RE: Çeçenistan....
--------------------------------------------------------------------------------
YÝRMÝÝKÝNCÝ BÖLÜM
...Rus uçaklarý üzerlerine zehirli gaz bombasý atmýþtý. Havada en ufak bir kýpýrdanma yoktu.
Bombalar infilak edip zehirli gaz etrafa daðýlýnca güney yönünden þiddetli
bir rüzgar esmiþ
ve zehirli gazý olduðu gibi rus karargâhýnýn üstüne götürüp býrakmýþtý. Bunun neticesinde
rus karargâhýnda canlý kimse kalmamýþtý. Hatta bu durumu gören bir rus subayý ile bir asker
müslüman olmuþlardý. Her ikisi de daha sonra bir çatýþmada þehid düþmüþlerdi.
Baþka bir gün de uçaklar yine mücahidlerin karargâhýný bombardýmana tutumuþtu. Müslüman-
lar dört grup olmuþlardý. Her grubun gözüne diðerleri bombalanmýþ gürünüyordu. Bombardýman
bittikten sonra birbirlerine: En çok sizin grubu bombaladýlar gazi ve þehid var mý? diye sor-
duklarýnda, karþý taraftan: Hayýr en çok sizi bombaladýlar, sizde durum ne? cevabý gelmiþti.
Elhamdulillah ki ne gazi ne de þehid vardý. Ýþte þimdi de yiyecek ve giyecek açýsýndan
sýkýntý had safhaya varýnca bu müslüman kuruluþu imdada göndermiþti Cenab-ý Hak. Ona
sonsuz hamd olsun. Her defasýnda yardým ediyordu. Nasýl ki Resûlüne yardým ettiyse onla-
ra da yardým ediyordu. "ALLAH'ýn (cc) yardým vaadi vardý ve bu yardým tüm müslümanlara þamildi.
Bizi müslüman olarak yaratan Rab'bimize hamd olsun.
Bu Esnada Kafilede
Meryem kaldýðý yerden okumaya devam etti.
...Müslim b. Ukbe Medine'ye girince ALLAH Resûlü'nün Sâhâbelerinden hayatta bulunanlar o gün
Medine'den kaçtýlar. Müslim, Medine'de çirkin iþler yaptý, çok kimseleri katletti. Sonra oradan
çýkarak Mekke'ye yöneldi. Lakin yolda öldü. Öleceði sýra yerine Husayn b. Nümeyr el-Kindi'yi tayin
ederek ona þu talimatý verdi:
--Ey Ýbn Berezeate'l-Hýmâr! Kureyþ'in hilelerinden sakýn, onlarý önce mýzrakla tenkil et, sonra
kellelerini kopar.
Husayn yürüyüp Mekke'ye vardý, burada Ýbnü'z-Zübeyr ile günlerce savaþtý. O arada Yezid'in
öldüðünü haber alýnca askerlerini býrakýp kaçtý. Yezid'den sonra tahta Hakem b. Mervan çýktý.
Mervân da ölünce yerine Abdülmelik geçti. Þam halký kendisine biat etti. Bunun üzerine
Abdülmelik minbere çýkarak hutbe irad etti ve:
--Ýçinizde Ýbnü'z_Zübeyr'i tenkil edecek var mý? diye sordu.
Haccâc:
--Ben varým, yâ Emire'l-mü'minin, dedi.
Abdülmelik, Haccâc'ý susturup ayný soruyu yine sordu. Haccâc: "Ben varým," dedi. Abdülmelik
yine Haccâc'ý susturup sorusunu yineledi. Haccâc: "Ben varým, rüyamda Ýbnü'z-Zübeyr'in
hýrkasýný çýkarýp sýrtýma giydiðimi gördüm," dedi.
Abdülmelik, Haccâc'a inandý, onu ordunun baþýna getirip Mekke'ye gönderdi. Haccâc Mekke'ye
varýnca Abdullah b. Zübeyr ile savaþmaya baþladý. Ýbnü'z-Zübeyr Mekke halkýna:
--Þu iki daðý elde tutunuz, (düþmanlar) bu iki daða çýkmadýkça siz daima güçlü kalýrsýnýz, dedi.
Çok geçmeden Haccâc, Ebû Kubeys daðýna çýktý, Kâbe'ye sýðýnan Abdullah ile maiyetindekilere
kurduðu mancýnýkla taþ yaðdýrmaya baþladý.
Ýbnü'z-Zübeyr, Þehid düþeceði gün öðleden önce annesi Ebû Bekir kýzý Esmâ'nýn yanýna gitti.
Ki o tarihte Esmâ yüz yaþýndaydý. Ne bir diþi düþmüþ ne de gözleri bozulmuþtu. Oðluna:
--Ey Abdullah, savaþýn nasýl gidiyor? diye sordu.
--Haccâc, falan ve filan yerleri ele geçirdi, diye cevap verdi ve gülerek:
--Ölümde huzur vardýr, dedi.
Burada durdu Meryem. Okuduðu yerleri tekrar gözden geçirdi ve düþünmeye baþladý. Bir yanda
makam sahibi olan kral ve komutanlar bir bir ölüyor. Onlar ölünce de ellerinde hiç bir þey kalmýyor-
du. Ne makam, ne mal, ne evlat. Diðer yandan ise. Abdullah b. Zübeyr. Gülerek: Ölümde huzur
vardýr, diyebiliyordu.
Bu insan nasýl bu kadar korkusuzca ölümü arzuluyordu. Ölümde neyin huzuru vardý. Yoksa Abdullah
b. Zübeyr'in bilip te Meryem'in bilmediði þeyler mi vardý. Diðer yandan gördüðü rüyalar aklýna geldi.
Bir anne ve babasýnýn durumu, diðer yandan ise Ýgor'un durumu gözlerinin önüne gelmiþti. Ýkisinin arasýnda mukayese yapýlmasýna imkan vermeyecek derecede farklar vardý. Meryem'in yine kafasý allak
bullak olmuþtu. Yine aklý makam ve huzur arasýnda gidip geliyordu. Acaba oda Abdullah b. Zübeyr gibi
inanýrsa, onun kadar rahatlýkta ölümü arzulayabilecek miydi? Baþýna aðrýlar girdi Meryem'in, gözleri
kararmaya baþlamýþtý.
Biz Meryem'i bu karmaþýk duygular içerisinde býrakalým. Bakalým Çeçen karargâhýnda son durum ne?
Çeçen Karargâhýnda
Komutan Mus'ab, Abdulkadir'i çaðýrdý ve ona:...
YÝRMÝÝKÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
YÝRMÝÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Abdulkadir, sen þimdi aþaðýya in. Alarahman ve diðer kardeþlerimize dikkatli olmalarý konu-
sunda sana söylediklerimi aktar. Çok çok dikkatli olmalarý gerekiyor. Biliyorsun bu hafta çok
önemli þeyler olacak biiznillah. Sen de inerken kendine dikkat et. Hadi "ALLAH'a emanet olasýn.
Abdulkadir: "ALLAH razý olsun komutaným. Siz de "ALLAH'a emanet olasýnýz. Bu arada hakkýnýzý
helal edin komutaným.
Komutan: Helal olsun Abdulkadir. Size hakkým her zaman helaldir.
Komutan ve Abdulkadir birbirlerine sarýldýlar, ikisi de duygulanmýþtý. Abdulkadir giderken
sürekli arkasýna dönüp karargâhtakilere bakýyordu. Ýçinde tarifi imkansýz dugulara kapýlmýþtý.
Bu duygular içerisinde, aþaðýya doðru meþakkatli bir iniþe geçti. Ruslar nerden geldiðini
bilmesinler diye dolambaçlý yollardan ve ters istikametten indi.
Daðdan indi Abdulkadir, bir dönemeç kalmýþtý onu da dönerse Caharkale'nin kenar mahalle-
sine ulaþacaktý. Tam köþeyi dönmüþtü ki....
YÝRMÝÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
YÝRMÝDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
...Rus devriyesi ile burun buruna geldi.
Kýpýrdama, yat yere, dedi rus askeri.
Abdulkadir çaresiz yattý yere. Korkmamýþtý ama öfke doluydu. Bir de bir þey yapamamanýn çare-
sizliði kahrediyordu Abdulkadir'i.
Ellerini arkadan kelepçelediler, üzerini aradýlar ama bir þey bulamadýlar. Ayaða kaldýrdýlar.
Nereden geliyorsun? dedi rus askeri.
Bahçeden geliyorum, dedi Abdulkadir.
