You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

....Güzel Nasihatlar....

....Güzel Nasihatlar....

Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....


KALPTEKİ HASTALIK

"Abdülfettâh-ı Akrî", büyük evliyâ idi.
Sözleri, hasta olan rûhlara devâ idi.

O, bir gün buyurdu ki: (Kalp, Allah'a mahsustur.
Onun muhabbetiyle, bulur râhat ve huzûr.

Eğer ki meylederse, Allah'tan gayrisine,
O kalp Hasta demektir, bakmalı çâresine.

Meselâ "Hubbu dünyâ" bir kalbe girse eğer,
Hastalığı kapmıştır, tedâvî îcâb eder.

Kalbinden bu sevgiyi, kim etmişse tam ihrâç,
O zâtın sohbetidir bu derde asıl ilâç.

"Allah adamları"nın sözü ve nasîhati,
Söküp atar gönülden, dünyâya muhabbeti.

Hubbu dünyâ, her kimin kalbinde varsa eğer,
Onlardan uzak durup, görmemek îcâb eder.

Zîrâ bu kişilerle berâberlik ve ülfet,
İnsanı, bu belâya sürükler en nihâyet.

Zîrâ bir kap üzümden, Çürük olsa bir teki,
Diğer sağlamları da çürütür elbetteki.

Çünkü çabuk yayılır her kötülük ve zulmet.
Lâkin çok zor yayılır iyilik, güzel haslet.

Hadîste buyuruldu: (İki mü'min, müslümân,
Bir yerde, bir araya gelirlerse bir zaman,

Allah ve Peygamberden bahsetmezlerse eğer,
Hak teâlâ onlara, elbette lânet eder.)

Hâlbuki büyüklerden bahsedilen bir yere,
İner mutlak sûrette, rahmet-i ilâhiyye.

"Kitâb"ı okunursa onların yine şâyet,
Yağar yine oraya, bir bereket ve rahmet.

Zîrâ o büyüklerin bir sözü, bir nazarı,
Söküp atar kalplerden, karartı ve pasları.

Hakkı bâtıl olandan ayırmak, tefrîk etmek,
Herkesin yapacağı kolay iş değildir pek.

Dünyâda en müşkil iş, "Hak" nedir, "Bâtıl" nedir?
Bunu, doğru olarak ayırt edebilmektir.

Tasavvufta yükselmiş, çok yüksek evliyâlar,
Hakkı bâtıl olandan, kolayca ayırırlar.

Böyle bir evliyâya kavuşursa bir kişi,
Dünyâ ve âhirette kolay olur her işi.

Kitaplarını dahî, seve seve okuyan,
Ayırır bu sâyede, o da hakkı bâtıl'dan.

Rastgele bir kitâbı okursa birisi de,
Şeytânın maskarası olur netîcesinde.

Vaktiyle bir müslümân, Kâbe'ye gidecekmiş.
Rastgele birisine gidip yol suâl etmiş.

Onun târif ettiği bir yola girmiş, ama,
Nice sonra Kâbeyi, sormuş başka adama.

O demiş: (Ne Kâbesi, burası Horasan'dır.
Aksi istikâmette gelmişsin ne zamandır.)

Hâlbuki bu arada, geçmiş "Hac mevsimi" de.
Yanlış yere sormanın, zararı budur işte.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 30-10-2008, Saat:03:41 PM, Düzenleyen: Manav.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
EYVÂH DENECEK, AMA

"Seyyid Muhammed Sâlih", büyük âlim, evliyâ.
Çok fâideli oldu, ilmiyle insanlara.

Güzel ahlâk sâhibi, merhametli idi pek.
Geçirmişti ömrünü, dîne hizmet ederek.

Her ne zaman nasîhat etse idi O halka,
Ölüm ve "Sonrası"ndan bahsederdi mutlaka.

Bir gün, sevdiklerine buyurdu ki: (Bu hayat,
Hayâlden ibârettir, değil gerçek, hakîkat.

Şimdiden kendinizi, "Ölüm ve sonrası"na,
Hazırlayın ki zîrâ, bu, çabuk erer sona.

