Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Dünya "düz" mü yuvarlak! mı?hocam
Dünya "düz" mü yuvarlak! mı?hocam
Bilim adamlarının kurmuş olduğu theflaworld siteleri var çok güzel de akademik konuşuyorlar eğer ölçü akademik konuşmaksa sözü para edecek bir sürü bilim adamı getiririm mesele bu değil.
Önce şuna karar vermelisin bizim ölçümüz kuran ve Sünnet mi yoksa bilim adamları mı?
Ben sana şunu iddia ediyorum dünya dönüyor diyen bir tane ehli sünnet alimi getirsene? Altını çizerek söylüyorum "dönüyor" diyem bir tane alim getir. Ben sana ehli sünnetin icmasını getiricem dönmediğine dair bu kadar açık konuşuyorum
Tabi ki ölçümüz Kur'an ve Sünnet. Lakin Kur'an ve Sünnet Dünyanın düz olduğunu ve dönmediğini söylemiyor..
Ben son olarak şu alıntıyı vermekle yetineceğim:
"Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zulkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın" (Kehf 86)
Ayette geçen ve "Kara bir balçık" diye tercüme edilen "aynin hamietin" tamlaması farklı iki okunuşa göre "siyah balçıklı göze, sıcak göze" anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta meydana gelen manzarayı tasvir eder. Okyanusta, güneşin battığı yerde ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki manayı birleştirerek, "güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü" şeklinde bir mana vermek de mümkündür.
Allah (c.c.), Zulkarneyn'i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve manevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini elde edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O, bu imkânları Allah yolunda kullanmak üzere cihad ve futuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zulkarneyn, batıda Atlas Okyanusu'na veya Karadeniz'e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur'an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir.
Tefsircilerin kanaatine göre Zulkarneyn'in sahilde karşılaştığı kavim inkarcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ ; O'nu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı.
Zulkarneyn batıda işlerini bitirdikten sonra doğunun yolunu tuttu. Neticede, muhtemelen Afrika'nın veya Asya'nın doğu kıyılarına, Hint Okyanusunda, yahut Hazar denizine ulaştı. Âyetlerin akışından anlaşıldığına göre burada medenî hayat gelişmemişti. Zulkameyn'in karşılaştığı insanlar, medeniyetten uzak olduklarından, güneşin sıcağına ve yağmura karşı korunmak için ne elbise dikip giymesini biliyorlardı ne de barınabilecekleri evleri vardı, topraklarında güneşe karşı koruyabilecek bitki örtüsü de bulunmuyordu.
Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere dünyanın düz olduğu gibi bir ifade olmadığı gibi böyle bir mana da çıkarılamamaktadır. Aksine Kur'an-ı Kerim'de dünyanın yuvarlak olduğu ifade edilmiştir.
Yine Aynı ayetetin tefsirini İmam Kurtubi şöyle vermiştir:
"Nihayet güneşin doğduğu yere vardığı zaman" buyruğunda geçen;” "Doğduğu yer" kelimesini Mucahid ve İbn Muhaysin "mim" ile "lam" harfini üstün ile okumuşlardır, "Gü*neş ve yıldızlar doğdu, doğmak, doğuş" denilir.
"Lam" harfinin üstün ve esreli okunuşu aynı zamanda güneşin doğuş yeri anlamına da gelir. Bu açık*lamaları el-Cevherî yapmıştır.
Yani o, sonunda kendileri ile güneşin doğuş yeri arasında insan diye kim*selerin bulunmadığı bir kavmin bulunduğu yere vardı. Güneş ise bunun öte*sinde oldukça uzak bir yerde doğuyordu. İşte yüce Allah'ın: "...Bir kavmin üzerine doğduğunu gördü" buyruğunun anlamı budur.
Güneşin battığı yerde bulunanlar ise Cabers ahalisidir. Bu iki şehirden her birisinin onbin kapısı ve her bir kapısı arasında bir fersahlık mesafe vardır. Cabelk'in ötesinde başka ummetler de vardır. Bunlar ise Tâfîl ve Târis'dirler.
(İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 11/111-120 Kehf 85 tefsiri)
Fahruddin Er-Râzi ; Ra'd 3 ayetinin tefsirinden:
"Yeryüzünü enine boyuna yayıp döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmaklar meydana getiren ve yeryüzünde meyvelerin hepsinden iki çift yapan O'dur. Sürekli olarak gece ile gündüzü birbirine dolamaktadır. Düşünecek olan bir kavim için bunda muhakkak ki, ibretler vardır." (Ra'd 3)
Yerin Küre Şeklinde Olması
3) Bazı kimseler şöyle demişlerdir. "Yer yuvarlaktı. Onun uzayıp yayılması. Mekke'den, Kabe'nin affından itibaren olmuştur. Böylece dünya şöyle şöyle yayılmıştır."
Diğer bazı kimseler de, "Yeryüzü Beyt-i Makdis'de toplanmıştı. Cenâb-ı Hak ona, "şöyle şöyle git, uza!" dedi" demişlerdir.
Bil ki bu görüş, ancak biz yeryüzünün küre şeklinde değil de dümdüz olduğunu kabul ettiğimiz takdirde geçerli olur. Bu görüşü benimseyenler, görüşlerine Cenâb-ı Hakk'ın, "Bundan sonra da yeri yayıp döşedi" ayetini delil getirmişlerdir. Bu görüş şu iki bakımdan muşkillik arzeder:
a) Yerin küre şeklinde olduğu, delillerle sabit olmuştur. O halde bu hususta, diretmek nasıl mümkün olur? Buna göre onlar, "Ayetteki, "yeri uzattı (meddetti)" ifadesi, yerin küre şeklinde olmasına ters düşer.