Sen onu bizim külahýmýza anlat. Yürü merkeze gidiyoruz.ü
Abdulkadir'i alýp askeri araca bindirdiler. Gözlerini bez bir bantla baðladýlar. Araç hýzla kuzey
istikametinde yol almaya baþladý. Bir müddet sonra bir yerde durdu. Bezin aralýklarýndan hayal
meyal dýþarýyý görebiliyordu Abdulkadir. Burasý ruslarýn sorgulama yeri olarak kullandýðý bir
yerdi. Buranýn þöhreti meþhurdu. Buraya girip de sað çýkan pek nadirdi. Abdulkadir bir yandan
üzülüyor bir yandan da için için seviniyordu. Nihayet arzuladýðý þehadete kavuþacaktý. Durma-
dan içinden dua ediyordu. Kafirlere karþý kendisini mahçup etmemesini, onlarýn iþkencelerine
direnme gücü göstermesi için kendisine güç vermesini diliyordu "ALLAH'tan (cc).
Abdulkadir'i alýp içi küf kokan bir hücreye kapattýlar. Ellerini açmýþ ama gözündeki bezi
çözmemiþlerdi. Kapý büyük bir gýcýrtý ile kapandý. Ortalýk zifiri karanlýktý. Etrafta herhangibir
lamba olmadýðý gibi dýþarýdan ýþýk da sýzmýyordu. Aslýnda bir insana burada iþkence yapmaya gerek
yoktu. Fazla deðil bir ay burada bekletilse havasýzlýktan ölürdü.
Bu arada karargâhta Caharkale yönünde nöbet tutan nöbetçi sürekli aþaðýyý gözetlediðinden
olan bitenden haberdar olabiliyordu. Abdulkadir aþaðýya inince nöbetçi onu gözetlemeye baþla-
mýþtý. Rus askerlerinin Abdulkadir'i durdurduðunu görünce hemen gelip Komutan'a haber vermiþ-
ti. Komutan aceleyle gözetleme yerine geldi ve dürbünle olayý takibetmeye baþladý. Ýçinden rus_
larýn Abdulkadir'i yakalamamalarý için dua ediyordu ama Ýlâhi tecelli baþka türlüydü. Kimbilir belki
de Rab'bimiz Abdulkadir'in þehid olmasýný diliyordu. Abdulkadir'in yakalanmasýný çaresizlik ve üzüntü
içerisinde seyretti Komutan. Abdulkadir'i götürene kadar ayrýlmadý. Abdulkadir araca bindirilince
üzgün bir þekilde geriye döndü ve: Kardeþlerim! Abdulkadir kardeþimiz yakalandý. Onun için dua
edin, dedi. Herkes çok üzülmüþtü. Yardým kafilesi de oradaydý. Onlar da en az mücahidler kadar
üzülmüþlerdi; ama ellerinden dua etmekten baþka bir þey gelmiyordu.
Komutan: Nefsim yed'i kudretinde olan "ALLAH'a yemin olsun ki Abdulkadir þehid olursa onun inti-
kamýný almak boynumuzun borcu olsun.
Abdulkadir ne kadar zaman kaldýðýný bilmiyordu. Tahmini olarak namaz vaktini belirledi ve teyem-
müm ederek öðle namazýný kýldý. Hiç bu kadar huþû içerisinde bir namaz kýlmamýþtý. Bu namazdan
aldýðý feyz bambaþkaydý. Tam namazýný kýlýp duasýný bitirmiþti ki...
YÝRMÝDÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
YÝRMÝBEÞÝNCÝ BÖLÜM
...Ayak sesleri duydu. Gelenler vardý. Duasýný bitirdi. Kapý büyük bir gýcýrtý ile açýldý. Konuþmalardan iki rusun geldiðini anladý. Askerlerden biri:
Kalk bakalým. Buraya yatmaya mý geldin?
Kalktý Abdulkadir. Sorgu odasýna doðru gittiler. Kapýda durdular, askerlerden biri içeri girdi
ve: Getirdik komutaným, dedi.
Komutan: Tamam getirin, dedi.
Abdulkadir'i içeri götürdüler. Komutan Abdulkadir'i alaylý bie þekilde süzdü ve:
Konuþ bakalým, önce adýný söyle.
Adým Cemal, dedi Abdulkadir.
Ya demek cemal. Nerden geliyordun bakalým?
Bahçeye gitmiþtim.
Demek bahçeye gittin ha. Sen onu benim külahýma anlat, dedi ve Abdulkadir'in suratýna þiddetli
bir yumruk attý. Müthiþ bir acý hissetti Abdulkadir. Acý halka halka bedenini
sardý. Ardýndan bir
yumruk, bir yumruk daha. Onuncu yumruktan sonra hiç bir þey hissetmemeye baþladý Abdulkadir.
Bir müddet sonra sorgu odasýnda bulunan baþka biri araya girdi ve: Komutaným siz onu bana býrakýn. Cemal akýllý birine benziyor, eminim konuþacak. Bu kadar sert davranmamýza gerek kalmayacaktýr eminim dedi.
Tamam, dedi komutan, öyle olsun. Onu hücresine götürün. Konuþmaya karar verince tekrar getirin.
Abdulkadir'i alýp hücreye götürdüler. Bu sefer Abdulkadir'in daha fazla dayak yemesini engelleyen
rus subayý da beraber gitti. Hem yürüyorlar hem de: Bana bak aklýný kullan. Bizim komutanýn acýmasý
yok, þayet konuþmazsan seni öldürür. Öldürene jkadar da ölmekten beter eder. Ölümeyi isteyeceksin ama eline geçmeyecek. Konuþursan eðer, hem buradan kurtulur ve hem de bir takým imkanlara
kavuþursun, dedi. Rus subayý iþbirliði teklif ediyordu.
Abdulkadir saðlam bir imana sahipti, ne yaparlarsa yapsýnlar konuþmayacaktý. Deðil mi ki, o zaten
þehadete aþýktý. Ýçinden dua edip, kendisine dayanma gücü vermesini diliyordu Cenab- Hak'tan.
Bu duygular içerisinde tekrar hücreye götürüldü, kapý yine büyük bir gýcýrtý ile üzerine kapanmýþtý.
Ýçerisi zifiri karanlýktý ama ne gam. Rab'bi ile beraber olana karanlýklar ne yapabilir ki?
Çeçen Karargâhýnda
Burada biraz Çeçen Karargâhýndan bahsedelim. Karargâh derken, sakýn aklýnýza tipik bir yerleþik
karargâh gelmesin. Çeçen karargâhý seyyardý, sadece sýðýnaklarý yerleþikti. Ruslarýn ilk hedefi bu
sýðýnaklardý. Sýðýnaklarda yiyecek, giyecek ve mühimmat vardý. Ruslar bu sýðýnaklarý imha edebilirlerse çeçen direniþini kýrabileceklerini umuyorlardý. Zaten Meryem'in gönderilmesinin tek amacý
bu sýðýnaklarý bulup imha etmekti. Çeçen mücahidler bir yerde fazla
kalmýyorlardý, sürekli hareket
halindeydiler. Ruslara aðýr kayýplar verdirmeleri ve ruslarýn ise onlara bir þey yapamayýþlarýnýn sebebi buydu. Bir gün güneyden saldýran mücahidler, ertsei gün kuzyeden saldýra biliyorlardý. Bu da
ruslarý kudurtmaya yetiyordu. Bu nedenle ele geçirebildikleri mücahidleri konuþturmaya çalýþýyorlardý. Ama bu güne kadar bunu baþarabilmiþ deðillerdi.
Komutan Mus'ab ve mücahidler derin bir üzüntü içerisindeydiler. Bazý mücahidlerin Caharkale'ye
rus karargâhýna saldýrma teklifini tehlikeli olduðu için kabul etmedi ve:
Kardeþlerim, bu þahsi bir olay deðildir. Biz burada "ALLAH'ýn (cc) dininin hakimiyeti için çalýþýyoruz.
Elbette ki içimizden bazýlar þehid olacak, bazýlarý gazi olacak. Hissi olarak hareket etme lüksümüz
yok. Hissi hareket edersek davayý kaybederiz. Hem þunu unutmayýn þehadet Peygamberlerin
bile imrendiði bir mertebedir. Yapacaðýmýz tek þey Abdulkadir kardeþimize dua etmek ve Rab'bimizden onun mukavemetini arttýrmasýný dilemektir.
"ALLAH (cc) kardeþimizin sabrýný arttýrsýni kafirlerin zulmünden onu korusun.
Mücahidler hep beraber: Amin, dediler. Yardým kafilesi de çok üzüntülüydü, tabii ki onlar da yapýlan dualara icabet ediyorlardý. Kafiledeki herkes aðlýyordu. Mücahidlerin bu metanetleri onlarý çok
etkilemiþti. Hatta burada kalmayý bile düþünüyorlardý. Bu düþüncelerini Komutan'a açýnca, Komutan:
Hayýr, siz burada kalmayýnýz. Siz dýþarýda bize daha çok yardýmcý olursunuz. Hem unutmayýn ki
cihad edenlere yardým edenler de onlar kadar sevap kazanýrlar. Sonra size ihtiyacý olan, baþka ülkelerde kardeþlerimiz de vardýr. Duyarlýlýðýnýzdan dolayý size teþekkür ediyoruz. Siz zaten bize yapmanýz gereken yardýmý yaptýnýz.