Âhiret hayâtının ebedî olduğunu,
Kıyâmette, işlerden hesap sorulduğunu,

İnsan iyi anlasa, mesele kalmaz, fakat,
Anlamadan ölürse, pişmân olur o heyhât!

Ölüp kabre girince, der: (Eyvâh, ben ne yaptım?
Niçin bu hakîkati, dünyâda anlamadım?)

Bilmeden bu iş olmaz, bu din, "Bilmek" dînidir.
Dîni öğrenmek ise, "Amel etmek" içindir.

Amel de, "Allah için" yapılır ihlâs ile.
Kullar beğensin diye yapılırsa, nâfile.

Evlenmek, bir iş kurmak, yiyip içmek ve namâz,
Allah için olmazsa, hiç bir işe yaramaz.)

Biri suâl etti ki: (Efendim, yiyip içmek,
Allah için olmalı dediniz, bu ne demek?)

Cevâben buyurdu ki: (İnsan, yemek yiyince,
Vücûduna enerji, kuvvet gelir hemence.

İki yerde kullanır bu kuvveti insan da.
Ya Tâatte kullanır, veyâhut da İsyânda.

İbâdette harcarsa iş bu enerjisini,
Âhirette, azâbtan kurtarır kendisini.

Yok eğer kuvvetini, hep nefsinin peşinde,
Harcarsa, azâb çeker Cehennem ateşinde.

Meselâ Oruç tutmak, çok büyük bir ibâdet.
Allah için olursa, kazanır değer, kıymet.

Ve lâkin zayıflamak ve rejim yapmak için,
Olursa, hiç sevap ve ecri olmaz o işin.

Ve yine bunun gibi, Hacca giden bir kişi,
Sâdece Allah içinyapmalıdır bu işi.

"Filân kes, yirmi defâ Hacca gitti" desinler,
Niyetiyle giderse, verilmez hiç bir değer.

Bir nâfile hac için, bir namâz kaçar ise,
O Hac'dan, sevap değil, günâh alır o kimse.

Zîrâ nâfile için, faz namâzı terk etmek,
Aklı olan kimseye, yakışır iş değil pek.

Mahşer günü, Mîzân'da, tartılınca ameller,
Hâlis ibâdetlerden, ayrılır ötekiler.

Allah, kendine âit olanı ayıracak.
Bize âit olanı, kendimize kalacak.

Diyecek ki: (Ey kulum, sen şu şu işlerini,
Kim için yaptın ise, ondan iste ecrini.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
İKİ NASÎHAT

"Selâhaddîn Konevî", büyük bir velî idi.
Sohbeti, insanlara pek çok fâideliydi.

Hiç noksan olmaz idi tebessümü yüzünden.
Onu gören, bir anda kurtulurdu hüznünden.

Çok sevdiği bir gence, buyurdu ki: (Evlâdım!
Sana, kabûl edersen, var iki nasîhatım.

Birincisi şudur ki: "Öyle hayat sür ki sen,
Cehenneme girmesin kimse senin yüzünden.

Yâni sana bakıp da, herhangi biri, sakın,
Ehli sünnetten çıkıp, islâmdan soğumasın.

İkincisi, "Yanına kim gelse üzülerek,
Çıksın o ayrılırken, neş'e ile, gülerek.")

Bir gün de buyurdu ki: (Sevin müslümânları.
Ayrılığı bırakıp, sıklaştırın safları.

Sahâbe-i kirâmın, giydiği elbiseden,
Önce, omuz başları eskirmiş bu sebepten.

Fitneci insanlarla görüşüp konuşmayın.
Gıybet eden olursa, mâni olmaya bakın.

Eğer dinlemiyorsa, terk edin o kimseyi.
Yoksa Cürüm ortağı olursunuz siz dahî.)

Bir gün de bu velîye, sordu ki bir talebe:
(Ne olacak hâlimiz, gidince âhirete?)

Buyurdu ki: (Evlâdım, üzülüp etme merak.
Sen, bindiğin geminin sağlam olmasına bak.