Öyle ise, daha onun uzaması nasıl mümkün olur?" derlerse, biz deriz ki: "Hayır, biz bunu kabul etmiyoruz. Çünkü yeryüzü büyük bir cisimdir. Küre, son derece büyük olduğunda, onun her bölgesi ve parçası, dümdüz imiş gibi görünür. Bunun ile aslında dümdüz arasındaki farkı ancak Allah bilir. Baksana Cenâb-ı Hak, "Dağları kazıklar yapmadık mı?" buyurmuş ve o dağları, bazı insanlar onların üzerinde meskun oldukları halde, "kazık" olarak nitelendirmiştir. İşte burada da böyledir."
b) Bu ayet, sayesinde bir yaratıcının varlığına istidlal edilsin diye getirilmiştir. İstidlalin şartı ise, bir yaratıcının varlığına istidlal edilecek şeyin, görünen ve bilinen birşey olmasıdır. Halbuki "yeryüzünün Kabe'nin altında toplanmış olup, (oradan yayılması) görülmemiş ve muşahede edilmemiş bir şeydir. Binâenaleyh bununla, bir yaratıcının varlığına nasıl istidlal edilebilir? Böylece ayetin gerçek tevil ve tefsirinin, bizim söylediğimiz şekilde olduğu sabit olur.
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/ 382-383 . Ra'd d suresi 3. ayet tefsiri)
Yeryüzünün Küre Şeklînde Yaratılışı
"Yere bakmıyorlar mı, nasıl yayılmış?" (Gâşiye, 20).
"O yere (bakmazlar mı) nasıl yayılıp, döşenmiştir o" (Gâşiye, 20).
Yani, yer de, üzerinde hareket eden canlılar için bir döşek, bir mekandır. Bazı kimseler bu ayet ile, yeryüzünün küre olmadığına istidlal etmişlerdir ki bu zayıftır. Çünkü küre, çok büyük olduğunda, her bir parçası bir satıh (düzlük) gibi olur. Hz. Ali (r.a) ayetleri malum sigası ve mütekellim zamiriyle “Keyfe halaktu, rafe’tu, nesabtu” ve “setahtu” "Nasıl yarattım, yükselttim, diktim ve yayıp döşedim" şeklinde okumuştur ki hepsi, "Bunları nasıl yaptım, bakmaz mısınız?" takdirindedir. Buna göre, mef'ûl zamiri hazfedilmiştir
(Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 23/106 . ğaşiye suresi 20. ayetin tefsiri)
İmam Gazali'nin Tehafut-ul Felasife kitabından:
"Malûm olsun ki, filozoflar ile halk arasında olan ihtilaf üç kısımdır ki: Bir kısımda munakaşa, mucerret söze dayanır. Meselâ: Filozoflar, alemin yaratıcısına cevher deyip; cevheri, mekândan munezzeh, zatıyle kâim varlık ile tefsir eyledikleri gibi. İkinci kısımdaki çekişmeler, dinden bir esasa ilişkin olmayan işlerdedir. O halde onlarla münakaşa etmek, peygamberleri tasdik zaruretinden değildir.
Yani o işleri kabul, onları yalanlamayı veya aksini gerektirmez.
Meselâ: Ay tutulması, yerkürenin güneş ile ay arasına girmesiyle ayın ışığının görünmemesinden ibarettir. Zira ki ay, ışığını güneşten alır. Yer ise küredir ve gök her taraftan yeri kuşatmıştır.
Ne zaman ay, yerin gölgesinde kalsa, güneşin ışığı ondan kesilir, dedikleri gibi. Ve dahi güneşin tutulmasının mânâsı, yerden güneşe bakan şahıs ile güneşin arasında ayın bulunması ve gölge olmasıdır. Bu durum güneşle ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri vakitte olur dedikleri gibi. Bu görüşleri dahi munakaşa ile çürütmekle durumu değiştirmek mümkün değildir. Bu durumda, o kimse ki, söylenmiş bu işleri çürütmekte munazarayı, dinin gereklerinden zanneder; o kimse dine zarar vermiş olur.
Zira ki, bu işlerin olmasına geometrik ve matematiksel deliller delalet eder. Bir kimse ki, ona muttali olup, tahkikine gücü yeter, sebebinden ve vaktinden, miktarından ve süresinden haber verir; ona denilse ki: "Bu şeriata aykırıdır."
Buna rağmen o kimse kesinlikle bildiği bu işte şüphe etmez, belki şeriatta şüphe eder ki: "Kesin bilgiye aykırı şeriat nasıl olur?" diye tereddüde başlar. İmdi, şeriata, yoluyla tan edenlerin zararından, yolsuz yardım edenlerin zararı daha çoktur. Nitekim "akıllı düşman akılsız dosttan iyidir,"
Bundan sonra İmam Gazali , güneş ve ay tutulmaları hususundaki Hadîs-i Şerifi nakledip, diyor ki: "Hadîs-i Şerifin sonunda buyurulduğu üzere: "Ay tutulması İlahî tecelli sebebiyle saygıdır," bu fazlalığın nakli sahih değildir. Sahih olduğu takdirce dahi kesin işlerde, iddialaşmaktansa te'vili ehvender. Çok açık deliller, kesinlikle bu noktaya ulaşmayan kati işler karşısında te'vil olunmuştur; nerede kaldı ki nakli sahih olmayan...
Filozoflarla İslâm âlimleri arasında tartışılan konu:
Alemin sonradan olduğu ve sonradan olmadığı meselesidir. Alemin sonradan olduğu sâbit olduktan sonra; yuvarlak olsun, düz olsun; felekleri ve unsurları buldukları gibi, onüç tabaka olsun, daha az veya çok olsun, dine zarar vermez. Alem her nice olursa olsun, kastolunan şey, onun Allah'ın kudretiyle vücuda geldiğidir.
