You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!

BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!

Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
Harf Devrimi neden ve nasıl yapıldı?

İngilizler Shakespeare’ın 400 yıl önce yazdıklarını anlarken, Türkler 80 yıl önce yazılan milli marşı okuyup anlayamıyor! Neden? Binlerce âlimi bir gecede cahil bırakan, 100 binlerce ciltlik asırların birikimi olan kitapları okunamaz hale getiren “HARF DEVRiMi” niçin yapıldı? 700 yıllık medeniyetin Alfabesi, Dili, Edebiyatı bir Ermeni’ye teslim edildi. Latin harflerinin fikir babası Agop Dilaçar’a [Martayan] teslim edildi. Mustafa Kemal Paşa’nın ve CHP’nin uygulamasıyla “Yeni Türk Alfabesi Ermeni Agop Dilaçar’a hazırlatıldı. Önce “Sanığın idamına, şahitlerin sanığın idamından sonra dinlenmesine” karar veren İstiklal mahkemeleri kuruldu. Sonra çeşitli bahanelerle muhalifler ortadan kaldırıldı. Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Çerkes, Laz, İslamcı, Kominist, Milliyetçi, … vb. hiçbirine tahammülleri yoktu. “Şapka’ya karşı” dendi. İskilipli Muhammed Atıf Hoca Taksim Meydanı’nda Asıldı! Başına şapka takıp, 7 gün darağacında beklettiler. Kubilay olayı bahane edildi. Erbilli Muhammed Esad zehirlenerek öldürüldü. M. Suphi ve 14 arkadaşı komünist olduğu için öldürüldü. Ali Şükrü İslamı savunduğu için Mustafa Kemal Paşa tarafından öldürüldü. Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Mustafa Kemal Paşa’ya muhalifti, hayatı sürgünlerde geçti. Bediüzzaman Said Nursi İslam’ı anlattığı için Mustafa Kemal Paşa tarafından zindanlara atıldı, sürgüne gönderildi. Ve.. Yakın tarihe “Yüz ellilikler” adıyla geçen muhalif sürgünü. Muhalifler tasfiye edildikten sonra sıra İslam’ı sosyal hayattan çıkarmaya gelmişti. Tevhid-i Tedrisat, Hilafetin kaldırılması, Şapka devrimi ve sonra, sıra 1300 yıllık İslam Dini ve medeniyetiyle, 700 yıllık Osmanlı medeniyetiyle bağların koparılmasına gelmişti. Bunun yollarından biride İslam harflerinden kurtulmaktı. Robert Koleji mezunu Agop Martayan başrolde, İslam harflerinin ortadan kaldırılma süreci başladı.
“İslam harfleri çok zor öğreniliyor yalanıyla. İslam harfleri gelişmeye engeldir yalanıyla.” 1 Kasım 1928’de TBMM’ce kabul edilerek Harf devrimi gerçekleştirildi! Harf Devrimiyle birlikte binlerce âlimin yanı sıra 10 binlerce okur-yazar cahil konuma düştü. Süleymaniye Kütüphanesi’nde 80 bin Osmanlıca eser, Bayezıd Kütüphanesi’nde 12 bin Osmanlıca eser ve Osmanlı coğrafyasındaki kütüphanelerde 100 binlerce el yazması eser okunamaz hale getirildi. Diğer devrimler gibi Harf devrimi de İslam’ın ortadan kaldırılması içindi!

Harf devrimi, Milleti İslam’dan, Osmanlı’dan koparmanın adıydı. Harf Devrimi’nin getirdiği yozlaşma bugün o derecede ki, Mustafa Kemal Paşa’nın Gençliğe Hitabesi bile tercümeye muhtaç. Ne olursa olsun devrimler sürmeliydi. Avrupa kültürü dayatması çoğaldı. İstanbul Fatihi’nin emaneti, Fetih Cami müze yapıldı. Camilerin, türbelerin kitabeleri söküldü, tahrip edildi. Ezanı, Kuran’ı ve ibadetleri Türkçeleştirmeye çalıştılar. İslam dini Mustafa Kemal Paşa ve CHP’nin elinde oyuncak olmuştu. Tüm bu İslam karşıtlığı 90 yıldır zulüm aracı olan LAiKLiK ilkesiyle taçlandırıldı.

“İslam harfleri çok zor öğreniliyor yalanıyla. İslam harfleri gelişmeye engeldir yalanıyla.” 1 Kasım 1928’de TBMM’ce kabul edilerek Harf devrimi gerçekleştirildi!

Gerek İstanbul’da, gerek Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak surette ispat etmektedir ki Türkler hiçbir zaman görülmemiş derecede medenîdirler.
[Jean Antonie Guer, Moeurs et usages des Turcs, cilt 2, sayfa 188]

Hırsızlara gelince, bunlar İstanbul’da son derece nadirdir. Ben Türkiye’de 14 sene kaldığım halde bu müddet zarfında hiçbir hırsızın orada ceza gördüğünü işitmedim. Yol kesen haydutların cezası kazıktır. Ben bu memlekette yalnız 6 haydutun kazıklandığını işittim. Onlar da hep Rum cinsindendi.
[A. De la Motraye, Voyages en Europe, Asie et Afrique, cilt 1, sayfa 258. La Haye, 1727]

Dükkâncı namaz saatlerinde dükkânını açık bırakıp gittiği halde senede yalnız 4 hırsızlık olayı bile olmaz. Halkı Hıristiyanlardan meydana gelen Galata ve Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinayet olayları duyulmadan gün geçmez.
[A. Ubicini, La Turquie, sayfa 330-339, Paris, 1855]

Türk dilini tetkik ederken konuşma lehçesinin muntazam ve mükemmel sıra düzeni, kulağa hafifçe yansıyan ölçülü sesleri, ahenk kanunu ve nihayet uzun ve kısa seslerin bir nevî musiki’yi andıran tatlı akışı karşısında hayran kalmamak mümkün değildir. İnsan bu dilin bir bilim kurulu tarafından özellikle düzenlenmiş mantıkî esaslardan doğmuş olduğuna hükmedecek hâle gelmektedir.
[Rahip Viguier, Eléments de la langue turque. İstanbul,1787]

Halkın ve bilhassa fakir tabakanın en zarurî ihtiyaç maddeleri üzerine vergi konulmasını yasaklayan, o gibi maddeleri en ucuz fiyatla sattırmayı en şerefli vazife bilen, tartılarla ölçüleri en sıkı kontrole tabii tutturan ve ıslah kabul etmez vurgunculara ölüm cezası verdiren de o ruhtur.
[Dr. A. Brayer, Neuf années a Constantinopla, cilt 1, sayfa 286, 1836]

Avrupa’da nezaket çoğu defa kin ve ihaneti örten bir perde olduğu halde, Türklerde milli karakterlerini meydana getiren sarsılmaz hakkaniyet ve iyilikseverlik ruhunun tabii bir sonucudur. Zaten Kuran’da nezakete dair ayetler vardır ve o mukaddes kanunun bütün uyarıları gibi bu ayetler de aynen harfiyen uygulanır.
[Dr. A. Brayer, Neuf années a Constantinopla, cilt 1, sayfa 293, 1836]

Şu nokta da hemen hemen bütün dünya aynı kanaattedir. Yeni Türk, eski Türk’ün değerinde değildir. Bizim kumaşlarımızı, her türlü refah vasıtalarımızı, ayıplarımızla kötülüklerimizi, manasızlıklarımızı benimsemiştir. Fakat anlayışımız ile fikirlerimizi henüz kabul etmediği için bu yarım yamalak başkalaşma ve dönüşüm esnasında kendisindeki eski Osmanlı Türk karakterini bütün iyi taraflarını da kaybetmiştir. Eski Türk’ün, “Avrupa medeniyetinin türettikleri” olarak görüp değer vermediği bu gençler, gerçekten de tembel, kabiliyetsiz, imansız, para düşkünü, Avrupa taklitçisi, her türlü milli geleneğin düşmanı ve uşak ruhlu sürü sürü memurlardan ve atalarının pabuçları olamayacak kadar küstah, utanmadan yoksun, ahlaksız bir nevi “şık gençlik” güruhundan ibarettir.
[Edmondo de Amicis, Constantinople, sayfa 425-426, Paris, 1883]

Kim bu Osmanlıyı beğenmeyen, batı taklitçisi uşak ruhlu insanlar? Onları da tanıyalım mı?

Diyor ki Mustafa Kemal:

“Evet arkadaşlar, o saraylar ve o sarayların etrafını çeviren hainler asırlarca bu milleti aldanışta bıraktılar. Onlar bu milleti ve bu memleketi yalnız iki zamanda düşünürlerdi. Biri paraya, diğeri askere ihtiyaç duydukları zaman! Bir baştan memleketi soyarlar, diğer yandan milletten aldıkları askerle Viyana’yı, Mısır’ı, İran’ı zapt etmek için fetihlere kalkarlardı. Hâlbuki milletin o fetihlerde hiçbir milli isteği, vicdani isteği ve çıkarı yoktu. Onların hırsı, onların şan ve şerefi için, bu milletin çocukları bir daha dönmemek üzere onların arkasından sürüklenirlerdi.
[Mustafa Kemal, Adana Çiftçileriyle konuşma, konuşmanın yapıldığı tarih: 16 Mart 1923, Hâkimiyeti Milliye, 21 Mart 1923]

Osmanoğulları, zorla Türk milletinin egemenliğini ele geçirmişlerdi. Bu zorbalıklarını 600 yıldan bu yana sürdürmüşlerdi.
[Mustafa Kemal, Nutuk, Sayfa 644-645]

Kim bu Mustafa Kemal? Şimdi onu tanıyalım.

Biri Kemalist, biri anti-kemalist iki farklı yazarın gözüyle Mustafa Kemal!

Mustafa Kemal’e gelince, daha öğrencilik yaşlarında ve bilhassa askeri okulda başlayarak, yaşayan, eğlenen, dünya zevklerine değer veren bir gençtir. İçki içen, eğlentilerden, içkili toplantılardan hoşlanan bir insandır. Bu içki ve eğlence bahislerinde bazı aşırılıklara da kayabilir.
[Kemalist yazar Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, cilt 1, sayfa 106//2008- Remzi Kitapevi]

Latife’yle boşandıktan sonra Mustafa Kemal’in zincirleri yeniden çözüldü. Eski fuhuş hayatı alabildiğine başladı. Çankaya meşhur ve muteber bir kerhane oldu. 20-30 kadın birden doluyordu. Sabahlara kadar mum söndü yapılıyordu.
[Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 1318-1321]

Mustafa Kemal Konya’ya gitmiş, orada okulu ziyaret edip bir öğretmen kadını beğenmiş, almış getirmiş. Onuna bir müddet eğlendi. Sonra Avrupa’ya eğitime yolladı. Milletin parasıyla fahişelerine ihsan! İzmir’e gitmiş, orman memurunun okula giden küçük kızı Afet’i beğenmiş, almış getirmiş. Hadi ona da fuhuş… Sonra onu da İsviçre’ye tahsile yolladı.
[Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 1318-1321]

Nerede kız görüp beğenirse eşkıya gibi omuzlayıp götürüyor. Hem de okullardan. Ne feci! Evvelce bir gece Ankara Darülmuallimatı’nı da basıp bir kız kaçırmıştı. Adam hırsız eşkıya.
[Türkiye’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 1318-1321]

Türkiye’yi kime borçluyuz?

Uçkurundan başka bir şey düşünmeyen Mustafa Kemal’e mi?

Yoksa Çanakkale’de ALLAH yolunda şehit düşen gerçek atalarımıza mı?

Mustafa Kemal’in bütün arzusu, devleti idare edenlerle temaslar yapabilmektir. Mustafa Kemal, memleketin ileri gelenleriyle tanışmak, memleketin ileri gelenlerinden biri olmak ister.
[Kemalist Yazar Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, cilt 1, sayfa 253]

Mustafa Kemal’e gelince o realisttir. Ne Hicaz’ın kutsallığına, ne hilafetin değerine inanmaz.
[Kemalist yazar Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, cilt 1, sayfa 265]

Suriye’deki ordusunu yüzüstü bırakıp, İstanbul’da şehzade Vahdettin’e yalakalık yapan bir adam!

Mustafa Kemal, hem 7. Ordu, hem tekrar tayin edildiği 2. Ordu kumandanlıklarını reddedip İstanbul’a döndüğü zaman. İşte bu sırada Mustafa Kemal, Vahdettin ile Almanya’ya gider.
[Kemalist yazar Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, cilt 1, sayfa 341]

Çünkü geleceğin padişahı Vahdettin’in kızını alıp Genel Kurmay Başkanı olmak istiyordu! Mustafa Kemal için düşünülen sultan hanım, Vahdettin’in kızı Sabiha Sultan’dı. Kaldı ki bu sultan hanım bir şehzadeyi, Abdülmecit Efendi’nin oğlu Faruk Efendi’yi seviyordu. Nitekim sonra onunla evlendi de.
[Kemalist yazar Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt 1, sayfa 325,326]

İşgal kuvvetlerinin gözetimindeki padişah, Mustafa Kemal’i müthiş yetkilerle donatarak ordu müfettişi sıfatıyla Anadolu’ya gönderir. Padişah’ın arzusu, Anadolu’da halkın başlattığı Milli Mücadele’nin düzene sokulmasıdır. Mustafa Kemal, kendisine verilen yetkilere dayanarak valilere bile emir verebilmektedir. Devletin kasasında bir kuruş yokken, Mustafa Kemal’in altına Bandırma Vapuru verilir. Mustafa Kemal Samsun’a hareket etmeden önce Padişah Vahdettin’i ziyaret eder. Burada biz susalım, yazar devam etsin!

Padişah Vahdettin ile vedalaşma sırasında Padişah Vahdettin elini bir tarih kitabına basarak bir takım cümleler sıralar:

“Paşa, Paşa, şimdiye kadar devlete birçok hizmetler ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. Bunları unutma! Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa! Devleti kurtarabilirsin.
[Kemalist yazar Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, cilt 1, sayfa 370]

Sultan Vahdettin’in Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü: Mustafa Kemal’in ağzından: 1927-1938 yıllarında sofracılığını yapan Cemal Granda’nın, Mustafa Kemal’in ağzından aktardıkları aynı gerçeğe parmak basmaktadır. “beni, Milli Mücadele’yi açmak üzere bunca paşa arasından seçip Anadolu’ya gönderen Vahdettin’dir. Eğer bu vatanı kurtaran birini aramak gerekirse Vahdettin’i göstermek gerekir!”

Soldan-sağa yazıp, soldan-sağa okumak.

Kainâtın yaratılmasından önce, Levh-i Mahfuz’da; bütün herşeyin yazıldığı, yazan kaleminde kuruduğu Levh-i Mahfuz’da; ALLAH’ın yaz emriyle; kalem ilk olarak Arapça “Bismillahirrahmanirrahiym” yazmıştır.

Dili Arapça olan Kuran’ın indirildiği Aleyhiselatü Vesselam Efendimiz’in ümmeti olan biz gafiller! Amel defterleri Arapça olarak yazılan biz gafiller. Mustafa Kemal Paşa’nın dilini konuşuyoruz değil mi? Soldan-sağa yazıp soldan-sağa okuyoruz. Her şeyde sağın üstün görüldüğü dinimizin dili bile sağdan-sola yazılıp, sağdan-sola okunuyor. Ama biz dinimizin, Kuran’ın dilini bırakmışız; Mustafa Kemal Paşa’nın dilini konuşuyoruz. Masonların Siyonist emellerine ulaşabilmesi uğruna, kendi saltanatı uğruna, kendi istediklerini gerçekleştirebilmek uğruna dine savaş açan Mustafa Kemal Paşa’nın dilini konuşuyoruz! Mustafa Kemal Paşa halkın dilini değiştirdi. Biz ALLAH’ın lisanını bırakmışız, Mustafa Kemal Paşa’nın lisanını konuşuyoruz. Başına Türk kelimesi eklendiği için Türkçe olarak bildiğimiz Latin alfabesinden alınan harflerin Mustafa Kemal Paşa tarafından oluşturulan dille konuşuyoruz. Yarın bize huzuru mahşerde ne buyrulacak biliyor musunuz? “ALLAH siz yarattığı kulları için, uygun olan lisanı, uygun olan dili bilememiş mi ki, siz başka dillerle dillendiniz, başka dillerle konuştunuz!”

“ALLAH kitabını peygamberlerin lisanı üzerine indirdi.” Peygamberlerin lisanı, yani Arapça! Cennette bile Arapça konuşulacak!

Helalini helal, haramını haram kıldı. Peygamberlerin lisanı üzerine indirdiği kitabında helal kıldıkları kıyamete kadar helaldir. Peygamberlerin lisanı üzerine indirdiği kitabındaki haram kıldıkları da kıyamete kadar haramdır.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramul-el E-Hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]

Mustafa Kemal Paşa bütün haramları helal, bütün helalleri haram haline getirdi değil mi? Türkiye’de kurulan ilk fabrika lanetlenmiş içki fabrikasıdır! Mustafa Kemal Paşa sürekli içki içtiği için başka fabrika kurdurması düşünülemezdi zaten!

Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere –çeşitli itham ve bahanelerle- hakaret ettiği zaman, artık kızıl rüzgârları, yere batışı, suret değiştirmeyi ve gökten taş yağmasını bekleyin.
[Tirmizi, Fiten, sayfa 39/ Kutub-i Sitte, 14.cilt, sayfa 341]

“Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere –çeşitli itham ve bahanelerle- hakaret ettiği zaman!”

Türkiye’de yaşayan kâfirler Osmanlı’ya lanet okuyor değil mi? Bize anlatılanlar yüzünden lanet okuyoruz Osmanlı’ya! Mustafa Kemal Paşa’nın oluşturduğu ve başına Türk kelimesi konduğu için Türkçe olarak kabullendiğimiz, Hıristiyan kâfirlerinin lisanı olan Latin alfabesinden alınan harflerle oluşturulan dilimizle Osmanlı’ya lanet okuyoruz! Nedense, Medeni Kanun, Ceza Kanunu, Ticaret Kanunu Avrupalı kâfirlerin kanunlarından yararlanılarak kanunlaştırılıyor, ama Latin alfabesinden alınan harflerle oluşturulan dilimiz için çok büyük önem ve çalışmalar yapılıyor!

“Hayır” kelimesini bilir misiniz? “İyilik ve ihsan” anlamındadır, ama Mustafa Kemal Paşa’nın dilinde; “yok, olmaz” anlamındadır.

“Kaza” kelimesini bilir misiniz? “ALLAH’ın takdirinin ve emrinin yerine gelmesi” anlamındadır. Mustafa Kemal Paşa’nın lisanında trafik kazaları oluyor. İnsanlar hataları kazara yapıyor.

“Peder” kelimesini bilir misiniz? Farsça ve Osmanlıca da “baba” demektir.

Sa’d İbnu Ebu Vakkas Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu:
“Bir kimse kendi babası olmadığını kesinlikle bildiği birinin soyundan geldiğini ileri sürerse, ona cennet haramdır.”
[Riyazu’s-Salihin, İmam Nevevi, 1806. hadis]

Ebu hüreyre Radıyallahu Anh’dan rivayet edildiğine göre Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu:
“Babalarınızdan yüz çevirip onları inkâr etmeyiniz. Her kim kendi babasını bırakıp bir başkasına baba derse, nankörlük etmiştir.”
[Riyazu’s-Salihin, İmam Nevevi, 1807. hadis]

Yezid İbn-i Şerik ibn-i Tarık şöyle dedi:
Ali Kerremullahi Vechehü, minberde konuşurken gördüm ve şöyle buyurduğunu duydum:
“Hayır, iddialar doğru değidir. Vallahi bizim yanımızda Kuran’dan ve şu sayfadan başka okuduğumuz bir yazı yoktur.” böyle dedikten sonra o sayfayı açtı. Orada develerin yaşları ve yaralamayla ilgili hükümler vardı. Yine bu sayfada Resulullah Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyuruyordu:
“Ayr[Âır ] Dağı’ndan Sevr Dağı’na kadar olan yerler Medine’nin haremidir. Her kim orada kitap ve sünnete aykırı bir iş yapar ve dinde fesat çıkaran birini korursa, ALLAH’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. ALLAH kıyamet gününde o kimsenin ibadetlerini ve tevbesini kabul etmeyecektir. Müslümanlardan birinin verdiği bir söz ve güvence, yaptığı bir antlaşma hepsini bağlar. Her kim bir müslümanın verdiği söz ve himayeyi dikkate almazsa, ALLAH’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. ALLAH kıyamet gününde o kimsenin tövbesini ve ibadetlerini kabul etmeyecektir. Her kim kendi babası olmadığını kesinlikle bildiği birinin soyundan geldiğini ileri sürerse veya kendi efendisi olmayan birini efendi olarak kabul etmeye kalkarsa, ALLAH’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. ALLAH kıyamet gününde o kimsenin tövbesini ve ibadetlerini kabul etmeyecektir.”
[Riyazu’s-Salihin, İmam nevevi, 1808. hadis]

Ebu Zerr Radıyallahu Anh, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ı şöyle buyururken dinlediğini söyledi:
“Babası olmadığını bildiği birini babam diye sahiplenen kimse, babasına nankörlük etmiş olur. Kendisine ait olmayan bir şeyi sahiplenmeye kalkışan kimse bizden değildir; o cehennemdeki yerine hazırlansın.”
[Riyazu’s-Salihin, İmam Nevevi, 1809. hadis]

Öz babasından başkasına baba demek haramdır. Ama Türkiye’de yaşayan söze Müslüman kâfirler Hıristiyan din adamlarına “peder” diyor değil mi? Hıristiyanlar bile “peder” demiyor, ama biz “peder” diyoruz. Yani Hıristiyan din adamlarına “peder” diyerek, Hıristiyan din adamlarına “baba” demiş oluyoruz. Öz babamızdan başkasına baba demememiz gerekirken biz Hıristiyan din adamına “baba” diyoruz.
Mustafa Kemal Paşa Osmanlıca kelimelerle Hıristiyan din adamına “peder” dedirttiriyor, argo da “peder” dedirttiriyor babalarımıza.

