You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Üye
FAİZ
Bismillahirrahmanirrahim
İslâm, kendisine has düşünce ve programa göre hayat düzeni koymuştur. İslâm, kâmil
bir nizamdır. Nizamını faize ihtiyaç hissettirmeyecek bir esasın üzerine kuran ve her yönüyle
ne toplumsal, ne ekonomik hayatı ne de insanî olarak bu çirkef muameleye mecbur ve muhtaç
etmeyecek bir şekilde tanzim ederek harama ve sömürüye giden bütün yolları kapatmıştır.
Faiz muamelesini yasaklarken, modern ekonomik kurum ve teşkilatların sağlıklı gelişmesine
mani olmaz. Yeter ki bu kurum ve kuruluşlar muamelelerini İslâmî ölçüler içinde yapsınlar.
Bugün ve yarın uluslararası ekonominin faiz esasından başka bir sistemin üzerinde
yürümesi imkansızdır diye düşünmek hem saçma, hem de büyük bir yalandır. Çünkü
günümüzde faizsiz çalışabilen bir çok büyük müesseseler bulunmaktadır. İslâm ümmeti veya
insanlık yakasını uluslararası faiz kuruluşlarının elinden samimî bir niyetle kurtulmaya
azmeder, ahlâk, toplum temizliği, hayır, saadet ve bereketi kendisine dilerse şüphesiz ki
kapılar yüce bir nizamın gelmesi için açılacaktır. Bu Allah (c.c.)’ın insanlara irade ettiği
nizamdır… Fiîlen tatbik edilmiş bir nizam… İnsanları gölgesinde rahatlatan bir nizam…
Kontrolünde ve gölgesinde kalkınmanın gerçekleştiği bir nizam… Bu nizam yaşanmış ve
kendisini kanıtlamış bir nizamdır. Umulur ki insanlar akıllanır ve öğüt alırlar. Zaten faiz
denilen pisliğin ekonomik hayatın ihtiyaçlarından olmadığı açıktır. İnsanlık, İslâm’dan yüz
çevirdiği günden beri yolunu sapıtmıştır. Günümüzde 21. asrın insanlığı sapıklık bataklığında
yaşamaktadır. Bir türlü rahmet ve selâmet yoluna giremeyen 21. asrın bedbaht insanı…
Bugün içinde yaşadığımız bu dünya, ızdırap, üzüntü, korku, sinirsel ve ruhî hastalıklar
dünyasıdır. Bu acıklı, uğursuz belayı, ne materyalist kültür ve maddî kalkınma, ne de bu
maddeci hayatın yumuşak ve rahat görüntüsü ortadan kaldıramamıştır. Zaten, gönüllerde
mutluluk, huzur ve sükûnet olmayınca maddî kalkınmanın ne önemi olur ki? Şunu kesinlikle
unutmayalım ki faizle insanın emeğini, kanını vampir gibi emen bu toplumlar asla rahat yüzü
göremeyeceklerdir. Niçin? Neden böyle? Maddeten kalkınmasına rağmen insanlık, ruhtan,
imandan ve Allah (c.c.)’a güvenden yoksun oluşundan, ulvî, insanî gayeleri tanıyamayışından,
ilahî şart ve akîdelere uygun bir biçimde yeryüzü hilâfetini sürdürmeyişinden ve faizi hayatın
gereği haline getirişinden dolayı bedbaht, sefil ve perişan olmuştur. Başka sebep aramak
boştur.
Evet insanlığı perişan eden başlıca sebeplerin başında faiz denilen bu bela da
bulunmaktadır. Bu bela, ekonominin refah ve bereketini, insanlar arasındaki mal sürümünü
engellemektedir. Ekonomi mekanizması, büyük bankaların veya kuruluşların arkasında
saklanan bir avuç terörist faizcilerden yana işlemektedir. Bunlar, sanayî ve ticaret kesimlerini
ağır faizlerle borçlandırmakta ve onları belirli bir yolu takip etmeye zorlamaktadırlar. Bu
tabloyu gerçekleştirenler için gaye, daha fazla kâr, daha fazla sömürüdür. İnsanlar faiz
borçları altında ezilmiş, iflâs etmiş, intihar etmiş, insanların hayatı zehir olmuş, bunların onlar
için bir önemi yoktur. Şanı Yüce Rabbimiz buyuruyor: “Faiz yiyen kimseler, kendilerine
şeytan çarpmış olanlar mezarlarından nasıl kalkarsa, öyle kalkarlar.” Ve gerçekten biz
bugün dünyada bu tabloyu görmekteyiz.