Bunun üzerine yardým kafilesi gitmek için toparlandý. Kýsa bir süre zarfýnda hazýrlanmýþlardý. Artýk ayrýlýk vakti gelmiþti. Kafile baþkaný Osman: Komutaným sizinle tanýþmak ve size yardým etmek büyük
þeref, bundan dolayý Rab'bimize ne kadar þükretsek azdýr. Keþke Abdulkadir kardeþimizin baþýna o
olay gelmeseydi. Ama ne yaparsýn ki Ýlahî Takdir böyleymiþ.
Birbirlerine muhabbetle sarýldýlar. Yine her iki taraf da duygulanmýþtý. Gözyaþlarý yanaklardan
aþaðýya süzülüyordu. Kafile yola koyuldu. Bir grup mücahid de onlara kýlavuzluk etmek üzere onlara
katýldý. Mücahidler kafileyi riskli bölgenin dýþýna kadar götürecek ve geri dönecekti.
Rus Cezaevinde
Sorgu subayý bir rus askeri çaðýrdý ve:...
YÝRMÝBEÞÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
YÝRMÝALTINCI BÖLÜM
...--Git þu kahrolasý Olcayto'yu çaðýr, bakalým doðru mu söylüyor bu asi.
--Baþüstüne komutaným.
Rus askeri gitti, kýsa bir süre sonra Olcayto ile beraber geldi.
--Buyur komutaným, dedi Olcayto, beni emretmiþsiniz.
--Evet bir çeçen gencini yakaladýk, asilerden olmadýðýný, adýnýn ise Cemal olduðunu söylüyor,
bak bakalým tanýyacak mýsýn?
--Baþüstüne komutaným, dedi Olcayto.
--Gidin ve o asiyi camlý odaya alýn.
--Baþüstüne komutaným.
Ýki rus askeri gitti, Abdulkadir'i alarak camlý odaya getirdiler ve gözlerini açtýlar. Camlý oda bir
tarafý ayna ile kaplý pencerelerin olduðu bir oda. Dýþarýdan bakan içeriyi görür ama içeridekinin
dýþarýyý görmesi mümkün deðil.
Olcayto rus subayý ile birlikte pencerenin yanýna gitti. Abdulkadir odada oturuyordu.
--Bak bakalým tanýyacak mýsýn bunu?
--Evet komutaným tanýyorum, adý da Abdulkadir. Þehrin kuzey tarafýnda oturuyor. Babasý
savaþta öldürülen bir asiydi. Annesi ve iki küçük kardeþi var. Ama þu an asilerle iliþkisi var mý
bilmiyorum.
--Ya, demek öyle! Çok güzel çok güzel! Tamam sen gidebilirsin. Demek
annesi ve iki küçük
kardeþi de var ha. Hah! Hah! Ha! Bu daha da güzel. Öyleyse bunu konuþturmak çok kolay
olacak.
Bu Arada Kafilede
Meryem kaldýðý yerden okumaya devam etti.
Annesi!
--Oðlum, herhalde bunu benim için temenni ediyorsun! Ama ben senin karþýlaþacaðýn iki þýktan
birini görmedikçe ölmek istemiyorum: Ya onlarý yeneceksin, bununla gözüm aydýn olacak, ya da
öldürüleceksin! Ben de (katline) sabýr göstererek ecrini "ALLAH'tan bekleyeceðimi dedi.
Abdullah annesiyle vedalaþýp giderken validesi:
--Oðlum, öldürülme korkusuyla sakýn dininden taviz vermeyeceksin, diye öðütte bulundu.
Abdullah annesinin yanýndan çýkýp Mescid-i Haram'a girdi. Ýbnü'z-Zübeyr Hacerü'l-Esved'i mancýnýkla atýlan taþlardan korumak için önüne iki kanatlý bir kapý yaptýrmýþtý. Kendisi de bu kapýnýn
arkasýna sýðýnýyordu. O sabah Abdullah, Hacerü'l-Esved'in yanýnda otururken adamýn biri:
--Kâbe'nin kapýsýný açalým da oraya çýk, dedi.
Abdullah adama baktý ve:
--Kardeþini her þeyden koruyabilirsin ama ecelinden koruyamazsýn! Kaldý ki Kâbe'ye gösterilen hürmetin aynýnýn buraya da gösterilmesi gerekir. "ALLAH'a kasem ederim ki onlar sizleri
Kâbe'nin örtüsüne tutunmuþ bir halde bulsalar yine öldürülecekler, dedi.
Kendisine:
--Onlarla barýþ hususunda konuþsan? dediler.
--Þimdi sulh zamaný mý? V"ALLAHi sizi Kâbe'nin içinde de yakalasalar hepinizi boðazlayacaklar,
deyip þu mýsralarý inþâd etti:
"Zillete düþerek hayatý satýn alamam. Ölüm korkusuyla týrmanacaðým bir merdiven de istemi-
yorum. Hangi tarafa atýlsa hedefinden sapmayan ve ölüm saçan oklar atacaðým."
Abdullah daha sonra Zübeyr ailesine dönerek þunlarý söyledi:
--Herhengi biriniz yüzünü nasýl saklýyorsa, kýrýlmamasý için de kýlýcýný öyle korusun. Çünkü kýlýçsýz
kalýrsa kendisini kadýn gibi çýplak elle korumak zorunda kalýr. VALLAHi ben hangi savaþa katýldýmsa
en ön safta çarpýþtým, harblerde aldýðým yaralarýn deðil tedavilerinin elemini hissettim.
Bu minval üzere konuþurken Beni Cümeh kapýsýndan...
YÝRMÝALTINCI BÖLÜMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
YÝRMÝYEDÝNCÝ BÖLÜM
...aralarýnda Esved'in de bulunduðu bir grup yanlarýna girdi.
Abdullah:
--Bunlar kimdir? diye sordu.
--Humuslular, dediler.
Elinde iki kýlýç üzerlerine hücum etti. Karþýsýna Esved dikildi. Ona kýlýcýyla bir darbe indirip ayaðý-
ný kesti.
Esved:
--Ah! Fahiþenin oðlu! dedi.
Abdullah:
--Yýkýl (geber) ey Hâm oðlu! Esma mý fahiþe? diye mukabele etti.
Onlarý Mescid-i Haram'dan çýkartýp geri döndü. Derken baþka bir güruh Benî Sehm kapýsýndan
girdiler.
--Bunlar kimdir? diye sordu.
--Ürdünlüler, denildi.
Onlara da hücum edip Mescid'den kovdu. O arada Benî Mahzum kapýsýndan bir tâife girdi.
Hasmým bir kiþi olsaydý kendisini haklardým, diyerek onlara da sldýrdý.
Abdullah'ýn adamlarýndan bazýlarý Mescid'in damýndan düþmana kerpiç vs. atýyorlardý. Kendi-
si hasma hamle yaparken kerpiçlerden bir tam tepesine deðip baþýný yardý. Bunun üzerine
Ýbnü'z-Zübeyr durdu ve "Kanlarýmýz ökçelerimize deðil ayaklarýmýzýn üzerine akýyor (yara alsak
da düþmana hücum edeceðiz)" mealinde bir þiir okuyup yere düþtü. 36
Hemen kölesi: "Köle hem
efendisini hem de kendisini korur" mealinde bir mýsra terennüm ederek Abdullah'ýn üzerine
kapandý. Ama hasýmlarý koþup Ýbnü'z-Zübeyr'in baþýný kestiler.
Ýshak b. Abî Ýshak anlatýyor: "Abdullah Ýbnü'z-Zübeyr (ra) Mescid-i Haram'da öldürüldüðü gün
ben orada idim. Askerler Mescid'in kapýsýndan giriyorlardý. Ýçeri giren grublara karþý Abdullah
savaþýrken Mescid'in damýndaki sütunbaþý çýkýntýlarýndan biri tepesine düþüp baþýný yardý.
O esnada þu mýsralarý terennüm ediyordu:
"(Anam) Esmâ! Öldürülürsem bana aðlama, þerefimi ve dinimi korudum! Elim kýlýçla yumuþamýþtý.
(öldürülünceye kadar elimden kýlýç düþmedi).
Meryem'in hayreti ve hayranlýðý bir kat daha artmýþtý. Ýçinde yaþadýðý toplum içerisinde buna ben-
zer bir olay þimdiye kadar meydana gelmemiþti. Bundan sonra da geleceðine ihtimal vermiyordu.
