Burada yaşayanlar gelenek ve göreneklerine o kadar içten bağlıydılar ki,
Köyün kurucusunun kaleme aldığı 15 maddelik kuralları, ölüm pahasına uygulama da tutuyorlardı,
Maddenin biri de, yenilik adına ortaya atılan her şeyin bid'at ve kötü adet olduğu, kabullenilmesi durumunda başlarına büyük belaların geleceği hakkındaydı,
İnsanlar bu minval üzere yaşayıp giderlerken,
Başka bir köy de arıcılık işi ile iştigal eden sinsi biri, tüm tezgahını buraya getirip yerleşir,
Her şey iyi hoşta, köyün tüm arazisi ekilip biçildiği için, arılar için gereken çiçek yoktu ortalarda,
Sinsi arıcı şöyle bir düşündü, taşındı, gidip şehirden şerbet yapabileceği tatlandırıcılar alıp, bahçenin çeşitli yerlerine diktiği yapma çiçeklere boca ediyor ve arıların bu yapay maddeden beslenmesini sağlıyordu,
Elde ettiği ürünü de, köylünün ekip biçtiği ürünlerle takas ediyordu,
Normal şartlar da arıcılıktan para kazanamayan bu şahıs, köylünün GERÇEK VE SAHTE balı bilmemesini fırsat bilerek yaptığı atraksiyonlarla kısa zamanda köşelik olur,
Ve hatta, 15 maddelik kurallara bir kaç madde de kendi ekler/ekletir, böylece geleceğini garantiye alır,
Daha önce damar/şeker/tansiyon vs. gibi hastalıkların adını bile bilmeyen köy halkı, kısa zaman da üstü açık bir hastaneye dönmüştü,
Köyün uyanık balcısı, hemen tanıdığı bir hekimi getirterek, cebine de üç-beş kuruş sokuşturarak, köşeyi dönmenin kapasını sonuna kadar açtırır..
Artık köylü hiçbir farklı yiyeceğe el sürmeyecek, günde üç öyün bal yemek zorunda kalacaktır,
Sonuçta saf köy halkı reçeteye uyar ve sahte bal tüketimini daha da arttırır,
Köyün bilgesinin çocuğu daha fazla dayanamayarak yatak-döşşek olur..
Bilge üzülerek alır çocuğu ve başka bir yörede bulunan bitkisel ilaçtan anlayan arkadaşına götürür,
Arkadaşı çocuğu muayene eder, hormonel beslenmeden mütevellit bir hastalığa tutulduğunu söyler ve kendine vereceği HAKİKİ BAL'ı iyileşene kadar yedirmesini söyler..
Bilge buna bir anlam veremez, çünki, çocuk zaten bal yiyerek bu hale gelmişti..
Arkadaşı bilgeden köyüne götürmesini rica eder ve bir gece köyün sahte balcısının bahçesini kontrol ederler,
Eve geldiklerinde arkadaşı bilge ye, köyün balcısının hileli bal ürettiğini, buna mani olunmazsa köylünün telef olacağını söyler..
Bilgenin aklına yatar yatmasına da, bunu köylüye nasıl anlatıp, izah etmeli, burada tıkanıp kalır..
Ve korktuğu gibi olur,
Köylü, alıştığı hileli bal'ın kötülüğüne inanmıyor, bilgenin çıkışında bir art niyet arıyordu..
Üstelik, bu balı üreten kişinin kendine ve ürettiği sahte bala ihanet edilmemesi hakkında ki kurallar da yasa hükmündeydi ki, bunların ihlali mazallah köyü anarşiye çevirebilirdi..
Bilge adam bakmış söz dinletemeyecek, çareyi arkadaşının köyüne göçmekle bulmuş..
Giderken de arkadaşından aldığı HAKİKİ BAL'ı köylüye bırakmış,
Tüm köylü birer parmak götürmüş ağzına, bu bal gerçekten hem daha güzel, hem insana huzur ve ferah verici bir gıda.. Üstelik, bu hakiki bal vesilesiyle tüm hastalıklardan bir ay uzak yaşamışlar,
Velakin, insan nisyanla mamüldür hesabı, bir ay sonra tekrar eski adetlerine dönüvermişler..
Şimdi bu köy tam 1.5 milyarlık bir nüfusa erişmiş amma hepsi de sahte balların kurbanı olarak, hastalık ve sıkıntılarla mücadele içinde yaşayıp duruyorlarmış..
Arada bunlara bir mektup gönderen bilge kişiyi ise, ZINDIK, SAPIK, KAFİRlikle suçlayarak,
HAKİKAT'ın penceresine ellerine geçen tüm taşları fırlatıp, aralarında öfke naraları atıyorlarmış..
Onlar eremediği için muratlarına, kerevetine çıkan da yokmuş dünya da..
alıntıdır...