You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER

CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER

Kayıtsız
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER
MÜRŞİD-İ KAMİL ve ÖZELLİKLERİ

Âlimlerin örfüne göre, bütün ilim sahipleri kendi meslek alanlarinda derecelere tabi tutulmuslardir. Her biri Allah'a davet makami sayilan bu ulvi meslek, gerek ayet ve gerekse hadislerde övülmüs bir meslek olup, Peygamberligin subesi niteliginde ele alinmistir. Bundan maksat, Peygamberlerle Âlimlerin mesleklerinin ayni oldugudur. Ancak aralarinda tek fark, derece ve rütbe farkidir. Bunu böylece ortaya koyduktan sonra, Tasavvuf mesleginde Âlimler, Serzakir, Halife, Seyh, Üstad, Mürsid, Mürsid-i Kamil, Pir gibi kavramlarla tarif edilirler. Bu tarifler de seviyeye göre yapilan bir derecelendirme tasnifidir.

Mürsid-i Kamil zât o kimsedir ki, Ilme'l-Yakin'den, Ayne'l-Yakine, Ayne'l-Yakin'den Hakka'l-Yakine vasil olan, Cenab-i Zül celal Hazretlerinin zâtinda degil, sifatlarinda Fani olan, Rasulullah (sav) Efendimiz tarafindan da kendisine hil'at giydirilen, basina taç konulan, insanligi irsad etmek için manen görev verilen kimsedir. Kamil bir Mürsid, Velayet yahut Veraset nuruyla nurlanmistir. Bu sebepten ötürü “Varis-i Nebi” Makami ile sereflendikleri için, sekline, suretine seytanin giremedigi seçilmis zâtlardir.

Mürsidi Kamil, insanlari Allah-ü Teâlâ'ya vuslat etmek vazifesi olan ve Rasulullah Efendimize hakiki varis kilinmis kisidir. Böyle bir mürsid-i Kamil, yine üstadi olan baska bir mürsidi kâmil tarafindan yetistirilir ve bu üsdatlar silsilesi ta Rasulullah (sav) Efendimize kadar uzanir.

Her Mürsidi Kamil manevi olarak icazet alir. Mana âleminde Rasulullah (sav) tarafindan vazife ve icazet verildikten sonra, Rabbimiz ilmi ledünden onun kalbine akitir. Böylece Mürsidi Kamil, peygamber varisi olarak insanlarin nefis terbiyesine ve Allah'a vuslat bulmalarina vesile olur.

Mürsidi Kamil olan zâtlar, Hem zahir, hem de batin olarak Rasûlullah (sav) Efendimizin tamamen varisidirler. Mana âleminde icazetlerini Rasûlullah (sav) mühürlediginden bu zâtlar, mahfuzdurlar, yani hifz olunurlar.

Rasulullah (sav) Efendimizin:

“Âlimler peygamberlerin varisleridir”

“Benim ümmetimin âlimleri Israil ogullarinin peygamberleri gibidir .”(Aclûnî, Kesfü'l-Hafâ) buyurdugu zümre Mürsidi Kamillerdir.

Üstadimiz, sultanimiz, asrimizin manâ günesi Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.leri Kamil bir zâtin mühim özelliklerinden bahsederken yine söyle buyurdular;

Mürsidi Kamil olan zâtlar kabirde çürümezler, Mürsidi Kamil olan zâtlardan bazilari, Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin Cemal sifatina mazhar olurlar bazilari da Celal sifatina mazhar olurlar. Öyle ki Celal sifatina mazhar olan evliyanin kabirlerinin yerini dahi degistiremezler. Mürsidi Kamil zât kendisine müntesip olan kisinin son nefeste kelimeyi sahadet söylemesine, imanli gitmesine vesile olur, Rabbimiz bana vesile ile gelin buyuruyor. Allah(cc) ve Peygamberler(as) arasinda Cebrail (as) vesile oldu, Peygamber (as ) de Allah (cc) ile insanlar arasinda vesile oldu, Efendimiz (sav) Hadisi seriflerinde;

“ Muhammed'in nefsini elinde bulunduran Allah'a yemin olsun ki, hiç süphesiz, Allah'u Zülcelal'in en sevgili kullari; Allah'i kullarina, kullari da Allah'a sevdiren, yeryüzünde hayir ve nasihat için dolasanlardir” (Beyhaki) buyurmustur.”