Çünkü bu toplumda yaþayan insanlarýn her þeyi maddi çýkar üzerine kurulu idi. Ve kendi çýkarý
için kiþi, býrakýn arkadaþýný, annesini, babasýný, kardeþlerini ve ülkesini gayet rahatlýkla satabiliyordu.
Bu müslümanlarý farklý kýlan þey neydi. Bunu muhakkak öðrenmeliydi. Meraký gittikçe artýyordu.
Çok yavaþ da olsa kendisinde bir deðiþkiliðin meydana geldiðini hissediyordu, ama bunun nasýl
bir deðiþiklik olduðunu henüz anlayamýyordu. Bu düþünceler içerisinde, Meryem kafile ile yoluna
devam ediyordu. Yaðmur olayýndan sonra kayda deðer bir hadise meydana gelmemiþti.
Caharkale'de Son Durum
Rus subayý:
--Getirin bakalým tutukluyu.
--Baþüstüne komutaným.
Abdulkadir, koðuþunda zamanýný ibadetle geçiriyordu. Kendisini en kötü ihtimale göre hazýrladýðýndan
herhangibir endiþe taþýmýyordu. Ne olursa olsun, en ufak bir bilgi vermeyecekti. Etleri lime lime edilse
bile. Ýlk sorgulama esnasýnda bir kaç yumruðun dýþýnda, hiç acý
hissetmemiþti. "ALLAH'ýn (cc) yardýmýný
bizzat görmüþtü. Bu da onun moral ve mukavemetinin artmasýna neden olmuþtu. O bu düþünceler
içerisinde iken, kapý büyük bir gýcýrtý ile açýldý, iki kiþi içeri girdi ve:
--Hadi bakalým kalk gidiyoruz.
--Gidelim, bakalým.
Beraber sorgu odasýnýn kapýsýna geldiler. Ruslardan biri içeri girdi ve Abdulkadir'i getirdiklerini söyle-
di.
--Getirin, dedi rus subayý.
Abdulkadir'i içeri götürüp rus subayýnýn karþýsýndaki sandalyeye oturttular.
--Eeeeeee! Abdulkadir anlat bakalým, demek adýn cemal ve bahçeden geliyordun ha!
Abdulkadir bir an için þaþýrmýþtý, bunlar nereden öðrenmiþleri adýný. Hemen aklýna Olcayto gelmiþti.
Olcayto'nun evi onlara yakýndý. Olsa olsa o söylemiþti. Zaten Mir Hüseyin'den onunla ilgili bazý bilgi-
ler edinmiþti. Mir Hüseyin Abdulkadir'e, Olcayto'ya karþý tedirli olmasý gerektiðini, herne kadar tam
bir bilgi sahibi olamsalar da onun rus casusu olabileceðini söylemiþti.
"Ah Olcayto! Ah Olcayto! Seni gebertmeden þehid olacaðýma yanýyorum. ÝnþaALLAH seni diðer müslü-
manlar gebertir," diye geçirdi içinden Abdulkadir.
--Konuþ! diye baðýran rus subayýnýn sesi ile kendine geldi Abdulkadir.
--Ne konuþayým? Daha önce anlattým ya! Ben bahçeye gözatmaya gitmiþtim.
--Bak Abdulkadir, istersen ne bize ne de kendine eziyet et ha! Yavaþ yavaþ asbrým taþmaya baþlý-
yor.
--Anlatacak bi,r þey yok!
--Götürün bunu, anasýndan emdiði sütü burnunda getirin, diye baðýrdý rus subayý.
Abdulkadir'i götürdüler, iþkence yapýlan bir odanýn içine soktular ve elbiselerini çýkardýlar. Ýlk önce filistin askýsýna astýlar. Fiklistin askýsý, insanýn kotuk altlarýndan geçirilen uzunca bir deðnektir. Ve
iki türlü kullanýlýr. Ters ve düz. Düz aský kollar yatay olarak askýya baðlanýr ve insan çarmýha gerilmiþ
gibi yukarý kaldýrýlýr. Ters aský ise düz askýdan daha kötüdür. Koltuk altlarýndan ve sýrttan geçirilir
deðnek ardýndan da yine yukarý kaldýrýlýr. Bu daha da fazla acý verir.
Ýþte Abdulkadir'i ters askýya aldýlar ve....
YÝRMÝYEDÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
YÝRMÝSEKÝZÝNCÝ BÖLÜM
..hem kaba dayak atmaya baþladýlar hem de tazyikli suya tuttular. "ALLAH'ýn (cc) yardýmýyla Abdulkadir
acýlara dayandý ve feryat etmedi. Bu da ruslarý çileden çýkarmaya yetiyordu. Abdulkadir feryat etmeyin-
ce ruslar çýlgýna dönüyor ve iþkencenin þiddetini arttýrýyordu. Ama ne gam. Sanki ALLAH (cc) Abdulkadir'in
bedenine bir meleði kalkan olarak girdirmiþti. Abdulkadir'i paramparça etselerdi bile, bu yine de ona výz
gelirdi. Ýþkencenin her türlüsünü denediler. Buz tabutu, tazyikli soðuk su, organ sýkma, akým verme. Ama
nafile. Ruslar yorulmuþlardý.
Komutan:--Götürün bunu, biraz dinlenelim, daha sonra dozu arttýrarak devam ederiz. Þayet konuþtu-
ramazsak, ben onu konuþturmanýn yolunu biliyorum, dedi.
Abdulkadir'i götürdüler. Kaç gündür gözüne uyku girmemiþti. Hücreye götürüldüðünde, hemen nama-
zýný kýldý. Burada namaz vakitlerini tahminen tayin ediyordu. Bazen yatsý namazý sabah namazý vaktine
rastlaya biliyordu. Ama olsun. Namazýný kýlan Abdulkadir uzandý ve kýsa bir süre sonra uykuya daldý.
Rüyasýnda Efendimiz'i (sav) gördü. Yemyeþil bir yerdeydi. Irmaklar akýyordu. Kuþ cývýltýlarý vardý. Abdul-
kadir, derhal Efendimiz'in (sav) yanýna gitmek istedi. Ama Efendimiz (sav):
--Acele etme Abdulkadir, seni kýsa zamanda yemeðe bekliyoruz, buyurdu.
Abdulkadir'in sevincine diyecek yoktu. Bu arada Abdulkadir'in yanýnda annesi ve iki kardeþi de vardý.
Ne kadar uyumuþtu bilmiyordu, Abdulkadir. Birden kapý gýcýrtýsý ile uyandý. Ruslar gelmiþti yine. Ama
Abdulkadir bambaþka bir ruh hali içerisindeydi. Hâlâ rüyanýn etkisindeydi. Bir an önce Efendimiz'e
(sav) kavuþma isteði ile doluydu.
Abdulkadir'i tekrar götürdüler, iþkence odasýna aldýlar. Rus subayý:
--Umarým aklýn baþýna gelmiþtir.
Abdulkadir:--Bana ne yaparsanýz yapýn umurumda deðil.
Rus subayý:--Ya! Demek öyle, peki sen bilirsin, ben seni konuþturmasýný
bilirim. Götürün bunu hücreye,
dedi. Abdulkadir'i hücreye götürdüler.
Rus subayý:--Çabuk bana Olcayto'yu çaðýrýn.
Bir rus askeri hemen gitti ve kýsa bir süre sonra Olcayto ile beraber geldi.
Olcayto:--Buyurun komutaným, beni emretmiþsiniz.
Rus subayý:--Evet, bu asiyi konuþturamadýk, gidin ve bunun annesi ile kardeþlerini getirin.
Olcayto:--Baþüstüne, dedi ve 4 rus askeri ile birlikte gitti.
Takriben yirmi dakika sonra, Abdulkadir'in evinin önünde rus askeri aracý durdu. Olcayto hemen kapýya
gitti ve kapýyý yumruklamaya baþladý. Abdulkadir'in annesi Zeynep Haným kapýyý açtý ve Olcayto'ya:
--Ne istiyorsun? dedi.
Olcayto:--Bizimle beraber geleceksiniz, sen ve iki oðlun.
Zeynep Haným:--Neden sizinle beraber gelecek miþim?
Olcayto:--Ben bilmem, onu karargâhta anlarsýn.
Zeynep Haným:--Demek sen ruslarýn uþaðýsýn ha! Yazýklar olsun sana. Halbuki annen baban tertemiz
müslümanlardý. Sen kime çekmiþsin anlamýyorum?
Olcayto:--Hakaret etme de çabuk ol.
Zeynep Haným:--Size yalvaracaðýmý sanma. Sizin gibi köpeklere yalvaracaðýma ölürüm daha iyi. Hasan!