“Dam” Osmanlıca da “helak olmak, gözyaşı” anlamındadır. Farsça”da “tuzak, hile” anlamındadır. Mustafa Kemal Paşa’nın lisanında “ahır ve evlerin çatısı” anlamındadır.

“Dana” Osmanlıca ve Farsça’da “bilgili, bilen, malumatlı, âlim” anlamındadır. Mustafa Kemal Paşa’nın lisanında “ineğin yavrusu” anlamındadır.

“İbn-i” Osmanlıca”da, Farsça’da, Arapça’da “oğul” anlamındadır. İbn-i Sina. İbn-i Ahmed örnek olarak. Mustafa Kemal Paşa’nın lisanının argosunda “ibne” yani erkek erkeğe ilişkiye giren erkeler anlamında. İbn-i Sina deyince, herkes “ibne sina” diye espri yapar olmuş.

“Nefs” Osmanlıca’da ve Farsça”da “insanda ve cinde şer kötülük kuvveti” anlamındadır. Mustafa kemal Paşa’nın lisanında ise “lezzetli, güzel yemek” anlamındadır.

“Seyyid” Osmanlıca da, Arapça’da “efendi, Hazreti Muhammed Aleyhisselatu Vesselam’ın soyundan olan, onun izinden giden” anlamındadır. Mustafa Kemal herkese “efendiler” diyordu.

“Estağfirullah” Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ALLAH kusurlarımı [günahlarımı] affetsin” anlamındadır. Mustafa Kemal Paşa’nın lisanında; kendisine teşekkür edilen veya övülen kimse tarafından alçak gönüllülük göstermek için söylenen nezaket sözü oluyor; kimi zamanda “aynen öyle” anlamında kullanılıyor.

“Cilve” Osmanlıca, Arapça ve Farsça da “ALLAH’ın isimlerinin tecellisi; yani ilahi mukadderatın, kaderin gerçekleşmesi” anlamındadır. Mustafa Kemal Paşa’nın lisanında, “kadınların yaptığı erkeklerin hoşuna giden davranışlar” oluyor.

Mustafa Kemal Paşa’nın dilinde: Hz. Hadice Radıyallahu Anha, Hz. Hatice oluyor; Hz. Aişe Radıyallahu Anha, Hz. Ayşe oluyor; Hz. Fatıma Radıyallahu Anha, Hz. Fatma oluyor; Üveys el- Karani, Veysel Karani oluyor. Saladin Eyyubi, Selahattin Eyyubi oluyor. Sahabelerin, İslam büyüklerinin isimleri bile; İslami isimler bile değiştirilerek kullanılıyor!

“Hınzır” kelimesini bilir misiniz? ‘Seni hınzır seni’ deriz haylaz olanlara. “Hınzır” Osmanlıca ve Arapça’da “domuz” demektir. Yani “seni hınzır seni” dediğimizde, “seni domuz seni” demiş oluyoruz.

Neden Hamam böceğine Kara Fatma deniyor?

Hıristiyan papazlar, çocuklar için yapılan oyun sahasında çocuklarla oynarken, ellerinde içinde hamam böceklerinin olduğu poşeti boşaltır ve “öldürün şu kara fatma’yı“ diye bağırır. Çocuklardan biri üstünü değiştirir, papaz o çocuğa peçeli bir çarşaf giydirir. Diğer çocuklar, çarşaf giyen çocuğun etrafında yuvarlak oluştururlar ve çarşaf giyen çocuğu birbirine doğru itmeye başlarlar. Çarşaf giyen çocuğu birbirlerine iterlerken “kara Fatma, kara Fatma” diye bağırırlar ve tartaklarlar. Hıristiyanlar Müslümanları sevmezler. Hıristiyanlara göre Müslümanlar “pis ve yobaz” insanlardır. Yaşadıkları yerlerde Müslümanları istemezler. “onları kara Fatma gibi ezeceğiz” derler.

Kara Fatma Kimdir?

Kara Fatma Son Osmanlı zamanlarında Kahraman Maraş’ta ülke düşman işgalindeyken kahramanca savaşarak düşmanları taarruza tutmuş onlara meydan okumuş bir kadındır. 400-500 kişilik bir orduya öncülük yaparak düşmanları zayıf düşüren böylesine kahraman olan bir Osmanlı kadınına verilen Kara Fatma lakabını bir böceğe verecek kadar aşağılandık mı? ALLAH Resulü Aleyhisselatu Vesselam’ın en değer verdiği dünyalık “gözümün nuru, gönlümün incisi Hz. Fatma” dediği anamıza Arap olduğu için “onlar pis bir millettir hamam böceği de pislikte yaşar ve onun adı kara Fatma'dır” diyen kara cahil azgın bir zihniyete sahip olanların olması ne kadar acıdır. Bir yandan yurdu düşmanlardan koruyan son Osmanlı kahramanı bir kadına Maraş’ta verilen Kara Fatma lakabı diğer taraftan da ALLAH Resulü Aleyhisselatu Vesselam’ın kızına yakıştırılan, Hz. Fatıma Radıyallahu Anha’yı sembol etsin diye ağızdan ağza dolaşan hamam böceğine verilen ad. Bu ne gafilliktir, bu ne cahilliktir böyle!

Osmanlıca, Farsça ve Arapça kelimelerin okunuşlarına kendince anlamlar vererek; İslami değerlerle alay edilmesi için Mustafa Kemal Paşa’nın oluşturduğu, şuan kullandığımız dilde, normal konuşurken bile küfrediyoruz. Mustafa Kemal Paşa’nın İslam’la alay etmek için oluşturduğu dili konuşurken bile küfrediyoruz ey kâfirler!

Osmanlıca, Farsça, Arapça ayrı; Türkçe ayrı ama değil mi? Şu an Türkiye’de kullanılan; Mustafa kemal Paşa’nın alfabe olarak Latin alfabesini seçtiği kâfir alfabesini seçtiği bu dil; 1928 yılından önce yoktu! Kanunları yıldırım hızıyla kâfirlerden örnek alarak oluşturan Mustafa Kemal Paşa; oluşturduğu yeni dil için, İslam’a küfredilmesi için oluşturduğu dilin bir an önce kullanılması için her şeyi yapıyor!

Ama bize eskileri anlatırken; halk ayrı bir dil konuşuyor, saray ayrı bir dil konuşuyor deniliyor değil mi? Halk sarayın ne dediğini anlamıyor yani. Laf. Osmanlıca konuşuluyor! Osmanlıca’yı bütün Müslümanlar anlıyor! Bunun yanında âlimlerden Uygur Türkçesi ve diğer dilleri bilenler var.

Günümüzde Kemalist Putperest Köpekler ne diyor biliyor musunuz? “ALLAH Kuran’ı niye Türkçe indirmedi? Arapça indireceğine Türkçe indirseydi, bizde okusaydık” diyorlar!

Bizim hayatımız yalan ulan! Bizim hayatımız yalan!

Gerçekte Türkiye’de halkın farklı dil, yöneticilerin farklı dil konuşması günümüzde yaşanıyor. Herkese Türkçe’yi öğrettiler, Osmanlıca’yı bilmiyoruz; ama şimdi Osmanlıca terimler kullanılıyor; halk da anlamıyor. Dünyadaki her dilin konuşulduğu iller bölgeler var. Yabancılar var her yerde! Gerçekte, kimsenin birbirini anlamaması bugün yaşanıyor ama kimsenin umurunda değil!

Siyonist Yahudiler bile hahamlar harici kimsenin bilmediği İbranice dilini yeni alfabe oluşturarak tekrar canlandırıyorlar! Mustafa Kemal Paşa ise İslam’ın dilini Türkiye’den kaldırıyor! Dünya’da böyle başka hiçbir ülkede, hiçbir yerde böyle bir şey yok!



Kuran okuyan, fakat okudukları dillerinde kalan, okuduklarını anlamayan, kalplerinde inanmayan insanların türeyeceği bir zaman gelecektir.
[İmam Taberani; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 64]

“Kuran okuyan, fakat okudukları dillerinde kalan, okuduklarını anlamayan insanlar olacak!”

Türkiye’de Kuran çokça okunuyor değil mi? Bilenler okuyor, bilmeyenler okumuyor. Ama kimse anlamıyor! Anlamıyor! İslam dilini, kutsal kitabımız olan Kuran’ı anlamıyoruz! Neden? Mustafa Kemal Paşa böyle olmasını istedi! Mustafa Kemal Paşa dilimizi değiştirdi! Mustafa Kemal Paşa dilimizi değiştirdiği için Kuran’ı okuyoruz ama anlamıyoruz!

Gelelim Türklerin İslam’ı kabulüne, Atalarımızın İslam’ı kabulüne.
Hz. Osman Radıyallahu Anh zamanında Horasan ve Harzem’i ele geçiren İslam orduları, Ceyhun Nehri’ne ulaşıp, Türklerle karşı karşıya geldiler. Bu tarihlerde Göktürk Devleti yıkılmış yerine Türgeşler Devleti kurulmuştu. 750 yılında Emeviler yıkılmış, yerini Abbasiler almıştı. Abbasilerin yönetime gelmesiyle, Türk-Arap ilişkilerinde bir yakınlaşma başlamıştı. Bu tarihte Türklerin dağınık bir durumda bulunmaları, Orta Asya’da bir siyasi otorite boşluğu meydana getirmişti. Bu durumdan yararlanan Çinliler, Doğu Türkistan’a kadar ilerleyip Talas Irmağı’na kadar her yere egemen olmuşlardı. İslam Devleti’nin Horasan Valisi Ebu Müslim, Salih Bin Ziyad komutasında bir orduyu, Çinlilerin ilerleyişini durdurmakta görevlendirdi. Türk boylarından Karluklar, bu savaşta Müslümanların yanında savaşarak, savaşın kazanımasında önemli rol oynadı. Talas Savaşı sonrasında İslamiyet, Türk boyları arasında hızla yayılmaya başladı. İlk Müslüman Türk Devletleri olan; Tolunoğulları, İhşidiler, Karahanlılar, Gazneliler ve Büyük Selçuklu Devleti Müslümanlığı kabul ederek, İslam’la bütünleştiler. Talas Savaşı’nın ardından Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri, İslam’ı kabul eden ilk Türk boyları oldular. İslamiyet bütün Türkler arasında hızla yayıldı ve çok kısa zamanda benimsendi.

Okuma ve yazmanın olmadığı bir zamanda; İslam’la tanışan atalarımız Müslümanlığı kabul etmişlerdir.

Düşünelim! O kadar ilim varken, bugün uzun yıllar eğitimini almadığımız yabancı dilleri bile anlamıyoruz; en önemlisi Müslüman olduğumuz halde; okuduğumuz Kuran’ı anlamıyoruz. Okuma ve yazmanın çok az olduğu bir dönemde; bizim atalarımız Müslümanlığı kabul ediyor. Sadece konuşarak. Ama biz Müslüman olduğumuzu iddia ettiğimiz halde Kuran’ı anlamıyoruz.

Türklerin soyu kime dayanmaktadır?

Türklerin ana yurdu Orta Asya’dır. Orta Asya; kuzeyde Sibirya, güneyde Himalaya dağları, doğuda Kingan dağları ve batıda Hazar Denizi ile çevrelenen geniş bir coğrafi bölgedir. Türklerin anayurdu Orta Asya’dır. Atalarımızın yurdu Orta Asya’dır. Peki, Türkler kimin soyundan gelmektedir? Türkiye’de bunu anlatmazlar bizlere! Söylemezler kimin soyundan geldiğimi bizlere! Atalarımız Orta Asya’ya gökten mi inmiştir? Yoksa yerden mantar biter gibi Orta Asya’da mı ortaya çıkmışlardır?

İbn-i Hacer El Askalani’ye göre Türklerin soyu Halilullah İbrahim Aleyhisselam’a dayanmaktadır. İbrahim Aleyhisselam’ın soyundan gelen İshakoğullarından Hazar Denizi civarına yerleşen bir gruptur.
[Kutub-i Sitte]

Diğer rivayetlerde; Kantura, Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın bir cariyesinin adıdır. Bundan birtakım çocukları oldu. Bunlardan Türkler çoğaldı. El-Kamus bunun doğru olduğuna kesin olarak bildirir.
[Kutub-i Sitte]

İbnu Hacer El Askalani, Türkler hakkında bir başka bölümde, başka bilgiler kaydettiğini ilave eder. İlgili bölümde şu açıklamalara yer verir: “Türklerin aslı hususunda ihtilaf edilmiştir. Hattabi: ‘Onlar Kantura’nın evlatlarıdır. Kantura Hz. İbrahim’in cariyesiydi’ der.”
[Kutub-i Sitte]

Türkler Halilullah İbrahim Aleyhisselam’ın soyundan gelmektedir. Son zamanlarda ortaya çıkan araştırmalar sonucunda zaten bazılarımız biliyor böyle olduğunu.

Atalarımız okuma ve yazmanın olmadığı bir zamanda İslamiyetle tanışıp Müslümanlığı nasıl bu kadar hızlı kabul etmişlerdir?

Şimdi, günümüz kitaplarında Orta Asya’daki atalarımızın inançlarının bizlere ne şekilde anlatıldığına gelelim!

“Türklerin asıl dini “Gök Tanrı” diniydi. Orhun kitabelerinde “Tengri” şekliyle yer alan Tanrı, en yüksek varlıktı. Çoğunlukla “Gök Tanrı” diye anılırdı. Türkler, Tanrı’nın tek olduğuna, millete hayat verdiğine ve zafere ulaştırdığına inanırlardı.

Türkçe’ye Hıristiyanlar, Yahudiler, kâfirler tarafından sokulan “tanrı” kelimesi, atalarımız kullanmadığı halde biz kâfirlere “atalarınız ‘tanrı’ kelimesini kullanıyordu” diyorlar. Peki, bu nasıl oluyor? Türklerden hiç kimse atalarımızın dilini hatırlamadığı ve bilmediği için, 1893’te Danimarkalı Türkolog Wilhelm Thomsen imdadımıza yetişiyor. Ve bizleri aydınlatıyor! Müslüman olmayan, Türk olmayan biri, bize atalarımızı anlatıyor!

ALLAH’ın İslamiye’te bildirilen isimlerini kullanmak caizdir. Bu isimlerden başka isim kullanmak caiz değildir! ALLAH’ın [c.c.] isimleri sonsuzdur. 1001 ismi var diye meşhurdur. Yani, isimlerden 1001 tanesini insanlara bildirmiştir. Dinimizde bunlardan 99’u bildirilmiştir. Bunlara Esma-ül Hüsnâ denir. ALLAH adı yerine, tanrı veya tanrı adı yerine Allah demek caiz değildir. Çünkü tanrı “ilah, mabud-put” demektir. Asuriler bazı Türkleri, güneşe, yıldızlara tapınmaya alıştırdıkları için tanyeri ağarınca, güneşe tapınırlardı. Bu sebepten, Güneşin ismi, tanyeri ve nihayet tanrı oldu. ALLAH kelimesi özel isimdir. Hiçbir dilde karşılığı olmaz. Allah kelimesinde cinsiyet yoktur. İlah kelimesinin ise her dilde karşılığı, bazı dillerde de erkek ve dişi şekli vardır. Mesela Arapça’da Mabud-Mabude, Türkçe’de Tanrı-Tanrıça, İngilizce God-Goddess, Fransızca Dieu-Deesse, Almanca Gott-Göttin gibi. Bu kelimelerin hiçbirisi ALLAH ismi yerine kullanılmaz. ALLAH manasına yalnız ALLAH kelimesini kullanmak gerekir. Çünkü ALLAH “Benim ismim ALLAH’tır. Bana, ALLAH diye ibadet edin” buyuruyor. Kendisi ne bildirmişse onu kullanmak gerekir. İlah manasında her millet kendi dilindeki kelimeyi kullanır. Fakat ALLAH her dilde aynıdır.
[Saadet-i Ebediyye]

Bismillahirrahmanirrahiym. Allah ancak bir tek ilahtır. Sadakallahül-Azıym.
[Nisa Suresi, 171. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. Ben Allah’ım, benden başka ilah yoktur. Sadakallahül-Azıym.
[Taha Suresi, 14. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. Mevlanız Allah’tır. Sadakallahül-Azıym.
[Âl-i İmran Suresi, 150. ayet]

Atalarımızda “Gök Tanrı inancı” varmış?

Dedem Korkut gelip boy boyladı, soy soyladı. Bu Oğuzname Yeğenek’in olsun, dedi. Dua edeyim hanım, yerli kara dağların yıkılmasın, gölgelice kaba ağacın kesilmesin! Ak sakallı babanın, ak perçemli ananın yeri cennet olsun! En sonunda temiz imandan ayırmasın. Ak alınla beş kelime dua kıldık; kabul olsun. Günahlarımızı adı güzel Muhammed yüzü suyuna bağışlasın.
[Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan (Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı)]

“Ak sakallı babanın, ak perçemli ananın yeri cennet olsun!” Cennet? ALLAH’ın salih amel işleyenlere ve emirlerine itaat edenler için yarattığı cennete gitmeleri için dua ediyor Dede Korkut! Gök Tanrı inancı varmış ama atalarımızda öyle derler biz sözde Müslüman kâfirlere!

Oğuz’da Duha Koca Oğlu Deli Dumrul derlerdi, bir er vardı. Bir kuru çayırın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçenden 30 akçe alırdı, geçmeyenden döve döve 40 akçe alırdı. Bunu niçin böyle yapardı? Deli Dumrul “Benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıkıp benimle savaşsın. Benim erliğim, bahadırlığım, cilasınlığım, yiğitliğim Rum’a, Şam’a yayılsın, ün salsın!” derdi. Meğer bir gün köprünün yamacına bir bölük oba konmuştu. Oba’da bir güzel yiğit hastalanmıştı. ALLAH’ın buyruğu ile o yiğit öldü. Kimi “oğul”, kimi “kardeş” diye ağladı, o yiğit için büyük yas oldu.
Ansızın Deli Dumrul atını sürüp geldi:
“Bre ne ağlarsınız? Benim köprümün yanında bu kavga nedir? Neye yas tutarsınız?” dedi.
“Han’ım bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlarız” dediler.
“Bre yiğidinizi kim öldürdü?”
“Bey yiğit, ALLAH’tan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı.
[Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan (Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı)]

“Bey yiğit, ALLAH’tan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı.” Azrail Aleyhisselam! ALLAH’ın can almakla görevlendirdiği meleğin Azrail olduğu o zamanda biliniyor! Ama biz sözde Müslüman kâfirlere “Gök Tanrı inancı” olduğunu anlatırlar.

Ölüm vakti geldiğinde temiz imandan ayırmasın. Ulu ALLAH seni namerde muhtaç etmesin. Ak alınla beş kelime dua kıldık, kabul olsun.
[Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan (Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı)]

ALLAH’a yakarayım Han’ım, uçurumlu yüce dağların yıkılmasın, gölgeli ulu ağacın kesilmesin, çoşkun akan suların kurumasın. Kanatlarının ucu kırılmasın, yüce ALLAH seni mert olmayanlara, korkaklara gereksindirmesin. Koşarken boz atın sürçmesin. Vuruştuğunda kara pulat öz kılıcın çentilmesin, dürtüşürken ala gönderin ufanmasın. Ak sakallı babanın, ak saçlı ananın yeri cennet olsun. ALLAH’ın verdiği ümidin kırılmasın, en sonunda temiz imandan ayırmasın. Ak alınla beş kelime dua ettik, kabul olsun. Derlesin, toplasın, günahımızı Kadir Mevla, adı güzel Muhammed’in yüzü suyuna bağışlasın.
[Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan (Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı)]

“Derlesin, toplasın, günahımızı; Kadir Mevla, adı güzel Muhammed’in yüzü suyuna bağışlasın.”

