Günümüzde; şeytan ve yandaşları İslam’ı yıkmak için bir başka yola başvurmuşlardır.
Öyle ki onlar İslam’ı kelime olarak ortadan kaldırmayıp, İslami kavramların hakiki manalarını ortadan kaldırarak, yerine kendilerine ve yönetimlerine zarar vermeyecek şekilde (Allah’ın istemediği, yani; Kur’an ve sünnete uymayan) manalar vermişlerdir.
İşte bu sebeple, günümüz insanlarının en büyük sorunu; Allah-u Teâlâ'nın kendilerinden yerine getirmelerini istediği gerçek İslam ve iman sınırlarını bilmemeleri, yine Allah-u Teâlâ'nın kendilerinden uzaklaşmalarını istediği küfrü tanımamaları, dolayısıyla kâfir ve Müslüman ayırımını yapamadıkları için Rablerinin kendilerine bildirdiği gerçek Müslüman'ı ve kâfiri bilmemeleridir.
Aynı şekilde; insanlara hüküm verenin Allah-u Teâlâ'nın kitabı ve rasûlunun sünneti olmaması, bilakis insanların kendi görüşleri, kanaatleri veya tağutun istediği şekilde öğretilen, üstelik tağut için hiçbir tehlike oluşturmayan İslam’dan bir kısım bilgilerle hükmediliyor olmasıdır.
Her kendinin Müslüman olduğunu iddia eden acaba Allah-u Teâlâ'nın hükmüne göre Müslüman mıdır?
Her Allah-u Teâlâ'ya ibadet ettiğini iddia eden kimsenin ibadetini ondan Allah-u Teâlâ acaba kabul eder mi?
Nuh aleyhisselam’dan günümüze kadar her asırda insanların çoğu hak üzere olduklarını, Allah-u Teâlâ'ya ibadet ettiklerini ve kendilerinin mü’min olduklarını iddia etmişlerdir. Fakat Allah-u Teâlâ onların iman iddiasını kabul etmedi. Yapmış oldukları ibadetleri de kabul etmedi. Çünkü yapmış oldukları bu ameller Allah-u Teâlâ'nın istediği ya da razı olduğu şekilde değildi.
Dolayısıyla onlar her ne kadar iman ve ibadet iddiasında bulunuyorlarsa da Allah-u Teâlâ onlara yine de "küfür" ve "sapıklık" üzerinde oldukları hükmünü verdi.
Bununla birlikte onlara, istediği imanı ve kabul ettiği ibadeti açıklamaları için rasuller gönderdi. Gönderilen rasuller de onlara; Allah-u Teâlâ'nın istediği ve rasullerin kendisiyle gönderildiği şekilde imanı gerçekleştirmedikçe sadece iman iddiasında bulunmalarının kendilerine Allah-u Teâlâ katında hiçbir fayda sağlamayacağını haber verdiler.
Öyleyse bil ki! İnsanların Allah-u Teâlâ katındaki değeri ibadetlerinin çokluğuyla değil yaptıkları ibadetlerin Allah-u Teâlâ'nın razı olduğu ve emrettiği şekilde olmasıyla ölçülür.
İbadet eden nice kimse vardır ki onun Allah-u Teâlâ katında bir sivrisineğin kanadı kadar bile değeri yoktur. Yapmış olduğu ibadet ise Allah-u Teâlâ katında bir değer ifade etmemektedir. Zira o kimse, ibadetini Allah-u Teâlâ'nın istediği şekilde yapmamakta ve Allah-u Teâlâ'nın emrettiği, resulünü gönderdiği şeriatına uygun bir şekilde yerine getirmemektedir.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanındaki Yahudiler Allah-u Teâlâ'ya çokça ibadet ediyorlar ve kendilerinin muvahhitlerden olduklarını, hak üzere olduklarını ve Allah-u Teâlâ'nın seçkin halkı olduklarını iddia ediyorlardı.
Aynı şekilde Hıristiyanlar da çokça ibadet ediyorlar ve tevhid, iman ve İslam iddiasında bulunuyorlardı.