Hüseyin! haydi gidiyoruz. Hasan ile Hüseyin hemen geldiler.
Zeynep Haným, Olcayto'yu göstererek:--Çocuklar, alçak bir adam görmek istiyorsanýz bu herife bakýn,
dedi.
Olcayto çok fena sinirlenmiþti ama yapacak bir þeyi de yoktu. Rus subayýndan çok korkuyordu. Olcayto
casusluða baþladýðýndan beri izzet ve þerefini kaybetmiþti. Adeta bir köpek muamelesi hatta daha da
aþaðý bir muameleye tabi tutulmasýna raðmen, sadýk bir köpek gibiydi. Nerde Abdulkadir, nerde Olcayto.
Birisi çok þerefli bir konumda, diðeri þeytandan bile belki daha aþaðýlýk bir konumdaydý. Hem de ne uð-
runa? Üç günlük dünya uðruna. Buna deðer miydi. Ýnsanýn þerefini, haysiyetini, insanlýðýný kýsaca her-
þeyin kaybetmeye deðer miydi. Bu ahmaklar daha önceki alçaklarýn akibetinden haberdar deðiller
miydi.
Zeynep Haným, Hasan ve Hüseyin, rus askerleri ve onlardan daha alçak olan Olcayto ile beraber araca
bindiler. Kýsa bir süre sonra, karargaha varmýþlardý. Onlarý hemen rus
subayýnýn yanýna götürdüler.
Rus subayý:--Demek Abdulkadir'in annesi sen sin ha! Bakalým Abdulkadir ne yapacak?
Zeynep Haným:--Abdulkadir aslan gibi ve þerefli bir kiþidir, þayet Abdulkadir'i þu köpeðin gibi sanýyor-
san (Olcayto'yu göstererek) yanýlýyorsun. Biz dinimiz uðruna ölümü göze aldýk.
Rus subayý:--Göreceðiz bakalým, gidin getirin Abdulkadir'i.
Ýki rus askeri hemen Abdulkadir'i getirdi. Rus subayý:
--Bak sana kimleri getirdim Abdulkadir?
Abdulkadir annesi ve kardeþlerini görünce rus subayýnýn niyetini anladý ve:
--Hayýr bu kadar alçak olamaz sýnýz, onlardan ne istiyorsunuz? beni öldürün ama onlara dokunmayýn.
Rus subayý:--Aslýnda hiç kimsenin ölmesine gerek yok. Sen bize istediðmiz bilgiyi ver sonra da
çýkýn gidin buradan. Yok eðer bilgi vermezsen ilk önce onlarý öldürürüm bilesin.
Abdulkadir:--Bunu yapamazsýnýz, savaþýn, düþmanlýðýn da bir þerefi var, ama þeref bunun neresinde,
hem sen subaysýn, nasýl bu kadar alçala biliyorsun.
Rus subayý:--Ülkemin çýkarý sözkonusu olunca yapmayacaðým þey yoktur.
Abdulkadir çaresiz kalmýþtý. Ne yapacaðýný kestiremiyordu. Bu alçaklardan her þey beklenirdi. Hem
bunlarý düþünüyor ve hem de dua ediyordu ailesi için.
Abdulkadir'in tereddüt ettiðin görünce, Annesi Zeynep Haným:
--Abdulkadir! sakýn ola ki müscahidlerin aleyhine tek kelime konuþma, þayet konuþursan sana hakkýmý
helal etmem. Bizi düþünme "ALLAH büyüktür. Hem Ashâb-ý Uhdud'u unutma.
Ashab-ý Uhdud kýssasý kýsaca þöyleydi:Ýslâm'dan önce, ALLAH'a inananlarý, ateþli hendeklere atarak cezalandýran kâfir bir topluluk.
Ashab-ý Uhdûd'un kimler olduðu ve ne zaman nerede yaþadýðý hakkýnda çok deðiþik rivayetler ve her bir rivayetin uzunca birer hikâyesi vardýr. Bu rivayetlere göre olay; Yemen, Necrân, Irak, Þam, Habeþ, Mecûsî veya Yahûdî krallarý tarafýndan meydana getirilmiþtir. Bu rivayetlerden herhangi birinin doðruluðu kesin deðildir. Zaten Kur'an da bu olayý; yer, zaman ve faillerini belirtmeden zikretmektedir. "ALLAH'a inanmayan kâfir bir beldenin kralý, ALLAH'a inananlarý dinlerinden çevirmek, tekrar kendi sapýk dinine döndürmek için müminlere eziyet eder, uzunlamasýna ve derin hendekler, kanallar (Uhdûd) kazdýrýr. Bu hendeklerin içine büyük ateþler yakýlýr.
"ALLAH'a inanmaktan baþka hiçbir günahý olmayan müminler hendeðin baþýna getirilir, ALLAH'a imanda ýsrar edenler ateþe atýlýr, küfre dönenler ateþten kurtarýlýr. Bütün bu zor durumlarýna raðmen müminler imanýndan dönmez ve ateþe atýlýrdý. Müminleri ateþe atan bu zalimler, hendeðin etrafýna oturmuþ olarak yaptýklarý bu zulmü zevkle seyrederlerdi. Fakat Cenâb-ý "ALLAH o kâfirleri, ayný ateþle veya baþka bir yolla helak etmiþtir. Çeþitli rivayetlerin bildirdiðine göre, binlerce mümin bu hendeklere atýlmýþ, fakat ALLAHu Teâlâ müminlerin ruhunu, ateþe düþmeden önce kabzetmek suretiyle onlarý, ateþin azabýndan kurtarmýþtýr.
Bir rivayete göre de: Bir kadýnýn çocuklarý da ateþe atýlmýþtý. En son sýrtýnda kundaklanmýþ bir bebeði
vardý. Onu ateþe atmak üzere ona doðru gelince, kadýn annelik içgüdüsü ile hareket edip bebeðini
kurtarmak amacýyla neredeyse dinden dönecekti, ama çocuk dile gelmiþ ve annesini bundan men
etmiþti.
Bu hadisenin zamaný kesin olarak bilinmemekle beraber, Ýslâm'a yakýn bir zamanda, büyük bir ihtimalle de Hz. Ýsa'dan sonra olmuþ, Mekke müþrikleri ve müslümanlar tarafýndan da bilinmekte idi. Bu hadiseyi Kur'an'da anlatmak suretiyle Cenâb-ý "ALLAH, Mekke'de çeþitli eza ve cefaya uðrayan müslümanlarýn mutlaka bundan kurtulacaklarýný ve müslümanlara eziyet eden Mekkeli müþriklerin, Ashab-ý Uhdûd gibi cezalandýrýlacaðýný dolaylý bir þekilde açýklamaktadýr. Þüphesiz ki bu ayetler, sadece o zamanýn insanlarýna hitap etmemekte, geçmiþte olduðu gibi gelecekte de imana, dine ve inananlara yapýlacak kötülük ve zulümlerin mutlaka ALLAH'u Teâlâ tarafýndan cezalandýrýlacaðýný ifade etmektedir. Bu durum, Kur'an kýssalarýnýn en önemli özelliklerindendir.
Hâdise, Kur'an-ý Kerîm'de þöyle dile getirilmektedir:
"Hazýrladýklarý hendekleri, tutuþturulmuþ ateþle doldurarak çevresinde oturup, inanmýþ kimselere, dinlerinden dönmeleri için yaptýklarý iþkenceleri seyredenlerin caný çýksýn. Bu inkârcýlarýn inananlara kýzmalarý; onlarýn sadece, göklerin ve yerin hükümranlýðý kendisinin bulunan, övülmeye lâyýk ve güçlü olan ALLAH'a inanmýþ olmalarýndandýr. ALLAH her þeye þahittir. Fakat, inanmýþ erkek ve kadýnlara iþkence ederek onlarý dinlerinden çevirmeye uðraþanlar, eðer tövbe etmezlerse, onlara Cehennem azabý vardýr. Yakýcý olan azap da onlaradýr. Þüphesiz, inanýp yararlý iþler yapanlara, içlerinden ýrmaklar akan Cennetler vardýr. Bu, büyük bir kurtuluþtur. Doðrusu Rabbi'nin yakalamasý amansýzdýr... " (el-Burûc, 84/4-42
Bunun üzerine rus subayý....
YÝRMÝSEKÝZÝNCÝ BÖLMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
YÝRMÝDOKUZUNCU BÖLÜM
...Kes sesini, bunak kadýn! dedi ve Zeynep Haným'a þiddetli bir yumruk attý. Yumruðun etkisi
ile geriye savrulan Zeynep Haným, baþýný duvara çarptý ve yere yýkýldý. Zeynep Haným'ýn kulak_
larýndan kanlar akmaya baþladý. Bir müddet karþýya baktý, gülümsedi ve aðzýndan þu sözler
döküldü: Eþhedu En La Ýlahe Ýllellah. Ve Eþhedu Enne Muhammeden Rasûlullah.
