You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

....Güzel Nasihatlar....

....Güzel Nasihatlar....

Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
BİRİNCİ VAZÎFEMİZ

"Abdullah-ı Hakkârî", âlim ve velî bir zât.
Derslerinde, herkese ederdi çok nasîhat.

O, yine bir sohbette, buyurdu: (Ey insanlar!
"Âhiret"e dönün ki, netîcede ölüm var.

İnsanın, bu dünyâya gelmesine tek sebep,
Rabbine, tevâzûyla "İbâdet etmek"tir hep.

İbâdetten maksat da, Ona boyun bükmektir.
Onun emrine göre işini yürütmektir.

Dînimiz, bu hayâtı etmiştir tam ihâta.
Yaptığımız her bir iş, ya "Sevap"tır, ya "Hatâ".

Hâsılı her fiilin, dinde bir hükmü vardır.
Yâni her yapılan iş, ya Sevap, ya Günâhtır.

Bir insan, öğrenir de önce ilmihâlini,
Buna göre yaparsa, her günkü ef'âlini,

Her an, Hak teâlâya yapmış olur ibâdet.
En büyük kerâmettir bu dinde istikâmet.

Maksat, islâmiyyete uydurmaktır hâlini.
Ve hiç unutmamaktır her işinde Rabbini.

Yâni düşünmeli ki her amelde muhakkak:
"Râzı mıdır, değil mi bu işten cenâb-ı Hak?"

Rabbimiz neden râzı, neden râzı değildir?
Bunlar da, dînimizde gâyet açık bellidir.

İslâm âlimlerimiz, çalışıp gündüz gece,
Meydana çıkarmıştır bunları ince ince.

Birinci vazîfemiz, bunları öğrenmektir.
Sonra, buna muvâfık, sâlih amel etmektir.

İki kanat gibidir, yâni "İlim" ve "Amel".
Ve islâm binâsında, bunlardır iki temel.

Bu ikisi olmazsa, müslümânlık olamaz.
Ve insan, âhirette azâbtan kurtulamaz.)

Bir gün de buyurdu ki: (Fırsatlar ganîmettir.
Şu boş geçen zamanlar, çok büyük bir nîmettir.

Bir islâm âliminin kitâbını okuyan,
Sohbet etmiş sayılır Onun ile bir zaman.

Hattâ büyüklerimiz, şöyle buyurmuşlardır:
(Din kitâbı okumak, sohbetin yarısıdır.)

Meselâ "Mektûbât"ı okuyan edeb ile,
sohbet etmiş sayılır, "İmâm-ı Rabbânî"yle.

"İmâm-ı Gazâlî"yle kim isterse konuşmak,
Onun eserlerini okumalıdır ancak.

Çünkü bu velîlerin adları, her nerede,
Anılsa, bulunurlar ânında o yerlerde.

Adlarının geçtiği mahallere, hem dahî,
Yağar gökten bereket ve rahmeti ilâhî.

Kim, "Kur'ân-ı kerîm"i eder ise tilâvet,
O dahî "Rabbimiz"le konuşmuş olur elbet.

Bu gün, islâmiyyeti öğrenmek çok kolaydır.
Dînimizi öğreten doğru kitaplar vardır.

Lâkin bozukları da var ki, hem de pek fazla,
O bozuk kitapları, sokmayın eve aslâ.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
SEVMEK VE İNANMAK

"Abdülfettâh-ı Akrî", çok büyük evliyâ zât.
Talebeye ders verir, ederdi çok nasîhat.

Bir gün de buyurdu ki: (Yaptığımız işleri,
Yazıyor birer birer, hafaza melekleri.

Ve lâkin günâhına kim yaparsa istiğfâr,
O günâhı silinip, Boş kalır o sayfalar.

Mahşer günü, eline geldiğinde Defteri,
Görür ve merak eder o boş sahîfeleri.

Ve bunu, meleklere suâl eder hemence.
Der ki: (Bu boş yerlerde, ne vardı daha önce?)

