You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
madem bu kadar zaman ihmal edilmiş. o zaman biz ekleyelim.
-----------

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

...Birden bir gürültü kotu yukarıda. Yukarı doğru baktıklarında bir kayanın hızla aşağı
doğru gelmekte olduğunu gördüler. Ve fakat kaçmaya fırsat bulamadan, kaya Meryem
ve Svetlana'nın arasından geçti ve iki rus askerini altına alarak metrelerce sürükledi.
Şaşkınlıkları geçince yaralıların olduğu yere koştular ama iki asker çoktan ölmüştü.
Karargâhı arayarak durumu bildirdiler. Karargâhtan gelen talimat morallerini bozma-
maları yönünde oldu. Ayrıca yolarına devam ederek görevi muhakkak ifa etmeleri istendi.
Meryem'in yanında görevli olan rus askerleri onu gideceği yere kadar götürüp geri gele-
ceklerdi. Tabi bu onların planıydı. Allah'ın planı ise elbetteki bambaşkaydı.
Bu olay Meryem'i derinden etkilemişti. Pekala o kayanın altında kendisi de kalabilirdi.
İlk defa ölümü düşündü. Öldüğü zaman neyle karşılaşacağını düşündü. İnsanlar ölünce
gerçekten yok mu oluyorlardı. Yoksa kendisine şimdiye kadar öğretildiği gibi ölüm bir
yokoluş muydu? Tabi ki Meryem bu soruların cevabını bilmiyordu. Bildiği tek şey, bu
yolculuğa çıktığından beri tuhaf duygular içerisinde olduğuydu. Şimdilik bu duruma bir
cevap bulamıyordu.

Bu Esnada Çeçen Karargahında

Komutan Mus'ab mücahitleri toplamıştı. Caharkale'deki rus karargahına bir baskın
düzenleyeceklerdi. Planın ayrıntıları üzerinde görüşüyorlardı.

Mus'ab:--Cemal sen iki kişi ile beraber doğu tarafından saldıracaksın. Ama ateş menziline
girmeyeceksiniz. Şerif sen de yanına iki kişi al ve batı tarafından karargaha ateş et. Ahmet
ile yanındakiler de güney yönünden saldıracaklar. Ben yanımdakilerle beraber karargahın
arkasından saldıracağız. Unutmayın siz sadece hedef şaşırtacaksınız. Ve kesinlikle kimse
ateş menziline girmeyecek. Anlaşıldı mı arkadaşlar?
Mücahidler bir ağızdan:--Anlaşıldı komutanım!

Mücahidler planladıkları gibi saldırıya geçtiler. Ruslar öğle uykusundaydı. Birden silah
sesleri gelince hepsi paniğe kapıldı hatta bu kargaşada birbirlerini vuran bile oldu. Onlar
durumu anlayana kadar Mus'ab ve yanındakiler ruslara öldürücü darbeyi vurmuştu bile.
Bilanço ağırdı:75 rus ölmüştü. 150 kadar da yaralı vardı. Bu yaralıların çoğunun durumu
ise ağırdı. Bu baskında mücahidler yüklü miktarda silah ve mühimmat da ele geçirmişti.
Mücahidlerin keyfine diyecek yoktu. Hep bir ağızdan "Allah-u Ekber" diye tekbir getiriyor-
lardı. Bu baskınlar rusları oldukça yıldırmıştı. Hemen hemen hepsi uyuşturucu kullanıyordu.
Ve bu da mücahidlerin işine yarıyordu.

Mus'ab:--Kardeşler! Alemlerin Rabbi olan Allah'a (cc) hamdolsun. Bu günümüz de epeyce
verimli geçti. Allah'ın (cc) yardımı olmasa kesinlikle onlarla başa çıkmamız mümkün değil.
Sakın ola ki Allah'ı (cc) hatırımızdan çıkarmayalım. Hendek ve Huneyn Gazvelerini unutma-
yın ki. Hendek Gazvesinde müslümanlar emre itaatsizlik ettiğinden yenildiler. Huneyn de
ise savaşın ilk bölümünde kendi güçlerine güvendiler ve mağlup olmakla yüz yüze geldi-
ler ama ikinci bölümde ise Allah'ı (cc) hatırladıkları ve O'na güvendikleri için galip geldiler.

Diğer Yandan Rus Kafilesi
Rus kafilesi yola çıkmıştı. Ufak tefek bazı aksiliklerin dışında herhangi bir problemle kar-
şılaşmamışlardı. Akşama doğru yine bir yerde konakladılar. Ama meydana gelen olay nedeni
ile bu sefer düzlük bir yerde konaklamışlardı. Akşam yemeğini yemişlerdi. Bir süre havadan
sudan ve başlarına gelen o olaydan bahsettikten sonra herkes........

DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU


BEŞİNCİ BÖLÜM


...Derin bir uykuya daldı. Epeyce meşakkatli bir yol katettikleri için nöbetçi hariç herkes
hemen uyudu. Hatta nöbetçi bile uykuya daldı. Nöbetçi olmak onlar için sadece hayatta
kalmak içindi ne de olsa. Ama müslüman için ise nöbetin apayrı bir yeri vardır. Müslüman
lar "Allah için nöbet tutan gözlere cehennem ateşinin haram kılınıdığını" çok iyi biliyorlardı.
Bu da müslüman ile kâfirler arasındaki başka bir fark.
Meryem uykuya daldıktan sonra acaip bir rüya gördü. Rüyasında ak sakallı bir adam ve
örtülü bir kadın herşeyin mükemmel olduğu, çeşit çeşit meyvelerin, pınarların, akarsuların
türlü türlü kuşların öttüğü bir yerde bulunuyor ve Meryem'i yanlarına çağırıyorlardı. Diğer
yanda ise İgor içinde ateş yanan bir kuyunun içerisinde bir taraftan cayır cayır yanıyor,
diğer yandan ise Meryem'in boğazına bir kement atmış onu da ateşe doğru sürüklüyordu.
Meryem İgor'un yanına gitmek istemiyor, o aksakallı adam ve kadından yardım istiyordu.
Ancak onlar: "Biz sana yardım etmeye memur değiliz, çünkü sen o ateşteki adamın emrinde-
sin ve onun dediklerini yapıyorsun. Şayet onun emirlerine karşı gelirsen sana yardım ede-
biliriz" diyorlardı. Meryem onlara kim olduklarını sorduğunda ise, onlar: "Biz senin,yıllar
önce ruslar tarafından ŞEHİD edilen anne ve babanız" dediler. Meryem bir yandan avaz
avaz bağırıyor, bir yandan da İgor'un yanına gitmemek için direniyordu. İgor'un içinde
olduğu çukura bir kaç adım kalmıştı ki.....

BEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
ALTINCI BÖLÜM


...birden ip koptu, Meryem geriye doğru düştü, İgor ise ateş çukuruna gömüldü, hem de
avaz avaz bağırarak. Meryem'in anne ve babası: "Kızım, sakın bu adamın dediklerini yapma,
bu sefer kurtuldun ama, bir dahaki sefere kurtulacağından emin değiliz. Hem hayat her zaman
ıfrsatlarla dolu değil."
Meryem bağırarak uyandı. Uykudakilerin hepsi yataktan fırladı. Silahlarına sarıldılar,
hepsi korkmuştu. Svetlana:" Ne oldu, ne var?" Meryem: "Yok bir şey, kabus gördüm, tamam
geçti," dedi.

Çeçen Karargâhında

Mücahidler mayın döşeme hazırlığı yapıyorlardı. Son günlerde rus karargâhına epeyce araç
gelip gidiyordu. Baskını haber almışlar ve buna misilleme yapma kararını vermişlerdi. Rusların
direncini kırmak gerekiyordu.

Komutan Mus'ab:--Yolun batı tarafını mayınlamamız gerekiyor, bunun için iki gönüllü lazım.
Hüseyin ve Ahmet:--Tamam komutanım, biz gönüllüyüz, zaten çoktandır sıranın bize gelmesi-
ni bekliyorduk. Emir buyurursanız hemen yola çıkmak istiyoruz.
Komutan Mus'ab:--Tamam çocuklar, hemen hazırlığınızı yapın ve sabah olmadan bu işi bitirin.

Mayın timi gerekli hazırlığı yaptı. Yanlarına yola döşeyecekleri patlayıcıları aldılar ve yola koyul-
dular. Mücahidlerin karargâhı dağlık bir bölgedeydi, rus karargâhı ise onlardan daha aşağıda ve düzlük bir yerdeydi. Çok dikkatli olmaları gerekiyordu. Ayrıca herhangibir aydınlatma aracı kullan-
ma imkanları da yoktu. En ufak bir işaret rusların dikkatini çekecek ve görevlerini yerine getireme-
ye bileceklerdi. Böyle bir lüksleri ise yoktu. Yanlarına dağdan aşağı inmelerine yardımcı olacak
gece görüş dürbünlerini aldılar. Bu dürbünleri rus karargâh baskınında ele geçirmişlerdi. Çok
işlerine yarıyordu. Dikkatli bir şekilde aşağıya inmeye başladılar, bir kaç yerde kayma tehlikesi
atlattılar ama ALLAH'ın yardımı sayesinde herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmadan düzlüğe in-
meyi başardılar. Rus karargâhının yakınından geçmeleri gerekiyordu ve çok dikkatli olmalıydılar.
Karargâhın yanında bir dere yatağı vardı. Kışın suyun dolu olduğu dere yazın kuruyordu. Dere
yatağına girdiler ve oradan yürümeye başladılar. Tam nöbetçi kulübesinin olduğu yere varmış-
lardı ki...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
YEDÝNCÝ BÖLÜM


...Bekçi kulübesinin yanýndan geçerken, kulübeden konuþma seslerinin geldiðini duydular.
Bu kötü bir durumdu. Þayet yakalanýrlarsa muhakkak çatýþmaya gireceklerdi, çatýþmaya
girmek ise patlayýcýnýn yerleþtirilememesi demekti. Çok zor bir durumdaydýlar. Yapacaklarý
tek þey nöbetçiyi býçakla etkisiz hale getirmekti. Hüseyin kulübeye yaklaþtý ve nöbetçinin
sýzdýðýný, o konuþma seslerinin uykusunda sayýklayan nöbetçiden geldiðini gördü ve rahat-
ladý. Nöbetçiyi haklamasýna gerek kalmamýþtý. Nöbetçiyi haklamak daha büyük bir riskti.
Çünkü devriye varsa nöbetçinin öldüðünü görecek ve hemen arama yapacaklardý. Hüseyin
geri döndü ve Ahmat'e durumu bildirdi. Hemen yollarýna devam ettiler. Epeyce bir müddet
sonra patlayýcýyý yerleþtirecekleri yere varmýþlardý. Vakit kaybetmeden derhal patlayýcýyý
yerleþtirdiler. Bu seferki patlayýcý hatýrý sayýlýr boyuttaydý. Düþmana epeyce zaiyat vere-
bileceklerdi. Son kontrolleri yaptýktan sonra geriye döndüler. Nöbetçi kulübesinin yanýndan
geçerken, nöbetçinin hâlâ uyumakta ve sayýklamakta olduðunu gördüler. Birbirlerine
bakýp gülümsediler. Bir ara nöbetçiyi haklamayý düþündülerse de sonradan bu fikirle-
rinden vazgeçtiler.Çünkü nöbetçi ölürse þayet,patlayýcýnýn yerleþtirildiðini tesbit etme
ihtimali de olabilirdi. Ve daðý týrmanmaya baþladýlar. Epeyce bir müddet sonra karargâh'a
vardýlarý. Komutana durumu anlattýlar. Komutan ikisine de teþekkür etti ve duada bulundu.
Artýk yapýlacak þey araçlarýn geçeceði uygun bir zamaný beklemek ve patlayýcýyý patlatmaktý.


Kafilede Son Durum

Ertesi gün kahvaltýdan sonra yola koyuldular. Baþýndan geçen olaylardan sonra, Meryem'in
zihni allak bullak olmuþtu. Hayal meyal biþeyler de hatýrlamaya baþlamýþtý. Çok küçükken köy-
leri baskýna uðramýþtý. Kadýn, erkek,çocuk ve yaþlý demeden hemen hemen herkes katledilmiþti.
Meryem'de Ýlâhi Takdir gereði sað kalmýþtý. Daha dört yaþýnda olduðundan onu öldürmeyip
yanlarýna almýþlardý. Daha sonra ise Meryem bir rus gibi yetiþtirilmiþ ve diðerlerine yaptýklarý
gibi onu da tehlikeli iþlerde çalýþtýrmaya baþlamýþlardý. Bir çok arkadaþýnýn ölüme gönderil-
mesine bir anlam veremiyordu Meryem, ama þimdi ise bazý þeyleri daha iyi anlýyordu. Diðer
yandan ise Çeçenlere karþý da kinle doldurulmuþtu. Aklý karmakarýþýktý. Meryem'in böyle düþün-
celere daldýðý bir sýrada, birden.........

YEDÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------



...bir patlama sesi duyuldu, araba saða sola savruldu. Herkes arabanýn içine yattý. Silahla-
rýný hazýrladý. O esnada araba sarsýlarak durdu. Herkes etrafa baka baka aþaðýya indi. Çok
korkmuþlardý. Aþaðýya indiklerinde patlamanýn nedenini öðrenmekte gecþkmediler. Ön sol
lastik patlamýþtý. Derin bir nefes aldýlar. Herkes birer bardak su içti. Þoku atlattýktan sonra,
yedek lastiði söylene söylene taktýlar ve yola koyuldular.


Çeçen Karargâhýnda

Ruslar son baskýndan sonra oldukça öfkeliydiler. Zaten kendi karargahlarýndan da hatýrý
sayýlýr bir fýrça yemiþlerdi. Karargâhlarýndan duyduklarý laflar yenilir yutulur cinsinden deðildi.
Bu da öfkelerini bir kat daha arttýrmýþtý. Ne yapýp edip bunun intikamýný almalýydýlar. Hemen
bir plan yaptýlar. Gece karanlýk bastýrýnca saldýrýya geçeceklerdi. Gece görüþ özelliðine sahip
helikopterler de saldýrýya katýlacaklardý. Zafer kesin gibiydi. Mücahidler sürekli rus karargâhýný
gözetim altýnda tutuyordu. Gözetlemeden sorumlu mücahid Komutan Mus'ab'a gelerek:
--Komutaným, sanýrým rus karargâhýnda fevkalade bir durum var. Dürbünle siz de bir baksanýz
iyi olur. "Tamam" dedi, Komutan Mus'ab ve dürbünün baþýna geçti. Ruslar hatýrý sayýlýr bir mik-
tarda mühimmatý bir yere yýðýyorlardý. Ayrýca bazý askerlere de ekstradan silahlar veriliyordu.
Savaþ konusunda çok tecrübeli olan Komutan Mus'ab:--Kardeþlerim, dedi. Sanýrým ruslar bu
gece bize saldýrýda bulunacaklar. Herkes görevlendirildiði yerde mevziye yatsýn. Yanýnýza
alabileceðiniz kadar silah ve mühimmat alýn. Ayrýca akþam namazýný cemaatle kýlacaðýmýz gibi
namazda kunut duasý da yapacaðýz. Ve Rab'bimizden bizi muzaffer kýlmasý için dua edeceðiz.
ALLAH (cc) yâr ve yardýmcýmýz olsun. Mücahidler: "Amiiiiiiiiiinnnnnnnnnnn" dediler. Komutan: "
Herkes oldukça sessiz olsun, çünkü yüksek sesle tekbir getirirsek onlarýn planlarýnýn farkýna
vardýðýmýzý anlayabilirler," dedi.Hemen herkes akþam yemeðini yedi. Akþam namazý da olmak
üzereydi. Abdestlerini aldýlar, namaza hazýrlýk yaptýlar, ezaný bu sefer biraz daha kýsýk sesle
okudular. Ve akþam namazýna durdular. Komutan Mus'ab imamlýk yapýyordu. Huþu içerisinde
namazlarýný kýlýp ALLAH'a (cc) hulusi kalp ile dua ettikten sonra helalleþip mevziye gittiler ve ruslarý
beklemeye baþladýlar. Tam o esnada..........

SEKÝZÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------------


--------------------------------------------------------------------------------


Bir patlama sesi duyuldu. Havada bir alev topu belirdi. Ýki rus helikopteri çarpýþmýþtý. O sýrada
bir helikopter de mücahidlerin roketi ile düþtü. Helikopterlerin patlamasý ortalýðý aydýnlatmýþtý.
Bu fýrsattan yararlanan mücahidler ruslarýn üzerine ateþ yaðdýrmaya baþladý. Ruslarda karþý
saldýrýya geçti ama geç kalmýþlardý. Gece geç saatlere kadar süren çatýþma ruslarýn geri çekil-
mesiyle nihayete erdi. Mücahidlerden de þehid olan ve yaralananlar vardý. Ortalýk henüz sakin-
leþmediði için neyin ne olduðu tam olarak belli deðildi. Mücahidlerden inleyen yaralýlara derhal
müdahale edildi ama karanlýkta tam bir müdahale sözkonusu deðildi. Bir müddet sonra tanyeri
aðarmaya baþladý. Herkes abdestini aldý. Mücahidlerden yarasý hafif olanlar da abdestlerini alýp
namaza durdular. Namazý yine her zaman olduðu gibi komutan kýldýrdý. Namazdan sonra, nasib
ettiði zafer nedeniyle Rabbimize bol bol ve içten dualar edildi. Ortalýk ta aydýnlanmýþtý. Hemen
yaralýlarýn durumuna bakýldý. 3 tane Þehid vardý. 8 tane de yaralý. Yaralýlardan ikisinin durumu
aðýrdý. Karargâhta tam teþekküllü bir müdahale sözkonusu deðildi. En kýsa zamanda yaralýlarýn
cephe gerisine sevkedilmesi gerekiyordu. Tabi bu o kadar da kolay deðildi. Hem ulaþým imkan-
larý sýnýrlý ve hem de etraf rus kaynýyordu. Hatta bazen yaralýlarýn yurt dýþýna, diðer müslüman
ülkelere gönderilmesi gerekiyordu. Yaralýlara hemen ilk müdahale yapýldý. Hafif yaralýlarda her-
hangibir problem yoktu. Yaralýlardan birinin kanamasý vardý. Kanamanýn durdurulmasý gereki-
yordu. Hemen yaralý yere turnike uygulandý ama yaralý mücahid çok kan kaybetmiþti, hemen
ameliyata alýnýp kan verilmesi gerekiyordu. Ve fakat buna imkan yoktu. Bir süre sonra yaralý
mücahidin aðzýndan:" Eþhedu en la ilahe illellah Ve eþhedu enne Muhammedun Rasulullah"
þehadet kelimesi döküldü ve baþý yana kaydý. Gözlerinin içi ise gülüyordu. Diðer mücahidler
ise aðlýyorlardý. Arkadaþlarýna bir þey yapamamak onlara çok dokunmuþtu. Ama elden ne
gelirdi ki. Aslýnda onlar bu duruma alýþýktý. Ve hepsi mütevekkildi ama yine de böyle durumlar
onlarý etkiliyordu. Ve hepsinin gözlerinin önüne gününü gün eden, sofrasýnda nerdeyse kuþ
sütü eksik olmayan ve en ufak bir baþ aðrýsýnda bile avrupalara giden sözüm ona müslümanlar
geliyordu. Ah ediyorlardý ah, ama ne çare. Diðer mücahidin durumu ise, Þehid olan kardeþi-
ne nazaran daha iyiydi. Vücudunun çeþitli yerlerinde yaralar ve bir iki kýrýk mevcuttu. Karargâh-
taki doktor hemen yaralarýný pansuman yapýp kýrýklarý sardý ve ellerinde bulunan aðrý kesicilerden
içirerek aðrýlarýnýn dindirilmesine çalýþtý. Daha sonra þehidler defnedildi. Kur'an okundu, dua-
lar edildi. Defin iþleminden sonra sabah kahvaltýsý yaptýlar. Kahvaltý dediysek biraz kuru ekme
çökelek ve çay. Neyse ki çaylarý boldu. Kahvaltýnýn ardýndan bulunduklarý tepeden aþaðý doðru
baktýklarýnda ise….


DOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------


Bir rus askeri elinde beyaz bayrak sallýyordu. Mücahidlerden biri de beyaz bayrak alýp onun
yanýna indi. Ne istediðini sordu. Rus asker ölü ve yaralýlarýný almak istediklerini, bu esnada ise
herhangi bir çatýþma istemediklerini söyledi. Mücahid biraz beklemesini, konuyu komutanýna
iletmesi gerektiðini söyledi ve yukarý çýktý. Durumu komutan Mus'ab'a bildirdi. Komutan da tek-
lifi kabul etti. Yalnýz ölü ve yaralý sayýsý hakkýnda bilgi almalarý gerektiðini söyledi ve mücahidi
gönderdi. Mücahid aþaðýya indi ve komutanýnýn isteðini iletti. Rus askeri de durumu kendi ko-
mutanýna bildirmesi gerektiðini bildirerek gitti. Bir müddet sonra geri geldi ve isteklerinin kabul
edildiðini bildirdi. Mücahid yukarý çýktý ve durumu aktardý. Bunun üzerine mücahidler aþaðýya
inip rus kayýplarýný araþtýrdýlar. Bilanço aðýrdý. Rus kayýplarý 127 ölü ve hatýrý sayýlýr bir kýsmý
aðýr olmak üzere 215 yaralý. Mücahidler yukarý çýkýp þükür namazý kýldýlar ve bol bol dua etti-
ler. Ruslar gelip ölü ve yaralýlarýný götürdüler. Aslýnda fena da olmamýþtý. Þayet ölüler götürül-
memiþ olsaydý yakýnda kokacak ve mücahidleri rahatsýz edeceklerdi. Bu arada yola döþenen
patlayýcý için ise uygun bir zaman kollanýyordu.

Bu Esnada Moskova'da

Ýgor ruslarýn uðradýðý hezimeti haber almýþtý. Hemen telefonun baþýna geçmiþ ve cepheyi
aramýþtý. Karargâh komutaný da aðýr yaralýlar arasýndaydý. Ýgor telefona çýkan yetkiliye aðza
alýnmayacak sözler söylemiþ ve oradaki herkesi kazýða oturtacaðýný belirterek telefonu ka-
patmýþtý.
Anlamýyorum, dedi Ýgor. Nasýl oluyor da bir avuç asi ile baþa çýkamýyoruz? Bunlar, bu gücü
nerden buluyor, ölümden korkmuyorlar mý? Bir zamanlar dünyanýn ikinci süper gücüydük.
Birini dize getirmek için adýmýz bile yetiyordu, ama gel gör ki bir avuç asi ile baþa çýkamýyoruz.
unu anlamak mümkün deðil.
ALLAH'ýn (cc) varlýðýndan habersiz olan Ýgor'un bunu anlamasý elbette mümkün deðildi. Þayet
Ýgor biraz aklýný kullanýp "Ýslâm Tarihi'ni" okuma zahmetine katlansaydý, tüm bunlarýn cevabýný
bulurdu. Ama feraset sadece müslümanlara has bir özellikti. Biz Ýgor'u düþünceleri ile baþbaþa
býrakalým ve kafilede son durum ne ona bakalým, ÝnþALLAH.

Kafilede Son Durum

Tekerleðin patlamasý da yaþanan olaylarýn üzerine tuz biber ekmiþ ve moraller iyice bozulmuþ-
tu. Aslýnda onlara kalsa hemen geri döneceklerdi ama ne fayda ki emir altýndaydýlar ve verilen
görevi yerine getirmeliydiler. Baþka çareleri de yoktu. Kafilede görevli diðer askerlerin amacý bir
an önce karargâha varýp Meryem'i Mücahidlerin arasýna göndermekti. Ondan sonra rahatlayacak
ve geri döneceklerdi. Ama daha önlerinde epeyce meþakkatli bir yol vardý. Onlar bu düþüncelerle
yola devam ederlerken birden…



ONUNCU BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

ONBİRİNCİ BÖLÜM
...Rus askerleri ile karþýlaþtýlar. Ruslar arabanýn etrafýný sardýlar ve silahlarýn namlularýný
arabadakilere çevirdiler. Araçtakileri aþaðýya indirip teker teker aradýlar. Tam kötü muamele
yapmaya baþlýyacaklardý ki, kafilenini komutaný yanlarýnda getirdikleri emri gösterdi. Bunun
üzerine rus askerleri hemen esas duruþa geçip özür dilediler. Kafile komutaný rus devriye komu-
tanýna, bundan sonra ruslar tarafýndan herhangi bir kötü muamele maruz kalmamalarý, ya da
kazaya kurban gitmemeleri için, diðer rus birliklerine örtülü bir biçimde bilgi verilmesini istedi.
Devriye emri yerine getirdi. Kafile araca binip yola koyuldu.


Çeçen Karargâhýnda

Bu arada Çeçen Karargâhýnda bir hareketlenme vardý. Çeþitli islâm ülkelerinden yeni mücahidler
gelmiþti. Herkes çok heyecanlýydý. Sanki birbirlerini kýrk yýldýr tanýyorlarmýþ gibi, birbirlerine sarýldý-
lar. Duygulu anlar yaþanýyordu. Herkes sevinç gözyaþlarý döküyordu. Koyu bir muhabbet baþla-
mýþtý. Yeni gelen mücahidler çok heyacanlýydý. Hemen savaþa girmek istiyorlardý. Komutan Mus'ab
bu istek üzerine gülümsedi. Onlara dua etti ve: "Kardeþlerim siz buraya cihad etmeye geldiniz,
maceraya deðil. Þayet hemen düþmana saldýrýrsak savaþ taktiðini bilmeyen ve tecrübesiz olan
siz kardeþlerimizin çoðunu þehid verme durumu ile karþý karþýya kalabiliriz. Biz ise bunu istemiyoruz.
Acele etmenize gerek yok. Savaþ istemiyoruz ama maalesef burada savaþmama imkanýmýz yok.
O istediðiniz an da gelir inþaALLAH. Ama önce sýký bir eðitimden geçmeniz lazým. Bugün dinlenin
yarýndan tezi yok eðitime tabi tutulacaksýnýz. Hadi bakalým þimdi akþam yemeði vakti, sonra da
akþam namazýný kýlacaðýz.
Komutan Mus'ab Alarahman'ý çaðýrdý ve...


ONBÝRÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

ONÝKÝNCÝ BÖLÜM

Alarahman! dedi komutan, misafirimiz gelmek üzere, sen þimdi Caharkale'ye (Grozni)
git, gri renkli bir minibüsle gelecek. Kiminle irtibata geçeceðini öðren ve gel. Bu konuda
öðrenebildiðin tüm bilgileri öðren, gözünü dört aç. Hadi ALLAH (cc) yardýmcýn olsun.
Tamam, dedi Alarahman. Senin hiç endiþen olmasýn, elimden geleni yapacaðým. ALLAH'a
emanet olasýnýz.
Alarahman karargahtan aþaðýya doðru yola koyuldu. Kimseye görünmemek için
Caharkale'ye ters istikametteki yolu takip ederek ovaya indi. Tanýnmamak için kýyafetini
deðiþtirdi, fakir ve dünyadan haberi olmayan bir kiþi kýlýðýna girdi. Bir kaç yerde rus
noktasýndan geçti, ama kayda deðer bir problemle karþýlaþmadý. Caharkale'ye varan
Alarahman, mücahidlerin oradaki casusu Mir Hüseyin'in evine gitti. Aralarýndaki parola
nedeniyle kapýyý üç kere çaldý. Mir Hüseyin etrafý kolaçan ederek kapýyý açtý ve Alarahman'ý
içeri aldý. Birbirlerine sarýldýlar. Hal hatýr sorduktan sonra Mir Hüseyin, Alarahman'a geliþinin
sebebini sordu. Alarahman durumu Mir Hüseyine bildirdi. Mir Hüseyin: Aslýnda ben gelecek
olan misafirin kiminle irttibata geçeceðini tahmin ediyorum ama tam emin deðilim, dedi.
Alarahman: Kim? diye sordu. Olcayto, dedi Mir Hüseyin. Bunu öðrendiðim iyi oldu, dedi
Alarahman. Böylece iþim daha da kolaylaþacak. Þayet misafir geldiðinde Olcayto ile irtibata
geçerse bu demektir ki Olcayto bir hain. Bu durumda Olcayto'yu derdest edip ondan ruslarla
ilgili bilgi elde etmek lazým.
Çok dikkatli ol, dedi Mir Hüseyin. Olcayto çok sinsi biri. Sakýn ola ki kimliðini açýða çýkaracak
herhangibir harekette bulunma. Olcayto karþýsýndaki kiþiyi deþifre etmek için her yola baþ-
vurur. En çok yaptýðý þey Mücahidlere hakaret etmek. Çok soðukkanlý olmalýsýn. Ben alýþtým
ama sen bu konuda daha acemisin, bu yüzden sakýn fazla konuþmaya girme.
Anladým dedi, Alarahman. Sen merak etme. Olcayto'nun hesabýný sonraya býrakýrýz. Hem
þimdilik onun dirisi bize daha çok faydalý. Bu arada demlenen çaylar geldi. Birer bardak çay
doldurdular çaylarýndan bir yudum almýþlardý ki...

ONÝKÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Mir Hüseyin pencereden dýþarýya baktý. Gelen Olcayto'ydu. Alarahmana dönerek: Gelen
Þeytan'ýn çýraðý Olcayto'dur. Sakýn ola ki kendini ele verecek bir harekette bulunma. Sen
benim köyden gelen yeðenimsin, sakýn unutma. Ve çok konuþmaya da girme. Kýsa kýsa
cevap ver. Bunun foyasýný meydana çýkarmamýz lazým.
Mir Hüseyin kapýyý açtý. Olcayto içeri girdi. Selam verdi. Ýstemeyerek de olsa selamýný aldý-
lar.
Olcayto: Mir Hüseyin kim bu adam? dedi, Olcayto.
Mir Hüseyin: Yeðenimdir, bu sabah köyden geldi.
Olcayto: Ya öyle mi! Demek köyden geldi ha! Ne var ne yok köyde. Köylüler nasýl. Mücahid-
ler geliyor mu köye?
Alarahman: Þehirdekiler nasýlsa, köydekiler de öyle. Ruslardan baþka da köye gelen yok.
Olcayto: ALLAH (cc) mücahidlere yardým etsin. Onlardan olmasa ruslar bizi periþan ederdi.
Ýyi ki mücahidler var.
Olcayto böyle demekle, Alarahman'ýn tepkisini ölçüyordu. Alarahman kýrk yýllýk tiyatro sanatçýsý
gibi rol yapýyordu. Ser verdi sýr vermedi Alarahman. Olcayto daha bir çok þey söyledi ama
nafile. Herhangibir þey elde edemeyeceðini anlayýnca da çýktý gitti.
Ohh! dedi Mir Hüseyin. Hele þükür, bir an için hiç gitmeyecek sandým. Böylece bu adamýn
hain olduðu gün gibi ortaya çýktý. Aslýnda bunu þimdi ortadan kaldýrmak vardý ama, ne fayda
ki yaþamasý bizim için, þimdilik daha hayýrlý.
Evet, dedi Alarahman, þimdilik yaþamasý daha hayýrlý. Gelen misafirin bununla irtibata geçip
geçmeyeceðini öðrenmemiz lazým.


Mücahidlerin Karargâhýnda

Bu arada Mücahidlerin karargâhýnda hummalý bir faaliyet vardý. Yeni gelen mücahidlerin, eski
mücahidlere ve ortama ýsýnmalarý için çalýþma yapýlýyordu. Fazla zorluk çekmedi yeni gelen
mücahidler. Deðil mi ki "Müslümanlar kardeþti". O halde yabancýlýk çekmek niye. Zaten bu
kardeþlik duygusu deðil miydi onlarý sýcak yuvalarýndan ta buraya kadar getiren. Yeni gelen
mücahidler, komutandan kendilerine görev verilmesini istediler. Komutan herne kadar onlara
misafir olduklarýný bir kaç gün daha beklemelerini istediyse de. Mücahidler: "Kardeþlerimiz
çalýþýrken bizim oturmamýz yakýþýk almaz," diyerek buna itiraz ettiler. Bunun üzerine Komutan
herkese yapmalarý gereken iþleri söyledi. Bugünden itibaren, nöbetler bir yeni bir eski mücahid
olmak üzere ikiþer kiþi tarafýndan tutulacaktý. Ýçi içlerine sýðmýyordu yeni mücahidlerin. Keyif-
lerine de diyecek yoktu. Diðerleri de görevlendirildikleri iþleri yapmak üzere, görev yerlerinin
yolunu tuttular.


Kafilede Son Durum

Kafile kayda deðer bir problemle karþýlaþmadan yoluna devam ediyordu. Ufak tefek bazý
aksiliklerin dýþýnda herþey normal gidiyordu. Akþamý geçirecek düzlük bir yer bulmuþlardý.
Ýlk hadisenin ardýndan þimdiye kadar daðlýk bir yerde mola vermemiþlerdi. Þimdiki mola
yerleri ise çok güzel bir manzaraya sahipti. Yollarýnýn üzerinde bir dere akýyordu, suyu
tertemizdi. Derede ellerini yüzlerini yýkadýlar. Etraf da yemyeþildi. Sanki cennetten bir
köþeydi. Hemen çadýrlarý kurdular, 3 tane çadýrlarý vardý. Çadýrlardan birinde Meryem
ve diðer kadýn asker olan Svetlana kalýyordu. Diðer iki çadýrda ise üçer asker kalýyordu.
Akþam yemeðini yiyip çaylarýný içmiþlerdi. Ýçlerinden bazýsý ise çay yerine votka içmeyi
tercih etmiþti. Vakit bir hayli ilerleyince herkes çadýrýna çekildi. Bu arada gökyüzü de bulut-
lanmaya baþlamýþtý. Onlar buranýn iklimine yabancýydýlar. Buralarda genellikle temmuz hatta
aðustosta bile yaðmur yaðýyordu. Hava yaðýþlý ama soðuk deðildi. Tam uykuya dalacaklarý
sýrada birden...........


ONÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------


--------------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------------

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Bir gökgürlemesi sesi duyuldu ve ardýndan þimþekler çaktý. Dereye en yakýn olan çadýra
yýldýrým vurdu. Çadýrdakilerin kýsa ve tiz çýðlýklarý duyuldu. Sonra sesleri kesildi. Yanan ça-
dýrýn yanarken çýkardýðý sesler gelmeye baþladý. Herkesin korkudan nerdeyse gözleri yuva-
larýndan fýrlamýþtý. Bir müddet hepsi hareketsiz kaldý. Neden sonra kendilerine gelir gibi olun-
ca, hemendýþarý fýrlamýþlardý ama çok geçti artýk. Çadýrdakiler çoktan ölmüþlerdi ve çadýrdan
da sadece geriye çadýr demirleri kalmýþtý. Moralleri altüst olmuþtu. Kendilerine bu görevi
veren Ýgor'a lanetler yaðdýrýyorlardý. Ne çare ki ellerinden birþey gelmiyordu. Yanan çadýr
etrafý aydýnlatmýþtý. Derenin de aðzýna kadar sel sularý ile dolduðunu görmüþlerdi. Karþýya
geçmek imkansýzdý. Bu da baþka bir belaydý. Bulunduklarý yer. Rus birliklerine çok uzaktý ve
hem nevaleleri ve hem de yakýtlarý az kalmýþtý. Askerlerden bir çýldýrmýþ gibiydi. Üstüste gelen
olaylar aklýný baþýndan almýþtý. Kafile komutaný askere iki yumruk atmak suretiyle bayýltmýþtý.
Yaðmur da durmuþtu. Hemen kazma küreklerle bir çukur azýp kömüre dönen üç askerin cese-
dini gömdüler. Taþýn yuvarlanmasý olayýndan sonra yanlarýna en yakýn birlikten portatif kazma
ve kazma almýþlardý. Komutan herkese çadýrýna girmelerini emretti. Ve uyumaya çalýþmalarýný
söyledi. Uzunca bir süre kimseyi uyku tutmamýþtý. Sabaha yakýn Meryem kendinden geçti.
Rüyasýnda anne ve babasýný bir kez daha gördü. Annesi þefkatle ona bakýyordu. "Kýzým, dedi
annesi, baþýnýza gelenleri görüyorsun. Bütün bunlar sana birer ikazdýr. Aklýný baþýna almazsan
onlarýn düçar olduðu akýbet seni de bekliyor. Diðer yandan Ýgor elinde kement ateþ çukurunun
içerisinden Meryem'e bakýyor ve onu kendine doðru çaðýrýyordu. Meryem bu sefer geri geri git-
meye baþlamýþtý. Gittikçe Ýgor'dan uzaklaþýyordu. Anne ve babasý ona gülümseyerek bakýyordu.
Kuþluk vaktinde Meryem uyandý. Hâlâ gördüðü rüyanýn etkisindeydi. Ýçinde Mücahidlere karþý
bir sevgi oluþmuþtu. Ama bu duygular henüz taze idi. Saf deðiþtirmesi için yeterli bir güce sahip
deðildi. Komutanýn sesi iel kendine geldi. "Derenin suyunun çekilmesi lazým. Bu durumda burada
su çekilene kadar konaklamak zorundayýz. Bayanlar çalý çýrpý ve yenebilecek otlarý toplasýn biz de
av hayvaný aramaya gideceðiz. Yiyeceðimiz ve yakýtýmýz az. Yakýtýmýz ancak ilerimizde bulunan
karakola kadar yeter. Bu nedenle aracý kullanma lüksümüz yok. Yiyecekleri de idareli kullanmalýyýz.
dedi ve iki askerle birlikte ormana daldý.


Caharkale'de

Olcayto gittikten sonra. Alarahman Mir Hüseyin'e: Olcayto'yu takip etmemiz lazým. Kiminle görüþü-
yor bunu öðrenmeliyiz. Onun ardýna takabileceðin güvenli biri var mý yoksa ben mi gidiyim," dedi.
Mir Hüseyin: Bu iþi çin deneyimli birinin olmasý lazým. Beni tanýr ve hemen farkeder. Bu nedenle de
hem biz tehlikeye düþeriz hem de Olcayto kendini gizler. Sanýrým senin gitmen daha iyi olur. Tamam,
dedi Alarahman. Yalnýz kýlýk deðiþtirmem lazým. Kolay, dedi Mir Hüseyin. Hemen gidip bodrum kattan
eski elbiseler getirdi. Alarahman elbiseleri giydi, sakalýnýn bazý yerlerini beyaza boyadý. Sýrtýna da bir
kambur yerleþtirdi. Dilenci kýlýðýna girmiþti. Mir Hüseyin etrafý gözetledi, hiç kimsenin olmadýðýndan
emin olunca Alarahman'a dýþarý çýkmasýný söyledi. Alarahman dikkatli bir þekilde dýþarý çýktý. Mir
Hüseyin'in tarif ettiði istikamete doðru yola koyuldu. Bir evin köþesini dönmüþtü ki....

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

ONBEÞÝNCÝ BÖLÜM

Bir rus devriyesi ile burun buruna geldi. Rus askerleri hain hain bakmaya baþladýlar.
Ýlk defa bu adamý görüyorlardý. Alarahman hemen saðýr ve dilsiz taklidi yaparak ruslardan
para istedi. Ruslar Alarahman'ýn numarasýný yuttular. Yüz ifadeleri deðiþti. Alarahman yaka-
larýna yapýþtý býrakmýyor. En son ruslarýn biri cebinden madeni bir para çýkardý, Alarahmana
uzattý ve devriye hýzla oradan uzaklaþtý. Hallerinden: "Nereden çattýk bu adama yahu" der
gibi bir durum vardý. Alarahman için için gülüyordu. Ama bir dahaki seferi de böyle bir þeyi
yapmama kararý almýþtý. Çünkü ruslarýn hepsi bunun kadar ahmak ve cömert deðildi. Ala-
rahman, Mir Hüseyin'in tarif ettiði yere vardý. Olcayto eve giriyordu. Alarahman bir köþeye
oturdu, dileniyormuþ gibi yapmaya baþladý. Epeyce bir müddet sonra adamýn biri Olcayto'
nun evine geldi. Etrafýna bakýndýktan sonra kapýyý çaldý. Alarahman iyice saklanmýþtý. Onu
herhangibirinin görmesi mümkün deðildi. Olcayto kapýyý açtý, o da saða sola bakýndý ve
adamý içeri aldý. Olcayto'nun penceresinin yanýnda çalýlýk benzeri gür bir aðaççýk vardý.
Bir adamý rahatlýkla gizleyebilecek durumdaydý. Etrafta da kimseler yoktu. Alarahman
seri bir þekilde o aðaççýðýn altýna girdi. Olcayto ya tedbirsizdi ya da kendinden son derece
emin olacak ki pencereyi açýk býrakmýþtý. Konuþmalarý rahatlýkla duyuluyordu. Konuþma-
lardan içeridekinin rus ve adýnýn da Aleksander olduðu anlaþýlýyordu.
Aleksander: Evet Olcayto ne gibi haberlerin var.
Olcayto: Efendim fevkalade bir durum yok. Mir Hüseyin'in evine biri geldi, kontrol etmeye
gittim ama korkulacak bir þey yok. Dünyadan haberi olmayan ahmak bir adam.
(Ben sana bunun hesabýný sormaz mýyým Olcayto, dedi Alarahman. Ama ne fayda ki
Olcayto'nun daha yaþamasý lazýmdý. Dirisi ölüsünden daha gerekliydi þimdilik)
Aleksander: Gözünü dört aç Olcayto. Kuþ uçmamasý lazým. Baþýmýza gelenleri sen de bili-
yorsun. Son bir ay içerisinde yüzlerce ölü ve yaralý verdik. Bu nedenle çok dikkatli olmak
zorundayýz. Asilerin içerisinde bir adamýmýz olacaktý ki köklerini çok kýsa sürede kazýrdýk.
Neyse o isteðimiz de yakýnda olacak. Moskova'dan bir kadýn geliyor, Çeçen asýllý ama tam
bir rus gibi yetiþti. Onunla sen irtibata geçeceksin. Onu bir þekilde asilerin içine sokmamýz
lazým. Sanýrým bu çok zor olmayacak. Kendisine bir takým Ýslâmî bilgiler de verilmiþ durumda.
Olcayto: Bu çok iyi olur. O zaman bu kadar sýkýntý çekmeye gerek kalmayacak.
Alarahman duyacaklarýný duymuþtu. Hemen oradan uzaklaþtý. Mir Hüseyin'in evine geldi.
Mir Hüseyin'e durumu anlattý.
Alarahman: Mir Hüseyin, birinin karargâh'a gidip bu duyduklarýmý komutana bildirmesi
lazým. Bunu yapabilecek kimse varmý?
Mir Hüseyin: Evet, Abdulkadir bunu yapabilir. Sen dinlen ben onu çaðýrmaya gidiyorum.
Mir Hüseyin çýktý. Bir müddet sonra geri döndü. Yanýnda 18-20 yaþlarýnda yaðýz bir delikan-
lý duruyordu. Alarahman'a:
Ýþte Abdulkadir. Ona ne yapmasý gerektiðini söyle.
Alarahman: Komutana git ve þu duyduklarýmý ona teker teker anlat. Benim ne yapmam
gerektiðini sor ve komutan ne emrederse onun dediðini yap. Bunlarý yapabilecek misin?
Abdulkadir: Elbette, ben zaten bu iþler için buradayým. Aslýnda savaþa katýlmayý çok
istiyorum ama bana burada ihtiyaç olduðu için buradayým.
Alarahman, Abdulkadir'e dua edip onu gönderdi.


Kafilede Son durum

Askerler daða gitmiþlerdi. Meryem ve Svetlana ise etrafý kolaçan edip, diþe dokunur ne varsa
toplamýþlardý, ebegümeci, yabani nane, yabani sarýmsak, semizotu ve buna benzer daha bir
çok þey. Bir müddet sonra askerler döndüler bir tilki vurmuþlardý. Ateþ yaktýlar tilkiyi yüzüp
þiþe geçirdiler. Tilkinin eti de mis gibi kokuyordu. Böyle durumlarda doðrusu kaplumbaða
bulsalar onu da yiyeceklerdi. Derenin suyu gittikçe düþüyordu. Böyle giderse ertesi gün
akþama doðru yola çýkabileceklerdi.


Çeçen Karargâhýnda

Komutan Mus'ab mücahidleri etrafýna toplamýþtý. Rutin derslerden birini yapýyordu. Konu
Sahabelerin Hayatýydý. Alt baþlýk Ashâb'ýn Yiðitliðiydi. Komutan anlatmaya baþladý.
Bezzâr'ýn tahricine göre bir gün Ali (ra) (cemaata):
--Ey cemaat! Bana insanlarýn en yiðidinin kim olduðunu söyleyebilir misiniz? diye sorar.
--Sensin, ey mü'minlerin Emiri! derler.
Hz. Ali:
--Filhakika ben, kiminle dövüþmüþsem ondan kâmilen hakkýmý almýþýmdýr. (Ama o ben
deðilim) siz bana halkný en bahadýrýný söyleyiniz. Cemaat:
--Biz bilmiyoruz, kimdir?
Ali (ra):...



ONBEÞÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

ONALTINCI BÖLÜM


...Ebu Bekir'dir (ra). Çünkü Bedir savaþýnda biz, ALLAH Resûlü (sav) için bir çardak yapmýþtýk.
Müþriklerden birinin Resûlullah'a (sav) saldýrmamasý için "Peygamber'in yanýnda kim kalacak?" dediðimizde, vALLAHi buna Ebû Bekir'den baþka yanaþan çýkmamýþtý. Sell-i seyf ederek Peygamber
Efendimiz'in (sav) baþý ucunda o, durmuþtu. Müþriklerden biri Resûlullah'a (sav) hücum ettiðinde
Ebû Bekir de anýnda ona karþýlýk veriyordu. Ýþte insanlarýn en yiðidi!

Evet kardeþlerim. Sahabelerin yiðitliðini görüyorsunuz. Sahabeler bizim
için örnektirler. Sahabe-
lerin hayatlarýndan alacaðýmýz çok dersler vardýr.
Bugünlük dersimiz bu kadar. Yarýn inþaALLAH Hz. Ömer'in (ra) yiðitliðinden bahsedeceðiz. Þimdi
hepiniz serbestsiniz. Tim komutanlarý burada kalsýn, onlarla konuþmamýz gereken konular var.


Diðerleri hemen oradan ayrýlarak, görevli olanlar görev yerlerine diðerleri de uygun yerlerde
istirahata çekildiler. Tim komutanlarý yalnýz kalýnca Komutan:
Kardeþlerim! dünya çapýnda ses getirecek bir eylem yapýp içinde bulunduðumuz zulme dikkat
çekmemiz lazým. Müslüman ülkeler dahil, maalesef tüm dünya bize duyarsýz. Hiç olmazsa müslü-
manlarýn dikkatini çekmeliyiz. Bunun için de Moskova'da bir eylem yapmalýyýz. Bu konuda fikri
olan söylesin.
Malik: Komutaným çok doðru bir tesbit böyle bir eyleme gerçekten ihtiyacýmýz var. Ama bu eylemi
yapabilmemiz için de araç ve silah ile mühimmat lazým.
Komutan: Elbette ki araç ve mühimmat temin etmeliyiz. ALLAH'ýn (cc) izniyle onlarý temin ederiz.
Selman: Komutaným ses getirecek bir eylem gerçekleþtirmeliyiz ve ben bu eyleme timim ile ta-
libim.
Diðer tim komutanlarý da göreve talip oldular ama göreve ilk talip olan Selman ve timinin bu iþ
için görevlendirilmesi kararlaþtýrýldý. Þimdi sýra araç ve mühimmatýn teminine gelmiþti.
Komutan bu konularda usta olan Ebubekir'i çaðýrdý. Ebubekir geldi.
Komutan Ebubekire: Ebubekir....

ONALTINCI BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

ONYEDÝNCÝ BÖLÜM

...Ebubekir! Bize araç ve mühimmat lazým. Þu rus askeri ile irtibata geç, bir miktar para
ver ve gerekli malzemeyi temin et.
Ebubekir: Baþüstüne komutaným! Ben hemen gözetleme yerine gidip, o rus askerinin
nöbete gitmesini bekliyeyim.
Komutan: Tamam Ebubekir, ALLAH yardýmcýn olsun.
Ebubekir hemen gözetleme yerine gidip rus nöbetçilerini kontrole baþladý. Aradan bir saat
geçmiþti ki Ebubekir'in devamlý irtibata geçtiði rus asker nöbet yerine gitti.
Yeri gelmiþken hem bu rus ve hem de diðer rus askerler hakkýnda biraz bilgi verelim.
Diðer gayri müslim askerler gibi, rus askerleri arasýnda da sürekli uyuþturucu ve alkol kullanýmý
yaygýndý. Bu rus askeri de uyuþturucu müptelasý olan biriydi. Çok cüz-i bir para karþýlýðý isteni-
lenden daha fazla silah ve benzeri malzeme elde etmek mümkündü. Buna tank, top, araç ve
benzeri malzemeler dahildi.
Ebubekir vakit kaybetmeden daðýn eteðinden aþaðýya doðru inmeye baþladý. Daðýn yamacý çok
dikti. Aþaðýya inmek çok meþakkatli ve dikkat isteyen bir iþti. Epeyce bir zaman sonra Ebubekir
aþaðýya inmeyi baþardý. Çalýlýklar, taþlar ve benzeri engelleyicileri kendisine siper edinen
Ebubekir rus askerinin bulunduðu yere yaklaþtý. Baykuþ sesi gibi bir ses çýkararak rus askerinin
dikkatini çekmeyi baþardý. Rus askeri etrafýna bakýndý, kimsenin kendisini görmediðinden emin
olunca da Ebubekir'in yanýna vardý.
Ne istiyorsun? dedi rus askeri.
Ebubekir: Bir araç ve yeteri kadar silah ile mühimmat ve rus üniformasý lazým.
Rus askeri: Ne kadar para getirdin?
Ebubekir: 200 dolar.
Rus askeri: 200 dolar yetmez.
Ebubekir: 250 olsun.
Rus askeri: Araç için 100, silah ve mühimmat için 150 ve üniformalar için de 200 dolar istiyorum.
Ebubekir: Bu istediðin miktar çok. En son 300 dolar veririm.
Rus askeri: Olmaz 450 den aþaðý olmaz.
Ebubekir: Peki sen bilirsin, ben gidiyorum.
Ebubekir birkaç adým atmýþtý ki...


ONYEDÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------



--------------------------------------------------------------------------------



--------------------------------------------------------------------------------

ONSEKÝZÝNCÝ BÖLÜM

Rus askeri: Tamam! Tamam! Gel hadi.
Ebubekir: Malzemeyi ne zaman teslim alýrým?
Rus askeri: Sanýrým bir hafta sürer.
Ebubekir: Tamam.
Rus askeri: Evet! parayý alýyým o zaman.
Ebubekir: Sana þimdi 20 dolar vereceðim. Kalaný da malzemeyi teslim aldýðýmda alýrsýn.
Rus askeri: 20 dolar az ama neyse, tamam, anlaþtýk, ver hadi.
Ebubekir 20 dolarý rus askerine verdi. Rus askeri malzeme tesliminde muhtemel aksaklýk-
lara karþý tedbirli olmasýný istedi Ebubekir'den.
Ebubekir nefretle baktý rus askerine, 300 dolar için yapamýyacaðý þey yoktu bu askerin.
Halbuki müslümanlarda öyle miydi ya durum. Býrakýn 300 dolara böyle bir þey yapmayý.
Gerçek bir müslümanýn dünya kendisine verilse dahi bir müslüman kardeþinin kýlýna zarar
gelmesini istemesi dahi düþünülemez.
Ýslam tarihi, müslümanlarýn, kardeþlerini kendi nefislerine tercih ettiklerine dair, sayýsýz
hadiselerle doludur. Ebubekir'in aklýna, hemen bu konu ile alakalý bir hadise gelmiþti ki
hadise þöyleydi:

Ebû Hüreyre (ra) anlatýyor: " Bir adam (ki Ebû Hüreyre'nin kendisidir) Peygamberimize
geldi ve:
--Ya Resûlullah, açlýktan takatým kalmadý, diye þikayet etti.
Efendimiz (yiyecek bir þey göndermesi için) kadýnlardan birine haber saldý.
O da:
--Seni Hak ile gönderen ALLAH'a yemin olsun ki evimde sudan baþka bir þey yoktur, dedi.
Sonra Resûlullah (sav) diðer hanýmýna haber gönderdi. O da birincisi gibi
cevap verdi.
Hatta (bütün hanýmlarýna ayný þekilde haber saldý) hanýmlarýnýn hepsi: "Hayýr! Seni Hak
dîn ile gönderene yemin olsun ki yanýmda sudan baþka bir þey yoktur" dediler.
Bunun üzerine ALLAH Resûlü yanýnda bulunanlara:
--Þu açý bu gece kim konuk eder? diye sordu.
Ensâr'dan bir kiþi:
--Ben, yâ Resûlullah, deyip misafiri ile birlikte evine gitti.
Hanýmýna:
--ALLAH Resûlü'nün konuðunu aðýrla, dedi.
Diðer bir rivayette þu ziyadelere rastlýyoruz: "Konuk sahibi misafiriyle evine varýnca
hanýmýna:......


ONSEKÝZÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

ONDOKUZUNCU BÖLÜM

--Yanýnda yiyecek bir þey var mý? diye sordu.
--Hayýr, çocuklarýn azýðýndan baþka yiyecek bir þey yoktur.
--Onlarý bir þekilde avut, akþam yemeði istediklerinde kendilerini uyut. konuðumuz içeri
girince bir düzenle kandili söndür, ona bizim de yediðimizi göster, dedi.
Nihayet sofraya oturdular. Misafir yemeðini yedi. Karý-koca aç gecelediler. Sabah olunca
ev sahibi, Resûlullah'ýn yanýna gitti.
ALLAH Resûlü:
--ALLAH, sizin bu gece misafirinize yaptýðýnýz muameleden hoþnut oldu, dedi.
Diðer bir rivayette hâdise üzerine Haþr sûresinin þu meâldeki 9. âyetinin indiði kayde-
diliyor: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiþ ve gönüllerine imaný yerleþtirmiþ olan kimse-
ler kendilerine hicret edip gelenleri severler, onlara verilenler karþýsýnda içlerinde bir çeke-
memezlik duymazlar. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onlarý kendilerine tercih ederler.
Nefsinin tamahkârlýðýndan korunabilmiþ kimseler, iþte onlar saâdete erenlerin ta kendileridir."
Ebubekir bunlarý hatýrladý ve sahabeleri hayýrla yad etti.
Evet bir tarafta cüz-i bir menfaat karþýlýðýnda en yakýnýn bile satmaktan
çekinmeyen bir
zihniyet, diðer taraftan her ahvalde müslüman kardeþini kendi nefsine tercih eden bambaþka
bir zihniyet. Ýþte bu zihniyet nedeniyledir ki. Bir avuç Çeçen Mücahidi bir zamanlarýn ikinci
süper gücü olan rusyaya kök söktürüyordu.
Ebubekir meþakkatli bir týrmanýþtan sonra, nihayet karargâha varabildi. Oldukça yorulmuþtu.
Rus askerinin ihaneti de onun yorgunluðuna yorgunluk katmýþtý. Her ne kadar rus askerinin
ihaneti onlarýn lehine ise de böyle bir zihniyete lanet etti Ebubekir. Maalesef böyle zihniyete
sahip olanlarýn içinde çeçen asýllýlar da vardý. Ama zihniyet olarak onlarýn ruslardan bir farký
yoktu. her iki kesim de küfre hizmet ediyordu.
"Keþke yarýn baþlarýna gelecekleri bilseler de böyle bir alçaklýðý yapmasalardý," dedi Ebubekir
içinden.
Selamun Aleykum, dedi Ebubekir.
Vealeykum selam ve rahmetullah dedi mücahitler.
Komutan:Ne haber getirdin? Ebubekir.
Ebubekir: Tamam komutaným. 300 dolara meseleyi halettim.
Komutan: Malzemeyi ne zaman alacaðýz?
Ebubekir: Bir hafta sonra.
Komutan: ALLAH cihadýný makbul eylesin Ebubekir. Say-u gayretini anlatsýn.
Ebubekir: Amin, ecmain komutaným.
Tam o esnada güney tarafýnda nöbet tutmakta olan nöbetçilþerden bir heyecandan nefes
nefese kalmýþ bir þekilde geldi ve...

ONDOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝNCÝ BÖLÜM

--Komutaným! dedi yeni gelen mücahidlerden, Hayri, soluk soluða. Bir kafile göründü güney
yönünden. Bunlar ruslara benzemiyor. Kýyafetlerinden seçebildiðim kadarýyla, bunlar Çeçen de
deðil.
Hemen herkes güney yönüne koþtu. Komutan dürbünle kafileyi gözetledi
ve mücahidlere:
--Gözümüz aydýn, gelen uluslarasý yardým teþkilatý. Hýzýr gibi yetiþtiler. Ruslardan ganimet
olarak aldýðýmýz un ve zeytini yemekten gýna gelmiþti. Hiç olmazsa kardeþlerimizin gönderdiði
temiz yiyeceklerden yiyebileceðiz.
Komutan bir kaç kiþiyi aþaðýya gönderdi. Öyle ya kafile yabancýydý, ayrýca herhangi bir rus
hücumu da olabilirdi. Takriben bir saat sonra kafile karargâha varmýþtý. Kafilenin sorumlusu
Osman Komutan Mus'ab ile, kýrk yýllýk dostmuþ gibi kucaklaþtý. Birbirlerine hal hatýr sorduktan
sonra, Komutan Osman ile karargâh çadýrýna gitti.
Komutan: ALLAH sizden razý olsun. Tam zamanýnda yetiþtiniz. Yiyeceklerimiz bitmek üzereydi.
Siz gelmeseydiniz yine ruslara baskýn yapýp onlardan yiyecek almak zorunda kalacaktýk.
Osman: Estaðfurullah! Hakkýnýzý helal edin. Daha önce gelemedik. Ancak takdir edersiniz ki
buraya gelmek hiç te kolay deðil. Tabiri caizse buraya gelmek deveyi iðne deliðinden geçirmek
gibi bir þey. Ýþin en tuhaf ve üzülecek tarafý. Bazý islam ülkelerinin zorluk çýkarmasý. Buraya
gelmek için binbir yalan söylemek zorunda kalýyoruz. ALLAH affetsin.
Komutan: Doðru söylüyorsun kardeþim. Maalesef islam ülkeleri yöneticileri bu konulara hiç te
duyarlý deðiller. Yardým etmelerinden vazgeçtik. Hiç olmazsa yapýlan yardýmlara engel olmasýnlar.
Müslüman kardeþlerimizin yüreklerinin ve dualarýnýn bizimle beraber olduðunu biliyoruz. Bu da
bize güç katmaktadýr.
Osman: Evet! müslüman kardeþlerimizin hem dualarý hem de yardýmlarý sizinle beraber. Ama biraz
önce de belirttiðim gibi. Toplanan yardýmlarý buraya ulaþtýrmak çok zor. Ambarlarýmýzda epeyce
yardým malzemesi var. Ne var ki o malzemeleri buraya ulaþtýrmak hayli güç. Ama müslüman güç
iþlerin insaný. Bu malzemeyi nasýl ki salimen buraya ulaþtýrdýysak inþaALLAH bundan böyle de
elimizden geleni yapacaðýz. Hiç endiþeniz olmasýn. Size yiyecek, giyecek ve nakdi yardým getirdik.
Ayrýca sivil insanlara da bir miktar yardým yaptýk. Ama yardýmýn büyük
bölümünü buraya getirdik.
Komutan: ALLAH razý olsun Osman kardeþim. Bu hakkýnýzý nasýl ödeyeceðiz bilmem.
Osman: Ne hakký Mus'ab kardeþim. Þayet ortada bir hak varsa o sizin bizim üzerimizdeki hakkýnýz-
dýr. Esas biz sizin hakkýnýzý nasýl ödeyeceðiz onu bilemiyorum. Konuþma bu minval üzere epeyce
devam etti. Manzara gerçekten göz yaþartýcýydý. Komutan'ýn ve Osman'ýn gözlerinden yaþlar süzü-
lüyordu.
Kafiledeki diðer kiþiler de mücahidlerle kaynaþývermiþlerdi. Gelen kafiledeki insanlarla ayný ülkeden olan mücahidler de vardý. Onlar da hasretle kucaklaþmýþlardý.


Kafilede son durum

Ertesi gün akþama doðru derenin suyu iyice çekilmiþti. Su seviyesi yarým metreye kadar düþmüþtü.
Kafile komutaný maiyetindekilere ertesi gün buradan gidecekleri yönünde talimat verdi. Ve herke-
sin erkence uyumalarýný söyledi.
Meryem'e gelirken, komutan Ýgor bazý Ýslâmi kitaplar vermiþti. Öyle ya Meryem casus olacaksa
muhakkak islami bilgiye de sahip olmalýydý. Kitaplarý arasýnda Siyer'i Nebi (sav) ve sahabe hayatý
da bulunmaktaydý. Gerek Efendimiz'in (sav) ve gerekse Sahabenin yaþantýlarý Meryem'i derinden
etkilemiþti. Ve Meryem tuhaf duygular içerisine girmiþti. Bir ikilem içerisindeydi. Ya Mücahidlere
katýlacak, bu durumda bulunduðu mevkiden mahrum olacaktý. Ya da bulunduðu yerde kalmaya
devam edecekti. Bu mevkide kalýrsa þayet makam sahibi olabilecekti. Ama ya kitaplarda yazýlan-
lar doðruysa. Ya cennet, cehennem varsa. O zaman makam ve mevkinin ne önemi olacaktý. Ölüm
mukadderdi. Öyle ya. Ýnsanýn ölümü ortadan kaldýrmasý mümkün olsaydý. Bunun Lenin yapmaz mýydý?
Ya da Stalin, Troçki ve diðerleri. Yakýn tarihteki diðer rus liderleri. Onlar rusyanýn bir numarasýydýlar.
Ama þimdi hiç birisi yoktu. Ya onlar kitaplarda yazýlanlarda olduðu gibi cehennemde iseler. Ürperdi-
ðini hissetti Meryem. Soðuk soðuk terlemiþti.
Hayatü-s Sahabe'den okumaya devam etti. Öyle bi konuya rastlamýþtý ki Meryem.Yine tuhaf
duygular içerisine girmiþti. Tam bu esnada...


YÝRMÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------


--------------------------------------------------------------------------------


--------------------------------------------------------------------------------


--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝBÝRÝNCÝ BÖLÜM

Abdullah Bin Zübeyr'in Þehadeti konusuna rastladý ve okumaya baþladý. konu þöyleydi.
Urve b. Zübeyr (ra) anlatýyor: "Muaviye ölünce Abdullah b. Zübeyr, Muaviye'nin oðluna biat
etmeyip aleyhinde kötü sözler söyledi. Onun bu tutumu Yezid'in kulaðýna gitti. Bunun üzerine
Yezid, Abdullah'ýn boynuna zincir geçirilmiþ olarak huzuruna getirilmesini yoksa üzerine ordu
göndereceðine dair yemin etti. Abdullah'a:
--Senin için gümüþten bir zincir yaptýralým, elbiseni giyersin altýnda kalýr, gözükmez. Böylece
adamýn yeminini yerine getirtmiþ olursun. Sulh sana daha yakýþýr, denildi.
Ýbnü'z-Zübeyr:
--ALLAH onun yeminini yerine getirtmesin, deyip þu mealdeki mýsrayý terennüm etti:
"Taþ çiðneyenin diþleri arasýnda taþýn yumuþamadýðý gibi ben de hakký isteyip dururken
hakkýndýþýndaki bir teklife karþý yumuþayamam."
Daha sonra da þunlarý söyledi:
"ALLAH'a kasem ederim ki þerefimi kotuyacak bir kýlýç darbesi yemem, þerefsizce bir kamçý
yememden daha iyidir!" Müteakiben halký kendisine biata çaðýrdý, Yezid'e karþý aleni cephe aldý
Bunun üzerine Yezid Þamlýlardan oluþan bir ordunun baþýna Müslim b. Ukbe el-Mürri'yi Ýbnü'z-
Zübeyr'in üzerine göndererek Medine halkýný kýlýçtan geçirilmesini, oradan da Mekke'ye geçmesini
emretti.
Burada durdu Meryem. Okuduklarýna inanamýyordu. Bir insan nasýl olur da bile bile ölümü göze
alabiliyordu. Þimdiye kadar gördüðü ruslar içerisinde ölümü göze alacak birine rastlamadýðý gibi
en ufak bir tehlike karþýsýnda ya kaçýyorlar ya da uyuþturucuya
baþvuruyorlardý. Hal böyleyken
Abdullah b. Zübeyr'in ölüme karþý bu kadar pervasýz olmasýný Meryem'in havsalasý almýyordu.
Ýslâm'dan haberi olmayan, islamî yaþantýsý olmayan birinin elbette bunu anlamasý mümkün
deðildi.
Meryem'i bu karýþýk duygular içerisinde býrakalým da Çeçen Karargâhýndaki son duruma bir göz
atalým.


Çeçen Karargâhýnda

Gelen yardýmlar depoya istiflendi. Mücahidlerin keyfine diyecek yoktu. Nihayet bugün deðiþik
bir yemek yiyebileceklerdi. Gerekli hazýrlýklar yapýldý. Gelen yiyeceklerin içerisinde et de vardý.
Hemen taþlardan bir mangal yaptýlar, dayanýklý aðaç dallarýndan da þiþ yapýp etleri dizdiler.
Mangalýn üzerine sýra sýra koydular, bir süre sonra etrafý kebabýn dumanlarý kaplamýþtý. Doðrusu
mücahidler de ete hasret kalmýþlardý. Mübareðin kokusu bile bambaþkaydý. Bugün keyifler daha
baþkaydý. Tabi bunu sadece yiyeceklere baðlamak imkansýzdý. Yiyecekler neþenin çok ufak bir
parçasýydý. En çok sevindikleri þey unutulmamýþ olmalarýný görmek, müslüman kardeþlerinin
yanlarýnda olduðunu bilmekti. Bu onlarýn güçlerine güç katmaktaydý. Elbette ALLAH'ýn (cc) yardýmý
onlarla beraberdi. Bunu defalarca bizatihi görmüþlerdi. Bir defasýnda...

YÝRMÝBÝRÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

--------------------------------------------------------------------------------


Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝÝKÝNCÝ BÖLÜM

...Rus uçaklarý üzerlerine zehirli gaz bombasý atmýþtý. Havada en ufak bir kýpýrdanma yoktu.
Bombalar infilak edip zehirli gaz etrafa daðýlýnca güney yönünden þiddetli
bir rüzgar esmiþ
ve zehirli gazý olduðu gibi rus karargâhýnýn üstüne götürüp býrakmýþtý. Bunun neticesinde
rus karargâhýnda canlý kimse kalmamýþtý. Hatta bu durumu gören bir rus subayý ile bir asker
müslüman olmuþlardý. Her ikisi de daha sonra bir çatýþmada þehid düþmüþlerdi.
Baþka bir gün de uçaklar yine mücahidlerin karargâhýný bombardýmana tutumuþtu. Müslüman-
lar dört grup olmuþlardý. Her grubun gözüne diðerleri bombalanmýþ gürünüyordu. Bombardýman
bittikten sonra birbirlerine: En çok sizin grubu bombaladýlar gazi ve þehid var mý? diye sor-
duklarýnda, karþý taraftan: Hayýr en çok sizi bombaladýlar, sizde durum ne? cevabý gelmiþti.
Elhamdulillah ki ne gazi ne de þehid vardý. Ýþte þimdi de yiyecek ve giyecek açýsýndan
sýkýntý had safhaya varýnca bu müslüman kuruluþu imdada göndermiþti Cenab-ý Hak. Ona
sonsuz hamd olsun. Her defasýnda yardým ediyordu. Nasýl ki Resûlüne yardým ettiyse onla-
ra da yardým ediyordu. "ALLAH'ýn (cc) yardým vaadi vardý ve bu yardým tüm müslümanlara þamildi.
Bizi müslüman olarak yaratan Rab'bimize hamd olsun.


Bu Esnada Kafilede

Meryem kaldýðý yerden okumaya devam etti.
...Müslim b. Ukbe Medine'ye girince ALLAH Resûlü'nün Sâhâbelerinden hayatta bulunanlar o gün
Medine'den kaçtýlar. Müslim, Medine'de çirkin iþler yaptý, çok kimseleri katletti. Sonra oradan
çýkarak Mekke'ye yöneldi. Lakin yolda öldü. Öleceði sýra yerine Husayn b. Nümeyr el-Kindi'yi tayin
ederek ona þu talimatý verdi:
--Ey Ýbn Berezeate'l-Hýmâr! Kureyþ'in hilelerinden sakýn, onlarý önce mýzrakla tenkil et, sonra
kellelerini kopar.
Husayn yürüyüp Mekke'ye vardý, burada Ýbnü'z-Zübeyr ile günlerce savaþtý. O arada Yezid'in
öldüðünü haber alýnca askerlerini býrakýp kaçtý. Yezid'den sonra tahta Hakem b. Mervan çýktý.
Mervân da ölünce yerine Abdülmelik geçti. Þam halký kendisine biat etti. Bunun üzerine
Abdülmelik minbere çýkarak hutbe irad etti ve:
--Ýçinizde Ýbnü'z_Zübeyr'i tenkil edecek var mý? diye sordu.
Haccâc:
--Ben varým, yâ Emire'l-mü'minin, dedi.
Abdülmelik, Haccâc'ý susturup ayný soruyu yine sordu. Haccâc: "Ben varým," dedi. Abdülmelik
yine Haccâc'ý susturup sorusunu yineledi. Haccâc: "Ben varým, rüyamda Ýbnü'z-Zübeyr'in
hýrkasýný çýkarýp sýrtýma giydiðimi gördüm," dedi.
Abdülmelik, Haccâc'a inandý, onu ordunun baþýna getirip Mekke'ye gönderdi. Haccâc Mekke'ye
varýnca Abdullah b. Zübeyr ile savaþmaya baþladý. Ýbnü'z-Zübeyr Mekke halkýna:
--Þu iki daðý elde tutunuz, (düþmanlar) bu iki daða çýkmadýkça siz daima güçlü kalýrsýnýz, dedi.
Çok geçmeden Haccâc, Ebû Kubeys daðýna çýktý, Kâbe'ye sýðýnan Abdullah ile maiyetindekilere
kurduðu mancýnýkla taþ yaðdýrmaya baþladý.
Ýbnü'z-Zübeyr, Þehid düþeceði gün öðleden önce annesi Ebû Bekir kýzý Esmâ'nýn yanýna gitti.
Ki o tarihte Esmâ yüz yaþýndaydý. Ne bir diþi düþmüþ ne de gözleri bozulmuþtu. Oðluna:
--Ey Abdullah, savaþýn nasýl gidiyor? diye sordu.
--Haccâc, falan ve filan yerleri ele geçirdi, diye cevap verdi ve gülerek:
--Ölümde huzur vardýr, dedi.

Burada durdu Meryem. Okuduðu yerleri tekrar gözden geçirdi ve düþünmeye baþladý. Bir yanda
makam sahibi olan kral ve komutanlar bir bir ölüyor. Onlar ölünce de ellerinde hiç bir þey kalmýyor-
du. Ne makam, ne mal, ne evlat. Diðer yandan ise. Abdullah b. Zübeyr. Gülerek: Ölümde huzur
vardýr, diyebiliyordu.
Bu insan nasýl bu kadar korkusuzca ölümü arzuluyordu. Ölümde neyin huzuru vardý. Yoksa Abdullah
b. Zübeyr'in bilip te Meryem'in bilmediði þeyler mi vardý. Diðer yandan gördüðü rüyalar aklýna geldi.
Bir anne ve babasýnýn durumu, diðer yandan ise Ýgor'un durumu gözlerinin önüne gelmiþti. Ýkisinin arasýnda mukayese yapýlmasýna imkan vermeyecek derecede farklar vardý. Meryem'in yine kafasý allak
bullak olmuþtu. Yine aklý makam ve huzur arasýnda gidip geliyordu. Acaba oda Abdullah b. Zübeyr gibi
inanýrsa, onun kadar rahatlýkta ölümü arzulayabilecek miydi? Baþýna aðrýlar girdi Meryem'in, gözleri
kararmaya baþlamýþtý.
Biz Meryem'i bu karmaþýk duygular içerisinde býrakalým. Bakalým Çeçen karargâhýnda son durum ne?


Çeçen Karargâhýnda

Komutan Mus'ab, Abdulkadir'i çaðýrdý ve ona:...

YÝRMÝÝKÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝÜÇÜNCÜ BÖLÜM


Abdulkadir, sen þimdi aþaðýya in. Alarahman ve diðer kardeþlerimize dikkatli olmalarý konu-
sunda sana söylediklerimi aktar. Çok çok dikkatli olmalarý gerekiyor. Biliyorsun bu hafta çok
önemli þeyler olacak biiznillah. Sen de inerken kendine dikkat et. Hadi "ALLAH'a emanet olasýn.
Abdulkadir: "ALLAH razý olsun komutaným. Siz de "ALLAH'a emanet olasýnýz. Bu arada hakkýnýzý
helal edin komutaným.
Komutan: Helal olsun Abdulkadir. Size hakkým her zaman helaldir.
Komutan ve Abdulkadir birbirlerine sarýldýlar, ikisi de duygulanmýþtý. Abdulkadir giderken
sürekli arkasýna dönüp karargâhtakilere bakýyordu. Ýçinde tarifi imkansýz dugulara kapýlmýþtý.
Bu duygular içerisinde, aþaðýya doðru meþakkatli bir iniþe geçti. Ruslar nerden geldiðini
bilmesinler diye dolambaçlý yollardan ve ters istikametten indi.
Daðdan indi Abdulkadir, bir dönemeç kalmýþtý onu da dönerse Caharkale'nin kenar mahalle-
sine ulaþacaktý. Tam köþeyi dönmüþtü ki....



YÝRMÝÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

...Rus devriyesi ile burun buruna geldi.
Kýpýrdama, yat yere, dedi rus askeri.
Abdulkadir çaresiz yattý yere. Korkmamýþtý ama öfke doluydu. Bir de bir þey yapamamanýn çare-
sizliði kahrediyordu Abdulkadir'i.
Ellerini arkadan kelepçelediler, üzerini aradýlar ama bir þey bulamadýlar. Ayaða kaldýrdýlar.
Nereden geliyorsun? dedi rus askeri.
Bahçeden geliyorum, dedi Abdulkadir.
Sen onu bizim külahýmýza anlat. Yürü merkeze gidiyoruz.ü
Abdulkadir'i alýp askeri araca bindirdiler. Gözlerini bez bir bantla baðladýlar. Araç hýzla kuzey
istikametinde yol almaya baþladý. Bir müddet sonra bir yerde durdu. Bezin aralýklarýndan hayal
meyal dýþarýyý görebiliyordu Abdulkadir. Burasý ruslarýn sorgulama yeri olarak kullandýðý bir
yerdi. Buranýn þöhreti meþhurdu. Buraya girip de sað çýkan pek nadirdi. Abdulkadir bir yandan
üzülüyor bir yandan da için için seviniyordu. Nihayet arzuladýðý þehadete kavuþacaktý. Durma-
dan içinden dua ediyordu. Kafirlere karþý kendisini mahçup etmemesini, onlarýn iþkencelerine
direnme gücü göstermesi için kendisine güç vermesini diliyordu "ALLAH'tan (cc).
Abdulkadir'i alýp içi küf kokan bir hücreye kapattýlar. Ellerini açmýþ ama gözündeki bezi
çözmemiþlerdi. Kapý büyük bir gýcýrtý ile kapandý. Ortalýk zifiri karanlýktý. Etrafta herhangibir
lamba olmadýðý gibi dýþarýdan ýþýk da sýzmýyordu. Aslýnda bir insana burada iþkence yapmaya gerek
yoktu. Fazla deðil bir ay burada bekletilse havasýzlýktan ölürdü.
Bu arada karargâhta Caharkale yönünde nöbet tutan nöbetçi sürekli aþaðýyý gözetlediðinden
olan bitenden haberdar olabiliyordu. Abdulkadir aþaðýya inince nöbetçi onu gözetlemeye baþla-
mýþtý. Rus askerlerinin Abdulkadir'i durdurduðunu görünce hemen gelip Komutan'a haber vermiþ-
ti. Komutan aceleyle gözetleme yerine geldi ve dürbünle olayý takibetmeye baþladý. Ýçinden rus_
larýn Abdulkadir'i yakalamamalarý için dua ediyordu ama Ýlâhi tecelli baþka türlüydü. Kimbilir belki
de Rab'bimiz Abdulkadir'in þehid olmasýný diliyordu. Abdulkadir'in yakalanmasýný çaresizlik ve üzüntü
içerisinde seyretti Komutan. Abdulkadir'i götürene kadar ayrýlmadý. Abdulkadir araca bindirilince
üzgün bir þekilde geriye döndü ve: Kardeþlerim! Abdulkadir kardeþimiz yakalandý. Onun için dua
edin, dedi. Herkes çok üzülmüþtü. Yardým kafilesi de oradaydý. Onlar da en az mücahidler kadar
üzülmüþlerdi; ama ellerinden dua etmekten baþka bir þey gelmiyordu.
Komutan: Nefsim yed'i kudretinde olan "ALLAH'a yemin olsun ki Abdulkadir þehid olursa onun inti-
kamýný almak boynumuzun borcu olsun.

Abdulkadir ne kadar zaman kaldýðýný bilmiyordu. Tahmini olarak namaz vaktini belirledi ve teyem-
müm ederek öðle namazýný kýldý. Hiç bu kadar huþû içerisinde bir namaz kýlmamýþtý. Bu namazdan
aldýðý feyz bambaþkaydý. Tam namazýný kýlýp duasýný bitirmiþti ki...

YÝRMÝDÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝBEÞÝNCÝ BÖLÜM

...Ayak sesleri duydu. Gelenler vardý. Duasýný bitirdi. Kapý büyük bir gýcýrtý ile açýldý. Konuþmalardan iki rusun geldiðini anladý. Askerlerden biri:
Kalk bakalým. Buraya yatmaya mý geldin?
Kalktý Abdulkadir. Sorgu odasýna doðru gittiler. Kapýda durdular, askerlerden biri içeri girdi
ve: Getirdik komutaným, dedi.
Komutan: Tamam getirin, dedi.
Abdulkadir'i içeri götürdüler. Komutan Abdulkadir'i alaylý bie þekilde süzdü ve:
Konuþ bakalým, önce adýný söyle.
Adým Cemal, dedi Abdulkadir.
Ya demek cemal. Nerden geliyordun bakalým?
Bahçeye gitmiþtim.
Demek bahçeye gittin ha. Sen onu benim külahýma anlat, dedi ve Abdulkadir'in suratýna þiddetli
bir yumruk attý. Müthiþ bir acý hissetti Abdulkadir. Acý halka halka bedenini
sardý. Ardýndan bir
yumruk, bir yumruk daha. Onuncu yumruktan sonra hiç bir þey hissetmemeye baþladý Abdulkadir.
Bir müddet sonra sorgu odasýnda bulunan baþka biri araya girdi ve: Komutaným siz onu bana býrakýn. Cemal akýllý birine benziyor, eminim konuþacak. Bu kadar sert davranmamýza gerek kalmayacaktýr eminim dedi.
Tamam, dedi komutan, öyle olsun. Onu hücresine götürün. Konuþmaya karar verince tekrar getirin.
Abdulkadir'i alýp hücreye götürdüler. Bu sefer Abdulkadir'in daha fazla dayak yemesini engelleyen
rus subayý da beraber gitti. Hem yürüyorlar hem de: Bana bak aklýný kullan. Bizim komutanýn acýmasý
yok, þayet konuþmazsan seni öldürür. Öldürene jkadar da ölmekten beter eder. Ölümeyi isteyeceksin ama eline geçmeyecek. Konuþursan eðer, hem buradan kurtulur ve hem de bir takým imkanlara
kavuþursun, dedi. Rus subayý iþbirliði teklif ediyordu.
Abdulkadir saðlam bir imana sahipti, ne yaparlarsa yapsýnlar konuþmayacaktý. Deðil mi ki, o zaten
þehadete aþýktý. Ýçinden dua edip, kendisine dayanma gücü vermesini diliyordu Cenab- Hak'tan.
Bu duygular içerisinde tekrar hücreye götürüldü, kapý yine büyük bir gýcýrtý ile üzerine kapanmýþtý.
Ýçerisi zifiri karanlýktý ama ne gam. Rab'bi ile beraber olana karanlýklar ne yapabilir ki?


Çeçen Karargâhýnda

Burada biraz Çeçen Karargâhýndan bahsedelim. Karargâh derken, sakýn aklýnýza tipik bir yerleþik
karargâh gelmesin. Çeçen karargâhý seyyardý, sadece sýðýnaklarý yerleþikti. Ruslarýn ilk hedefi bu
sýðýnaklardý. Sýðýnaklarda yiyecek, giyecek ve mühimmat vardý. Ruslar bu sýðýnaklarý imha edebilirlerse çeçen direniþini kýrabileceklerini umuyorlardý. Zaten Meryem'in gönderilmesinin tek amacý
bu sýðýnaklarý bulup imha etmekti. Çeçen mücahidler bir yerde fazla
kalmýyorlardý, sürekli hareket
halindeydiler. Ruslara aðýr kayýplar verdirmeleri ve ruslarýn ise onlara bir þey yapamayýþlarýnýn sebebi buydu. Bir gün güneyden saldýran mücahidler, ertsei gün kuzyeden saldýra biliyorlardý. Bu da
ruslarý kudurtmaya yetiyordu. Bu nedenle ele geçirebildikleri mücahidleri konuþturmaya çalýþýyorlardý. Ama bu güne kadar bunu baþarabilmiþ deðillerdi.
Komutan Mus'ab ve mücahidler derin bir üzüntü içerisindeydiler. Bazý mücahidlerin Caharkale'ye
rus karargâhýna saldýrma teklifini tehlikeli olduðu için kabul etmedi ve:
Kardeþlerim, bu þahsi bir olay deðildir. Biz burada "ALLAH'ýn (cc) dininin hakimiyeti için çalýþýyoruz.
Elbette ki içimizden bazýlar þehid olacak, bazýlarý gazi olacak. Hissi olarak hareket etme lüksümüz
yok. Hissi hareket edersek davayý kaybederiz. Hem þunu unutmayýn þehadet Peygamberlerin
bile imrendiði bir mertebedir. Yapacaðýmýz tek þey Abdulkadir kardeþimize dua etmek ve Rab'bimizden onun mukavemetini arttýrmasýný dilemektir.
"ALLAH (cc) kardeþimizin sabrýný arttýrsýni kafirlerin zulmünden onu korusun.
Mücahidler hep beraber: Amin, dediler. Yardým kafilesi de çok üzüntülüydü, tabii ki onlar da yapýlan dualara icabet ediyorlardý. Kafiledeki herkes aðlýyordu. Mücahidlerin bu metanetleri onlarý çok
etkilemiþti. Hatta burada kalmayý bile düþünüyorlardý. Bu düþüncelerini Komutan'a açýnca, Komutan:
Hayýr, siz burada kalmayýnýz. Siz dýþarýda bize daha çok yardýmcý olursunuz. Hem unutmayýn ki
cihad edenlere yardým edenler de onlar kadar sevap kazanýrlar. Sonra size ihtiyacý olan, baþka ülkelerde kardeþlerimiz de vardýr. Duyarlýlýðýnýzdan dolayý size teþekkür ediyoruz. Siz zaten bize yapmanýz gereken yardýmý yaptýnýz.
Bunun üzerine yardým kafilesi gitmek için toparlandý. Kýsa bir süre zarfýnda hazýrlanmýþlardý. Artýk ayrýlýk vakti gelmiþti. Kafile baþkaný Osman: Komutaným sizinle tanýþmak ve size yardým etmek büyük
þeref, bundan dolayý Rab'bimize ne kadar þükretsek azdýr. Keþke Abdulkadir kardeþimizin baþýna o
olay gelmeseydi. Ama ne yaparsýn ki Ýlahî Takdir böyleymiþ.
Birbirlerine muhabbetle sarýldýlar. Yine her iki taraf da duygulanmýþtý. Gözyaþlarý yanaklardan
aþaðýya süzülüyordu. Kafile yola koyuldu. Bir grup mücahid de onlara kýlavuzluk etmek üzere onlara
katýldý. Mücahidler kafileyi riskli bölgenin dýþýna kadar götürecek ve geri dönecekti.


Rus Cezaevinde

Sorgu subayý bir rus askeri çaðýrdý ve:...


YÝRMÝBEÞÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝALTINCI BÖLÜM

...--Git þu kahrolasý Olcayto'yu çaðýr, bakalým doðru mu söylüyor bu asi.
--Baþüstüne komutaným.
Rus askeri gitti, kýsa bir süre sonra Olcayto ile beraber geldi.
--Buyur komutaným, dedi Olcayto, beni emretmiþsiniz.
--Evet bir çeçen gencini yakaladýk, asilerden olmadýðýný, adýnýn ise Cemal olduðunu söylüyor,
bak bakalým tanýyacak mýsýn?
--Baþüstüne komutaným, dedi Olcayto.
--Gidin ve o asiyi camlý odaya alýn.
--Baþüstüne komutaným.
Ýki rus askeri gitti, Abdulkadir'i alarak camlý odaya getirdiler ve gözlerini açtýlar. Camlý oda bir
tarafý ayna ile kaplý pencerelerin olduðu bir oda. Dýþarýdan bakan içeriyi görür ama içeridekinin
dýþarýyý görmesi mümkün deðil.
Olcayto rus subayý ile birlikte pencerenin yanýna gitti. Abdulkadir odada oturuyordu.
--Bak bakalým tanýyacak mýsýn bunu?
--Evet komutaným tanýyorum, adý da Abdulkadir. Þehrin kuzey tarafýnda oturuyor. Babasý
savaþta öldürülen bir asiydi. Annesi ve iki küçük kardeþi var. Ama þu an asilerle iliþkisi var mý
bilmiyorum.
--Ya, demek öyle! Çok güzel çok güzel! Tamam sen gidebilirsin. Demek
annesi ve iki küçük
kardeþi de var ha. Hah! Hah! Ha! Bu daha da güzel. Öyleyse bunu konuþturmak çok kolay
olacak.


Bu Arada Kafilede

Meryem kaldýðý yerden okumaya devam etti.
Annesi!
--Oðlum, herhalde bunu benim için temenni ediyorsun! Ama ben senin karþýlaþacaðýn iki þýktan
birini görmedikçe ölmek istemiyorum: Ya onlarý yeneceksin, bununla gözüm aydýn olacak, ya da
öldürüleceksin! Ben de (katline) sabýr göstererek ecrini "ALLAH'tan bekleyeceðimi dedi.

Abdullah annesiyle vedalaþýp giderken validesi:
--Oðlum, öldürülme korkusuyla sakýn dininden taviz vermeyeceksin, diye öðütte bulundu.

Abdullah annesinin yanýndan çýkýp Mescid-i Haram'a girdi. Ýbnü'z-Zübeyr Hacerü'l-Esved'i mancýnýkla atýlan taþlardan korumak için önüne iki kanatlý bir kapý yaptýrmýþtý. Kendisi de bu kapýnýn
arkasýna sýðýnýyordu. O sabah Abdullah, Hacerü'l-Esved'in yanýnda otururken adamýn biri:
--Kâbe'nin kapýsýný açalým da oraya çýk, dedi.
Abdullah adama baktý ve:
--Kardeþini her þeyden koruyabilirsin ama ecelinden koruyamazsýn! Kaldý ki Kâbe'ye gösterilen hürmetin aynýnýn buraya da gösterilmesi gerekir. "ALLAH'a kasem ederim ki onlar sizleri
Kâbe'nin örtüsüne tutunmuþ bir halde bulsalar yine öldürülecekler, dedi.
Kendisine:
--Onlarla barýþ hususunda konuþsan? dediler.
--Þimdi sulh zamaný mý? V"ALLAHi sizi Kâbe'nin içinde de yakalasalar hepinizi boðazlayacaklar,
deyip þu mýsralarý inþâd etti:
"Zillete düþerek hayatý satýn alamam. Ölüm korkusuyla týrmanacaðým bir merdiven de istemi-
yorum. Hangi tarafa atýlsa hedefinden sapmayan ve ölüm saçan oklar atacaðým."
Abdullah daha sonra Zübeyr ailesine dönerek þunlarý söyledi:
--Herhengi biriniz yüzünü nasýl saklýyorsa, kýrýlmamasý için de kýlýcýný öyle korusun. Çünkü kýlýçsýz
kalýrsa kendisini kadýn gibi çýplak elle korumak zorunda kalýr. VALLAHi ben hangi savaþa katýldýmsa
en ön safta çarpýþtým, harblerde aldýðým yaralarýn deðil tedavilerinin elemini hissettim.
Bu minval üzere konuþurken Beni Cümeh kapýsýndan...


YÝRMÝALTINCI BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------


--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝYEDÝNCÝ BÖLÜM

...aralarýnda Esved'in de bulunduðu bir grup yanlarýna girdi.
Abdullah:
--Bunlar kimdir? diye sordu.
--Humuslular, dediler.
Elinde iki kýlýç üzerlerine hücum etti. Karþýsýna Esved dikildi. Ona kýlýcýyla bir darbe indirip ayaðý-
ný kesti.
Esved:
--Ah! Fahiþenin oðlu! dedi.
Abdullah:
--Yýkýl (geber) ey Hâm oðlu! Esma mý fahiþe? diye mukabele etti.
Onlarý Mescid-i Haram'dan çýkartýp geri döndü. Derken baþka bir güruh Benî Sehm kapýsýndan
girdiler.
--Bunlar kimdir? diye sordu.
--Ürdünlüler, denildi.
Onlara da hücum edip Mescid'den kovdu. O arada Benî Mahzum kapýsýndan bir tâife girdi.
Hasmým bir kiþi olsaydý kendisini haklardým, diyerek onlara da sldýrdý.
Abdullah'ýn adamlarýndan bazýlarý Mescid'in damýndan düþmana kerpiç vs. atýyorlardý. Kendi-
si hasma hamle yaparken kerpiçlerden bir tam tepesine deðip baþýný yardý. Bunun üzerine
Ýbnü'z-Zübeyr durdu ve "Kanlarýmýz ökçelerimize deðil ayaklarýmýzýn üzerine akýyor (yara alsak
da düþmana hücum edeceðiz)" mealinde bir þiir okuyup yere düþtü. 36

Hemen kölesi: "Köle hem
efendisini hem de kendisini korur" mealinde bir mýsra terennüm ederek Abdullah'ýn üzerine
kapandý. Ama hasýmlarý koþup Ýbnü'z-Zübeyr'in baþýný kestiler.

Ýshak b. Abî Ýshak anlatýyor: "Abdullah Ýbnü'z-Zübeyr (ra) Mescid-i Haram'da öldürüldüðü gün
ben orada idim. Askerler Mescid'in kapýsýndan giriyorlardý. Ýçeri giren grublara karþý Abdullah
savaþýrken Mescid'in damýndaki sütunbaþý çýkýntýlarýndan biri tepesine düþüp baþýný yardý.
O esnada þu mýsralarý terennüm ediyordu:
"(Anam) Esmâ! Öldürülürsem bana aðlama, þerefimi ve dinimi korudum! Elim kýlýçla yumuþamýþtý.
(öldürülünceye kadar elimden kýlýç düþmedi).

Meryem'in hayreti ve hayranlýðý bir kat daha artmýþtý. Ýçinde yaþadýðý toplum içerisinde buna ben-
zer bir olay þimdiye kadar meydana gelmemiþti. Bundan sonra da geleceðine ihtimal vermiyordu.
Çünkü bu toplumda yaþayan insanlarýn her þeyi maddi çýkar üzerine kurulu idi. Ve kendi çýkarý
için kiþi, býrakýn arkadaþýný, annesini, babasýný, kardeþlerini ve ülkesini gayet rahatlýkla satabiliyordu.
Bu müslümanlarý farklý kýlan þey neydi. Bunu muhakkak öðrenmeliydi. Meraký gittikçe artýyordu.
Çok yavaþ da olsa kendisinde bir deðiþkiliðin meydana geldiðini hissediyordu, ama bunun nasýl
bir deðiþiklik olduðunu henüz anlayamýyordu. Bu düþünceler içerisinde, Meryem kafile ile yoluna
devam ediyordu. Yaðmur olayýndan sonra kayda deðer bir hadise meydana gelmemiþti.


Caharkale'de Son Durum

Rus subayý:
--Getirin bakalým tutukluyu.
--Baþüstüne komutaným.
Abdulkadir, koðuþunda zamanýný ibadetle geçiriyordu. Kendisini en kötü ihtimale göre hazýrladýðýndan
herhangibir endiþe taþýmýyordu. Ne olursa olsun, en ufak bir bilgi vermeyecekti. Etleri lime lime edilse
bile. Ýlk sorgulama esnasýnda bir kaç yumruðun dýþýnda, hiç acý
hissetmemiþti. "ALLAH'ýn (cc) yardýmýný
bizzat görmüþtü. Bu da onun moral ve mukavemetinin artmasýna neden olmuþtu. O bu düþünceler
içerisinde iken, kapý büyük bir gýcýrtý ile açýldý, iki kiþi içeri girdi ve:
--Hadi bakalým kalk gidiyoruz.
--Gidelim, bakalým.
Beraber sorgu odasýnýn kapýsýna geldiler. Ruslardan biri içeri girdi ve Abdulkadir'i getirdiklerini söyle-
di.
--Getirin, dedi rus subayý.
Abdulkadir'i içeri götürüp rus subayýnýn karþýsýndaki sandalyeye oturttular.
--Eeeeeee! Abdulkadir anlat bakalým, demek adýn cemal ve bahçeden geliyordun ha!
Abdulkadir bir an için þaþýrmýþtý, bunlar nereden öðrenmiþleri adýný. Hemen aklýna Olcayto gelmiþti.
Olcayto'nun evi onlara yakýndý. Olsa olsa o söylemiþti. Zaten Mir Hüseyin'den onunla ilgili bazý bilgi-
ler edinmiþti. Mir Hüseyin Abdulkadir'e, Olcayto'ya karþý tedirli olmasý gerektiðini, herne kadar tam
bir bilgi sahibi olamsalar da onun rus casusu olabileceðini söylemiþti.
"Ah Olcayto! Ah Olcayto! Seni gebertmeden þehid olacaðýma yanýyorum. ÝnþaALLAH seni diðer müslü-
manlar gebertir," diye geçirdi içinden Abdulkadir.
--Konuþ! diye baðýran rus subayýnýn sesi ile kendine geldi Abdulkadir.
--Ne konuþayým? Daha önce anlattým ya! Ben bahçeye gözatmaya gitmiþtim.
--Bak Abdulkadir, istersen ne bize ne de kendine eziyet et ha! Yavaþ yavaþ asbrým taþmaya baþlý-
yor.
--Anlatacak bi,r þey yok!
--Götürün bunu, anasýndan emdiði sütü burnunda getirin, diye baðýrdý rus subayý.
Abdulkadir'i götürdüler, iþkence yapýlan bir odanýn içine soktular ve elbiselerini çýkardýlar. Ýlk önce filistin askýsýna astýlar. Fiklistin askýsý, insanýn kotuk altlarýndan geçirilen uzunca bir deðnektir. Ve
iki türlü kullanýlýr. Ters ve düz. Düz aský kollar yatay olarak askýya baðlanýr ve insan çarmýha gerilmiþ
gibi yukarý kaldýrýlýr. Ters aský ise düz askýdan daha kötüdür. Koltuk altlarýndan ve sýrttan geçirilir
deðnek ardýndan da yine yukarý kaldýrýlýr. Bu daha da fazla acý verir.
Ýþte Abdulkadir'i ters askýya aldýlar ve....


YÝRMÝYEDÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝSEKÝZÝNCÝ BÖLÜM


..hem kaba dayak atmaya baþladýlar hem de tazyikli suya tuttular. "ALLAH'ýn (cc) yardýmýyla Abdulkadir
acýlara dayandý ve feryat etmedi. Bu da ruslarý çileden çýkarmaya yetiyordu. Abdulkadir feryat etmeyin-
ce ruslar çýlgýna dönüyor ve iþkencenin þiddetini arttýrýyordu. Ama ne gam. Sanki ALLAH (cc) Abdulkadir'in
bedenine bir meleði kalkan olarak girdirmiþti. Abdulkadir'i paramparça etselerdi bile, bu yine de ona výz
gelirdi. Ýþkencenin her türlüsünü denediler. Buz tabutu, tazyikli soðuk su, organ sýkma, akým verme. Ama
nafile. Ruslar yorulmuþlardý.
Komutan:--Götürün bunu, biraz dinlenelim, daha sonra dozu arttýrarak devam ederiz. Þayet konuþtu-
ramazsak, ben onu konuþturmanýn yolunu biliyorum, dedi.
Abdulkadir'i götürdüler. Kaç gündür gözüne uyku girmemiþti. Hücreye götürüldüðünde, hemen nama-
zýný kýldý. Burada namaz vakitlerini tahminen tayin ediyordu. Bazen yatsý namazý sabah namazý vaktine
rastlaya biliyordu. Ama olsun. Namazýný kýlan Abdulkadir uzandý ve kýsa bir süre sonra uykuya daldý.
Rüyasýnda Efendimiz'i (sav) gördü. Yemyeþil bir yerdeydi. Irmaklar akýyordu. Kuþ cývýltýlarý vardý. Abdul-
kadir, derhal Efendimiz'in (sav) yanýna gitmek istedi. Ama Efendimiz (sav):
--Acele etme Abdulkadir, seni kýsa zamanda yemeðe bekliyoruz, buyurdu.
Abdulkadir'in sevincine diyecek yoktu. Bu arada Abdulkadir'in yanýnda annesi ve iki kardeþi de vardý.
Ne kadar uyumuþtu bilmiyordu, Abdulkadir. Birden kapý gýcýrtýsý ile uyandý. Ruslar gelmiþti yine. Ama
Abdulkadir bambaþka bir ruh hali içerisindeydi. Hâlâ rüyanýn etkisindeydi. Bir an önce Efendimiz'e
(sav) kavuþma isteði ile doluydu.
Abdulkadir'i tekrar götürdüler, iþkence odasýna aldýlar. Rus subayý:
--Umarým aklýn baþýna gelmiþtir.
Abdulkadir:--Bana ne yaparsanýz yapýn umurumda deðil.
Rus subayý:--Ya! Demek öyle, peki sen bilirsin, ben seni konuþturmasýný
bilirim. Götürün bunu hücreye,
dedi. Abdulkadir'i hücreye götürdüler.
Rus subayý:--Çabuk bana Olcayto'yu çaðýrýn.
Bir rus askeri hemen gitti ve kýsa bir süre sonra Olcayto ile beraber geldi.
Olcayto:--Buyurun komutaným, beni emretmiþsiniz.
Rus subayý:--Evet, bu asiyi konuþturamadýk, gidin ve bunun annesi ile kardeþlerini getirin.
Olcayto:--Baþüstüne, dedi ve 4 rus askeri ile birlikte gitti.
Takriben yirmi dakika sonra, Abdulkadir'in evinin önünde rus askeri aracý durdu. Olcayto hemen kapýya
gitti ve kapýyý yumruklamaya baþladý. Abdulkadir'in annesi Zeynep Haným kapýyý açtý ve Olcayto'ya:
--Ne istiyorsun? dedi.
Olcayto:--Bizimle beraber geleceksiniz, sen ve iki oðlun.
Zeynep Haným:--Neden sizinle beraber gelecek miþim?
Olcayto:--Ben bilmem, onu karargâhta anlarsýn.
Zeynep Haným:--Demek sen ruslarýn uþaðýsýn ha! Yazýklar olsun sana. Halbuki annen baban tertemiz
müslümanlardý. Sen kime çekmiþsin anlamýyorum?
Olcayto:--Hakaret etme de çabuk ol.
Zeynep Haným:--Size yalvaracaðýmý sanma. Sizin gibi köpeklere yalvaracaðýma ölürüm daha iyi. Hasan!
Hüseyin! haydi gidiyoruz. Hasan ile Hüseyin hemen geldiler.
Zeynep Haným, Olcayto'yu göstererek:--Çocuklar, alçak bir adam görmek istiyorsanýz bu herife bakýn,
dedi.
Olcayto çok fena sinirlenmiþti ama yapacak bir þeyi de yoktu. Rus subayýndan çok korkuyordu. Olcayto
casusluða baþladýðýndan beri izzet ve þerefini kaybetmiþti. Adeta bir köpek muamelesi hatta daha da
aþaðý bir muameleye tabi tutulmasýna raðmen, sadýk bir köpek gibiydi. Nerde Abdulkadir, nerde Olcayto.
Birisi çok þerefli bir konumda, diðeri þeytandan bile belki daha aþaðýlýk bir konumdaydý. Hem de ne uð-
runa? Üç günlük dünya uðruna. Buna deðer miydi. Ýnsanýn þerefini, haysiyetini, insanlýðýný kýsaca her-
þeyin kaybetmeye deðer miydi. Bu ahmaklar daha önceki alçaklarýn akibetinden haberdar deðiller
miydi.
Zeynep Haným, Hasan ve Hüseyin, rus askerleri ve onlardan daha alçak olan Olcayto ile beraber araca
bindiler. Kýsa bir süre sonra, karargaha varmýþlardý. Onlarý hemen rus
subayýnýn yanýna götürdüler.
Rus subayý:--Demek Abdulkadir'in annesi sen sin ha! Bakalým Abdulkadir ne yapacak?
Zeynep Haným:--Abdulkadir aslan gibi ve þerefli bir kiþidir, þayet Abdulkadir'i þu köpeðin gibi sanýyor-
san (Olcayto'yu göstererek) yanýlýyorsun. Biz dinimiz uðruna ölümü göze aldýk.
Rus subayý:--Göreceðiz bakalým, gidin getirin Abdulkadir'i.
Ýki rus askeri hemen Abdulkadir'i getirdi. Rus subayý:
--Bak sana kimleri getirdim Abdulkadir?
Abdulkadir annesi ve kardeþlerini görünce rus subayýnýn niyetini anladý ve:
--Hayýr bu kadar alçak olamaz sýnýz, onlardan ne istiyorsunuz? beni öldürün ama onlara dokunmayýn.
Rus subayý:--Aslýnda hiç kimsenin ölmesine gerek yok. Sen bize istediðmiz bilgiyi ver sonra da
çýkýn gidin buradan. Yok eðer bilgi vermezsen ilk önce onlarý öldürürüm bilesin.
Abdulkadir:--Bunu yapamazsýnýz, savaþýn, düþmanlýðýn da bir þerefi var, ama þeref bunun neresinde,
hem sen subaysýn, nasýl bu kadar alçala biliyorsun.
Rus subayý:--Ülkemin çýkarý sözkonusu olunca yapmayacaðým þey yoktur.
Abdulkadir çaresiz kalmýþtý. Ne yapacaðýný kestiremiyordu. Bu alçaklardan her þey beklenirdi. Hem
bunlarý düþünüyor ve hem de dua ediyordu ailesi için.
Abdulkadir'in tereddüt ettiðin görünce, Annesi Zeynep Haným:
--Abdulkadir! sakýn ola ki müscahidlerin aleyhine tek kelime konuþma, þayet konuþursan sana hakkýmý
helal etmem. Bizi düþünme "ALLAH büyüktür. Hem Ashâb-ý Uhdud'u unutma.
Ashab-ý Uhdud kýssasý kýsaca þöyleydi:Ýslâm'dan önce, ALLAH'a inananlarý, ateþli hendeklere atarak cezalandýran kâfir bir topluluk.

Ashab-ý Uhdûd'un kimler olduðu ve ne zaman nerede yaþadýðý hakkýnda çok deðiþik rivayetler ve her bir rivayetin uzunca birer hikâyesi vardýr. Bu rivayetlere göre olay; Yemen, Necrân, Irak, Þam, Habeþ, Mecûsî veya Yahûdî krallarý tarafýndan meydana getirilmiþtir. Bu rivayetlerden herhangi birinin doðruluðu kesin deðildir. Zaten Kur'an da bu olayý; yer, zaman ve faillerini belirtmeden zikretmektedir. "ALLAH'a inanmayan kâfir bir beldenin kralý, ALLAH'a inananlarý dinlerinden çevirmek, tekrar kendi sapýk dinine döndürmek için müminlere eziyet eder, uzunlamasýna ve derin hendekler, kanallar (Uhdûd) kazdýrýr. Bu hendeklerin içine büyük ateþler yakýlýr.
"ALLAH'a inanmaktan baþka hiçbir günahý olmayan müminler hendeðin baþýna getirilir, ALLAH'a imanda ýsrar edenler ateþe atýlýr, küfre dönenler ateþten kurtarýlýr. Bütün bu zor durumlarýna raðmen müminler imanýndan dönmez ve ateþe atýlýrdý. Müminleri ateþe atan bu zalimler, hendeðin etrafýna oturmuþ olarak yaptýklarý bu zulmü zevkle seyrederlerdi. Fakat Cenâb-ý "ALLAH o kâfirleri, ayný ateþle veya baþka bir yolla helak etmiþtir. Çeþitli rivayetlerin bildirdiðine göre, binlerce mümin bu hendeklere atýlmýþ, fakat ALLAHu Teâlâ müminlerin ruhunu, ateþe düþmeden önce kabzetmek suretiyle onlarý, ateþin azabýndan kurtarmýþtýr.

Bir rivayete göre de: Bir kadýnýn çocuklarý da ateþe atýlmýþtý. En son sýrtýnda kundaklanmýþ bir bebeði
vardý. Onu ateþe atmak üzere ona doðru gelince, kadýn annelik içgüdüsü ile hareket edip bebeðini
kurtarmak amacýyla neredeyse dinden dönecekti, ama çocuk dile gelmiþ ve annesini bundan men
etmiþti.

Bu hadisenin zamaný kesin olarak bilinmemekle beraber, Ýslâm'a yakýn bir zamanda, büyük bir ihtimalle de Hz. Ýsa'dan sonra olmuþ, Mekke müþrikleri ve müslümanlar tarafýndan da bilinmekte idi. Bu hadiseyi Kur'an'da anlatmak suretiyle Cenâb-ý "ALLAH, Mekke'de çeþitli eza ve cefaya uðrayan müslümanlarýn mutlaka bundan kurtulacaklarýný ve müslümanlara eziyet eden Mekkeli müþriklerin, Ashab-ý Uhdûd gibi cezalandýrýlacaðýný dolaylý bir þekilde açýklamaktadýr. Þüphesiz ki bu ayetler, sadece o zamanýn insanlarýna hitap etmemekte, geçmiþte olduðu gibi gelecekte de imana, dine ve inananlara yapýlacak kötülük ve zulümlerin mutlaka ALLAH'u Teâlâ tarafýndan cezalandýrýlacaðýný ifade etmektedir. Bu durum, Kur'an kýssalarýnýn en önemli özelliklerindendir.

Hâdise, Kur'an-ý Kerîm'de þöyle dile getirilmektedir:

"Hazýrladýklarý hendekleri, tutuþturulmuþ ateþle doldurarak çevresinde oturup, inanmýþ kimselere, dinlerinden dönmeleri için yaptýklarý iþkenceleri seyredenlerin caný çýksýn. Bu inkârcýlarýn inananlara kýzmalarý; onlarýn sadece, göklerin ve yerin hükümranlýðý kendisinin bulunan, övülmeye lâyýk ve güçlü olan ALLAH'a inanmýþ olmalarýndandýr. ALLAH her þeye þahittir. Fakat, inanmýþ erkek ve kadýnlara iþkence ederek onlarý dinlerinden çevirmeye uðraþanlar, eðer tövbe etmezlerse, onlara Cehennem azabý vardýr. Yakýcý olan azap da onlaradýr. Þüphesiz, inanýp yararlý iþler yapanlara, içlerinden ýrmaklar akan Cennetler vardýr. Bu, büyük bir kurtuluþtur. Doðrusu Rabbi'nin yakalamasý amansýzdýr... " (el-Burûc, 84/4-42

Bunun üzerine rus subayý....


YÝRMÝSEKÝZÝNCÝ BÖLMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

YÝRMÝDOKUZUNCU BÖLÜM


...Kes sesini, bunak kadýn! dedi ve Zeynep Haným'a þiddetli bir yumruk attý. Yumruðun etkisi
ile geriye savrulan Zeynep Haným, baþýný duvara çarptý ve yere yýkýldý. Zeynep Haným'ýn kulak_
larýndan kanlar akmaya baþladý. Bir müddet karþýya baktý, gülümsedi ve aðzýndan þu sözler
döküldü: Eþhedu En La Ýlahe Ýllellah. Ve Eþhedu Enne Muhammeden Rasûlullah.
Gülümseyerek ruhunu teslim etmiþti. Zeynep Haným kafirlerin herhangi bir kötülük yapmasýna
fýrsat kalmadan, tertemiz bir þekilde þehide olmuþtu.
Abdulkadir:--ALLAH belanýzý versin, alçak herifler, siz insan olmayý býrakýn hayvan bile olamazsýnýz.
Rus subayý kudurmuþ gibiydi. Ne yaptýðýný bilmez durumdaydý. Silahýný çekti önce Hasan'a sonra da
Hüseyin'e birer kurþun sýktý. Her ikisi de Þehid olmuþtu. Ardýndan aðzýndan köpükler saçarak belli
belirsiz bir kaç cümle mýrýldandý ve silahýndaki tüm mermileri Abdulkadir'in üzerine boþalttý. Kýsa bir
süre sonra Abdulkadir de þehid olmuþtu. Bir aileden dört þehid. Doðrusu Abdulkadir ve ailesi üzülü-
necek deðil gýpta edilecek bir durumdaydý. ALLAH korusun, Ya Olcayto'nun yerinde Abdulkadir olsaydý.

Rus subayý ayý gibi homurdanarak: Bu kadýn ve çocuðun cesetlerini götürüp, kimsenin görmeyeceði
bir yere gömün. Abdulkadir'e gelince onun cesedini götürüp þehir meydanýnda vince asýn, diðer asilere
ibret olsun.

Abdulkadir'in cesedini götürüp þehir meydanýnda bir vince astýlar.

Bu arada Mir Hüseyin ve AlaRahman bir þeylerin olduðunu anlamýþlardý. AlaRahman, Olcayto'yu takip
etmiþ ve Zeynep Haným ile Hasan ve Hüseyin'in götürüldüðünü görmüþtü. Hemen gidip durumu Mir
Hüseyin'e bildirmiþ, ancak yapacak bir þey de kalmamýþtý. Zaman olsaydý,
Zeynep Haným ve çocuklarý
kaçýrma imkaný olabilirdi ama, maalesef askerler gelip onlarý götürmüþtü.

Abdulkadir'in cesedinin þehir meydanýna getirilip vince aslýdýðýný duyunca hemen oraya koþmuþlardý.
Abdulkadir'in cesedi vince asýlýydý ama o gülümsüyordu. Onu gören AlaRahman ve Mir Hüseyin, hem
üzüldüler ve hem de onun þehid olmasýna gýpta ettiler. Duruma bakýlýrsa Abdulkadir, burada bir kaç
gün bekletilecekti. Buna mani olmalarý gerekirdi. Hemen oradan ayrýlýp eve döndüler.

AlaRahman:--Mir Hüseyin! Abdulkadir'in cesedini oradan indirmemiz lazým.
Mir Hüseyin:--Evet AlaRahman, doðru söylüyorsun. Ne yapýp edip bunu yapmalýyýz. Onu ruslarýn elin-
den canlý olarak alamadýk ama cesedini oradan alýp defnetmeliyiz.

Hemen bir plan yaptýlar. Akþam olunca etrafý kolaçan edeceklerdi. Nöbetçi kalýrsa þayet onlarý uyutup
Abdulkadir'in cesedini alacaklardý.

Akþam olunca dýþarý çýktýlar. Þehir meydanýna geldiler. Abdulkadir'in cesedinin baþýnda iki nöbetçi bulu-
nuyordu. Duruma bakýlýrsa hallerinden hiç te memnun deðillerdi. Bu iyiydi, onlarý çabucak kandýra bilir-
lerdi.
Hemen iki þiþe votka alýp içine uyku ilacý koydular. Þiþelerin kapaðýný açýp, içki içen iki sarhoþmuþ gibi
yalpalaya yalpalaya rus askerlerine doðru gitmeye baþladýlar. Aðýzlarýndan belli belirsiz bazý kelimeler
çýkýyordu. Rus askerleri onlarýn durumuna gülerek bakýyorlardý.
AlaRahman ve Mir Hüseyin rus askerlerine yaklaþtýlar ve orada ne yaptýklarýný sordular, askerler de
"þu gördüðünüz cesedi bekliyoruz," dediler. Ellerindeki þiþeleri rus askerlerine uzattýlar. Birisi:
--Hayýr içemeyiz, nöbetteyiz, dedi.
Diðeri:--Caným bir iki yudum þçmekten ne çýkar, zaten canýmýz sýkýlýyor, dedi.
Öbür asker:--Peki, verin bakalým, dedi.
Þiþeleri aldýlar, her ne kadar birer yudum dedilerse de, þiþelerin dibine darý ekmeyi ihmal etmediler.
AlaRahman ve Mir Hüseyin, yine sallana sallana oradan uzaklaþtýlar. Hemen yakýn bir yerde kuytu
bir köþe vardý, oraya gidip saklandýlar ve rus askerlerinin uyumasýný
beklediler. O sýrada rus devriye
aracý geldi. Nöbetçileri kontrol etti ve herhangi bir olumsuzluk olmayýnca da hemen oradan ayrýldý.
AlaRahman ve Mir Hüseyin derin bir oh çektiler. Aradan yirmi dakika geçmiþti ki, rus askerleri horul
horul uyumaya baþladýlar. Etrafta da kimseler yoktu. AlaRahman ve Mir Hüseyin hemen vincin yanýna
gittiler. Abdulkadir'i vinçten indirmek zor olmamýþtý. Abdulkadir'in yerine bir rus askerini asmayý düþün-
dülerse de vincin çalýþtýrmasý birilerinin dikkatini çekebilirdi, bu fikirden vazgeçtiler ama, yanlarýndaki
býçaklarla rus askerlerini öldürmeyi de ihmal etmemiþerdi. Ýki rus iki rustu.