Günümüzde kendini âlim diye gösterenler, kendini tarihçi sananlar Dede Korkut öykülerinin efsaneleşerek günümüze kadar geldiği için; atalarımızın İslamiyeti kabul etmesiyle peygamber efendimizin adının eklendiğini söylerler.

Adı duyulduğunda Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e salat ve selam getirilmesi gerekir! Dede Korkut öykülerinde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in ismi geçiyor ama salat ve selam getirilmiyor!

ALLAH insanlar dünyaya gönderilmeden önce; Kalubela’da bütün insanlardan ve bütün peygamberlerden; Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz gönderildiğinde; Aleyhisselatu Vesselam’a uyacaklarına ve her türlü yardımı yapacaklarına dair Ahd-i Misak aldı! Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Kainât’ın yaratılma sebebidir!

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Milattan sonra 6. asırda dünyaya gelmiştir. Milattan önce 3000 yıllarına dayanan Uygur Türklerinin, Milattan önce 5000 yıllarına dayanan İskit Türklerinin efsanelerini anlatan Dedem Korkut Hikâyeleri’nde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in ismi neden geçmektedir?

İbn-i Hacer el Askalani’ye göre Türklerin soyu Halilullah İbrahim Aleyhisselam’a dayanmaktadır. İbrahim Aleyhisselam’ın soyundan gelen İshakoğullarından Hazar Denizi civarına yerleşen bir gruptur.
[Kutub-i Sitte]

Türkler İbrahim Aleyhissselam’ın soyundan gelmektedir! İbrahim Aleyhisselam’ın dilini konuşurlar. Ve İbrahim Aleyhisselam’a indirilen sayfalardaki hükümlere göre ibadet ederlerdi. Dedem Korkut Hikâyeleri’nde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in adı geçiyor, ama salat ve selam getirilmiyor. Neden?

ALLAH’ın gönderdiği bütün dinlerde, bütün kitaplarda, peygamberlere gönderdiği bütün sayfalarda Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in adı geçiyor ve insanların, peygamberlerin Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in gönderildiği zaman Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e uymaları emrediliyor. Yani; Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in dünyaya gönderileceği; Hz. Adem Aleyhisselam dünyaya gönderildiği andan itibaren biliniyor.

“Derlesin, toplasın, günahımızı Kadir ALLAH, adı güzel Muhammed’in yüzü suyuna bağışlasın.”

Atalarımız Uygurlar ve İskitler kâinatın Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in yüzü suyu hürmetine yaratıldığını biliyorlardı!

Milattan önce 3000 yıllarına dayanan Uygurlar, Milattan önce 5000 yıllarına dayanan İskitler; Milattan sonra 6. asırda dünyaya gelen Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in yüzü suyuna, günahlarının bağışlanması için dua ediyor!

Günümüz de kendini âlim ve tarihçi sanan adamlar da “Dede Korkut Hikâyeleri”nin efsaneleşerek günümüze kadar geldiği için; atalarımızın İslamiyeti kabul etmesiyle peygamber efendimizin adının eklendiğini iddia ediyorlar. Dinden, imandan haberleri olmayan adamlar kendi kafalarına göre yorumluyorlar her şeyi! Akıllarına ne geliyorsa onu söylüyorlar!

1893’te Danimarkalı Türkolog Wilhelm Thomsen imdadımıza yetişiyor. Milattan önce 3000 yıllarına dayanan Uygur Türkleri’nin, Milattan önce 5000 yıllarına dayanan İskit Türkleri’nin ve Orta Asya’daki Türklerde “Tengri, Gök Tanrı” inancı olduğunu söylüyor. Biz kendi tarihimizi bırakıyoruz, kâfirlerin yorumlarına göre anlatıyorlar bizlere. Bilmiyoruz çünkü! Bilmiyoruz geçmişimizi! Neden bilmiyoruz? Mason Mustafa Kemal Paşa, masonlar Siyonist emellerini gerçekleştirsin diye, geçmişimizi öğrenemeyelim diye dilimizi değiştirdi!

İslam Devleti’nin sınırlarını ihlal eden “Fargana” civarında bulunan Mecusi olan, ateşe tapan bir Türk boyuyla yapılan savaşta İslam Ordusu galip gelir. Ordunun komutanı olan İmam Ebu Hanife’nin oğlu Hammad’a, savaş ganimeti olarak, esirlerden; Türk boylarından birinin kızı olan “Mayar” düşer.

Emevi Halifesi Mervan İbnu Muhammed döneminde Kufe kadılığına getirilmek istenen İmam Ebu Hanife; “halifenin istediği şekilde yönetilecek kadılığı ve alınıp satılacak hükümleri üstlenecek biri olmadığını” söyleyerek bu makamı reddettiğini Irak Valisi İbn-u Hübeyre’ye bildirir. Irak Valisi İbn-u Hübeyre diretir. Sonuç alamayınca, İmam Ebu Hanife’yi hapse attırarak, boynuna pranga vurdurur, kırbaçlattırır.

İmam Ebu Hanife’yi hapse attırarak, boynuna pranga vurduran ve kırbaçlattıran Irak Valisi İbnu Hübeyre bir gece rüyasında Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’i görür. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz: “Benim ümmetimden suçsuz birini nasıl hapse atıp kırbaçlarsın” buyurur. Irak Valisi İbn-u Hübeyre kan ter içinde uyanarak hemen zindana iner ve İmam Ebu Hanife’yi serbest bırakır. Gece olduğu için İmam Ebu Hanife sabah gitmenin uygun olacağını söyler. Irak Valisi İmam Ebu Hanife’ye “1 saat bile hapiste kalamayacağını” söyleyerek; nöbetçiler eşliğinde Irak’dan Kufe’ye gönderir.

Zulm eden Emevileri, adaletle hükmetme vaadiyle yıkmaya çalışan Abbasileri destekleyen, ilim meclislerindeki talebelerinin çokluğunu ve Kufe halkının da ilmi dolayısıyla İmam Ebu Hanife’ye bağlılığını bilen Emevi Halifesi Mervan İbnu Muhammed, İmam Ebu Hanife’nin serbest bırakılmasına kızar.

Emevi Halifesi’nin Abbasi ordusuyla savaşmak için Horasan”a gönderdiği dönemin “Orduların Ordusu” ismiyle anılan İslam ordusunun Horasan”dan dönüşünde, Irak Valisi’nin ve Kufe”de bulunan İmam Ebu Hanife”nin cezalandırılacağından korkan Irak Valisi İbn-u Hübeyre, İmam Ebu Hanife’yi huzuruna çağırır. İmam Ebu Hanife’nin güvenliği için Mısır, Hicaz ya da Yemen’e gitmesini ister. İmam Ebu Hanife güvence istemediğini, sadece ilim ve fıkıhla ilgilendiğini belirtir. Irak Valisi Hicaz da asrın en bilginlerinin bulunduğunu; Hudayb bin Rebah’ın Mekke’de, İmam Malik’in, İmam Cafer Abdullah bin Hasan’ın da Medine’de olduğunu hatırlatır. İmam Ebu Hanife’de kutsal topraklara, Mekke ve Medine’ye hep gitmek istediği için Hicaz’a gitmeye karar verir. Ebu Hanife’nin Hicaz’da bulunduğu sırada, Kufe’de İmam Ebu Hanife’nin oğlu Hammad; bir akşam Mayar’ı yaktığı ateşe taparken bulur ve ateşi söndürür. Mayar, Hammad’dan kendisini azat etmesini istemekte, Hammad’ın annesi ve büyükannesi ise Hammad’ın, mecusilikten vazgeçmediği için Mayar’ı satmasını istemektedir. Hammad, Mayar’a onu sevdiğini söyler. Müslümanlığı kabul ettiği takdirde onunla evlenmek istediğini belirtir. Bir süre Hicaz’da kalan İmam Ebu Hanife, kısa bir süreliğine Kufe’ye gelir ve ailesini ziyaret eder; daha sonra Hicaz’a geri döner. Hicaz’a gitmek için yola çıkacağı gece, ailesiyle sohbet ederken konu Mayar’a gelir. Mayar’ın mecusilikten vazgeçmediğini öğrenen İmam Ebu Hanife; Mayar’ı Müslümanlığa alıştırmaya çalışan oğlu Hammad’a “dinde zorlama olmayacağını, savaşta esir olanların, ya bir lütuf olarak salıverilmesini ya da fidye karşılığında azat edilmesi gerektiğini” hatırlatır. Karşılıksız olarak, ALLAH rızası için Mayar’ı azat etmesini söyler. İmam Ebu Hanife Hicaz’a gitmek üzere yola çıktıktan sonra Hammad, Mayar’ın odasına gelir ve Mayar’ı bulamaz. Hammad Mayar’ı aramaya başlar. Mayar’ı evin salonunda baygın bir şekilde bulur. Hammad “Mayar’ı azat ettiğini, istediği yere gidebileceğini, sabah Fargana’ya gidecek olan bir kervana teslim ederek ailesinin yanına dönebileceğini” söyler. Mayar evden kaçmaya çalıştığı sırada, İmam Ebu Hanife’nin ailesiyle konuştuklarını duyduğunu söyler. İmam Ebu Hanife’nin anlatımını; sohbet esnasında okunan ayetleri, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in hadislerini duyan Mayar, duyduğu manevi huzurla olduğu yere yığılmıştır. Mayar azat edildiği halde, Hammad’a “1 kaç gün daha kalmak istediğini” söyler. Mayar İmam Ebu Hanife ile konuşmak ister. Hammad babasının evde olmadığını, Hicaz’a sefere çıktığını söyler. Mayar şaşırır: “İmam Ebu Hanife’nin sesini dakikalar önce duyduğunu” söyler. Hammad “babasının saatler önce yola çıktığını, Mayar’ın kendini kaybetmesinden dolayı, saatlerce baygın yattığını; İmam Ebu Hanife’nin şu an Hicaz’a gitmekte olan bir kervana varmak üzere olduğunu” söyler. Mayar İmam Ebu Hanife’nin yanına gitmek ister. Hammad 1 kaç aylık mesafe olduğunu belirtir. Ev halkına İmam Ebu Hanife’nin yanına gitmek istediğini ısrarla söyleyen Mayar’a; İmam Ebu Hanife’nin 1 kaç yıldan önce geri dönmeyeceği söylenir. Mayar “İmam Ebu Hanife ile görüşmek için ne seneler, ne de saatler bekleyemem” der. İmam Ebu Hanife’nin hanımı Mayar’a “İmam Ebu Hanife’den ne istediğini” sorar. Mayar “İmam Ebu Hanife’yi göremeyeceksem, benim bu haberimi ona iletin” der. Mayar “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Rasulullah” diye şehadet getirerek müslüman olur. Ev halkı Mayar müslüman olunca şükreder. Daha sonra Hammad’ın sevgisine karşılık veren Mayar Hammad’la evlenir. Hammad annesini ve akrabalarını görmek isteyen Mayar’ı bir kervanla Fargana’ya gönderir. Mayar mecusilerin rahibi olan amcası Küus tarafından müslüman olduğu için bağlanarak hapsedilir. Amcası Küus mecusiliğe dönmediği için Mayar’a işkence yapar. Aç susuz bırakır. Mayar Kuran’dan ayetler okuyunca, amcası Küus Mayar’ı ateşte yakmaya karar verir. Mayar’ın gözleri görmeyen annesi, kardeşi Küus tapınakta ateş yakmaya gidince, kızına “kendisi gibi kalbiyle iman etmesini, diliyle amcasını dinlemesini” söyler. Mayar şaşırır. Annesi, kızının anlattıklarını duyduğu için müslüman olmuştur. Mayar’ın hiç bir şekilde amcasına boyun eğmeyeceğine kanaat getirince, kızını kurtarmak için onu çözer, Mayar kaçar. Amcası Küus eve gelince Mayar’ı bulamaz ve çılgına döner. Mayar’ın gözleri görmeyen annesine “önce Mayar’ı, daha sonra da seni öldüreceğim” diyerek, Mayar’ın Kufe’ye gitmek için katıldığı kervana gider. Mayar’ı kervanda yakalar. Öldürmek için kervandan uzaklaşır. Mayar uzun bir süre geri dönmeyince meraklanan Hammad Fargana’ya gelir. Mayarı’n evine gelir ve annesini gözyaşları içinde dua ederken bulur. Mayar’ın annesi Hammad’tan “kızını kurtarmasını ve alıp götürmesini” ister. Mayar’ın nerede olduğunu söyler. Amcası Küus, Mayar’ı öldüreceği sırada Hammad yetişir ve Küus’u öldürerek Mayar’ı kurtarır. Beraber Kufe’ye dönerler. Mayar ev halkına başından geçenleri anlatır. Ailesinden ve babasından bahseder. Küçük yaşlarda iken, bir gece babasının eve yorgun bir şekilde geldiğini ve annesiyle babasının sessiz bir şekilde bazı sayfalar okuduğunu söyler. Babasının okuduklarında;
-İranlıların başına gelecek dağılma ve zayıflıktan,
-Arap memleketlerinden bir adamın, İranlıları kovalayacağından,
-O zamanın en güçlü devleti olan İran’ı yeneceklerinden; putlarla, tapınaklarını kıracaklarından,
-İbadetlerinde de yüzlerini İbrahim’in kabesine çevireceklerinden söz ediliyordu.

Mayar, “babasının bu sayfaları okuduktan sonra havale geçirdiğini, rahatsızlığının arttığını ve babasının putlara tapmaktan vazgeçtiğini belirtir. Mayar büyüdüğü zaman puta tapanlara karşı çıkar, babasının okuduğu o eski sayfaları arayarak akrabalarına göstermek ister. Fakat sayfaları bulamaz. Sayfaları bulamadığı için, duyduklarını söylemekten; amcasının işkence yapacağı korkusuyla vazgeçtiğini” anlatır.

Mayar annesiyle babasının sessiz bir şekilde bazı sayfalar okuduğunu söyler. Babasının okuduklarında;
-İranlıların başına gelecek dağılma ve zayıflıktan,
-Arap memleketlerinden bir adamın, İranlıları kovalayacağından,
-O zamanın en güçlü devleti olan İran’ı yeneceklerinden; putlarla, tapınaklarını kıracaklarından,
-İbadetlerinde de yüzlerini; İbrahim’in kabesine çevireceklerinden söz ediliyordu.

Hangi eski sahifeler? Halilullah İbrahim Aleyhisselam’ın soyundan geldiği için İbrani olan Türklerin okuduğu sahifeler! İçlerinden ateşe tapan boyların olduğu halde, büyük çoğunluğun ALLAH’a inandığı, ALLAH adına adaklar adayarak ibadet eden Türkler!

Türkler Halilullah İbrahim Aleyhisselam’a indirilen sahifelerle ibadet etmişlerdir! Türklerin büyük çoğunluğu 6900 yıl boyunca ALLAH’a iman etmişlerdir! ALLAH yolundan dönmemişlerdir!

Türkler İbrahim Aleyhisselam’a inen sahifeleri okumuşlardır! İbrahim Aleyhisselam’ın soyundan gelen Türkler İbranice sayfaları okumuşlardır! Türkler İbranice’yi okuyup anlamış ve Halilullah İbrahim Aleyhisselam’a indirilen sahifelerdeki hükümlere göre ibadet etmişlerdir. Türk olduğunu iddia eden, ama İslam’dan nasip almamış biz sözde Müslüman kâfirlerin atalarının büyük çoğunluğu sadece ALLAH’a iman etmiştir!

Okuma ve yazmanın çok az olduğu bir dönemde, atalarımız sadece konuşarak Müslümanlığı kabul ediyor. Sadece konuşarak!

Türkler gerçekte İbranice konuşuyorlardı çünkü!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
Alfabeler insan eliyle oluşturulmuştur, ama okunuşlar, sesler dildir. Alfabeler, insanların şekillerle oluşturduğu şekillerdir.

Şimdi günümüzde 6 milyon kişi tarafından konuşulan; sağdan-sola yazılıp, sağdan-sola okunan, alfabesini insanların oluşturduğu İbranice Alfabesi’ndeki harflerin okunuşlarıyla, Arap Alfabesi’ndeki harflerin okunuşlarını inceleyelim.

İbranice Alfabesi - Arap Alfabesi
---------------------- --------------------
“Alef”----------------“Elif”
“Bet”----------------“Be”
“Dalet”---------------“Dal”
“He” --------------- “He”
“Vav” ---------------“Vav”
“Tet” -----------------“Te”
“Lamed” --------------“Lam”
“Mem” ---------------“Mim”
“Nun” ----------------“Nun”
“Ayın” ----------------“Ayn”
“Fe” -----------------“Fe”
“Sadi” ----------------“Sad”
“Kuf” -----------------“Kaf”
“Şın” -----------------“Şın”
“Sin” -----------------“Sin”

Halilullah İbrahim Aleyhisselam’ın soyundan gelen, İbrahim Aleyhisselam’a inen ve dili İbranice olan sayfaları okuyan Türklerin, Atalarımızın gerçek dili İbranice’dir! İbranice Harfleri’nin okunuşlarıyla, Arap Harfleri’nin okunuşları karşılaştırıldığında ALLAH katından gönderilen kitapların, sayfaların hepsi aynı dilde gönderilmiştir.

Ey insanlar, ALLAH kitabını peygamberlerin lisanı üzerine indirdi. Helalini helal, haramını haram kıldı. Peygamberlerin lisanı üzerine indirdiği kitabında helal kıldıkları kıyamete kadar helaldir. Peygamberlerin lisanı üzerine indirdiği kitabındaki haram kıldıkları da kıyamete kadar haramdır.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramul-el E-Hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]

Türkler İbrahim Aleyhisselam’a indirilen sayfalara göre ibadet ettikleri için aralarında İslamiyet hızla yayılmıştır!

Hiçbir Türk atalarını dili olan İbranice’yi, günümüzde Uygur ve Göktürk Alfabesi olarak gösterilen alfabeyi bilmediği için, 1893’te Danimarkalı Türkolog Wilhelm Thomsen imdadımıza yetişiyor. Uygur alfabesini, Orhun kitabelerini çözüyor. İbranice konuşan ve İbranice okuyan atalarımız İbrahim Aleyhisselam’a indirilen sayfaların yazıldığı Alfabeyle yazıp, okuyor! Arap Alfabesine yazım yönüyle çok benzeyen Uygur alfabesiyle okuyup-yazıyor Türkler! Mason Mustafa Kemal Paşa’nın masonların Siyonist emellerine ulaşması için Türklerin dilini değiştiriyor. Türklerde nerden geldiklerini, atalarının hangi dili konuştuklarını, neye iman ettiklerini 1893’te Danimarkalı Türkolog Wilhelm Thomsen’ın çevirilerinden öğreniyor!

Sağdan-sola yazıp, sağdan-sola okuyanlar arasında; gerçek bir Müslümanın, Arapça konuşup, Arapça yazanlar arasında hiç gözlük takan birini gördünüz mü? Ama soldan-sağa yazıp, soldan-sağa yazanlar arasında göz bozuklukları ve gözlük takanların sayısı bile belli değil, değil mi? Eski âlimler o kadar kitap yazmış, o kadar kitap okumuş, hiç birinin gözlük taktığını duyanınız var mı? O zamanlar gözlük yoktu ama değil mi? Gözlük son zamanlarda bulunup, tedavi olarak uygulanmaya başlandı. Sürekli kitap okumalarına ve kitap yazmalarına rağmen gözleri bozulmayan eski islam âlimleri, gözleri bozuk olsaydı hem okuyamaz, hem de yazamazlardı. Arapça göze bile rahatlık veriyor. Ama bizim konuştuğumuz diller, soldan-sağa yazılıp, soldan-sağa okunan diller gözleri bile bozuyor!

Ey insanlar, ALLAH kitabını peygamberlerin lisanı üzerine indirdi. Helalini helal, haramını haram kıldı. Peygamberlerin lisanı üzerine indirdiği kitabında helal kıldıkları kıyamete kadar helaldir. Peygamberlerin lisanı üzerine indirdiği kitabındaki haram kıldıkları da kıyamete kadar haramdır.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramul-el E-Hadis, Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]

ALLAH kitabını peygamberlerin lisanı üzerine indirdi. Yani peygamberlerin kullandıkları dillerin sonuncusu olan ve hepsini kapsayan Arapça dilinde gönderdi!

