You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

FAİZ:RİBA
FAİZ MESELESİ

Faiz, iktisadın en eski meselelerinden biridir. Haksız bir kazanç olan faizin ne aklî ne de vicdanî hiçbir dayanağı yoktur.

Zamanın seyri içinde, faizin meşrûluğu, vasıfları ve ekonomi içindeki fonksiyonu hep münâkaşa edilegelmiştir. Kimi zaman yerin dibine batırılmış, kimi zaman da göklere çıkarılmıştır.

Şunu kesin bir dille söyleyebiliriz ki, faize meşrűluk kazandiran devirler, bütünüyle beşerin ahlâken çöküntü içinde oldugu devirlerdir. Meselenin bu yönüne temas etmeden evvel onun târihî seyrine kısaca bir atf-ı nazar etmiş olalım.


Faizin târihi

Eflâtun ‘Kânun’, Aristo ise ‘Politika’ adlı eserlerinde faizi yerden yere vurmuşlardır. Eflâtun'a göre faiz ahlâk dışı bir davranıştır; fazîletli ve erdemli insana hiç yakışmaz. Onun için mutlaka yasaklanmalıdır.
Aristo'ya göre ise faiz, kısır tavuktan, yumurta almaya çalışmak gibi yanlış bir düşüncedir. O, “Para parayı doğurmaz” demektedir.

Roma, başlangiçtaki ihtişâm döneminde şiddetle faizin karşisindadir. Ancak yikilmaya yüz tuttugu zaman diliminde faize kurtarici bir simit gibi sarilmiş, fakat dibe dogru çökmekten kendini bir türlü kurtaramamiştir.
Hıristiyanlık esas itibâriyle faizi haram kılmış; fakat, içki ve domuz eti gibi bazı haramlarda olduğu gibi, daha sonra yapılan değişikliklerle faiz de helâl hâle getirilmiştir. Oysa ilâhî vahye dayanan bir dinin bunlara cevaz vermesini düşünmek mümkün değildir.

Günümüzde Yahova Şahitlerine âit kitaplar da bu konular üzerinde israrla durmaktadir. Gerçi Yahova Şahitleri meselesi ayrica üzerinde durulmasi gereken bir husus olmakla birlikte, sözü dagitmamak için burada o meseleye girmiyoruz.

Ortaçağda kilise, faiz aleyhinde şiddetli beyânâtlar vermiş ve tefecilikle çok ciddî kavgaya tutuşmuştur. Ancak kilise babalari, feodalizmin zayiflamasi ve ticârî kapitalizmin gelişmesi karşisinda faizi meşrűlaştirmak zorunda kalmiş ve mesele kitaplara bu şekliyle geçmiştir. Menfaat dine tercih edilmiştir.

Husűsiyle sınâî kapitalizmin gelişmesiyle, Batıda faiz karşısındaki direnişler bütünüyle gevşemiş ve faiz herkes tarafından kabûl edilir bir realite hâline gelmiştir.


Faiz teorileri

Faizi açıklamaya çalışan çok sayıda teori geliştirilmiştir. Bunlar, sermayenin kaynağının tasarruf olduğu konusunda ortak bir görüşe sâhiptir. Ayrıldıkları nokta ise, faizi meşrûlaştıran dayanaklardır.

Meselâ Ricardo, özendirmeyi esas alır. Ona göre, parası alınıp işletilen tasarruf sâhibine belli bir pay verilmelidir ki, kişi tasarrufa özendirilmiş olsun.
Halbuki Keynes, bu görüşün tamamen karşisindadir. O, “Tasarruf sâhibini, tasarrufa sevk etmek için özendirmeye ihtiyaç yoktur. Hem ferd hem de cemiyet tasarrufa kendiliginden meyillidir” düşüncesindedir.
Meseleyi tamamen para ile alâkalı olarak değerlendiren Keynes’e göre faiz, parayı nakit olarak elde tutmaktan(likidite tercihi) vazgeçirmek için insanlara ödenen bir fiyattır.

Senior'a göre faiz, fedâkârlığın bir bedelidir. Zira tüketici perhizkâr davranmakta ve tasarruf yapmaktadır. Bu da sermaye arzını meydana getiren bir davranıştır. Sermaye talebi ise sermayenin üretken ve verimli oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu verimlilikten sermaye sâhibinin de yararlanması gâyet normaldir. Böylece o, yaptığı fedâkârlığın karşılığını görmüş olacaktır.

