Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- zâhidâne bir hayât yaşadıklarından bulduğunu yer ve kalabalıkla yemek yemekten zevk duyardı. Yemeği yere diz çöküp iki ayağı üzerine oturarak besmele ile yerlerdi.
- "Ben kulum, kul gibi yer, içerim (49) buyururdu. Sıcak yemek yemezler ve sıcak yemekte bereket olmayacağını söylerlerdi.
- Sıcak yemekte bereket yoktur. Allah Teâlâ bize ateş yedirmez. Öyleyse yemeği soğutun."
buyurmuşlardı. (Beyhâkî)
Yemeği eliyle ve üç parmakla, nadiren dördüncüyü de yardımcı olarak kullanmak suretiyle ve dâima önlerinden yerlerdi. İki parmakla yemekten hoşlanmazlardı. Yemek esnasında bazen bıçak kullandıkları da olurdu.
Bir gün Hz. Osman -radıyallahu anh- Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'a palûze. yemeği getirdi. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-yedikten sonra:
- "Bu ne yemeğidir ve nasıl yapılır?" diye sordular. Hz. Osman -radıyallahu anh- :
- "Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah! Yağ ile balı tavaya kor, ateşle eritiriz. Sonra buğday ununun özünü alır, tavaya dökeriz. Sonra katılaşıncaya kadar karıştırırız. Sonra gördüğünüz gibi bir helva olur" dedi.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- :
- "Gerçekten güzel bir yemek" diye tahsin buyurdular. (İbn-i Mâce ve Beyhâki)
Allah'ın Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem-, elenmemiş arpa unundan yapılan ekmeği yerler, salatalığı da taze hurma ve tuz ile yerlerdi.
Meyvelerden en çok yaş hurma, kavun, karpuz ve üzümü severlerdi.Karpuzu şeker ve ekmekle yerlerdi. Bazen taze hurma da katarak yedikleri olurdu. Kavun ve karpuzu iki elleriyle yerlerdi. Hurmayı sağ elleriyle yerler, sol ellerine çekirdekleri toplarlardı. Üzümü bazen salkımı ile ağızlarına götürerek yedikleri de vâkidir. Çoğu zaman da yemekleri hurma ve sudan ibaret olurdu:
Hurma ile sütü bir arada yedikleri zaman:
- En iyi yemeklerdir" derlerdi.
Eti ve etli yemekleri çok severlerdi. Tırid yemeğini kabak ile yerlerdi. Kabağı da severler ve onun hakkında:
- O, kardeşim Yûnus'un sebzesidir." buyururlardı. Avlanan kuş etini yerler, fakat kendileri avlanmazlardı.
Et yerken başlarını ete doğru eğmezler, eti ağızlarına yaklaştırıp dişleri ile ısırarak yerlerdi. Koyun bacak ve butlarından hoşlanırlardı. Tencerede pişen kabağı, sirkeye doğranmış ekmeği, Acve hurmasını severlerdi.
Yemekleri parmakları ile sıyırırlar ve:
- Yemeğin sonu daha bereketlidir" derlerdi. (Beyhâkî)
Parmaklarını temizlemeden ellerini mendil ile silmezlerdi. Yemeğin sonunda nîmetleri veren Cenâb-ı Hakk (c.c.)'a hamd ü şükr eder ve ellerini yıkarlardı.
Su içerken üç kerede içmeyi i'tiyad edinmişlerdi. Her defasında besmele ile başlar ve hamdele ile bitirirlerdi.
Cemaat içinde su veya süt içtiklerinde, kabı hemen sağındakine verir böylece devretmesini arzu ederlerdi. İçtikleri kaba Liflemezler, nefes vermezlerdi. Kabı uzaklaştırdıktan sonra nefes alır veya verirlerdi,
Evin içinde bir cariyeden daha utangaç hareket ederler, yemek istemezler; ancak sofra kurulursa yerlerdi. Yedirilenden yer, içirilenden içerlerdi. Yiyecek ve içeceği bizzat kendilerinin aldığı da olurdu.
O, asla karnını tıka-basa doyurmadığı gibi müminlerin de çok yemelerini hoş görmezdi ve şöyle buyururdu:
- insanoğlu kendi karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Ade-moğluna belini doğrultacak birkaç lokmacık yeter. Eğer insana nefsi galebe çalacak olursa, karnının üçte birini yiyeceğe, üçte birini içeceğe, geri kalan üçte birini de nefes almaya ayırsın. (50)