Üçüncü kısım odur ki, onda tartışma, din esaslarından birine ilişkin ola:
Alemin sonradan yaratılması, Allah'ın sıfatları, cesetlerin haşri gibi. Bu maddelerde onlarla gerektiğince tartışmak ve sözlerini çürütmek lazımdır. Meselâ: Onlar derler ki: "Alem sonradan yaratılmamıştır, kadimdir. Zira ki kadime dayanır ve her kadime dayanan kadimdir. O halde âlem kadimdir."
Biz bu sözleri çürütüp, deriz ki: "Alem sonradan yaratılmıştır, hâdistir, çünkü değişicidir. Her değişikliğe uğrayan hâdistir."
(İmam Gazali'nin Tehafut-ul Felasife kitabı)
"Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatıdır (yapısı bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır." (Neml, 88)
Neml Suresi'ndeki ayette Dünya'nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur.
Bulutların, batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya’nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tesbit ettiği bu bilimsel gerçek, Kur'an-da yüzyıllar öncesinden -Dünya'nın bir düzlem olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 14. yüzyılda- haber verilmiştir.
Dünyanın yuvarlak olduğunu haber veren diğer ayetler:
1 — “Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.”(Rahman: 33)
Ayetteki ‘kuturlar’ tabiri bilindiği gibi "çaplar" demektir. Çap, yuvarlak bir şekil olduğuna göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.
2 — “Bundan sonra da yeryüzünü yapıp döşedi; , ondan suyunu ve otlağını çıkardı.” (Nâziât: 30-31)
“Allah geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar” (Zumer: 5).
Ayetlerindeki "dehaa" 'fiili yapıp düzenlemek’ anlamına geldiği gibi ‘deve kuşunun yumurtlama yeri, udhiyye, uhuvve, yuvarlak taş ve ceviz atmak’ anlamına gelen dahu’ mastarıyla da alakalıdır.
Arapça’da bir fiilin iki değişik anlama gelebilmesi özelliğinden faydalanılarak, Dünya’nın yuvarlak olduğu anlatılmaktadır.
İkinci ayette “dolamak” diye tercüme edilen Arapça ‘tekvir’ kelimesi, yuvarlak şekilde sarmak manasına gelir.
Bu ayette de, gece ve gündüzün oluşmasına, Dünya’nın yuvarlak olması ve dönmesinin sebep olduğu kastedilmektedir.
3 — “Gece de bir alamettir onlara. Ondan gündüzü soyar çıkarırız”(Yâsîn: 37.)
“Soyup çıkarmak” fiilinin Arapça’sı olan ’sehl’ kelimesinin “yuvarlak bir şeyi soymak”tır.
Türkçe’de de hayvanların derilerinin soyulduğu yere ’salhane’ (selhhane) denir.
4 — Kur’an-ı Kerim, kıyametin ansızın, bir anda kopacağını, “Onlar hiç bilmedikleri bir zamanda aniden kıyametin gelmesini mi gözlüyorlar?” (Zuhruf: 66.)
ayetiyle ifade ederken, A’raf Suresinin 97. ve 98. ayetleri şöyle demektedir:
“Kasabaların halkı, geceleri uyurken onlara gelecek baskınımızdan güvende midirler? Yahut kasabaların halkı, kuşluk vakti eğlenirken, baskınımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?”
Kıyamet aniden gelecek ve geldiği zaman Dünya’nın bir tarafında gündüz, öbür tarafında gece olacaktır. Bu da küre şeklinden başka bir şey değildir.
Dünyayı Düz Zannedenlerin, Aldanmasına Sebeb Olan Hadis-i Şerifin İzâhatı
وعن أبى ذرّ رَضِىَ اللّهُ عَنْهُ قال: ]كُنْتُ مَعَ النَّبىِّ # في الْمَسْجِدِ عِنْدَ غُرُوبِ الشَّمْسِ فَقَالَ: يَاأبَا ذَرٍّ أتَدْرِى أيْنَ تَذْهَبُ الشَّمْسُ؟ قُلْتُ: اللّهُ وَرَسُولُهُ أعْلَمُ، قَالَ: تَذْهَبُ تَسْجُدُ تَحْتَ الْعَرْشِ فَتَسْتَأذِنُ فَيُؤذنَ لَها، وَيُوشَكُ أنْ تَسْجُدَ فََ يُقْبَلُ مِنْهَا، وَتَسْتَأذِنُ فََ يُؤذن لَها فَيُقَالُ لَهَا، اِرْجِعِى مِنْ حَيْثُ جِئْتِ فَتَطْلُعُ مِنْ مَغْرِبِهَا. فذَلِكَ قَولُهُ تعالى: وَالشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا اŒية. قالَ: أتَدْرُونَ مَتَى ذلِكُمْ؟ ذلِكَ حِينَ َ يَنْفَعُ نَفْساً إيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمنتْ مِنْ قَبْلُ[. أخرجه الشيخان والترمذى .
Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte, mescidde idim, o sırada güneş batıyordu. Bana:
"- Ey Ebu Zerr, biliyor musun güneş nereye gidiyor?" diye sordu.
"- Allah ve Rasûlu, daha iyi bilir" dedim.
"- Arşın altında secde etmeye gidiyor. (Secde için önce) izin ister. Kendisine izin verilir. Secde ettiği halde kendisinden bunun kabul edilmeyeceği zaman yakındır. O zaman izin ister fakat verilmez, kendisine: "Geldiğin yere dön ve battığın yerden doğ" denir. İşte bunu şu ayet ifade etmektedir: "Güneş de (ilâhî bir âyettir ki) mustekarrına (duracağı zamana) kadar cereyan etmektedir..." (Yâ-Sîn, 38). Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ilâve etti:
"- Bu (durma hadisesi) ne zamandır, bilir misin? Bu, kişiye imânının fayda vermeyeceği, artık inançsız hâle geldiği zamandır."