Abdulkadir'in cesedini, yanlarýnda getirdikleri çarþafa sardýlar sokaklarýn mümkün olduðunca en karan-
lýk yerlerinden geçerek, Caharkale'nin dýþýna çýktýlar. Dikkat çekmeyen bir yerde hemen bir mezar kazýp
Abdulkadir'i oraya defnettiler. Ona dualar edip oradan ayrýldýlar. Yolda AlaRahman:
--Mir Hüseyin benim karargâha gidip durumu bildirmem lazým. Sen eve git ben karargâha gidiyorum.
Tamam! dedi, Mir Hüseyin. Birbirlerine sarýlýp vedalaþtýlar. Mir Hüseyin, yine kimseye görünmeden
eve vardý. AlaRahman ise zaten þehrin dýþýndaydý. Herhangibir zorlukla karþýlaþmadan, karagâh'ýn olduðu daðýn
eteðine varmýþ tý ki.....



YÝRMÝDOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

OTUZUNCU BÖLÜM

...Karanlýkta göz gözü görmüyordu. Bu karanlýkta karargâha varmasý mümkün deðildi. AlaRahman
bunun üzerine geceyi orada geçirmeye karar verdi. El yordamýyla kendisine kalabileceði bir yer aradý.
Nihayet uygun bir yer buldu. Yere uzandý, çok yorulmuþtu, kýsa bir süre sonra uykuya daldý. Bir rüya
gördü AlaRahman. Rüyasýnda Abdulkadir ve ailesini gördü. Yemyeþil bir yerdeydiler. AlaRahman þimdiye kadar böyle bir yer görmemiþti. Abdulkadir, AlaRahman'ý görünce onun yanýna geldi, birbirlerine
sarýldýlar.
Abdulkadir:--ALLAH razý olsun, AlaRahman kardeþim. Bana yaptýðýnýz
iyiliðinizi unutmayacaðým. Sana ve
Mir Hüseyin'e minnettarým.
AlaRahman:--Hakkýný helal et kardeþim. Size yapýlan zulme engel olamadýðýmýz için, bizi affet.
Abdulkadir:--Ne hakký, kardeþim, Ýlahî takdir böyleymiþ. Hem ben halimden memnunum. Elhamdulillah
ki dünyanýn sýkýntýlarýndan kurtuldum. ÝnþaALLAH mücahidler baþarýya ulaþýr ve zafere ererler.
Alarhman:--ÝnþaALLAH kardeþim. Þu an senin durumuna gýpta ediyorum. Doðrusu senin yerinde olmak
isterdim.
Abdulkadir:--"Kiþi sevdiði ile beraberdir" hadis-i þerif'ini unutma kardeþim. ÝnþaALLAH o dünyada nasýl
beraber idiysek, burada da beraber olacaðýz. ALLAH (cc) sizi dininde sebat edenlerden kýlsýn. Biz gidiyoruz kardeþim, benden tüm mücahidlere selam söyle.
AlaRahman:--Vealeykum selam ve rahmetullah kardeþim. ALLAH'a emanet olasýnýz.

AlaRahman uyandý, sabah namazý vakti olmak üzereydi. Yakýndaki dereden abdest aldý, sabah namazý
vakti girince de namazýný kýldý ve gördüðü rüyanýn etkisiyle aðlaya aðlaya yoluna devam etti. Karargâh'a
vardýðýnda kuþluk vakti girmiþti. Nöbetçilerle selamlaþtý, kucaklaþtýlar, ardýndan komutanýn çadýrýna
doðru yöneldi. Komutan kuþluk namazýný kýlýyordu. Selam verdikten sonra AlaRahman'ý gördü. AlaRahman...

OTUZUNCU BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------


--------------------------------------------------------------------------------

OTUZBÝRÝNCÝ BÖLÜM

...--Hayýrdýr AlaRahman, Niye geldin? Bir þey mi oldu?
AlaRahman:--Evet komutaným. Sanýrým Abdulkadir'in tutuklandýðýný biliyorsunuz?
Komutan:--Evet biliyoruz. Abdulkadir'den haber mi var?
AlaRahman:--Evet var, ama maalesef iyi haber deðil.
Komutan:--Ne oldu Abdulkadir'e?
AlaRahman:--Sadece Abdulkadir olsa neyse ama...
Komutan:--Baþkalarý da mý var?
AlaRahman:--Evet komutaným. Abdulkadir, annesi ve iki kardeþi.
Komutan:--Ne oldu peki?
AlaRahman:--Üçü de þehid edildi.
Komutan:--Ýnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Nasýl bu kadar alçala biliyorlar anlamýyorum. Demek
küçük çocuklarý da þehid ettiler ha?
AlaRahman:--Evet komutaným, hepsini þehid ettiler. Abdulkadir'in cesedini vince astýlar, ama
annesi ve kardeþlerinin cesetlerini bulamadýk.
Komutan:--Abdulkadir hâlâ vinçte mi asýlý?
AlaRahman:--Hayýr komutaným, Abdulkadir'in cesedini Mir Hüseyin'le birlikte vinçten indirip
defnettik. Bu arada iki rus nöbetçiyi de cehenneme gönderdik.
AlaRahman hem bunlarý anlatýyor hem de aðlýyordu. Bu olay tüm mücahidleri etkilemiþti, onlar da
aðlýyordu. Yeni gelen mücahidler sabýrsýzlýk ve öfkeyle yerlerinde duramýyorlardý. Hemen gidip
Abdulkadir ve ailesinin intikamýný almak istiyorlardý.

Komutan:--ALLAH razý olsun AlaRahman, hem senden hem de Mir Hüseyin'den. Abdulkadir kardeþimizin cesedini orada býrakmamanýz çok iyi olmuþ.
AlaRahman:--Abdulkadir ve ailesini ihbar eden hain Olcayto'dur.
Komutan:--Ya! demek Olcayto ha! Bu Olcayto çok oldu.

Komutan çok öfkelenmiþti. Yüz hatlarýndan açýkça belli oluyordu öfkesi. Onun þimdiye kadar
bu denli öfkelendiði görülmemiþti. Mücahidlere döndü ve:
--Cesim, dedi.
Cesim:--Buyur komutaným.
Komutan:--Yanýna birisini al, git ve Olcayto'yu parçalara ayýr. Onu öyle bir þekilde öldür ki
tüm hainlere ibret olsun.
Cesim:--Baþüstüne komutaným, bundan hiç þüphen olmasýn, ALLAH'ýn (cc) izniyle Olcayto'ya
öyle bir ceza vereceðim ki âleme ibret olsun.

Cesim, daha önce Bosna Hersek'te Selami Albay ile beraber savaþan kürt kökenli bir mücahid
idi. Bosna savaþýnda Selami Albay þehid olmuþ, Cesim ise aðýr yaralanmýþtý. Günlerce gördüðü
tedavinin ardýndan iyileþmiþ, Bosna savaþý bittiði için de Çeçenistan'a gelmiþti. Cesim patlayýcýlar konusunda çok uzmandý. Bir elma, armut ya da portakalýn içine patlayýcý yerleþtirebiliyordu.
Olcayto'nun akýbeti hiç iyi görünmüyordu. Cesim yanýna yine patlayýcý konusunda uzman olan
arap kökenli Ebu Süleyman'ý almýþtý. Yanlarýna en kuvvetli patlatyýcýlarý
aldýlar, diðer mücahidler
ile vedalaþýp Caharkale'nin yolunu tuttular. Epeyce yorucu bir yolculuktan sonra Caharkale'nin
kenar mahallelerine vardýlar. Þehre girmek için akþamýn olmasýný beklediler. Caharkale gündüz
ruslara aitti ama gece ruslarýn pek bir etkinliði yoktu. Hepsi canýndan korkuyordu. Aslýnda onlara kalsa hemen Çeçenistan'ý terk edeceklerdi ama kahrolasý üst düzeydekiler buna izin vermiyorlardý ki. Bu nedenle onlarda gece kendilerini emniyete alýyorlardý. Kimse karargâhtan çýkmýyordu. Komutanlarý da korktuklarý için, kimse askerlerin bu durumuna ses çýkarmýyordu.

Cesim ve Ebu Süleyman, akþam namazýný kýldýlar. Yanlarýnda bulunan kuru ekmek ve bir kaç
zeytinle karýnlarýný doyurduktan sonra, Mir Hüseyin'in evine doðru yola koyuldular. Caharkale'de kalan kadýn, yaþlý erkek ve çocuk yaþtaki çeçenler Abdulkadir ve ailesinin baþýna gelenleri
biliyor ve onlar da ruslara diþ biliyorlardý. Ama ne çare ki ellerinden onlara beddua etmekten
baþka bir þey gelmiyordu.

Takriben yirmibeþ dakikalýk bir yürüyüþten sonra, nihayet Mir Hüseyin'in evinin önüne vardýlar. Gelirken tenha sokaklarý ve kuytu köþeleri seçmiþlerdi. Cesim kapýyý çaldý ve:
--Ya þehadet ya da zafere kadar cihad, dedi. Bu mücahidler arasýnda kullanýlan bir parolaydý.
Mir Hüseyin kapýyý açtý.
Selamun Aleykum, dedi Cesim ve içeri girdi, arkasýndan da Ebu Süleyman girdi.
Vealeykum selam, dedi, Mir Hüseyin, hoþgeldiniz kardeþlerim.
Cesim:--Hoþ bulduk Mir Hüseyin, karargâhtan geliyoruz. Komutanýmýz ve diðer mücahidlerin
selamý var. Ben Cesim bu kardeþimiz de Ebu Süleyman.
Mir Hüseyin:--Hoþ geldiniz kardeþlerim. Vealeykum selam ve rahmetullah.
Cesim:--Komutanýmýz size teþekkür ediyor, Abdulkadir için yaptýklarýnýzdan dolayý.
Mir Hüseyin:--Estaðfurullah, bunun için teþekküre ne gerek var, bu zaten bizim kardeþlik görevimiz. Keþke kardeþimiz ve ailesini sað kurtara bilseydik ama ne yapalým ki kader böyleymiþ.
Cesim:--Evet bunun için üzülmenize gerek yok. Senin de belirttiðin gibi
kader böyleymiþ. Hem
kardeþimiz ve ailesi, peygamberlerin bile imrendiði bir mertebeye ulaþtýlar. Doðrusu onlara
gýpta ediyoruz. Her ne kadar kardeþimiz ve ailesinin kaderleri böyle ise de, bu durum Olcayto'yu
cezalandýrmamýza engel olmadýðý gibi, onlarýn intikamýný almak bize farzdýr. Ýslâm tarihi bunun
sayýsýz örnekleri ile doludur.
Mesela bunlardan biri Mute Savaþý dýr ki:

1- MÛTE SAVAÞI (Cumâde'l-ûlâ 8 H./Eylül 629 M.)

a) Savaþýn Sebebi

Mûte Savaþý, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasýnda yapýlan ilk savaþtýr. Sebebi, Rasûlüllah (s.a.v.)'in elçisinin öldürülmesidir.

Rasûlüllah (s.a.v.), Ýslâm'a dâvet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdiði sýrada, Sûriye'de Busrâ (þimdiki Havran) Emîri Þürahbil'e de Hâris b. Umeyr ile bir mektup göndermiþti. Gassânî Araplarýndan Þürahbil, Hristiyandý. Bizans'ýn himayesinde bulunuyordu.

Hâris, Þürahbil'e, Kudüs'ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasýnda rastladý. Elçi olduðunu söyleyerek Hz. Peygamber (s.a.v.)'in mektubunu verdi. Fakat, Þürahbil, devletler arasý hukuk kurallarýný çiðnedi, Rasûlüllah (s.a.v.) elçisini öldürttü.

Þimdiye kadar Hz. Peygamber (s.a.v.)'in elçilerinden hiçbiri öldürülmemiþti. Bir elçinin öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanlýða ve hukuk kurallarýna aykýrý bir davranýþ sayýldýðý gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan okuma demekti. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.v.) üç bin kiþilik bir kuvvet hazýrlayarak, azadlý kölesi Hârise oðlu Zeyd'in komutasýnda yola çýkardý. Elçi Umeyr oðlu Hâris'in þehid edildiði Mûte'ye kadar gidilmesini, Þürahbil ve maiyetinin Ýslâm'a dâvet edilmesini, kabûl etmezlerse savaþýlmasýný emretti. "Kadýnlarý, çocuklarý, yaþlýlarý öldürmeyin. Evleri yýkýp hârap etmeyin, aðaçlarý kesip, tahribâtta bulunmayýn!" dedi. Orduyu "Seniyyetü'l-vedâ" denilen ayrýlýk tepesi'ne kadar uðurlayan Hz. Peygamber (s.a.v.):

- "Zeyd þehid olursa, komutanlýðý Câfer alsýn; Câfer de þehit düþerse, Ravâha oðlu Abdullah komutan olsun." buyurdu.


b) Ýki Tarafýn Durumu ve Aradaki Eþitsizlik
Müslüman ordusunun hareketini Þürahbil duydu. Derhal Lahm, Cüzâm, Kayn, Belkýn, Behrâ gibi Hristiyan Arap kabîlelerinden büyük bir kuvvet hazýrladý. Ayrýca durumu Bizans Ýmparatoruna bildirerek, ondan da yardým istedi. Böylece Þürahbil, 200 bin kiþilik büyük bir ordu topladý. Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de Hristiyan Araplardan meydana gelmiþti. Ýmparator Hirakl de iþi önemseyerek, Belkadaki Meab þehrine kadar geldi.

Müslümanlar, ancak Sûriye topraklarýna girdikten sonra düþmanýn gücü ve hazýrlýklarý hakkýnda bilgi edinebildiler.

Ýki taraf arasýnda gerek sayý, gerek silah ve teçhizât bakýmýndan korkunç bir fark vardý. Tarihte, iki taraf arasýnda böylesine ölçüsüz bir fark görülmemiþtir. 200 bin (bazý rivâyetlerde 100 bin) kiþilik bir kuvvet karþýsýnda üç bin mücâhid ne yapabilirdi? Fakat, savaþmadan geri dönülemezdi. Komutan Zeyd, Maan'da, Mücâhidlerin ileri gelenleriyle toplanýp durumu istiþâre etti. Acaba, durumu Rasûlüllah (s.a.v.)'e bildirip alýnacak cevâba göre mi hareket edilmeliydi? Fakat, Ravâhaoðlu Abdullah bütün tereddütleri giderdi.

- Arkadaþlar, çekindiðimiz þey, ele geçirmek için yola çýktýðýmýz þeydir, yani þehid olmaktýr. Dinimizi yüceltmek için savaþalým. Yâ þehid, ya gazi olacaðýz. Bunun ikisi de güzel deðil mi ? dedi.

Abdullah'ýn konuþmasý mücâhitlerin maneviyâtýný yükseltti. Hepsi de:

- Ravâhaoðlu doðru söylüyor. Savaþmalýyýz, dediler.


c) Komutanlar Sýrayla Þehâdet Þerbetini Ýçtiler

Ýki ordu Mûte'de karþýlaþtý. Zeyd, sancak elinde, ileri atýldý. Kahramanca çarpýþtý, ölümden yýlmadýðýný gösterdi. Fakat düþman mýzraklarýnýn arasýnda þehid düþdü.

Zeyd þehid olunca, sancaðý hemen Câfer aldý. Emsâlsiz kahramanlýklar gösterdi. Önce sað eli kesildi, sancaðý sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince, kollarýyla sancaða sarýldý. Pek çok yara aldýðý halde son nefesine kadar sancaðý býrakmadý. Nihâyet o da þehid oldu.

Câferden sonra sancaðý Ravâhaoðlu Abdullah aldý. O da þiirler söyleyerek, kahramanca savaþtý. Vücudu delik deþik oldu. Sonunda o da þehid oldu.

d) Hâlid b. Velîd'in Üstün Mahâreti
Râvâhaoðlu da þehid olunca, asker komutansýz kaldý, umûmî bir panik baþladý. Daðýlan askerin kaçýþýný Velîdoðlu Hâlid önledi. Mücâhidler, Hâlid'in etrâfýnda yeniden toplandýlar. Hâlid komutayý aldý, sancak elinde akþama kadar çarpýþtý. O gün elinde tam dokuz kýlýç parçalandý. Bu Müslüman olduktan sonra Hâlid'in katýldýðý ilk savaþtý.

Gece olunca, Hâlid askeri yeniden tertipledi. Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, saðdakileri sola, soldakileri saða aldý. Böylece düþmana, yardým için yeni kuvvetler gelmiþ intibâýný verdi. Sabah olunca da ansýzýn þiddetli bir hücuma geçerek, düþmaný bozguna uðrattý. Bu fýrsattan yararlanarak, askerini ustalýkla geri çekti. Büyük bir kayba uðramadan Medine'ye döndü. Ýslâm ordusunu korkunç bir felâketten kurtardý.

200 bin kiþiye karþý yapýlan bu çetin savaþta, Müslümanlar sadece 12 þehid vermiþlerdi. Bu durum, komutanlarýn savaþý çok baþarýlý idâre etmeleri ve canlarýný fedâ etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu.


e) Rasûlüllah (s.a.v.)'in Medine'den Savaþý Seyretmesi

Rasûlüllah (s.a.v.) savaþýn bütün safhalarýný, Medine'ye henüz hiç bir haber ulaþmadan, ashâbýna bildirmiþti.

Cenab-ý Hakk, zaman, mekân ve mesâfe kavramlarýný kaldýrarak, sevgili Peygamberine savaþ meydanýný olduðu gibi göstermiþti. Mescid-i Nebî'de minber üzerine oturmuþ bulunan ALLAH Rasûlü (s.a.v.) gözlerinden yaþlar akarak:

-Ýþte sancaðý Zeyd aldý, Zeyd vuruldu, þehid düþtü. Sonra Câfer aldý, O' da þehid oldu. Sonra Ravâhaoðlu aldý, O 'da þehid oldu. En sonunda sancaðý, ALLAH'ýn kýlýçlarýndan bir kýlýç, Velîdoðlu Hâlid aldý. ALLAH O'na fethi müyesser kýldý, buyurdu.

Rasûlüllah (s.a.v.), Zeyd, Câfer ve Abdullah'ýn þehid düþtüklerini haber verdikçe, her biri için istiðfâr etmiþ ve Cennete girdiklerini de müjdelemiþti.Sancaðý Hâlid alýnca ise:

-ALLAH'ým, Hâlid senin kýlýçlarýndan bir kýlçtýr. Sen O'na nusret ihsan buyur, diye duâ etmiþti.Bundan sonra Hâlid'e "Seyfullah" (ALLAH'ýn kýlýcý) denildi.

Câferin þehâdet haberini duyunca, âilesi feryâda baþladýlar. Rasûlüllah (s.a.v.)'de son derece üzgündü. Çok sevdiði, en deðerli arkadaþlarýný kaybetmiþti. Câfer'in âilesini teselli etti. Acýlýdýrlar, yemek yapamazlar,
diye evine yemek gönderdi.

-ALLAH Câfer'e, Mûte'de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi. O'nu Cennet'te meleklerle birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi.Bu sebeple Câfer, bundan sonra Câfer Tayyâr diye anýldý.

Evet burada da görüldüðü üzere. Efendimiz'in (sav) elçisinin þehid edilmesi üzerine. onun intikamýný
almak üzere bu savaþ yapýlmýþtýr. Bu nedenle:...


OTUZBÝRÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
--------------------------------------------------------------------------------

OTUZÝKÝNCÝ BÖLÜM

...Olcayto'yu yakalayýp cezalandýrmamýz lazým.
Mir Hüseyin:--Evet bunu ben de en az sizler kadar istiyorum. Bu olcayto alcaðýnýn kýrdýðý ceviz
kýrký aþtý. Müslümanlara verdirdiði zararýn haddi hesabý yok.
Cesim:--Bunu nasýl yakalaya biliriz?
Mir Hüseyin:--Gece olunca el ayak çekilir. Ruslar geceleri sokaða çýkmaya korkarlar, Olcayto
ise kendinden gayet emin. Gece onu ele geçire biliriz.
Cesim:--Çok güzel! þimdi biraz dinlenelim. Gece yarýsýndan sonra kalkar gideriz.
Mir Hüseyin:--Tamam Cesim kardeþim, yataklarýnýz hazýr, biraz uyuyun, ben sizi gece yarýsýndan
sonra uyandýrýrým. Doðrusu çok heyecanlýyým, gözüme uyuku girmiyor. Bu haini ortadan kaldýrmak
büyük bir hizmet.
Cesim:--Pekala, "ALLAH (cc) rahatlýk versin, ama unutma, þayet uykun gelecek olursa bizi uyandýr.
Mir Hüseyin:--O konuda endiþeniz olmasýn, siz uyumaya bakýn.

Cesim ve Ebu Süleyman, odalarýna çekildiler ve kýsa bir süre sonra da derin bir uykuya daldýlar.
Mir Hüseyin ise, misafirleri uykuya dalýnca, hemen bir abdest tazeledi ve namaz kýlmaya baþladý.
Abdulkadir'in þehadetinden sonra çok sýkýntý çekmiþti, Olcayto'nun belasýný bulmasi için çok dua
etmiþti, nihayet duasý kabul olmuþtu. Ýçi içine sýðmýyordu. huþu içerisinde namaza durdu.
Aradan epeyce bir zaman geçti, vakit gece yarýsýný geçmiþti, Cesim ve Ebu Süleyman'ý uyandýrýp
onlara saatin geldiðini haber verdi. Üçü birden hemen hazýrlandýlar, yanlarýna gerekli malzemeyi
de alýp dýþarý çýktýlar. Dýþarýsý karanlýktý, sokakta da kimsecikler görünmüyordu. Yine de ihtiyatý elden býrakmadan kuytu yerlerden giderek Olcayto'nun evinin önüne vardýlar. Cesim kapýya üç kere vurdu
içeriden kesik kesik bir öksürük sesi duyuldu, ardýndan:--Kim o? diye bir ses duyuldu. Bu Olcayto'nun
sesiydi.
Cesim:--Aç kapýyý Olcayto, ben Yüzbaþý Sregei!
Olcayto:--Tamam yüzbaþým geldim, geldim!
Olcayto kapýyý açtý, kapýyý açmasý ile baþýna aðýr bir darbenin almasý bir oldu. Olcayto, aldýðý darbenin
etkisiyle bayýlmýþtý. Hemen Olcayto'yu yanlarýnda getirdikleri çarþafa sarýp, yine kuytu ve karanlýk
yerlerden yürüyerek þehrin dýþýna çýktýlar.
Olcayto'yu bir aðaca sýkýca baðladýlar, vücuduna da 100 metre fitilli bir dinamit ve çok kuvvetli bir
plastik patlayýcý yerleþtirdiler.
Vakit sabah namazýna yaklaþýyordu, Olcayto ise hâlâ kendine gelmemiþti. Abdestlerini alýp, sabah
namazlarýný cemaatle kýldýlar. Bir süre Olcayto'nun kendisine gelmesini beklediler, anlaþýlan darbeyi
epeyce þiddetli vurmuþlardý. Güneþ doðmuþtu, dereden aldýklarý suyu Olcayto'nun yüzüne serptiler.
Olcayto kendine geldi, Mir Hüseyin'i görünce:
--Mir Hüseyin, sen ha!
Mir Hüseyin:--Evet alçak Olcayto ben. Böyle bir günü beklemiyordun deðil mi?
Olcayto'nun gözü birden...


OTUZÝKÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

OTUZÜÇÜNCÜ BÖLÜM


..dinamit fitilini gördü. Gözleri yuvalarýndan fýrlayacak gibi oldu.
Kekeleyerek:
--Bana ne yapacaksýnýz? diye sorabildi.
Cesim:--Hainlere ne yapýlýr, Olcayto?
Olcayto:--Ne olur bana kýymayýn?
Cesim:--Sen kadýnlara kýydýn, Olcayto, çocuklara kýydýn,yaþlýlara kýydýn, mücahidlere kýydýn ve
en son Abdulkadir ile ailesine kýydýn. Ne adýna ha Olcayto, ne adýna?
Olcayto:--Ne olur beni affedin, ne isterseniz yaparým. Tüm günahlarýma tevbe ediyorum,
artýk sizin sadýk bir hizmetkârýnýz olarak çalýþýrým.
Cesim:--Tevbenin kabul edilmediði iki zaman vardýr, Olcayto. Birincisi sekerat esnasýnda, diðeri
ise güneþ batýdan doðduktan sonra. Sen tevbenin kabul olunmadýðý zamandasýn Olcayto, sen
sekerattasýn.
Olcayto:--Ellerinizi, ayaklarýnýzý öpeyim ne olur beni baðýþlayýn.
Cesim:--Söyle bakalým Olcayto, senden baþka hain var mý?
Olcayto:--Evet var, dedi ve diðer hainlerin adýný ve yerlerini bir çýrpýda söyleyiverdi.
Cesim:--Bunlarý not al Mir Hüseyin, bunlarý not al. Söyle bakalým, Olcayto, ruslara yýllarca
uþaklýk yaptýn, peki onlar sana nasýl davrandýlar, kendilerinden biri olarak gördüler mi?
Olcayto:--Maalesef hayýr, bana daima bir hayvan muamelesi yaptýlar, ve bana çok aþaðýlýk
iþler yaptýrdýlar. Ama ben bunlarýn farkýna yeni vardým.
Cesim:--Senin hayvan muamelesi gördüðüne inanmýyorum, hayvanlar insanlardan iyi muame-
le görürler, bazý hayvanlar vardýr ki bazen insana arkadaþ bile olur. Hayýr Olcayto hayýr. Sen
hayvanca muameleye bile layýk görülmemiþsin.
Söyle bakalým Olcayto, sen hiç bir atýn baþka bir atý ihbar ettiðini, baþka bir yaratýk ile bera-
ber olup onun aleyhine çalýþtýðýný gördün mü? Göremezsin Olcayto, göremezsin. Sen ve senin
gibiler hayvanlardan daha aþaðýlýktýrlar.
Olcayto:--Haklýsýnýz, ne derseniz haklýsýnýz! Yaptýðým kötülüðün, daha yeni farkýna vardým.
Beni baðýþlayýn, ne isterseniz yaparým, öl dediðiniz yerde ölürüm.

Olcayto'yu sorguda býrakalým da kafilede son durum ne ona bakalým.

Meryem'in olduðu kafile Caharkale'ye doðru yoluna devam ediyordu.
Meryem de kitap oku-
maya. Doðrusu bu zaman zarfýnda, islam adýna çok þey öðrenmiþti. Öðrendikleri onu bir nebze
olsun etkilemiþti, ama saf deðiþtirmeye yetecek kadar deðildi. Bunun için henüz erkendi. Meryem'in
doðru yolu bulmasý için, mücahidlerin yaþantýlarýný, tavýr ve davranýþlarýný görmesi gerekiyordu.
Bir insanýn fikir ya da saf deðiþtirmesi için, safýna katýlacaðý kiþinin ya da kiþilerin yaþantýlarýnýn
diðerlerinden farklý olmasý gerekiyordu.
Efendimiz (sav) bir kiþiye hâl yoluyla islamý anlatýyorsa, on kiþiye hatta belki de yüz kiþiye, hâl
yoluyla anlatýyordu. Hâl yoluyla yapýlan anlatým, kâl yoluyla yapýlan anlatýmdan daha etkiliydi.

Meryem yeni bir konu bulmuþ onu okuyordu. Bu esnada bindikleri araç bir köþeyi dönmüþtü ki..


OTUZÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

OTUZDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

...Araç þiddetle sarsýldý ve durdu. Hepsinin korkudan benzi sararmýþtý. Ne var ne oluyor diye
etraflarýna bakýndýlar. Yoksa saldýrýya mý uðramýþlardý. Araç durmuþtu. Aþaðýya indiler, etrafa
aracýn saðýna, soluna, altýna baktýlar ama hiç bir olumsuzluk görünmüyordu. Ne olmuþtu bu kah-
rolasý araca. Þoför aracý çalýþtýrmak için marþa bastý ama nafile. Bu arada nasýl olduysa, þoförün
aklýna, yakýt göstergesine bakmak gelmiþti. Gösterge sýfýrý gösteriyordu. Þoför.
--Komutaným, yakýtýmýz bitti.
Komutan:--Kahrolasý benzin, tam zamanýný buldu. Bir bu eksikti. Hemen iki kiþi gidip benzin bulun
yakýnýmýzda bir ileri karakol olmasý lazým.
--Baþüstüne, dedi rus askerlerinden þoför olaný.
Hemen yanýna birini alýp ileri doðru yola koyuldular. Bu arada, Meryem "Sahabe Hayatýndan Tablo-
lar" okumaya devam ediyordu.
Bu seferki konu Yermük Savaþýydý. Bu savaþta da ibret alýbacak çok enteresan olaylar vardý. Meryem
okumaya baþladý:
Hz. Muhammed (sav) ve tüm diðer peygamberlerin hak dinin yayýlmasý,
güzel ahlakýn yaþanmasý için verdikleri kararlý, cesur ve fedakarane mücadelenin bir benzeri de Sahabe-i Kiramýn hayatýna hakimdir. Sahabe-i Kiram, Peygamber Efendimiz (sav)i hayatta iken ve peygamber olarak gören mümin kimselerdir. Peygamberimiz (sav)in mücadelesine gerek mallarýyla gerekse de canlarýyla büyük destek veren Sahabe-i Kiramýn bu ahlaklarý, Ýslam tarihi boyunca yaþamýþ tüm Müslümanlar için büyük þevk kaynaðý olmuþtur. Cesaretleri, azim ve kararlýlýklarý, iman kuvvetleri, "ALLAHa ve Resulü'ne olan kayýtsýz þartsýz sadakatleri, en zor þartlar altýndayken bile yalnýzca "ALLAHýn rýzasýný gözetmeleri, Resulullahýn nefsini kendi nefislerinden üstün tutmalarý, yüzyýllardýr Ýslam tarihinde þerefle anýlmaktadýr. Sahabeler geçmiþ yaþamlarýný bir an bile düþünmeden arkalarýnda býrakmýþ, toplumun tüm tehdit ve baskýlarýna raðmen "ALLAHýn Resulnün hak dinine uymuþlardýr. Onlar ALLAHýn rýzasýný kazanabilmek için her türlü zorluðu, sýkýntýyý severek göze almýþlardýr.
Ýlk Müslümanlar arasýnda güçlü kabilelere mensup kiþiler olduðu gibi, müþriklerin kölesi konumunda olduklarý için güçsüz olan kimseler de bulunuyordu. Bu kimseler, Müslümanlýðý kabul edip Resulullahýn yoluna uyduklarý öðrenildiðinde kendilerine her türlü sözlü ve fiili saldýrý, iftira, eziyet ve iþkencenin yapýlabileceðini çok iyi biliyorlardý. Çevrelerinde de bu durumun pek çok örneðini görmelerine raðmen Peygamberimiz (sav)in çaðrýsýna tereddütsüz olarak uymuþlardýr.
Nitekim bu nedenle müþrik toplumun türlü saldýrýlarýyla karþýlaþmýþ, ancak yine de doðru yoldan hiçbir þekilde ayrýlmamýþlardýr. "ALLAHa sýðýnarak sabretmiþ ve tevekkül etmiþlerdir. ALLAHýn kendilerini güvenliðe kavuþturacaðýný umut ederek imanlarýnda kararlýlýk göstermiþlerdir.
Peygamberimiz (sav)e büyük bir sevgi ve sadakatle baðlanmýþ, canlarýyla mallarýyla Ona destek olmuþlardýr. Hak dinin ve güzel ahlakýn insanlar arasýnda yayýlmasý için büyük bir ihlasla hareket etmiþlerdir. Yaþadýklarý bu sýkýntýlarý ise, daima "ALLAHýn rahmetine vesile olacak bir yol ve nimet olarak nitelendirmiþlerdir. De ki: Siz bizim için iki güzellikten (þehitlik veya zaferden) birinin dýþýnda baþkasýný mý bekliyorsunuz? Oysa biz de, ALLAHýn ya Kendi Katýndan veya bizim elimizle size bir azap dokunduracaðýný bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuþkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz. (Tevbe Suresi, 52) ayetiyle bildirildiði gibi, "ALLAH rýzasýný hedefledikleri için ölümü ya da yaralanmayý bile birer güzellik olarak görmüþlerdir. ALLAHa ve Resulullaha olan sevgileri güçlerine güç katmýþ, normal bir insanýn gösterebileceði cesaretin, azim ve þevkin en fazlasýný göstermiþlerdir.
Bu kimseler "ALLAHa ve Resulne uymaya davet edildiklerinde Rabbimiz, biz: Rabbinize iman edin diye imana çaðrýda bulunan bir çaðýrýcýyý iþittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarýmýzý baðýþla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür. (Al-i Ýmran
Suresi, 193) ayetiyle bildirildiði gibi, imaný tereddütsüz olarak kabul etmiþ ve bu sözlerine sonuna kadar sadýk kalmýþ kimselerdir. ALLAHýn rýzasý, peygamberin sevgisi, onlar için dünyanýn her türlü nimetinden daha sevgili olmuþtur. Dünya malýný, Müslümanlarýn huzuru, rahatlýðý ve Ýslamiyetin yayýlmasý için feda etmiþ, kendilerinden yana bir mal hýrsýna kapýlmamýþlardýr.

Esad b. Zürare

Ey "ALLAHýn Resulü!.. ALLAH kimin doðru yolda olmasýný istiyorsa ve bütün bu iþlerin neticesinde kim hayrý arýyorsa tüm bunlar onlara kolay gelir. Biz herþeyimizle sana icabet ettik, senin getirdiðine iman ettik, kalbimizde yerleþen marifeti tasdik ettik. Bu hususta sana biat ediyoruz. Rabbimize ve senin Rabbine biat ediyoruz. ALLAHýn Eli ellerimizin üstündedir. Bizim kanlarýmýz senin kanýnýn önündedir. Ellerimiz senin ellerinin altýndadýr. Biz kendi nefsimizi, çocuklarýmýzý ve hanýmlarýmýzý nelerden korursak seni de onlardan koruruz. Eðer bu vaadleri yerine getirirsek bunu ALLAH için yapmýþ oluruz. Bundan dolayý da þaki oluruz. Ey ALLAHýn Resulü! Bu sözlerim samimiyetle söylenmiþ sözlerdir. Yardým ancak ALLAHtandýr. (Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü's Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabýnýn Yaþadýðý Ýslami Hayat, Cilt 1, Sentez Neþriyat, Temel Eserler Serisi: 2/1)

Semmas b. Osman el Mahzumi

Sahabe-i Kiram her olayda Peygamber, müminler için kendi nefislerinden daha evladýr... (Ahzab Suresi, 6) ayetiyle bildirilen ahlaký yaþamýþ, ALLAHýn Resulünü korumak için kendi canlarýný ortaya koymuþlardýr. Bu ahlaký yaþayan müminlerden biri de Semmas b. Osmandýr. Uhud Savaþý esnasýnda Peygamberimiz (sav)i arkadan vurmaya çalýþan bir kimsenin önüne atýlarak kendisini Resulullaha siper etmiþ ve aldýðý aðýr yara ile þehit olmuþtur.

Talha bin Ubeydullah

Hz. Ebubekir ve Hz. Osmanýn ardýndan Peygamberimiz (sav)e tabi olarak ilk Müslümanlardan olma þerefine eriþen ve bundan dolayý iþkenceye uðratýlan Talha bin Ubeydullah da Uhud Savaþýnda Resulullahý koruyabilmek için büyük kahramanlýklar gösteren sahabelerdendir. Peygamberimiz (sav)in yanýnda bulunan bütün sahabelerin þehit düþmesiyle birlikte Resulullahýn yanýnda Onu koruyabilecek tek kiþi Talha bin Ubeydullah kalmýþtýr. Pek çok kýlýç darbesi almasýna raðmen büyük bir
cesaretle savaþmaya ve Resulullahý korumaya devam etmiþtir.
Malik bin Zübeyr adýndaki çok keskin bir niþancýnýn Peygamberimiz (sav)e attýðý oklara karþý koyabilmek için oklara elini tutan Talha bin Ubeydullahýn eli parçalanmýþ ve parmaklarý bu yüzden çolak kalmýþtýr. Bu savaþta seksene yakýn yara aldýðý, hemen her yeri kýlýç, mýzrak ve ok darbeleriyle yaralandýðý halde Resulullahýn yanýndan ayrýlmamýþ, Onu korumaya çalýþmýþtýr. Hz. Ebû Bekir ve Sad bin Ebî Vakkâs, Resûl-ü Ekrem Efendimiz (sav)in yanýna yetiþtiði sýrada kan kaybýndan bayýlan Talha bin Ubeydullahýn ayýlýr ayýlmaz sorduðu ilk soru ise kendisine deðil, yine Resulullaha yönelik olmuþtur. Bu olay rivayetlerde þöyle anlatýlmaktadýr:
Sevgili Peygamberimiz (sav), Hz. Ebûbekire, hemen Hz. Talhaya yardýma koþmasýný emrettiler. Ebû Bekr-i Sýddîk, Hz. Talhanýn ayýlmasý için mübârek yüzüne su serpti. Talhâ bin Ubeydullah Hazretleri ayýlýr ayýlmaz;
- Yâ Ebû Bekir! Resûlullah nasýl?
- Resulullah iyidir. Beni O gönderdi.
- ALLAHu Teâlaya sonsuz þükürler olsun. O sað olduktan sona her musîbet hiçtir. (Salih Suruç, Kainatýn Efendisi Peygamberimizin Hayatý, cilt 1, Yeni Asya Neþriyat)
Görüldüðü gibi Sahabe-i Kiram, Peygamberimiz (sav)e kendilerini siper edip böyle mübarek bir insaný koruma þerefine eriþebilmek için birbirleriyle yarýþacak kadar büyük bir ihlas ve samimiyetle hareket etmiþlerdir. ALLAH, onlarýn bu ihlaslý tavýrlarýný tarih boyunca yaþamýþ olan tüm Müslümanlar için bir þevk kaynaðý kýlmýþtýr. Onlarýn o dönemin çok zor þartlarý altýnda verdikleri halisane mücadele, yaþadýklarý derin iman coþkusu ve sadakat, ALLAHa olan sevgileri, Peygamberimiz (sav)e olan düþkünlükleri ALLAHýn izniyle Ýslamiyetin kýsa sürede tüm dünyaya yayýlmasýna ve insanlarýn geniþ kitleler halinde hak dine girmesine vesile olmuþtur.

--------------------------------------------------------------------------------

Abdullah bin Zübeyr

Abdullah bin Zübeyr ise henüz on iki yaþlarýndayken Yermük Savaþý'na, bundan dört sene sonra ise Mýsýrýn fethine katýlarak küçük yaþta gösterdiði þevk ve cesaretiyle tüm Müslümanlara örnek olmuþtur. Ayný þekilde hem yaþça çok ileri hem de ayaðý sakat olan Amr. b. Cemuh da imanýn coþkusu ve ALLAHýn rýzasýný kazanma arzusuyla Peygamberimiz (sav)den Uhud Savaþý'na katýlmak için izin istemiþ ve bu savaþta þehit düþmþtür.

Ebu Talha

Resulullah (sav) vefat edinceye kadar onunla, ardýndan Hz. Ebubekir
ve sonra da Hz. Ömer vefat edinceye kadar da onlarla birlikte savaþan Ebu Talha ise ilerleyen yaþýna raðmen Müslümanlarla birlikte bir kez daha savaþa çýkmakta ýsrar etmiþ ve çýktýðý bu savaþta denizde iken þehit düþmüþtür. Görüldüðü gibi tüm ömürlerini ALLAHýn rýzasýný kazanmak için çaba harcayarak geçiren bu mübarek kimseler de, imanýn þevkiyle yaþlýlýklarýnda bile ayný þekilde savaþacak fiziksel gücü kendilerinde bulabilmiþlerdir.

Ümm-i Ümare Nesibe binti Kab

Çocuklar ve yaþlýlarýn yaný sýra, Peygamberimiz (sav) döneminde ihlas, cesaret ve fedakarlýklarýyla öne çýkan bir diðer kesim ise saliha mümin kadýnlar olmuþtur. Bu örnek kadýnlardan biri Ümm-i Ümare Nesibe binti Kabdýr. Gazilere su daðýtmak ve yaralarýný sarmak göreviyle katýldýðý Uhud Savaþýnýn þiddetli bir anýnda, Resulullaha saldýran bir kimseye karþý fedakarane bir mücadele vermiþtir.
Kendilerini, hanýmlarýný ve çocuklarýný koruduklarý gibi ALLAH Resulü'nü de koruyacaklarýna dair Akabede ALLAHýn Resulü'ne biat eden Nesibe binti Kab, savaþýn bir anda Müslümanlarýn aleyhine dönüþtüðünü ve düþmanlarýn ALLAHýn Resulünün etrafýnda yoðunlaþtýðýný görmüþ ve kýlýca sarýlarak Peygamberimiz (sav)i korumaya çalýþmýþtýr. Diðer sahabelerle birlikte Peygamberimiz (sav)in etrafýný çevirerek vücutlarýný ona kalkan yapan kiþilerden biri olan Nesibe binti Kab, pek çok yerinden yaralanmýþtýr. (Ziyad Ebu Ðanime, Mevakýfu Batule min sun'I I-Ýslam -Asrý Saadetten Günümüze Ýslam Kahramanlarý, Ýstanbul, 1993)

Ýkrime bin Ebu Cehil

Kendilerinden, aþiretlerinden, akrabalarýndan önce daima Peygamberimiz (sav)in güvenliðini düþünen örnek Müslümanlardan biri de Ýkrime bin Ebu Cehildir. Müslümanlara olan kin ve düþmanlýðýyla bilinen Ebu Cehilin oðlu olan Ýkrime bin Ebu Cehil, Hz. Ebubekirin hilafeti döneminde Bizanslýlara karþý yapýlan Yermük Savaþý'na katýlmýþtýr. Zaferle neticelenen savaþýn sonunda aðýr yaralanan El Haris Ýbni Hiþam, Süheyl b. Amr ve Ýkrime Ýbni Ebu Cehilin birbirlerine gösterdikleri fedakar tavýr þöyle rivayet edilmektedir:
Yermük Savaþý'nda, Haris b. Hiþam, Ýkrime b. Ebu Cehil ve Süheyl b. Amr aðýr yaralar alarak yere düþtüler. Haris b. Hiþam içmek için su istedi. Askerlerden biri ona su götürdü. Ýkrimenin kendisine baktýðýný görünce Bu suyu Ýkrimeye götür dedi. Ýkrime suyu alýrken, Süheylin kendine baktýðýný gördü, suyu içmeyerek Bunu götür Süheyle ver dedi. Fakat su Süheyle
yetiþmeden Süheyl öldü. Bunun üzerine sucu Ýkrimeye koþtu. Fakat Ýkrime
,de ölmüþtü. Hemen Harisin yanýna koþtu. Haris de ölmüþtü. (Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatü's Sahabe, Hz. Muhammed ve Ashabýnýn Yaþadýðý Ýslami Hayat, Cilt 1, Sentez Neþriyat, Temel Eserler Serisi: 2/1)
Görüldüðü gibi sahabeler ölmek üzereyken ve belki de yardýma en muhtaç olduklarý anda bile, kendilerinin deðil Müslüman kardeþlerinin nefsine öncelik vermiþlerdir. Kuþkusuz böylesine fedakar bir ahlakýný yaþayabilmeleri ALLAHa ve ahirete kesin bilgiyle inanmalarýndan, ALLAHa gönülden teslim olmuþ olmalarýndan kaynaklanmaktadýr.
Normal þartlarda böyle bir durumda, yaralanan bir kiþi kendi canýna gelen zararý telafi etmek ve daha fazla zarara uðramadan canýný kurtarmak için çalýþýr. Ancak Sahabe-i Kiram bunun tam tersine hareket etmiþtir; canlarýna gelen zararýn kendileri için büyük bir hayýr olduðunu bilmelerinden dolayý, bu durumu coþkuyla karþýlamýþ, ALLAH rýzasý için hiç düþünmeden daha fazlasýna talip olmuþlardýr. Yaralý olarak savaþmaya devam ettiklerinde kolaylýkla ölümle karþýlaþabileceklerini bildikleri halde, ölümü bir güzellik olarak gördükleri ve þehitlik mertebesine ulaþabilmeyi caný gönülden arzu ettikleri için hiçbir tereddüte kapýlmamýþ, þevkle mücadeleye devam etmiþlerdir.
ALLAH, Kendi yolunda fedekarca mücadele eden müminler için Kuranda þu þekilde bildirmiþtir:
Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaþa girdiler de, ALLAH yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayý ne gevþeklik gösterdiler, ne boyun eðdiler. ALLAH, sabredenleri sever. Onlarýn söyledikleri: Rabbimiz, günahlarýmýzý ve iþimizdeki aþýrýlýklarýmýzý baðýþla, ayaklarýmýzý (bastýklarý yerde) saðlamlaþtýr ve bize kafirler topluluðuna karþý yardým et demelerinden baþka bir þey deðildi. Böylece ALLAH, dünya ve ahiret sevabýnýn güzelliðini onlara verdi. ALLAH iyilikte bulunanlarý sever. (Al-i Ýmran Suresi, 146-148)
Kuranda Sahabe-i Kiram gibi ALLAHýn rýzasý için her türlü fedakarlýðý göze alan samimi Müslümanlarýn cennetle müjdelendikleri þöyle bildirilmektedir:
Nitekim Rableri onlara (dualarýný kabul ederek) cevab verdi: Þüphesiz Ben, erkek olsun, kadýn olsun, sizden bir iþte bulunanýn iþini boþa çýkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. Ýþte, hicret edenlerin, yurtlarýndan sürülüp-çýkarýlanlarýn ve yolumda iþkence görenlerin, çarpýþýp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini örteceðim ve onlarý, altlarýndan ýrmaklar akan cennetlere sokacaðým. (Bu,) ALLAH Katýndan bir karþýlýk (sevap)týr. (O) ALLAH, karþýlýðýn (sevabýn) en güzeli Onun Katýndadýr. (Al-i Ýmran Suresi, 195)

Meryem'in aklý hâlâ olanlarý almýyordu. Ruslar ufacýk bir çýkar için
birbirlerini yerken, sahabeler ise
tam tersine kardeþleri için, düþünmeden ölüme atýlýyorlardý.

Olcayto Cephesinde Son Durum

Cesim:--Demek ne istersek yapacaksýn hatta ve hatta öl desek öleceksin ha! Çok ilginç, çok ilginç!
Olcayto:--Evet dediklerinizin hepsini yapmaya hazýrým. Ýçinden ise (ah ulan ah! Buradan bir kurtul-
saydým seni parça parça edip köpeklere yedirmez miydim diye geçiriyordu).
Cesim:--Peki Olcayto, önce ruslar hakkýnda bize bilgi ver.
Olcayto:--Tamam, dedi ve asker sayýsý, silah, mühimmat ve yiyecek ile giyecek hakkýnda detaylý
bilgiler verdi.
Cesim:--Güzel, güzel! Peki bunlarý nerede saklýyorlar?
Olcayto:--Ellerimi çözerseniz size kroki çizebilirim.
Cesim:--Hayýr buna gerek yok, sen söyle krokiyi ben çizerim.
Olcayto:--Peki, öyle olsun, dedi ve baþladý anlatmaya, öyle bir anlatýyordu ki, sanki karþýnýzda bir
hazin deðil de, üniversite hocasý duruyordu. Cesim planý çizdi. Gerekli yerlere gerekli iþaretleri koydu.
Kroki tamamdý. Bu onlarýn çok þine yarayacaktý. En azýndan füze atýþlarýnda daha kolay isabet ettire-
ceklerdi.
Cesim:--Kroki tamam Olcayto. Peki buraya yardým malzemeleri nasýl geliyor?
Olcayto:--Yardým malzemeleri sivil araçlarla geliyor. Þayet yüklü miktarda silah ve mühimmat gele-
cekse, o zaman askeri araçlar, kalabalýk bir asker eþliðinde getiriyor.
Cesim:--Anladým, peki hangi yolu takip ediyorlar.
Olcayto:--Gürcistan üzerinden geliyorlar.
Cesim:--Ya! demek Gürcistan ha! Bak bunu söylediðin çok güzel oldu, aferin Olcayto.
Olcayto, Cesim'in bu tavrý karþýsýnda umuda bile kapýlmýþ, serbest býrakýlacaðýný bile düþünmeye
baþlamýþtý.
Cesim:--Evet Olcayto, sana son bir sorum olacak. Duyduðumuza göre....

OTUZDÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
OTUZBEÞÝNCÝ BÖLÜM

...buraya rusya'dan yeni bir casus geliyormuþ, aslý var mý? Aslý varsa ki var, o halde bu casus
kim?
Olcayto:--Evet bir casus geliyor, hem de Çeçen kökenli, adý da Meryem, buraya geldiðinde
benimle görüþecek. Ýþte beni serbest býrakmak için, bir neden daha. Beni serbest býrakýrsa-
nýz onu yanlýþ yere yönlendiririm, böylece ondan gele bilecek tehlikeleri de bertaraf etmiþ olu-
rum. Nasýl bu akýllýca olmaz mý?
Cesim:--Ne demek! tabi ki akýllýca olur.
Bu arada Olcayto'nun verebileceði tüm bilgiler alýnmýþtý, bu nedenle bu kafir, zalim ve alçak
herifin, daha fazla yaþamasýnýn hiç bir anlamý yoktu. Hem zebanileri de daha fazla bekletmemek
gerekiyordu.
Cesim:--Bak Olcayto, ne geldi aklýma? Ben diyorum ki, Meryem'i yanlýþ yola sevk etmektense
onu doðru yola sevk etmek daha güzel.
Olcayto:--Evet, evet! bak bu daha akýllýca. Ben bunu yapa bilirim.
Cesim:--Sen mi! Sen mi insanlarý doðru yola sevk edeceksin? Güldürme beni Olcayto.
Olcayto:--Bakýn daha önce de söylemiþtim, ne isterseniz yaparým diye. Bu konuda da elimden
geleni yaparým.
Cesim:--Evet Olcayto! söylemiþtin. Hatta demiþtin ki "Þayet ölmemi isterseniz, ölürüm" de demiþtin. Hatýrlýyor musun.
Olcayto:--Evet hatýrlýyorum, hatýrlamaz olur muyum? Bana öl derseniz ölürüm, yeter ki beni serbest
býrakýn.
Cesim:--Madem ki öyle, dedi Cesim ve durdu, derin bir iç geçirdi. Olcayto iyice heyecanlandý. Evet
evet, galiba onu serbest býrakacaklardý. Ýçin için sevinmeye bile baþlamýþtý.
Cesim, Olcayto'ya döndü ve:
--O halde þimdi öl, Olcayto, evet þimdi öl. Hem seni sabýrsýzlýkla bekleyenler var. Eminim sen de onlarý
özlüyorsundur!
Olcayto:--Ne!, ne dedin? A! a! ama hani demiþtin ki...
Cesim:--Ben bir þey demedim, Olcayto. Sana hiç bir söz vermedim. Hem unutma ki sana en ufak bir
fiske bile vurmadýk, seni evden alýrken sana vurduðumuz darbeden baþka. Onu da mecburen vurduk.
Þayet gelmeni isteseydik, rýzanla gelmezdin. Sonra seni buraya kadar
sýrtýmýzda taþýdýk. Bu iyiliðimizi
de unutma. Sana bir þey söyliyeyim mi, Olcayto? Domuz kadar da aðýrmýþsýn. Evet Olcayto, þimdi ayrýlma zamaný. Tabi bu arada biraz zamanýn var. Etrafýný iyice gözle, bir daha böyle manzara seyredemiyeceksin. Þu yeþilliðe doya doya bak. Eðer müslüman olsaydýn, hem bu dünyadaki manzaralarý seyrederdin, hem de Cennet'teki manzaralarý. Ama sen gayr-i müslim olduðundan, sana bundan
böyle her iki tarafta da güzellikler haram Olcayto.

Cesim:--Ebu Süleyman, fitili ateþle!
Ebu Süleyman:--Tamam, Cesim, hemen ve hem de büyük bir zevkle.
Olcayto:--Hayýr bunu yapamazsýnýz. Siz müslümansýnýz. Müslüman bunu yapamaz.
Bu arada, Ebu Süleyman fitili çoktan ateþlemiþti bile. Fitilin yanarken çýkarttýðý ses, daha bir hoþ geliyordu bugün.

Cesim:--Þunu unutma Olcayto, sizin müslümanlara yaptýklarýnýzýn, binde birini biz, sana yapmadýk.
Ruslar, hâlâ oyuncak þeklinde bombalar yapýp, uçaklardan atýyorlar. Bu oyuncak bombalar yüzünden
binlerce çocuk þehid oldu, binlercesi de sakat kaldý. Ýþte senin köpeklik yaptýðýn zihniyet.
Olcayto:--Ýyi ama, çocuklar onlarýn bomba olduðunu bilmiyor ki.
Cesim:--Þuna bakýn, özrü kabahatinden büyük. Kapa o uðursuz çeneni!
Fitildeki ateþ hýzla Olcayto'ya doðru yaklaþýyordu. Olcayto yalvarmaya devam ediyordu. Fitildeki ateþ
Olcayto'ya beþ metre kadar yaklaþmýþtý ki...


OTUZBEÞÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

OTUZALTINCI BÖLÜM

...--Ebu Süleyman, Mir Hüseyin..


Bu Esnada Karargâh'ta



Komutan:--Ebubekir!
Ebubekir:--Buyur komutaným!
Komutan:--Senin þu rus askeriyle buluþ, araç ve malzemeleri bugün almamýz lazým. Olcayto
öldürülürse, araç ve malzemeleri almamýz tehlikeye girebilir.
Ebubekir:--Baþüstüne komutaným! ben hemen gideyim.
Komutan:--Yanýna yeni gelen mücahidlerden birini de al. Çok dikkatli olun.
Ebubekir:--Baþüstüne komutaným.
Ebubekir, yanýna yeni gelen mücahidlerden Seyfi'yi aldý. Seyfi çok cesur bir mücahiddi. Gözünü
budaktan sakýnmayan biriydi. Tam bu iþ için biçilmiþ kaftandý.
Gerekli hazýrlýklarý yaptýlar, yanlarýna vermeleri gereken parayý ve silahlarýný alýp, daðdan
aþaðýya inmeye baþladýlar. Ebubekir bu daða alýþýktý, ama Seyfi bu daðýn acemisi olduðu için
biraz zorlanýyordu. Hatta bir kaç kere kaydý, yuvarlanma tehlikesi de atlattý ama ALLAH'a (cc)
hamdolsun ki herhangi bir tehlike yaþanmadý.
Dað çok sarptý, ruslar bu daða týrmana mýyordu, Mücahidler ise daða alýþmýþlardý. Sanki dað da
micahidlerden biriydi. Ve sanki mücahidlere elinden gelen yardýmý yapýyordu.
Þayet insanlar ALLAH'ýn dinine yardým ederlerse, ALLAH (cc) da onlara yardým ediyordu. Bu yardým
bazen dað vesilesiyle ola biliyordu.
Ebubekir ve Seyfi daðýn eteðine indiler. Dürbünle etrafý gözetlediler. Bugün ALLAH'ýn (cc) yardýmý-
ný bizzat müþahade ediyorlardý. Nöbette araç ve malzemeleri verecek olan rus bulunuyordu.
Ebubekir kuþ sesi çýkararak, rus askerine geldiðini haber verdi. Rus askeri de ayný þekilde karþýlýk
verdi. Etrafý kolaçan ederek dikkatli bir þekilde rus, nöbetçi kulübesine yaklaþtýlar. Her türlü ihti-
male karþý tedbirli davranýyorlardý, elleri tetikteydi.
Rus askerinin yanýna vardýlar. Nöbetçi kulübesi karargâhtan uzak ve aðaçlýk bir yerdeydi. Karar-
gâhtan birilerinin orada olanlarý görmesi mümkün deðildi. Ama her türlü ihtimale de açýk olmak ge-
rekiyordu.
Rus askeri:--Nerede kaldýnýz? gelmiyeceðinizi sandým.
Ebubekir:--Biz verdiðimiz sözü tutarýz. Ýki elimiz kanda da olsa, geliriz dediðimiz yere gideriz. ALLAH'ýn
(cc) hükmü baþka ise, o emir de baþýmýzýn üzerinedir.
Rus askeri:--Tamam, tamam! parayý getirdin mi?
Ebubekir:--Getirdim tabi, getirmez olur muyum?
Rus askeri:--Hani nerede?
Ebubekir:--Ýþte burada, diyerek parayý gösterdi.
Rus askeri:--Ver parayý!
Ebubekir:--Aracý ver paraný al.
Rus askeri:--Tamam, tamam! hadi gidelim.
Rus askeri, araç ve malzemeleri karargâhtan uzak bir yere gizlemiþti. Araca doðru yürümeye baþla-
dýlar. Aracýn yanýna varmýþlardý ki....