Derler ki: (Günâhların yazılıydı ve lâkin,
Sen istiğfâr edince, onları sildi Rabbin.

Sen, din kardeşlerinin, örterdin her aybını.
Allah da örttü senden, senin günâhlarını.)

Buyurdu: ("Îmân" ile, insanlar insan olur.
Îmânı olmıyanın, hayvandan farkı yoktur.

Mü'min de, "Takvâ'' ile bulur değer ve kıymet.
Çünkü Allah, takvâ'ya veriyor ehemmiyet.

Îmânı muhâfaza edebilmek için de,
Kişi, islâmiyyete uymalı her işinde.

Zîrâ tek gâye için yaratıldı İns ve Cin.
O da, yalnız Allah'a ibâdet etmek için.

İbâdetsiz bir îmân, fenersiz mum gibidir.
Zamanla zayıflar ve nihâyet sönüverir.)

Bir gün de buyurdu ki: (Felâha ermek için,
Sevip inanmalıdır, esâsı budur işin.

Bir genci düşünün ki, bir kıza olmuş âşık.
Ona her gittiğinde, giyinir düzgün ve şık.

Ve düzeltir aynada, kılık kıyâfetini.
Ki, o kız, o hâliyle beğensin kendisini.

Yâni bütün gâyesi şudur ki o kimsenin,
O kadın, kendisini bırakıp terketmesin.

Bu kadar çok korkar da, kızı incitmesinden,
Niçin korkmaz, Rabbinin ona gücenmesinden?

Böyle gaflet içinde geçer ise bu ömür,
Bulunmaz mahşer günü, bir bahâne ve özür.

Allah'a inanır ve severse bir müslümân,
Rızâsını almaya, gayret eder her zaman.

Her hangi bir ameli yapacak olsa eğer,
İlk aklına gelen şey: "Acabâ Rabbim ne der?"

Ve Rabbinin rızâsı yoksa eğer o işte,
Vaz geçer, yapmaz onu, "Tam îmân" budur işte.

Çünkü çok sevdiğinden Rabbini o müslümân,
Onu gücendirmeyi, düşünmez hiç bir zaman.

Kardeşlerim öyleyse, bu günden tezi yoktur.
İslâma bel bağlayıp, bulmalı râhat, huzûr.

Pişmân olmamak için âhirete gidince,
Öğrenmek lâzım gelir dînini ince ince.

İlim de, öğrenilir sırf "Amel etmek" için.
Bir de İhlâs gerektir, esâsı budur işin.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
Cvp: ....Güzel Nasihatlar....
KİMSEYİ ÜZMEYİN!

"Vânî Mehmet Efendi", âlim ve evliyâ zât.
Bir gün, talebesine, şöyle etti nasîhat:

Buyurdu ki: (Siz şöyle edin ki mülâhaza:
Cemiyet bir "Beden"dir, fertler de birer "Âzâ".

Birinin ayağına, batsa ufak bir diken,
Onun acısı ile, sızlanır bütün beden.

İşte, bir cemâatin fertleri de böyledir.
Birisi hasta olsa, hepsi üzüntüdedir.

Bunun için herkese, davranın güzel, iyi.
Herkesle hoş geçinip, üzmeyin hiç kimseyi.)

Bir gün de buyurdu ki: (Bu din, ilim dinidir.
Felâha ermek için, bir Rehber" gereklidir.

İslâm âlimleridir bu yolda asıl rehber.
Rehber'le yola çıkan, yolda çok râhat eder.

Bir Gemiye benzer ki, bu islâm âlimleri,
Maksada erdirirler gemiye binenleri.

Âlimlere uymamak, akıl kârı değildir.
Gemi varken, yüzmeyi tercîh etmek gibidir.

Biz, "İmâm-ı a'zam"ın binmişiz gemisine.
"Ehli sünnet" denilir, bu geminin ismine.

Her hangi vâsıtaya binerse biri eğer,
Onu süren kimseye, uyması îcâb eder.)