Eğer gemi, sâhile çıkarsa selâmetle,
Sâdece kaptanını ulaştırmaz herhâlde.

İçinde kim var ise, götürür her birini.
Sen, bindiğin geminin iyi bil kıymetini.

Bu, İmâm-ı âzam'ın gemisidir ki evlât,
"Ehli sünnet gemisi demiştir buna zevât.)

Bir gün de buyurdu ki: (En büyük düşmanınız,
Sizin içinizdedir, onunla uğraşınız.

O düşmân "Nefis"tir ki, içinizdedir her an.
Eğer kızacaksanız, ona kızın durmadan.

Çünkü o uğraşır ki, soksun sizi günâha.
Dünyâda, ondan ahmak bir mahlûk yoktur daha.

Çünkü her bir arzusu, kendi aleyhinedir.
Onun peşinde giden, helâke sürüklenir.

"Harâma yaklaşmayın!" buyuruyor Rabbimiz.
Hâlbuki harâmlardan zevk alıyor bu nefis.

Dünyâda iki şey var, kökü Cehennemdedir.
Bunlardan biri "Öfke", ötekisi "Şehvet"tir.

Her kim yakalanırsa, bunlardan birisine,
O, çeker o insanı Cehennemin içine.

İhtiyâçsız olmak da, azgınlığa yol açar.
Azgın da, âhirette azâba olur dûçâr.

Nefsin esâretinden çıkmadıkça bir insan,
Kurtulması zor olur âhiret azâbından.)

Bu velî hürmetine, yâ ilâhel âlemîn!
Âhiret azâbından, bizleri eyle emîn.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
HEDEFSİZ İNSAN OLMAZ

"Yûsüf Ziyâ Bosnavî", âlim ve velî bir zât.
Ediyordu herkese çok öğüt ve nasîhat.

Bir gün de buyurdu ki: (İnsanda gâye, hedef,
Ne ise, ona göre bulur kıymet ve şeref.

Yalnız Âhiret ise eğer gâye ve maksat,
Kazanılır elbette, sonsuz huzûr ve râhat.

Gücünüz yettiğince, iyi iş yapın ki siz,
Daha ziyâdesini istemiyor Rabbimiz.

Ateşte yakmak için, Nemrut "Halîlullah"ı,
Dağ kadar odun yığıp, ateşledi onları.

Bir Karınca, ağzına su doldurup o zaman,
Ateşin yakıldığı mahale oldu revân.

Dediler ki: (Nereye gidersin ey karınca?)
Dedi: (Söndüreceğim o ateşi, varınca.)

Dediler: (O ateşe, dayanmaz dağlar bile.
Hiç o ateş söner mi ağzındaki su ile?)

Dedi ki: (Bu kadardır benim gücüm, kuvvetim.
Elimden bu geliyor ve hâlistir niyetim.)

O ara baktılar ki, öte yanda bir Yılan,
Yanaşmış, o ateşe üflüyor hiç durmadan.

Türlü cibilliyette yaratıldı insan da.
Kimisi hayırdadır, kimi ise isyânda.)

Sık sık buyururdu ki: (Zaman, âhir zamandır.
Îmânını, fesattan korumak zamânıdır.)

İşte bu Velî zâtın, en son ölüm ânında,
İki sevdiği kimse bulunurdu yanında.

Görmeye gitmişlerdi bu büyük velî zâtı.
Nihâyet biraz sonra, yakınlaştı vefâtı.

Bir tânesi, o zâta sordu ki: (Sizinle biz,
Cennetin neresinde buluşabileceğiz?)

Buyurdu ki: (Evlâdım, bu gün îmânla ölmek,
Herkese nasîb olan bir nîmet değildir pek.

Bu gün, çok az kişiye nasîb olur bu ancak.
Îmân ile gidince, kolay olur buluşmak.)

Bir gün de buyurdu ki: (Kardeşlerim, bu zaman,
Mâzallah "Küfre düşmek", gâyet kolay ve âsân.

Îmânı muhafaza etmek için, en evvel,
Dînini tam olarak öğrenmeli mükemmel.

