Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz. Ankebut-57
Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler! Ankebut-64
Duaların kabul olmama sorunsalı
Duaların kabul olmama sorunsalı
1- Dehriyyun: “Bu âlem böyle gelmiş, böyle gider. Bu âlemin yaratıcısı yoktur” derler.
2- Tabiiyyeciler: Bir yaratıcıya inanırlar; ama ahireti inkâr ederler.
3- İlahiyyun: Bunlar ilk iki görüşü red ederlerse de, Peygamberlere ve bedenen dirilmeye inanmazlar.
Yöneticiler, ister üyeliğimi engellesin isterse bir şey yapmasın. Konuşma şeklim maalesef bu şekilde. Elimden geldiğince düzeltmeye çalışıyorum.
Hangi alandan yorumlanmış olduğu fark gözetmeksizin; felsefenin ahmaklık olduğuna dair ehli sünnet itikadı ittifak halindedir. Mesela Imam-ı Gazzali'nin, felsefe ve felsefeci kişiler hakkında El-Munkızu min ed-dalal adlı kitabında muhteşem tespitleri bulunmaktadır:
HAKÎKATI ARAYANLARIN KISIMLARI
Allahü teâlâ, lutfü ve keremi ile, beni hakîkat olmadığı hâlde hakîkat gibi görünen şeylere i’tibâr etmek hastalığından kurtardı. Böylece, hakîkati arayanların dört kısma ayrıldığını gördüm.
1– Kelâm âlimleri: Bunlar, rey, ya’nî düşünerek elde edilen hükm ve istidlâl, ya’nî delîl ile anlamaya sâhib olduklarını iddi’â ederler.
2– Bâtınîler: Bunlar, hakîkatin ma’sûm bir imâmın ta’lîmi ile, ya’nî bildirmesi ile öğrenilebileceğini, hakîkatı ondan anladıklarını iddi’â edenlerdir.
3– Felsefeciler: Bunlar, mantık ve burhân, ya’nî kesin delîl sâhibi olduklarını iddi’â ederler.
4– Sûfîler: Bunlar, tasavvuf ehli olup, Allahü teâlânın seçilmiş kulları, keşf ve müşahede sâhibi olduklarını söylemişlerdir.
Kelâm ilmini öğrendikten sonra, felsefe bilgilerini incelemeye başladım. İyice anladm ki, bir ilmdeki fesad ve bozukluğu, ancak o ilmi derinlemesine inceleyen kimse anlayabilir. O ilme öyle vâkıf olmalı ki, o ilmin en âliminin ilmine eflid hâle gelmeli. Hattâ onu da geçmelidir. O ilmin
ehlinin ulaşlamadığı derinlikleri ve tehlükeleri tesbît edebilmelidir. Ancak o zemân o ilmin bozuk olduğuna dâir iddi’âsının doğru olduğu ortaya çıkar.Felsefe bilgilerini öğrenip, sakat taraflarını ortaya koyarak, tenkîdini yapdıkdan sonra, anladım ki, bu ilm de maksadı lâyıkıyle hâsıl edemez.Akl da tek başına istenen her şeyi açıklamaya kâfî olmayıp, mes’elelerin üzerinden perdeyi kaldıracak güçde değildir.
Zühdün, dünyâdan yüz çevirmenin hakîkatini, şartlarını, sebeblerini bilmekle, zâhid olarak yaşamak arasında fark vardır. İyice anladım ki, tesavvuf ehli güzel hâllere sâhib ve kuru sözlerden uzakdırlar. Tesavvufda ilm yoluyla öğrenilmesi mümkin olan şeyleri tahsîl etdim. Benim için, işitmekle ve öğrenmekle elde edilemeyen ancak, tatmak-
la, yaşlamakla, o yolun ehli olmakla kavuşulandan başka bir şey kalmamışdı. Dînî ve aklî ilmleri iyice kavramak için, lâyıkıyla öğrendiğim ilm dalları ve yükseldiğim meslekler, bana, Allahü teâlâya, Peygamberliğe ve âhiret gününe, şübhe götürmez, sağlam bir îmân kazandırmışdı. Îmânın
esâsları belli bir delîl ile değil, bilâkis sayısız sebeblerle, karînelerle ve tecribelerle kalbime iyice yerleşdirilmişdi. Şunu iyice anladım ki, âhiretde se’âdete kavuşmak için, takvâ üzere yaşamak, harâmlardan sakınmak, nefsi hevâ ve hevesinden men’ etmek tek çâredir. Bu işin başı da, bir gurûr ve aldanma yeri olan dünyâdan uzaklaşıp, âhirete bağlanmak, bütün varlığı ile temâmen Allahü teâlâya yönelmek, kalbin dünyâdan alâkasını kesmekdir. Bu ise, ancak, maldan, makâmdan, yüksek gâyelere ulaşmaya engel olan şeylerden uzak durmakla mümkin olur.
Netîce olarak, tesavvuf ehlinin yolunda ilerleyip, bu yola zevk ile vâkıf olmayanlar, nübüvvetin hakîkatini anlayamazlar.
(Gazzali)
Herkes aynı fikirdeyse,
hiç kimse yeterince
düşünmüyor demektir.
Mevlana
"keşke duam kabul olmasaydı ve ben böyle yaşamak zorunda kalmasaydım" demekten başka bişe değil.
Şimdi ne mi yapıyorum...
Şimdi ise Allah'a yüzümdeki izlerin kaybolması için dua ediyorum.hafiften kayboluyor gibi ama biraz kalacak sanırım
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi