BÜLENT AKYÜREK
Ahiret inancımız ne kadar zayıfsa gülerken o kadar büyük açılıyor ağızlarımız.
Fukaranın gülmesi tam film başlarken elektriğin kesilmesi gibidir, yanaklarımızda başlayan gülümseme çizgisi deprem dalgaları misali korkuyla yayılır yüzümüzde.
Gülmek, bazen yabancı bir dilde ağlamanın aynısıdır.
Kulaklarına kadar yırtılan ağızlarıyla gülen zenginler vardır bir de, insan “eğer bu kadar gülünecek bir dünyada yaşıyorsak” diye düşünüp ölmek ister.
Fukara; ekmek bulduğunda, alın terinin karşılığını avuçlarında tutarken gülümser.
Gülmek zafer marşıdır fakirin. Onu da korkuyla yarıda keser gelecek kaygısından dolayı.
Hayvanların yüzlerindeki hüznü görmüşsünüzdür hepiniz.
Yunusların gülücük çizgileri hariç ama onun durumu özeldir, bir peygamberi taşımıştır içinde ne de olsa…
Yüksek dallarda görmüş geçirmiş bir baykuşun hüznü nerden baksan on şiir eder.
Zaten şiirler gülenlere yazılmazlar.
Şiirler ağlayanların portresidir.
Ne kadar gülersen gül, öldüğünde ağlarlar arkandan.
Doğarken yüzümüze gülüp ölünce arkamızdan ağlarlar.
İnsan komik yaşasa da son sahnede ağlatıyor geride kalanları.
Hüzün çalışılmış bir şey değildir, zaman içinde olgunlaşır yüzümüzde. Gülmek durumu iyi olanların refleksidir. "Ha ha hi hi” geçer hayat.
Hesabını vereceğimiz şeyleri düşünürsek ömür boyu sırıtamayız bir daha.
Bir vicdanımız varsa eğer gülerken içimizde cam bardaklar kırılır.
Ağzımızın karanlık dehlizlerinden gelen kahkaha kim bilir kaç insanın gemisini batırmıştır bilinmez.
Oluyor işte bazen oluyor, doğan güneşe kanıp gülümsemeye cüret ediyoruz, filmin ortasında elektriğin kesileceğini bilmeden, her şeyi unutup dişlerimizi gösteriyoruz ama fukaralık unutulmaz bir yaradır, çıkıp oturuyor ağzımızın ortasında, susup kalıyoruz, bir yelkeni toplar gibi yeniden gülümseme dalgalarını geri çekip kalıyoruz yeniden…
Gülmek, şeytanın sünneti. Ağlamak mı onu da herkes yasaklıyor zaten.
Öyleyse en güzel makam hayret! Hayret makamı… Her şeyin ortası…
Hayret, liberal bir surat denemesi, temkinli bir bakış…
“Gülümseyin çekiyorum” denen fotoğraflarda zorlanıyoruz. Gülerken çekilmiş fotoğraflarla şantaj yapabilirler bize…
Mesela biz gülerken açlıktan son nefesini vermiş bir Suriyelinin, Iraklının, Afrikalının resmini yapıştırsalar yanımıza, ne diyeceğiz, nereye kaçacağız?
Bu zamanda, halimiz böyleyken gülmek cürettir.
Ağladıkça beyazlar içimiz, döktüğümüz gözyaşlarının nehrinde yüzerek gidebiliriz adil ülkelerin topraklarına, belki de cennete…
Gülmek cinnettir, güldüren yoldan çıkarıyor bizleri.
Yüzümüz gülse de gönlümüz mahsun olmalı. Gençlikte affedilebilir sanırım ama yaşlıların sesli gülmesi korkutuyor beni…
İnsanların arasında kahkaha rüzgârları dolaşıyor, aman çocuklar sıkı giyinin kalbiniz üşümesin…
****