Ve lâkin islâmiyyet, âlimden öğrenilir.
İlmiyle âmil olan kimseye Âlim denir.

Kendi islâmiyyete uymıyan bir kişinin,
Yazdığı din kitâbı, Zehirdir bunun için.

Yâni kim, din kitâbı okur ise rastgele,
Îmânı bozulur da, haberi olmaz bile.

İmâm-ı Gazâlî ve İmâm-ı Rabbânînin,
Ve yine onlar gibi, hakîkî bir âlimin,

Allah rızâsı için, hâlisâne olarak,
Yazdıkları kitaplar okunur bu gün ancak.

Çünkü yazdıklarından ihlâsla, Allah için,
Tesir eder kalbine, okuyan her kişinin.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
İHLÂSLI OLMAK İÇİN

"Seyyid Muhammed Sâlih", çok büyük bir velîydi.
Sohbeti, dinleyene pek çok fâideliydi.

En bâriz vasfı idi, güler yüz ve tatlı dil.
Çok merhametli olup, cömertti, cimri değil.

O, bir gün buyurdu ki: (Bu din, "İlim" dînidir.
İlim de, ehli sünnet âlimden öğrenilir.

"Âlim" ona denir ki, âmildir ilmi ile.
Değilse, âlim denmez, çok şeyler bilse bile.

İlmiyle âmil olan bir âlim yoksa eğer,
Onların kitâbını okumak îcâb eder.

O hâlis kitaplardan, hergün Sekiz sahîfe,
Okunsa, îfâ olur bu çok mühim vazîfe.

Lâkin yalnız ilimle kurtulamaz bir kişi.
"Amel" eylemeyince, mahşerde zordur işi.

İlim, amelden sonra, lâzımdır bir de İhlâs.
Bunsuz da azâblardan kurtuluş mümkün olmaz.

Şeytân da âlim idi, çok şeyi biliyordu.
İhlâsı olmayınca, huzûrdan tard olundu.

"Bel'âm-ı Bâûrâ" da, âlimdi daha önce.
Îmânsız gitti lâkin ihlâsı kaybedince.

"İhlâs" şu demektir ki, her amelin, her işin,
Yapılması demektir sâdece "Allah için".

"Kullar beğensin" diye yapılırsa bir amel,
Kabûl olunmasına, bu niyet olur engel.)

Bir gün de buyurdu ki: ("İhlâs"ı elde etmek,
İhlâslı kişilerin yanında kolaydır pek.

Yeter ki, o kişinin ihlâslı olduğuna,
İnanıp, onu sevsin, bu, kâfi gelir ona.

Böyle kâmil bir zâta muhabbet ve hüsnü zan,
Edenin de, "ihlâs"a ermesi olur âsân.

Zîrâ bu büyüklere, varsa sevgi, muhabbet,
Kendiliğinden gelir, ona yardım ve himmet.

Onlar himmet ederse, güç işler kolay gelir.
Zîrâ velî himmeti, dağı bile devirir.)

Yine O buyurdu ki: (Mütevâzı olunuz.
Muvaffak olmak için, çok mühimdir bu husus.

Tevâzû göstereni, yükseltir Hak teâlâ.
O tevâzû ettikçe, yükselir daha âlâ.

Aksine, kibredeni alçaltır cenâb-ı Hak.
O da büyüklendikçe, küçük görür onu halk.

Hele mahşer gününde, gurur ve kibirliler,
Ayak altında kalıp, çok hakâret görürler.

Kolay gidiliyorsa bir kimsenin yanına,
Mütevâzı kimsedir, müjdeler olsun ona.

Eğer kaçılıyorsa yanından bir kişinin,
Büyük bir felâkettir bu hâli onun için.

Müslümân, güler yüzlü, tatlı dilli olur hep.
Ona süs ve zînettir tevâzû, hayâ, edeb.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
BEŞ BÜYÜK NÎMET

"Şemseddîn-i Sivâsî", çok korkardı Allah'tan.
Şiddetle kaçınırdı her günâh ve harâmdan.