(Buhârî, Tefsir, Yâsin, 1, Bab 251, Hadis no : 324, Bed'u'l halk 4, Tevhid 22, 23; Fethu'l Bâri, Kur'an Tefsiri, Yasin suresi, Bab 1, Hadis no : 4802; Muslim, İmân 250 (159); Tirmizî, Tefsir, Yâsin, (3225)
Burada Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) gaybî ve mustakbel hakikatleri bazı teşbihlerle muhatabın anlayıp merâkını tatmin edeceği bir uslubla izah etmiş bulunmaktadır. Şöyle ki:
Güneşin izin istemesini, güneşe muvekkel meleklerin izin istemesinden mecâz olarak anlamışlardır. İnancımıza göre, herşeyin müvekkel melâikesi vardır, tâbi olduğu kanun dairesinde vazife-i fıtriyesini ifâya nezâretcidir, gökten inen her yağmur damlası bile bir muvekkel melâikeye sahibse, elbette güneş gibi pekçok vazifelerle muvazzaf büyük ve muhim mahlûkatın da muvekkel melekleri vardır. Hem fıtrat kanununa uygun şekilde hizmetinin devamını ve hem de bu fıtri vazifenin ifasıyla husule gelen ibâdetinin Hâlık-i Zulcelâl'e takdimini sağlar.
İbnu Battal (rahimehullah), bizim anlamıyacağımız bir şekilde güneşin Cenab-ı Hakk'tan tekellumen izin isteyebileceğini, zira cemâdata bile hayat vermenin Cenab-ı Hakk'ın kudretinden olduğunu söylemiştir.
Güneşin secde etmeye gitmesi, mecâzdır. Bu mecâzı da şöyle açıklayan âlimler olmuştur :
"Mahlukâtın ibâdeti nasıldır?" sualine:
"Fıtri amelleridir, yani hangi iş ve vazife için yaratılmışsa o şeyi yaptı mı ibadet etmiş olur.” demişlerdir.
Şu halde, güneş her an ışık neşretme vazifesini yerine getirmekle ibadetini yapmakta, secdede bulunmaktadır. Bize nisbetle batması, ışık neşri vazifesini bizden kesmesi demektir. Ama dünyanın başka kıtalarında aynı vazifeyi yapmaya (secde etmeye) gidiyor demektir.
Arş'ın altına gitmesi de şöyle anlaşılabilir:
Arş bütün semavâtı kuşattığına göre, zaten onun altında çıkması diye bir şey söz konusu olamaz. Gündüzleyin, kendimize nisbetle tepemizde, ufukta gördüğümüz güneş, gece görünmez olunca, bizden nisbi bir uzaklığı ve gaybıyeti mevzubahistir.
Abdurrazzak İbn Hemmam, Vehb ve Câbir kanalıyla Abdullah ibn Amr'ın bu ayet hakkında şöyle dediğini nakletmemiştir:
Güneşin mustekarrından maksad şudur : Doğması ve insanların günahlarının onu geri döndürmesidir. Güneş batıdan selam verir ve secde eder. Yeniden doğmak için izin ister. Kendisine izin verilmez. İşte o zaman "İlerlemek uzak bir ihtimal oldu, şayet bana izin verilmezse, artık ulaşamam/doğamam" der.
Allah'ın dilediği bir süre alıkonulur. Sonra kendisine: "Haydi battığın yerden doğ" denir. İşte o günden kıyamete kadar hiç kimseye, edeceği iman fayda vermez."
Güneşin Arş'ın altına gelmesi, onun hizasında olması şeklinde izah edilmiştir.
"Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu." (Kehf 86) ayeti ile çelişmez. Çünkü burada güneşin batışı sırasında gözden uzaklaşması kastedilmiştir. Onun Arş'ın altında secde etmesi ise batışından sonra gerçekleşmektedir.
Bu hadiste mustekar kelimesi ile güneşin çıkacağı en yüksek noktanın kastedildiğini söyleyenlere bir red söz konusudur. Güneşin en yüksek noktaya çıkması, yılın en uzun gününde olur. Mustekar kelimesi dünyanın sonu gelince güneşin varacağı nokta olarak da açıklanmıştır.
Hadisten ilk başta akla gelen manaya göre; güneşin karar kılması, secde etmesi sırasında her gün ve her gece meydana gelmektedir. Karar kılmanın zıddı ise جْرِى akmak kelimesi ile anlatılan sürekli hareket etmektedir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
(Fethu'l Bâri, Kur'an Tefsiri, Yasin suresi, Bab 1, Hadis no : 4802)
Ebû Zerr (r.anhuma)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
“Güneş battığı bir sırada mescide girdim. Rasûlullah (s.a.v.), oturuyordu, "Ey Ebû Zerr" buyurdu: "Şu güneş nereye gidiyor biliyor musun?"
Ben de: Allah ve Rasûlu en iyisini bilir dedim.
Bunun üzerine buyurdular ki: Secde etmek için izin almaya gidiyor ve kendisine izin veriliyor, ve sanki günlerden bir gün geldiğin yerden doğ denilecek bunun üzerine güneş battığı yerden doğacaktır.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Yasin sûresinin 38. ayetini okudu: “… O da kendine ait bir yörüngede akıp gider…”
Bu okuyuş şekli Abdullah b. Mes’ûd’un okuyuş şeklidir.
