Kuran’da bir ayet vardır, “Ancak zalimlere düşmanlık olur” der. Düşmanlık vardır, ama yalnızca zulüm yapana, hak yiyene. İnsan dilinden, dininden, ırkından, cinsiyetinden, sosyal statüsünden kaynaklı bir ayrımcılığa maruz kalıyorsa ona zulüm yapılıyor demektir. Bunlara karşı Kuran mücadele edilmesini istiyor. Kuran’a göre insanlar “inananlar ve inanmayanlar” diye ikiye ayrılmazlar. O imani bir kategoridir ve mücadele hattı onun üzerine kurulmaz. İnanmayana ne dinini zorlayabilirsin, ne ona herhangi bir yaptırım uygulayabilirsin, ne kötüleyebilirsin, ne ötekileştirebilirsin, ne düşman sayabilirsin. İnsanlar “zalimler ve mazlumlar” diye ikiye ayrılır. Yani hak yiyenler ve hakkı yenenler. Kimin hakkı yeniyorsa, mağdur olmuşsa, mazlum edilmişse onun ırkına, dinine, cinsiyetine bakılmaz. Dolayısıyla Kuran’da zulüm ve adalet çelişkisi ana mücadele eksenini oluşturur. İman edip etmemek değil. Ayet var: “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara; 256). Bu şu demektir: Bir insana dine girsin diye, girdikten sonra dini yaşarken ve dinden çıkmak istediğinde zorlama yoktur. Geçmişte buna uymayan içtihadlar yapılmış. “Dine girerken yok ama, namaz kılması, oruç tutması, başını örtmesi için zorlama olabilir.” diyor bazı dini yorumlar. Bunlar siyasi yorumlardır. Kur’an’da “Sen onlar üzerinde bekçi değilsin.” diyor, din bekçiliğini yasaklıyor. Ama kul hakkında, insan hakkı ihlaline giren şeylerde yaptırım vardır. Namaz kılmayana ne ceza verileceği yoktur ama insan öldürene, iftira atana ne ceza verileceği vardır.
Bunu şunun için yazdım. Eğer iyilik, güzellik, insaniyet ritüellerden yani beden ibadetinden ayrılırsa bir anlamı kalmaz. Bir zalim pekala iman sahibi olabilir, fakat yanlızca inanmak kur'anın tek düşman olarak gösterdiği zalimlik vasfından kurtarmaz kişiyi. O yine Kur'anın düşmanıdır ve onunla mücadele edilmesi gerekir. Aynı şekilde imansız bir garibanın açlığı bir müslümanın sorumluluğu olmalıdır. Mesela sen şunu örnek verdin:
Amel Kur'anın getirdiği mükellefiyetlerdir. İnsanlar bunlara uymaya
tüm güçleri ile çalışırlar. Güçlerinin yettiği kadarını yaparlar..
Yapamadıkları,eksik,noksan kusurlu bir çok ibadetleri olabilir..
Bu nedenle imanı amele bağlayamazsınız..
Şimdi muaviyede kendince imanlı birisiydi. Fakat zalimdi. Bu denge üzerinde biraz kafa yorarsak anlatmak istediğimi anlayacağınızı umuyorum.
iman ve amel birbirinin habercisi olmalıdır, imansız amelin boş olması gibi amelsiz iman da boştur..