Bir gün, sevdiklerine buyurdu: (Kardeşlerim!
Size, İlim hakkında bilgi vermek isterim.

Bir kadın, kocasından müsâde almadıysa,
Uzun yola gidemez, bu sefer Hac da olsa.

Ve lâkin gidebilir, İlim öğrenmek için.
Zîrâ vazîfesidir bu, her mü'min kişinin.

Hem sonra, dünyâdaki canlı, cansız varlıklar,
İlim öğrenenlere, duâda bulunurlar.

Melekler, kanadını serip onun önüne,
Derler ki: (Bassın o kul, kanadım üzerine.)

İlmin ehemmiyeti hakkında bu büyük zât,
Bunları söyliyerek, şöyle etti nasîhat:

(İlim öğrenmek için giden bir müslümânın,
Îtibârı, bu kadar yüksektir işte bakın.

Ya İlim öğretmeye giderse biri eğer,
Birinciden, daha çok kazanır kıymet, değer.

Yâni her ne sûretle, "islâma hizmet" için,
Hâlisen bir kaç adım yürüyen bir kişinin,

Kazanacağı ecir, olur ki öyle fazla,
Onu, Allah'tan gayri bilemez kimse aslâ.

Bu yolda çekeceği sıkıntılar dahî hep,
Eski günâhlarının, affına olur sebep.)

Yine cemâatine buyurdu ki bir zaman:
(Beş şeyin kıymetini, bilmeli her müslümân.

Bunlardan birincisi şudur ki, o insanın,
"Doğru îmân" sâhibi olmasıdır bihakkın.

Çünkü îmân olmadan, girilemez Cennete.
İnsanı, bu götürür ebedî seâdete.

İkincisi odur ki, bu îmân ve îtikâd,
"Ehli sünnet" üzere olmalıdır, bu da şart.

Yetmişüç fırka var ki, bunlardan biri hak'tır.
Diğer yetmişikisi, azâba müstehaktır.

Üçüncü büyük nîmet, bir "Allah adamı"nı,
Tanıyıp, dinlemektir Onun nasîhatını.

Böyle bir "Evliyâ"yı tanıyıp, Onu sevmek,
İnsanı, kötü yoldan hidâyete eder sevk.

Onların bir nazarı, bulunmaz hazînedir.
Bir sohbeti, ciltlerle kitaplara bedeldir.

Kıymeti bilinecek, dördüncü büyük nîmet,
Müyesser olmasıdır insana, "Dîne hizmet".

Kime nasîb olursa, sevinip şükreylesin.
Bunu, kurtuluşuna vâsıta, sebep bilsin.

Beşinci büyük nîmet, "Sâliha bir zevce"dir.
Zîrâ uygun bir hanım, dünyânın Cennetidir.

Gerçek "Cennet nîmeti", bir tektir bu dünyâda.
"Güzel huylu, sâliha hanım"dır işte o da.)

Bu evliyâ kişinin hürmetine ilâhî!
Bu büyük nîmetleri, ihsân et bize dahî.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
AYNAYA BAKIN

"Abdullah-ı Şemdînî", âlim ve evliyâ zât.
Bir gün, talebesine şöyle etti nasîhat:

(Biliniz ki müslümân, "Ekmek" ve ''Su" gibidir.
Yâni o, herkes için, her an fâidelidir.

Kâmil bir müslümândan, kötülük sâdır olmaz.
Zîrâ Onun içinde, hiç fenâlık bulunmaz.

Öyle olmalıdır ki hakîkî bir müslümân,
Hiç kimse görmemeli ondan zarar ve ziyan.

Öyle uzuvlardır ki, yâni bu "El" ve "Dil"ler,
Hem hayr'a, hem de şerre âlet olabilirler.

Dil ile, kimi eder fâideli nasîhat.
Kimi de, aynı dille kulları eder ifsât.

Kimi el, yazı yazıp, islâma kuvvet verir.
Kimi el de, yazıyla, küfrü kuvvetlendirir.