Bu Esnada Infaz Yerinde


...çabuk uzaklaþýn! dedi ve Olcayto'ya yüz metre mesafede bulunan bir tümseðin ardýna doðru
koþtular. Tümseðin ardýnda sýk bir çalýlýk vardý. Çalýlarýn altýna varmýþlardý ki...


OTUZALTINCI BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

OTUZYEDÝNCÝ BÖLÜM

...birden bir rus aracý çýka geldi, Ebubekir ve Seyfi ile rus askerini yanyana gördüler. Hemen
araçtan indiler, tam onlara ateþ açacakken, birden þiddetli bir patlama sesi duyuldu, ruslar
þoka girmiþti, Ebubekir ve Seyfi'nin yanýndaki rus korkudan bayýlmýþ, diðerleri ise bayýlmaktan
beter olmuþ, olduklarý yere yýðýlmýþlardý.
Ebubekir ve seyfi hemen ruslarýn yanýna koþup onlarý kurþun yaðmuruna tuttu, araçtaki üç
rus anýnda ölmüþtü. Onlarýn silahlarýný aldýlar, diðer rusun cebine ise paranýn geriye kalan kýsmýný
koyup aracýn yanýna gittiler. Hemen araca binip oradan uzaklaþtýlar. Aracý tam zamanýnda almýþ-
lardý. Þayet o gün aracý almasalardý, ertesi gün aracý alma ihtimalleri oldukça tehlikeye girmiþti.
Seyfi:--Ebubekir, bu patlama neyin nesiydi? vALLAHi ben bile korktum.
Ebubekir:--Bu patlama, Abdulkadir ve ailesinin intikamýnýn alýnmasý anlamýna geliyor. Sanýrým
Cesim ve yanýndakiler, çok iyi bir iþ baþardýlar.
Seyfi:--ALLAH-u Ekber! ALLAH-u Ekber!
Ebubekir ve Seyfi tekbir getirerek, aracý Çeçen Karargâhý'nýn güneyinde, emniyetli bir yere getirip
park ettiler.
Ebubekir:-- Seyfi!, burada mý kalmak istersin, yoksa komutana gidip haber mi vermek istersin?
Þimdi merak içerisinde bizden haber bekliyorlar.
Seyfi:--Ben burada beklerim. Sen git haber ver.
Ebubekir:--Tamam, ama çok dikkatli ol. Aracýn baþýna bir þey gelmesin. Bu araç bizim için çok
þey ifade ediyor.
Seyfi:--Tamam! merak etme. Cesedimi çiðnemeden kimse bu araca
zarar veremez.
Ebubekir:--ALLAH (cc) senden razý olsun ve seni korusun. ALLAH'a emanet ol.
Seyfi:--ALLAH (cc) senden de razý olsun ve seni korusun.

Ebubekir, takriben bir saatlik bir yürüyüþten sonra, karargâha vardý. Komutan baþta olmak üzere,
herkes onlarý merakla bekliyordu. Ebubekir'i yalnýz görünce, bir an için endiþeye kapýldýlar.
Ebubekir:--Selamun aleykum!
Komutan ve mücahidler:-- Vealeykum selam ve rahmetullah!
Komutan:--Ne oldu Ebubekir! Seyfi nerede, olumsuz bir þey mi oldu?
Ebubekir:--Hayýr komutaným! ALLAH'a (cc) þükür ki olumsuz bir þey olmadý. Tam aracý almak üzere
idik ki, bir rus aracý geldi, içinde üç asker vardý. Bizi görmüþlerdi. Bize ateþ edecekken, sizin de duy-
muþ olduðunuz patlama sonucunda, hepsi yere yýðýldý. Biz de onlarý öldürüp, hem silahlarýný aldýk ve
hem de aracý alýp getirdik. Bu arada, paranýn geriye kalan kýsmýný, irtibatta olduðum rus askerinin
cebine koydum. O da korkudan bayýlmýþtý.
Komutan:--Ýyi ettin Ebubekir! Peki Seyfi nerede?
Ebubekir:--Seyfi'yi nöbetçi olarak býraktým.
Komutan:--Ýyi etmiþsin, ALLAH (cc) sizden razý olsun, sizi her türlü kötülüklerden korusun.
Ebubekir:--ALLAH (cc) sizden ve tüm kardeþlerimizden de razý olsun ve sizi baþýmýzdan eksik etmesin.
Mücahidler, komutanlarý Mus'ab'ý çok seviyorlardý. Adeta bir baba þefkatiyle onlara davranýyordu.
Herkesin derdi ile dertleniyor, bir mücahid yaralansa ya da hasta olsa onunla bizzat ilgileniyor, sa-
bahlara kadar onun baþýnda bekliyordu. Bu nedenle, mücahidler ona yürekten baðlýydýlar. Bugüne
kadar verdiði emirlere muhalefet eden olmadýðý gibi, verilen emirleri can-ý gönülden yerine getiriyor
bu konuda adeta birbirleri ile yarýþa giriyorlardý.

Komutan:--Hasan! Ebu Basir!
Hasan ve Ebu Basir:--Buyrun komutaným.
Komutan:--Siz aracýn yanýna gidip nöbet tutun, Seyfi kardeþimiz gelip dinlensin.
Hasan ve Ebu Basir:--Baþüstüne komutaným! diyerek aracýn olduðu yöne
doðru hýzla yola koyulup gözden kayboldular.


Bu Arada Ýnfaz Yerinde

...birden þiddetli bir patlama oldu. Olcayto'nun bedeni param parça olmuþtu. Olcayto'nun cesedinin parçalarý, Caharkale'nin her tarafýna daðýlmýþtý. Kafasý, rus karargâhýna, rus subayýnýn önüne
düþtü. Patlamanýn þiddetiyle þoka giren rus subayý, Olcayto'nun, o pis kellesini orada görünce,
olduðu yere yýðýldý. Korkudan ödü patlamýþtý. Rus askerleri hemen onun yanýna koþup revire götürdüler. Doktor muayene etti ve:
--Komutan ölmüþ, götürün ve gömün.
Rus askerleri, komutaný götürüp gömdüler.
Bu arada Olcayto'nun ölmesinden sonra, Cesim, Ebu Süleyman ve Mir Hüseyin, çalýlýktan çýkýp Ol-
cayto'nun yanýna varmýþlardý ki...

OTUZYEDÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

OTUZSEKÝZÝNCÝ BÖLÜM


...birden bir rus askeri aracý görün dü. Hemen kendilerini yere atýp, ateþ açtýlar. Ýlk ateþte
iki rus askerini hakladýlar. Geriye üç rus kalmýþtý. Aralarýnda þiddetli bir çatýþma baþladý. Mir
Hüseyin kolundan hafif þekilde yaralandý. Kurþun sýyýrýp geçmiþti. Takriben yarým saat süren
bir çatýþmanýn sonuna doðru, Cesmi, Ebu Süleyman ve Mir Hüseyin'in cephaneleri bitti. Rus
askerleri de çok korkmuþlardý. Öyle ya karþýlarýndakilerin ÞEHÝDLÝK gibi bir beklentileri vardý.
Oysa onlarýn öyle bir beklentileri yoktu. Bu nedenle burunlarýný dahi gösteremiyorlardý.
Cesim:--Kardeþlerim! blöf yapacaðým, þayet yutarlarsa, inþaALLAH kurtulma ihtimalimiz olur.
Yok eðer yutmazlarsa, þehid olmaya hazýr olun.
Tamam! dedi, Ebu Süleyman ve Mir Hüseyin. Zaten en büyük arzumuz þehid olmaktýr.
Cesim:--Hey! oradakiler. Size teslim olmanýzý öneriyorum. Sizi öldürmek istemiyoruz. Þayet teslim olursanýz, canýnýza dokunulmayacaðý garantisini veriyorum.
Bir süre, ruslardan ses çýkmadý.
Cesim:--Sabrýmýz tükenmeye baþladý. Teslim olacak mýsýnýz, yoksa ateþ mi edelim. Teslim
olacaksanýz, silahlarýnýzý baþýnýzýn üzerinde tutun ve buraya doðru gelin.
Ruslar, silahlarýný baþlarýný üzerinde tutarak onlara doðru gelmeye baþladý. Bir kaç adým atmýþ-
lardý ki, Cesim:
--Þimdi silahlarýnýz yere býrakýn.
Ruslar emre itaat edip silahlarý yere býraktýlar.
Cesim:--Ebu Süleyman, git ve silahlarý al.
Ebu Süleyman gidip silahlarý aldý. Ruslar da onlarýn yanýna gelmiþti.
Cesim:--Düþün bakalým ömümüze.
Rus yüzbaþý Sergei:--Bize ne yapacaksýnýz?
Cesim:--Size söz verdim, size dokunmayacaðýz.
Sergei:--Yani bizi öldürmeyecek misiniz?
Cesim:--Hayýr öldürmeyeceðiz.
Sergei:--Hayret! biz olsaydýk size önce iþkence yapar, sonra da öldürürdük.
Cesim:--Bu dediklerini biz yaparsak, sizden ne farkýmýz kalýr. O zaman size karþý
savaþmaz, Olcayto gibi size hizmet ederdik. Bu arada, bizim silahlarýmý boþtu, size
blöf yaptýk siz de yuttunuz. Gerçekten de çok korkakmýþsýnýz.
Sergei:--Bizim gördüklerimizi görseydiniz, siz de korkardýnýz.
Cesim:--Ne gördünüz ki?
Sergei:--Baþý sarýlý, sakallý ve bol elbiseli, ellerinde silah olan bir çok adam vardý.
Onlara karþý savaþmak ne mümkün.
Cesim:--Sarýklý, sakallý, cübbeli adamlar mý? SubhanALLAH. ALLAH-u Ekber!

ALLAH (cc) onlarýn kuvvetinin tükendiði yerde, her zaman olduðu gibi yine onlara yardým
etmiþti. Týpký Bedir'de, týpký Hayber'de, týpký Mute'de ve iþte en son burada.
Cesim ve beraberindekiler, karargâha doðru yola çýktýlar. Epeyce yorucu bir yolculuktan sonra
nihayet karargâha vardýlar.
Cesim:--Selamun aleykum kardeþlerim!
Vealeykum selam ve arhmetullah! Hoþgeldiniz!
Cesim:--Hoþ bulduk!
Komutan:--Anlat bakalým Cesim, ne yaptýnýz?
Cesim:--Komutaným! emrettiðiniz gibi, gidip Mir Hüseyin buluþtuk... dedi ve baþlarýndan geçen
olaylarý anlattý.
Komutan:--ALLAH sizlerden razý olsun, sizleri cennet ve CEMAL'iyle mükafatlandýrsýn.
Cesim:--Amin, ecmain! komutaným. Bu arada Mir Hüseyin kardeþimizin, hafif bir yarasý var,
sarýlýrsa iyi olur.
Komutan:--Ya! öyle mi? Geçmiþ olsun Mir Hüseyin.
Mir Hüseyin:--ALLAH razý olsun komutaným, önemli deðil, sadece bir sýyrýk.
Komutan:--Olsun, hemen Mir Hüseyin'in yarasýný sarýn.
Saðlýk görevlileri hemen Mir Hüseyin'in yarasýný sardýlar. Doðrusu böylesi daha iyi olmuþtu.
Komutan:--Ebu Süleyman! gösterdiðin gayretinden dolayý, ALLAH (cc) ecrini arttýrsýn.
Ebu Süleyman:--ALLAH razý olsun komutaným. ALLAH (cc) hepimizin ecrini arttýrsýn ve bizi razý
olduðu yoldan ayýrmasýn.
Bu arada, güney yönünde nöbet tutan nöbetçi soluk soluða geldi ve..



OTUZSEKÝZÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
--------------------------------------------------------------------------------

OTUZDOKUZUNCU BÖLÜM

...Komutaným! Komutaným!
Komutan:--Hayýrdýr Cemal! ne oldu?
Cemal:--Genel karargâhtan bir mücahid geldi.
Komutan:--Nerde peki?
Cemal:--Nöbet yerinde, çok yorgun ve açtý, þu an yemek yiyip, biraz dinleniyor.
Komutan:--Neden geldiði konusunda, herhangi bir þey söyledi mi?
Cemal:--Hayýr komutaným, sanýrým size söyleyecek.
Komutan:--Pekâla, anlaþýldý. Madem ki o yorgun, o halde biz onun yanýna gidelim.
Cesim:--Komutaným bu esirleri ne yapalým?
Komutan:--Ah! evet esirler, onlarý unuttum bir an. Onlarý sýðýnaða kapatýn, dönüþte
onlarla ilgileniriz.
Cesim:--Baþüstüne komutaným.
Komutan ve iki komutan yardýmcýsý, güney bölgesindeki nöbet yerine doðru yürüdüler.
Sergei, olanlarý þaþkýnlýkla seyrediyordu. Bir komutan, nasýl olurda bir askerin ayaðýna
gider. Doðrusu buna bir anlam veremiyordu. Diðer yandan, bu komutan ile kendi komutan-
larý arasýnda en ufak bir benzerlik yoktu. Nerde bu komutan, nerde kendi
komutanlarý.
Bu komutan bir baba þefkati ile askerlere yaklaþýyordu, hayret verici bir durum.
Komutan ve yardýmcýlarý, haberci mücahidin yanýna vardýlar. Mücahid oldukça bitkin görü-
nüyordu, yemek yeyiþine bakýldýðýnda ise epeyce bir zaman aç kaldýðý anlaþýlýyordu.
Mücahid komutanlarý görünce, ayaða kalkmak için harekete geçti ama komutan:
--Otur, yemeðini ye.
Mücahid yemeðini yedi, biraz kendine geldi. Ayaða kalktý, komutan ve yardýmcýlarý ile
kucaklaþtýlar.
Komutan:--Hoþ geldin! nereden geliyorsun?
Mücahid:--Adým Ali, genel karargâhtan geliyorum.
Komutan:--Ben komutan Mus'ab, bu karargâhýn komutanýyým.
Ali:--Size bir haber getirdim komutaným, Genel Komutan'ýmýz Þamil Basayev, inþaALLAH
yarýn buraya, ziyarete gelecek.
Komutan:--Komutanýmýz gelecek ha, bu çok güzel bir haber. Hadi karargâha gidelim de
bu müjdeli haberi diðer kardeþlerimize verelim.
Hep beraber karargâha gittiler.
Komutan:--Kardeþlerim! Ali kardeþimiz, genel karargâhtan geldi, þimdi size çok sevine-
ceðinizi bildiðim bir haber vermek istiyorum.
Tüm mücahidler pür dikkat komutaný dinliyorlardý. Hepsi meraklanmýþtý.
Komutan:--Efsanevi Komutanýmýz, Þamil Basayev, inþaALLAH yarýn buraya geliyor.
Bu haber, mücahidler arasýnda bomba etkisi yapmýþtý. Kýsa bir þaþkýnlýktan sonra, hep
beraber tekbir getirmeye baþladýlar.
ALLAH-u Ekber! ALLAH-u Ekber!
Yeni gelen mücahidlerdeni Selman:
--Komutaným! Genel Komutanýmýza karþýlama merasimi yapacak mýyýz?
Geldiði yerde, alt düzey bir yetkili bile bir yerden, kendisinden daha alt düzeyde bir yetkilinin olduðu bir yere gittiðinde, karþýlama merasimi yapýlýrdý. Burada da buna benzer þeylerin
yapýldýðýný sanýyordu.
Komutan, gülümsedi ve:--Evet Selman, Genel Komutanýmýza bir karþýlama merasimi yapacaðýz ama senin düþündüðün þekilde deðil. ÝnþaALLAH uygun zamanda o merasimin nasýl olduðunu göreceksin.
Bu arada, komutanýn aklýna rus esirler geldi. Cesime:
--Þu bizim esirleri al getir.
Cesim:--Baþüstüne komutaným, dedi ve hemen gidip esirleri getirdi. Komutan esirleri karþýsýna oturttu.
Komutan:--Ben buranýn komutanýyým. Sen kimisin?
Sergei:--Ben yüzbaþý Sergei, bunlar da er Yuri ve er Boronkay.
Cesim:--Komutaným, ben esirlere eman vermiþtim.
Komutan:--Senin emanýn, bizim emanýmýzdýr.
Sergei, olanlara hayretle bakýyordu, nasýl oluyor da bir erin verdiði bir kararý, komutaný hiç eleþtirmeden kabul ediyordu.
Sergei:--Yani, bu askerin bize verdiði teminat, sizce geçerli mi?
Komutan:--Elbette geçerli. Biz her þeyden önce kardeþiz. Kardeþlik baðlarýmýz, ast üst iliþ-
kisinden önce gelir. Ama senin bunu anlaman mümkün deðil. Çünkü sizde böyle þeyler
olmaz.
Sergei:--Evet, çok haklýsýnýz, böyle þeyler bizde olmaz. Bizde hiç bir asker böyle bir karar
verme hakkýna sahip deðil, kaldý ki böyle bir þeye yeltense, bunu canýyla öder. Doðrusu
aranýzdaki bu iliþkiler gerçekten takdire þayandýr. Size gýpta etmeye baþladým. Sizin
böyle olduðunuzu bilseydim, kesinlikle size karþý savaþmazdým. Nerdeyse size esir düþ-
tüðüme sevineceðim.
Komutan:--ÝnþaALLAH, bize esir düþtüðüne sevineceðin bir konuma gelirsin.
Sergei bundan bir þey anlayamamýþtý tabi. Komutan onun müslüman olmasýný diliyordu.
Komutan:--Evet Sergei, bize vereceðin ne haberler var sende.
Sergei:--Size istediðiniz herþeyi söyleyeceðim. Ama bunu korktuðumdan dolayý deðil,
sizin bu durumunuzu gördüðüm ve esir alýnýrken þahid olduðum þeyler için söyleyeceðim.
Size vereceðim en önemli haber yarýn...


OTUZDOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU

KIRKINCI BÖLÜM

..üst düzey bir rus subay grubu karargâha gelecekler. Sanýrým þimdilik sizin için en önemli
haber, þimdilik bu.
Komutan:--Evet, gerçekten de bizim için çok önemli bir haber. Bunu söylediðin çok iyi oldu.
Þimdilik bu kadar bilgi yeter. Sizi kalacaðýnýz yere götürsünler de dinlenin. Kusura bakmayýn
herne kadar bizim misafirimiz iseniz de, gerekli tedbirleri almak zorundayýz. Sanýrým bizi anlýyorsunuz.
Sergei:--Evet, sizi çok iyi anlýyorum. Doðrusu, benim yerimde siz olsaydýnýz, size bu kadar
hoþgörü göstermezdik.
Komutan:--Ýþte aramýzdaki fark da bu. Biz, esirlerimize misafir muamelesi yaparýz. Dinimiz
bize bunu emreder. Ýslâm'ýn bu konudaki hükmü þudur:
Semavi Dinlerde Esirlere Davranýþ

Barýþa, dostluða ve kardeþliðe en çok ihtiyaç duyulan bir dönem olan günümüzde yaþanan bazý geliþmeler, dünya kamuoyunda büyük yanký uyandýrdý. Daha önce de birçok kez gündeme gelen “esirlere nasýl davranýlacaðý” konusu, geçtiðimiz günlerde tekrar araþtýrma konusu oldu.

Tüm dünya basýnýnda zaman zaman yer alan ve dünyanýn deðiþik bölgelerinde meydana gelen esir ve mahkumlara yönelik insanlýk dýþý uygulamalar, vicdan sahibi her insaný derinden etkileyecek niteliktedir. Elleri kelepçeli olarak dövülen, giysileri çýkarýlarak aþaðýlanan, ölüm tehdidi ile boðazýna býçak dayanan ve çeþitli sapkýn iþkencelere maruz býrakýlan esir ve mahkumlarýn kamuoyuna yansýyan görüntülerini seyreden insanlar, bu iþkenceleri yapan kiþilere karþý nefret duygularý beslemektedir. Ancak burada unutulmamasý gereken önemli bir nokta vardýr: Bu iþkenceler, bunlarý yapan þahýslarýn, kendi karanlýk ve sapkýn kiþiliklerinden kaynaklanmamaktadýr. Bu, onlarýn yetiþme sürecinde aldýklarý ahlaki eðitimin sonucudur. Bu eðitimin kaynaðýnýn ise din ahlaký olmadýðý açýktýr. Çünkü üç semavi dinde de bu tür davranýþlara yer yoktur. Ýslamiyette, Hýristiyanlýkta* ve Yahudilikte* esirlere merhamet ve insani duygularla davranýlmasý gerektiði açýk olarak belirtilmiþtir.
“Ey iman edenler, adil þahidler olarak, ALLAH için, hakký ayakta tutun. Bir topluluða olan kininiz, sizi adaletten alýkoymasýn. Adalet yapýn. O, takvaya daha yakýndýr. ALLAH'tan korkup-sakýnýn. Þüphesiz ALLAH, yapmakta olduklarýnýzdan haberi olandýr.” (Maide Suresi)

* (Öncelikle þunu belirtmek gerekir ki, dünyadaki diðer iki Ýlahi din olan Yahudilik ve Hýristiyanlýk zaman içerisinde dejenere olmuþ, bu dinlerin içlerine birtakým hurafeler ve batýl inanýþlar karýþmýþtýr. Bununla birlikte, Yahudilerin kutsal kitabý Tevrat ve Hýristiyanlarýn kutsal kitabý Ýncil incelendiðinde, hak dine ait bazý inanç ve ahlak esaslarýnýn da muhafaza edildiði ve Kuran ile mutabýk yönlerinin olduðu açýkça görülecektir. Söz konusu dinlerin hangi inançlarýnýn tahrif edilmiþ, hangilerinin hak dine uygun olduðunu ise ancak Kuran'ý ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetini rehber edinerek belirleyebiliriz.)

Kuran’da Esirlere Davranýþ
Tüm insanlýða önder olan Peygamber Efendimiz (sav)’in günümüzden 1400 yýl önce indirilen Kuran'da emredilen ahlaka uygun olarak, savaþlarda tutuklu bulunan esirlerin özgürlüðünü hedefleyen merhametli davranýþlarý, tüm dünya için uygulanmasý gereken önemli bir örnektir.

Ayrýca þunu da belirtmek gerekir ki, günümüzde basýn-yayýn organlarý tarafýndan dile getirilen esir ve mahkum haklarý, ilgili devletler tarafýndan Cenevre Konvansiyonlarý kapsamýnda 20. yüzyýlda yürürlüðe sokulmuþtur. Oysa, bu haklarýn çok daha geliþmiþi, Yüce Kuran’da bundan 14 yüzyýl önce bildirilmiþtir.

Ýslam Ahlaký Esirlere Ýyilikle Davranmayý Gerektirir
Ýslam dininde (diðer Ýlahi dinlerde olduðu gibi) savaþ tutsaklarý da dahil olmak üzere insanlara yönelik olarak iþkence, hor görme, aþaðýlama, alaycýlýk, saldýrganlýk, azgýnlýk ve zalimliðe yer yoktur. Kuran ahlakýna göre inananlara yakýþan tavýr; sevgi dolu, adaletli, vicdanlý, þefkatli, merhametli, yardýmsever, fedakar, yumuþak huylu olmaktýr. Dolayýsýyla, intikam almak, bilgi toplamak, direnci kýrmak, kontrol altýna almak için veya hangi amaçla olursa olsun esirlere iþkence ve kötü muamele yapmak asla kabul edilecek bir davranýþ deðildir.

Müslümanlar her alanda olduðu gibi savaþ þartlarýnda da adaleti gözetmekle ve Kuran ahlakýný yaþamakla yükümlüdürler. Savaþ sýrasýnda
ele geçirilen esir ve rehinelere iyi davranmak, insanca muamele etmek, onlarýn haklarýna saygý göstermek Ýslam’ýn getirmiþ olduðu baþlýca savaþ kurallarýndandýr. Yüce ALLAH, esirlerin durumuna iliþkin hükmünü þöyle bildirmektedir:
“… Sonunda onlarý 'iyice bozguna uðratýp zafer kazanýnca da' artýk (esirler için) baðý sýmsýký tutun. Bundan sonra ya bir lütuf olarak (onlarý býrakýn) veya bir fidye (karþýlýðý salýverin). Öyle ki savaþ aðýrlýklarýný býraksýn (sona ersin). Ýþte böyle; eðer ALLAH dilemiþ olsaydý, elbette onlardan intikam alýrdý. Ancak (savaþ,) sizleri birbirinizle denemesi içindir. ALLAH yolunda öldürülenlerin ise; kesin olarak (ALLAH,) amellerini giderip-boþa çýkarmaz.” (Muhammed Suresi, 4)

ALLAH’ýn emrinin, savaþ esirlerinin karþýlýksýz veya fidye karþýlýðý salýverilmesi olduðu ayette açýkça bildirilmektedir. Müslümanlarýn tutsaklardan intikam almalarý asla Ýslam ahlakýna yakýþan bir hareket deðildir. Ýslam’da günümüzde görülen uygulamalara, yani iþkence ve kötü muameleye asla yer yoktur.

Hz. Muhammed (sav)’in Alemlere Örnek Adaleti
Hz. Muhammed (sav)’in savaþ esnasýndaki uygulamalarý incelendiðinde, esirlere karþý en adaletli, en insani, en doðru, kýsacasý Kuran ahlakýna en uygun tutumun hayata geçirildiði görülmektedir. Peygamberimiz (sav), sahip olduðu merhameti çevresindeki müminlere de aþýlayarak “Esirlerinize iyilikle davranýnýz” þeklinde buyurmuþ ve savaþa çýkan ordusunu bu konuda özellikle uyarmýþtýr:

“ALLAH adýna çýkýnýz. Çünkü siz ALLAH yolunda savaþýyorsunuz, zulmetmeyiniz.”

--------------------------------------------------------------------------------

ALLAH, Peygamber Efendimiz (sav)’e, esirlere hitap ederken þöyle söylemesini bildirmiþtir:

“Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: "Eðer ALLAH, sizin kalblerinizde bir hayýr olduðunu bilirse (görürse) size sizden alýnandan daha hayýrlýsýný verir ve sizi baðýþlar. ALLAH baðýþlayandýr, esirgeyendir." (Enfal Suresi, 70)

Belirtilmelidir ki Peygamberimiz (sav)’in uygulamalarý sadece esirler için deðildir. Savaþta sivil halka yönelik kötü muamele ve iþkenceyi de önlemiþtir.

Ýslam Tarihinden Merhamet Örnekleri
Kuran ahlakýnýn yaþandýðý toplumlarda esirlere kötü muamele yaparak,
onlarý devamlý esaret altýnda tutmak ve devletin zor iþlerine koþmak kesinlikle söz konusu deðildir. Ýnsan onurunu ve saygýsýný ön planda tutarak onlarý tekrar topluma kazandýrmak için bu kiþilerden -þayet esir alýnan devletle aralarýnda bir anlaþma olmadýysa- Müslümanlara yardýmcý olmasý düþünülen bu kiþilere iyi muamele yapýlmasý istenmiþtir. Bu davranýþ Peygamberimiz (sav)’in uygulamalarýnda da böyle olmuþtur.
Peygamber Efendimiz (sav), bir hadisinde þöyle buyurmuþtur;
“Huneyn Savaþý'ndan sonra, Havazin kabilesinden bir heyet gelerek esirlerinin serbest býrakýlmasýný istemiþti. Ama o sýrada bütün esirler bölüþtürülmüþ durumdaydý. Hz. Peygamber (sav) Müslümanlarý toplayarak, "Bu insanlar tövbe etmiþ ve piþman olmuþlardýr. Esirlerinin geri verilmesini uygun görüyorum. Sizden kim hissesine düþen esiri kendi isteðiyle karþýlýksýz serbest býrakmak istiyorsa, o þekilde serbest býraksýn. Karþýlýk isteyenlere ise, Beytü'l-Mal'a ilk gelen gelirden karþýlýðýný vereceðiz" buyurdu. Bunun üzerine 6.000 esir serbest býrakýldý. Karþýlýk isteyenlere de Beytü'l Mal'dan karþýlýðý verildi.”

