You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

((Meksikalı))
GÖKHAN ÖZCAN
Pardon, az sonra çantamdan gazetemi çıkaracağım ve açıp okumaya başlayacağım, göz ucuyla bile olsa gazeteme bakan olursa halk otobüsüdür filan dinlemem, olay çıkarırım bilmiş olun!

Pardon, gazetenin ekonomi sayfasında takılıp kaldınız, neredeyse ineceğim durağa geldik, spor sayfasını açmayacak mısınız?


PARDON..

Pardon, sizde akıl merdiveni satılıyor mu acaba, son günlerde aklımın ermediği pek çok şey var da!..

Pardon, ben sizin söylediklerinizi sonuna kadar dinledim, bu üç gün sürdü, şimdi nihayet susuyorsunuz ve heyhat, ben artık ne söyleyeceğimi hatırlamıyorum!

Pardon, bıyığınızın ucuyla oynamayı keser misiniz? Herkes sürekli size bakıyor; oysa ben bana baksınlar diye bir sürü giyinip kuşanmıştım!

Pardon, tespihimde otuz iki boncuk, ağzımda tam otuz üç diş var, söyleyin ben nerede yanlış yaptım doktor?

Pardon, gördüğüm kadarıyla tespihinizde çok sayıda çürük var, korkarım birkaç protez boncuk takmam gerekecek!

Pardon, sanırım pantolonumun cebinde bir kara delik var, az önce bozuk para çıkarmak üzere cebime soktuğum parmaklarımdan ikisi o delikte kayboldular, kendilerinden haber alamıyorum, lütfen bir şeyler yapın!

Pardon, benim niyetim olanca samimiyetimle hissiyatını paylaşmaktı, ama sen hissiyatını ikiye bölüp büyük parçayı kendinize ayırdın, acayip yadırgadım!

Pardon, ülkemizde ortalama insan ömrü ne kadar biliyor musunuz; pederden kalan parayı ona göre harcayacağım da!..

Pardon, az sonra çantamdan gazetemi çıkaracağım ve açıp okumaya başlayacağım, göz ucuyla bile olsa gazeteme bakan olursa halk otobüsüdür filan dinlemem, olay çıkarırım bilmiş olun!

Pardon, gazetenin ekonomi sayfasında takılıp kaldınız, neredeyse ineceğim durağa geldik, spor sayfasını açmayacak mısınız?

Pardon, bütün otobüsün spor sayfasını merak ettiğini bildiğiniz halde, siz kasıtlı olarak neredeyse bir saattir ilan sayfasına bakıyorsunuz, ne hakkınız var bir otobüs dolusu gazetesiz insanın gururuyla oynamaya canım!

Pardon, yaz boyunca her dilimleyip güneşe serdiğim domatesi ekmek arası yapıp mideye indirmeseydin, şimdi güvece mis gibi kurutulmuş domates koyabilirdim Rıfkı!

Pardon, bu küresel ısınma çağında önce domates büyüsün diye kovalarca su dök, sonra kurusun diye domatesleri güneşe ser, olacak iş mi Perihan!

Pardon, dün sizden aldığım bir kutu çikolatanın yarısı yerinde yoktu, çırağınızla bir konuşabilir miyim?

Pardon, şifresini hatırlayamadığım için ayakkabı bağcığımı bir türlü çözemiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz?

Pardon, biraz uğraşırsam sizi sevebilirim, denememi ister misiniz?

Pardon, şu havai fişekleri idareli kullanın lütfen, bir sürü para verdik, hepsi havaya gidiyor!

Pardon, gece rüyamda kendimi abdest alırken gördüm, sizce bu seçimde oy kullanmama izin verirler mi?

Pardon, eğer halkı benim seçmeme izin verirlerse, ben de halkın Cumhurbaşkanı seçmesi meselesini düşünebilirim!