Başka bir sohbetinde buyurdu ki: (Ey insan!
İki şeyi unutup, hâtırlama hiç bir an.

Allah için yaptığın "İyi amelleri"ni.
Gayrinin sana olan, "Kırıcı hâlleri"ni.

Zîrâ sen, bir iyilik yapmışsan, o bitmiştir.
Yâni onun sevâbı, defterine geçmiştir.

Lâkin başkalarına, onu her söyledikçe,
Kazandığın o sevap, hep azalır gittikçe.

Ne kadar çok söylersen, o nisbette azalır.
Sonunda koca sevap, bir Nokta" gibi kalır.

Bunun gibi, birinden görürsen bir fenâlık,
Sabredip, sevâbını alırsan, biter artık.

Lâkin başkalarına söylersen bunu dahî,
Aldığın bu sevap da, azalır gâyet tabii.

Onu her söyleyişte, daha fazla azalır.
Dağ kadar bile olsa, bir Avuç" kadar kalır.

İki şey de vardır ki, uygun olmaz unutmak.
Bunlardan biri "Ölüm", biri de "Cenâb-ı Hak".

Nasıl unutulur ki, bu Ölüm, yâni bu "Mevt",
Hepimizin başına gelecektir âkıbet.

Mü'min, sever ölümü ve onu hiç unutmaz.
Zîrâ ölüm olmadan, Rabbine kavuşamaz.

Kim ölümü, yirmi kez düşünürse bir günde,
Yatakta ölse dahî, "Şehit"tir öldüğünde.

Nasıl unuturuz ki hem dahî "Rabbimiz"i,
Yaratan ve hayâtta durduran Odur bizi.

Biz, Onun kudretiyle ayakta duruyoruz.
O çekse kudretini, bir anda yok oluruz.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
ÜÇ MÜHİM HAK

"Abdurrahmân-ı Tâgî", büyük bir velî idi.
Sohbeti, dinleyene pek çok fâideliydi.

Bir gün de buyurdu ki: (Sakın şu "Üç kimse"nin,
Hakkına riâyette, gevşeklik göstermeyin.

Birisi, "Anne-baba" hakkıdır ki evvelâ,
"Üf" bile söylemeye izin yoktur onlara.

Şöyle ki, genç bir kişi vardı ki sahâbeden,
Annesinin kalbini kırmıştı bir sebepten.

O günlerde bu kişi, geldi "Ölüm hâli"ne.
Gitti tanıdıkları hemen ziyâretine.

Ve lâkin gördüler ki, tutulmuş dili hepten.
Hiç "Allah" diyemiyor lisânı bu sebepten.

Eshâba, çok üzüntü geldi bundan husûle.
Gelip bu vaziyeti, arz ettiler Resûl�e.

Buyurdu: (Annesini çağırın bana onun!)
Söylediler, acele huzûra geldi kadın.

Buyurdu ki: (Ey hâtun, hâlin nasıl oğlunla?)
Dedi: (Yâ Resûlallah, hiç aram yok onunla.

Hanımını kollayıp, üzmektedir beni hep.
Ben, hiç râzı değilim oğlumdan bundan sebep.)

Buyurdu ki: (Oğluna bağışla ki rızânı,
Tutuk dili açılıp, Allah desin lisânı.)

Dedi: (Yâ Resûlallah, çok kırgınım ona ben.
Şimdi "Peki" desem de, yapamam bunu kalben.)

O Server buyurdu ki eshâba bu sefer de:
(Çokça odun toplayıp, ateş yakın şu yerde.)

O zaman kadıncağız, merak etti bu işi.
Dedi ki: (Ne sebepten emrettiniz ateşi?)

Buyurdu ki: (Oğlunu atacağız içine.
Nasılsa lâyık oldu Cehennem ateşine.)

Bunu duyup, Resûl'e yalvardı ki o kadın:
(Ben râzıyım oğlumdan, yakmayın onu sakın!)

"Üç hak"tan ikincisi, "Hoca, üstâd" hakkıdır.
Bunların, ebeveyn'den daha çok hakkı vardır.

