You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

GENÇLİĞİ BUGÜNKÜ DUURUMUNDAN KURTARMAK

GENÇLİĞİ BUGÜNKÜ DUURUMUNDAN KURTARMAK

Üye
GENÇLİĞİ BUGÜNKÜ DUURUMUNDAN KURTARMAK
Bismillâhirrahmânirrahîm
İslâm ulemasının ve cemâat başkanlarının büyük sorumluluklarından biri de, gençliği
bugün içine düştüğü bataklıktan kurtarmak, onu tekrar eski safiyetine, nezahatine (ahlâk
güzelliğine), Allah (c.c.)’a olan güven ve teslimiyetine kavuşturmaya çalışmaktır.
Küfür düzenlerinin ve onun paralelinde bulunan bozuk eğitim sistemlerinin insanları,
özellikle gençliği dininden, imanından ve ahlâkından çok uzaklaştırdığı apaçık ortadadır.
Gençlik, İslâm dışı çeşitli fikir akımlarının etkisinde kalmış, birbirinden ayrılmış ve dağılmıştır.
Birçoklarının dini nüfus cüzdanlarında kalmıştır. Din, iman ve ahlâk, modası geçmiş
bir kavram, şeriat bir öcü ve işkence düzeni, edep, haya ve namus bir kuruntu gibi daima
telkin ve dikte edilmiştir. Gençliğin büyük bir kısmı da bu mukaddes kavramlardan yoksun
olarak yetiştirilmiş, küfrün ve ilhadın (ateistliğin) hain ellerine bırakılmıştır. Gençliği bugünkü
feci durumdan kurtarmak, Allah (c.c.) inancı etrafında toplamak, birlik ve beraberliğini
sağlamak, İslâm ulemasının ve tasavvuf erbabının başlıca görevlerindendir. Ulemanın bu
görevi, İslâmî bir mantıkla, sağlam delillerle ve akl-ı selim ile bu fırtınalara karşı koymak,
iman, amel ve şuur dalgakıranıyla bu fesat dalgalarının etkisini kırmak ve gençliğe sahip
çıkmaktır.
Eskiden sığınılan komünizm artık ölmüştür. Çünkü boş bir hayal olduğu ortaya
çıkmıştır. Düşünebilme yeteneği olan hiçbir fert artık umudunu ona bağlamadığı gibi, onu
savunamaz da… Fakat nefsî istek ve arzular hiçbir zaman ölmez. Onların isyan ve
taşkınlıklarına karşı daima uyanık bulunup, frenlemek şarttır. Bu frenleme, kapitalizm ve
sömürü zihniyeti adına değil, yalnız ve yalnız Allahü Teâlâ (c.c.)’nın rızasına ve İslâm adına
yapılmalıdır. Bir taraftan ulema bunu yaparken, diğer taraftan da zengin Müslümanlar zekât,
fitre, sadaka ve diğer ekonomik yardımlarla destek olmalıdırlar.
İlim adamlarımız, ilimleri ve birleştirici telkinleriyle, güçleri yeten Müslümanlar da
ekonomik destek ve yardımlarıyla genç nesillerimizi küfrün tuzağından kurtarmak, birlik ve
beraberliği sağlamak, onları tekrar İslâm cemâatinin şefkatli ve adil kanatları altında toplamak
gibi, hem dini hem de sosyal vazifeleri vardır.
İlk zamanlarda olduğu gibi günümüzde de İslâm’la şereflenenler kendi istek ve hür
iradeleriyle Yüce İslâm’ı ve O’nun hayat düzenini kabul ettiler. Çünkü O’nu inceleyenler
beğenip kurtuluşu O’nda buldular. Bu din, insanlığın ihtiyaç ve isteklerine cevap verebilecek
ve insanca yaşamalarını sağlayacak en mükemmel ve tek dindir, düzendir.
İslâm dini akl-ı selim ve delil dinidir. Onun için Kur'an-ı Kerim’de sık sık “delilerinizi
getirin” buyuruluyor. İnkarcılardan, sapkınlardan delil getirmeleri isteniyor. Bugünkü
gençliğin delil bilmemesi, kabul etmemesi gördükleri çarpık eğitim sistemindendir.
Çağdaş eğitim sisteminin her kademesinde dinin bulunmaması büyük bir eksikliktir.
Toplumun büyük bir kısmı Müslüman olan insanları, dininden koparmak, imanından ve
ahlâkından uzaklaştırmak büyük bir hata ve ihanettir.
Bir kısım gençlerin başkaldırması, anasına, babasına, hocasına ve yaşlısına olan
saygısızlığı şüphesiz ki dini eğitimsizlikten kaynaklanmaktadır. Bir kısım okumuşların, kalem
ve fikir sahiplerinin Müslümanların dinine, imanına, örtüsüne, ahlâk ve yaşayışlarına
saldırmaları bu ihmalin ve hatanın acı meyveleridir. Batının ilim ve kültürünü verelim derken,
gençliği yüce dininden, ahlâkından ve kültürlerinden uzak tuttular. Bocalama geçiren gençliği
batının ahlâksızlık bataklığında boğdular.
2
Bu dinden uzaklaştırma çalışmalarına karşı her ne kadar bazı ilim sahipleri ve tasavvuf
mensupları karşı koymaya, bu konuda sohbetler düzenlemeye, açık oturumlar, paneller
tertipleyerek, bunlarla millet huzurunda hesaplaşma cesaretini gösterdilerse bile, bu hareket
belli fertlerde ve belli yerlerde kaldı. Çalışmaların etkili olduğu yerlerde ise demokratik ve
laik eşkıyalar, İslâm için çalışanları ya hapis ettiler, yada şehit ettiler. Dini akımları
durdurmak için her şeyi yaptılar. Meydan boş kalınca da istedikleri gibi at oynattılar ve
nihayet mürted bir toplumun oluşması için ellerinden gelen her türlü zulmü uyguladılar. Dinin
yeri vicdandır dediler, fakat vicdanlarda da dinden hiçbir eser bırakmadılar.
Ulemanın, mutasavvıfların, Müslüman aydınların ve Müslüman zenginlerin, dinde ve
İslâmî ahlâkta yapılan yıkımın büyüklüğünü görmeleri ve sünnet yolundan uzaklaşmanın
dehşet verici manzarası karşısında ürpermeleri, büyük bir azimle, gayretle, el ele, gönül
gönüle eylem birliği yapmaları kesin bir şarttır.
Kıymetli zaman ve çalışmaların İslâm düşmanlarına karşı kullanılması gerekir ki,
böylelikle küfrün kartlaşan sesini sustursunlar, dinden uzaklaşmayı durdursunlar, dağılmış
çeşitli hizip ve fırkaları, bölünmüş Müslümanları birleştirsinler, kardeş olduklarını hatırlatsınlar.
Kıyamet gününde Allahü Teâlâ (c.c.)’nın yüce huzurunda hesaba çekileceklerini
açıklasınlar.
Alimlerimizin ve mutasavvıflarımızın sorumluluğu var da, kalem ve fikir sahibi
Müslümanların sorumluluğu yok mu? Elbette vardır ve alimlerden, mutasavvıflardan da az
değildir.
Kalem çok güçlü ve tesiri büyük bir silahtır. O silahı yerinde ve zamanında kullanmak
cihaddır. Onu ihmal etmek, ifrat ve tefride kaçmak doğru değildir. Allahü Teâlâ (c.c.) Kur'an-ı
Kerim’de dört yerde kalemden bahsederek onunla yemin edip onu takdis etmiştir. (Âl-i İmran:44,
Lokman:27, Alâk:4, Kalem:1). Allah (c.c.)’ın ihsân etmiş olduğu kalemin nimet ve kabiliyetini yararlı
yerlerde kullanmaya, şer ve fesatçılara karşı harekete geçmeye ve bu kabiliyetini geliştirmeye
mecburdur ve sorumludur kalem sahibi… Dinin temel esaslarını yıkmaya çalışan, ahlâksızlığı
yaymaya çalışan, İslâm’ın birlik ve beraberliğini bozmaya yeltenen, din düşmanlarını öven,
onları savunan ve zehir kusan kalemlerin yaptıkları da Ebû Cehil’in yaptığından az değildir.
Kalem insanoğluna Allahü Teâlâ (c.c.) tarafından verilen etkili bir silahtır. Kalemle
zulme ve haksızlığa karşı koyulur, şer ve bela def edilir, fesat ve fitnelerin tesiri etkisiz hale
getirilir. Aksi takdirde kalem bir şer ve fesat aracı olur.
Bir kalem sahibi vardır ki, mazlumun yerine zalimi savunur, şerre karşı olması
gerekirken şerre davetiye çıkarır, fesadı yayar, güzel ahlâk yerine ahlâksızlığı över, cihadı
teşvik etmeyi bırakıp, tembelliği daha iyi ve hayırlı gösterir, İslâmî ahlâk yerine çağdaş
ahlâksızlığı göklere çıkarırsa, o kalem sahibi Cenab-ı Hakkın (c.c.) yerdiği ve kötülediği şu
kimselerden olur: “Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini
helâk yurduna sürükleyenleri görmedin mi? Onlar cehenneme girecekler. O ne kötü
karargâhtır! (İnsanları) Allah yolundan saptırmak için O'na ortaklar koştular. De ki:
(İstediğiniz gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.” (İbrahim:28-30).
Bu kalemlerin bu hale gelmesinin sebebi, dini hakimiyetin kalplerden yok olması,
nefis ve şeytanın kötü istek ve arzularının hakim olması, Allahü Teâlâ (c.c.)’dan uzak kalmanın
meydana getirdiği yabancılaşmanın sonucudur. Dinden ve ahlâktan yoksun yetiştirilmenin
basiretsizliği sonucunda Rahman’ın kulluğundan ayrıldılar, şeytanın kulluğuna kapıldılar.
Artık şeytan onlara hakkı batıl, batılı hak, kötü davranış ve sözleri de süsleyip güzel
göstermeye başladı. “Hiç kötü ameli kendisine güzel görünen kimse, hakkı hak, batılı batıl
gören gibi olur mu?” (Fatır:8) âyetinin kapsamına girerek ve kendilerini daima haklı, doğru,
yapıcı ve ıslah edici olarak gördüler. Kendi inanç ve görüşlerinden olmayanları da daima
haksız gördükleri gibi gerici, yıkıcı ve bozguncu olarak tanımladılar. Bu fesatçılar hakkında
Allahü Teâlâ (c.c.):
3
GENÇLİĞİ BUGÜNKÜ DUURUMUNDAN KURTARMAK -II-
“Ey Resûlüm De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları
bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları
boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu
yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü
tutmayacağız.” (Kehf:103-105).
Çağımızda fertler, Allah (c.c.)’tan daha çok devlete ve yönetimlere bağlanmakta ve
buna daha fazla önem vermekte, devlet hukuku Allah (c.c.)’ın hukukundan önce gelmekte
(haşa), İslâm’a sadakat ihmal edilip, beşerî düzenlere sadakat ve bağlılık gösterilmesi gerekli
kılınmakta ve bu konuda çeşitli kanunlar konulmakta ve yaptırımlar uygulanmaktadır. Devlete
veya resmî bir kuruma tanınan hak ve yetki, mutlak yaratıcı olan Allah (c.c.)’a tanınmamaktadır.
Bu ters durum karşısında, kalem sahiplerine daha büyük sorumluluklar düşmektedir.
Allah (c.c.)’ın emir ve nizamından uzaklaşmış, kontrolü ellerinde tutan bir kadronun bozuk ve
çarpık düşüncesiyle mücadele etmek, halk tabakalarını uyarmak, aydınlatmak görevi elbetteki
kalem sahiplerine düşmektedir. Bunların başında da basın ve yayın organları gelir. Zira
milletin göremediğini o görür, duyamadığını o duyar, konuşamadığını o konuşur. Basın-yayın
milletin tercümanıdır, onun adına konuşması gerekir. Bu basın milletin ve İslâm’ın
düşmanlarını dost edinmeyen, şerre alet olmayan, İslâm’a ters düşen ideolojilere takiye
yapmayan, davasında cesur ve sadık, mücadelesinde sabırlı ve kararlı olan Müslüman
basındır. Yine bu basın ve kalem sahipleri ateist ve mürtedlerle dostluk kurmaz, İslâm
alimlerini tanıtır, onlarla işbirliği yapar, haklarında kamuoyu oluşturur. İslâm ahlâkını ve
milletin tarihini, örfünü tanıtır. İslâm ve millet hakkında Siyonist kökenli dünya haber
ajanslarının haber ve yorumlarına güvenmez, ırkçılığı yaymaz. Başka Müslüman devletlerin
millî duygularını incitmez. Parçalanmış olan İslâm cemâatlerini, daha çok parçalanmaya
sebep olacak söz ve davranışlardan sakınır. Bu cemâatlerin birleşmesi hususunda azami
derecede gayret gösterir. Yapılan tenkitlerden dolayı incinmez. Hatalarımızı, yanlışlıklarımızı
düzeltmek isteyenlere kırılmak ve kızmak yerine, Allah (c.c.)’a hamd etmek, onlara da teşekkür
etmek gerekir.
Üzülerek ifade edelim ki, radyo, televizyon gibi bütün yayın organları sanki tamamı,
ya dini iyi bilmeyenlerin veya din düşmanlarının kontrolündedir. Bunlar istedikleri propagandaları
yapmakta, dini ve dindarları basın hürriyeti adına istedikleri gibi kötülemekte, iftira
etmekte ve aşağılamaktadırlar. İslâm’ın temiz inancını ve Müslümanların samimî niyet ve
amellerini hafife almaktadırlar. Buna karşılık, İslâm’a hiç hizmeti olmayan hatta çok zaman
zararı olan insanları İslâm alimi olarak tanıtmakta, göklere çıkarmaktadırlar. Bu sapıklar,
batılı şarkıcıları, müzisyenleri, sanatkâr geçinen namus fakirlerini kutsal olarak görüyor,
dinlerken kendilerinden geçiyorlar. Bu zavallılar, batının sapıklarının soyunu sopunu,
doğumunu, rezaletlerle dolu hayatını, ahlâksız yaşamını öyle bilip ezberlemişler ki, kendi soy
sopunu, dedesinin adını dahi öğrenmeye vakit bulamamışlardır. Zaten dinden, imandan hiç
haberleri yok. Onların en birinci sözleri benim kalbim temiz, sen kalbime bak saçmalığıdır.
Bu nasıl kalp temizliğidir ki kendisini yaratan Allah (c.c.)’a her an asi, O’nun kullarına tepeden
bakar, insanlara her hâli ile zulmeder… Onlar bu söz ve tavırlarıyla, İslâm dini ve ahlâkı
aleyhine zehir kusan sözleriyle, İslâm’ın ve Müslümanların karşısında kendi iç ezikliklerini
bastırmaya çalışıyorlar. Esasta onlar İslâm’ın karşısında aciz, hor ve hakirdir.
İzzet ve şeref Allah (c.c.)’ın, Resûlünün (s.a.v.) ve mü'minlerindir. Şu halde mü'min, izzet
ve şerefini korumak zorundadır. Mü'min yeryüzünde halifedir. Halifelin gereğini yerine
getirmesi lazımdır. Her Müslüman dininden, mukaddesâtından, edep ve ahlâkından ve
bunların diğer insanlara ulaştırılmasından sorumludur.
4
Yine her Müslüman, imkanı oranında Allah (c.c.)’ın koyduğu düzenin korunmasında,
hakim kılmasında, uygulanmasında gayret ve faaliyet göstermeye mecburdur. Müslüman, dini
görevlerini büyük bir azim ve hâlis bir niyetle, yorgunluk ve korku bilmeden, cesaretle yerine
getirmelidir. İnanç aleyhinde bulunan, din ve ahlâk tanımayan İslâm dışı ideolojilere dur
demelidir. İslâm alimleri ilimleriyle, kalem sahipleri kalemleriyle, tasavvuf ehli irşad yoluyla,
zenginler mallarıyla ve her Müslüman kendi imkanlarıyla bu dinin ve bu vatanın sahipleri
olduklarını ispatlamalıdırlar. Dinî, ahlâkî ve modern ilimler için eğitime azamî derecede
destek ve önem vermelidirler. İlim, mü'minin olmazsa olmazıdır. İlim insanı korur, insan
parayı korur.
Netice itibariyle Müslümanlar seslerini duyurabilmek, nesillerini kurtarmak, hak ve
hakikatleri insanlara tebliğ etmek, insanları sapık ideolojilerden korumak, dünyadaki
olaylardan haberdar etmek için kendi basın-yayın organlarını kurmak zorundadırlar, eğer
kurtuluş istiyorlarsa…
Vel-hamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.