Ama bizler ALLAH’ın dili yerine; Mason Mustafa Kemal’in İslam ile alay edilmesi için oluşturduğu, İslami terimlere kendince anlamlar verdiği ve Türkçe denildiği için vazgeçmediğimiz dille konuşuyoruz değil mi? Mason Mustafa Kemal Paşa’nın diliyle normal konuşurken bile küfrediyoruz!

Arapça bilmediğimiz içinde okuduğumuz Kuran’ı anlayamıyoruz! Okuma-yazma bilmedikleri halde; konuştukları dil olduğu için, atalarımız toplum olarak İslam’a girip Müslüman oluyor. Bizse Mason Mustafa Kemal’in diliyle günlük konuşmalarda bile küfrediyoruz. Üstelik soldan-sağa yazıp, soldan-sağa okuyoruz.
Müslümanlığı bırakıp Kemalistliğe geçiyoruz. Kemalist Putperestlere katılıyoruz!

Bizim hayatımız yalan ulannnnnnnn! Hayatımız yalan!

Kuran okuyan, fakat okudukları dillerinde kalan, okuduklarını anlamayan, kalplerinde inanmayan insanların türeyeceği bir zaman gelecektir.
[İmam Taberani; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 64]

Türkiye’de ki insanlar Kuran’ı okur, okudukları sadece dillerinde kalır. Yani biz sözde Müslüman kâfirler, Kuran’ı çokça okuruz ama anlamayız. Mason Mustafa Kemal’in, Kemalist Putperest köpekleri olan sözde Müslüman biz kâfirler Cehennem ateşini harlamak için odun olacağız! Odun!

“Kalplerinde inanmayan insanların türeyeceği bir zaman gelecektir!” Neyin ne olduğunu bile bilmiyoruz! Neye inandığımızı bile bilmiyoruz! Okuduğumuz Kuran’ı anlamıyoruz çünkü! Mason Mustafa Kemal sağ olsun, dilimizi değiştirdi, giyimimizi değiştirdi. Her şeyimizi değiştirdi. Bizi kâfir, putperest, şeytanperestler halinde getirdi!

Türkiye neye inandığını bilmediği halde, neye iman ettiğini bilmediği halde, hangi inanç üzerinde olduğunu bilmediği halde, sözde Müslüman olduğunu iddia eden, Kemalist Putperestler memleketidir!

“Kuran okuyan, fakat okudukları dillerinde kalan!” Türkiye’deki sözde Müslüman kâfirler okudukları Kuran’ı Mason Mustafa Kemal’in soldan-sağa yazılan diliyle okuyor! Türkiye’deki sözde Müslüman kâfirler kıldığı namazlarda okuduğu sureleri Mason Mustafa Kemal’in soldan-sağa yazılan diliyle okuyor ve ezberliyor! Arapçayı bilmediğimiz için soldan-sağa yazılan Türkçe okunuşlarından ezberliyoruz Kuran surelerini. Arapça’da bazı harflerin ses karşılığı Türkçe’de yoktur! Peltek, kalın, gırtlaktan okunan harfler vardır. Biz sözde Müslüman kâfirler, normal konuştuğumuz zamanlarda bile, İslam’a, ALLAH’a, Aleyhisselatu Vesselam’a küfrediyoruz. Üstüne üstelik Arapça’yı bilmediğimiz, Arapça’daki bazı harflerin Türkçe’de ses karşılığı olmadığı için, Türkçe okunuşlarıyla okuyoruz Kuran’ı! Kendimize göre okuyoruz!
Ama Türkiye’deki âlimler, hocalar olur diyor? Türkiye’de âlim var mı? Mason Mustafa Kemal’in Putperest, Kemalist Türkiye’sinde âlim nerde? Mason Mustafa Kemal’in Kemalist, Putperest Türkiye’sinde, Mason Mustafa Kemal’in Putperest, Kemalist sisteminin yetiştirdiği adamlar, âlim, hoca olamaz! Türkiye’nin âlimi, hocası olabilir, AMA İslam’ın ÂLiMi OLAMAZ! “Namaz kılarken Türkçe okunuşlarıyla okumak olur” diyor Türkiye’deki sözde Müslüman kâfir hoca ve âlimler!

Türkiye her yönden, her cihetten kıyamet alametidir!

Kuran okurken ağlayın, eğer ağlayamazsanız ağlar gibi yapın.
[Sa’d bin Ebi Vakkas’dan, İbn-u Mace; İhyau Ulumi’d-din- 1.cilt, Rub’ul- İbadat, İmam Gazali]

Kuran okurken, dinlerken ağlamak sevaptır. Anlamıyoruz ama değil mi? Mason Mustafa Kemal sağ olsun! Türkiye Mason Mustafa Kemal’in dilini konuştuğu için, Mason Mustafa Kemal’in diliyle konuşan şeytanın ezanı olan şarkıları, kasideleri, ilahiler seslendiren cehennemlik şeytanperest sanatçıların dediklerini anlıyor! Şarkıları, ilahileri, kasideleri dinlerken, okurken ağlıyor! Ama Kuran dinlerken, ALLAH bizlerle konuşurken ağlayamıyoruz! Neden?
Şiirler, şarkılar kalbimize hitap ediyor, kulağımıza hitap ediyor. Hislerimize tercüman oluyor! Ama Mason Mustafa Kemal’in dilini konuştuğumuz için, ALLAH’ın kitabı Kuran’ı anlayamıyoruz!

Türkiye’deki sözde Müslüman kâfirler hareketli şarkılar eşliğinde oynuyorlar, dans ediyorlar. Eskiden köleler, cariyeler efendilerine dans edip şarkı türkü söylerdi. Şimdi herkes nefsinin kölesi, cariyesi; şeytanın kölesi cariyesi olmuş kendi kendine söyleyip dans ediyor. 7 gün 24 dört saat her yerde şeytanın ezanları çalıyor!

“Şarkı, türkü, ilahi, kaside dinde haramsa neden her yerde çalıyorlar? Günah olsaydı çalmazlardı?”
Sözde Müslüman kâfirler memleketim! Söyleyenler de, çalanlar da, söylettirenler de şeytanın kulları, köleleridir! Onların taptıkları paradır! Dünyalık için dinlerini yerler! Para gelsin de, para kazansınlar da, nasıl gelirse gelsin! Umurlarında mı onların!

Kuran’ı anlamayız, okumayız ama şiirler, şarkılar kalbimize ve kulağımıza hoş gelir. Ama hepimiz Müslüman olduğumuzu iddia ederiz. Sözde Müslüman, özde şeytana tapan, şeytana kulluk eden putperestler, kâfirler memleketim!

Kemalistler, hayatı sürgünlerde geçen Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur’un “Hayatım ve Hatıratım” kitabının tamamını okusalar kafayı yerler!

Kemalistler, Psikiyatr Vamık Volkan ile Tarihçi Norman Itskowitz’in 11 yıl uğraşarak yazdığı “Ölümsüz Atatürk” adlı “Psikobiyografi’yi” okusalar, tımarhanelik olurlar herhalde. Yazarları birer Mustafa Kemal hayranı olmasına rağmen, 1984’de ABD’de yayınlanan “Immortal Atatürk” kitabının Türkiye’ye sokulması önceleri yasaktı. 1998’de Bağlam Yayınları tarafından Türkçe’ye çevrildi.

Ömründe bir defa namaz kılmayan, içki içen, seven, sevilen, yürekler yakan, evlenen, boşanan Mustafa Kemal, İnsan Atatürk’tür. Olimpos Dağı’nda, pardon Çankaya’da oturan bir tanrı değil, sabaha karşı üst kattan eşinin “Çok içtin Kemal, yat artık” diye seslendiği bir Önder Türkiye’nin lideridir!

Türkiye’de Mason Mustafa Kemal’i farklı anlatırlar! Türkiye’deki herkes farklı biliyor. Gerçeklerden 1 kaç satır okuyan sözde Müslüman kâfirlerde yanlışlıkla günah işleyen sofu dindarların telaşıyla tövbe edip öğrendiklerini anında unutuyor.

ALLAH apaçık inkâr edilir hale gelmedikçe kıyamet kopmaz.
[Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 27]

“Biz gerçek durumun, kesinlikle halkın sanısı ve inanışı gibi olmadığı kanısındaydık. Halkın bütün sanı ve inanışının temelsiz olduğunun anlaşılacağına kuşkum yoktu.”
[Mustafa Kemal Paşa, Söylev[Nutuk] sayfa 376]

Kazım Karabekir anlatıyor: "Mustafa Kemal Paşa, benim hayretle baktığımı görünce şöyle dedi: “Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus anlayışını kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur."
[Kazım Karabekir Anlatıyor, (yayına hazırlayan Uğur Mumcu), İstanbul: Tekin Yayınevi. 1990. sayfa, 83-84]

“Bizim devlet idaresinde ki ana programımız CHP programıdır, bunun kapsadığı prensipler; idarede, siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat bu prensipleri gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.”
[Mustafa Kemal Paşa]

Türk milleti birçok asırlar, bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü.
[Mustafa Kemal Paşa]

Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra milli hisleri uyuştu. [Mustafa Kemal Paşa]
Bu Arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin, her yerde yükseltilmesine adamaya mecburdurlar.
[Mustafa Kemal Paşa]

Bismillahirrahmanirrahiym. Bunca ayet ve delillerden sonra kâfir olanlar (hâla putlarını) Rab'leri ile denk tutuyorlar. Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak ALLAH’tır. Bir de ALLAH katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz. O, göklerde ve yerde tek Allah'tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve şerden) ne kazanacağınızı da bilir. Rablerinin ayetlerinden onlara (kâfirlere) bir ayet gelmeyedursun, o ayetlerden ille de yüz çevirirler. Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir. Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz bütün imkânları kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar indirip evlerinin altından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettik. Biz onları, günahları sebebiyle helâk ettik ve onların ardından başka nesiller yarattık. Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı, yine de inkâr ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir, derlerdi. Muhammed'e (görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya!’ dediler. Eğer biz öyle bir melek indirseydik elbette iş bitirilmiş olur, artık kendilerine göz bile açtırmazdık. Eğer peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak ki onu insan suretine sokar onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük. Senden önceki peygamberlerle de alay edilmiş, bu yüzden onlarla alay edenleri alay ettikleri şey (azap) kuşatıvermişti. De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra (peygamberleri) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın! (Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir?’ diye sor. "Allah'ındır" de. O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı. Sizi, varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar var ya işte onlar inanmazlar. Gece de ve gündüz de barınan her şey ALLAH’ındır. O her şeyi işitendir, bilendir. De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, yedirdiği halde yedirilmeyen Allah'tan başkasını mı dost edineceğim? De ki: Bana müslüman olanların ilki olmam emredildi ve sakın müşriklerden olma! (denildi). Sadakallahül-Azıym.
[Enam Suresi, 2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14. ayetler]

Bismillahirrahmanirrahiym. Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler! Unutma o günü ki- onları hep birden toplayacağız; sonra da, Allah'a ortak koşanlara: Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız? ‘diyeceğiz. Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" demekten başka bir şey olmadı. Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve (tanrı diye) uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti! Sadakallahül-Azıym.
[Enam Suresi, 21,22,23,24. ayetler]

Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: "Bu Kuran eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyerek seninle tartışırlar. Onlar, hem insanları Peygamber'e yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Oysa onlar farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler. Onların ateşin karşısında durdurulup "Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak!" dediklerini bir görsen! Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler (günahlar) kendilerine göründü. Eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar. Onlar, ‘hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir; biz, bir daha da diriltilecek değiliz’ demişlerdi. Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen onları bir görsen! Allah: Bu (yeniden dirilme olayı), hak değil miymiş?’ diyecek. Onlar da "Rabbimize ant olsun ki evet!" diyecekler. Allah da, Öyle ise inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın!’ diyecek. Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca, onlar, günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler ki: "Dünyada iyi amelleri terk etmemizden dolayı vah bize!" Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür! Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz? Sadakallahül-Azıym.
[Enam Suresi, 25,26,27,28,29,30,21,32. ayetler]

6 Şubat 1933 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı Bursa Nutku'nu hiç duymamış milyonlarca insan vardır. Okullarda tek kelime bahsedilmez Ne kitaplar yazar ne öğretmenler okutur. Korkarlar mı? Evet korkarlar. TTK'den yapılan açıklamada, belgenin Ekim 1966'da Bornova Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen Ege Üniversitesi Fikir ve Sanat Kulübü'nün Kapatılması Davası nedeniyle de araştırıldığı kaydedildi. Kulübün "Nasıl bir gençlik?" broşüründe de aynı sözlerin yer aldığı belirtilen açıklamada Bursa Nutku’nun basında da çok kez kullanıldığına dikkat çekildi. Kemalist ve laik demekler tarafından sıkça kullanılan Bursa Nutku, o dönemde gelişen İslami ayaklanmalara ve 1933'te Bursa Ulu Cami'de Türkçe ezan okunmasına karşı çıkan gösteriler nedeniyle okunmuştu. Mustafa Kemal Paşa konuşmasında artan İslami ayaklanmalara karşı kısaca şu uyanlarda bulunmuştu:
"Türk genci, devrimlerin ve Cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, 'Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır' demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, 'Polis henüz devrim ve Cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek; ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, 'Demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek'. Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, 'Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.' İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği."
[Mustafa Kemal Paşa, Bursa Nutku, 6 Şubat 1933]

Tarihte bu sözleri söyleyebilen bir başka devrimci çıkmış mıdır? Başında bulunduğu devletin bile ''zaaf'' içinde olabileceğini düşünen, geleceğin siyasal iktidarlarından kuşkulanabilen, ama gençliğe böylesine ''sınırsız'' bir güven besleyen, böylesine ''çek'' veren, gençliği böylesine ''son çare'' olarak gören bir devrimci yoktur! Türk Tarih Kurumu Yönetim Kurulu’nun 24 Ekim 1966 tarihli toplantısında Bornova Asliye Hukuk Hâkimliği’nin 27/9/1966 tarih ve 1966/338 sayılı yazısı ve bu yazıya ekli Mustafa Kemal Paşa’nın Bursa Nutku ile ilgili sözlerin üzerine gerekli incelemeler yapılmıştır. Bu incelemeler sonunda bu sözlerin Mustafa Kemal Paşa’nın 1933 Şubat’ında Bursa’da yaptığı konuşmadan mealen alınmak suretiyle çeşitli tarihlerde basılmış olduğu kanaatine oybirliğiyle varılmıştır.
1930’lu yıllarda Tekin Alp takma ismini kullanan Moiz Kohen de “Türk’ün Yeni Amentüsü”nü yazmıştır:

TÜRK'ÜN AMENTÜSÜ

“Kahramanlık örneği olan ve vatanın istikbalini yoktan var eden Mustafa Kemal’e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahit analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medeni cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset[kahramanlık] destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi’nin[Mustafa Kemal Paşa’nın] Allah’ın sevgili kulu olduğuna bütün kalbimle şahitlik ederim.” diyor kâfirler!

Laik kesimin mülakatlarında "Bir elinde Kuran var, diğer elinde Atatürk’ün Nutuk’u. Denize düştün ve tek elle yüzebileceksin, hangisini atarsın?" şeklinde sorular sorulduğunu biliyor musunuz?

Mason Mustafa Kemal ALLAH’a inanmıyor! Osmanlı zamanında yaşayan halk ALLAH’a inanıyor, İslam’ı yaşıyor. Mustafa Kemal Paşa ALLAH’a inanmıyor. Halkın da İslami inançlarını ortadan kaldırmak için devrimler yapıyor!

Mustafa Kemal Paşa hangi okuldan mezun olmuştur?
Selanik, 19. yüzyılda çeşitli uluslardan insanları ve kültürleri barındıran yapısıyla, hareketli kültür ve politika yaşamıyla ve en önemlisi zengin ekonomisi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’dan sonra gelen en önemli kentlerinden biriydi. Fransız Devrimi'nin ilkeleri Osmanlı topraklarında bu kentte yaygınlaşıyordu. 1873 yılında Selanik’te Mason Simon Zvi tarafından Şemsi Efendi Mektebi açılmıştır. Şemsi Efendi Mektebi Masonik eğitim vererek siyonizme hizmet etmiştir. Şemsi Efendi Mektebi Terakki Vakfı Özel Şişli Terakki Okulları 'nın çekirdeğidir. Mustafa Kemal Paşa, Mason Simon Zvi, Türkiye’deki tarih kitaplarında anlatıldığı şekliyle Şemsi Efendi Mektebi’nden mezun olmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın öğretmeni Yahudi Dönmesi Mason Simon Zvi’dir. Türkiye’deki tarih kitaplarında “Şemsi Efendi” diye geçer.

Mustafa Kemal Paşa İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin desteğiyle Anadolu’daki milli mücadele’nin başına geçmiştir. İttihad ve Terakki Cemiyeti gizli bir ihtilalci örgüttür. Belirlenen kişilere katılmaları için davet yapılır; kabul etmeleri halinde üyelik gizli merasimle gerçekleşirdi. Adı anılmaz, ‘cemiyet’ denilip geçilirdi.
Osmanlı’daki masonik örgütlenme klasik Avrupa masonluğuyla ve locaların bildik çalışma yöntemiyle pek bezerlik göstermez. Fiili hiyerarşisi de cemiyetin geleneksel kademeleşmesi gibi değildir. Örneğin sivil ya da asker, rütbesiz bir kişinin masonik hiyerarşideki yerinin üstte olması ne o kişi ne de diğer üyeler açısından önem taşımaz. Bürokrasi ve hayatın yaptığı sıralamaya ayak uydurup benimsemiş bir yapıdır sözünü ettiğimiz. Gizlilik ve toplantılarda bir araya gelindiğinde ‘Ne olacak bu memleketin hali’ diye özetlenebilecek tek maddelik gündemle sohbet edilen yerdir loca. İttihat Terakki açısından önemi, kurucuları mason olan cemiyetin loca usulü örgütlenme modelini kopya etmiş olmasıdır. İttihat Terakki’ye girilirken de herkes için tek tek gizli tören yapılır, yeni üyeden sırları açıkladığı takdirde öldürülmek dâhil cemiyetin vereceği her cezayı kabul edeceğine dair yemin alınırdı. Bu ritüel ve geleneğin uzun yıllar devam ettiğini, özellikle ordu bünyesinde ‘komitacılık’ diye isimlendirilen gruplaşmaların, yanı sıra ‘mahfel’ (= bir araya gelinen yer) gibi kimi masonik tabirlerin ‘garnizonların içindeki gazino’ manasında Cumhuriyet döneminde de kullanılmaya devam ettiğini biliyoruz.

İttihat Terakki hep gizli kaldı
İttihat Terakki gizli örgüttü, ihtilalciydi. Ve amacına ulaşmak için tetikçileri marifetiyle suikastlar tertiplemeyi, kendi organize ettiği provakasyonları gerekçe göstererek halkı yönlendirip saray ve hükümet üzerinde baskı kurmayı metot olarak benimsemişti. Bizzat kendileri hükümet koltuklarına oturup idareyi ele alma arzusunda değillerdi başlangıçta. Nitekim Meşrutiyet’in ilanından sonra Cemiyet İstanbul’a naklolunca İttihatçılar kimseye ‘Kalkın biz oturacağız’ demediler. Meclis çoğunluğunun reyini kontrol etmek, diledikleri kişiye, istedikleri isimlerle hükümet kurdurup, hoşlarına gitmediğinde her şey gibi hükümeti de dağıtabilir mevkide olmak yetiyordu onlara. İttihatçılar mecbur kalıp parti olarak ortaya çıktıklarında dahi ‘cemiyet’ gizli kimliğini korudu. Gerçi biliniyordu kimin kim olduğu ama cemiyet kendi kabinesi üzerinde dahi baskın, hâkim konumunu muhafaza etmekte direniyordu. Örneğin; ideolojik planda örgütü yönlendiren Ziya Gökalp arzu etse dilediği mevkiye gelebilecekken dışarıda müstakil kalmayı tercih etti. İstediği her imkâna ulaşabileceği halde, hayatını Cankurtaran’da eşyasız denilebilecek bir evde sürdürdü. Cemiyet ve partinin farklı varlıklarını ayrı ayrı sürdürmesinin Talat, Enver, Cemal üçlüsü idareyi ele aldıktan sonra rahatsızlık doğurduğu, cemiyetin kendisini fesh etmesinin arzulandığı da biliniyor. Ancak kimi araştırmacıların karşıt görüşlere rağmen bugüne kadar kimse böyle bir işlemin yapıldığına dair genel kurul karar defteri, Merkez-i Umumi diye anılan genel merkez evrakı veya başkaca bir belge ortaya çıkaramadı. İttihat Terakki orduda çok etkiliydi. 22 Şubat ve 21 Mayıs darbelerini hazırlayan Aydemir cuntası ilk toplantısını İttihat Terakki’nin 1908 darbesini planlandığı Mahmut Şevket Paşa’nın Üsküdar’daki konağında yapıp geleneksel yemin töreninin benzerini tekrarlamıştı. 12 Eylül’den sonra ortaya çıkan tabloda Özal döneminde yeniden organize olan yapının suikast girişimi dışında fazla bir şey yapamadığı da biliniyordu. Ancak örgüt Tansu Çiller’in başbakanlığı döneminde ulaştığı güç sayesinde, Refah Partisi’nin öncülüğünde Necmettin Erbakan’ın başkanlığında kurulan koalisyon hükümeti karşısında İttihat Terakki’nin yöntemlerini aynen uyguladı. Provokasyonlar örgütledi, bunlara dayalı gerilim ve darbe tehdidi ortamı doğurdu, halkta olumsuzlukların sorumluluğunun hükümete ait olduğu duygusu uyandırdı ve sonuçta Erbakan kabinesini istifaya zorlayıp yerine kendi istediği hükümeti kurdurdu.