Çok mühim uzuvdur ki, hele Dil, yâni lisân,
Ona, diğer uzuvlar yalvarırlar her zaman.

Derler ki: (Ne olursun, bulunma günâh işte.
Biz de, senin yüzünden yanmıyalım ateşte.)

Bir gün de buyurdu ki: (Yapmayın aslâ şunu.
Sorup araştırmayın, kimsenin kusûrunu.

Gayriyi bırakın da, dönün siz kendinize.
Bir aynaya bakın da, iğrençlik gelsin size.

"Ayna"dan kastettiğim, bu aynalar değildir.
Bize, iç hâlimizi gösteren Âlimlerdir.

Zîrâ onlar, islâma uydurur efâlini.
Görür, onlara bakan, kendi "bozuk hâli"ni.

Onların işlerinde, olmaz hem hatâ, kusûr.
Ona bakan, kendini çirkin ve iğrenç bulur.

Böyle kâmil bir kişi, bulunmuyorsa eğer,
Onların kitâbı da, Aynadır hepsi birer.

Bir "islâm âlimi"nin, okuyan eserini,
Görür açık olarak, kötü fiillerini.

Bakar ki çoğu işi, uzak islâm dîninden.
O hâllerini görüp, nefret eder kendinden.

Yâni bu din, "kendini beğenmemek dîni"dir.
Gerçek mü'min, kendini günâhkâr, kötü bilir.

Diğer müslümânları, üstün bilir kendinden.
Kurtulmaya uğraşır, o kötü hâllerinden.

Zîrâ iyi bilir ki, bir "Nefis" var içinde.
Onu yakmak istiyor, Cehennem ateşinde.

O, en büyük düşmândır, ilâhlık dâvâ eder.
Yoktur bu yeryüzünde bir mahlûk ondan beter.

"İzzet-i nefis" sözü, çok yanlıştır mâlesef.
Böyle alçak nefiste, ne arar izzet, şeref.

Bu bâbta buyurdu ki Allahü azîmüşşân:
(Nefsine düşmânlık et, çünkü o, bana düşmân.)

Hepimizin içinde mevcut iken bu nefis,
Biz, nasıl kendimizi üstün görebiliriz?

Onun, îmân etmesi lâzımdır ki evvelâ,
İnsan, ancak o zaman olur üstün ve âlâ.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
HER ÂNIMIZ İMTİHÂN

"Sirâceddîn Şirvânî", büyük islâm âlimi.
Halka öğüt, nasîhat ediyordu dâimî.

O, bir gün sohbetinde buyurdu: (Ey insanlar!
Günâh işlemeyin ki, Cehennem var, azâb var.

İki niyetle olur, işleri her kişinin.
Ya "Allah için" olur, yâhut da "Nefsi için".

Nefsi için yaparsa, hüsrândır netîcesi.
Zîrâ büyük düşmândır, insana kendi nefsi.

Dünyâda en ahmak şey, bu Nefs-i emmâredir.
Zîrâ her bir arzusu, kendi aleyhinedir.

O, yalnız bize değil, düşmândır Allah'a da.
Ona yüz verilirse, azgınlaşır daha da.

O, insanın koynunda, sanki Yılan ve Akrep.
Sokup öldürmek için, fırsatını kollar hep.

Nefsi ile dost olan, kavuşmaz merhamete.
Ve hattâ adım adım, yaklaşır felâkete.)

Bir gün de buyurdu ki: (Bu dünyâ "İmtihân"dır.
Hattâ her ânımızda, birer imtihân vardır.

An be an, ya kazanır, yâhut da kaybederiz.
Acı olan şudur ki, yok bundan haberimiz.

Günlük hayâtımızda, ne yapıyorsak eğer,
Doğru şekli bir tektir, Yanlıştır ötekiler.

Meselâ Su içmenin, çok şekli vardır, ama,
İçlerinden birisi, muvâfıktır islâma.

Bir kimse, Besmeleyle, oturup, sağ eliyle,
Üç yudumda içerse, Doğrudur bu hâliyle.

Başka türlü içmeyi, isterse onun canı,
İçebilir ve lâkin, kaybeder imtihânı.