Anne-baba, çocuğun dünyâya gelmesine,
Sebeptirler, beslenip hem de büyümesine.

Lâkin hoca ve üstâd, öğreterek dînini,
Kazandırır insana, "Sonsuz seâdeti"ni.

Ve eğer anne-baba, yaparsa hem hocalık,
Onlarda, bu "iki hak" birleşmiş olur artık.

Böyle anne-babanın, hakkı olur iki kat.
Çünkü hem "Ebeveyn"dir, hem de "Hoca ve üstâd".

Bir kimse daha var ki, bizlere hakkı geçen,
O dahî, rızkımıza sebep olan "İşveren".

Her insanın rızkını, Rabbimiz verse de hep,
Lâkin "İşverenler"i, kılmıştır buna sebep.

Onun da hukûkuna riâyet etmelidir.
Zîrâ "Kul hakkı" olup, ödemesi çetindir.

Büyükler buyurdu ki: (İnsana şükretmiyen,
Allahü teâlâ'ya şükredemez katiyyen.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
TEK ÇÂRE HELÂLLAŞMAK

"Şeyh Mehmed-i Şirvânî", evliyâdan bir kişi.
Sünnet-i seniyyeye muvâfıktı her işi.

Bir gün, sevdiklerine buyurdu ki: (Dinleyin!
Hiç bir amelinize, az bile güvenmeyin.

İbâdet etseniz de, edin yine istiğfâr.
Ancak böyle kabûle lâyık olur duâlar.

Büyüklerden birisi şöyle söylemektedir:
(Bizim tövbemiz bile, tövbeyi gerektirir.)

Onlar böyle söylerse, ne demek düşer bize?
Zîrâ hep isyândayız an be an Rabbimize.

Boynu bükük, günâhkâr bilirsek kendimizi,
O zaman Hak teâlâ, affeder belki bizi.

Bilhassa "Kul hakkı"ndan lâzımdır çok sakınmak.
O helâl etmedikçe, affetmez cenâb-ı Hak.

"Mü'mine sert bakmak" da, girer ki kul hakkına,
Aklı olan, hiç girmez böyle bir hak altına.

Ve hele gıybet etmek, kalp kırmak ve sû-i zan,
Gibi kul haklarına düşebilir her insan.

Bundan kurtulmanın da, çâresi, yolu tektir.
O da, hak sâhibinden Helâllık dilemektir.

Sen haklı olsan dahî, yine sen git, helâllaş.
Ve de ki: (Sen haklısın, affet beni arkadaş.)

Zîrâ Peygamberimiz buyurdu: (İki kimse,
Herhangi meseleden ihtilâfa düşerse,

Kim önce davranıp da, özür dilerse eğer,
Cennette, yüksek bir köşk olur ona müyesser.)

Bilhassa Hanımların hukûkuna riâyet,
Eyleyip, bu husûsa etmeli fazla gayret.

En fazla münâsebet, çünkü onlar iledir.
Her gün helâllaşmayı, âdet edinmelidir.

Yoksa hiç belli olmaz, gelir de ecelimiz,
Mâzallah "Kul hakkı"yla, o gün ölebiliriz.

Kul hakkını, dünyâda hâlledin ki siz önce,
Yoksa, çok müşkil olur âhirete gidince.

Kendini "Alacaklı" sanan nice kimseler,
Hesapları ters dönüp, "Borçlu" hâle düşerler.

Öyleyse bu dünyâda, ne yapıp yapmalıdır.
Mutlak özür dileyip, helâllık almalıdır.)

Bir gün de buyurdu ki: (Kardeşlerim aman hâ!
Hiç gaflete gelip de, girmeyin bir günâha.

Çok şeyleri bilmek de, kâfi değil velhâsıl.
Öğrendiği şeyleri, yapmaktır dinde asıl.

Şeytân da âlim idi, çok şeyi biliyordu.
Ve lâkin bildiğini yapmayınca, kovuldu.

