Deniz Arman’ın sunduğu Kanal D hafta sonu bültenine de Native Deen’in kafa elemanı konuk oldu. Üstelik, yanında hafız-ilahici Mustafa Özcan Güneşdoğdu ve pop star hocamız, karikatür tipimiz Zekeriya Beyaz da vardı.
Deniz Arman, uzun süredir aradığı fırsatı bulmuş bir edayla, Native Deen’in Yedikule’de verdiği konserde ortaya çıkan manzaraları, şarkılara tempo tutan tesettürlü kızları, kafalarında namaz takkesiyle dans eden dindar gençleri (bu arada namaz takkesiyle dans etmek ne şebekliktir yahu) falan gösterip yaptı yorumunu: “Müziğin evrensel tınıları herkesi eğlendiriyor. Bu bir sentez. İslamcı gençler, türbanlı kızlar Afro-Amerikan gençlerin müziğiyle eğlenebiliyorlar. Demek ki onlar da eğlenebiliyorlarmış.”
Tabii, hocamız Zekeriya’mız Beyaz’ımız da boş durmadı. Musikinin kutsal bir şey olduğunu, tef çalmanın sünnet olduğunu falan ifade ettikten sonra lafı Yusuf İslam’a getirip, “Müslüman olmak demek, Arap örfünü kabul etmek demek değildir. Cat Stevens, Müslüman olup sarık, meşlah falan takarak yanlış yaptı” diyerek yumurtladığı hikmetlere bir yenisini ekledi. Deniz Arman da, yeniden gitarını eline alan, artık deri mont falan giyen Yusuf İslam’ın da doğru yolu bulmuş olduğunu fısıldayıverdi. Zekeriya Beyaz’ın adına “Türk İslamı” dedikleri zırvayı desteklemek üzere desteklenen biri olduğu da bir kez daha tescillendi.*
Uzatmayalım, Native Deen’ci elemanla Güneşdoğdu’nun okuduğu şarkı ve ilahilerle bitti bülten.
Zaten, her Ramazan böyle olur. Haberciler, hem nalına hem mıhına Ramazan konuları bulup ratinglerine rating katarlar. Yani, bir taraftan “dini” bir konuyu taşırlar bültenlerine, diğer yandan da “dine nasıl zarar verilir” bahsine katkı yapmaya uğraşırlar. . diğer yandan da inandığımız değerleri erozyona uğratma fırsatı. Travesti savunucusu Savaş Ay, Bayraktar Bayraklıları, İsmail Nacarları, hatta bu işlerden anlar diyerek Mahmut Tuncerleri falan programına çıkarıp sabahlara kadar bunu tartıştırdı. Konuştukları meselelerin kimseye bir faydası yok. Dine, hiç faydası yok.
Tekrar dönelim Native Deen meselesine. Yapımcı firma tarafından “dünyanın ilk ve tek İslami hip-hop grubu” olarak pazarlanan bu çocuklar, zinhar dünyanın ilk ve tek İslami hip-hop grubu değildir. Benim, Marmara FM’de program yaptığım dönemlerde şarkılarını sıkça yayınladığım Afro-Amerikan asıllı İslamic Soldiers grubu, Native Deen’e on basar bir hip-hop grubudur. Özellikle “1924” ve “Khalifa” isimli şarkıları, bomba gibi şarkılardır. Ayrıca, Filistin’de, Hamas ve İntifada destekçisi en az dört beş tane sağlam hip-hop grubu mevcuttur. Hatta, İF İstanbul film festivalinde yayınlanan Filistin belgeselinde bu grupların taş gibi şarkılarına çokça yer verilmiştir. Dolayısıyla, bu çocukların “ilk ve tek” olarak pazarlanmaları tüketiciyi yanıltmaktır. İşin açığı, Native Deen’in yaptığı hip-hop, türün hiçbir alt kategorisinde kendine yer bulamayacak kalitesizlikte bir hip-hoptur. Ucuzdur. Ancak ve ancak dünyada 2pac Shakur, Snopy Dogy Dog, Türkiye’de Ceza, Fuat falan dinlemediyseniz çekilebilir bir soundları vardır.
Bu ucuzluk, grubun üyelerinin, aydınlık yüzlü Müslüman çocuklar olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu çocukların sağlam Müslüman olmaları da Türkiye’de nasıl bir üçkağıda getirildikleri gerçeğini…
Nasıl mı? Anlatalım. Grubun Türkiye’deki dağıtımını yapan firma, belli ki “daha çok satış” için elinden geleni ardına koymama kararlılığıyla başlamış promosyona. Ve haber bültenlerine fısıldayıvermiş: “Dünyanın tek İslami hip-hop grubu, üstelik Yusuf İslam’ın desteklediği çocuklar, Türkiye’ye konser vermeye geliyorlar.” Tabii, haber bültenleri de meseleye atlayıvermiş. “Bak sen yahu, bu Müslümanlar artık hip-hop falan da yapmaya başladılar. Bak bir de konserde dans da ediyorlar. Hem bir taraftan da sentez bu. Yapış habere” mantığıyla yağmalayıverdiler çocukları. Native Deen’ci çocuklar, doğal olarak, ne olup bittiğini anlamadan gülümseyip şarkılarını söylediler. Bu arada Mehmet Ali Birand, Deniz Arman gibi işinin kurtları gene gururumuzu zedeleyecek, bizimle inceden dalga geçecek, “bak şunların yaptığına” deyip ekrandan nanik yapacak fırsatları buldular. Bir ihtimal, bu aydınlık yüzlü çocukların oluşturabileceği potansiyel tehlikeyi de karikatür hocalarla falan ortadan kaldırıp keyif çattılar.
Bize de, "hay sizin İslami hip-hopunuza, hay sizin daha çok albüm satmak için geliştirdiğiniz pazarlama taktiklerinize” demekten başka bir şey kalmadı.
Ama suç bizde. Romanımız, filmimiz, müziğimiz, her şeyimiz ucuzluk kokuyor abi. Nihat Genç, bas bas bağırıyor. “Ramazan’da televizyona çıkıp İslam’ı anlatmaya çalışan hocalarımız Türkçe bilmezse, kendilerinden geçmiş gibi, milleti azarlar gibi dua ederlerse bu cemaat ne yapsın” diyor. Haksız mı?
Bu gidiş iyi bir gidiş değil. İki sene önce, kızlı-erkekli ilahi grubu olay olmuştu. Bu sene İslami hip-hop. Gelecek sene “ilk İslami gay ilahici” haberlerini izlersek şaşırmayalım lütfen.
*Aman yanlış anlaşılmasın. “Türk İslamı” farklı bir şeydir, “Türklerin İslam algısı” farklı bir şey. Türk İslam’ı bize dayatılmaya çalışılan politik bir kavramdır. Türklerin İslam algısı ise bambaşka bir şey. İlkinin bayraktarlığını Zekeriya Beyaz, İsmail Nacar, Murat Bardakçı falan yapar. Bunun için bir takım destekler de alırlar. İkincisi ise daha çok İsmet Özel’in “gavura kılıç çeken herkes Türk’tür” sözünde ortaya çıkan sosyolojik bir durumdur.
İSMAİL KILIÇARSLAN