Mason Mustafa Kemal Paşa, Masonların Siyonist emellerine ulaşması için her şeyi yaptı!

Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: "Bu Kuran eskilerin masallarından başka bir şey değildir" diyerek seninle tartışırlar. Onlar, hem insanları Peygamber'e yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Sadakallahül-Azıym.
[Enam Suresi, 25, 26. ayetler]

1931’de T.T.T. cemiyeti tarafından yazılan ve 1941 yılına kadar liselerde okutulan tarih kitaplarında, “ALLAH” ifadesinin, tehlikeli hayvanlara duyulan korkudan, helal haram gibi dini emirlerinde, insanların uydurması olarak ortaya çıktığı yazılıyor.

Türk mason localarının 1923’te yayınladığı “Meşrik-i Azam İçtimai Zabıtları’nda, bu sapkın felsefe şöyle ifade ediliyor. “Biz artık ALLAH’ı hayat gayesi olarak tanımayacağız. Biz bir gaye yarattık. O gaye ALLAH değil, beşeriyettir.”

Bir başka masonik kaynakta ise şöyle denmektedir:
“Eski-ilkel cemiyetler, acizdiler, acizlikleri dolayısıyla etraflarındaki kuvvetleri ve hadiseleri ilahlaştırdılar. Masonizm ise insanı ilahlaştırdı.”

İlk meclisin dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy veren milletvekilleri arasında 100 kadar din adamı olduğu doğrudur. Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde ve Mustafa Kemal Paşa’nın düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş!

Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi vermeye başlamıştı. Okutacağı kitabı Mustafa Kemal Paşa’ya gösterdi. Mustafa Kemal Paşa beğenmedi. Yeni bir medeni bilgiler kitabı yazdırdı. Kitap, 1931’de Afet İnan imzasıyla çıktı, ortaokul ve liselerde okutuldu. Mustafa Kemal Paşa’nın kendi el yazısıyla kaleme aldığı o notların millet bölümünden satırlar:
“Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. [İslam’a Araplar’ın dini diyorlar!] Arapların dinini kabul ettikten sonra Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli duygularını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Türk milleti birçok asırlar, bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. Türk milletini ALLAH için, peygamber için; topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, ALLAH’ın dinini yaymak için derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetleri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Artık Türk, cenneti değil, Son Türk topraklarının müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletine bıraktığı hatıra.
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

“Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi.” Halilullah İbrahim Aleyhisselam’ın soyundan geldikleri ve 6900 yıl boyunca büyük çoğunluğu ALLAH’a iman edip ibadet ettikleri için büyük bir millet idi!

“Arapların dinini kabul ettikten sonra Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli duygularını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu.”

Mason Mustafa Kemal tüm dünyaya gönderilen İslam’ı Arapların dini olarak anlatıyor! Osmanlı hiçbir zaman milliyetçilik yapmadı. Osmanlı her zaman ümmetçilik yapmıştır. Osmanlı kendi soyunu, dinini hiçbir zaman inkâr etmemiştir!

“Bilakis Türk milletinin milli duygularını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu.”

Türkiye’deki sözde Müslüman kâfirlere Kurtuluş Savaşı’nda Türk askerinin “ALLAH ALLAH” nidalarıyla hücuma geçtiğini anlatırlar hep. Osmanlı Askeri “ALLAHU EKBER! ALLAHU EKBER!” nidalarıyla hücuma geçerek kazanmıştır bu savaşı!

İstanbul elbette fethedilecektir. İstanbul’u fethedecek olan kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur.
[Buharî, Târihü’s-Sağîr,139]

İstanbul mutlaka fethedilecektir. İstanbul’u fetheden komutan ne güzel komutan ve O’nu fetheden asker ne güzel askerdir.
[Ahmet b. Hanbel, Müsned IV, 225.]

İstanbul Osmanlı Padişahlarından Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmiştir.

29 Mayıs 1453 tarihinde, İstanbul’un fethinden sonra, İstanbul’da bulunan Ortadoks ve Katolik din adamları, bilim adamları, sanatçılar Roma’ya kaçar. Roma’ya gitmeleriyle birlikte; Avrupa’ya yayılmalarıyla, Avrupa’nın ilim alanındaki gelişmesinin öncüleri olurlar. Roma’da bulundukları dönemde yaptıkları araştırmalar sonucunda; “İstanbul’un %10’unu yabancılaştırdığımız zaman İstanbul’u fethetmiş, geri almış olacağız” derler. Şuan Türkiye’deki sözde Müslüman kâfirlerin yaptıklarıyla İstanbul’un %’de kaçı yabancı bir düşünün bakalım. Bizler atalarımızın kanla, imanla kazandıkları toprakları, İslam topraklarını, altın tepside kâfirlere sunuyoruz. Üstüne hala Müslümanlık iddiasında bulunuyoruz.

“Türk milleti birçok asırlar, bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü.” Atalarımız okuma-yazmanın çok az olduğu bir dönemde; İslam ile tanışıncaya kadar büyük çoğunluğu; Halilullah İbrahim Aleyhisselam’a indirilen sayfaları okuyarak ibadet etmişlerdir! İbranice konuşmuşlardır! Dili Arapça olan İslam’ı hızla kabul etmişlerdir!

Mustafa Kemal Paşa ileri görüşlü derler. Gerçekten de ileri görüşlüymüş. Modern çağ diye adlandırılan, küfür çağında Kuran’ın bir kelimesinin manasını bilmediğimiz halde okumaktan, ezberlemekten beynimiz sulanıyor bugün! Mustafa Kemal Paşa bizim bu hallere düşeceğimizi tahmin edebilecek kadar ileri görüşlüymüş!

Yukarıdaki satırların çoğu, Türk Tarih Kurumu tarafından 1969 ve 1988’de basılan Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Paşa’nın el yazıları kitabında yer almamaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın kendi kurduğu kurum, Mustafa Kemal Paşa’nın notlarını sansür ediyor.

1931’de T.T.T. cemiyeti tarafından yazılan ve 1941 yılına kadar liselerde okutulan “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri” kitabında, İslam dini ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’le ilgili hakarete varan ifadeler kullanılıyor. Kitapların 2. cildinde “İslam Tarihi” başlığı ile verilen bölümde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’den “Muhammed” diye söz ediliyor ve “İslam dinin kendisinin icat ettiği, 12 yıl boyunca ancak 150 kişiye İslam’ı kabul ettirdiği” öne sürülüyor.

“Muhammed, Mekke’de müşriklik muhitinde ve etkisinde büyümüş olmasına rağmen dini meseleler ve dini düşünceler pek derin bir surette zihnini işgal ediyordu. 40 yaşına geldiği zaman peygamberliğini ilan etti ve vatandaşlarını, kendinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. Muhammed’in davet ettiği bu dine o zamanın haniflerine benzetilerek “İbrahim’in dini” yahut boyun eğmek anlamını ifade eden “İslam” denilmiştir.
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

“Muhammed, Mekke’de müşriklik muhitinde ve etkisinde büyümüş olmasına rağmen dini meseleler ve dini düşünceler pek derin bir surette zihnini işgal ediyordu.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde bu konuların tekrar yazıldığı ve geçtiğimiz yıllarda, Kaynak Yayınları tarafından da basılan kitapların 2. cildinde “İslam Tarihi” başlığı ile verilen bölümde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’den “Muhammed” diye söz ediliyor. Ve “İslam dinini kendisinin icat ettiği, 12 yıl boyunca ancak 150 kadar kişiye İslam’ı kabul ettirdiği, Arapların İslamiyet’ten önce putlara taptığı” öne sürülüyor.

Recep Tayyip Erdoğan namaz kılıyor değil mi? Din ayrı, devlet işleri ayrı Türkiye’de. Neden? Türkiye’deki insanlar şeytanı takip ediyor. Mason Mustafa Kemal’i takip ediyor. ALLAH’ın varlığını kabul ediyor, ama ALLAH’ın hükümlerini kabul etmiyor! Mason Mustafa Kemal ALLAH’ın varlığını da kabul etmiyor!

“Bu Çal Dağı’nın düşmesi bütün ümitlerimizi bitirdi. Yeniden Türk Milleti’nin istikbali, hürriyeti, hayatı tehlikeye düştü, gidiyor. Artık hep ölü haldeyiz. Kimsede can kalmadı. Ağzımızı bıçak açmıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal orduya geri çekilme emri vermiş. Bu haber de geldi. Mustafa Kemal'in özel hizmetlerinde kullandığı Arnavut yaveri Salih de cepheden geldi. Mustafa Kemal'in eşyalarını topladı. Kaçıyorlar. Mustafa Kemal ata binmiş, sarhoşmuş. Düşmüş, kaburga kemiği de kırılmış.
[Türkiye’nin İlk Milli Eğitim Bakanı Doktor Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, sayfa 849]

Mustafa Kemal Paşa’nın kaçarken sarhoş olduğu için attan düştüğü için kaburga kemiğini kırdığını söylemezler. Savaşta cephedeyken attan düşüp kaburga kemiğini kırdığını söylerler! Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olduğu zamanlarda Türkiye’nin 2. Mustafa Kemal’i gibi gösterilmeye çalışılmıştı. Recep Tayyip Erdoğan ata binmişti, arabasını bırakıp. İlk defa binmiş olacak ki, attan düştü, kaburgalarını incitti. Sonra ne yaptı? Kaburga kemikleri incinmiş durumda “görevime devam edeceğim” dedi. Haberlerde nasıl anlattılar? Masonların Kontrolünde olan medya-basın nasıl anlattı?
“Türkiye’nin 2. Mustafa Kemal’i” dediler değil mi, Recep Tayyip Erdoğan için? Mustafa Kemal Paşa gibi, Müslümanlıkla alay etmek için oynanan futbol takımlarından Fenerbahçe’yi tutuyor değil mi Recep Tayyip Erdoğan? Recep Tayyip Erdoğan’ın partisi bir ara kapatılacaktı. AKP kapatılmadı değil mi? Recep Tayyip Erdoğan askeri komutanların emekli olmaması ve göreve devam edebilmeleri için kendi imzası gerektiği için askeriye ile pazarlık yaptı. Orgeneral Başbuğ’un Genel Kurmay Başkanı olabilmesi için imza attı! Amerika ve masonların çıkartmaya çalıştıkları iç savaş çıkmayınca; halkın, beklenilen doğrultuda AKP’ye destek vermemesi üzerine Amerika’dan gelen emirle parti kapatılmadı değil mi? Üstüne “halkın bu kadar destek verdiği bir partiyi kapatmaya vicdanımız el vermez” diye masal anlattılar yine bizlere.

“Muhammed, Mekke’de müşriklik muhitinde ve etkisinde büyümüş olmasına rağmen.”

Halilullah İbrahim Aleyhisselam’ın oğlu İsmail Aleyhisselam’ın soyundan gelen Kureyşlilerin Haşimiler kabilesinden Abdulmuttalib”in torunu Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, Hira Mağarası’na çekilerek Halilullah İbrahim Aleyhisselam’ın Hanif dinine göre ibadet etmiştir. Ama Türkiye’de Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in Hira Mağarası’na İbrahim Aleyhisselam’ın Hanif dini üzerine ibadet etmek için değil de, düşünmek için gittiği anlatılır!

“Muhammed, Mekkelileri 12 yıl sürekli bu dine davet etmişse de, bu müddet içinde ancak 150 kadar adama İslamiyet’i kabul ettirebilmiştir. Mekke halkı tarafından aşağılanıp alaya alındıktan başka, Kureyşlilerin reisleri tarafından da baskı gördü. Kureyşlilerin islam dinini kabul etmemelerindeki ekonomik sebepler önemliydi. Kureyşlilerin hayatı Kâbe ve Mekke etrafındaki panayırda geçiyordu. Eski din terk edildiği takdirde, Mekkelilerin ekonomik çıkarları bozulacaktı. Muhammed başlangıçta herhalde şiddetli bir heyecana maruz oldu. Bir takım dini endişeler ve vicdani düşüncelerle samimi surette üzüldü. Muhammed namuslu ve çıkar fikrinden arınmış olarak ortaya atıldı. Onun gayesi, çevresinin ahlakını, dinini ve toplumsal hayatını iyileştirmekti. Tarihi açıdan da incelendiği zaman görülüyor ki, Muhammed birdenbire “ALLAH’ın Resulüyüm” diyerek ortaya çıkmamıştır. Vahiy ve ilham fikri Muhammed’den evvel de Araplarca biliniyordu. Bütün ilkel kavimler gibi, Araplar da şairlerin, akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı. Bu kuvvetler Araplar için cinlerdi. Bu tür inançlar Arabistan’da her zaman o kadar canlı ve derin olmuştur ki, Muhammed dahi cinlerin varlığına samimi olarak inanıyordu. Araplar şairleri kâhin gibi kabul ederlerdi. O dinlerde cin ve melek anlayışı vardı. Muhammed’in Musa, İsa dinlerine dair öğrendikleri de kendisinde bu anlayışı kuvvetlendirmiştir. Muhammed de diğer peygamberler gibi kendisine ilham eden kuvvetin insanları kandıran bir kuvvet olmayıp onları hayra ve mutluluğa götüren ilahi bir kuvvet olduğuna samimi olarak inandı.”
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

“Vahiy ve ilham fikri Muhammed’den evvel de Araplarca biliniyordu. Bütün ilkel kavimler gibi, Araplar da şairlerin, akıl erdiremedikleri kuvvetlerden ilham aldıklarına inanırlardı.”

Mustafa Kemal Paşa Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e şair diyor! Mason Mustafa Kemal Paşa ALLAH’ın en sevgili kuluna şair diyor, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in peygamberliğini inkâr ediyor!

Bismillahirrahmanirrahiym. Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzündeki düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri, ya asılmaları yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rezilliğidir. Onlar için ahirette de büyük azap vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Maide Suresi, 33. ayet]

“Muhammed de diğer peygamberler gibi kendisine ilham eden kuvvetin insanları kandıran bir kuvvet olmayıp onları hayra ve mutluluğa götüren ilahi bir kuvvet olduğuna samimi olarak inandı.”

Mustafa Kemal Paşa bütün peygamberlerin, insanları kandırdığını söylüyor! ALLAH’ın olmadığını iddia ediyor! ALLAH’ı inkâr ediyor!

“Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayet vardır. Bunlar pek çok efsaneyle karışmıştır. Gerçekte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Muhammed uzun bir devirdeki düşünürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre bildiriyordu. Bununla beraber kendisini harekete geçiren kuvvetin tabiatın üstünde bir varlık olduğuna samimi şekilde inanıyordu. Muhammed’i harekete geçiren ilk etken bu samimi heyecanlar olmuştur. Muhammed başlangıçta doğaçtan dini hitabette bulunan bir vaiz oldu. Muhammed vaizlikten nebiliğe, nebilikten nihayet ALLAH’ın Resulü haline geçti.”
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

“Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayet vardır. Bunlar pek çok efsaneyle karışmıştır. Gerçekte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir.”

Mason Mustafa Kemal’e göre Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok rivayet varmış. Bunlar pek çok efsaneyle karışmış! İlk söylediği Kuran ayetlerinin ne olduğu kesin olarak bilinmemekteymiş.

Aleyhisselatu Vesselam Efendimize indirilen ilk ayetler şunlardır:
Bismillahirrahmanirrahiym. Yaradan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti. Sadakallahül-Azıym.
[Alak Suresi, 1-2-3-4-5. ayetler]

“Muhammed başlangıçta doğaçtan dini hitabette bulunan bir vaiz oldu. Muhammed vaizlikten nebiliğe, nebilikten nihayet ALLAH’ın Resulü haline geçti.” Mason Mustafa Kemal Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in peygamberliğini inkâr ettiği yetmiyormuş gibi, kainâtın yaratılış sebebi olan Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in kademeli olarak peygamber olduğunu iddia ediyor!

“Kuran düzenlenmesinde yalnız surelerin uzunluğu ve kısalığı göz önünde tutularak uzun sureler baş tarafa, kısa sureler en sonuna konmuştur. Birinci devreye ait ayetler hissi ve edebidir. Medine’de söylenen ayetler ise içerik itibariyle daha ciddi olmakla beraber edebiyat açısından Mekke devri ayetlerinden aşağıdır.”
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

“Birinci devreye ait ayetler hissi ve edebidir.” Ayetler edebiymiş.

“Medine’de söylenen ayetler ise içerik itibariyle daha ciddi olmakla beraber edebiyat açısından Mekke devri ayetlerinden aşağıdır.” Mason Mustafa Kemal’e göre edebiyat açısından Medine ayetleri Mekke ayetlerinden daha aşağıdaymış.

“Muhammed’in belli başlı seferleri” başlığı ile verilen bölümde de Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz adeta eşkıya gibi anlatılıyor. “Muhammed Medine’ye yerleştikten ve az çok örgütlendikten sonra Mekke ile Suriye arasında gelip giden tüccar kervanlarına saldırılara başlamıştı. Suriye’ye ticaret için gitmiş bir kervan hepsi Kureyş kabilesine mensup 70 kadar süvariyle Mekke’ye dönüyordu. Muhammed bunu haber aldı. Kervanın yanında ne kadar servet olduğunu ve kuvvetlerinin azlığını da öğrenmişti. Muhammed Müslümanları topladı. Onlara durumu anlattı ve bu kervanı vurmak üzere Medine’den hareket edildi.”
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

Mason Mustafa Kemal Paşa Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e eşkıya diyor!

“Muhammed 40 yaşına geldiği zaman vatandaşlarını kendisinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davete başladı. Muhammed, Mekkelileri 12 yıl, sürekli bu dine davet etmişse de, bu müddet içinde, ancak 150 kadar adama İslamiyet’i kabul ettirebilmiştir. Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir. Muhammed yaşadığı dönemin şartlarına göre kurallar koyan bir müçtehittir.”
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

“Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kuran denir.”

Mason Mustafa Kemal Paşa’ya göre ALLAH’ın hükümlerini içeren, kutsal kitabımız Kuran, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in kendi koyduğu kuralları içeren kitaptır.

“Muhammed yaşadığı dönemin şartlarına göre kurallar koyan bir müçtehittir.” Mason Mustafa Kemal Paşa’ya göre Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, yaşadığı dönemin şartlarına göre hükümler veren bir müçtehitmiş. Mason Mustafa Kemal’e göre Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ALLAH’ın Resulü ve peygamberi değil, kendi zamanının şartlarına göre hüküm veren bir müçtehitmiş.

“Yaşadığı dönemin şartlarına göre kurallar koyan bir müçtehittir.”

Mason Mustafa Kemal Paşa, Saltanatı kaldırdı, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıktı, hilafeti kaldırdı, her konuda kanun koydu. Dini hükümleri hiçe sayarak Müslüman bir toplumun bütün hayatını değiştirdi. Kendi zamanının bütün kanunlarını değiştiren, dini hükümleri hiçe sayan, zamanın şartlarına göre her şeyi değiştiren kim? Mason Mustafa Kemal!

Kendini peygamber ilan eden Mason Mustafa Kemal!

Aynı tarih kitaplarında, “ALLAH ifadesinin, tehlikeli hayvanlara duyulan korkudan, helal haram gibi dini emirlerinde, insanların uydurması olarak ortaya çıktığı yazılıyor.”
[Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu]

“ALLAH ifadesinin, tehlikeli hayvanlara duyulan korkudan, helal haram gibi dini emirlerinde, insanların uydurması olarak ortaya çıktığı yazılıyor.”

