Son günlerde bütün mânevi değerlerimize olduğu kadar Fahr-i Kâinat Efendimiz’e hayasızca dil uzatan nasipsizlere vereceğim bu cevapta, ilim dünyasının ateistlere gösterdiği kırmızı kartları sergilemek istiyorum.
İlim haysiyetinden tamamen uzak olan “gerçek mürteciler”e gezegenimizde yer yoktur.
Medeniyetin sembolü, insanlara saygı ve sevgi şeklinde özetlenebilir. Çok dar görüşlü kişiler bile, “medeniyet” kavramının teknolojik gelişmelerden çok ötede, mânevî değerler sistemi olduğunu bilmektedir.
Yine çok iyi bilinmektedir ki: Toplumları ayakta tutan ve onları insan birikiminden farklı kılarak âhenkleştiren prensiplerin hepsi, inanç sistemlerinden gelmiştir. Bugün tam marksist ateist toplumlar bile, kanunları dâhil her türlü sosyal âhengini, inanç sistemlerinden aldıkları şekilde yürütmektedir.
Çağımızda, her türlü ahenge, güzele ve düzen dengesine, akıl hastalarından başkası karşı çıkmamaktadır. Bilindiği gibi son üç yüz yılda bütün düşünce akımları, politik ve ekonomik cereyanlar, hep ilmî gelişmeleri takip etmiştir. Buna rağmen ilme dayalı düşünce akımları, ilmî gelişmeleri elli yıl geriden takip etmektedir. Çünkü bu gelişmelerin düşünürlere ve fikir adamlarına istikamet vermesi için zamana ihtiyaç vardır.
Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında çok hızlı gelişen Fizik, Kimya bilgileri, asrın sonunda materyalist- ateist düşünce akımlarına kaynak olmuştur. Düşünürler, bu hızla, hiçbir ilmî değeri olmayan evrim şantajının peşinde sürüklenmişler ve ardından koskoca bir marksizmin doğmasına sebep olmuşlardır.
Hep düşünmüşümdür. Acaba Marks, günümüzde yaşasaydı ateist olur muydu? Öyle sanıyorum ki olmazdı! Çünkü, çağımızda, ilme âşina olan ve ona saygı duyan ateist kalmamıştır.
Şimdi çok ince bir hikmete değinmek istiyorum. Hemen hemen bütün dinler, çağındaki siyasi otoritelerin zulmüne ve insafsızlığına karşı asil mücadeleler vermiştir. İşte Hz. İbrahim ve Nemrut, işte Hz. Musa ve Firavun, işte Hz. İsa Roma’nın iğrenç zulmü.
Halbuki İslâmiyet karşısına siyasî otoriteyi değil, cehâleti hedef seçmiştir. Bu yüzden kâinatın yaradılış sebebi olan Efendimizin (S.A.V.) karşısına bir Nemrut, bir Firavun değil, Ebû Cehil (Cahillerin babası) çıkmıştır. Bu ince hikmetin sebebi insanlığın son çağında, inananların inanmayanlara karşı vereceği mücadelenin; ilmin, cehâlete karşı vereceği asil mücadele olduğunu göstermektedir.
Şimdi çağımızın, özellikle son yirmi yılındaki manzarasına bir bakalım.
Garip bir manzara var karşımızda. Çünkü Einstein, Broglie, Heisenberg, Fermi, Drag ve Lorenz gibi dev fizikçiler Allah’a inanırken, müspet bilgi dağarcıkları, bugünün ilkokul seviyesini aşmamış cüceler, Yüce yaratıcıyı inkâr edebilmek gayesiyle, sadece bir et parçasından ibaret olan sulanmış beyinlerinin kıvrımlarında delil aramaya çalışıyorlar.
Şimdiye kadar teknolojiye ve ilmin herhangi bir dalına ışık tutan hiç bir ateist ilim adamına rastlanmış değildir. Edison, Markoni, Fleming, R. Kodr, Pastör ve Erlich gibi dahiler inanç seviyelerinin çok yüksek olmasıyla ün yapmış kişilerdir. Oysaki ateist ilim adamlarından hiçbiri; tutarsız laflardan başka bir şey üretmemişlerdir. Batı da sayılamayacak kadar ilim adamı tanırım, pek çok kongreye gittim. Ateist ilim adamları parmak la gösterilecek kadar azdır. Kanser konusunda olsun, diğer konularda olsun katıldığım milletler arası toplantılar sırasında birçok ilim adamına misafir oldum ve bu batılı bilim adamlarının, duâsız sofraya oturduğunu bir gün bile görmedim.
Yâni şimdi bu ilim adamları saf düşünce yeteneğinden mahrum da, buna karşılık hayatından bir hücre, bir mikrop görmemiş veya bir tek fizik olayını bile baştan sona incelememiş olan şaşkınlar mı akıllı?
Gerçek şudur ki: Günümüzde ilim, ateizme kesinlikle kırmızı kart göstermiştir. Akıldan kesilmiş sadaka kadar idrâki olmayan, ilim sahnesinde kâbili hitap değildir. Ancak bunlara karşı susmak da hata olacaktır. Onun için batıda tanıdığım ateist ilim adamlarına çeşitli tartışmalarda verdiğim örnekleri, siz kıymetli okuyucularıma nakletmek istiyorum. Çok samimi olarak tekrar ifâde edeyim ki: ilimden nasibî olmayanları kesinlikle muhatap saymıyorum. Çünkü hayatımın hiçbir döneminde Allah inancı gibi mukaddes bir konuyu ilimden habersizlerle tartışmadım. Zaten 19. Asırdan kalan ve ilim salonlarının çöplüğüne atılan sözleri ilim zannedenleri “fosil” olarak kabul ediyor ve bunları garip örnekler olarak hayretle seyrediyorum.
Şimdi siz okuyucularıma Allah’ın varlığını ilmî delillerle ve 19 madde halinde özetleyeceğim. Bu kesin delillerin bir tek cümlesi dahi ilme ters düşerse, yazı hayatından çekilmeye hazırım.
Fakat bilenler, söylediklerimizin, fizik, kimya, biyoloji ve matematiğin gerçek haysiyetini taşıdığını görecektir.