Marshall ise faizi, beklemenin bedeli olarak değerlendirmektedir. Ferd, elindeki tasarrufu bir başkasına vermekte ve belli bir süre beklemektedir. Öyle ise onun bu bekleyişinin bir bedeli olmalıdır.

Böhm-Bawerk ise meseleyi psikolojik açıdan ele almış ve faizi zaman tercihi kavramıyla açıklayarak, ona bir dayanak bulmaya çalışmıştır. Ona göre, insanlar umûmîyetle bugün ellerinde bulundurdukları değerleri yarınki değerlere tercih etme eğilimindedirler.

Dolayısıyla, hem tasarrufa teşvik ve hem de bu tasarrufu başka ellere devrettirebilmek için böyle bir psikolojik duygunun tatmîn edilmesi şarttır. O da ancak bugün ve yarın arasındaki değer farkını (acio) ödemekle mümkündür. Ve faiz, ona göre, işte bu şeklide bir meşrû gerekçeye dayanmaktadır.

Marks ve Engels gibi sosyalist düşüncenin temsîlcileri her yönüyle faizin aleyhindedirler. Onlara göre faiz, sermaye sâhibinin emekten çaldigi haktir. Sosyalist bir düzende tasarruf ve sermaye olmayacagi için faiz de olamaz.


İslâm öncesi faiz

Faiz, câhiliyye devrinde bilinen ve tatbîki yaygın olan bir müessese durumundaydı. Günümüzdeki dev kuruluşlar şeklinde olmasa bile, hem ferd hem de küçük organize gruplar olarak faiz alınıp veriliyordu.

İslâm öncesi bu devirde faiz müessesesi zenginin elinde bir istismar vâsıtasıdır. Zira, riba adı verilen ve borçlunun ödemek zorunda olduğu fazlalık, bâzan asıl borcun kat kat üstüne çıkıyor ve borçlu her geçen gün artan bu fazlalıklar altında ezilip gidiyordu.

Şekil olarak faiz şöyle cereyan ediyordu: Zarűret içinde bulunan bir kişi -ki bu zarűret ne kadar fazla ve âcil ise, verecegi faiz miktari o kadar yüksek olurdu- belli bir süre sonunda ve belli bir fazlalıkla ödemek kaydiyla birisinden borç para aliyor. Vade tamam olunca alacakli gelip parasini istiyor. Eğer borçlu borcunu ödeyemeyecegini söyler ve belli bir vade daha isterse aldigi borç miktari iki katina çikariliyor ve yine ikinci defa ayni durum tekrar ederse, bu sefer borç miktari dört katina çikiyor.

Bu muâmele böyle devam edip duruyor… Bir gün geliyor ki, alınan borç miktarı ile ödemek zorunda kalınan borç miktarı arasında korkunç denecek ölçüde bir fark söz konusu oluyor. Bu muâmele ile fakir daha da fakirleşirken zengin daha da zenginleşiyor ve iki sınıf arasındaki uçurum her geçen gün daha da derinleşiyor.

İmam Katâde câhiliyye devri faizini şöyle anlatıyor: “İslâmiyet’ten önceki devirde kişi, belirli bir müddet sonra fiyatı ödenmek üzere satış yapardı. Alıcı vade sona erdiğinde aldığı malın fiyatını ödeyemezse, fark verir ve müddet uzatılırdı.”

İmam Mücâhid de şöyle diyor: “İslâmiyet’ten önceki devirde kişinin borcu olduğunda alacaklısına gider, ‘Sana şu kadar fazla ödeyeyim, borcumu ertele’ der, böylece borcu ertelenirdi.”

Fahreddin Râzî ise câhiliyye devri faizini şöyle anlatiyor: “Islâmiyet’ten önceki devrin bilinen ve meşhűr olan faizi vade faizi idi. Buna göre, kişi malini başkasina her ay ödeyecegi belirli bir kâri almayi şart koşarak borç verirdi. Anaparasi oldugu gibi kalirdi. Mühlet sona erince anaparasini da geri isterdi. Borçlu anaparayi veremezse, borç veren hem mühleti uzatir, hem de faizi artirirdi.”

Görülüyor ki, câhiliyye devri denilen o dönemin riba anlayışı ile günümüzün faiz anlayışı arasında temelde hiçbir farklılık bulunmamaktadır. İşte İslâm, bütünüyle faizin karşısına dikilmiş, bu zulüm ve ceberrûta son vermiştir.