Mason Mustafa Kemal’e göre “ALLAH” yok. Mason Mustafa Kermal’e göre hayvanlara duyulan korkudan dolayı “ALLAH” ifadesi ortaya çıkmış.

Ömründe bir kere namaz kılmayan, içki içen, seven, sevilen, yürekler yakan, evlenen, boşanan Mustafa Kemal, insan Atatürk’tür. Olimpos Dağı’nda, pardon Çankaya’da oturan bir tanrı değil, sabaha karşı üst kattan eşinin “Çok içtin Kemal, yat artık” diye seslendiği bir kâfir Türkiye’nin lideridir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde bu konuların tekrar yazıldığı ve geçtiğimiz yıllarda, Kaynak Yayınları tarafından da basılan kitapların 2. cildinde “İslam Tarihi” başlığı ile verilen bölümde Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’den “Muhammed” diye söz ediliyor. Ve “İslam dinini kendisinin icat ettiği, 12 yıl boyunca ancak 150 kadar kişiye İslam’ı kabul ettirdiği, Arapların İslamiyet’ten önce putlara taptığı” öne sürülüyor.

Cumhuriyetin ilanından sonra kurduğu istiklal mahkemelerinde “Dini kendi emellerine alet eden âlimler” dedirterek ülke içindeki âlimleri, sorgusuz sualsiz, yargılamadan astıran kim? MASON MUSTAFA KEMAL!
Şapka giymediği için İskilipli Muhammed Atıf Hoca’yı astıran kim? MASON MUSTAFA KEMAL!

Kurtuluş Savaşı’nda ölümü göze alarak savaşan Kazım Karabekir’i, Ali Fuat Cebesoy’u, Rauf Orbay’ı, Refet Bele‘yi ve Adnan Adıvar’ı; sırf kendisine muhalif oldukları için idam cezasıyla yargılattıran kim? MASON MUSTAFA KEMAL!

Birinci Dünya Savaşı’nda talebeleriyle milis kuvvet oluşturarak savaşa katılan, gönüllü alay komutanı olarak büyük yararlılıklar gösteren; Mustafa Kemal’in bizzat Şark Umumi Vaizliği, milletvekilliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı tekliflerini reddeden; Şeyh Said isyanı çıktığında, olayla hiçbir ilgisi olmadı halde, hatta “Siz müslüman Türk askerine silah mı çekeceksiniz, derhal bu kararınızdan vazgeçiniz” demiş olmasına rağmen; Mustafa Kemal’in lisanıyla yazdırttığı kitaplarda cumhuriyet düşmanı olarak adlandırılan geçen asrın müçtehidi Bediüüzzaman Said Nursi’yi, kendini peygamber ilan eden Mustafa Kemal’in tekliflerini geri çevirdiği için; Mustafa Kemal emriyle Van’da inzivaya çekilmiş olduğu yerden aldırarak Burdur’a, oradan da Isparta’nın Barla ilçesine sürgüne gönderen, türlü işkenceler yaptıran kim? MASON MUSTAFA KEMAL!

MASON MUSTAFA KEMAL GELDi ,NE YAPTI?
Şeriatı kaldırdı. Yerine küfrün, kâfirin kanunlarını getirdi. Şeriatın gelmemesi ve getirdiği kanunların yaşaması için ne yaptı? Mahkemeler kurdu, istiklal mahkemeleri, örfi idare mahkemeleri, olağanüstü mahkemeler. Darağaçlarını da sıraladı. Ankara’dan Konya’ya kadar darağaçları sıralandı. Kimler asılacak? Başta kuvvetli ve cesaretli hocalar. Kimler asılacak? Dinine bağlı olan Müslümanlar! Kim bunları yargılayacak? İşte şeriatı kaldırıp, yerine küfrün kanunlarını getirenler. Ne yapacak? Mahkemeler kuracak, eline kendisinin yaptığı kanunları verecek ve diyecek ki: “kimi gözün tutuyorsa, kimden tehlike seziyorsan; kimin şeriatı savunacağını, inkılaplara karşı çıkacağından endişe duyuyorsan onların gözünün yaşına bakmayacaksın.” Meclis dosyalarını inceleyin. Ne diyor adam? Dediler ki “1000 kişi asıldı.” Tek bir cellat “sadece benim elimden binlerce adam geçti” diyor. “1000’de 1000 değil. Binlerce kişiyi sadece ben astım!” diyor. Tarih bunları kaydediyor. Bunların hepsinin hesabı sorulacak. Geliyor, adamın hiç haberi yok. Gecenin bir vaktinde; evinden adamı alıyorlar, sorgusuz sualsiz ipe çekiyorlar. Konyalılar bilir. Sorgusuz sualsiz. Adamlar sabah bakıyorlar ki iplerde sallanıyor. GAYE NE? Yarın bunlar şeriata sahip çıkmasınlar; şeriattan söz etmesinler. Yapılacak inkılâplara karşı çıkmasınlar. Böyle bir terör, böyle bir devlet terörü havasını meydana getiriyorlar. Kim yaptı bunları? MASON MUSTAFA KEMAL! Kim uyguladı bunları? SAĞIR İSMET! Kör yaptı bunları! Kör Mustafa Kemal yaptı! Sağır İsmet’de uyguladı!

Takrid-i Sûkun diye bir kanun çıkardılar! Takrid-i Sûkun. Yani kargaşalığı önleme kanunu! Sukunet temin etmek için kanun çıkardılar. Verdiler o kanunları Kel Ali gibilerinin eline. Kendi zihniyetinde olan, uşaklık yapan adamların eline verdiler. Cesareti yerinde, metaneti yerinde olan Müslümanları ve özellikler hocaları bir bir darağaçlarına çektiler.

Putlara yeniden ALLAH’tan başka ilah edinilerek tapılmadıkça kıyamet kopmaz.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 281]

Dinin Türkçeleştirilmesi.
1931 yılının Aralık ayında, Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle 9 hafız, Dolmabahçe Sarayı’nda “ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi” çalışmalarına başlamıştır. 30 Ocak 1932 tarihinde ise ilk Türkçe ezan, Hafız Rıfat Bey tarafından Fatih Camisi’nde okunmuştur. 18 Temmuz 1932 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı, ezanın Türkçe okunmasına karar vermiştir. 4 Şubat 1933 tarihinde, müftülüklere ezanı Türkçe okumalarını, buna uymayanların kesin ve şiddetli bir şekilde cezalandırılacaklarını bildiren bir bildiri gönderilmiştir.

Mustafa Kemal Paşa Arapça kitapları ve Kuran’ın okunamaması için dili değiştiriyor! Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle 9 hafız, Dolmabahçe Sarayı’nda “ezanın ve hutbenin Türkçeleştirilmesi” çalışmalarına başlıyor.

Mason Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle toplanan 9 hafızın içlerinde halifenin korunması için Hindistan’dan gönderilen yardım paralarının bulunduğu hesaptan kendisine büyük meblağlar ödenen Hafız Yaşar da var!

Türkiye İş Bankası’nın kurucusu Celal Bayar, Mayıs 1982’de çıkan İş Dergisi’ne verdiği açıklama da, “Biz bismillah dedik, işe koyulduk. Mustafa Kemal Paşa ‘Git Osmanlı Bankası’ndan 250 bin lirayı al, bu işe başla’ dedi.” Şeklinde anlatmıştır Türkiye İş Bankası’nın kuruluş hikâyesini. Burada sorulması gereken soru, “iyi de Osmanlı Bankası’ndaki o 250 bin lira nereden gelmişti?’den başkası olursa tarih ofsayttan başını kurtaramaz! Nitekim Celal Bayar aynı konuşmasında bu paranın kökeni hakkında yöneltilen soruya kaçamak cevap vermekte ve “Böyle bir şeyi araştırmaya lüzum görmediğini” söylemektedir.

Osmanlı Bankası’ndaki 4 no’lu hesabın dökümünde Makbule Hanım, Hafız Yaşar ve İsmet İnönü’ye büyük meblağlar ödendiği görülmektedir.

Gelelim Türkçe ezanın metnine;
tanrı uludur, tanrı uludur,
şüphesiz bilirim, bildiririm
tanrıdan başka yoktur tapacak
şüphesiz bilirim bildiririm
tanrının elçisidir Muhammed.
haydin namaza, haydin namaza
haydin felaha, haydin felaha
tanrı uludur, tanrı uludur
tanrı’dan başka yoktur tapacak.

ALLAHU EKBER! ALLAH EN BÜYÜKTÜR! ALLAH HER ŞEYDEN BÜYÜKTÜR! Demektir!
MASON Mustafa Kemal’in, Halife’nin korunması için Hindistan’dan gönderilen yardım paralarıyla tuttuğu hafızların Mustafa Kemal’in lisanına çevirdiklerinde, “tanrı uludur” oluyor!

EŞHEDU ENLA İLAHE İLLALLAH! BEN ŞAHİTLİK EDERİM Kİ ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR! Demektir!
MASON Mustafa Kemal’in, Halife’nin korunması için Hindistan’dan gönderilen yardım paralarıyla tuttuğu hafızların Mustafa Kemal’in lisanına çevirdiklerinde, “tanrıdan başka yoktur tapacak.” Oluyor!

Müslümanlara ALLAH yoktur dedirtemeyen, “tanrı uludur” dedirttiren Mason Mustafa Kemal!

“Tanrı uludur, tanrı uludur.” Bu ülkede ‘’Ulu’’ sıfatıyla anılan kaç insan var. Ulu Önder Mustafa Kemal! Ulu Önder Atatürk!

Kendini “tanrı” ilan eden Mustafa Kemal!

ALLAH’ın kelamını, ALLAH’ın ezanını kendisi için, kendi için söylettiren Mason Mustafa Kemal! Kendini tanrı ilan eden Firavun Mustafa Kemal!

Putlara yeniden ALLAH’tan başka ilah edinilerek tapılmadıkça kıyamet kopmaz.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 281]

1935 yılından itibaren Kuran okumayı, öğrenmeyi ve öğretmeyi yasaklattıran, buna uymayanları da hapse attıran kim? MASON MUSTAFA KEMAL!

Bir nesli Kuran’dan habersiz yetiştiren kim? MASON MUSTAFA KEMAL!

Jandarmalara, Arapça Kuran okuyanlara köyün meydanlarında işkence ettiren kim? MASON MUSTAFA KEMAL!

18 yıl boyunca bu halka Türkçe ibadet yapmadıkları için işkence yapılmasına, zulüm yapılmasına sebep olan kim? MASON MUSTAFA KEMAL!

Araştırmacı yazar Aydın Ayhan, “Çanakkale… Ah Çanakkale…” isimli eserinde şunları anlatıyor;

Balıkesir İvrindi’nin Mallıca Köyü’nden, 104 yaşında vefat eden Azman Dede Çanakkale Savaşı’na katılmış gazilerimizdendi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu, dev görünümüyle insan azmanı sayılmış, herkes ona “Azman” demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınca da “Azman” soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu. Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca Köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerin biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sorduklarımı cevapladı. Söz Çanakkale’ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı:

“Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı, siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta 3-4 asker vardı ki, hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı ‘Yavrum siz kimsiniz?’ diye sordu. İçlerinden biri ‘Galatasaray Mekteb-i Sultanisi öğrencileriyiz. Vatan için ölmeye geldik!’ diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. ‘Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!’ diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor, bir gün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara Yüzbaşı ‘Azman yandık!’ diye siperin köşesini işaret etti. O şarkıyı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü, panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz ‘Annem beni yetiştirdi, bu yerlere yolladı. Sancağı teslim etti, ALLAH’a ısmarladı. Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana. Sütüm sana helal olmaz, saldırmazsan düşmana.’ marşını söylemeye başladı! Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha! Marş bitiyor, yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz! Gözleri çakmak çakmak! Hücum anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış dişler kenetlenmiş bekliyorlardı. O an geldi. Birden Yüzbaşı ‘hücum!’ diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o an! Tam o an bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor! Hiç gitmiyor! İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!”

Azman Dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa hepsi ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi; “Azman dede hep ağlar. Niye ağladığını ilk defa bugün anlattı” dedi.

Ulaaaaaannnn! Çanakkale’de ölen 253 bin ecdadımız, Kurtuluş Savaşı olarak adlandırılan savaşta şehit olanların sayısı bile belli olmayan ecdadımız; Mason Mustafa Kemal islamı Türkiye’den silsin, Türkiye’yi kerhaneye çevirsin, hayattan intikam alsın, kendini peygamber ilan etsin, kendini tanrı etsin diye mi öldü ulaaaannnnnnn?

Yatacak bir karış yeri olmayan Mason Mustafa Kemal! Bundan 72 yıl önce, zamanın Başbakanı Celal Bayar’ın “Namaz esnasında bazı dini olaylar meydana gelmesinden laik hükümet çekinmektedir, namazı kılınmazsa olmaz mı?” dediği, namazının Dolmabahçe Sarayı’nda kılındığı, “tanrı uludur, tanrı uludur” söylemleriyle okunan ezandan sonra; vasiyeti üzerine Kocatepe Şehitler mezarlığına gömülmek üzere götürülen; üzerine her toprak atılışında toprağı geri atan; toprağın kabul etmediği KÂFİR MUSTAFA KEMAL! Gafil halkın gözleri önünde toprağın kabul etmediği KÂFİR MUSTAFA KEMAL! Toprağın kabul etmemesi üzerine Firavunların piramitleri misali; anıtkabir yaptırılan ve her geçen gün mozolesinin altındaki toprağın çöktüğü KÂFİR MUSTAFA KEMAL! Her yıl mozolesinin altına, Kemalist putperestler tarafından beton attırılan, buna rağmen her geçen gün mozolesinin altı göçen KÂFİR MUSTAFA KEMAL!

Kemalist Putperestler Mısır Firavunlarının piramitlerine giden yollarda bulunan aslan heykellerinden Anıtkabir yoluna koymuşlardır!

İslam’da bütün kitaplar “Bismillahirrahmanirrahiym” [Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla] başlar. Türkiye’deki bütün ders kitaplarının, Kemalist putperestler ülkesindeki ders kitaplarının hepsi Mason Mustafa Kemal’in gençliğe hitabesiyle başlıyor!

Hamam olan okullar istiklal marşıyla açılıyor, istiklal marşıyla kapatılıyor. İstiklal Marş? Meclis’te defalarca okunarak, alkışlarla kabul edilen istiklal marşı? Böyle anlatırlar değil mi biz sözde Müslüman kâfirlere! Gerçekte, içinde dini konular işlediği için, Mason Mustafa Kemal tarafından tepki aldığı ve ilk başta kabul edilmediğini anlatmazlar bizlere. Bilen bir kaç kişide, “kanla alakalı konular olduğu için kabul edilmedi” der. Mehmet Akif Ersoy’un Türkiye’yi terk etmek üzere limana gittiği sırada jandarmalar tarafından tutuklandığını ve ardından istiklal marşının kabul edildiğini anlatmazlar! Mason Mustafa Kemal’in Mehmet Akif Ersoy’u Mısır’a sürdüğünü anlatmazlar bizlere. Yeni Türk alfabesinin kabulüyle; Mustafa Kemal’in Mehmet Akif Ersoy’a Kuran’ı Türkçe’ye çevirmesini emrettiğini anlatmazlar! Türkiye’de âlimlerin asılmalarından habersiz olan Mehmet Akif’in, Kuran’ı Türkçe’ye çevirmeye başladıktan sonra, âlimlerin asıldığını öğrenince, ülkede Arapça Kuran’ın kaldırılmasından korktuğu için; yaptığı çevirileri yaktığını anlatmazlar biz kâfirlere! Mason Mustafa Kemal’in emrine karşı geldiği için, Mason Mustafa Kemal’in istediğini yapmadığı için Mehmet Akif Ersoy’un vatan haini ilan edildiğini anlatmazlar bizlere.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
“İslami isimlerle isimlenecekler!” Kuran’da geçen kelimelerle, peygamberlerin isimleriyle isimleniyoruz değil mi? Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in ismi; “Muhammed” yerine “Muhammet” oluyor. “Mahmud” ismi “Mahmut” oluyor. “Ahmed” ismi “Ahmet” oluyor. Hz. Hadice Radıyallahu Anha’nın ismi “Hatice” oluyor, Hz. Fatıma Radıyallahu Anha’nın ismi “Fatma” oluyor. Hz. Aişe Radıyallahu Anha’nın ismi “Ayşe” oluyor.

Tabi kâfir ismi verdiklerimiz de var! Büyük çoğunlukla İslami terimlerle isimleniyoruz! Çocuklarımıza yeni isimler bulabilmek için; değişik isimleri olsun diye; İslami terimlerle isimlendiriyoruz çocuklarımızı!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “çok nurlu, dini dünyaya alet etmeyen, ermiş, manevi kudret ve kuvvet sahibi” anlamında olan, aynı zamanda ALLAH’ın bir ismi olan Aziz’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “put” anlamında olan, Bahar’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “bela, musibet” anlamında olan Beyza’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “Kuran ve iman için mücadele eden” anlamında olan Cahit’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ALLAH yolunda savaşma” anlamında olan Cihat’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ALLAH’ın isimlerinin tecellisi; yani ilahi mukadderatın, kaderin gerçekleşmesi” anlamında olan “cilve” kelimesine; naz eklenen Cilvenaz’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Arap Alfabesinin ilk harfi olan Elif’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ALLAH’ın emri” anlamında olan, Emrullah’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “doğrudan doğruya Kuran’dan ders alıp veren Evliyaullah” anlamında olan, Feride’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ALLAH’ın feyzi, bolluğu, bereketi” anlamında olan Feyzullah’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “büyü” anlamında olan Füsun’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “İslam, hakkı hak, batılı da batıl olarak görüp doğru yola girmek” anlamında olan Hidayet’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “kalbin bütün kuvveti ile ALLAH’a inanması” anlamında olan Himmet’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ilah’lık, ALLAH’lık, ALLAH’ın kainâttaki tasarruf ve hâkimiyeti ile herşeyi kendisine ibadet ve itaat ettirmesi” anlamında olan Hüdayi’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “dinin keskin kılıcı” anlamında olan Hüsamettin’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ALLAH’ın kâinatta olmuş ve olacak her şeyi bilip, Levh-i Mahfuz’da yazması, ilahi takdir” anlamında olan Kader’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ALLAH’ın ezeli kuvveti” anlamında olan Kudret’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “cehennemden kurtulmuş, cennetlik” anlamında olan Naci’lerle, Naciye’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “Kuran, iman, İslamiyet, peygamber” anlamında olan Nur’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “mübarek ayların en önemlisi ve üç ayların sonuncusu, Kuran’ın indirilmeye başlandığı oruç ayı” anlamında olan Ramazan’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “secde eden, ALLAH’a başını yere koyarak dua eden” anlamındaki Sacit’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “kâfirlerin taptıkları heykel, put, putperestlerin ilahı” anlamında olan Sanem’lerle isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “üç ayların ikincisi” anlamında olan Şaban’larla isimlendiriyoruz!

Çocuklarımızı Osmanlıca, Arapça ve Farsça da; “ALLAH’ın kılıcı, ALLAH’ın askeri” anlamında olan Seyfullah’larla isimlendiriyoruz!



“İnsanların camileri görünüşte çok olduğu halde, süslenmiş, bezenmiş olduğu halde hidayet yönünden harap olacaktır.” Bizler doğruluktan, islamdan, hakkı hak, batılı da batıl olarak görmekten, delaletten uzaklaşmaktan mahrum olan cehennemlik sözde Müslüman kâfirleriz!

İnsanlara bir zaman gelir ki Kuran bir vadide, insanlar başka bir vadide olurlar.
[Hâkim; Tirmizi; Son Zamanlarla İlgiliHhadisler, sayfa 25]

“Kuran bir vadide, insanlar başka bir vadide olurlar.” Bizler Kuran’ı okuduğumuz halde, Kuran’ın hükümleriyle hükmetmiyoruz! Kuran’ın, İslam’ın, ALLAH’ın hükümlerini hiçe sayıyoruz!

Yarın mahşerde, bizlere ne buyrulacak biliyor musunuz? “Madem Kuran’ı okudunuz, okuduklarınızla neden amel etmediniz? Neden okuduklarınızla hükmetmediniz? Madem Kuran’ın hükümleriyle hükmetmediniz, Kuran’ı, ALLAH’ın kitabını neden okudunuz?” buyuracaklar biz cehennemlik sözde Müslüman kâfirlere!