Eğer ki bir ilimle edilmezse hareket,
O ilim, azâb için olur burhan ve senet.

Özür bahâneye de, yol bulamaz o kişi.
Zîrâ hiç diyemez ki: "Bilmiyordum bu işi."

Dînini bilmemek de, gerçi özür değildir.
Herkes, ilmihâlini güzel öğrenmelidir.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
KADER, KULUN İŞİDİR

"Fahreddîn-i Acemî", büyük bir velî idi.
"Büyük insan" olduğu, her hâlinden belliydi.

Bir gün, sevdiklerine şöyle etti nasîhat:
(Allah'ın kullarına, hizmet edin her sâat.

Hak teâlâ bir kula, hayır murâd ederse,
Hep hayırlı işlerle meşgûl olur o kimse.

Allah'ın, bir kulunu sevmediğine nişân,
Hep faydasız işlerle meşgûl olur o insan.

Yâni o, ne dünyâya, ne âhirete âit,
Bir işle uğraşmayıp, öldürür her gün vakit.

Kulun "alın yazısı", işlerinden bellidir.
Yâni kader, insanın işiyle ilgilidir.

Hadîste buyurdu ki Peygamber Efendimiz:
(Bakmaz sûretinizle, işinize Rabbimiz.

Lâkin şuna bakar ki, niçin yaptın o işi?
Beğenmez, kabûl etmez riyâ ve gösterişi.)

Yâni Allah, kulunun bakar sırf niyetine.
Ki, o kulun, o işte acabâ niyeti ne?

Niçin namâz kılıyor, niçin yiyor yemeği?
Niyet Allah içinse, o zaman gâyet iyi.

İnsan, bu suâllere buluyorsa bir cevap,
Kurtulur âhirette, yapılmaz ona azâb.

Cevap veremiyorsa eğer bu suâllere,
Hazırlansın o zaman, azâb ve elemlere.

Zîrâ İhlâs olmazsa, ameller olmaz kabûl.
Dûçâr olur azâba, ihlâsı olmıyan kul.)

Bir gün de buyurdu ki: (Öfke ile Şehvetten,
Sakının, zîrâ bunlar ateştir Cehennemden.

Biri, Resûlullah'tan nasîhat isteyince,
O zâta, (Öfkelenme!) buyurdular hemence.

Yerini değiştirip, birazdan yine bu zât,
Resûl-i kibriyâ'dan istedi bir nasîhat.

Lâkin Peygamberimiz, o istek sâhibine,
Cevâben, (Öfkelenme!) buyurdu ona yine.

Arka tarafa geçip, istediğinde aynen,
(Öfkelenme!) buyurdu yine ona cevâben.)

Bir gün de buyurdu ki: (Kardeşlerim, bu dünyâ,
Fâni ve geçicidir, aldanmayın sakın hâ!

Aklı olan bir kişi, dünyâya vermez gönül.
Ve hattâ zerre kadar, etmez ona temâyül.

Zîrâ akıllılığın şudur ki alâmeti,
Girmez onun kalbine, bu dünyâ muhabbeti.

Her an Âhiretini düşünür aklı olan.
Çünkü iyi bilir ki, bu dünyâ bir imtihân.

Ahmak ise, kaptırır bu dünyâya gönlünü.
Yaşar gaflet içinde, düşünmez ölümünü.

Zîrâ ahmaklığa da şudur ki bir alâmet,
Kalbinde, bu fâni'ye besler sevgi, muhabbet.

Tek çâresi şudur ki, bundan kurtulmanın da,
Dâimâ bulunmaktır, kurtulanlar yanında.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
HERKES PİŞMAN OLACAK

"Abdülehad Nûrî" ki, ilim ehli, büyük zât.
Bir gün, sevdiklerine şöyle etti nasîhat:

(Muvaffak olmak için, hem bu dünyâ işinde,
Hem de yanmamak için Cehennem ateşinde,

Dînin emirlerini öğrenmeli en evvel.
Sonra da, ihlâs ile yapmalı iyi amel.