Mürsidi Kamil olan bir zât Allah'in izni ile ve indi ilahiye deki degeri hürmetine dervislerine Ahirette üç türlü yardimi olur.

1. Sirat köprüsünde

2. Mahser yerinde

3. Peygamberimizin Livaül Hamd sancagina götürmek için vesile olur.

Efendimiz (sav) Hz.leri;

“ Benim ümmetimden çok büyük bir topluluga sefaat eden olacaktir. Yine benim ümmetimden bir kabileye sefaat eden olacaktir. Yine benim ümmetimden birkaç kisiye sefaat eden olacaktir. Taki(hepsi)cennete gireceklerdir .(Tâc) buyurmustur.

Üstadimiz Abdullah Baba Hz.leri devaminda söyle buyurdular;

Rasulullah Efendimiz (sav)bir Mürsidi Kamile görev verirken üç seyi de yaninda verir. Bir kamçi, bir kitap veya bir ayna verir, dervislerini gösterir, bir çanta içinde ameliyat aleti verir, eger sana tâbi olanlardan göz zinasi varsa gözünü ameliyat et, sehveti varsa sehvani arzusunu al buyurur ama o kisinin talip olmasi lazim, verilen reçeteleri yerine getirmesi lazimdir.

Hatirlatma; Üstadimizin burada bahsettigi malzemeler dünya aletlerine benzemez insanlar tarafindan anlasilsin diye bu ifadeler kullanilmistir, keyfiyeti ehline malumdur

Üstadimiz Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.leri burada bir Kamil Mürsidin mana ikliminde nasil bir liyakat elde ettigini kendi tecrübesi ile ortaya koymus bulunuyorlar. Mürsid; kendisi ilim ve amel bütünlügü içerisinde sahsi olgunluga eristigi gibi, halki da bu minval üzere egitip yetistiren kimse demektir. Mürsidlik makami, hakikatte Allah'a davet makamidir. Mürsid; Allah'a davet hususunda Peygamberlerin varisi durumundadir. Mürsidler, Peygamberlerin sundugu bu Ilahi mesajlari Ser'i ölçülere göre yorumlayan kimselerdir. Nitekim böylesi zâtlarin sürekli var olacagi, Kur'an'da su ayetle belirtilir:

“ Bizim yarattiklarimizdan öyle bir Ümmet vardir ki, bunlar, daima Hak'ka ileten ve Adaleti Hak ile yerine getiren kimsedirler .” ( A'raf /181)

Mürsid-i Kamillerin bir baska özelligi de Kalp mütehassisi olmalaridir. Üstadimiz bu konuda buyurdu ki:

“Mürsid-i Kamil olan zâtlarin dervislerinden hal ehli olan olursa, o dervis kalpten anlarsa, dünyanin neresinde olursa olsun dervisi ile kalben konusur. Kalpten anlamayan olursa, ona da lisanen konusur. Her ikisinde de konusma yetkisi vardir. Sükût ettigi halde, basireti olan, hali anlayan, nerede dervisi varsa, maneviyati varsa, onunla görüsür, sorusuna cevap verir. Anlamiyorsa lisanen söyler bu da kulaga hitab eder.”

