--Kılınır. Çünkü, Peygamber SAS Hazretleri buyurdu ki:
(Sallû halfe külle birrin ve fâcirin) "İyi olsun, kötü olsun, her imamın arkasında namaz kılın!" buyurdu. Çünkü, Peygamber olduğundan bildi ki, bu çeşit fitne kapısı bir açıldı mı, insanlara imam beğendiremezsin. Hepsi peygamber olsun diye ister imamını... Ondan sonra, kimse camiye gelmez. Herkes bir bahane bulur: İmamın burnu eğri, kaşı kalkık, ağzı yamuk, bilmem ne... Bir bahane bulur, camilerde cemaat kalmaz.
Onun için çok kesin söylemiş Peygamber Efendimiz: "İyi olsun, kötü olsun, her imamın arkasında namaz kılın!" demiş. Ne diyeceksin yarın rûz-i mahşerde: "Yâ Rabbi! Peygamber Efendimiz böyle buyurdu; ben de imamın arkasında namaz kıldım." diyeceksin. Bu kadar kolay...
Ama, "Diyânet'in imamlarının arkasında namaz kılınmaz!" dersen, o zaman "Türkiye'de namaz kılınmaz!" demek gibi bir noktaya gelirsin. Çünkü, bütün camiler Diyânet'e bağlı... Onun için, Diyânet'in camilerinde, imamlarının arkasında namaz kılınır; ittifakla, hiç tereddüt yok!..
"İslâmı bırakın, kâfir olun!.. Müslümanlığı bırakın, hristiyan olun, yahudi olun!" filân derse, o küfre hizmet etmek olur. Veyahut, "Bırakın bu Kur'an'a uymayı, bırakın bu dine uymayı, bırakın bu şu kadar asırlık eski şeyleri!.." filân diyen olursa içlerinde, o kâfir olur. Ama ben böyle diyen bir kimseyi görmedim. Hani gazeteciler içinden, profesörler içinden tek tük böyle söyleyenler çıkıyor da; Diyanet'te hoca olup da böyle diyen bir kimseyi ben hiç duymadım. Duyan varsa içinizden, beni haberdar etsin!..
Böyle bir şey duymadık; hepsi dine hizmet etmek istiyorlar. Onlar hizmet etmek isteyip dururken, biz de ille, "Yok sen dine hizmet etmiyorsun, kâfirsin!" filân dersek, haksızlık olur. Bir de mü'mine kâfir derse insan, tehlikeli olur. Bir mü'mine kâfir demenin çeşitli zararları, tehlikeleri vardır; o duruma da düşmemeğe çalışalım!.. Yumuşak olalım, dikkatli olalım!..
Siz de mü'min kardeşlerimize bir şey dokundurmayın!.. Biraz idareli kelâm edin, böyle haksız ithamlar yapmayın!..
Kızacak insan çok, kâfir çok... İslâm'ın aleyhinde alenen bayrak açmış söyleyenler çok... Kur'an'la alay eden, Peygamber'le alay eden insanlar çok... Bunları biliyoruz. Buyurun serbest, onlara cevap verin!.. Ama, "Ben mü'minim!" deyip duran, namaz kılıp duran, Kur'an okuyup duran insanlara da; "Acaba bu kâfir miydi, değil miydi?.." diye sûizanda bulunmayın!..
Bir insanın namaz kıldığını görüyorsun, "Lâ ilâhe illallah" dediğini görüyorsun; mü'mindir, tamam... Bununla uğraşma!.. "Kâfirim!" diyen varsa, buyur onunla uğraş!.. Onu hakla, sırtını yere getir; ondan sonra, daha başka var mı diye etrafına bakın!.. Babayiğitsen böyle yap!..
Bizimkiler böyle yapmıyor, nerde mü'min varsa, ona böyle el-ense çekmeğe çalışıyor, "Sen kâfir misin, gel bakalım nesin?" diye... Karşında kâfirler bağırıp duruyor; niye onunla uğraşmıyorsun?.. Yazılı kitapları var, mecmuaları var, açıkça dinimize saldırıyorlar. "Bu din neyimiş?.. Şurası saçma, burası saçma, aslı yok, esası yok..." diyorlar. Nice iftiralar yapıyorlar. Hakaret ediyorlar Peygamber Efendimiz'e, Kur'an-ı Kerim'imize... "İslâm kadına ne hak vermiş?" diyorlar, bilmem neler söylüyorlar. Tamam, onlara cevap ver!..
