You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Çoğaltarak tevhitleşme!

Çoğaltarak tevhitleşme!

Acemi Üye
Çoğaltarak tevhitleşme!
Çok soru çok düşünce sonunda birlemeye ve hakikate yoldur.
İlahsız yaşam mı? Kafamızda bulunan ilahı bulmak mı? Yoksa bulunduğu bilinen şartları konulsa da bireyin anlayacağı ilahı anlaması ile düşüncelerimizle Tanrısallığın fikirlerimizin neresindeyiz. İlahın varlığı tekliği çokluğu özellikleri İnsanın idraki ile var olması, var olmanın düşlediği algıladığı mevcut olanların varlığı olduğunu kabulüdür. Tanrının var olması insanın yarattığı" inanç yönünden" çıkarsal kazanım olarak görünmektedir. İnanılan tanrı için İnsanın varlığıda Tanrı için kazanım sayılmaz. Varlık manasında(insan)olmasaydı tanrı olmazdı. Tanrıyı ilah yapan insanın bizzat kendisidir. İnsanlık tarihi bunun kanıtıdır. Tanrının ortaya koyduğu din veya dinler var ise (yoksa) bu kadar tarihsel süreç içerisinde acı ve o kadarda bir birleri ile çelişip düzensizliği ortaya çıkarmıştır. Kazanımlar kayıplar(dinlere-mezhepler) gerçekçiliği ile her şeye hakkı ile bilen yapan hüküm sahip olması nasıl bir ilah veya ilah olmanın değerlerini düşünmemize sebep olmaktadır. Zaman içerisinde değişime uğrayan varlıkların yaşamı bilinen dinler değişimi ile dini kurallarda reform olması şartı tanrısal evrensel bir yapıyı yüceliğini sarsıp ayakları altına aldırmak olarak karşımıza çıkmaktadır. Öğleki bu düşünce doğruluğu tartışılmayan ve şüphe edilemeyecek kadar doğru olan gerçeklik olarak karşımıza dikilmektedir. Böylelikle taşları yerine koydukça "kendini "bil-mek ile başlamak doğru bir yaklaşım sayılamaktadır.
Bu önermeler dogmacılar belirli sebepler ve inanç esaslarını kullanarak halkı kelepçelemişlerdir. Kendi yaptıkları aslı değiştirmediği gerçekçiliğini ortaya koyduğunu sorgulayan aklıselimler tarafından bu kuramların ve bu dogmacıların vaziyeti açıktır. Kadim inanç ve tarihi adımları insanlığın geldiği merkez ile ilintili olduğunu gerçektir. Her halk çeşitli nedenlerden dolayı pratik olarak düşüncelerini geliştirmiş etkilemiş etkilenmiştir. Çok Tanrıcılık hava denizgüzellik sağlık rüzgâr ateş tanrılarının başını çeken ve ilahlaştırılarak insanın varamadığı en son dağda ikame olan Zeus(baş tanrı)yerini tüm tanrılar atılıp tanrı ve Tanrıcılara yüklenen mistik doğa üste güçler kabulü tek tanrıda birleştirilmiştir. Bu işin gerek sosyal gerek felsefik veya günümüzde ateist yönü ifadesi olarak bakılmaktadır. Diğer yandan Deizm düşüncesinde ise DİN kuralları getiren ile belli ilk kuralı koyup karışmayan veya karışamayan (büyük kuralları koyupta karışamamak neden karışmadığı tartışılması gerektiği ortaya çıkar) nitelendirilse de değişen âlemde insanın matematiksel kuralları müdahale olduğunda bu değişimleri deizmle açıklayamayız. İnsanın ilk varlığı ilk düşüncesi bir müdahale olmasaydı değişmez aynı kalırdı. İnsanlığın ve âlemin günümüz gelişi zaman kavramıyla bir gerçekte görünen anlamazlar için görünmeyen kurulmuş kurallar bütünü ile doludur. Ne acıdan bakarsak bakalım öze inince bir yerdemüdahale edildiği açıkı seçik karşılaşıyoruz.
Eğer Tanrı var ise, ben onu bilmeyi istiyor muyum?Başka soruda tanrı ihtiyacını neden ortaya çıkartığım.?Bu düşünceyi var eden var düşünce hangisidir.Olmayan düşünceyi bu yollada varlığı düşünme olamadığından.Bu düşünceyi var eden vardır.İşin özü sözüde bu cevabın içinde gizlidir.
Burada Batin-ilikte anasır erba dört ünsurun var olan herşeyi birbirleriyle değiştirdiği.Halden hale soktuğu değişikliği görmekteyiz.Toprak su ererji(aslı ateş)hava(gazlar ve halleri)bizi ve tüm bizlerin gerçekliğini ortaya koymaktadır.Bunların birinin olmaması varlığın olmamasıdır.Bu dört unsur değişik şekil ve oluşlarda mutlak süret ile var olandır.Bu dört anasır erbayı var eder var düşüncesidir.Böyleliklede vark akstı dört unsurrdu tekamül etmiş olduğunu görür ve kutsallar.Bu varda insanın varlığının ismidir.Ateş(ererji-akıl-devamında gerçek ruh)Ateş uçucu yükselicidir (akıl bilgilendikçe kendi tanır ruhsal öze dönüş başlar öğleki önünde ne varsa kaplar kendisi yapar.özün özü)bunla beraber havada böyledir.Yükselmeyi ifade ettiği gibi mistik manalarıda incelemek gerekmektedir diğer yandan toprak ve su ise bunların tersidir.Yükselmez bizzat aşşağıdadır.zıtlık teorisi ile anasır erbaanın karşısınada iç zıtlık konulmuştur.ıslaklık sıcaklık kuruluk soğukluk iç içe geçmiş iki karenin 8 gen yıldız meydana geleçek şekilde örtülmesi ile ifade edilmiştir.U zunca bir düşünce ve idrak etme konusudur.