Faizin tanım ve kapsamıFaiz kavramının İslâmî literatürdeki karşılığı ribadır. Riba Arapça bir kelimedir ve sözlükte ziyâde (fazlalık) ve nemâ (artma, çoğalma) manalarına gelir.
Câhiliyye dönemi Arapları riba kelimesini bu lügat manasında kullandıkları gibi, ayrıca, bugün genellikle faiz deyince anlaşılan, “Vadenin uzatılmasına karşı borcun da artması” manasında da kullanıyorlardı.

İslâm, insanlık târihi boyunca bilinen ödünç veya borç faizi kavramına bir de para ve malların peşin veya vadeli mübadelelerinde ortaya çıkan alış-veriş faizi kavramını eklemiştir.

Kur’an, borç faizini ele alırken, hadîsler ağırlıklı olarak alış-veriş faizinin üzerinde durmuştur. Şu halde faiz kavramı İslâm’da diğer sistemlerden hem farklı hem daha şümullüdür.
"rosegul giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.
ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
SEVDALARA DOYULAMADI...rosegul
Bunu ilk beğenen sen ol.
Cvp: FAİZ:RİBA

FAİZİN :RİBANIN HÜKMÜ

İslam’dan önce faiz, Araplar arasında son derece yaygındı. Mekke’de, Taif’te, Medine’de faizcilik yaparak çalışmadan kazanan, halkın sırtından geçinen bankerler vardı. Bunlar, belirli süre sonunda verdikleri ana paraya ilave olarak belli bir fazlalığı da almak üzere ihtiyaç sahiplerine borç verirlerdi. Borçlu o belirli süre sonunda borcunu ödeyemezse vade uzatılır, buna karşılık faiz miktarı da artırılırdı. Böylece borçlu çoğu zaman aldığının kat kat fazlasını ödemek zorunda kalırdı. Bu uygulama o derece yerleşmiş ve kökleşmiş ti ki, Kuran’ın da ifade buyurduğu gibi, “...alış veriş de faiz gibidir...” (Bakara Sûresi, 275) deniliyor; faiz de tıpkı alışveriş gibi meşru sayılıyordu.


Toplumda faizin son derece yaygınlaşmış olması sebebiyle faizin yasaklanması tedricen yani kademeli olarak gerçekleşmiştir.


Bu konuda ilk hüküm Rum Sûresinin 39. ayetidir. Mekke devrinde nazil olmuştur. “İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz herhangi bir faiz, ALLAH katında artmaz. Fakat ALLAH rızasını dileyerek verdiğiniz herhangi bir sadaka böyle değildir. İşte onlar sevaplarını kat kat artıranlardır.”


Bu ayet-i kerimede faiz yasaklanmamış, fakat faiz kazancında bereket olmayacağı beyan edilmiştir.


Medine devrinde nazil olan Nisa Sûresinin 160-161. Ayetlerinde ise şöyle buyurulmuştur: “Yahudilerin haksız davranışları, çoklarını ALLAH yolundan çevirmeleri, kendilerine yasaklandığı halde faiz almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemelerinden dolayı, kendilerine helal kılınmış olan temiz şeyleri onlara haram kıldık. Onlardan inkar edenlere elem verici bir azap hazırladık.”


Bu ayetlerde faizin Müslümanlara yasaklandığına dair açık bir hüküm olmamakla beraber, Yahudilerin kendilerine haram kılındığı halde faiz aldıkları, böylece ilahî azabı hak ettikleri beyan edilmiştir. Bu ifade ile, faiz almanın son derece kötü ve uzak kalınması gereken bir şey olduğuna işaret olunmuştur.


Faizin Müslümanlara ilk haram kılınışı, Âl-i imran Sûresinin 130. ayeti ile olmuştur: “Ey iman edenler, faizi kat kat alarak yemeyiniz. ALLAH’tan sakının ki başarıya ulaşasınız.”


Bu ayetle, o devirde en çok uygulanan ve fakiri en çok ezen fahiş riba, yani bileşik faiz yasaklanmıştır. Basit faizin haram olduğu hakkında henüz kesin bir hüküm inmemiştir. Bu, tıpkı içkinin içilmesinin haram kılınmayıp sarhoş halde namaza yaklaşılmasının yasaklanması safhasına benzemektedir. İslam önce, fakirin belini iyice kıran kat kat faiz şeklini yasaklamış oluyordu.