Her işi, dîne uygun yapmalı ki muhakkak,
Yârın hesap soracak her işten cenâb-ı Hak.

Orada, herkes için olacak bir pişmânlık.
Lâkin olan olmuştur, çâresi yoktur artık.

Hattâ pişmân olurlar, Cennette olanlar da.
Zîrâ sonsuz olarak derece var orada.

Derler: (Niçin daha çok ibâdet eylemedim?,
Ve niçin Allah için daha çok mal vermedim?)

Lâkin bu pişmânlığın, olmaz bir fâidesi.
Herkes ne yaptı ise, önüne gelir hepsi.)

Bir gün de buyurdu ki: (Allah dostu velîler,
Nasîbi olanlara, Feyiz ve Nûr verirler.

Resûlullah buyurdu: (Ne ki varsa kalbimde,
Ebû Bekrin kalbine akıttım tamâmiyle.)

O da, almış olduğu bu feyzleri, tamâmen,
Selmân-ı Fârisînin kalbine verdi aynen.

Bu Nûrlar, kalpten kalbe akıp geldi bu karar.
Kıyâmete kadar da, devâmlı böyle akar.

Her kim arzu ederse, bu Nûrlara kavuşmak,
Bu zâtlara inanıp, sevmelidir muhakkak.

"Muhabbet" kanalıyla zîrâ gelir bu nûrlar.
Onları sevmiyenler, bu nûrdan mahrumdurlar.

Su, nasıl "boru" ile gelirse hânelere,
Bu da, "Sevgi yolu"yla akıp gelir kalplere.

Eğer ki bir devirde, yok ise böyle zâtlar,
O büyük insanların yazdığı Kitaplar var.

Ne zaman ki, edeble o kitaplar okunur,
Okuyanın kalbine, muhakkak akar o nûr.

Lâkin iki şartı var: "Muhabbet" ve "İnanmak".
Bu şartlar mevcut ise, feyiz akar muhakkak.)

Bir gün de buyurdu ki: (Vallahi Cehennem var.
Ve o müthiş ateşte, yanacak çok insanlar.

Gâyemiz, insanları kurtarmaktır Ateşten.
Dünyâda, daha mühim bir iş yoktur bu işten.

Faydalı olmak için önce bu insanlara,
İslâm âlimlerini sevdirmeli onlara.

Onların kitâbını dağıtalım, verelim.
Ve aslâ kendimizden bir şey bahsetmiyelim.

Zîrâ bahsedilecek bir hâlimiz mi vardır?
Hem biz ölçü değiliz, ölçü, o kitaplardır.

Nasîhati, evvelâ yapalım kendimize.
Zîrâ mahşer gününde, hesap var hepimize.

Bu uğurda çalışmak, en büyük ibâdettir.
Bu yolda sıkıntılar çekmek de, bir nîmettir.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
DÜNYÂ NEDİR?

"Alî Gâlib-i Vasfî", büyük âlim ve velî.
Nasîhati, herkese olurdu fâideli.

Buyurdu ki: (Âhiret yolunda yürümekle,
Dünyâya düşkün olmak, bulunamaz birlikte.

Bir kimsenin kalbinde, Dünyâya karşı, çok az,
Bir düşkünlük var ise, bu yolda bulunamaz.

Mü'mine, dünyâ değil, "Âhiret"tir asıl dert.
Bilir ki dünyâ fâni, ebedîdir âhiret.

Yâni bu iki âlem, zıddır birbirlerine.
Birinden uzaklaşan, yaklaşır diğerine.

Ne ki uzaklaştırır, kulu Hak teâlâdan,
İşte o Dünyâdır ki, sakınmalıdır ondan.

Para pul, mevkî makâm, dünyâ hırsı ve şöhret,
Nefis için olursa, Dünyâdır hepsi elbet.

Ve lâkin bütün bunlar, olsa dahî çok fazla,
Niyet "Âhiret" ise, dünyâlık olmaz aslâ.