Çeşitli konuları bilgileri görüş ve muhtelif düşünceleri belli belirsiz nedenlerden ötürü fikri fiili yaşam felsefesi edinenler varlıklarını devam ettirebilmek adına zaman içindeı kendi ve aşamalırı geçenlerin bilmesi karşılığında din ve inançlar içerisinde (sır-ı hikmet) gizlenmişlerdir.Sembölleri rakamları harflerin şekillerin arkasında gizlenerek kamufule edip inanclarını düşüncelerini yaşatmıştırlar.İnadıkları değer doğrultusunda çoğu kez mazlumu tutup yüceltmişler uluhiyet (tanrısallık)kazandırmışlardır.Kazandırılan bu mistik yapı isim olarak o zatı versede asıl amacda burada farklılık arz ederek ilerlemiştir.Bunu Her kişi görememiştir aklı başında dogmalarını bırakan fert bu batın-ilik yolunda ançak ilerleye bilir.3ler5ler 7ler 40 lar tarih boyunca görmek mümkündür tarih bilgisi olan bunları açık ve net şekilde görür.Manalarını kavramaya başlar lakin başlamak için ön yargıdan ayrılıp ana üryan bakmanız gerekmektedir.

Tekrar konumuza geldiğinde...
Hakk tealanın bize ruh-u verdiğinden yola çıkarsak.’Küntü kenzen mahfiyyen feahbehtu li yüref’’-Ben bir gizli hazine idim bilnmekliği mi sevdim. Alemleri yarattım. Bilinmek istemesi sorusu üzerinde bir iki satır durmamız gerekmektedir.
Bilinmemek istemek benlik mi neden bilinmek istenilsin buna ihtiyaç varmıdır .Böyle bir ihtiyaç varsa ilah olma vasfı nerede?Kendi ruhu kendini tanıması kendi kendine ne gibi bir faydası vardır?Böyle bir tanımlama nasıl olur.Kendi varlığına sağlayacağı nedir.Bu soruları semavi dinler içerisinde olduğumuzu farz sayarak soralım yanıt olarak ne almaktayız.
Semavi dinlerde Allah iplisi (şeytani) var ettiği varlığı insandan dolayı aforoz etmiştir.İlk bakış anlatılan ve bilinenler bu eksende.Lakin öz ve hakkın büyüklüğünü idrak ettiği var sayılan iplisin karşı çıkışı vizyon gereği olmalı.Tanrı iplisi bir elek olarak kullandı ise elekten geçenler(iblis)iplisi elekten geçmeyenler ise uluhiyetli oluyordu.Burada iblise büyük bir görev verildiği kesin.Tanrı vardır karşısında tanrı yoktur diyen iblis.Savaş başlamadın bitmiştir aslında.