Bunun gibi, sokakta, görse bir Açık kadın,
Bulur yine kendini içinde imtihânın.

Zîrâ nefs-i emmâre ve şeytân der ki ona:
(Kaçırma bu fırsatı, dön de bak şu kadına.)

Lâkin kalbi ve rûhu, derler ki: (Bu iş günâh.
Sakın ona bakma ki, nehyetti onu Allah.)

O, kalbinin sesine kulak verip, o anda,
Bakmazsa, o an için kazanır imtihânda.

Nefsini tercîh edip, verirse karârını,
O günâhı işler ve kaybeder imtihânı.

Bunun gibi, bir günde, binlerce imtihân var.
İnsan, "Hür irâdeyle bunlara verir karar.

Bir yanda Nefis, şeytân, bir yanda Allahımız.
Artık bize kalmıştır, tercîh ve karârımız.

Her işte, Hak emrini tercîh etmek için de,
Onun emirlerini bilmeli ince ince.

İnsan, ayıramazsa Doğru ile Yanlışı,
Elbet hatâlı olur, onun her davranışı.

Öyleyse bir müslümân, önce ilmihâlini,
Öğrenip, ona göre düzeltmeli hâlini.

Bir de, yaptıklarını yaparsa "Allah" için,
Kurtulması, kuvvetle umulur o kişinin.
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
ÇOK SEVEN, ÇOK KORKAR

"Kutbüddîn-i İznîkî", çok korkardı Allah'tan.
Şiddetle kaçınırdı, her harâm ve günâhtan.

Bir gün, sevdiklerine buyurdu ki: (Bu dünyâ,
"Hayâl"den ibârettir, yâhut sanki bir Rüyâ.

Dünyâya muhabbeti artarsa bir kimsenin,
Azalır ona olan muhabbeti herkesin.

Aksine, azalırsa dünyâya muhabbeti,
Çoğalır o nisbette, halk indinde kıymeti.

"Dünyâ", kulu Allah'tan gâfil eden şeylerdir.
Yâni Hak teâlânın men ettiği işlerdir.

Bir iş ki, "Allah için" yapılırsa eğer ki,
O, âhiret işinden sayılır elbetteki.)

Bir gün de buyurdu ki: (Hak teâlâ, kullarda,
"İki korku"yu birden, cem etmez bir arada.

Bu dünyâda, günâhtan kim kaçarsa korkarak,
Korkutmaz âhirette o kulu cenâb-ı Hak.

Her kim de, hiç korkmadan işlerse günâh, isyân,
Mahşere gittiğinde, korkutulur o insan.

Bu korku, "Muhabbet"le birlikte olmalıdır.
Yâni onun kökünde, muhabbet, sevgi vardır.

Meselâ ben babamdan korkuyorum pek fazla.
Çünkü çok seviyorum kendisini ihlâsla.

Yâni Onu üzmekten korkuyorum ben asıl.
İşte böyle bir korku, "Sevgi" den olur hâsıl.)

Buyurdu ki: (Eziyet etmeyin hiç kimseye.
Çünkü mezun değiliz kimseyi incitmeye.

Nitekim şöyledir ki, târifi de Müminin:
Onun el ve dilinden insanlar olur emîn.

Zîrâ bir müslümândan, kötülük sâdır olmaz.
O, kötülük görse de, karşılıkta bulunmaz.

Sabredip, tatlı dille eder ona nasîhat.
Çünkü "gönül yıkmaya" yoktur izin ve ruhsat.

Îmânsız olanın da kalbini kırmak yoktur.
Zîrâ o da, Allah'ın yarattığı bir kuldur.

Düşünün ki bir adam, "Kâbe"yi yıkar ise,
Ne muazzam bir günâh işlemiştir o kimse.

Kâbe, kul yapısıdır hâlbuki ey insanlar!
"Gönül" ise, Allah'ın kudretiyle oldu var.

Rabbimiz buyurur ki: (Sığmam göğe ve yere.
Sığarım îmân dolu ve kırık gönüllere.)