Allah-ü Teâlâ'nin bu zâtlara ihsan ettigi sayisiz nimetlerden biri de budur. Abdülaziz Debbag Hazretleri, Ahmed b. Mübarek Hazretlerine: “Seni günde bes yüz defa gönlümde hatirlamazsam, Allah katinda dereceden düserim” der. Ahmed b. Mübarek de: “Üstadimiz bize öyle yakin olurdu ki, bazi zaman O'nun mübarek nefesini yanimda hissederdim” demektedir. Demek ki Velilerde bu haller vardir. Bundan sonra buyurdu ki:

“Mürsid-i Kamil olan bir zâtin dervisleri ayri ayri ülkelerde, sehirlerde, köylerde, kasabalarda olursa olsun, eger sikintiya düsseler veya sekerat halinde olsalar dahi, Allah'in izni ile o dervislerinin hepsine ayni anda yetisebilecek maneviyati vardir.”

Mürsid-i Kamil zâtlarin mühim özelliklerinden biri de, Allah'in izni ile Allah'in kullarina manen yardimci olmalaridir. Esasen onlarin sahsinda zuhur eden bu hadisenin yaraticisi Allah'tir. Ancak Rabbimiz onlari bu konuda vasita kilmis olmaktadir. Burada asil olan, Allah'in merhametidir. Allah-ü Teâlâ kullarina merhameti ile muamele etmek ister. Bunun için de, salih kullarinin muhabbet ettiklerine, Allah (cc) da muhabbet eder.

Mürsidi Kamil olan zâtlarin bir baska özelligi de her yaptiklari isi manevi müsaade ile yapmalaridir. Zira Onlar yeryüzünde Hakkin görünen yüzüdür. Allah-ü Teâlâ Hz.leri bu kullarini muhafaza eder ikaz eder.

Müslümanlar asirlardir yol gösterici Mürsidlerin rehberligi ile Dinlerini yasama ve yasatmaya gayret etmislerdir. Zira geçmis ümmetler bu esasa riayet edemedikleri için Dinlerini tahrif edenlere mani olamamislardir. Ama bu Ümmet, Din büyüklerine duyduklari güven sayesinde, her seye ragmen dinlerini ayakta tutabilmektedirler.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Kayıtsız
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
Cvp: CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER
Kulun yüksek makamlara erişmesi, ancak şu iki şeyden birisi ile mümkün olur: Ya İlahi bir cezbe, ya da Sadıklardan olan şeyhlerden birinin elinde sülûk etmekledir. Hususi bir cezbe herkes için söz konusu olmayabilir. Fakat diğeri için bir engel yoktur. Bir Mürşid-i Kamil’in elini tutup hizmetine girildiği, emirleri tutulup canla, başla çalışılmaya başlandığı zaman, salik, sanki annesinden yeni doğmuş gibi olur. Artık Mürşidi onun manevi babası ve terbiyecisidir. Allah’a giden yolda yegâne vasıtadır.

Tasavvuf yolunun büyükleri, Allah’a giden yolda kendisine yol gösterecek, rehberlik edecek şeyhin, Allah’ın kapılarından bir kapı olduğuna işaret etmişlerdir. Bu yola giren bir kimsenin, şeyhini böyle görmesi, müridliğin ilk basamağıdır demişlerdir. (Adab) İmam-ı Şa’rani’den yapılan bir açıklamaya göre; “Ehl-i tarik, insanı Allah’ın huzuruna kalb huzuru ile çıkmaktan men eden kötü sıfatlardan temizlenmeye irşad edecek bir mürşid-i kâmile intisab etmenin mutlaka zaruri olduğunda icma ve ittifak etmişlerdir” diye bildirilmiştir. (Adab)

Rabbimiz (cc) buyurur ki:

“Dikkat ediniz! Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar” (Yunus /62)

Öyleyse, kendini boş şeylerle oyalama. Bu yolun yol kesicilerine takılarak, gerçek saâdetten mahrum olma. Bilgisi kendisine fayda sağlamayan, İslam’ın edeb kültüründen mahrum ve nasipsiz kimselerin telkinleri seni oyalamasın. Faziletine inandığın bir mürşidin himmetine erişmek için acele etmelisin.