Gülümseyerek ruhunu teslim etmiþti. Zeynep Haným kafirlerin herhangi bir kötülük yapmasýna
fýrsat kalmadan, tertemiz bir þekilde þehide olmuþtu.
Abdulkadir:--ALLAH belanýzý versin, alçak herifler, siz insan olmayý býrakýn hayvan bile olamazsýnýz.
Rus subayý kudurmuþ gibiydi. Ne yaptýðýný bilmez durumdaydý. Silahýný çekti önce Hasan'a sonra da
Hüseyin'e birer kurþun sýktý. Her ikisi de Þehid olmuþtu. Ardýndan aðzýndan köpükler saçarak belli
belirsiz bir kaç cümle mýrýldandý ve silahýndaki tüm mermileri Abdulkadir'in üzerine boþalttý. Kýsa bir
süre sonra Abdulkadir de þehid olmuþtu. Bir aileden dört þehid. Doðrusu Abdulkadir ve ailesi üzülü-
necek deðil gýpta edilecek bir durumdaydý. ALLAH korusun, Ya Olcayto'nun yerinde Abdulkadir olsaydý.
Rus subayý ayý gibi homurdanarak: Bu kadýn ve çocuðun cesetlerini götürüp, kimsenin görmeyeceði
bir yere gömün. Abdulkadir'e gelince onun cesedini götürüp þehir meydanýnda vince asýn, diðer asilere
ibret olsun.
Abdulkadir'in cesedini götürüp þehir meydanýnda bir vince astýlar.
Bu arada Mir Hüseyin ve AlaRahman bir þeylerin olduðunu anlamýþlardý. AlaRahman, Olcayto'yu takip
etmiþ ve Zeynep Haným ile Hasan ve Hüseyin'in götürüldüðünü görmüþtü. Hemen gidip durumu Mir
Hüseyin'e bildirmiþ, ancak yapacak bir þey de kalmamýþtý. Zaman olsaydý,
Zeynep Haným ve çocuklarý
kaçýrma imkaný olabilirdi ama, maalesef askerler gelip onlarý götürmüþtü.
Abdulkadir'in cesedinin þehir meydanýna getirilip vince aslýdýðýný duyunca hemen oraya koþmuþlardý.
Abdulkadir'in cesedi vince asýlýydý ama o gülümsüyordu. Onu gören AlaRahman ve Mir Hüseyin, hem
üzüldüler ve hem de onun þehid olmasýna gýpta ettiler. Duruma bakýlýrsa Abdulkadir, burada bir kaç
gün bekletilecekti. Buna mani olmalarý gerekirdi. Hemen oradan ayrýlýp eve döndüler.
AlaRahman:--Mir Hüseyin! Abdulkadir'in cesedini oradan indirmemiz lazým.
Mir Hüseyin:--Evet AlaRahman, doðru söylüyorsun. Ne yapýp edip bunu yapmalýyýz. Onu ruslarýn elin-
den canlý olarak alamadýk ama cesedini oradan alýp defnetmeliyiz.
Hemen bir plan yaptýlar. Akþam olunca etrafý kolaçan edeceklerdi. Nöbetçi kalýrsa þayet onlarý uyutup
Abdulkadir'in cesedini alacaklardý.
Akþam olunca dýþarý çýktýlar. Þehir meydanýna geldiler. Abdulkadir'in cesedinin baþýnda iki nöbetçi bulu-
nuyordu. Duruma bakýlýrsa hallerinden hiç te memnun deðillerdi. Bu iyiydi, onlarý çabucak kandýra bilir-
lerdi.
Hemen iki þiþe votka alýp içine uyku ilacý koydular. Þiþelerin kapaðýný açýp, içki içen iki sarhoþmuþ gibi
yalpalaya yalpalaya rus askerlerine doðru gitmeye baþladýlar. Aðýzlarýndan belli belirsiz bazý kelimeler
çýkýyordu. Rus askerleri onlarýn durumuna gülerek bakýyorlardý.
AlaRahman ve Mir Hüseyin rus askerlerine yaklaþtýlar ve orada ne yaptýklarýný sordular, askerler de
"þu gördüðünüz cesedi bekliyoruz," dediler. Ellerindeki þiþeleri rus askerlerine uzattýlar. Birisi:
--Hayýr içemeyiz, nöbetteyiz, dedi.
Diðeri:--Caným bir iki yudum þçmekten ne çýkar, zaten canýmýz sýkýlýyor, dedi.
Öbür asker:--Peki, verin bakalým, dedi.
Þiþeleri aldýlar, her ne kadar birer yudum dedilerse de, þiþelerin dibine darý ekmeyi ihmal etmediler.
AlaRahman ve Mir Hüseyin, yine sallana sallana oradan uzaklaþtýlar. Hemen yakýn bir yerde kuytu
bir köþe vardý, oraya gidip saklandýlar ve rus askerlerinin uyumasýný
beklediler. O sýrada rus devriye
aracý geldi. Nöbetçileri kontrol etti ve herhangi bir olumsuzluk olmayýnca da hemen oradan ayrýldý.
AlaRahman ve Mir Hüseyin derin bir oh çektiler. Aradan yirmi dakika geçmiþti ki, rus askerleri horul
horul uyumaya baþladýlar. Etrafta da kimseler yoktu. AlaRahman ve Mir Hüseyin hemen vincin yanýna
gittiler. Abdulkadir'i vinçten indirmek zor olmamýþtý. Abdulkadir'in yerine bir rus askerini asmayý düþün-
dülerse de vincin çalýþtýrmasý birilerinin dikkatini çekebilirdi, bu fikirden vazgeçtiler ama, yanlarýndaki
býçaklarla rus askerlerini öldürmeyi de ihmal etmemiþerdi. Ýki rus iki rustu.
Abdulkadir'in cesedini, yanlarýnda getirdikleri çarþafa sardýlar sokaklarýn mümkün olduðunca en karan-
lýk yerlerinden geçerek, Caharkale'nin dýþýna çýktýlar. Dikkat çekmeyen bir yerde hemen bir mezar kazýp
Abdulkadir'i oraya defnettiler. Ona dualar edip oradan ayrýldýlar. Yolda AlaRahman:
--Mir Hüseyin benim karargâha gidip durumu bildirmem lazým. Sen eve git ben karargâha gidiyorum.
Tamam! dedi, Mir Hüseyin. Birbirlerine sarýlýp vedalaþtýlar. Mir Hüseyin, yine kimseye görünmeden
eve vardý. AlaRahman ise zaten þehrin dýþýndaydý. Herhangibir zorlukla karþýlaþmadan, karagâh'ýn olduðu daðýn
eteðine varmýþ tý ki.....
YÝRMÝDOKUZUNCU BÖLÜMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
OTUZUNCU BÖLÜM
...Karanlýkta göz gözü görmüyordu. Bu karanlýkta karargâha varmasý mümkün deðildi. AlaRahman
bunun üzerine geceyi orada geçirmeye karar verdi. El yordamýyla kendisine kalabileceði bir yer aradý.
Nihayet uygun bir yer buldu. Yere uzandý, çok yorulmuþtu, kýsa bir süre sonra uykuya daldý. Bir rüya
gördü AlaRahman. Rüyasýnda Abdulkadir ve ailesini gördü. Yemyeþil bir yerdeydiler. AlaRahman þimdiye kadar böyle bir yer görmemiþti. Abdulkadir, AlaRahman'ý görünce onun yanýna geldi, birbirlerine
sarýldýlar.
Abdulkadir:--ALLAH razý olsun, AlaRahman kardeþim. Bana yaptýðýnýz
iyiliðinizi unutmayacaðým. Sana ve
Mir Hüseyin'e minnettarým.
AlaRahman:--Hakkýný helal et kardeþim. Size yapýlan zulme engel olamadýðýmýz için, bizi affet.
Abdulkadir:--Ne hakký, kardeþim, Ýlahî takdir böyleymiþ. Hem ben halimden memnunum. Elhamdulillah
ki dünyanýn sýkýntýlarýndan kurtuldum. ÝnþaALLAH mücahidler baþarýya ulaþýr ve zafere ererler.
Alarhman:--ÝnþaALLAH kardeþim. Þu an senin durumuna gýpta ediyorum. Doðrusu senin yerinde olmak
isterdim.
Abdulkadir:--"Kiþi sevdiði ile beraberdir" hadis-i þerif'ini unutma kardeþim. ÝnþaALLAH o dünyada nasýl
beraber idiysek, burada da beraber olacaðýz. ALLAH (cc) sizi dininde sebat edenlerden kýlsýn. Biz gidiyoruz kardeþim, benden tüm mücahidlere selam söyle.