(Tirmizi, Fiten, Bab 22, Hadis no : 2186; Muslim, Fiten: 13; İbn Mâce, Fiten: 32)
Tirmizî: Bu konuda Safvân b. Assâl, Huzeyfe b. Esîd, Enes ve Ebû Musa’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
Eski Alimlerin Dünya Düzdür Demeleri:
Eski alimlerden dünyanın düz olduğunu kabul edenler mevcuttu. Çünkü böyle bir kânıya sahibtiler ayrıca ayet ve hadisler tevillerle bu şekilde yorumlanabilmekteydi.
Bu durum (anlayış) Kur'andaki tatlı suyla tuzlu suyun birbirine karışmadığı ayetinin izahatında da mevcuttur. Eski alimlerin açıklamalarına baktığımızda tatlı suyla tuzlu suyun karışmaması, aralarında perde olma meselesini "nehirlerin , denizlere yüksekten dökülmesinden dolayı tatlı su olan nehir/ırmak sularının tuzlu su olan deniz suyuna karışmamaktadır" diye anlamış ve açıklamışlardır.
Bugün tatlı suyla tuzlu suyun karışmaması meselesi denilince dünyadaki denizlerin çeşitli bölgelerinde tatlı ve tuzlu deniz suyunun birbirine karışmadığı tesbit edilmiş ve bu anlayış bugün kabullenilmiştir.
"Birinin suyu tatlı ve içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi birbirine salıveren, aralarına da, karışmalarına engel bir perde ve mani koyan O'dur." (Furkan 53)
Allah Teala bu âyet-i kerimede, biri tatlı diğeri tuzlu olmak üzere iki çeşit su yarattığını beyan ediyor. Bunlardan biri, nehir, pınar ve kuyu sulan gibi, insanların içmelerine müsait olun tatlı sulardır. Diğeri ise denizlerdeki tuzlu ve acı sulardır.
Âyette zikredilen "İki deniz"den maksat, ırmaklar ve denizlerdir. Bunların ikisine de deniz denmesinin sebebi, denizin suyunun çok ve büyük olmasıdır. Böylece "deniz" ifadesi diğer suları da içine almıştır.
(Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 6/189-190)
Eski mufessirlerin (Allah kendilerinden razı olsun) ellerindeki imkan ve delillerle bu konuları bu şekilde açıklamaları gayet doğaldır. Çünkü vahy almıyorlardı. Fakat bugün dünyanın şekli hem fenni delillerle kesinleşmiş, hem buna (yuvarlaklığına) mevcut ayet ve hadislerin yorumlanması hem de akl uygunluk arzetmektedir. Tüm bunlara rağmen aksini iddia etmek, yel değirmenlerine saldıran kişinin durumuna düşmekten başka bir şey değildir.
KUR'AN MUCİZELERİ - DÜNYA YUVARLAK
Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. Her biri bel*li bir süreye kadar akıp gider. Dikkat et, o azizdir ve çok bağışlayandır. (Zumer 5)
Yüce Allah'ın: "Geceyi gündüze dolar, gündüzü de geceye dolar" buy*ruğu hakkında ed-Dahhak şöyle demiştir:
Yani O, bunu ötekinin, ötekisini de bunun üzerine bırakır. Bu da "tekvin = dolamak" kelimesinin sözlükteki an*lamına göre yapılmış bir açıklamadır. Bu kelime bir şeyin, bir kısmını öbür kısmının üzerine atmak demektir. Mesela: "Eşyanın bir kısmını, bir kısmının üzerine bıraktı anlamında: denilir. "Sarığı sardı, doladı" tabiri de buradan gelmektedir. (Kurtubi , Zumer 5 tefsiri)
*****
"Göklerin ve yerin çarkına, gece ve gündüz olayına, güneş ve ayın dizgin altına alınışına dikkat çeken bu ayet, insanın fıtratına, vicdanına; kendisine ne bir evlat ve ne de bir ortak yakışmayan ilahlık gerçeğini aşılamaktadır. Bu varlığı yaratan ve onu yoktan var eden yüce Allah, evlada ihtiyaç duymaz. O'nunla birlikte bir ortak da söz konusu olamaz.
Allah'ın birliğine ilişkin deliller ise, göklerin ve yerin yaratılışında izlenen metod olayında ve bu evrene hükmeden genel yasada açıkça gözlenmektedir. Göklere ve yere yalın bir bakış dahi yaratan ve idare eden iradenin birliğini ortaya koymaktadır. İnsanların bugüne kadar evrende keşfettikleri birliğin delilleri de aslında yeterlidir. İnsanların bugüne kadar -Allah'ın birliğini ortaya koyan keşfettikleri deliller de yeterlidir. Bu keşiflerin ışığında ortaya çıkmıştır ki, insanların bildiği evrenin tamamı, yapıları aynı olan atomlardan meydana gelmiştir. Bu atomların hepsi de aynı karaktere, aynı özelliğe sahip olan ışınlardan meydana gelmektedir. Yine bu keşiflerle açıklık kazanmıştır ki, bütün atomlar ve bunlardan meydana gelen bütün kütleler sürekli bir hareket içindedirler. Bu konuda üzerinde yaşadığımız ve gezegenlerin anası dünya ile diğer yıldızların arasında hiçbir fark yoktur. Her şeyi kuşatan bu hareket, değişmeyen bir yasadır. Ne küçücük atomda, ne de kocaman yıldızlarda bu hareket bir değişiklik göstermektedir.
Ayrıca bu hareketin bir de değişmeyen bir düzeni olduğu da açıklık kazanmıştır. Bu da ayrıca yaratma ve idare etmedeki birliği göstermektedir... Her gün insanlar, bu varlığın özünde bulunan birliğin delillerinden yeni birini keşfetmektedirler. Yine bu özde gizli olan değişmez gerçeğin bir kısmını ortaya çıkarmaktadırlar. Bu gerçek, insanın şeytani arzularına göre değişmez. Eğilimlerine göre sapma göstermez. Bir an dahi geri kalmaz ve yönünü değiştirmez.
"Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı."
Kitab'ı da hak ile indiren O'dur. İşte bu, evren kitabında ve Kur'an-ı Kerim'de bir olan hakkın, gerçeğin kendisidir. Hem evren, hem de Kur'an, bu tek kaynaktan gelmiştir. Her ikisi de, yoktan var eden, üstün güç sahibi ve her şeyi yerli yerince düzenleyen Allah'ın birliğini gösteren birer belgedir.
"Geceyi gündüzün üzerine örtüyor; gündüzü de gecenin üzerine sarıyor."
Bu ifade hayret vericidir. Bu söze dikkat edenleri, son zamanlarda keşfedilen, dünyanın yuvarlaklığına ilişkin görüşü kabul etmeye zorlamaktadır. Ben, bu "Fi-zilâl" kitabında insanların keşfettikleri, ileri sürdükleri teorilerle Kur'an-ı Kerim'i açıklamamaya özen gösteriyorum. Zira insanların ileri sürdükleri teoriler yanlış da olabilir, doğru da. Bugün isbatı, yarın çürütülmesi mümkündür bunların. Kur'an ise değişmeyen bir gerçektir. Doğruluğunun belgesini bizzat kendi bünyesinde taşımaktadır. Basit ve zayıf insanların keşfettikleri şeylerin O'na uygun düşmesi veya aykırı düşmesi Kur'an'ın bu gerçekliğini değiştiremez.
Evet, ben bu konuda onca özen göstermeme rağmen Kur'an'ın bu ifadesi beni dünyanın yuvarlaklığı konusuna eğilmeye mecbur etmiştir. Bu ifade, yeryüzünde gözler önünde bulunan somut bir gerçeği tasvir etmektedir:
Yuvarlak olan dünya kendi ekseni etrafında dönmekte ve güneşe bakan yüzü sürekli değişmektedir. Dünyanın güneşe bakan yüzeyini sürekli ışık kaplamakta ve orası gündüz olmaktadır. Yalnız, gündüz olan bu bölüm sürekli yerinde kalmamaktadır. Çünkü dünya dönmektedir. Dünya döndükçe, gece, daha önce gündüz olan yerlerin üzerini kaplamaya başlar. Dünyanın yüzeyi yuvarlak olduğu için onun üzerindeki gündüz gecenin üzerine yuvarlak bir aydınlık halinde düşer. İşte bu şekilde hareket sürekli devam eder.
"Geceyi gündüzün üzerine örtüyor; gündüzü de gecenin üzerine sarıyor."
Bu cümle, hareketin şeklini belirlemekte, konumunu sınırlandırmakta, dünyanın yapısını ve hareketinin türünü tayin etmektedir. Dünyanın yuvarlaklığı ve kendi ekseni etrafında dönüşü ile ilgili teori, Kur'an'daki ifadeyi, bu teoriyi benimsemeyen diğer açıklamalardan daha sağlıklı biçimde açıklamaktadır.
"Her biri belli bir süreye kadar yörüngelerinde akıp giden güneş ve ayı buyruk altında tutar."
Güneş kendi yörüngesinde, ay da kendi yörüngesinde akıp gidiyor. Her ikisi de yüce Allah'ın emrine bağlıdır. Hiç kimse onların ikisine hükmettiğini iddia edemez. Sağlıklı bir mantık bu ikisinin, harekete geçiren bir güç olmadığı halde hareket ettiklerini de kabul edemez. Milyonlarca senede bir zerre kadar dahi şaşmayan böyle dakik bir düzenin sahipsiz olması mümkün değildir. Güneş akıp gidecek, ay da akıp gitmeye devam edecektir.
"Belli bir süreye kadar." Bu sürenin ne zaman sona ereceğini Allah'dan başka kimse bilemez.
(Seyyid Kutub; Fi Zilal , Zumer suresi 5. ayet tefsiri)
*****
«Yukevviru» fiili dolamak mânâsını ifade eden tekvir mastarından gelmektedir. Katade'den gelen rivayete göre bu ayette Cenab-ı Hak gündüzü geceye, geceyi de gündüze dolar. Yani birisi gider, diğeri gelerek onun yerini alır. Adeta ona bir elbise olur. Önce nurlu ve bembeyaz iken sonra karanlık ve simsiyah olur. Karanlık ve simsiyah iken de nurlu ve bembeyaz olur. Bu «örtme» mekânın örtülmesidir. Bu örtme hakikatte güneşin ve ayın değil mekânlarının örtülmesidir.
**********
Sapkın Bir Fetva :
Dünya Yuvarlaktır" Diyenin, Tekfir Edilmesi
İnternette dolaşan bir iddiada aşağıdakiler yazmakta. Bu iddianın hakikatini, burada dünya düz diye savunanların cevap vermesi gerekmektedir :
Tarih: 1975
Kaynak: “Dünya’nın Sakin(dönmediği), Güneş’in Hareketli Olduğuna ve Gezegenlere Çıkmanın İmkansızlığına Dair Akli ve Hissi Deliller” kitabı
Yazan : Şeyh Abdul Aziz Bin Baz
Fetva: "Kim dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ederse küfür ve delalete düşmüş olur. Çünkü bu iddia hem Allah’ın, hem Kuran’ın, hem Peygamber’in reddidir. Bunu iddia eden kişi tövbeye davet edilir. Ederse ne ala! Aksi takdirde kafir ve dinden dönmüş bir kişi olarak öldürülür ve malı da Müslümanlar’ın hazinesine katılır.