Faizin haram kılınması üzerine Resûlullah (s.a.v.)’a itiraz eden faizciler; “Ticaret helâl
kılınmıştır ama faiz muamelesinin yasaklanması için de hiçbir kabul edilebilir bir sebep
yoktur” diyorlardı. Rabbimiz buyuruyor ki: “Bu halde olmaları ‘Alım-satım aynen faiz
gibidir’ demeleri yüzündendir.” Hem alım-satım ve hem de faizin kâr ve kazanç getirmesi,
faizcilerin dayanmış oldukları noktaydı. Halbuki ticarî işlerde, insanlar kâr da edebilir, zarar
da edebilir. Ferdî kabiliyet, şahsî gayret, kâr ve zararı gerektiren tabiî hayatın akışı içindeki
olaylar, ticarî işlemlerin temel öğeleridir. Faiz işlemlerinde ise, kâr, her durumda değişiklik
göstermez. İşte iki işlemin arasındaki temel fark, yasaklanış ve helâl kılınışın sebebi budur.
2
Herhangi bir şekilde olursa olsun, kârı garantileyen ne kadar işlem varsa yasaklanmış faiz
işlemleridir. Faizde kâr daima sabittir, değişmez. Rabbimiz buyuruyor: “Halbuki Allah, alımsatımı
helâl, faizi (ribayı) de haram kılmıştır.” Faiz işleminden uzak olan ve birçok nimeti
kapsayan alım-satım insanlık için vazgeçilmez bir şeydir. İnsanlığı üzüntü, bataklık, iflas ve
intiharlara sürükleyen faizin tâ kendisidir.
İslâm, beşeriyetin karşılaştığı bütün sorunları, ekonomik ve sosyal sarsıntıları
meydana getiren tüm problemleri, gayet mükemmel bir şekilde tedavi etmiştir. Rabbimiz
buyuruyor: “Bundan böyle kim Rabbinden kendisine bir öğüt gelip faiz yemekten sakınırsa,
daha önce aldığı faiz ona bağışlanır, geri alınmaz. Ve bundan sonra onun işi (affedilişi)
Allah’a aittir.”
Yine gönülleri tedavi eden, ruhları sükûnete kavuşturan Kur'an diyor ki: “Kim de
haram olan bu ribayı helâl diye yemeye dönerse, işte onlar cehennemliktir. O ateşte ebedî
olarak kalacaklardır.” Kur'an hayatın devamını uman ve gidilecek yeri bilmeyen, aynı
zamanda ahiret hesabından kaçmak isteyenleri bu eşsiz uyarısıyla korkutmakta, bu kimselerin
dünya ve ahirette perişan olacaklarını, faiz değil sadaka verilen malın artıp çoğalacağını,
temizleneceğini bildirmekte, daha sonra küfür ve günahın sevilemeyeceğini, günahkâr
kafirlerin Allah (c.c.)’ın katından kovulacağını bildirmektedir. Rabbimiz buyuruyor: “Allah
faizle geleni mahveder ve sadakaları verilen malı arttırır. Ve Allah ısrarla haram yiyen
kafirle ziyade günahkâr hiç kimseyi sevmez.”
Bugünün insanları, faize dayalı tohumlarda bereket, ruhî kalkınma ve mutluluğun
kalmadığını çok açık olarak görmektedir. Faiz, yiyeni mahveder. Allah (c.c.) bu hâlin
içerisindeki topluma elbette pislik, yoksulluk, sıkıntı ve huzursuzluktan başka bir şey
vermeyecektir. Maddî kalkınma, bol üretim ve gelir hiçbir zaman insanlığı mutlu
etmeyecektir. Şu anda insanlık gülmesini unuttu. Kalpleri kuşatan sapıklığa, gittikçe artan
ruhî bunalımlara düştü. Bu korkunç ızdırap, bunalım ve sapıklıklar insanların yaşamının bir
parçası haline geldi.
İşte kalpleri korkuyla dolduran bir tehdit: “Yok eğer faizi bırakmazsanız bilin ki
Allah’a ve Resûlüne karşı bir harbe girmişsiniz.” Galibi ve mağlubu evvelden bilinen bir
harp… Korkunç… Allah ve Resûlüne karşı harbe girmek… İnsanlığı perişan edecek harp…
Nereye kaçacaksın ey zayıf ve fani olan insan? Senin mahvedici ve kıskıvrak
yakalayıcı Cebbar olan Allah (c.c.)’tan kaçabileceğin bir yer var mı?
Allah (c.c.) ve Resûlünden gelen harbin nükleer savaşlardan çok daha başka olduğu
açıktır. Örneğin bugün faizi ekonomik ve sosyal düzenin temeli kılan her toplum bu harple
karşı karşıyadır. Bir kuşatma ve hakimiyetin harbidir bu… 21. asırda bugün, açılan harbin
sonucu kalp ve sinirlerin bozulduğunu, bereket ve mutluluğun hayattan kalktığını
görmekteyiz. Bu harbi Allah (c.c.), yekdiğerinin ideolojisine karşı çıkan insanların üzerine
musallat etmiştir. Başlangıçta zulüm ve desise, korku ve endişe ortalığı sarsmakta, daha sonra
milletler, ordular ve devletler arası silahlı çatışmalar başlamaktadır. Bu korkunç savaşlar, faiz
sisteminin özünden, mecrasından çıkmaktadır. Bu harbin kıvılcımlarını dünya mallarını
dolaylı ve dolaysız yollardan tekellerinde bulunduran faizci teröristler (üretmenler, yapımcılar
veya tüccarlar) atmaktadırlar. Gerdikleri ağlara önce şirket ve sanayî müesseseleri, sonra
millet ve hükümetler düşmektedirler. Günümüzde IMF ve Dünya Bankası bu korkunç tuzağın
en belirgin misâlleridir. Artık milletleri öğütecek çark dönmeye başlamıştır. Üretici ve
tüketiciler fakirleşecek, yıkıcı propagandalarla insanların kalpleri bulandırılacak, faiz borçları
ağır ve ezici vergilerle milletin sırtına yüklenecektir. Kanun kılıcı garibanların başları
üzerinde duracaktır. Ayrıca ruhların yıkılışı, ahlâkın bozuluşu, gözyaşlarının durmayışı,
insanların borçlarının altında ezilmesi, intiharlar, insan varlığının kökten çöküşü ve harpler,
zaten faizin doğurduğu tabiî sonuçlar olacaktır.
3
FAİZ -IIBu
harp hiç durmayacaktır. Bunu, faizle uğraşanlara Allah (c.c.) ilan etmiştir. İnsanlığın
hayatından yaş-kuru ne varsa her şeyi alıp götürdüğünü şu anda bile görmek mümkündür. Ya
şu gafil insanlık… Bir parçacık üretimle gözleri kamaşan şu insanlık… Ama bilinmelidir ki,
görünüşte insanların gözlerini kamaştıran üretimin bile arkasında büyük vurgunlar vuran, bir
gecede döviz kurlarının yükseltilmesiyle milyarlarca doları kasalarına dolduran faiz patronları
gizlenmektedir. Bugünkü dünya malları bir avuç beynelmilel faizcilerden başka hiçbir
kimseyi temsil etmemekte ve bu lanetlenmiş bir avuç faizcilerin baskısı altında insanların
feryadı arşa yükselmektedir.
Hiç kimsenin şüphesi olmasın ki faiz sistemi ekonominin yüz karasıdır. Öyle ki faiz
sisteminin gölgesinde yaşayan akıl, ahlâk, düşünce ve kültürleri faizciler tarafından zehirlenen
bir kısım batılı âlimler dahi faizin kötülüğüne karşı insanları uyarmaktadırlar. Almanya eski
“Rayh Bank” müdürü Dr. Shat’da bunlardan biridir. 1953 yılında Suriye’nin başkenti Şam’da
verdiği konferansta; Dünyadaki bütün malların matematiksel olarak çok az sayıdaki
patronların elinde olduğunu söyleyen bu adamın kendisidir. Borçlu kâr veya zarar etsin faiz,
her şekilde tefecinin cebine girmektedir. Matematiksel olarak bütün mallar daima kâr edene
dönmektedir. Denilebilir ki bu görüş kendi yolunda tamamen meydana gelmiştir. Evet şu anda
yeryüzündeki malın büyük çoğunluğu gerçekten çok az bir kısım insanın elindedir. Fabrika
sahipleri, bankalar, işçiler faizcilerin uşaklığını, hamallığını yapmaktadırlar. Çünkü faizciler
bunların hepsine karşı alacaklı durumdadırlar. Tüm çalışanların emeğini bu bir kısım insan
sömürmektedir.
Bütün bunlar bir yana tüketicilerin de hepsi faizcilere dolaylı olarak vergi
ödemektedirler. Faizle borçlanan tüccar ve sanayiciler, aldıkları faizi tüketicinin cebinden
ödemektedirler. Tüketim mallarının fiyatlarını, faizcilerin ceplerini doldurmak için yükseltmektedirler.
Düzeltme ve imar projeleri için hükümetlerin bankalardan ödünç aldığı borçların
faizi döne dolaşa yine faizcilerin kasalarına girmektedir. Aldıkları borçları faizleriyle beraber
kapatabilmek için hükümetler, çeşitli ve ezici vergiler koymakta, böylece her fert bu ezici
vergilerin ödenmesine katkıda bulunmakta ve işin sonunda yine faizciler kazanmaktadır. İşin
burada da bitmesi mümkün değildir. Bundan sonra borçlandırmanın son haddi olan sömürgecilik
ve bunun da sebebiyet verdiği savaşlar baş gösterecektir. Bugün Türkiye’nin IMF’ye
ödemesi lazım gelen paranın faizi, ana parayı, sermayeyi geçti. Peki bu borçlar nasıl
ödenecek? Nerelerden, nelerden, nasıl bir taviz verilecek? Bunları derinlemesine düşünmek
lazım gelmez mi? Bugün borç alanın, yarın emir alacağını söyleyen ecdadımızın, kıyamet
gününde yüzüne nasıl bakacağız? Son olarak Allah’ın Resûlünün (s.a.v.) şu sözüne kulak
verelim: “Ateş, haramdan gelişen etten evlâdır.” (Tirmizi-Nesâi).
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.