Fakat Allah-u Teâlâ onlardan tevhitlerini, imanlarını ve ibadetlerini kabul etmedi ve onlara küfür, sapıklık ve şirkle hükmetti.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ حَتَّىَ تُقِيمُواْ التَّوْرَاةَ وَالإِنجِيلَ وَمَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ
“De ki: “Ey kitap ehli! Siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı hayatınızın her alanında gereği gibi) uygulamadıkça, kabul edilecek din üzerinde olamazsınız.” (Maide: 68)
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in zamanındaki müşrikler de bu kâinatta bir ilahın var olduğuna, kendilerini ve bu kâinatı yarattığına, bu kâinatta tasarruf sahibi bir ilah olduğuna, kendilerinin rızık vericisi olduğuna, kendilerini öldürdüğüne ve dirilttiğine iman ediyorlardı. Bununla birlikte Allah-u Teâlâ onları tekfir etti ve onlara küfür ve şirkle hükmetti. Bu hal üzere kalmaları ve ölmeleri halinde ise onların varacakları yerin, içinde sonsuza dek kalacakları cehennem olacağını bildirdi. Allah-u Teâlâ’nın bu müşriklerin ve onların inançları hakkındaki şu sözünü dinle:
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
قُل لِّمَنِ الْأَرْضُ وَمَن فِيهَا إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُون قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ بَلْ أَتَيْنَاهُم بِالْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ َ
"(Ey Muhammed! O müşriklere) De ki: Eğer biliyorsanız söyleyin bakalım yeryüzü ve oradakiler kimindir?"
"Allah’ındır" diyecekler. "O halde hiç düşünmez misiniz?" de!"
"Yedi göğün Rabbi ve yüce arşın Rabbi kimdir?" de!
"Allah’dır" diyecekler.
"O halde (Allah’tan başkasına ibadet etmekten) hiç korkmaz mısınız?" de!"
"Her şeyin hakimiyeti ve mülkiyeti elinde olan, dilediğini koruyan fakat kendisinden hiçbir şey korunmayan kimdir? Biliyorsanız söyleyin" de!
"Allah’dır" diyecekler. "O halde (sadece Allah’a ibadet etmekten) nasıl (vazgeçip) aldanıyorsunuz?" de!
"Doğrusu biz onlara hakkı getirdik. Fakat onlar, (gelen hakkı inkar ederek) kesinlikle yalancı olmuşlardır." (Mü’minun: 84–90)
Şüphe yok ki Allah-u Teâlâ ancak istediği ve emrettiği şekilde olan ve kendi zatının birliği için halis bir şekilde yapılan imanı, İslam’ı ve ibadeti kabul eder.
Öyleyse şimdi şöyle soralım:
Şayet insan ibadet yapar ve niyeti Allah-u Teâlâ için halis olmasına rağmen Allah-u Teâlâ'nın istediği şekilde olmazsa acaba Allah-u Teâlâ halis niyetle yapılan bu ibadeti ondan kabul eder mi?
Aynı şekilde bir insan Allah-u Teâlâ'ya halis bir niyetle iman eder, fakat imanı Allah-u Teâlâ'nın emrettiği şekilde olmazsa acaba Allah-u Teâlâ bu insanın imanını kabul eder mi?
Şüphe yok ki bu konuda verilecek doğru cevap; Allah-u Teâlâ, sadece halis olarak ve kendisinin bildirdiği şekilde olan iman ve ameli kabul eder, olacaktır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
“Muhsin (muvahhid) olarak Allah’a itaate yönelen kimse, muhakkak sapasağlam bir kulpa sarılmıştır. Bütün işlerin sonu Allah’a döner." (Lokman: 22)
Durum böyleyse, Allah-u Teâlâ'nın razı olduğu ve emrettiği iman nedir?
Allah-u Teâlâ'nın razı olduğu ve emrettiği İslam nedir?
Allah-u Teâlâ'nın razı olduğu ve kabul ettiği ibadet nedir?
Bütün bu meseleleri nereden öğrenebiliriz?
Allah-u Teâlâ bize, bunları nerede açıklamıştır?
Allah-u Teâlâ'ya gerçek birer mü’min ve Müslüman olarak kavuşuncaya kadar bu meselelerde kendisine tabi olmamız gereken kimdir?
Şüphesiz ki bütün bu meselelerin hepsini Allah-u Teâlâ, çok açık ve belirgin bir şekilde bize açıkladı. Öyle ki, ona bir bâtıl karışmamış, kendisinde bir kapalılık ve karmaşıklık yoktur. Her mükellef onu anlayabilir ve akıl sahibi kimselerin onu anlayamaması mazeret değildir. Ve Allah-u Teâlâ bu meselelerde kendi rızasına ve cennetine nail oluncaya kadar kendisinden başkasına tabi olmamamızı bize emretti.