Peygamberler ile (Allah cümlesine salât etsin) Evliyaullah’ın meslekleri aynıdır. Aralarındaki tek fark, Peygamberlerin ihtisas sahibi olmaları, delil ve hüccet getirmede mucizeye kadir olmaları ile Evliyaullah’ın onlara bağlı bulunmalarıdır. Nasıl ki peygamberlerin yolunu kesen yol kesiciler varsa, Allah dostlarının kapısına giden yolu kesenler de eksik olmayacaktır. Mevlana Halid el-Bağdadi (ks) der ki:

“Kalb ehli tarafından gözetilmek isterseniz, inkâr ehlinin sözlerine kulak asmayınız. Allah (cc)’un bir kulundan yüz çevirdiğinin alametlerinden biri de, O kulun velilerin haysiyet ve şereflerine dil uzatmasıdır. Bu söz büyüklerin kelamıdır. Kim velilerin aleyhinde konuşulan sözlere kulak verirse, o da onlardan sayılır.”

Yeryüzü kıyamete kadar Allah’ın evliyası ile şereflenecektir. Evliya Velinin çoğuludur. Veli ise, araya isyan karışmamak üzere taatı devam eden kimsedir. Bir başka manada ise Veli, kendisine Allah’ın ihsanı aralıksız olarak devam eden kimsedir. Bir kimsenin hakikatte Veli olabilmesi için, bu iki vasfın gerçekleşmesi lazımdır. Peygamber nasıl masum ise, Velinin de Allah tarafından korunmuş olması lazımdır. (Reddü’l-Muhtar )

Mürşid-i kâmil olan zâtlar hakkında söylenmesi gereken söz; onların vasıflarının Allah Teâlâ’nın koruması altında olduğunu kabul etmektir.

Mürşid-i Kamiller Allah’ın yeryüzündeki eminidirler. Onlarla beraberlikte çok hayır ve bereket vardır.

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” (Tövbe/119)

Mürşid-i Kamiller kalp mütehassısıdırlar. Kötülüğü emreden nefsin hile ve desiselerine karşı geliştirdikleri metodla, kalpleri tamir etmede Allah onlara kabiliyet vermiştir. Sen, dinin emrettiği farzları, vacibleri ve diğer hususları, bir fıkıh âliminden alıp öğrenebilirsin. Mesela İslam akaidini bir kelam âliminden ya da İlm-i Kelama ait bir eserden öğrenebilirsin. Ama kalbinde oluşan fırtınaları, Kamil bir Mürşidin vereceği bir reçeteyle durdurabilirsin. Alimlerin ihtisas alanları değişik değişiktir. Nasıl ki kalp doktoru, ameliyat doktorunun sahasına karışmazsa, bilginler de, kendi ihtisas alanlarını aşan hususlara girmezler. Girmemelidirler. Çünkü bu Fizik ilmi değildir. Din ilmidir. Bu bakımdan, asrın getirdiği birtakım tereddütler, kalplerde olumsuz etkiler meydana getirmektedir. Bu tereddütleri gidermek için, mutlaka bir mürşide ihtiyaç vardır. Efendim böyle bir zamanda bunlara ne gerek var! Denilemez. Gerçek saâdete, ilim ve amel bütünlüğü ile ulaşılır. Bu bütünlük, kalpte gelişmedikçe, bedene tesiri olmaz. Öyleyse, vasıflarını belirttiğimiz Mürşid-i Kamillere giderek, bu ihtiyaç giderilmelidir.

Asrımızın mana sultanı yolumuzun ışığı Üstadımız Abdullah Baba (ks) Aziz Hz.leri Mürşidi Kâmile olan ihtiyacın önem ve ehemmiyeti hakkında şöyle buyurdular.

Bazı âlimler, ulemalar Kuran’a ve sünnete bağlı olduğu müddetçe ehli tasavvuf gibi yaşayanlarda da Cenabı-ı Zül celal Hazretlerinin evliyası olur, diyorlar evet doğrudur. Fakat bu nadirattandır. Tarikata girenler ile girmeyenlerin arasındaki fark dağdaki olan meyveyle bahçedeki olan meyvenin arasındaki fark gibidir, çünkü bahçede yetişen meyvenin bir bahçıvanı olur. Toprağını havalandırır, temizler gübresini atar suyunu verir, aşısını yapar. Çiçeklendiği zaman onun flitini verir, haşerelerden korur. Mümbit bir şey olur.