Daha sonra nazil olan Bakara Sûresinin 275-281. ayetleriyle her türlü faiz kesinlikle haram kılınacaktır. Faizi kesinlikle yasaklayan bu ayetlerin mealleri şöyledir:

“Faiz yiyenler, mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların ‘alış-veriş de faiz gibidir’ demelerindendir. Oysa,ALLAH alış-verişi helal, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Rabbından bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, geçmişi, kendisinedir, onun işi (bağışlanması) ALLAH’a aittir. Kim de faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır.”


“ALLAH, faiz kazancını eksiltir, sadakaları ise bereketlendirir. ALLAH nankörlük eden hiçbir günahkarı sevmez.”


“Ey inananlar, ALLAH’tan korkun; eğer inanıyorsanız, faizden arta kalan kısmı bırakın. Şayet böyle yapmayacak olursanız, bunun ALLAH ve resulüne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tövbe eder de (faizden vazgeçerseniz) sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.”


“Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar, ona mühlet verin. Eğer bağışlarsanız, bilesiniz bu sizin için ne kadar hayırlıdır.”


Faizle ilgili en son nazil olan ayetler bunlardır ve bu ayetlerle her türlü faiz kesinlikle haram kılınmıştır.


Peygamber Efendimiz, faiz yiyenlerin ahiretteki acıklı halini şu şekilde anlatmıştır: “Miraç gecesi, bir insan topluluğuna rastladım. Bunların mideleri, dışarıdan bakıldığında içi görülen ve yılanlarla dolu olan bir eve benziyordu. Bunlar kim? diye sordum. Cibril, bunlar faiz yiyenlerdir, diye cevap verdi.”


Yine hadis-i şeriflerde, “Peygamber efendimizin faizi alana, verene, faiz senedi yazana ve iki tarafın şahitlerine lanet ettiği” de bildirilmektedir.


Bu yasağın, “Ancak müminler birbirinin kardeşidirler.” ayet-i kerimesiyle ve “Komşusu aç iken kendi tok olan bizden değildir.” hadis-i şerifiyle de yakın ilgisi vardır. (hadiste geçen, “bizden değildir” sözünden maksat, “kâmil imanın zevkine erememiştir” demektir.)


Madem ki, Kur’an, mü’minleri kardeş yapmış, zenginlere zekâtı farz kılmış ve sadakayı teşvik etmiştir; o halde zengin bir mü’min, sadaka verdiği bir kardeşinin kendisinden borç para istemesi hâlinde, onun ihtiyacını görecek ve böylece âhireti namına büyük bir kazanç elde edecektir. “Karz-ı hasen” diye adlandırılan bu çok sevaplı ibadeti yapmak yerine, “Ben sana borç veririm, ama aldığımda fazlasıyla alırım.” şeklinde bir teklifte bulunmak İslâm kardeşliğiyle bağdaştırılamaz.


Yani hangi sartlarda olursa olsun eger faiz hükmü tasiyorsa o haramdir.

Sindi gelelim sizin sorunuza.faiz islami bir yasak olup islam fikhinda genisce yer air.faiz iki müslüman arasinda veya bir müslümanin gayri müslime faiz vermesi sekliyle haram kilinmistir.gayri müslim ile olan kismindada müslümanin menfaati gözetilmis eger gayri müslime müslümanin verdigi faizde müslümanin menfaati daha fazla ise o dahi caiz görülmüstür. fetvalar mehmet emre.
Amma rasülüllah efendimizin(La riba beynel müslimi vezzimmiyyi)Hadisi serifi mucibince darul harb olsun veya olmasin müslüman ile zimmi Yani Kafir arasinda faiz hükmü yoktur.Bu konuyu iyi anlamak lazim faizin hükmü yoktur.hüküm olmayinca müslümanin aldigi bu kar faiz olmayip harac hükmündedir ve haram degildir.


Islam fikhina göre hatta hanefi fikhina göre islamin kanunlarindan biri veya bir kaci kabul edilmeyen tatbik edilmeyen bir memleket darul-harpdir.halkinin müslüman olmasi yeterli degildir.


gerek normal bankalar gerekse finans kuruluslari islami olmayan kanunlarla yönetildi icin islam hükmünde olmayip müslümanin buralardan aldigi (faiz diyemiyecegim)cünkü faiz hükmü olmadigi icin kar payi diyelim veya siz baska kelimede kullanabilirsiniz mesela Harac diyebilirsiniz almasi caizdir haram degildir.

"rosegul giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.
ceylanı kurtardım avcının elinden
ama daha baygın yatar ayılamadı.
kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
SEVDALARA DOYULAMADI...rosegul
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.