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, onların yüzleri insan yüzü, kalpleri şeytan kalbidir. Kan dökücüdürler, çirkin hareketlerden kaçmazlar. Eğer sen onlara tabi olursan seni gözetirler. Eğer onlara güvenirsen, sana ihanet ederler. Onların çocukları ahlaksız, gençleri utanmaz olur. Yaşlıları ise iyiliği emretmez, kötülüğü sakındırmaz olur.
[Hatib; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 23]

İnsanların, dinden olmayan şeyleri dindenmiş gibi gösterip kabul ettirmeye çalışanların görüşlerini benimseyip farkında olmadan ALLAH’a ortak koştukları, ilmi geçim için öğrendikleri, dinlerini dünyalıklarına alet ettikleri bir zaman gelecektir.
[Deylemi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 68]

“İnsanların, dinden olmayan şeyleri dindenmiş gibi gösterip kabul ettirmeye çalışanların görüşlerini benimseyip farkında olmadan ALLAH’a ortak koştukları bir zaman gelecektir.”

1950 yılında Türkiye’de Başbakan olan Adnan Menderes Türkçe ibadeti kaldırdı, yerine Arapça ezan okutturdu. Kemalist köpekler, 18 yıl Türkçe ibadet adı altında; ALLAH yoktur dedirtemediler. Daha sonra Arapça ibadete izin verildi. Ama dinin hükümleri değiştirildikten ve Kuran’ı anlamayan bir nesil ortaya çıktıktan sonra izin verildi!

Hiç şüphe yok ki, İslam’ın usulleri birer birer bozulacak. Birisi bozulduğunda halk ötekine hücum edecek. İlk evvela "hükmü" kaldıracaklar, en sonra da "namazı" bozacaklar.
[Ravi: Hz. Ebu Ümâme Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 346]

Kâfirler bile islami film çektiklerinde; Kuran’dan ayetler söylenirken ayetin başında “Bismillahirrahmanirrahiym”, ayetin sonunda “Sadakallahül-Azıym” dendiğini biliyorlar. Ama bizim Kemalist Putperestler Türkiye’sinin din kitaplarında, ilmihallerde ayetlerin başında “Bismillahirrahmanirrahiym”, ayetlerin sonunda “Sadakallahül-Azıym” yazılmıyor, denilmiyor. Buradan şu anlam çıkıyor! Kemalist Putperestler Türkiye’sinde Kuran’ın ayetleri, başka bir kitaba yazıldığı zaman ALLAH’ın ayeti, sözü olmaktan çıkıyor demek ki! Bu yüzden Kemalist Putperestler Türkiye’sinde kitaplara yazılan ayetlerin başına “Bismillahirrahmanirrahiym”, ayetlerin sonuna “Sadakallahül-Azıym” yazılmıyor demek ki!

“Namaz sureleri” demişler değil mi? Kuran’da bulunan en kısa 10 sureyi seçmişler ve “namaz sureleri” demişler biz sözde Müslüman kâfirlere! Ezberlemesi kolay olduğu için Kuran’daki en kısa 10 sureyi “namaz sureleri” demişler bizlere! Biz gafillerde namazda bunlar okunur hesabı bunları okuyoruz sadece.

Namaz’da rükûdan doğrulurken “Semiallahu limen hamideh, Allhümme Rabbena lekel hamd, ALLAHU EKBER” dememiz gerekirken; “Semiallahu limen hamideh, ALLAHU EKBER” diyoruz değil mi?

Namazda selam verirken ‘’Esselamü aleyküm ve rahmetullahü ve berakatühü’’ dememiz gerekirken ‘’Esselamü aleyküm ve rahmetullah’’ diyoruz değil mi?

Kuran’a küfretmek için izlediğimiz televizyonların bulunduğu evlerimizde, Kuran’a küfretmek pahasına; parçalamamız gerekirken, çektirdiğimiz resimlerin bulunduğu evlerimizde kıldığımız namazları bile yanlış kılıyoruz!

Arap Alfabesi’ndeki okunuşlarının; dilimizde karşılığı olmadığı için, Türkçe okunuşlarıyla okuyarak kılıyoruz!

Kuran’a küfretmek için baktığımız televizyonlarda, Arapça konuşanların çektiği dini filmlerde; insanlar namaz kılarken kesiyorlar değil mi o bölümleri? Ya da namazı bizden farklı kıldıklarını fark etmeyelim diye seslerde “bip” diye kesinti oluyor, Kâbe’de namaz kılınırken canlı yayında yayınlıyorlar değil mi bazen? Bizim söylemediğimiz bir şey olduğunda bir hışırtı oluyor ya da kesiyorlar. Sözde Müslüman kâfir bizler anlamasın diye, kesiyorlar!

Cemaatle namaz kılıyoruz değil mi birde? Üzerinde resim olan nüfus cüzdanlarıyla, resim bulunan paralarla, resim bulunan kıyafetlerle namaz kılıyoruz! Kuran’a küfrederek namaz kılıyoruz!

İmamla, cemaatle namaz kılıyoruz bir de!

Bera Radıyallahu Anh anlatıyor: “Biz Resulullah Aleyhisselatu Vesselam ile birlikte namaz kılarken, Resulullah ‘Semiallahu limen hamideh’ deyince, bizden hiç kimse, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam alnını yere koyuncaya kadar, sırtını eğmezdi.
[Buhari, Ezan 52, 91, 133; Müslim, Salat 198, (474); Ebu Davud, Salat 75, (620, 621, 622); Tirmizi, Salat 208, (281); Nesai, İmamet 38, (2, 96); Kutub-i Sitte 2801. hadis]

Bizler; imam “Semiallahu limen hamideh, ALLAHU EKBER” der demez secdeye gidiyoruz değil mi? İmamın secdeye gitmesini beklemiyoruz!

Ebu Hüreyre Radıyallahu Ahh’dan rivayet edildiğine göre Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu: “Sizden biriniz, imamdan önce başını rükû ve secdeden kaldırdığı zaman, ALLAH’ın [başınızı] eşek başına çevirmesinden korkmuyor mu?
[Buhari, Ezan 53; Müslim, Salat 114-116; Tirmizi, Cum’a 56; Ebu Davud, Salat 75; Nesai, İmamet 38; İbn-i Mace, İkame 41; Riyazu’s-Salihin, İmam Nevevi, 1755. hadis]

İmam “Semiallahu limen hamideh” derken, rukudan doğruluyoruz ve hemen secdeye gidiyoruz, imamdan önce, imamla beraber fark etmiyor bizim için. Yarın mahşerde başlarımız eşek başına çevrilmiş umurumuzda mı? Biz namaz kılmış olalım yeter!

İmamın “önce sağına ve sonra soluna” selamını verdikten sonra bizlerin “önce sağa, sonra sola” selam vermemiz gerekirken, imam sağına selam verirken sağa, soluna selam verirken sola selam veriyoruz değil mi? İmamın selamını bitirmesini beklememiz gerekirken imamla birlikte selam veriyoruz!

O kadar eğitimleri var ama değil mi? Dini eğitimleri var. Mason Mustafa Kemal’in din âlimlerini İstiklal Mahkemeleri’nde astırmasından sonra, Hindistan’daki Müslümanların Halife’nin korunması için gönderdiği yardım paralarını kendine ayırdıktan sonra, İslam’ın hükümlerini bozmak için Hafız Yaşar’a ödemeler yapan Mustafa Kemalin lisanıyla; kendini hem peygamber, hem tanrı ilan eden Mustafa Kemale tapan putperestlerin oluşturduğu eğitim sistemiyle eğitiliyor imamlar!

İmam selamını bitirdikten sonra “sesli” olarak selam vermemiz gerekirken; bizler imamla beraber, selamını bitirmeden “sessiz” olarak, içimizden selam veriyoruz değil mi?

Kuran’ı makam ile okuyan bir imamın arkasında kılınan namazın tekrar kılınması gerekir.
[Halebi]

İmamlar Kuran’ı namazda bile makamlı okuyor değil mi? Kuran’a küfretmek için üzerimizde bulundurduğumuz resimlerle, şeytanın ezanı olan müzikleri dinlediğimiz cep telefonlarıyla kıldığımız namazlarda imamlar sureleri makamlı bir şekilde okuyor!

Namazı imamla yani cemaatle kılarken, imamla “tekbir” aldıktan sonra, imam okurken biz okumayız değil mi bir de? Hanefi Mezhebi’nin İmamı olan İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin fetvası böyle çünkü!

İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin fetvasına gelelim.

İmam-ı Azam Ebu Hanife öğrencileriyle sohbet ederken yanlarına 3 adam gelir. Adamlar “ALLAH’tan korkmuyor musun ey Ebu Hanife? Verdiğin fetvalarla Müslümanları yoldan çıkarıyorsun” derler. İmam Ebu Hanife’nin öğrencilerinden biri adamlara dönerek “Sen nasıl oluyor da yüce imamla böyle küstahça konuşabiliyorsun, söyle bakalım?” diye sorar. İmam Ebu Hanife öğrencilerine “sakin olmalarını” söyler. İmam Ebu Hanife “İnsanların her zaman kendilerine ALLAH korkusunu hatırlatacak birilerine ihtiyacı vardır” der. Adamlardan biri İmam Ebu Hanife’ye “Be adam, sen nasıl olurda cemaat namaz kılarken, imam Kuran okursa, arkasında namaz kılanların Kuran okumasına gerek yok dersin? Evet, bunu neye dayanarak söylüyorsun?” diye sorar. İmam Ebu Hanife adamlara “Sizin niyetiniz sadece inatlaşmak mı? Yoksa doğruyu kabul etmek mi? Onu söyleyin” der. Adamlar: “Biz senin hangi delile dayanarak konuştuğunu öğrenmek istiyoruz. Tabiki bir delilin varsa istiyoruz” derler. Bunun üzerine İmam Ebu Hanife “Tartışma ve müzakere bu şekilde olmaz ama aranızdan birini seçin ve ben bu hususta onunla tartışma yapayım, tamam mı?” diye sorar. Adamlar kabul eder ve “Aramızdan Müslim bin Yasir’i seçiyoruz” derler. İmam Ebu Hanife “Ben Müslim bin Yasir ile tartıştığım zaman, sizinle tartışmış sayılır mıyım?” diye sorar. Adamlar “Evet” diyerek onaylarlar. İmam Ebu Hanife “Müslim bin Yasir ikna olduğunda, sizler de ikna olmuş sayılacak mısınız?” diye sorar. Adamlar “Evet” diyerek onaylarlar ve “Müslim bin Yasir’in sözü bizim sözümüz, onun görüşü bizim görüşümüz, o bizim adımıza konuşacak” derler. İmam Ebu Hanife “Namazdaki imamda işte aynen böyledir, imamın okuyuşu, sizin okuyuşunuzdur. İmam arkasındakilere vekalet etmektedir aslında.” diyerek verdiği bu fetvanın açıklamasını yapar.

İmam Ebu Hanife’nin fetvası bu şekildedir. İmam Ebu Hanife fıkıh ilmine yönelmeden önce; bir gece yatağından fırlayarak uyanır. “Bir rüya gördüm, Fesubhanallah, neydi o, neydi o!” diyerek bağırır. Eşi, İmam Ebu Hanife’ye “Anlam çıkarmaya çalışma, bugünlerde kendini çok fazla yoruyorsun. Bütün gün, dükkânda çalışıyorsun. Daha sonra, ders ve ilim halkalarına katılıyorsun. Sadece bir kaç saat uyuyabiliyorsun” der.
İmam Ebu Hanife “Subhanallah, Subhanallah, Subhanallah-ül melik-ül kuddüs, meleklerin ve Cebrailin Rabbi! Gökleri ve yeri izzet ve kudretle yücelttin.” diyerek dua eder. Eşi İmam Ebu Hanife’ye “Kendini biraz toparla ve bana ne gördüğünü anlat” der. İmam Ebu Hanife gördüğü rüyanın etkisinden hala kurtulamamıştır, “Subhanallah, Subhanallah” demeye devam eder. Rüyasını anlatmaya başlar:
“Sanki cennetteki bir bahçenin ortasındaydım. ALLAH Rasulünün kabrinin yanı başındaydım. Şu iki elimi kabre sürüyordum. Sanki inci ve mercan gibiydim ya da amber ve yakut gibi ya da altın ve gümüş gibi. Birden parlak bir ışık her yeri, evet her yeri kapladı, göğsüne göğsüne yağıyordu. Sonra inceden bir sel başladı. Serin ve tatlı bir suyun akması gibi bir şeydi. Kupkuru bir ağza doğru. Suya hasret kalmış bir ağza doğru. Birden gaipten bir ses geldi. ‘Ne yaptın? Şuan da Habibi Mustafa’yla, O’nunla birliktesin, ALLAH’ın selamı onun üstüne olsun.’ dedi. Hemen O’nu göğsüme bastırdım. Gücüm yettiğince sıktım. Birden korkuyla uyandım. Sonra.”
İmam Ebu Hanife buraya gelince gözyaşlarını tutamaz ve ağlamaya başlar. Eşi İmam Ebu Hanife’ye “Sakin ol Numan, kendine gel. O’nu sevdiğin için ve O’na tutkun olduğun için O’nu bağrına bastın. Bu hayırlı bir rüyadır inşallah” der. İmam Ebu Hanife “Mutlaka, bu rüyayı yorumlatmalıyım” der. Eşi “Neden gidip, bu konuyu bir âlime sormayı düşünmüyorsun?” diye sorar. İmam Ebu Hanife “Eğer Enes bin Malik yaşıyor olsaydı, O’na giderdim. ALLAH rahmet etsin, o basireti açık, büyük bir sahabeydi.” der. Eşi; “O’ndan başka sorabileceğin kimse yok mu?” diye sorar. İmam Ebu Hanife “İbn-i Sirin uzun bir süre, Enes bin Malik ile birlikte yaşadı ve O’ndan çok şey öğrendi. Şimdi Basra’da yaşıyor. Gün doğar doğmaz kalkıp O’na gideceğim. O beni aydınlatır” der.
Sabah İbn-i Sirin’in yanına giden İmam Ebu Hanife, eve geldikten sonra İmam Ebu Hanife’nin eşi “Ne oldu Numan? İbn-i Sirin sana ne söyledi?” diye sorar. İmam Ebu Hanife “İbn-i Sirin ‘bu rüyanın sahibi daha önce hiç kimsenin erişemediği bir ilme sahip olacaktır’ dedi” der. Eşi “ALLAH’ım.” der. “Hiç kimsenin erişemediği mi?” diye sorar. İmam Ebu Hanife “İbn-i Sirin böyle dedi.” der. Eşi “Sende bundan başka ne istiyordun ki? Müjdeler olsun sana! Bu tür rüyaları İbni Sirin’in Hz. Yusuf gibi yorumladığını söylerler.” der. İmam Ebu Hanife eşine “Peki, ya yorumu doğru çıkarsa Fatıma?” diye sorar? Eşi “Keşke doğru çıksa! Sende asırlar boyunca insanların birbirine aktaracağı bir ilme sahip olmak istemez misin?” diye sorar. İmam Ebu Hanife “Bunu isterim. Ama korkuyorum. Bir insanın kalbinde korkuyla ümidin birlikte olması ne kadar zormuş.” der. Eşi “Ümidi anlıyorum, peki bu korku niye? Bu ilimle kıyamete dek, bütün insanların alacağı kadar sevap kazanmaktan mı korkuyorsun?” diye sorar. İmam Ebu Hanife “Kim bilir belki de kıyamete kadar ki günahlarını yükleneceğim Fatıma” der.

İmam Ebu Hanife imam okurken cemaatin Kuran okumasına gerek olmadığına dair verdiği fetvası ve verdiği diğer fetvalardan sonra bir gece rüya görür. Rüyasını annesine ve hanımına anlatır. Rüyasında, kendini Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in kabri başında, diz çökmüş bir vaziyette ellerini açmış olarak dua eder şekilde görür. Annesi ve hanımı “bu rüyanın hayırlı olduğunu ve Resulullah’a olan sevgisinden dolayı” böyle bir rüya görmüş olabileceği yorumunu yaparlar. İmam Ebu Hanife “İnşallah sizin yorumladığınız gibidir. Ancak bana göre bu rüyanın yorumu: ‘Verdiğim hükümlerle amel eden Müslümanların, günahlarını yüklendiğim için, kıyamete kadar yüklendiğim günahların affı için dua edeceğimdir.’ “der.

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz zamanında Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in zamanından sonraki cemaatle kılınan namazlarda imamın arkasındaki cemaatin de namaz da Kuran okumaktadır! İmam Ebu Hanife’nin bu fetvasıyla imamla namaz kılanlar, Hanefi mezhebinden olan imam okurken namazda Kuran okumuyor!


Şeytan, bundan sonra bazı kötü huylar üzerine durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı.
Namaz:
“Ya Muhammed, namazı vaktinde kılana gelince. Onu da anlatayım. Müslüman ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm. Derim ki: ‘Henüz vakit var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.’ Böylece namazını vaktinin dışında kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. Şayet o kimse, beni yenerse, ona insan şeytanlardan birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O, bunda da beni yenerse, bu sefer onun hesabını namazda görmeye bakarım. O namazın içinde iken ‘Sağa bak, sola bak’ derim. O da bakar. O ki böyle yaptı, yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona ‘sen, edebi yaramaz bir iş yaptın.’ derim ve onun huzurunu bozarım. Sen de bilirsin ki ya Muhammed, her kim namazda, sağa ve sola çokça bakarsa, ALLAH onun namazını kabul etmez. Bunda da yenilirsem, yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına giderim. Ve ona, çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun gagası ile yerden bir şeyler topladığı gibi! Bu işi, ona yaptırmakta da başarı kazanamazsam, bu sefer cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada onun başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rükudan kaldırırım. İmamdan evvel de, secde ve rüku yaptırırım. İşte… o böyle yaptığı için, kıyamet günü, ALLAH onun başını eşek başına çevirir. O kimse, bunda da beni yenerse, bu defa ona namaz içinde parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Bunda da ona yenilirsem, bu sefer ona tekrar girerim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa. Onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte, bundan sonra o kimse hep bize itaat eder, sözümüzü dinler, dediklerimizi yapar.”
[Muhyiddin-i Arabi//Seceret’ül Kevn]

“Ve ona, çabuk çabuk kılmasını emrederim.” Namaz bir yükmüş gibi hızlı hızlı kılıyoruz değil mi?

“Başını imamdan evvel secdeden ve rükudan kaldırırım. İmamdan evvel de, secde ve rüku yaptırırım. İşte… o böyle yaptığı için, kıyamet günü, ALLAH onun başını eşek başına çevirir.” Namazı kılalım da imamdan evvel olsun, imamdan sonra olsun, namaz kılmış olmamız yeterli değil mi?

“Bunda da ona yenilirsem, bu sefer ona tekrar girerim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa, onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır.”

Dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır! Dünyevi düşüncelere dalar! Dünya malını düşünür! İmam Ebu Hanife’nin bu fetvasıyla imam namaz esnasında sure okurken, dinleyen bizler de dünyalık düşünüyoruz değil mi? Dünyevi konuları düşünüyoruz!

“İmam Ebu Hanife’nin bu kadar ilmi var, bu kadar bilgisi var! Nasıl böyle bir fetva verir? Hem kendi zamanın müçtehidi değil mi?”

İslam âlimleri buyuruyor ki:

İbn-i Hibban’ın bildirdiği hadis-i şerifte, Resulullah, develerin boyunlarındaki çanları çıkarmıştır. Hâlbuki çan şehveti tahrik etmez. Çan bulunan yere rahmet melekleri girmiyor. Artık çalgıyı, çalgı aletlerini siz düşünün.

Şeyh-ul-İslâm Ahmed İbn-i Kemal Efendi Hazretleri Kırk Hadis kitabında buyuruyor ki:
“Bütün çalgı aletlerini kırmak ve domuzları öldürmek için gönderildim” Bu hadis-i şerif, her çeşit çalgıyı ve domuz eti yemeyi yasak etmektedir.