Kalp kırmak, "Kul hakkı"na girer ki hem de heyhât!
Mahşerde, ödemeye bulunmaz güç ve tâkat.

Bu haktan kurtulmanın, bir tek çâresi vardır.
O da, Şehîd olarak, dünyâdan ayrılmaktır.

Zîrâ şehîd olanın, Kul borcu varsa eğer,
Alacaklı olanı, Mevlâmız râzı eder.

Şehîden ölmek için, duâ etmelidir ki,
Yoksa nifâk üzere ölünebilir belki.

Kim "islâma hizmeti düşünse her ânında,
Şehîddir o müslümân, ölse de yatağında.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Uzman
RE: ....Güzel Nasihatlar....
BEDAVA KAVUŞTUK

"Ziyâeddîn Nurşînî", büyük islâm âlimi.
Nasîhat ediyordu insanlara dâimî.

Zîrâ çoktu bu zâtta, insanlara merhamet.
İslâma hizmet için, etti çok sa'y-ü gayret.

Derdi ki: (İnsanlara, hiç kızmamak lâzımdır.
Kızmak zamânı değil, "Acımak zamânı"dır.

Gâyemiz, bir insanı kurtarmaktır ateşten.
Acabâ daha mühim bir iş var mı bu işten?

İnsanlar, gürûh gürûh giderlerken "Ateş"e,
İnsan bakabilir mi, bundan gayri bir işe?

Bir babanın oğluna, yapılsa bir iyilik,
Bundan, onun babası müteşekkir olur ilk.

Başka bir tâbir ile,"Evlâda olan hizmet,
Babasına yapılmış sayılır sanki elbet."

"İyâlim" buyuruyor kullara cenâb-ı Hak.
Buyurur ki: (Onları, ben yoktan eyledim halk.)

Bunun için, kullara yapılan bu hizmetler,
Allah'ın rızâsını almaya sebeptirler.)

Bir gün de buyurdu ki: (İslâma hizmet etmek,
Hak teâlâ indinde, kıymeti büyüktür pek.

Kime nasîb ederse Hak teâlâ bu işi,
Bulunmaz bir nîmettir, çok sevinsin o kişi.

Lâkin hizmet ederken, düşünülmez para pul.
Yoksa, Allah indinde, o hizmet görmez kabûl.

Yaptığımız hizmeti, yapalım ki "İhlâsla,
Versin karşılığını, Rabbimiz fazla fazla.

Eğer hizmet ederken, Dünyâlık düşüncesi,
Olursa, âhirette olmaz hiç fâidesi.

"Allah için", ihlâsla olmaz ise bir tâat,
Yârın mahşer gününde, alınmaz hiç mükâfât.

Zîrâ nice şehitler, yârın mahşer gününde,
Kanları akaraktan, durur mîzân önünde.

Rabbimiz, o kimseye buyurur ki: (Ey kulum!
Sen, hangi niyet ile vuruşup şehîd oldun?)

O der ki: (Yâ ilâhî, senin rızân uğruna,
Dövüşüp şehîd oldum ve geldim huzûruna.)

Hak teâlâ buyurur: (Ey kulum yalan dedin.
Sen, benim rızâm için dövüşüp harp etmedin.

"Ne cengâver bir kişi" desinler diye sana,
Dövüşüp öldürüldün ve erdin maksadına.

Aldın karşılığını bu bozuk niyetinin.
Bu gün, benden alacak bir şeyin yoktur senin.)

Pişmân olmamak için âhirette bir kişi,
Allah için, ihlâsla yapmalıdır her işi.

İnsan, bozuk niyetle yapsa da çok ibâdet,
İslâmı yaymak için, gösterse de çok gayret,

"Allah rızâsı" için yapmadı ise eğer,
Çektiği sıkıntı ve gayretler boşa gider.

Denir ki: (Sen bu işi, kim için yaptın ise,
Mükâfâtını dahî, git bugün ondan iste.)
[Resim: 26064.gif] [Resim: 25448.png]
------------------------------------------------------------------------

Cok güze bir gece...
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.