Ama diğer taraf da kendi başına zikreden, ne nefsi levvamede olduğunu bilir ne mülhimede olduğunu bilir. Oda meyvedir ama bu meyve kendiliğinden olur, sahibi olan meyve gibi olmaz. Doktoru olan hastayla doktoru olmayan hasta gibidir. Doktoru olan hasta ilaçlarla ameliyatla tedavi olur. Doktoru olmayan da sabır Allah sabır Allah der. O hastalığı çeker. Yinede Allah’a dost olur ama çeke çeke gider.

Mürşidi Kamile bağlı olan ise sıhhatli gider. Başka bir misal verecek olursak; nasıl devletin askeriyesi varsa nasıl orduda bir çavuşun, onbaşının, başına bir sıkıntı gelse bir tehlike olsa o ordunun generali hemen emir verir ve birden o sıkıntı çözülür. Sivilde ise kahvede birini öldürseler onun katilini bile bulamıyorlar. Niye, sahiplenen yok Değil mi. İşte Tarikata giren insanda manevi askerdir. Manevi askerinde bir arayanı olur. Maneviyat, evliyaullah da onları arar, onları kollar ve gelecek hadiseleri onlara bildirir ve uyarır aradaki fark budur.

Yunus Emre Hz.leri “Şeyhi Olmayanın Şeyhi Şeytandır” buyuruyor.

Bu sözün manası şudur. Müslüman eline bir mecmua alıyor, kalbin açılması için bin defa Ya Fettah çekeceksin ve yahut işinin olması için şu kadar esma çekeceksin diye okuyor. Bu arada ruhi sultani genişliyor ama bu seferde nefis ve şeytan daralıyor. Daraldığı içinde Allah’ın varlığına birliğine şek şüphe yaptırmaya başlıyor. Aklı fikrine, fikride kalbine diyor ve konuşmaya başlıyor. Şeytan ve cin bu insana musallat oluyor. Onun için insana bir rehber gerekiyor. Bizlere Fıkıh ilmi ile ışık tutan mezhep sahibi büyük imamlarımız dahi bu manevi ihtiyacın gerekliliğini anlamışlar.

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, Bu mübarek, Cafer-i Sadık Hz.lerine intisap etmiş ve şu sözleri söylemiştir:

Ömrümün son iki senesinde, Cafer-i Sadık Hazretlerine intisap etmeseydim, hüsrandaydım, buyurmuştur. Buradaki, hüsran olmak manası, yanlış anlaşılmasın, ahiretini kaybetmiş anlamında değildir. Ancak buna şu şekilde bir örnek verebiliriz.

Nasıl ki, askeriyede, bir asteğmen, albaylığa kadar yükselebiliyor, ondan sonra general olabilmesi için kurmaylık sınavına girmesi gerekir. Yoksa general olamaz, albaylıktan emekli olur. Aynı bunun gibi, maneviyatta da, erinden generalliğe kadar gidilir. İşte manevi general olabilmek için, Allah’a vuslat bulmak için, illaki bir gönül dostu, bir mürebbi şarttır. İşte, İmam-ı Azam Hazretleri de, bir gönül dostu olan, Cafer-i Sadık Hazretlerine intisap edip, tabi olmuş. Kendisine manevi haller, keşif ve kerametler verilmiş, o neşe ve muhabbet ile Hakk’a âşık olmuştur. O’na, dost, Muhammed-il Mustafa’ya yar olmuştur. Kendisi bu güzellik ve hakikati, ancak Cafer-i Sadık Hazretlerine intisap ettikten sonra, ona tabi olduktan sonra, yakalamış ve onun için bu aşk ve vecd halinden uzak geçen ömrünü, hüsrana uğramış olarak nitelendirmiştir.