Eğer ileri sürdükleri gibi Dünya dönüyor olsaydı ülkeler, dağlar, ağaçlar, nehirler, denizler bir kararda kalmazdı. İnsanlar batıdaki ülkelerin doğuya, doğudaki ülkelerin batıya kaydığını görürlerdi. Kıble’nin yeri değişir, insanlar kıbleyi tayin edemezlerdi. Velhasıl bu iddia sayması uzun sürecek birçok nedenden dolayı batıldır.”
*****
Dünya Düz Diyen Kral Ailesinden Prens Sultan bin Salman'ın Uzaya Çıkışı!
Bazı mail gruplarında son günlerin favorisi. Dünya’nın düz olduğunu ileri sürüp tersini iddia edenlere sapık damgası vuran Suudi Şeyh Abdulaziz bin Baz da bol bol anılıyor. Ama bir de şu var ki, uzaya giden ilk Müslüman bir Suud. Hem de kraliyet ailesinden. Prens Sultan bin Salman, 1985 yılında yanına Kuran’ını da alıp Amerikan mekiğiyle uzaya gittiğinde hem Suudi haberleşme uydusunun yörüngeye girişini yakın mesafeden izlemiş, hem bilimsel deneyler yapmış, hem de hilali o kadar yakından görüp fotoğrafını çeken ilk Müslüman olmuştu. Amcası, Kral Fahd bin Abdülaziz ile de uzaydan telefonda konuşmuştu.
Güneş’in hareket halinde olduğuna, Dünya’nın dönmediğine ve gezegenlere gitmenin mümkün olmadığına dair nakli ve ilmi kanıtlar.
Bu bir risale başlığı.
Yazarı da Medine İslam Üniversitesi’nden Şeyh Abulaziz bin Baz.
Suudi Krallığı Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanlığı yapmış bulunan Bin Baz’a göre, Dünya dönmüyor, sabit duruyor, Güneş ise sürekli yer değiştiriyor.
Bunun tersine inanmak ise küfür ve sapıklık anlamına geliyor. Bu kişiler tövbe etmedikleri takdirde katledilmeleri vacip oluyor, mal ve mülklerinin de kamu hazinesine devredilmesi gerekiyor.
Şeyh Bin Baz, iddiasını şu argümana dayandırıyor:
Güneş mutemadiyen bir yerden doğuyor, bir yerden batıyor. Eğer dünya dönüyor olsaydı dağlar, ağaçlar, nehirler ve denizler sürekli yer değiştirirdi. Ama gelin görün ki, ne Mekke’deki Nur Dağı, ne de Medine’deki Uhud Dağı yer değiştirmiştir. Demek ki, "Dünya dönüyor ama, güneş sabit duruyor" diyenler bir sapıklık içindedir.
Bu arada, gözleme dayalı bilimsel iddialar ortaya atan ve 1999 yılında 90 yaşında hayata veda eden Şeyh Bin Baz’ın görme engelli olduğunu belirtmem gerekiyor.
Şeyh, hem Başmüftü ve Ulema Kurulu Direktörü hem de Bilimsel Araştırmalar Kurulu Başkanı olduğu için, ibadet ve uzay bağlamında akla takılan her soruyu ona yöneltmek gerekiyor.
Nitekim Prens Sultan bin Salman da öyle yapıyor.
1985 yılında Discovery mekiği ile uzaya çıkmadan önce, orada kıbleyi nasıl bulurum, nasıl abdest alır, yatsıyı ikindiyi nereden anlar, yerçekimsiz ortamda nasıl secdeye varırım sorularının cevabını almak üzere şeyhin huzuruna çıkıyor.
Şeyh işi yokuşa sürmüyor. "Uzayda namaz sorunu olmaz, çünkü hiçbir şey yeryüzünü terk edemez" diye kestirip atıyor.
Bununla birlikte Prens Sultan, uzaya sefere çıkan ilk Müslüman, ilk Arap ve ilk kraliyet mensubu olarak Discovery ekibine katılıyor. Suudi televizyonu, şeyhin dünyadan ayrılamayacağını iddia ettiği prensin yörüngedeki görüntülerini yayınlıyor. Prens, amcası Kral Fahd bin Abdülaziz ile telefonda konuşuyor. Tur rehberi gibi, mekiğin iç mekanlarını Suudi izleyicilere anlatıyor, Kuran okuyor. Prensi namaz kılarken gören olmuyor ama, bütün Suudi Arabistan, kralın yeğeninin uzayda olduğunu biliyor.
YÖRÜNGEDEKİ PRENS
Mekik yörüngeye girdikten sonra NASA üniformaları çıkarılıyor, kıyafet serbest. Ancak prensin, yerçekimsiz ortamda munasip olmayacağı için entari giymediği dikkat çekiyor.
Discovery’nin seferi sırasında yörüngeye üç uydu yerleştiriliyor. Bunlardan biri Arabsat’a ait haberleşme uydusu. Dünya dönmüyor diyen Şeyh bin Baz’a inat, Suudi’nin sadece prensi değil, uydusu da yörüngede turlamaya başlıyor.
O dönemde 28 yaşında olan Prens Sultan, deneyimli bir pilot. Ancak uzaydaki görevi başka. Suudi bilimadamları tarafından hazırlanan üç ayrı deneyi gerçekleştiriyor. Bunların içinde en karmaşık olanı, Kraliyet ailesinden Prens Türki’nin Stanford Üniversitesi’ndeki doktora tezi için hazırladığı iyonlanmış gaz deneyi.
Prens Sultan ayrıca, petrol ve suyun yerçekimsiz ortamdaki bileşiminin hangi davranış sürecini gösterdiğine dair bir deney de yapıyor. Petrol sızıntısıyla mücadelede yol gösteren bu deneyde Kuveyt ve Cezayir petrolü kullanılıyor. Diğer deneyde ise yerçekimsiz ortamın insan vücudu üzerindeki etkileri araştırılıyor.