AlaRahman:--Vealeykum selam ve rahmetullah kardeþim. ALLAH'a emanet olasýnýz.
AlaRahman uyandý, sabah namazý vakti olmak üzereydi. Yakýndaki dereden abdest aldý, sabah namazý
vakti girince de namazýný kýldý ve gördüðü rüyanýn etkisiyle aðlaya aðlaya yoluna devam etti. Karargâh'a
vardýðýnda kuþluk vakti girmiþti. Nöbetçilerle selamlaþtý, kucaklaþtýlar, ardýndan komutanýn çadýrýna
doðru yöneldi. Komutan kuþluk namazýný kýlýyordu. Selam verdikten sonra AlaRahman'ý gördü. AlaRahman...
OTUZUNCU BÖLÜMÜN SONU
--------------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------------
OTUZBÝRÝNCÝ BÖLÜM
...--Hayýrdýr AlaRahman, Niye geldin? Bir þey mi oldu?
AlaRahman:--Evet komutaným. Sanýrým Abdulkadir'in tutuklandýðýný biliyorsunuz?
Komutan:--Evet biliyoruz. Abdulkadir'den haber mi var?
AlaRahman:--Evet var, ama maalesef iyi haber deðil.
Komutan:--Ne oldu Abdulkadir'e?
AlaRahman:--Sadece Abdulkadir olsa neyse ama...
Komutan:--Baþkalarý da mý var?
AlaRahman:--Evet komutaným. Abdulkadir, annesi ve iki kardeþi.
Komutan:--Ne oldu peki?
AlaRahman:--Üçü de þehid edildi.
Komutan:--Ýnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Nasýl bu kadar alçala biliyorlar anlamýyorum. Demek
küçük çocuklarý da þehid ettiler ha?
AlaRahman:--Evet komutaným, hepsini þehid ettiler. Abdulkadir'in cesedini vince astýlar, ama
annesi ve kardeþlerinin cesetlerini bulamadýk.
Komutan:--Abdulkadir hâlâ vinçte mi asýlý?
AlaRahman:--Hayýr komutaným, Abdulkadir'in cesedini Mir Hüseyin'le birlikte vinçten indirip
defnettik. Bu arada iki rus nöbetçiyi de cehenneme gönderdik.
AlaRahman hem bunlarý anlatýyor hem de aðlýyordu. Bu olay tüm mücahidleri etkilemiþti, onlar da
aðlýyordu. Yeni gelen mücahidler sabýrsýzlýk ve öfkeyle yerlerinde duramýyorlardý. Hemen gidip
Abdulkadir ve ailesinin intikamýný almak istiyorlardý.
Komutan:--ALLAH razý olsun AlaRahman, hem senden hem de Mir Hüseyin'den. Abdulkadir kardeþimizin cesedini orada býrakmamanýz çok iyi olmuþ.
AlaRahman:--Abdulkadir ve ailesini ihbar eden hain Olcayto'dur.
Komutan:--Ya! demek Olcayto ha! Bu Olcayto çok oldu.
Komutan çok öfkelenmiþti. Yüz hatlarýndan açýkça belli oluyordu öfkesi. Onun þimdiye kadar
bu denli öfkelendiði görülmemiþti. Mücahidlere döndü ve:
--Cesim, dedi.
Cesim:--Buyur komutaným.
Komutan:--Yanýna birisini al, git ve Olcayto'yu parçalara ayýr. Onu öyle bir þekilde öldür ki
tüm hainlere ibret olsun.
Cesim:--Baþüstüne komutaným, bundan hiç þüphen olmasýn, ALLAH'ýn (cc) izniyle Olcayto'ya
öyle bir ceza vereceðim ki âleme ibret olsun.
Cesim, daha önce Bosna Hersek'te Selami Albay ile beraber savaþan kürt kökenli bir mücahid
idi. Bosna savaþýnda Selami Albay þehid olmuþ, Cesim ise aðýr yaralanmýþtý. Günlerce gördüðü
tedavinin ardýndan iyileþmiþ, Bosna savaþý bittiði için de Çeçenistan'a gelmiþti. Cesim patlayýcýlar konusunda çok uzmandý. Bir elma, armut ya da portakalýn içine patlayýcý yerleþtirebiliyordu.
Olcayto'nun akýbeti hiç iyi görünmüyordu. Cesim yanýna yine patlayýcý konusunda uzman olan
arap kökenli Ebu Süleyman'ý almýþtý. Yanlarýna en kuvvetli patlatyýcýlarý
aldýlar, diðer mücahidler
ile vedalaþýp Caharkale'nin yolunu tuttular. Epeyce yorucu bir yolculuktan sonra Caharkale'nin
kenar mahallelerine vardýlar. Þehre girmek için akþamýn olmasýný beklediler. Caharkale gündüz
ruslara aitti ama gece ruslarýn pek bir etkinliði yoktu. Hepsi canýndan korkuyordu. Aslýnda onlara kalsa hemen Çeçenistan'ý terk edeceklerdi ama kahrolasý üst düzeydekiler buna izin vermiyorlardý ki. Bu nedenle onlarda gece kendilerini emniyete alýyorlardý. Kimse karargâhtan çýkmýyordu. Komutanlarý da korktuklarý için, kimse askerlerin bu durumuna ses çýkarmýyordu.
Cesim ve Ebu Süleyman, akþam namazýný kýldýlar. Yanlarýnda bulunan kuru ekmek ve bir kaç
zeytinle karýnlarýný doyurduktan sonra, Mir Hüseyin'in evine doðru yola koyuldular. Caharkale'de kalan kadýn, yaþlý erkek ve çocuk yaþtaki çeçenler Abdulkadir ve ailesinin baþýna gelenleri
biliyor ve onlar da ruslara diþ biliyorlardý. Ama ne çare ki ellerinden onlara beddua etmekten
baþka bir þey gelmiyordu.
Takriben yirmibeþ dakikalýk bir yürüyüþten sonra, nihayet Mir Hüseyin'in evinin önüne vardýlar. Gelirken tenha sokaklarý ve kuytu köþeleri seçmiþlerdi. Cesim kapýyý çaldý ve:
--Ya þehadet ya da zafere kadar cihad, dedi. Bu mücahidler arasýnda kullanýlan bir parolaydý.
Mir Hüseyin kapýyý açtý.
Selamun Aleykum, dedi Cesim ve içeri girdi, arkasýndan da Ebu Süleyman girdi.
Vealeykum selam, dedi, Mir Hüseyin, hoþgeldiniz kardeþlerim.
Cesim:--Hoþ bulduk Mir Hüseyin, karargâhtan geliyoruz. Komutanýmýz ve diðer mücahidlerin
selamý var. Ben Cesim bu kardeþimiz de Ebu Süleyman.
Mir Hüseyin:--Hoþ geldiniz kardeþlerim. Vealeykum selam ve rahmetullah.
Cesim:--Komutanýmýz size teþekkür ediyor, Abdulkadir için yaptýklarýnýzdan dolayý.
Mir Hüseyin:--Estaðfurullah, bunun için teþekküre ne gerek var, bu zaten bizim kardeþlik görevimiz. Keþke kardeþimiz ve ailesini sað kurtara bilseydik ama ne yapalým ki kader böyleymiþ.
Cesim:--Evet bunun için üzülmenize gerek yok. Senin de belirttiðin gibi
kader böyleymiþ. Hem
kardeþimiz ve ailesi, peygamberlerin bile imrendiði bir mertebeye ulaþtýlar. Doðrusu onlara
gýpta ediyoruz. Her ne kadar kardeþimiz ve ailesinin kaderleri böyle ise de, bu durum Olcayto'yu
cezalandýrmamýza engel olmadýðý gibi, onlarýn intikamýný almak bize farzdýr. Ýslâm tarihi bunun
sayýsýz örnekleri ile doludur.
Mesela bunlardan biri Mute Savaþý dýr ki:
1- MÛTE SAVAÞI (Cumâde'l-ûlâ 8 H./Eylül 629 M.)
a) Savaþýn Sebebi
Mûte Savaþý, Müslümanlarla Hristiyanlar (Rumlar ve Hristiyan Araplar) arasýnda yapýlan ilk savaþtýr. Sebebi, Rasûlüllah (s.a.v.)'in elçisinin öldürülmesidir.
Rasûlüllah (s.a.v.), Ýslâm'a dâvet için hükümdarlara elçilerle mektuplar gönderdiði sýrada, Sûriye'de Busrâ (þimdiki Havran) Emîri Þürahbil'e de Hâris b. Umeyr ile bir mektup göndermiþti. Gassânî Araplarýndan Þürahbil, Hristiyandý. Bizans'ýn himayesinde bulunuyordu.
