üzerinde gezenler, incinmez aslâ ondan.

Korkmadan, çekinmeden yanına varır herkes.
Çünkü hep bilirler ki, Ondan hiç zarar gelmez.

O, kendini herkesten aşağı, kötü bilir.
Aynaya baktığında, kendisinden iğrenir.

Değil ki bir mü'minden "Uyuz köpek"ten hattâ,
Bile o, kendisini üstün görmez hayatta.

Bir Karıncayı bile incitmekten çekinir.
Bilir ki hayvan hakkı, kul hakkı'ndan çetindir.

Hiç bir icraatını, iyi görmez o zinhâr.
İbâdet yapsa bile, eder tövbe istiğfâr.

İyi işlerine de, bulur bir hatâ, kusûr.
Çünkü o, ancak böyle bulur râhat ve huzûr.

Dîne hizmet etse de, kendinden bilmez aslâ.
Emredilen işleri, icrâ eder İhlâsla.

Hizmeti çok olsa da, yine boynu büküktür.
"Elimden çıkar" diye, endîşesi büyüktür.

Bunun için, Rabbine yalvarır ki her dâim:
(Yâ Rabbî, bu hizmeti elimden alma benim.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.