Ýslam tarihinde esirlere yapýlan adalet ve merhamet uygulamalarýndan bir diðeri ise Bedir Savaþý’nda Peygamberimiz (sav)’in gösterdiði örnek uygulamadýr:
Bedir Savaþý’nda esirler fidye karþýlýðý serbest býrakýlmaktadýr. Fakat fidyesini ödeyemeyenler kendilerinin öldürüleceklerini beklerlerken hiç ummadýklarý bir haberle karþýlaþýrlar. Fidyesini ödeyemeyen her esirin, on Müslüman’a okuma yazma öðretmesi karþýlýðýnda serbest býrakýlacaklarý, özgürlüklerine kavuþacaklarý haber verilir. Ayrýca bu uygulama Peygamberimiz (sav)’in okuma yazmaya ve ilme önem verdiðinin bir iþaretidir.

Bu konuda bir diðer örnek davranýþ ise bir Kuran ayetinde þu þekilde bildirilmiþtir:
“Kendileri, ona duyduklarý sevgiye raðmen yemeði, yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size, ancak ALLAH'ýn yüzü (rýzasý) için yediriyoruz; sizden ne bir karþýlýk istiyoruz, ne bir teþekkür." (Ýnsan Suresi, 8-9)

Esirlere kendi yedikleri ve giydiklerinden veren Müslümanlar, ALLAH’ýn rýzasýný kazanmak amacýyla, koþullar ne olursa olsun Kuran ahlakýnýn güzelliklerini ortaya koymuþ ve bu konuda tarih boyunca tüm dünyaya örnek olmuþlardýr




Kafilede Son Durum

Ýki rus askeri, motorin bulmak için yola koyuldu. Epeyce gittikten sonra, bir rus ileri karako-
luna rastladýlar. Karakoldaki nöbetçiler bunlarý görünce, silahlarýný doðrulttular ve:
--Durun, klýpýrdamayýn!
--Ateþ etmeyin! biz de rus askeriyiz.
--Ne rus askeri mi?
--Evet, rus askeri.
--Ne aryýyorsunuz burada?
--Aracýmýzýn yakýtý bitti. Biz de yakýt aramaya çýktýk.
--Ya! demek yakýt aramaya çýktýnýz ha!
--Evet, yakýt aramaya çýktýk.
--Siz onu, bizim külahýmýza anlatýn, yatýn yere!
--Ya, niye inanmýyorsunuz? biz gerçekten rus askeriyiz.
--Yat dedim, yoksa ateþ ederim.
Ýki asker yere yattý. Nöbetçiler, karakol komutanýna durumu haber verdi. Komutan gelenleri
tutuklamalarýný sonra onlarla ilgileneceðini bildirdi.
Ýki askeri tutuklayýp, karakolun nezarethanesine kapattýlar. Burasý çok pis bir yerdi. Ahýr
bile saray gibi kalýrdý burada. Ýkisi de çok korkmuþtu. Ya onlara inanmazlarsa. Doðrusu
böyle bir ihtimali düþünmek bile istemiyorlardý. Böyle, ne kadar zaman geçti bilmiyorlardý.
Epeyce bir zaman sonra, birden...


KIRKINCI BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
--------------------------------------------------------------------------------

KIRKBÝRÝNCÝ BÖLÜM

...ayak sesleri gelmeye baþladý. Duruma bakýlýrsa epeyce
hýrpalanacaklardý. Hýrpalanmaya
razýydýlar, yeter ki onlarý öldürmesinlerdi.
Kapý açýldý, dört rus askeri belirdi kapýda, içlerinden biri:
--Kalkýn bakalým, komutanýmýz sizi bekliyor. Yeteri kadar dinlendiniz.
Komutanýn yanýna gitmek için dýþarý çýktýlar, silahlarýn namlusu onlara doðru çevrilmiþti.
Her an yanlýþlýkla bir silah ateþ alabilirdi. Bunun olmamasý için bildikleri tüm dualarý okuyorlardý. Nihayet komutanýn kapýsýndaydýlar. Askerlerden biri içeri girdi ve tutsaklarýn getirildiðini
söyledi. Komutan da içeri alýnmalarýný emretti. Ýçeri alýnýp komutanýn karþýsýna geçtiler.
Komutan:--Evet, anlatýn bakalým, kimsiniz ve burada ne arýyorsunuz?
Erlerden biri:--Komutaným, bizler rus askeriyiz, akaryakýtýmýz bitti, biz de akaryakýt aramaya
çýktýk.
Komutan:--Ya, demek akaryakýtýnýz bitti ha?
Rus askeri:--Evet, komutaným.
Komutan:--Ve siz benim buna inanmamý bekliyorsunuz ha! Asilerin casusu olmadýðýnýz ne
malum?
Rus askeri:--Dedim ya komutaným, biz de rus askeriyiz diye.
Komutan:--Götürün bunlarý ve doðruyu söyleyene kadar bir güzel týmar edin.
Korktuklarý baþlarýna gelmiþti. Onlarý getiren askerler gerisin geri götürerek, hücrede baðladýlar
ve kaba dayak atmak suretiyle iþkence yapmaya baþladýlar. Ne kadar iþkence ettilerse de
onlar rus askeri olduklarýný söylediler. Aslýnda her þeyi kabulleneceklerdi ama, iþin içinde öldürülmek vardý. Ýþkencecilerden biri komutana gidip durumu anlattý ve bunlarýn gerçekten rus askeri
ola bileceðini söyledi. Bunun üzerine komutan onlarý alýp getirilmelerini istedi. Tekrar komutanýn
yanýna getirilmiþlerdi.
Komutan:--Umarým aklýnýz baþýnýza gelmiþtir. Konuþun bakalým.
Rus askeri:--Dedim ya komutaným, biz buraya akaryakýt almaya geldik. Aracýmýz buraya yakýn
isterseniz gidip baka biliriz.
Komutan:--Pekala, beþ kiþi bunlarý da yanýnýza alýp, gidip bakýn hele, doðru mu söylüyorlar.
Dikkatli olun, yalan söylediklerini anlarsanýz öldürün.
Rus askeri:--Komutaným bize yakýt lazým.
Komutan:--Tamam, bir bidon da yakýt alýn.
Rus askerleri, yanlarýna bir bidon motorin ve gelen iki askerle
birlikte bir araca binip, diðer aracýn
kaldýðý yere gittiler, onbeþ dakikalýk bir yolculuktan sonra kafilenin yanýna vardýlar.
Silahlarý ellerinde kafileye yaklaþtýlar. Askerlerden biri:
--Kimsiniz ve burada ne arýyorsunuz?
Kafile komutaný:--Biz özel bir görevle Moskovadan gönderildik, adým üsteðmen Ývan. Bunlar da
belgelerimiz, diyerek gelen askerlere belgeleri gösterdi.
Bunun üzerine, iki rus askerini býrakýp motorin bidonunu verdiler.
Ývan motorini aracýn deposuna boþalttý ve oradakilere:
--Hadi hazýrlanýn gidiyoruz, dedi.
Kafile araca binip yola koyuldu. Yolda iki asker baþlarýna gelenleri anlattý. Komutan da, böyle
þeylerin burada normal olduðunu ve karakol komutanýnýn haklý olduðunu söyledi.

Bu Esnada Çeçen Karargâhýnda

Karargâhta heyecanlý bir bekleyiþ vardý. Gelen mücahidin verdiði habere göre, ALLAH'tan (cc)
bir mani olmazsa, Genel Komutan Þamil Basayev, bugün karargahlarýný ziyaret edecekti.
Komutan Mus'ab, sürekli Þamil Basayev ile irtibat halindeydi, birçok kereler onunla birlikte
savaþa katýlmýþtý. Þamil Basayev'i de çok özlemiþti. Yeni gelen mücahidler yerlerinde duramýyorlardý. Öyle ya Efsane Komutan ile görüþe bileceklerdi. Hepsi de çok heyecanlýydý. Komutanýn
geleceði haberi verildiðinden bu yana, diðer mücahidlerden, Þamil Basayev ile ilgili çok þey
duymuþlardý. Þamil Basayev'ib buraya gelmesinin ertesi gününde, bir rus subay grubunun da
gelmesi çok iyi olmuþtu. Yola düþedikleri patlayýcýnýn tam da patlatýlma sýrasýydý.
Onlar bu þekilde düþünüp, kendi aralarýnda konuþurken, birden...

KIRKBÝRÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU

--------------------------------------------------------------------------------

KIRKÝKÝNCÝ BÖLÜM

...güney bölgesinde nöbet tutmakta olan nöbetçi, heyecanlý bir þekilde geldi ve:
--Komutaným,güney yönünde bir araç belirdi, buraya doðru geliyor.
Komutan:--Hemen gidelim, bu komutanýmýzýn aracý olabilir.
Hep birlikte-görevliler hariç- nöbet yerine gittiler. Komutan, dürbünle aracý gözetlemeye baþladý ve:
--Evet evet!, bu gelen, genel komutanýmýz Þamil Basayev.
--ALLAH-u Ekber! ALLAH-u Ekber!
Takriben otuz dakikalýk bir bekleyiþten sonra, araç aþaðýya park etti. Mücahidler hep beraber
aþaðýya akýn ettiler. Kýsa bir aradan sonra aþaðýdaydýlar, sanki hepsi kuþ olup uçmuþtu.
Mus'ab:--Komutaným hoþ geldiniz, diyerek Þamil Basayev ile kucaklaþtý.
Þamil Basayev:--Hoþ bulduk! Hepiniz buradasýnýz ha!
Mus'ab:--Evet komutaným, özellikle yeni gelenler sizi bir an önce görmek için sabýrsýzlanýyordu.
Þamil Basayev:--Demek aranýzda yeni gelen kardeþlerimiz var ha! Ne güzel! Ne güzel!
Þamil Basayev, oradaki mücahidlerin hepsi ile kucaklaþtý, yeni gelenlerle ayrýca ilgilendi. Hoþ geldin
faslý bittikten sonra Mu'sab:
--Komutaným, uygun görürseniz artýk, karargâh'a geçelim.
Þamil Basayev:--Elbette, buyrun gidelim.
Þamil Basayev, daha önceki bir çatýþmada, bir ayaðýný þehid vermiþti, bu nedenle, iniþ ve yokuþlarda
yürürken biraz zorlanýyordu. Mücahidler, onu sýkýntýya sokmamak için, onun temposuna ayak uydurmuþlardý. Bir müddet sonra karargâhtaydýlar.
Karargâh'ta bulunan görevliler de gelip Þamil Basayev ile kucaklaþtýlar. Ardýndan da demledikleri
çayý getirdiler. Þamil Basayev çayý görünce:
--Ooo! demek çayýnýz var ha!
Mus'ab:--Evet komutaným, Ýslâm ülkelerinden gelen bir yardým kuruluþu getirdi.
Þamil Basayev:--Evet, o yardým kuruluþu bize de uðradý. Demek buraya kadar geldiler ha! ALLAH (cc)
onlardan razý olsun ve onlarýn yâr ve yardýmcýsý olsun. Onlarýn bu duyarlýlýðý takdire þayan.
Çaylar içilip, sohbetler edildikten sonra, Þamil Basayev ve Mus'ab, Komutan çadýrýna geçtiler.
Þamil Basayev:--Evet, Mus'ab kardeþim. Burada son durum ne?
Mus'ab:--ALLAH'a (cc) hamd olsun komutaným. Bazý þehidlerimiz
var ama biz onlara daha aðýr kayýplar verdirdik. Bu arada üç tane de esirimiz var. Birisi yüzbaþý. Ondan aldýðýmýz bilgiye göre, yarýn buraya
bir rus subay heyeti geliyor. Bu arada, onlarýn geçeceði yola daha önce patlayýcý yerleþtirdik, ama
bugüne kadar patlatmadýk. Sanýrým yarýn, bu iþ için biçilmiþ kaftan olacak.
Þamil Basayev:--Evet, yarýn çok güzel bir gün olacak inþaALLAH.
Mus'ab:--Komutaným, bu arada, rus karargâhýna, çeçen asýllý bir casus kadýn geliyor. Bunu bizim içimize sokacaklar. ALLAH'a þükürler olsun ki, Moskova'daki adamýmýz durumu daha önceden bize haber
verdi. Siz de uygun görürseniz, onlarýn bu tuzaðýný ters çevirmeyi düþünüyoruz. Hem belki, gelen
kadýna aslýný hatýrlatýp, ALLAH (cc) nasib etmiþse, hidayetine vesile olmak istiyoruz.
Þamil Basayev:--Evet, bunu çok iyi düþünmüssünüz. Böylesi daha iyi olur, inþaALLAH. Ama çok dikkatli olmalýsýnýz. En ufak bir ihmal, bize pahalýya mal olabilir.
Mus'ab:--Merak etmeyin komutaným, bu konuda tüm arkadaþlara gereken talimatý verdim, hatta
aramýzda prova bile yaptýk. Herkes çok iyi bir performans gösterdi.
Þamil Basayev:--Çok iyi, ALLAH (cc) yâr ve yardýmcýnýz olsun.
Mus'ab:--Komutaným, daha önce bize çok zararý dokunan ve bir çok kardeþimizin þehadetine sebep
olan, rus casusu Olcayto'yu cehenneme gönderdik.
Þamil Basayev:--Bu da çok güzel bir haber. Ne güzel þeyler baþarmýþsýn, Mus'ab, doðrusu sana
gýpta etmeye baþladým.
Mus'ab:--Estaðfurullah Komutaným, sizin yaptýklarýnýz karþýsýnda, benim yaptýklarýmýn ne önemi var.
Þamil Basayev:--Öyle deme Mus'ab, bazen birinin yaptýðý çok küçük bir eylem, baþka birinin yaptýðý büyük çaplý bir eylemden daha faydalý olabilir. Ama yaptýklarýmýzla kibirlenmemeliyiz. Çünkü kibir þeytandandýr.
Mus'ab:--Evet komutaným, çok haklýsýnýz. ALLAH (cc) bizi kibirlenenlerden eylemesin.
Onlar bu minval üzere konuþmaya devam ederken, birden dýþarýdan...


KIRKÝKÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Allame
<span style="color: #1C1C1C"><strong>Kayıtsız</strong></span>
RE: Çeçenistan....
--------------------------------------------------------------------------------

KIRKÜÇÜNCÜ BÖLÜM

...--Komutaným! Komutaným!
Mus'ab:--Afedersiniz komutaným!
Þamil Basayev:--Ne demek, bak bakalým, sanýrým önemli bir þey var, yoksa bizi rahatsýz
etmezlerdi.
Mus'ab, dýþarý çýktý ve:
--Hayýrdýr, ne var, ne oluyor?
--Komutaným, rus karargâhýnda, tuhaf þeyler oluyor, size haber vereyim dedim.
Mus'ab:--Ýyi ettin, bir bakalým, hele ne var?
Mus'ab, çadýra döndü ve:
--Komutaným, rus karargâhýnda bir tuhaflýk varmýþ, emir buyurursanýz bir bakalým.
Þamil Basayev:--Elbette, ben de merak ettim.
Beraber nöbet mahalline gittiler. Ýlk önce Þamil Basayev, dürbünle baktý, bir müddet sonra
--Evet tuhaf þeyler oluyor. Bayraklar yarýya indirilmiþ ve bir hareketlilik var. Bu saldýrý hare-
ketliliðine benzemiyor, bir de sen bak.
Mus'ab:--Emredersin komutaným, diyerek dürbünle karargâhý gözetledi ve ardýndan:
--Doðrusunu isterseniz ben de bir þey anlayamadým komutaným, þayet izin verirseniz, esiri-
miz olan rus subayýný getirteyim.
Þamil Basayev:--Buranýn komutaný sensin Mus'ab, her þey için benden izin alman gerekmez,
dilediðin gibi hareket et.

Mus'ab:--Saðolun komutaným, dedi ve ardýndan:
--Hemen Sergei'yi getirin, diye talimat verdi. Hemen Yüzbaþý Sergei'yi getirdiler.
Mus'ab:--Sergei, bak bakalým, karargâhta bir tuhaflýk var.
Sergei:--Peki, diyerek dürbünün baþýna gitti, bir müddet karargâhý gözetledkiten sonra:
--Ýlginç, çok ilginç!
Mus'ab:--Ýlginç olan ne, Sergei?
Sergei:--Bayraklar yarýya indirilmiþ, bu üst düzey bir subayýn öldüðünü gösterir. Komutanlýk
forsu deðiþmiþ, sanýrým karargâh komutaný ölmüþ ve bu ölümün
patlamayla alakalý olduðunu
da sanýyorum. Çünkü komutan çok korkak birisiydi.
--Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!
Þamil Basayev:--Demek rus yüzbaþý sensin.
Sergei:--Evet efendim! benim. Sizinle tanýþmak ne büyük þeref. Sizin gibi mert bir düþmana
rastlamadým, þimdiye kadar. Doðrusunu isterseniz, size hayran bir çok rus askeri var.
Þamil Basayev:--Teþekkürler Sergei!
Sergei:--Sizin aranýzdaki muhabbeti gördükten sonra, size gýpta etmeye baþladým. Bana
bir er eman verdi ve bu emaný komutan hiç itiraz etmeden kabul etti. Buna hayran olmamak
elde deðil. Bizde býrakýn erlerin adamdan sayýlmasýný, bir çok astsubay ve subaylarýn dahi
kýymeti yoktur.
Þamil Basayev:--Bizim gözümüzde, en alt rütbedeki bir insan ile genel komutanýmýz ayný
deðerdedir. Biz sömürge zihniyetine sahip deðiliz. Ayrýca biz dünya için de çalýþmýyoruz.
Bizim tek gayemiz Allah (cc) rýzasýdýr. Hal böyle olunca da, biz insanýmýza deðer veririz.Çünkü
Allah'ýn (cc) katýnda, kimin kimden daha üstün olduðunu, yalnýzca Rabbimiz bilir.
Sergei:--Doðrusu size hayran kaldým. Tüm deðerleriniz çok güzel.
Þamil Basayev:--Biz müslümanýz Sergei, savaþta bile müslümanca davranýrýz. Ben daha
önce Afganistanda, Azerbaycan'da ve daha bir çok cephede savaþtým. Ama bu savaþlarda
ne ben ne de diðer müslümanlar, bir tek çocuk, kadýn ya da yaþlý adam öldürmedik. ikiyüz
elli bin insanýmýzý burada ÞEHÝD verdik Sergei, bunlarýn içinde, daha doðmamýþ bebekten tut
yüz yaþýn üzerinde olan insanlar da var. Söyler misin Sergei, böyle savaþ mý olur, bu savaþta
adalet nerede, bu savaþta onur nerede, bu savaþta insanlýk nerede?
Sergei:--Haklýsýnýz efendim, sizi daha önce bize barbar olarak tanýtýyorlardý, hatta çocuklar
bile birer canavar gibi lanse ediliyordu. Þimdi bütün bunlarýn koskoca birer yalan olduðunu
görüyorum ve asýl barbar ve canavarlarýn bizim yöneticiler olduðu
ortaya çýkmýþ durumda.
Keþke size karþý deðil de sizinle ayný safta savaþsaydým.
Þamil Basayev:--Ýstersen hâlâ bunu yapa bilirsin Sergei.
Sergei:--Nasýl?
Þamil Basayev:--Müslüman olur ve bizim safa geçersin.
Sergei:--Bu mümkün mü peki?
Þamil Basayev:--Elbette mümkün.
Sergei:--Peki size karþý yaptýðým savaþ ne olacak, onun hesabýný nasýl vereceðim?
Þamil Basayev:--Bir kiþi müslüman olursa, Ýslâm, onun geçmiþte iþlemiþ olduðu günahlarý
af eder ve ondan hesap sormaz. Ýslâm'ýn sormadýðý hesabý, biz nasýl sorarýz?
Sergei:--Ben müslüman olmak istiyorum.
Allah-u Ekber! Allah-u Ekber!
Þamil Basayev:--Söyleyeceklerimi tekrarla: EÞHEDU EN LÂ ÝLAHE ÝLLELLAH VE EÞHADU
ENNE MUHAMMEDEN RASULULLAH!
Sergei:--EÞHEDU EN LÂ ÝLAHE ÝLLELLAH VE EÞHEDU ENNE MUHAMMEDEN RASULULLAH!
Þamil Basayev:--Seni tebrik ediyorum, Sergei, diyerek ona sarýldý, sonra da diðer mücahidler
gelerek onu tebrik ettiler. Daha sonra, Þamil Basayev:
--Bundan sonra, senin adýn Hamza olsun, tamam mý Sergei?
Hamza:--Elbette, senin gibi þerefli ve aziz bir komutanýn verdiði ismi ben nasýl red edebilirim?
Sana ne kadar teþekkür etsem azdýr.
Þamil Basayev:--Allah'a þükret Hamza. Sana hidayet bahþeden Allah'a (cc)
Hamza:--Allah'a þükürler olsun. Bu arada, Cesim kardeþim iyiki mermilerin bitmiþti.
Cesim:--Ýyi ki mermilerim bitmiþti, Hamza kardeþim, iyi ki mermilerim bitmiþti. Senin müslüman
olmana dünyayý deðiþmem.
Hamza:--Teþekkür ediyorum, bu kýsacýk süre içerisinde sizden çok þey öðrendim, inþaallah
daha çok þey de öðreneceðim.
Hamza sevincinden havalarda uçuyordu, þimdi yapmasý gereken bir þey daha vardý. Þamil
Basayev'e döndü ve...

KIRKÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU


KIRKDÖRDÜNCÜ BÖLÜM


...Komutanım, izin verirseniz, arkadaşlarımı islama davet etmek istiyorum. İnşaALLAH onlar
da hidayete erer.
Şamil Basayev:--Elbette, inşaALLAH onlar da hidayete erer.
Hamza, rus askerlerinin kapatıldığı hücreye gitti.
Hamza:--Arkadaşlar, çok kısa bir zamandır buradayız, ama müslümanlar ile hıristiyanlar
arasındaki, kıyas bile kabul etmez farkı gördük. Burada herkes insan, ama rusya'da herkes insan
dan sayılmıyor. Ben bu farkı gördüm ve müslüman oldum. Şimdi size bir önerim var, gelin siz
de müslüman olun, hem bu dünyadaki sıkıntılardan kurtulun, insan yerine konulun ve ham de
ahiretinizi kazanın. Şayet müslüman olmak istemezseniz, sizin buradan gitmenizi sağlayabilirim.
Ama oraya gittiğinizde sizi sağ bırakacaklarını sanmıyorum. Kararınızı siz verin.
Rus askerler:--Komutanım, sizin gördüklerinizi biz de gördük, bize nasıl insanca muamele yaptıkla-
rını ve geldiğimiz yerde insandan sayılmadığımızı biliyoruz.
Hamza:--Yani?
Rus askerler:--Biz de müslüman olmak ve bu sıcak ortama girmek istiyoruz.
Hamza:--O halde benimle gelin.
Hamza, rus askerler ile beraber, Efsane Komutan Şamil Basayev'in huzuruna çıktı ve:
--Komutanım, bu kardeşlerimiz de müslüman olmak istiyorlar.
Şamil Basayev:--ALLAH-u Ekber! ALLAH-u Ekber!
Tüm Mücahidler de hep bir ağızdan tekbir getirdiler. Herkes çok sevinmişti.
Şamil Basayev:--Söyleyeceklerimi tekrar edin: EŞHEDU EN LA İLAHE İLLELLAH. VE EŞHEDU ENNE
MUHAMMEDUN RASULULLAH.
Rus Askerler:--EŞHEDU EN LA İLAHE İLLELLAH VE EŞHEDU ENNE MUHAMMEDUN RASULULLAH.
Herkes yine tekbir getirdi ve başta Efsane Komutan Şamil Basayev olmak üzere, tüm mücahidler
bu yeni müslümanları tebrik ederek onlara büyük bir muhabbetle
sarıldılar. Yeni müslümanlar bu
durum karşısında gözyaşlarını tutamadılar, hem onlar ve hem de mücahidler ağlıyordu. Şimdiye
kadar böyle bir muameleye tabi tutulmamışlardı. Geride kalan rus askerlerinin de bu tabloyu gör-
melerini ve onların da müslüman olmalarını can-ı gönülden istiyorlardı ama hidayet ALLAH'tandı ve
layık olana hidayet ediyordu.
Tebrik faslı bittikten sonra, Mus'ab:--Komutanım, yeni müslüman olan bu kardeşlerimiz için bir
etkinlik yapmak istiyoruz, izin verirseniz tabi.
Şamil Basayev:--Ne demek, elbette, çok iyi olur.
Mus'ab, hemen mücahidlere talimat verdi ve akşama bir ziyafet hazırlamalarını emretti.
Mücahidler hemen hazırlıklara başladılar ve mevcut imkanlarla tam bir mükellef sofra hazırladılar.
Bu arada yeni müslüman olan iki kişiye de Hasan ve Hüseyin adı verilmişti. Onlar da bu isimlerini
çok beğendiler. Bu isimlerin Efsane Komutan Şamil Basayev tarafından verilmesi, onlar için ayrıca
bir gurur kaynağıydı.
Akşam yemeğinin yenmesinin ardından, Efsane Komutan Şamil Basayev imamlığında akşam
namazı kılındı. Namazdan sonra demlenen çaylar içildi. Çaylar da içildikten sonra Şamil Basayev,
mücahidlere ŞEHADET konusunda bilgi verdi.
Şamil Basayev:--Kardeşlerim! hepinizin malumu, bizler ALLAH (cc) rızası için savaşmaktayız. Bizim
en büyük dileğimiz ALLAH (cc) yolunda şehid olmaktır. Şimdi size ŞEHADET konusunda, dilimin döndü-
ğünce bilgi vermeye çalışacağım:

ALLAH yolunda öldürülen müslümana şehit denir. Şehitlik, ALLAH katında yüksek bir rütbedir.
Şehit ALLAH’ın huzurunda diri olarak hazır bulunup rızıklanacağı ve cennete gireceğine şehadet olunduğu için bu adı almıştır. Kur’an-ı Kerim’de şehitler hakkında şöyle buyurulur:
“ALLAH yolunda öldürülenlere (şehitlere) ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Lakin siz onu anlayamazsınız.” (Bakara, 154)

Şehit üç çeşittir
1- Hem dünya, hem de ahiret bakımından şehit. Bu, savaş
alanındaki şehittir. Bunun dünya bakımından hükmü şöyledir: Cumhura göre yıkanmaz, kefenlenmez ve üzerine cenaze namazı kılınmaz. Ahiret yönünden hükmü ise, özel bir sevaba kavuşmaktır. Bu şehit, tam şehittir.
2- Sadece dünya hükmü bakımından şehit. Bunlar, kafirlerle veya asi ve yol kesicilerle savaşırken yaralandıktan sonra, hemen ölmeyip savaş alanından başka yere nakledildikten sonra ölen.
3- Savaş dışında zulüm edilerek, yahut suda boğularak, ALLAH için ilim öğrenirken ölen kimseler de şehittir. Dünya hükmü bakımından bunlara şehit muamelesi yapılmaz. Peygamberimiz (a.s.) hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Her kim malı uğrunda öldürülürse o kimse şehittir. Kim canı uğrunda öldürülürse o kimse şehittir. Her kim dini uğrunda öldürülse o kimse şehittir. Her kim ırzı namuzu uğrunda öldürülürse o kimse şehittir. (Müslim, 2/7)

İsyankar, günahkar kişi şehit olur mu?
İsyankar ve günahkar olmak şehitliğe mani değildir. Ölen kişi asi olsa da iman ve amel bütünlüğü içerisinde ölmüş ise o kimse şehittir.
ALLAH (c.c.) şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz iyilikler, kötülükleri yok eder.” (Hud, 44)
Hz. Peygamber (s.a.v.) de bir hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Kötülüğün ardından bir iyilik işle ki onu silsin. Doğum neticesinde ölen de şehittir. Hatta zinadan meydana gelme bir çocuğu doğurma esnasında ölen kadın da şehittir. Fakat böyle bir hamile kadın karnındaki çocuğu düşürmeye çalışırken ölünce şehit olmaz.” (İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Prof. Dr. Vehbi Zuhayli, 3/107)

Şamil Basayev, bunları anlattıktan sonra...



KIRKDÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: Çeçenistan....
okumadan Allah razı olsun diyelim zaman buldukca yavaş yavaş okuruz inşAllah
[Resim: urjn1.jpg]


Gaflet içinde gördüm, nice canlı cesedi ;
Câhillerden beterdi, âlimlerin hasedi..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.