Yanlış hareket ediyorlar kardeşlerimiz, bir oyuna geliyorlar. Belki bazıları onları oyuna getirmek için kışkırtıyor. Bu kışkırtmalara kapılmasın, "Acaba bu mü'min mi, kâfir mi?" diye mü'minlere sûizanda bulunmasın....
Ama öbür taraftan alenen, açıkça, "Ben kâfirim!" diye bangır bangır bağıranlar var... Buyur, onlarla uğraş!.. İşte kâfir, işte kadınlarımızı öldüren, işte soydaşlarımızı kırıp geçiren Ermeni... İşte Avrupalı, işte filozof, işte dinsiz, işte imansız... Buyur onlarla uğraş!.. Onları yendikten sonra, daha başka kusurlulara yönelirsin.
Yüzaltmışbin tane mi ne, diyanet görevlisi var... Bu kadar insanı karalamak ayıptır, günahtır yâni!.. Bunların hepsi de bizim kardeşlerimiz... Ayet okuyorlar, hadis okuyorlar, Allah'ın emrini tebliğ ediyorlar. Bu camiler olmasa, bu vaazlar olmasa, şu kürsüler olmasa, müslümanlar dini nerde öğrenecek?..
Bir zamanlar buna mani olunmuş, millet hiç bir şeyi bilmez duruma gelmiş. Kadın, kollarını sıvıyor, erkeklerin yanında abdest alıyor. İyi niyetli ama, bilmiyor.
--Onlara maaş vermesek, Allah rızası için yapsalar?..
--İyi ama, Allah rızası için yaptığı zaman, o bir dükkân açacak, orda çalışacak. O zaman, burdaki işleri aksar. Burdaki işleri güzel olsun diye maaş vermemiz caiz oluyor onlara...
--İmamlar hiç para almasın devletten, Allah rızası için yapsın!..
--İyi ama, sen dükkâna gidiyorsun, para kazanıyorsun... Otomobilin var, dairen var... Bu zavallı adamcağız ticaret yapsa, caminin işi aksar. Ticaret yapmasa, maaş da almasın diyorsun, ne yiyecek ne içecek bu adam?..
Bir de şu var... "Ben Allah rızası için dinî işlerimi yapacağım, iyi güzel ama; evde hanım var, çoluk çocuk var... Evin kirası var, elektriğin parası var, suyun parası var... Vasıtaya bineceksin, para lâzım!.. Evet, ben burda Allah rızası için yapıyorum ama, evde de çoluk çocuk cıyak cıyak ağlıyor." der meselâ... Sen kurnazlık ediyorsun, gidiyorsun ticarete... Ticaret yapıyorsun, parayı kazanıyorsun, cebine dolduruyorsun paraları... Sen rahatsın, kimseye muhtaç olmuyorsun. Bu, "Allah'ın dinine hizmet edeceğim!" diye tahsil yapmış, "İbadetleri yürüteceğim, dinî hizmetleri yürüteceğim!" diye bu tarafa yönelmiş, ticaret yapamamış... Bunun da o zaman, biraz bir şey alması hakkı oluyor.
Ama şu durum da var: İmamlık Allah rızası için yapılacak; kabul, tamam... Herkes işe gider, şu camide bir cuma namazı kıldıracak adam bulamazsın; ne olacak?.. Sabahın erken vaktinde herkes horul horul yatakta yatar. Şu minareye çıkıp ezan okuyacak bir insan bulamazsın; ne olacak?.. Devlet bu işler yürüsün diye, İslâmî devlet zamanından beri böyle vazifeliler tayin etmiştir; o da caizdir. Ona da fetvâ verilmiştir. Çünkü aksi halde, işler yarıda kalacak, dinin işleri, işlemleri de yürütülmeyecek..
SİZE BU KONUYLA İLGİLİ KISA BİR HİKAYE :
Nasreddin Hoca bir köye gitmiş. Kimse ilgilenmemiş, aç kalmış. Camiye geldiği bir günde birisi sormuş:
"--Hocam, merak ettim; Hazret-i İsa AS göğe çıkmış, orda gökyüzünde ne yer, ne içer?" demiş.
Nasreddin Hoca'nın da burasına gelmiş, zaten cemaate kızıyor:
"--Be adam, ben buraya geldim, şu kadar zamandır vaaz ediyorum, teravih kıldırıyorum, vazife yapıyorum. Bu adam ne yer, ne içer diye sormuyorsunuz. Gökyüzünde Allah'ın misafiri, Allah'ın peygamberi ne yer, ne içer diye merak ediyorsunuz!" demiş.