Hak teâlâ, dünyâya, "sinek kanadı" kadar,
Bir kıymet vermemiştir, öyleyse neye yarar?

Sâdece "dünyâ" için harcanırsa bu ömür,
Bulunur mu mahşerde, bir bahâne ve özür?

Akıllı, şu kuldur ki, dünyâyı etmez talep.
Ölüme hazırlıkla vaktini geçirir hep.)

Bir gün de buyurdu ki: (Yaparsan bir ibâdet,
Onu hiç beğenme ki, olabilir belki red.

Amelini beğenmek, Hakka karşı kibir'dir.
Ona lâyık tâati, hangi kul yapabilir?

Meşgûl etmeden önce, günâhla sizi nefis,
Siz, hayırlı işlerle, onu meşgûl ediniz.

Kulun sözü, işinden çok ise, fenâ hâldir.
Eğer işi sözünden çok ise, bu, Kemâldir.

Hak teâlâ, bir kulu sevmiyorsa hiç eğer,
Fâidesiz şeylerle o kulu meşgûl eder.

İslâm âlimlerini gâyet çok sevmelidir.
Hattâ bu, âşıkların ellerinde değildir.)

Bir gün de buyurdu ki: (Her incide bir Sedef,
Olur ki, o, onunla kazanır kıymet, şeref.

İnsanoğlunda dahî, bir "İlim" var ki şu an,
İnsan da, onun ile kazanır şeref ve şân.

Zîrâ buyuruyor ki, Hüdânın Sevgilisi:
(İlimdir rütbelerin en şân ve şereflisi.)

Yine O buyurur ki hadîs-i şerîfinde:
(Gidin ve alın ilmi, olsa da hattâ Çin'de)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....


Ynt: Güzel Nasihatlar...
« Yanıtla #48 : 04 Temmuz 2008, 13:25:02 »

İŞBU KELİME VAR YA

"Abdülhakîm Arvâsî", devrinin evliyâsı.
Sohbeti, temizlerdi kalplerden kiri, pası.

Bir gün sevdikleriyle, sohbet ediyor iken,
"Kelime-i tevhîd"i okudu önce hemen.

Sonra da buyurdu ki: (İşbu kelime var ya,
Biz, bunun sâyesinde geldik hep bir araya.

Bilcümle Peygamberler, sahâbe ve tâbiîn,
Uğraşıp çile çekti, hep bu kelime için.

Sonra gelen binlerce âlimler ve velîler,
Bu kelime uğruna, canlarını verdiler.

Cennete girmek bile nihâyet âhirette,
Yine bu kelimeyle mümkün olur elbette.

Öyle çok üstünlüğü var ki bu kelimenin,
Hattâ bir kefesine konsa bu terâzinin,

Diğer kefe, bilcümle günâhlarla dolsa tam,
Buna rağmen yine de, ağır gelir bu kelâm.

Hakîkî bir müslümân, bu dîne hizmet için,
Çalışırken, kalbini kırmaz hiç bir kişinin.

Kâfirin de kalbini kırmak yoktur bu dinde.
Bu, çok fenâ bir iştir Hak teâlâ indinde.

Ve hattâ gönül yıkmak, Kâbeyi, yetmiş defâ,
Yıkmanın günâhından fazladır kat kat daha.

Nâzik, kibar olmaya gayret edin her zaman.
Kaçının titizlikle, kavga, münâkaşadan.

Zîrâ bunun sebebi, Kibir ile Öfkedir.
Bunlar ise, insanın asıl felâketidir.)

Bir gün de buyurdu ki: (Emr-i mâruf sevâbı,
Öyle çok fazladır ki, yoktur haddi hesâbı.

Dağ kadar çok altını, sadaka verse insan,
Yine azdır, bir altın Zekâtın sevâbından.

Dağ kadar altın zekât vermenin sevâbı da,
Hiç kalır Emr-i mâruf sevâbının yanında.

Nâfile hac ve ömre yapmak için, bir kimse,
Yolda, tek bir namâzın vaktini geçirirse,

O hac ile ömreden, hiç sevap kazanamaz.
Zîrâ nâfile için, kazaya kaldı namâz.)

