Bu ülkenin dört bir yanından tehdit edildiği günlerdi.ve Anadolu da değişik Kuvay-ı milliye hareketlerinin hareket ettiği dönemdi.bize gavurlardan el uzatılmıyordu.Yine dindaşlarımızdan soydaşlarımızdan el uzatılıyordu.Pakistanlı düşünür Nedvin naklediyor;
Alemi İslamın başı bir manada dokuz asır on asır bir manada altı asır İslam dünyasının son karakolu olarak görmüş bu necip millet…
Hususiyle Osmanlıyla başlayan dönemde bütün İslam dünyasının karakolluğunu yapmış bu millet…
Hindistan…Pakistan henüz yok.Hindistan İngiliz müstemlekesi ….Onların çizmeleri altında inliyor..Ama iman kardeşliği şuuruyla Lahorda toplantı yapıyorlar.
Şimdi miting yapıldığı gibi miting yapılıyor…
Mitinglerde hedefledikleri şeyde İstanbul hükümetine yardım göndermek…
O fakir millet, o esir millet ne gönderecektir!
Sırtından elbisesini çıkarıp atanlar oluyor.Olayın şahidi bizzat kendisi anlatıyor.
Lahor meydanı öyle dolmuştu ki aman Allahım !
Akif’in mahşer mi mahşer dediği tabir… Ancak bu tabirle ifade edilebilir…
Yada bizim iğne atsan yere düşmez dediğimiz şey.Hatipler güzel konuşuyordu.
Cemaat coşmuştu.Ceketler atılıyordu,entariler atılıyordu eteklikler atılıyordu…ve parası olanda para veriyordu.(ne acıdır ki bu yardımlar Rusya elinden geldiği için Rusya yardım yaptı görünmüştür.işte olayın acı bir tarafı da budur)
O gün Lahor sokakları inliyordu.Halk coşmuştu.son söz söylenmesi bekleniyordu…
Şiir nazımdandı.kafiyeyi koyacak birine ihtiyaç vardı…
Alemi İslamın 20.asırda bütün ağırlığıyla sırtında taşıyan birkaç insan vardı…bunlardan biriside o gün o konuşmalar manzumesinin kafiyesini koyacak beyaz urbalı nurane insandı…
Belliydi alemi İslamın derdini çektiği …İki büklüm olmuştu.
Kürsüye doğru yaklaşırken biri yaklaşıyor diye herkes yol veriyordu.Çıktı oraya ama iki büklümdü .
Güzel konuştu mazlum şeyler ifade etti.Halk daha da coştu, kendinden geçti.O sözlerini şöyle bitiriyordu;
Cemaat! şu dakikada ben resulü Ekrem-i karşısında kendimi görüyorum…İsterseniz sizde öyle kabul edin …
Ben resulü ekremin karşısında kendimi görüyorum!Bana diyor ki doktor İkbal bana ne hediye getirdin…
Bende diyorum ki sultanım sultanlar gedalardan ne hediye bekler …Asırlar var ki sana verecek hediyemiz olmadı.
Fakat elimde yarım bardak kan var...Bu kan Trablusgarp’ta Çanakkale’de senin şerefine dökülen Müslüman Türkün şeref kanıdır!...Ben sultana hediyelerin verildiği şu dakikada dünyalara değiştirmeyeceğim şu hediyeyi takdim ediyorum sana….
Sözümü değiştireceğim;Ben bunu önce naklederken demiştim ki eğer beni böyle bir makama çağırsalardı bana deseydi ki bana ne hediye getirdin?
Ben diyeceğim ki ya resurallah sana günahına ağlamış insanların göz yaşını getirdim.
Evet ya rasurallah Evet ya rasurallah sana günahına ağlamış insanların göz yaşını getiriyorum …zira ben bunu cennetlerin Kevserlerine değişmem…
SEYYİD KEMERKAYA
furkan 63