Saatler içinde öğretmen sınıfında önyargılı bir toplum mikro kozmosu yaratmıştı. Daha önce birbiriyle işbirliği yapan, birbirine düşkün olan grup gitmiş, yerine birbirine iyi gözle bakmayan, aralarına bölünme tohumları ekilmiş iki rakip grup gelmişti. “Üstün” mavi gözlü çocuklar kahverengi gözlü çocuklarla dalga geçiyor, onlarla oynamayı reddediyor, onları öğretmene şikâyet ediyor, onlar için yeni kısıtlama ve yasaklar getirilmesini istiyor ve hatta onlarla okul bahçesinde yumruk yumruğa kavgaya tutuşuyordu. “Aşağı” kahverengi gözlü çocuklar sıkılgan, çökkün ve keyifsiz hale gelmişlerdi. O gün ders başarıları da düşmüştü. Ertesi gün öğretmen göz rengiyle ilgili stereotipleri değiştirmeye karar verdi. Korkunç bir hata yaptığını, aslında üstün olanların kahverengi gözlü çocuklar olduğunu söyledi ve etiketleyici atkıları mavi gözlü çocukların takmasını istedi. İşler tersine dönmüştü ve kahverengi gözlüler büyük bir şevkle intikamlarını aldı.
Üçüncü günün sabahında öğretmen öğrencilerine önyargı ve ayrımcılıkla ilgili bir şeyler öğrendiklerini, böylece toplumda deri rengi farklı insanların hissettiklerini daha kolay anlayacaklarını söyledi. Çocuklar sınıfta bu mesajı tartıştılar, görünen oydu ki hepsi anlatılmak isteneni anlamıştı. Bu öğrenciler, yirmi yıl sonra bir mezuniyet kutlamasında bir araya geldiklerinde, öğretmenlerinin yaptırdığı bu alıştırmanın en iyi hatırladıkları şey olduğunu ve burada edindikleri düsturun hayatlarını aydınlattığını söylediler. Bu alıştırma sayesinde daha az önyargılı ve ayrımcılığa karşı daha duyarlı bireyler olmuşlardı.
Jane Elliott, kuşkusuz öğrencilerine unutamayacakları bir empati ve merhamet eğitimi vermişti.
k.sayar