Bu konuda çok sayıda makale var konu semavi yönden anlarsak. Hayyul Kayyul görünür ki bu manada Hint inancıda hakikatin hakikati, Farsça manada özün özü, varlığın varlığı. Hakikati aleme sığdıramayan ve gerçeğinin kendi gönlü idraki aklı iradesine sığdıran bir yapıyı görüyoruz. Soru çok önemli olan soruları soran düşüncenin düşlediği doğru/yanlış fikri nereye götürebildiğimiz


İnsan, en güzel bir biçimde yaratılmıştır (Ahsen-i takvim). Ancak daha sonra ilahi Prototipinden (ilk örnek) ayrıldı ve uzaklaştı, aşağıların aşağısı (esfeles safilin) oldu. İnsan bu bakımdan içinde hem bir mükemmellik ilkesi barındırır, hem de kopuşla birlikte başlayabilecek bir bozulma
Küllişeyin halikun illa vechehu-Her şey helak(tükenir) Allahın zatı ebediyen durur. Zatı bakidir”. (Kasas-88)



Ebu Said-i Hudri nin nakletmiş olduğu bir hadiste:

“İmanlıların alameti akıldır. Onun aklı ne kadarsa ibadeti de o kadardır ”ve ”Bir zerrecik akıl. Oruçtan da, namazdan da iyidir” demiştir.

Hatta dini kitapların aktarımında resulün eşi ayşenin bir sorusuna karşı da. Peygamber insanın dünyada olduğu gibi ahrette ki yerinin(derecesinin) aklının başarısı kadar olduğunu bildirmiştir.(bu da ayrı tartışılacak konu)


sahabelerden bir grup Hz.Nebiye gelerek şöyle derlerdi içimizde öyle şeyler hissediyoruz ki herhangi birimiz bunu söylemeyi bile günah sayar. Allah resulu “Gerçekten böyle bir şey hissettiniz mi?” Diye sorduğunda onlar”Evet” diye cevap verdiler.Bunun üzerine Allah resulu “Bu imanın ta kendisidir”buyurur.

(Buhari imamn 211-Müslim iman 132)

Zümeyl ibn Abbas’a zihnime bir şey geliyor acaba nedir? Diye sorar.İbn Abbas “o halde nedir açıkla?”deyince “Vallahi söyliyemem” der İbn Abbas “Şüphe kabilinde bir şeymi?”dediğinde Ebu Zümeyl güler.Bunun üzerine İbn Abbas demiştir ki,”Hiç kimse bundan kurtulamamıştır.(Ebu davud edep.109)

Hz.Resul söyle demiştir ,”insanlar birbirlerine sorup duracaklar ve diyeçekler ki Allah bu varlıkları yarattı,peki Allahı kim yarattı?Böyle bir şey aklına gelen hemen Allah’a inandım desin

(Müslim iman 134-Ebu davud edep 109)

Hz. resul akıl ile iman arasında çok kuvvetli bir ilişki olduğunu görmüştür. Buradan akla ters olan dogmalara inanmayın demektedir. Muhammed, Ali anlayışında veliler aydın din adamları, önceleri de forumlarda bazı konularda belirttiğim gibi Cebrail sözcüğü külli anlamda akıl manasında kullanılmıştır.
Akıl Hıristiyanlar içinde çok önem arz ediyordu. Akinalı Saint Thomas, lütuf olgusundan hariç, özgür bilgi pınarı olan İlahi bir güç tarafından gönderildiğine inanılan parlaklık her şeyin sahibi aklı her şeyden üstün tutmuştur.

Kuranda aklı açılımları olan anlatımlara övgüler yağdırılmıştır. 217 bilim,18 bilme(irfan)17 ayet bilgelik,185 ayete yakın kitaptan,179 ayet net olarak hak ve batıldan,63 ayette net olarak iradeden bahsetmektedir.

Mollaları islamın yozlaşmasında akıllarını islamın özüne yakışan değil de aykırı kullanmamaları Muhammediyeliği kendine yakışan çizgiden çıkarmışlardır.
Resule büyü olayında felak ve nas süresinin indiğini, ben-i esed kabilesinden birinin nazarı değdiği için Hz.Muhammedin ayakları titremeye başlayınca kalem süresi 51 ayetin inmiş olduğu vb buna benzer nerdeyse gerçek vahyi dinin yarısından çok din olan bu saçma özden ve Allah .bildirdiğinden aykırı hurafeler İslam olmuştur.