Aynı şekilde, yine, mezhep sahibi olan, İmam-ı Şafi Hazretleri ve İmam-ı Ahmet bin Hanbel-i Hazretleri de, Ümmi bir zât olan, Şeyban-i Rai (ks) Hazretlerine müntesip olmuşlardır.

Yine büyük Âlim ve Müfessir olan İmam Şarani Hz.leri de Ümmi bir zât olan Ali Havas (ks) Hz.lerine intisap etmiştir. Hem Mezhep imamlarımız da, hem de diğer büyük ilim sahibi imamlarımızda da tarikat’a suluk edenler çoktur. Çünkü Tarikat Şeriat’tan ayrı bir şey değildir. Beraberlerdir.

Hakikate ve marifetullah’a ulaşabilmek için ancak gerçek bir Mürşidi Kâmilin terbiyesinden geçmek gerektir.

Peygamber Aleyhiselatü Vesselam Efendimizin gerçek varisi olan Mürşidi Kamil zatların gönlünün hududu olmaz.Zira onlar ezelin ve ebedin tek hakimi olan Allah Azze Ve Celle’nin sıfatlarında fani olmuş,Cenabı Hakkın “ Ben Dağlara taşlara engin denizlere sığmam,Mü’min kulumun gönlüne sığarım” sırrına mahzar olmuş Fena’dan Bekaya doğru gitmiş,Hakkın yer yüzündeki görünen yüzleridir.Onlar Kur’anı Kerimde ve Peygamber Efendimizin Hadis-i Şeriflerde meth-ü sena ettiği iftihar ettiği gönül tabibi Hak dostlarıdır.

İnsanı kâmilin gönlü hakkın âyinesidir. İnsanı kâmilin kalbinin genişliği haddü hasre gelmediği gibi vehim ve kıyasla da idrak olunmaz ancak zevkle anlaşılır. Hak Teala bizlere o zevki müyesser eylesin (Amîn.)
Bunu ilk beğenen sen ol.
Karmakarışıklaşmaktayım
RE: CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER
Bunlar beni de cennete götürür mü acep?
Zaten inancımız olmasa, var olmanın anlamı, anlamsızlıktan başka bir anlama gelir miydi?

Dünyada dost ister isen Hazreti Allah yeter,
Mürşid-i kâmil ister isen Hazreti Kur’an yeter,
Delil ister isen Hazreti Muhammed yeter,
Meşgul olmak ister isen ibadet yeter,
İbret almak ister isen ölüm yeter,
Bunlar da yetmez der isen Nâr-ı Cehennem yeter.

[Resim: ny4qc.gif]

Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER
yazıyı tam okumadım ama doğru bilinen bir yanlışı düzeltelim:
"“Benim ümmetimin âlimleri Israil ogullarinin peygamberleri gibidir .”(Aclûnî, Kesfü'l-Hafâ)"

Aclunî mezkur kitabını uydurma hadisleri toplayıp teşhir etmek amacıyla yazmıştır. doğruca okunursa bu hadislerin uydurma olduğunu aktardığı görülecektir. alimlere mutlak itaat diye bir şeyi ne Allah ne de Rasulü emretmiştir, aksine "Halık(yaratıcı)'ya isyanda mahluk(yaratılmış)'a itaat yoktur. İtaat maruf(iyilik)tedir." sözünü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem söylemiştir. bize yanlış sahabeden gelse dahi reddetmekle yükümlüyken sahabeden asırlar sonra çıkmış insanlara mutlak itaat ne demektir? Sahabe diyorum, ki sahabe bu ümmetin en hayırlı nesli idi. Biraz kendimize gelelim, Allahın emirlerini düşünelim ve neredeyiz görmeye çalışalım, Allah rızası için.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 28-04-2013, Saat:03:50 PM, Düzenleyen: karadamlalar.
General
RE: CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER
yazıya gelince, büyük imamların sofi şeyhlere tabi olduğunu iddia etmişler. şöyle diyeyim sizin anladığınız manada olan ve sizin anladığınız yola çağıran sofilere büyük ehli sünnet imamları adeta ateş püskürmüşlerdir. İmam Şafi(rh.a) sofilerle kırk gün oturanın aklı yerine gelmez demiştir. ehli sünneti gerçek manada anlamak istiyorsanız büyük imamların kitaplarına başvurun, aracı insanlar onları olmadıkları gibi gösterebiliyorlar.