Prens, hilali uzayda gözleyip fotoğrafını çeken ilk Müslüman olarak da tarihe geçiyor. Bu gözlem, ramazan ayının sona erdiğini gösteren anın tespit edilmesi açısından Suudiler için önemli.
İşte böyle ilimle dolu uzay seferinden dönüşünde Prens Sultan, Taif’te "prensler" gibi karşılanıyor. Amca Fahd, astronot yeğenine, Kral Abdulaziz nişanı takıyor ve Hava Kuvvetleri’nde binbaşılık rütbesine yükseltiyor. Caddelerde geçit resmi düzenleniyor, şiirler okunuyor ve uzay seferinin anısına, mekikli-uydulu-minareli, NASA ve Suudi amblemli pul serisi çıkarılıyor.
Prens beyanatlar veriyor: "Arab dünyası bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyor. Petrol, para ve teknolojik gelişmenin ilk evresini geçtik. Yeni kuşak artık ileriye bakıyor, fırsat eşitliği ve eğitim hamlesiyle dünya topluluğuna katılmaya hazırlanıyor. Bunlar geleceğin anahtarı. Ben uzayda 1 milyar Müslümanı temsil ettim. Onları, Amerikan gemisiyle uzaya götürdüm."
O uzay seferinin üzerinden 21 yıl geçti. Prensin geniş ufuklu tahminlerinin aksine dünyada uyum değil, zıtlaşma yaşanıyor. O 21 yıl içinde uzaya giden başka Müslüman çıkmıyor.
Geçen eylül ayında İran kökenli Amerikan vatandaşı Anuşeh Ensari, Rus Soyuz aracıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na ayak bastığında, uzaya giden ilk Müslüman kadın ve ilk İranlı unvanını kazanıyor. Ancak uzay turisti olarak.
Şimdi Malezyalılar, uzaya gidecek üçüncü Müslümanı hazırlıyor. Ruslarla gidilecek ve deneyler yapılacak. Şu anda Malezya’da Dünya düzdür diyen bir şeyh yok, ancak hararetli bir şekilde uzayda ibadet sorununu tartışıyorlar. Mesela en önemli sorunlardan biri şu: Uzay istasyonu 24 saat içinde dünya çevresinde 16 kez dönüyor. Her 90 dakikada bir güneş doğup batıyor. Bu durumda namaz vakitlerini günde 80’e mi çıkarmak gerekiyor? Çözümü, Mekke saatini esas almak.
Peki kıble nasıl bulunacak? Kıbleyi bulan döner astronot koltuğuyla.
İstasyonda su kısıtlaması var, abdest nasıl alınacak? Kuran’a göre toprak ve külle de olur. Ama, uzayda toprak ve kül yok.
**********
DÜNYANIN DÜZ VE DÖNMEDİĞİNİ İDDİA EDENLERİN CEVAP VERMESİ GEREKEN SORULAR
Kralcıların (ebu Muaz vs) dünyanın düz oluşuyla ilgili tevilleri hem pekçok ayete, mufessirlere ve gerçeklere (video-resim) aykırıdr.
İmam Gazali'nin de dediği gibi; yapmaları gereken, tevillerini gerçeklere- kesin bilgiye göre düzeltmeleridir. Şeriat, kesin bilgiye nasıl aykırı olur? hiç düşünmüyorlar mı? Bunu kendine nasıl izah edebiliyorsun?
Ayet ve hadisleri delil arayarak önceden karar vermiş olduğun neticeye göre nasıl yorumlanabilir? Hadi yorumluyorlar, kendisi gibi düşünmeyen , hatta yorumları hakikatlede uyum sağlamışsa nasıl suçlayabilirsiniz?
İnsanoğlunun aya çıktığını da kabul etmiyor musunuz?
Gördüğünüz Dünya resimlerine fotomontaj mı diyorsunuz? Yoksa nasıl bir yorum yapıyorsunuz?
Dünyanın düz olduğunu kabul ederken dikdörtken, kare nasıl bir düzlem-satıh diyorsunuz?
Kutubları nereye koyuyorsunuz?
Dünya düz olursa, bir bölgede gece iken, bir başka bölgede nasıl gündüz olabiliyor?
Dünya düz olsaydı, uzaktan gelen gemi nasıl görünürdü?
Dünya düz olsaydı, "gün doğumu" ve "gün batımı" saatlerinin dünya'nın her yerinde aynı olması gerekmez miydi?
Dünya yuvarlak olsaydı; ufuk çizgisi olmayacağına göre yerine ne olurdu?
Dünya düz iddiasında bulunanlar, Dünya yuvarlaktır diye işleyen "Google Earth" programını kullanmayı Haram mı görüyorlar?
vs vs bitmez...
Kuran arap edebiyatının zirve yaptığı eşsiz bir kitaptır(kelamullah'tır).
Hiçmi şiir yazmadınız la yazsaydınız anlardınız

gidin bi tane güneşin batmasıyla ilgili dörtlük yazın :-)
Şevk bir zencîrdir gönlüm anın dîvânesi
-Şeyh Galip-
Bu konuyu ciddiye alıp cevap verenlerede hayran kaldım.
Bu konuyu aman gayri müslümler duymasın.
Dünya duz diyenler yüzünden hem komik duruma duşecegiz hemde rezil olacağız.
Kir dizini otur bence essafii kardesim
“Hayat tiyatro gibidir, en kötü insanlar, en iyi yerlerde otururlar.”
Aristofanes
Şevk bir zencîrdir gönlüm anın dîvânesi
-Şeyh Galip-
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi