Asılların aslı olan kelimelerini, “El-Vedûd” ismine tecelli kıldığı kimselerin kalbine aktarmakla, huzuruna kabul buyuran Hazret-i Vedûd’a şükürler olsun…
Sevginin kalbe ilk düşmesi ve orada gerçekleşmesine heva denilir. Bu kelime “yıldız kaydı” [Necm:1] anlamındaki heve en-necm ifadesinden türetilmiştir. Ardından vüdd (meveddet) gelir. Vüdd sevginin sebat bulması demektir. Ardından hûb gelir. Hub sevgideki duruluk ve sevenin iradesinden çıkması demektir.
Böyle bir durumda seven sevdiğinin iradesine göre hareket eder. Ardından aşk gelir. Aşk sevginin kalbi sarması demektir. Kelime asma ve benzeri ağaçlara sarılan dikenli sarmaşık anlamındaki “aşaka”dan türetilmiştir: Aşk sevenin kalbini sarar, onu sevgiliden başkasına bakamayacak hale getirerek kör eder.
Allah, sürekli seven olduğu için el-Vedûd iken bizim için de “sürekli yaratan” [Yâsîn:81] ve “Her gün bir işte olan” [Rahman: 29] diye nitelenendirilir. Biz hal ve söz diliyle O’na sürekli “şunu yap bunu yap” deriz, O da yapar. O’nun bizdeki fiilinin bir yönüyle O’na “yap” deriz.
Böyle demek O’nu bir işe zorlamak mıdır?
Allah’ı hiç kimse bir işe zorlayamaz, böyle bir vehimden münezzeh ve mütealdir. Böyle diyebilmemiz el-Vedûd isminin hükmünden kaynaklanır. Allah, el-Gafûr, el-Vedûd ve er-Rahman, ismiyle istiva ettiği yüce arşın sahibidir, çünkü O sevenin duyduğu derin ve coşkulu özlemle merhamet etmiştir. Seven de sevgiliye onun niteliğiyle kavuşabilir. Hakkın niteliği varlıktır ve bu nedenle sevene varlık vermiştir.
erhan kılıç