Pardon, bu Cumhuriyet balosu halka açık mı, o zaman biz gelmeyelim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
((Meksikalı))
RE: GÖKHAN ÖZCAN
Ses hakikati sözde bulur!
Tuhaf söz değil mi? Sözü kendi başına bırakmaya o kadar alıştık ki, böyle kaideli sözler bize tuhaf geliyor artık. Oysa sözün bir aslının, bir esasının, bir kaide ve temelinin olması şarttır. Söz, konuşma balonları boş kalmasın diye icat edilmemiştir. Bir şey anlatmak, bir şeyi mânâlı kılmak gibi bir yükü vardır sözün. Bir refleks, bir seğirme, gayrı ihtiyari bir dil kaçağı da olamaz o halde. Aksine, akılla, fikirle, şuurla söylenmelidir söz. Yoksa bir nârâ gürlüğünde de olsa, bir fısıltı ürkekliğinde de, biz söz değil ses deriz ona. Sözün sese ihtiyacı yoktur ille de, ama sesin söze vardır. Söz olamayan ses avaredir, divanedir, biganedir.

Sözün söylenmeyi hak edecek bir mânâ ile, bir güzellik ve derinlik ile mücehhez olması gerekir. Bir icabı olması gerekir. Ne için? Hakikatin kapısını çalmak, eşiğine yüz sürmek için... Bir mânâdan yoksun, bir derinlik ve güzellikten yoksul olan söz, zihinler patikasının ısırganı olur ancak. Hakikat yolcularını rahatsız eder.

Söz içi hakikatle dolu olan sese denir. İçinde hakikat olmayan ses, dünyanın iki yakasını bir araya getirecek de olsa boş sözdür. Bu da demek ki, hayatın içinde boş sözü bağlayacak bir sebep bulunamaz. Bulunur zannına kapılanlar, bahaneleri sebeplerle karıştıranlardır. Oysa sebepler mânânın ilmikleridir, bahaneler yalanın düğümleri... Merdiven vardır çıkılır, merdiven vardır inilir.

Söz söylemek canı isteyenin kârı değildir hem. Akıl terazisi, dil mihengi, gönül enginliği gerektirir. Zaman gelir, harı avuçlamak, yarayı kanatmak olur söz. Zaman gelir, savaşı kuşanmak, kılıçtan arınmaktır. Zaman gelir, suyu unutmak, çöle kanmaktır. Zaman gelir, taşı dağın tepesine taşımaktır. Zaman gelir, dağı taşın ayağına getirmektir. Ve zaman gelir, sözü azad edip sadece yutkunmaktır söz. Erbabı çok düşünür, düşünür, düşünür de, az söyler. Ya da söylemez hiç. Söylerse sözdür. Söylemezse sır... Sır ki özdür. Sözün özü... Özün sözü...

Lisanını yoranın günahsız günü geçmez. Bir değirmen yok ki içimizde durmadan söz öğütsün. Sesin çokluğu sözün yokluğuna delil sayılır. Sözün yokluğu hakikatin kıtlığına... Ömrüne bir söz sığdırana, o sözü hakikate erdirene ne mutlu! Lisanını boşa yorana, sesiyle sarhoş olana ne yazık!

Ses hakikati sözde bulur. Sesin hakikate aşkıdır söz. Pervanenin nûra, yağmurun toprağa kavuşması gibi sesin hakikate kavuşmasıdır. Ses sözün sırrını bulmuşsa hakikat ihya olur. Pervane nûra garkolur, yağmur toprağa karışır. Kadim kaide budur. Kaideyi bozan, sözü de bozar. Sözü bozan, sese mahkûm olur. Sesin her söylediği yalana çıkar. Çünkü sesin aklı yoktur, fikri yoktur, vicdanı yoktur, irfanı yoktur. Söz biriktikçe arınır, ses biriktikçe kararır. Sözün sükûneti vardır, sesin sadece gürültüsü...

Balıkçı vardır, olta vardır, solucan vardır, balık vardır. Ama umman yoksa bunların olmasında bir mânâ yoktur. Umman varsa, bu zincirin ucunda bir rızık vardır.

Ömründe tek bir söz anlayana ne mutlu! Çünkü sözün yankısı da sözdür.

GÖKHAN ÖZCAN
Bunu ilk beğenen sen ol.
((Meksikalı))
RE: GÖKHAN ÖZCAN
Pardon, sizi ne zaman karşımda görsem elim kolum birbirine dolanıyor. Sonra saatlerce kendimi çözmeye çalışıyorum.

Pardon, ben sizin yazdığınız bütün kitapları okudum ve inanın çok yoruldum. Lütfen kitap yazmaya biraz ara verir misiniz?

Pardon, yeni kitap ayracımın boyuna uygun bir kitabınız var mı?



Pardon, bugün yüzünüzü biraz flu görüyorum, acaba benim mi gözlerim bozuldu, yoksa siz mi bu sabah yüzünüzü yıkamadınız?

Pardon, sizi ilk gördüğüm andan beri çılgınca seviyorum, yani yaklaşık üç dakikadır...

Pardon, ben galiba yanlış balkonun altında serenat yaptım ama olsun, siz de hiç fena değilsiniz...

Pardon, yarım saattir bana mı işmar ettiğinize, yoksa tikiniz mi olduğuna karar veremiyorum. Hangisi?

Pardon, bu filmde iki tane mi “on dakika ara” veriyorsunuz, yoksa ben filmin sonunu mu anlayamadım!

Pardon, izlediğiniz filmin altyazısını arıyorsunuz değil mi, az önce şu tarafa doğru kaçtı!

Pardon, cüppeniz olduğuna göre hâkim sizsiniz, acaba masum olduğumu söylemem gereken zamana daha çok var mı?

Pardon, bana inanmayacağınızı biliyorum ama, ben az önce gerçekten keçilerimi kaçırdım. Bulmama yardım eder misiniz?

Pardon, göz kapaklarından uyku akan hasta siz misiniz, yeni göz kapağı contalarınız hazır!

Pardon, bugün sarı sayfalarda sana olan aşkımı ilan ettim, puntolar biraz küçük oldu, biliyorum. Ama param o kadarına yetti!

Pardon, ben sizin küçükken kese kağıdı patlatarak korkuttuğunuz çocuğum. Sizin yüzünüzden tam kırk yedi yıldır saçlarım böyle diken diken duruyor.

Pardon, beni hatırlamadınız değil mi? Ben de sizi hatırlamadım! O halde lüzumsuz yere kucaklaşmayalım öyle değil mi?

Pardon, maalesef telefonum şu anda çok meşgul, tost makinemle görüşmeye ne dersiniz?

Pardon, sizinle bir dakika yalnız kalabilmek için neler vermezdim... Düşündüm de, sanırım bir liste çıkarmam gerekecek!

Pardon, ilk hapşırığınız yüzünden asansör ara katta kaldı, lütfen bir kere daha aynı şiddette hapşırır mısınız?

Pardon, bana odamın manzaralı olduğunu söylememiş miydiniz, henüz hiç pencere bulamadım!

Pardon, ketçapım boşa gidiyor, lütfen makarnanızı bu tarafa uzatır mısınız?

Pardon, yaklaşık iki saat önce sizden bir musakka istedim, biraz daha gecikirseniz patlıcanın mevsimi geçecek, benden söylemesi!..

Pardon, ben size kanepeleri yiyebilirsiniz derken mutfaktakileri kastetmiştim!

Pardon, şu imgeler uzun süredir orada duruyor, kullanmayacaksanız yeni şiirimde kullanabilir miyim?

Pardon, ben seni unutmak için sevmedim, ama heyhat ne için sevdiğimi de unuttum!




Yenişafak
22/03/2007
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.