yazıda şu aktarılmış:
"“Kalb ehli tarafından gözetilmek isterseniz, inkâr ehlinin sözlerine kulak asmayınız. Allah (cc)’un bir kulundan yüz çevirdiğinin alametlerinden biri de, O kulun velilerin haysiyet ve şereflerine dil uzatmasıdır. Bu söz büyüklerin kelamıdır. Kim velilerin aleyhinde konuşulan sözlere kulak verirse, o da onlardan sayılır.”"

Allahın velilerinin kim olduğuna dair kat'i bilgi var mıdır? Böyle bir bilgi ulaşmış mıdır? ayet ve hadis nerede geçiyor acaba "şu tarikatların mürşidleri haktır, onlara tabi olmak lazımdır" diye? Tamam Peygamberimizin hadislerinde sahabe ve onlardan sonraki 2 nesil övülmüş, hayırla anılmıştır. fakat onlardan başka kim var? Hangi bir tarikatın şeyhinin kuran ve sünnetten kendi veli olduğuna dair delili var? Rüya ile mi veli oluyor bunlar? Rüyaları ile şehirlerin sokaklarında yaşayan delilerden birkaçı da mehdi oluyor(!) haberiniz olsun.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 28-04-2013, Saat:03:53 PM, Düzenleyen: karadamlalar.
Karmakarışıklaşmaktayım
RE: CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER
Kardeşim bi de etrafta o kadar çok mübarek zat, hazret var ki, ben şaşırıyorum doğrusu. Önüne gelen bilmem ne hazretleri olmuş. Neymiş, vesile arayacakmışız. Yahu Kur'an'da defalarca demiyor mu, aracı edinmeyin, direk bana ulaşın, ben sizi görüyorum, duyuyorum diye. Bunların yaptıkları, cahiliye müşriklerinin yaptıklarından da fazladır.
Zaten inancımız olmasa, var olmanın anlamı, anlamsızlıktan başka bir anlama gelir miydi?

Dünyada dost ister isen Hazreti Allah yeter,
Mürşid-i kâmil ister isen Hazreti Kur’an yeter,
Delil ister isen Hazreti Muhammed yeter,
Meşgul olmak ister isen ibadet yeter,
İbret almak ister isen ölüm yeter,
Bunlar da yetmez der isen Nâr-ı Cehennem yeter.

[Resim: ny4qc.gif]

Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER
"vesile arayın" lafzından sonra o ayette cihad geçer. oysa tembel derviş zihniyetinde cihad oturup tesbih çekip göbek büyütmektir. fesubhanallah onlarca yıldır islam aleminin çektiği zulümleri böyle görmezden gelen pek çok tekke mücahidi(!) var Allah şerlerinden ümmeti korusun.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Karmakarışıklaşmaktayım
RE: CENNETE GÖTÜREN VESİLELER MÜRŞİD-İ KAMİL'LER
Maide 35 'ten bahsediyorsun değil mi kardeşim, başka yerde geçiyor mu vesile arayın lafzı?
Zaten inancımız olmasa, var olmanın anlamı, anlamsızlıktan başka bir anlama gelir miydi?

Dünyada dost ister isen Hazreti Allah yeter,
Mürşid-i kâmil ister isen Hazreti Kur’an yeter,
Delil ister isen Hazreti Muhammed yeter,
Meşgul olmak ister isen ibadet yeter,
İbret almak ister isen ölüm yeter,
Bunlar da yetmez der isen Nâr-ı Cehennem yeter.

[Resim: ny4qc.gif]

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.