You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Gökhan Özcan: Gören göz müdür, kalp mi?

Gökhan Özcan: Gören göz müdür, kalp mi?

((Meksikalı))
Gökhan Özcan: Gören göz müdür, kalp mi?
Her gün bizi derinden etkileyen, canımızı yakan, öfkemizi kabartan birçok şey oluyor. Aklın ve vicdanın almayacağı şeyler... İnsanların yaşama haklarına kasteden zalim bombalar yağıyor masum insanların üstüne gökyüzünden. Ya da hayatı kirli bir kurguyla rayından çıkarmak üzere saklanmış başka bombalar çıkarılıyor yer altından. Daha birçok kirli tezgâh, bir zulüm, birçok günah olabilecek en açık ve net şekilde gözler önüne seriliyor.

Ama yine de bazı gözler görmüyor, göremiyor, görmeye cesaret edemiyor ya da daha kötüsü görmemeye bakıyorlar.

Hayatında gölgeli alanlar, karanlık köşeler bulunmayanlar için bu "görmeme-görememe" halini anlamak gerçekten çok güç. Oysa her şeyin basit bir açıklaması var. Bazı gözlere görmeme-görememe direncini sağlayan şey ne iris, ne retina tabakası, ne de gözün her hangi bir parçası... Görmeme, görememe direncini sağlayan asıl şey kalp! Akıl ve vicdanı birleştiren bir hakkaniyet membaı olarak simgeleştirirsek kalp!

Hadiseye böyle bakınca; söz konusu zafiyetin görme değil, bakma bozukluğundan hayat bulduğunu ifade etmemiz gerekir. Önceki satırlarda "görmemeye bakmak" dediğim de bu aslında. Bugün yeryüzünde kötülük o kadar aşikâr biçimde yürürlüktedir ki, artık gözün fıtratı bu kadarını görmemeye yetmez. Bugün kim aşikâr olanı görmüyor, göremiyorsa, bu "görme" ameliyesini gözlerine bırakmadığı, insanlığına ihanet pahasına önceden benliğinde tedbir aldığı içindir. Gözlerinden evvel, aklını ve vicdanını kör ettiği içindir.

Kalbini en başından iptal ettiği içindir. Bu insanların artık hayatları gibi, insanlıkları da sadece yalandır, boştur.

Ama yine de böyle bir gerçekle yaşamak kolay değildir; olmadığını böylelerinin giderek tuhaflaşan ruh hallerinde müşahede edebiliyoruz. Kalbin iptali, bir fıtrat üzere yaratılan ve öyle yaşayan "insan"ın kimyasında zincirleme çözülmelere yol açıyor, denge bozuluyor, ruhun bütünlüğü bozuluyor. İnsanın, insanlığını korumak adına yapabileceği pek bir şey kalmıyor. İnsan tabiatının bir hayâ refleksi olarak devreye soktuğu "yüz kızarması" hali böylelerinde görünmez oluyor mesela. Varlığı çok derinden hissedilen hakkaniyet duygusunun kendilerini terk ettiğini hissedemiyor bile zavallılar. Çünkü yokluğu hissedilir bir şey değil hakkaniyet duygusunun, var olduğunda biliniyor, ancak o zeminde kavranabiliyor.

En baştaki soruya dönelim şimdi: Gören göz müdür, yoksa kalp mi? Tıp dışında hiçbir alanda bu sorunun cevabı "göz" değil şüphesiz. Tıbbınki de ilmi bir zaruretten öte bir şey değil zaten... Görmeyi tıbbi olarak mekanik bir mekanizma çerçevesinde açıklayabiliriz. Ama insani anlamda görmek, elbette akıl ve vicdanın müşterek mesaisinin sonucudur. Yani kalbin işi...

Bu sebeple aşikârı görmeyenin ya da göremeyenin körlüğünü kalbinde aramak gerekir. Demem o ki, insanı yaşarken öldüren en korkutucu kalp krizidir bu!

Görünüyor ki tedavisi de çok güç!
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.