Ne yazık ki bilimsel olmayan temele dayanmayan bu anlatımlar yüzyıllarca çeşitli nedenlerden dolayı medreselerde uydurma rivayetler ve tevillerle desteklenerel ve destek görerek ilahiyat akademilerinde yerini bulmuştur.

Sözde unvan alan bilim adamları geçmişteki gibi türemiş yurt okulları, aile ve yetiştiği toplum dogmalarına karşı gelemeyen akademisyenler dolmuştur. Buda gerçek akılcı muhammediyelikten ayrı bir çizgidir. Ama ne gariptir ki sözde molla din adamları ve molla bilim aydınları geçmişte yapılan hatalara devam ederek bilimselliği hakikat vactinden ayırmıştır.Erksel önermelerle yeni farklı geçmiştende yitirilenleri alarak yeni mistiklere inançlara birleştirmek için ellerinden gelen oyunu düzeni yalanı dolanı baskıyı kullanmaktadırlar olanda yine aklı emreden gerçek çoşkuyu vurgulayan Muhammediliğe olmaktadır.
Paradoks yaşayan ve beslenen Hakk karşıtı dogma guruh Güçlendikçe Muhammedin dini her gün daha yok olmaya mahkûm olacaktır. sonuçta bu dogmacıların inandığı bir hadiste tüm evrenin Müslüman olacağı ama içlerinde imam sahibi olmayacağı benzer hadisleri rivayet ettiklerini biliyoruz. Biz biliyoruz da onlar neden bunları bilmiyor.Bilmemezlikten geliyor.Hadis diyorlarsa bu yönde yüzlerce hadis aktarım var…

Birileri kendini başka üzüm taneleri ile şarapları yudumlayıp kadın göbeğinde uyanırken kimileri koyunların ortasında soğuk dağ köşelerinde gözlerini açar..
Bu yalnızlık ve düşünce bir ötekileşmeyi öteki olmayı rıza alıp ile rızasını almayanların arasında bir kavganın başlangıcıdır.Aklında dinin de amacı mutlu çoğunluğu meydana getirmektir.
şu anda egemen olan Kendi öz çıkarları gereği alt sınıflara işçi-köylu (mazlum emekçi)sınıfının gelişmesini köstekleyen ve halkın yararına yasal olarak arıstokratları denetleyebileçek olan bütün yasaları engelleyen kendi eline alan burjivazi,halkın önüne pir parca sahte mutluluklarla ekrarlarda önüne hacı hoca din ve emperyal yalanlarını koymaktadır.Böylelikle işi ehlinde olması hükmu “ulu-l emr” çiğnemmiştir.Bu Çiğnemeye karşı tarihte birlik olmanın Hüseyni olmanın dinin ve aklın ürünüdür.

Sözde din ve akıl elbisesi giyenler nefislerine yenik düşerek hakk cemali olan insana hizmettense kendisine hizmet edecek az bucuk para ile karnı doyan hadisle hoca ile yalanla dolanla gecelerini cennete gideçek masallarıyla süsleyen anlatımlar sayesinde boyun bükeçek topluluklar yaratmışlardır.
Topluluğu “OKU” emrine uymayan müslümanlardan iman sahibi insan çıkmamaktadır. yüzyıllardır kurdukları yanlışlarla çıkarlarla İslam ve insanlık elbisesi işine taraflarına hurafelerle göre giymişlerdir.
Doğru iblisten uzak gerçek iman sahipleri rızayı ve hakk anlayışını bilerek yarın yanğıdan gayri elindekini paylaşır.Çünkü o Ensar ile Muhacir-in ilişkisini bilir.Hakkın gerçekte ne istediğini bilerek Hüseyni olur.Kerbeladan maraşa çoruma sivas’a kadar bunu hep bildi.Bundandır ki Hakkın cemalini ademde gördü.Hakk nikabı mutlu çoğunluğu eşitliği hümanistliği getirdiğini bilir.Bunun karşısında emperyallerin makam mevki yanlış din elbisesi giyenlerin iblis sıfatına bürünenlerin olduğunu bilir.