Yine bu evliyâ zât sık sık buyururdu ki:
(Zâhir mâmur, mükemmel, bâtın harâb halbuki.)

İnsanlar, zâhirini, dışını süslüyorlar.
Hâlbuki Hak teâlâ bâtına, içe bakar.

Ne kadar süslese de bir insan zâhirini,
Hak teâlâ görüyor, onun fenâ hâlini.

Hattâ bozuk niyetle, yapsa da çok ibâdet,
Hak teâlâ indinde, bulamaz yine kıymet.

Zîrâ Allah, sâdece amele bakmaz aslâ.
Bakar ki, o ameli yapmış mıdır ihlâsla?)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
BÜYÜKLERE DANIŞIN!

"Abdülhakîm Arvâsî", Hak âşığı bir velî.
Sohbeti, insanlara olurdu fâideli.

Şefkat ve merhameti, pek çoktu yârânına.
Her kimin derdi olsa, koşardı hemen Ona.

Yanına giren herkes, kederli olsa da pek,
Çıkıyordu yanından, neşeli ve gülerek.

O derdi ki: (Herkesin rızkını, cenâb-ı Hak,
Kullarının eliyle, verir âdet olarak.

Her kim çok çok verirse, muhtâçlara malını,
Çoğaltır Rabbimiz de Ona ihsânlarını.

O kısarsa, Allah da ona kısar şüphesiz.
Yâni ihsân edene, ihsân eder Rabbimiz.)

Bir gün de buyurdu ki: (Allah adamlarının,
Yalnız zâhirlerine bakmayın aman, sakın.

Aldanır, büyüklerin dış hâline bakanlar.
İstifâde yerine, görürler büyük zarar.

Zîrâ cenâb-ı Allah, "İnsanlık sıfatları",
Altında gizlemiştir dünyâda bu zâtları.

Kureyş kâfirleri de, Allah'ın Resûlünün,
Zâhirine bakarak, aldanmışlardı o gün.

Derlerdi ki: (Bu nasıl peygamberdir, şaşılır.
Bizim gibi yer içer, sokaklarda dolaşır.)

Lâkin îmân edenler, Ona, "Peygamber" diye,
Bakarak, kavuştular rızâ-i ilâhî'ye.)

Buyurdu ki: (Îmânın, sûret ve aslı vardır.
Aslına kavuşanlar, güzîde insanlardır.

Senelerdir îmânı, anlattım câmilerde.
Anlıyan, üçü beşi geçmemiştir yine de.)

Bu sözün hikmetini, Ondan suâl ettiler.
(Îmânı tam anlamak, niçin zordur?) dediler.

Buyurdu: ("Âmentü"yü yalnız ezberlemekle,
Îmânın hakîkati, kolayca geçmez ele.

Asıl îmân şudur ki, Allah'tan korkusundan,
Aslâ işlememektir bir küçük günâh, isyân.

Meselâ "Kul hakkı"nı düşündüğünde o zât,
Ayağını uzatıp, yatamaz râhat râhat.)

Bir gün de buyurdu ki: (Ey gençler, aman sakın!
Büyüklere sormadan bir işe kalkışmayın.

Yanılır ekseriyâ, çünkü sizin aklınız.
Sonu pişmânlık olur, sormadan yaparsanız.

Hâlbuki akl-ı selîm sâhibidir büyükler.
Her kararda, Doğruyu isâbet ettirirler.

Kendi aklını atıp, kim uysa büyüklere,
Dünyâ ve âhirette, uğramaz bir kedere.

Her kim de beğenirse, yalnız kendi aklını,
Kabûllenmiş demektir, o, kendi zararını.

Hâlbuki bir müslümân, bir iş yapmadan önce,
Bir "Allah adamı"na danışırsa güzelce,

Hayırsız olsa bile, netîcesi o işin,
Hayra tebdîl olunur, Ona sorduğu için.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.