Hâris, Þürahbil'e, Kudüs'ün iki konak güneyinde, bulunan Mûte kasabasýnda rastladý. Elçi olduðunu söyleyerek Hz. Peygamber (s.a.v.)'in mektubunu verdi. Fakat, Þürahbil, devletler arasý hukuk kurallarýný çiðnedi, Rasûlüllah (s.a.v.) elçisini öldürttü.
Þimdiye kadar Hz. Peygamber (s.a.v.)'in elçilerinden hiçbiri öldürülmemiþti. Bir elçinin öldürülmesi, tarih boyunca bütün toplumlarda insanlýða ve hukuk kurallarýna aykýrý bir davranýþ sayýldýðý gibi, gönderene de en büyük hakaret ve meydan okuma demekti. Bu sebeple Rasûlullah (s.a.v.) üç bin kiþilik bir kuvvet hazýrlayarak, azadlý kölesi Hârise oðlu Zeyd'in komutasýnda yola çýkardý. Elçi Umeyr oðlu Hâris'in þehid edildiði Mûte'ye kadar gidilmesini, Þürahbil ve maiyetinin Ýslâm'a dâvet edilmesini, kabûl etmezlerse savaþýlmasýný emretti. "Kadýnlarý, çocuklarý, yaþlýlarý öldürmeyin. Evleri yýkýp hârap etmeyin, aðaçlarý kesip, tahribâtta bulunmayýn!" dedi. Orduyu "Seniyyetü'l-vedâ" denilen ayrýlýk tepesi'ne kadar uðurlayan Hz. Peygamber (s.a.v.):
- "Zeyd þehid olursa, komutanlýðý Câfer alsýn; Câfer de þehit düþerse, Ravâha oðlu Abdullah komutan olsun." buyurdu.
b) Ýki Tarafýn Durumu ve Aradaki Eþitsizlik
Müslüman ordusunun hareketini Þürahbil duydu. Derhal Lahm, Cüzâm, Kayn, Belkýn, Behrâ gibi Hristiyan Arap kabîlelerinden büyük bir kuvvet hazýrladý. Ayrýca durumu Bizans Ýmparatoruna bildirerek, ondan da yardým istedi. Böylece Þürahbil, 200 bin kiþilik büyük bir ordu topladý. Bunun 100 bini Rumlardan, 100 bini de Hristiyan Araplardan meydana gelmiþti. Ýmparator Hirakl de iþi önemseyerek, Belkadaki Meab þehrine kadar geldi.
Müslümanlar, ancak Sûriye topraklarýna girdikten sonra düþmanýn gücü ve hazýrlýklarý hakkýnda bilgi edinebildiler.
Ýki taraf arasýnda gerek sayý, gerek silah ve teçhizât bakýmýndan korkunç bir fark vardý. Tarihte, iki taraf arasýnda böylesine ölçüsüz bir fark görülmemiþtir. 200 bin (bazý rivâyetlerde 100 bin) kiþilik bir kuvvet karþýsýnda üç bin mücâhid ne yapabilirdi? Fakat, savaþmadan geri dönülemezdi. Komutan Zeyd, Maan'da, Mücâhidlerin ileri gelenleriyle toplanýp durumu istiþâre etti. Acaba, durumu Rasûlüllah (s.a.v.)'e bildirip alýnacak cevâba göre mi hareket edilmeliydi? Fakat, Ravâhaoðlu Abdullah bütün tereddütleri giderdi.
- Arkadaþlar, çekindiðimiz þey, ele geçirmek için yola çýktýðýmýz þeydir, yani þehid olmaktýr. Dinimizi yüceltmek için savaþalým. Yâ þehid, ya gazi olacaðýz. Bunun ikisi de güzel deðil mi ? dedi.
Abdullah'ýn konuþmasý mücâhitlerin maneviyâtýný yükseltti. Hepsi de:
- Ravâhaoðlu doðru söylüyor. Savaþmalýyýz, dediler.
c) Komutanlar Sýrayla Þehâdet Þerbetini Ýçtiler
Ýki ordu Mûte'de karþýlaþtý. Zeyd, sancak elinde, ileri atýldý. Kahramanca çarpýþtý, ölümden yýlmadýðýný gösterdi. Fakat düþman mýzraklarýnýn arasýnda þehid düþdü.
Zeyd þehid olunca, sancaðý hemen Câfer aldý. Emsâlsiz kahramanlýklar gösterdi. Önce sað eli kesildi, sancaðý sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince, kollarýyla sancaða sarýldý. Pek çok yara aldýðý halde son nefesine kadar sancaðý býrakmadý. Nihâyet o da þehid oldu.
Câferden sonra sancaðý Ravâhaoðlu Abdullah aldý. O da þiirler söyleyerek, kahramanca savaþtý. Vücudu delik deþik oldu. Sonunda o da þehid oldu.
d) Hâlid b. Velîd'in Üstün Mahâreti
Râvâhaoðlu da þehid olunca, asker komutansýz kaldý, umûmî bir panik baþladý. Daðýlan askerin kaçýþýný Velîdoðlu Hâlid önledi. Mücâhidler, Hâlid'in etrâfýnda yeniden toplandýlar. Hâlid komutayý aldý, sancak elinde akþama kadar çarpýþtý. O gün elinde tam dokuz kýlýç parçalandý. Bu Müslüman olduktan sonra Hâlid'in katýldýðý ilk savaþtý.
Gece olunca, Hâlid askeri yeniden tertipledi. Öndekileri arkaya, arkadakileri öne, saðdakileri sola, soldakileri saða aldý. Böylece düþmana, yardým için yeni kuvvetler gelmiþ intibâýný verdi. Sabah olunca da ansýzýn þiddetli bir hücuma geçerek, düþmaný bozguna uðrattý. Bu fýrsattan yararlanarak, askerini ustalýkla geri çekti. Büyük bir kayba uðramadan Medine'ye döndü. Ýslâm ordusunu korkunç bir felâketten kurtardý.
200 bin kiþiye karþý yapýlan bu çetin savaþta, Müslümanlar sadece 12 þehid vermiþlerdi. Bu durum, komutanlarýn savaþý çok baþarýlý idâre etmeleri ve canlarýný fedâ etmekten çekinmemelerinin bir sonucuydu.
e) Rasûlüllah (s.a.v.)'in Medine'den Savaþý Seyretmesi
Rasûlüllah (s.a.v.) savaþýn bütün safhalarýný, Medine'ye henüz hiç bir haber ulaþmadan, ashâbýna bildirmiþti.
Cenab-ý Hakk, zaman, mekân ve mesâfe kavramlarýný kaldýrarak, sevgili Peygamberine savaþ meydanýný olduðu gibi göstermiþti. Mescid-i Nebî'de minber üzerine oturmuþ bulunan ALLAH Rasûlü (s.a.v.) gözlerinden yaþlar akarak:
-Ýþte sancaðý Zeyd aldý, Zeyd vuruldu, þehid düþtü. Sonra Câfer aldý, O' da þehid oldu. Sonra Ravâhaoðlu aldý, O 'da þehid oldu. En sonunda sancaðý, ALLAH'ýn kýlýçlarýndan bir kýlýç, Velîdoðlu Hâlid aldý. ALLAH O'na fethi müyesser kýldý, buyurdu.
Rasûlüllah (s.a.v.), Zeyd, Câfer ve Abdullah'ýn þehid düþtüklerini haber verdikçe, her biri için istiðfâr etmiþ ve Cennete girdiklerini de müjdelemiþti.Sancaðý Hâlid alýnca ise:
-ALLAH'ým, Hâlid senin kýlýçlarýndan bir kýlçtýr. Sen O'na nusret ihsan buyur, diye duâ etmiþti.Bundan sonra Hâlid'e "Seyfullah" (ALLAH'ýn kýlýcý) denildi.
Câferin þehâdet haberini duyunca, âilesi feryâda baþladýlar. Rasûlüllah (s.a.v.)'de son derece üzgündü. Çok sevdiði, en deðerli arkadaþlarýný kaybetmiþti. Câfer'in âilesini teselli etti. Acýlýdýrlar, yemek yapamazlar,
diye evine yemek gönderdi.
-ALLAH Câfer'e, Mûte'de kesilen iki koluna bedel, iki kanat verdi. O'nu Cennet'te meleklerle birlikte uçuyor gördüm, diye müjdeledi.Bu sebeple Câfer, bundan sonra Câfer Tayyâr diye anýldý.
Evet burada da görüldüðü üzere. Efendimiz'in (sav) elçisinin þehid edilmesi üzerine. onun intikamýný
almak üzere bu savaþ yapýlmýþtýr. Bu nedenle:...
OTUZBÝRÝNCÝ BÖLÜMÜN SONU
Bunu ilk beğenen sen ol.