Sokrat, "sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez" der. Bilinçli insan doğaya, ne, neden, niçin, nasıl sorularıyla yaklaşmaya başlamıştır. Felsefe ve bilim bu suallerin karşılığıdır. Aristoteles “bilimin amacı olayların niçin meydana geldiklerini açıklamaktır” der. Doğru soruları ele alacak olan mantık zaman içindeki tecrübeler ile karşılaşılan olumsuzlukları/olumlulukları eleyerek varılması istenilen gerçeğe/yalana kendini çıkarır. Bu çıkarışta gelen diğer etkenler, etkenlerle birlikte ele alınan mevzunun mantık etkeni ve edilgenleriyle birlikte sonuca bakılarak neticeyi belirlemek isimlendirmek önemli bir mevzu ve devamında geliştirilmeye hazır yeni bir kaynak alanı oluşturmuş olunur.

İnsan doğruyu aramak araştırmak zorundadır. Doğru olmak hakiki olmanın zorunlu bir koşuludur. Daha açık bir ifade ile söylersek; “doğru olmayan hakiki olamaz”.Çünkü mantık kuralları ve yasaları da son çözümlemede nesnel(TARAFSIZ) gerçeklikten yansır ve mantıksal doğru düşünsel işlemlerin mantık kurallarında yansıyan nesnel(OBJEKTİF) gerçekliğin belirli ilişkilerine uygunluğudur. Bu uygunluk bize doğruyu saptamamıza yarar.
Doğruları ararken birer çelişmeler ürünü olarak bir devinim ile varlığımızı devam ettirmekteyiz. Her var oluşun kendisinde bir çelişmeler vardır. Bunu düşündüren bizim çelişmelerimiz ve aklın mantıksal yön bulamayışı ve faktörlerden yararlanmamasıdır.


her sendika kör oğlunun sözu olan ferman padışahın o vakit dağlar bizimdir ilkesini bu gün nasıl yerine getire biliyor.Yalnızlaştırılan emek platformrı ağrı dağı gibi kalıyor Yanlız yoksun yetim kar boron olmuş başı fırtınalı yönü yöntemi kaybolmuş kutup yıldızı ndan bile yoksun kalmış.Ne mi olmuş ahmakca sınıf altı politize olmuş çıkarların siyaset kazanında timsahların paylaştığı ceylanı belenip kendi yok oluşunu görerek seyrediyorlar.Çünkü artık yükseklere çıkıp yarın yanağından gayri her şey paylaşalım sözlerde dillerde kalıp unutulmuş gitmiş.Zartla zurtla bu gemi yürümeyeçek.
Nerde akıl nerede din nerede İnfak…

İthal mal getir iki vida tak ihrac yaptım demek doğrumudur.Kimsesizlerin kimi olmak nerede. Cari açık oranları açıklanırken halen mutluyuz demek doğru olabilir mi?

Hz.İmâm hüseyin hutbelerinde;
“Zâlimlerin her tarafı tuttuğunu, Müslümanların onlara âdetâ kul-köle kesildiklerini, îmansız kişilerin iş başına geçtiklerini, inananlara acımadıklarını, zayıflara şiddetli davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allah’ın kendilerine ululuk ihsân ettiği kişilerin sustuklarını, bu yüzden gazaba uğramaları ihtimâlinin pek kuvvetli olduğunu anlatmışlar” ve hutbenin sonunda;


“Ey halk, bize yardım etmezseniz, hakkımızda insâfa gelmezseniz, zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu söndürürler. «Allah bize yeter ve ona dayandık, ona yöneldik ve varıp gideceğimiz onun kapısıdır. (Âli İmran 173. âyet)”

Kuru kuruya inanmak iman değildir.Bunu böyle öğretenler çıkarcılardır.Sorgulayın düşünün ve öğle karar verin.Herkes akıl taşır.Tek kaynak olan ilahi kaynak ve onun ehlibeyitidir.Bundandır ki yeni unvanlı makamlı herkesin dediği doğrudur demeyin.Millet çıkarları uğruna susmakta ve oku emrini yerine getirmeyen halkta kendine gelmezse Allah o toplumu değiştirmez.
Alkolden çok asgari üçretle insan çalıştırma insanların hakkını emeğini sömürme en büyük günahtır.Alkol haramdır.Günah ise farklıdır.Heleki kul hakkı devletin bir parca çöpü..
Allahım sen bizi imam edenlerden kıl(akıl-bilim ve insanlık)
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.