Hazret-i Ebu Bekir, iki küçük cariyenin def çalıp şarkı söylediklerini gördü ve onları azarlayarak “Şeytanın çalgısını mı çalıyorsunuz?” dedi.
[Buhari]

İbn-i Ömer hazretleri, ihramlı bir toplulukta şarkı söyleyen birine, “Allah senin ibadetini kabul etmesin” dedi.
[İbn-i Ebid-dünya]

Ashabı Kiram’dan Enes bin Malik hazretleri “En pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi.
[İbn-i Ebid-Dünya]

İbn-i Abbas hazretleri, “Çalgı aletleri haramdır” dedi.
[Beyheki]

Âişe validemiz, bir evde şarkı söyleyen birini görünce ona, “Yazıklar olsun sana. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı” dedi ve onu çıkardılar.
[Buhari]

Fudayl bin İyad Hazretleri, “Müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir” dedi.
[İbni Ebid-Dünya]

Şeyhül İslam Ahmed İbn-i Kemal Paşazade, Risale-i Münire’de buyuruyor ki:
Cevâhir-i Fetâvâ kitabında “Raks [oyun], şarkı ve çalgı haramdır!” diyor. İstihsân kitabında çalgı dinlemenin haram olduğu bildiriliyor. Hidâye kitabının sahibi, “Şarkı söyleyenin şahitliği kabul edilmez” diyor. Tefsir âlimlerinin büyüklerinden İmam-ı Kurtubi, şarkı söylemek, ney çalmak ve raks etmek icma ile haramdır diyor. Abdülkadir-i Geylani’nin “Raksa[dansa, şarkı söylemeye] helal diyen kâfir olur!” fetvası vardır.
[Vesiletü'n Necat kitabı]

Şeyh Muhammed Rebhami Hazretleri buyuruyor ki:
Saz, tambur, tef, ney ve diğer çalgı aletlerini çalmak, ALLAH’ın emrini tutmamak olur.
[Riyad-ün-Nasıhin]

İmam-ı Şarani Hazretleri buyuruyor ki:
“Hakim-i Tirmizi’nin Nevadiru’l Usul adındaki kitapta rivayet ettiği hadis-i şerifte Resul-i Ekrem efendimiz, “Her kim şarkı sesine kulak verirse, onun ruhanileri dinlemesine izin verilmez!” buyurdu. Oradakilerden biri tarafından, “Ya Resulallah, ruhaniler kimlerdir?” diye soruldu. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam da, “Cennet ehlinin okuyucularıdır” buyurdu.
[Muhtasar-ı Tezkire-i Kurtubi]

İmam-ı Birgivi hazretleri buyuruyor ki:
Saz dinlemekten kulaklarını korumalıdır.
[Risale-i Birgivi]

Şarkı ve müzik, şeytani duyguları harekete geçiren en etkili unsurlardan biridir.
[Mecmu-ul Fetava]

Şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır.
[İmam-ı Kurtubi]

Şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu konusunda icma vardır.
[İbn-i Salâh]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: İmam-ı Şami, Mültekıt kitabında “Hiçbir âlim, teganniye mubah demedi” buyurdu.
[Mektubat-ı Rabbani, 266]

Kuran’ı şarkı söylercesine okumak haramdır.
[Fetava-i Bezzâziyye]

Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile bildirildi.
[Makamat-ı Mazheriyye]

Çalgı çalarak veya oyun arasında Kuran okuyan kâfir olur.
[Tergib-üs-salât]

Dümbelek, ney, saz çalmak haramdır.
[Tahtavi şerhi]

Kuran’ı makam ile okuyan bir imamın arkasında kılınan namazın tekrar kılınması gerekir.
[Halebi]

Kuran’ı, Arap şivesine uygun, tecvit ile ve güzel ses ile okumalıdır. Ebu Davud’daki hadis-i şerifte, “Kuran’ı güzel sesle okuyun!” buyuruldu. Yani "ALLAH’tan korkarak okuyun" demektir. Bu da, tecvit ilmine uyarak okumakla olur. Yoksa harfleri, kelimeleri değiştirerek, manayı, nazmı bozarak makam ile okumak haramdır.
[Berika]

Makamlı okumak, şarkı söylemek, çalgı aletleri haramdır.
[Tıbb-ün-nebevi]

Kuran’ı makamlı, şarkı söylercesine okumak ve dinlemek haramdır. Burhâneddin-i Mergınânî hazretleri buyurdu ki:
Kuran’ı makamlı, şarkı söylercesine okuyan hafıza, ne güzel okudun diyen kimsenin imanı gider. Tekrar kelime-i şehadet getirerek Müslüman olması gerekir. Kuhistânî de, böyle yazmaktadır.
[Dürr-ül-müntekâ]

Şarkı söylemek ve dinlemek haramdır. Tekkelerde ilahiler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek haramdır. Şimdi, dinden haberi olmayan münafıklar, böyle tarikatçılık yapıyorlar.
[Fetava-yı Hindiyye 5/352]

Allame Zahirüddin bin Cafer diyor ki:
Mevlitte çalgı, şarkı, raks gibi şeyler yapmak büyük günah olur!
[Mektubat]

Kitab-ül-Kırare’deki hadis-i şerifte, kıyamet alametleri sayılırken, Kuran çalgılardan okunur, [şarkı söylercesine, makamlı okunur] buyruluyor.
[Tergib-üs-salât]

Ney de, diğer çalgılar gibi asla caiz değildir. Eğlence ve para kazanmak için şarkı söylemek haramdır. Her çalgıyı çalmak ve dinlemek, raks etmek caiz değildir.
[Redd-ül Muhtar]

ALLAH aşkı ile dolmuş, evliyanın büyüklerinden olan Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri, ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı. Musiki dinlemedi ve raks etmedi. Zikrin kalp ile sessiz olacağını Mesnevi’de bildirmektedir.
[Saadet-i Ebediye]

Şarkı, çalgı ile başkalarını eğlendiren şahit olamaz, şahitlik yapamaz!
[Mecelle m. 1705]

Her çalgı haramdır.
[Ahlak-ı Alaiyye]

Tef, tambur ve her çeşit çalgıyı evinde, dükkânında bulundurmak, kendisi kullanmasa bile, satmak, hediye etmek, kiraya vermek haramdır.
[Berika]

Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehridir, kalbi karartır.
[Dürr-ül Mearif]

Harama helal diyen ve haramı ibadete karıştıran kâfir olur.
[Saadet-i Ebediye]

Her çeşit çalgı dinlemek haramdır.
[Fetava-i Bezzaziyye; Hadika; Ahlak-ı Alaiyye]

Müzik bütün dinlerde büyük günahtır.
[Dürr-ül-Münteka]

İncilin yasakladığı müziği, sonradan papazlar Hıristiyanlığa soktu.
[Mevahib-i Ledünniyye Şerhi, Zerkani]

Müfessirler, İsra suresinin 64. âyetinde şeytana, (Vestefziz... bi savtike [Sesinle oynat]) demenin çalgı ile oynat demek olduğunu, bu âyetin, her çeşit çalgıyı haram ettiğini bildirmişlerdir.
[Şeyhzade]

Lokman suresinin 6. âyetindeki “lehv-el hadis” ifadesini âlimler şarkı, çalgı aleti olarak bildirmiştir. İbn-i Mesud Hazretleri yemin ederek “lehv-el hadis”ten kasıt, çalgı aleti ve şarkı olduğunu söylemiştir.
[Tefsir-i İbn-i Kesir, Tefsir-i medarik//İbni Mesud gibi büyük bir zata inanmayan cahillere ne denir ki?]

İlk makamlı okuyan, şarkı söyleyen şeytandır.
[Taberani]

Sesini şarkı söyleyerek yükseltene şeytan musallat olur.
[Deylemi]

Rahmet melekleri çan, zil, çıngırak bulunan yere girmez.
[Nesai]

Melekler köpek ve çan bulunan topluluğa yaklaşmaz.
[Müslim; Ebu Davud; Tirmizi]

Çan şeytanın çalgı aletidir.
[Müslim; Ebu Davud; Nesai]

Şarkıcı kadını dinlemek, yüzüne bakmak haramdır.
[Taberani]

ALLAH [c.c.] Zurna, gırnata, ut, tef gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emretti.
[İbn-i Ahmed]

Bir zaman gelecek, zina, içki ve çalgıyı helal sayanlar çıkacaktır.
[Buhari]

Şarkı kalp de nifak meydana getirir.
[Beyheki]

Suyun otu büyüttüğü gibi, şarkı, oyun ve eğlence kalp de nifakı büyütür.
[Deylemi]

Rabbim içkiyi, kumarı, darbukayı ve şarkıcı kadınları haram kıldı.
[İbn-i Ahmed]

İçkilere başka isim verilerek içilir. Çalgılarla eğlenirler. ALLAH onları yere batırır, domuz ve maymun haline getirir.
[İbni Mace]

Şunlar zuhur ederse, ümmetimin helaki hak olur: Lanetleşmeler, içkiler, çalgılar ve erkeğin erkekle, kadının kadınla ilişkiye girmesi.
[Deylemi; Hâkim]

Çalgı aletlerini, putları yok etmek için gönderildim.
[İbn-i Ahmed; Ebu Nuaym; İbn-i Neccar]

Şeytana “Çalgılar müezzinin, yazıların dövme, elçin kâhinler ve falcılardır” denildi.
[İbn-i Ebid-dünya, İbni Cerir, Taberani]

İki ses lanetlidir: Nimete kavuşunca çalgı, musibete maruz kalınca feryat.
[Bezzar]

Nimete kavuşunca çalgı çalmak ilahi gazaba sebep olur.
[Deylemi]

Şarkılar, içkiler yayılınca, yere batmalar görülür.
[Tirmizi; Ebu Davud; İbni Mace]

Kuran çalgı aletleriyle okunmadan önce hayırlı amel işlemekte acele edin.
[Taberani]

Kuran çalgı aletleriyle okunduğu zaman ölebilirsen öl.
[Taberani]

Kuran’ı çalgı aletlerinden okuyanlara ALLAH lanet eder.
[Müsamere]

Belaya maruz bırakan 15 kötü âdetten biri çalgıların yayılmasıdır.
[Tirmizi]

Gözün zinası [harama] bakmak, kulağın zinası [haram şeyleri] dinlemektir.
[Müslim]

Resulullah çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı.
[Begavi]

Tabiinin büyüklerinden Nafi anlatır: Abdullah ibn-i Ömer ile beraber gidiyorduk. Ney sesi işittik. Abdullah, kulaklarını parmakları ile kapadı. Oradan hızla uzaklaştık. “Ney sesi daha işitiliyor mu?” dedi. “Hayır, işitilmiyor” dedim. Parmaklarını kulaklarından ayırdı. “Resulullah da böyle yapmıştı” dedi. Nafi, sonra dedi ki, “ben o zaman çocuk idim.” Bundan anlaşılıyor ki, Nafi’ye kulaklarını kapamasını emretmemesi, çocuk olduğu için idi. Çünkü çocuk isteyerek dinlese de ona günah olmaz. Yoksa Abdullah takvası sebebi ile kulaklarını kapattı demek doğru değildir. Nafi, böyle yanlış anlaşılmaması için, çocuk olduğunu bildirdi.
[Eşiat-ül-lemeat]

Tasavvuf müziği diye bir şey yoktur. Müzik, nefsin gıdası, ruhun zehridir, kalbi karartır.
[Dürr-ül Mearif]

Arkadan çekiştirmek veya devamlı ipek giymek yahut devamlı çalgı dinlemek gibi günahlara devam etmek kalbin kararmasına yol açar.
[imam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 580]

İçki içmek ve çalgı dinlemek gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsine tövbe etmek gerekir.
[İhya-u Ulumiddin, imam Gazali, 4/65]

Herkes dünyadaki işine göre diriltilir. İçki içenler, sarhoş olarak; çalgıcı, çalgı çalarak diriltilir.
[Dürre-tül Fâhire fî-Keşf-i Ulûm-il-Âhıre – Kıyamet ve Ahiret, sayfa 36]

Çalgı dinleyenin veya ipek giyenin şahitliği kabul edilmez.
[İhya-u Ulumiddin, imam Gazali, 4/41]

Davet edildiği yerde günah bir şey varsa, mesela duvarda canlı resimleri varsa yahut çalgı çalınıyorsa, kadın erkek karışık ise böyle bir davete gidilmez.
[imam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 207)

Ut ve saz çalmak haramdır.
[imam Gazali, Kimya-yı Saadet, sayfa 231]

Çalgı aletlerinin üretiminden kaçınmak, zulümden kaçınmak olur.
[İhya-u Ulumiddin, imam Gazali, 2/218]

Mevlana Celaleddin Rumi ve Musiki

Sual: Mesnevi’de, [Dinle neyden…] deniyor. Buradaki ney’den maksat çalgı mıdır, yoksa bir benzetme mi yapılmıştır?
CEVAP:
Ney çalgıdır; fakat buradaki ney çalgı değildir. Çalgının her çeşidi haramdır. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri buyuruyor ki:

Mesnevinin birinci beytinde, [Dinle neyden, nasıl anlatıyor, ayrılıklardan şikâyet ediyor] deniyor. Burada neyden maksat, İslam dininde yetişen kâmil, yüksek insan demektir. Bunlar, kendilerini ve her şeyi unutmuştur. Zihinleri her an, ALLAH’ın rızasını aramaktadır. Ney, Farsça’da, “yok” demektir. Bunlar da, kendi varlıklarından yok olmuştur. Ney denilen çalgı, içi boş bir çubuk olup, bundan çıkan her ses, onu çalan kimseden meydana gelmektedir. O büyükler de, kendi varlıklarından boşalıp, kendilerinden, ALLAH’ın ahlakı, sıfatları ve kemalatı ortaya çıkmaktadır. Ney’in üçüncü manası, kamış, kalem demektir ki, bundan da, insan-ı kâmil kastedilmektedir. Kalemin hareketi ve yazması kendinden olmadığı gibi, kâmil insanın hareketleri ve sözleri de, hep ALLAH’ın ilhamı iledir.
[Mesnevi şerhi]

KISACA CELALEDDİN MUHAMMED RUMİ: Evliyanın büyüklerindendir. Mekatibi şerifenin 107. mektubunda diyor ki, Mevlana Celaleddin Rumi, Ehl-i sünnet Evliyasının büyüklerindendir. 1207 de Belh şehrinde doğup, 1273 de Konya’da vefat etti. Babası Sultan-ül-Ulema Muhammed Behaeddini Veled büyük âlim ve Veli idi. Daha çocuk iken babasının kalbindeki ilimlere kavuştu. Nefehat da diyor ki, Beş yaşında iken Kiramen Katibin meleklerini, Evliyanın ruhlarını ve sokakta dolaşan cinleri görürdü. Babası, oğlu ile Hicaz’a, sonra Şam’a ve Konya’ya geldi. Babası ölünce, oğlu ders verirdi. Önce Babasının halifesi olan Seyyid Bürhaneddin Tirmüzi’den 9 sene ilim öğrendi. Seyyid Bürhaneddin Kayseri’de defnedilmiştir. Bundan sonra, Şemseddini Tebrizi gelip irşat eyledi. Ney ve dümbelek çalmadı. Dönmedi, raks etmedi. Bunları, sonra gelen cahiller uydurdu. Divan-ı Kebir de 30 bin, Mesnevi de 47 bin beyt vardır. Farisidirler. Türkce şerhleri çoktur. Nakşibendi tarikatının büyüklerinden Abdullah-i Dehlevi hazretleri, Üç kitabın eşi yoktur. Bunlar Kuran, Buhari Şerif ve Celaleddini Rumi’nin Mesnevi’sidir buyurdu. Yani, Evliyalık yolunun faziletlerini bildiren kitapların en üstünü Mesnevi’dir. Evliyalık ve nübüvvet yollarının faziletlerini ve inceliklerini bildirmekte ise, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubâtı’nın eşi yoktur. Görülüyor ki, tasavvuf büyükleri, birbirlerini sever ve överlerdi. Abdullah-ı Dehlevi Hazretleri, 107. mektupta buyuruyor ki: O, Evliyanın büyüklerinden ve Ehl-i sünnet ve cemaat âlimlerinden idi.

Şimdi Sünnet Seniyye Hadis'i Şerif ve Kuran’a ve Ehl-i Sünnete bu kadar bağlı olan bir büyük zatın diğer Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği hükümlere, hadislere ve Kuran’a aykırı olarak müziğe helal dedi demek çok büyük bir iftira ve cahilliktir. Bunu yapanların bilmesi gerekir ki Mesnevi'deki ney'den kasıt Kendini ALLAH [c.c.] da yok eden “Kâmil İnsan” demektir. Ney, Farsça’da, yok demektir.

Bu kadar açık ve net olan Ney kelimesini tutup Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri müziğe helal dedi diye anlamak apaçık cahillikten başka bir şey değildir. Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’ne ait olmayan bir sözü Mevlana Celaleddin Rumi söylemiş gibi göstermek, iftira atmak düpedüz Ehl-i sünnete ve Peygamber Efendimiz’e ve ALLAH’a iftira atmak olur. Çünkü Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri yukarıda da Müziğin haram olduğunu beyan eden yüzlerce hadis, yüzlerce Ehl-i sünnet âlimi ve Kuran’a aykırı davranmaz, her sözü diğer âlimler gibi bu yola uygundur.

ALLAH’ın rızası, haram ettiği, yasak ettiği şeylerde olmaz, yani haramları işleyerek Allah’ın rızası kazanılmaz. Aksine, bu haramları terk ederek kazanılır.
[Tam İlmihal / Dinimiz İslam]


Mevlana Celalaeddin Rumi’nin ney eşliğinde sema ettiği anlatılır değil mi bizlere? Mevlana Celaleddin Rumi de kendi zamanının müçtehidiydi.

Gelişen şartlara ve yaşadıkları zamana göre dinin hükümlerini bildirmesi gereken müçtehit âlimler; değişen hayat şartları ve koşullara göre hükümleri bildirmeleri gerekirken; Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz zamanından beri süre gelen hükümler hakkında, dini konular hakkında da fetva veriyorlar! Bir yandan yaşadıkları dönemin şartlarına göre, hükümleri bildirirken, bir yandan da uygulanmakta olan hükümlerin, yanlış fetva vererek değişmesine sebep oluyorlar.

İmam Ebu Hanife “imam namazda Kuran okuduğu için, cemaatin Kuran okumasına gerek olmadığına” dair fetva veriyor, Aleyhisselatu Vesselam Efendmiz zamanında kılınan namazlarda; imamlığını Aleyhisselatu Vesselam efendimizin yaptığı cemaat namazlarında bile, cemaat Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in ardında sure okuyor! İmam Ebu Hanife’nin fetvasından sonra, Hanefi mezhebinin mensupları imam okurken Kuran okumuyor. Bu en çok kimin işine yarıyor? ŞEYTANIN!

İmam Ebu Hanife’nin fetvasından sonra insanlar namaz kılarken, şeytanın oyuncağı oluyor! Mevlana Celaleddin Rumi’nin Mesnevi’sindeki bir kelimeden dolayı “Ney” çalarken “sema” ettiği öne sürülüyor. En sağlam Hadis kaynağı olarak gösterilen İmam Buhari’nin Sahih-i Buhari isimli Hadis kitabında tek bir rakamın, sadece 1 rakam eksikliğinden dolayı Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e iftiralar atılıyor!

Allah her 100 sene başında İslam dininde olmayan şeyleri İslam’dan çıkarmak için, zamanın şartlarına göre hüküm vermesi için ilim sahibi âlim gönderir.
[Sünen-i Ebu Davud, 5/100]

ALLAH her 100 sene başında müçtehit âlimler göndermiştir.

Müçtehit âlimler verdiği fetvalarda isabet ettirirse 2, yanlış fetva verirse 1 sevap alır!
[İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 11/523-524.]

Ünlü dinsiz Abdülkerim bin Ebil Avca öldürülmeden önce şu dehşetli açıklamayı yapar: "Siz beni öldürüyorsunuz ama ben dininizde helali haram, haramı helal yapan 6000 hadisi tahrif ettim, 4000 hadis uydurdum.” Ahmed bin el Cuveybari, Muhammed bin Ukeşa ve Muhammed bin Temim'in Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz hakkında 10.000'den fazla hadis uydurdukları söylenir.
[İbn-i Hacer, Lisanu'l Mizan]

Sadece 3-4 kişinin 15-20 bin hadis uydurduğunu göz önüne alalım!
Bir konuda kesin bir hüküm veren tek bir hadis varsa; 1 milyon değil, 1 milyar hadis âlimi sahih dese, 1 milyon hadis kitabında yazsa, bir milyar hadis âlimimin sahih dediği hadisleri bırakıp, kesin hüküm içeren tek hadise göre hareket etmemiz gerekiyor!

“İnsanların, dinden olmayan şeyleri dindenmiş gibi gösterip kabul ettirmeye çalışanların görüşlerini benimseyip farkında olmadan ALLAH’a ortak koştukları bir zaman gelecektir.”

Sakallarımızı keseriz değil mi birde?

SAKAL!

Sakalın İslami şartlara uygun olması gerekir. Âlimler bu edebi bozan durumları tespit etmişlerdir. İmam Nevevi, Müslim şerhinde şu açıklamayı yapar: “İranlılar sakalı tıraş ederlerdi, İslam şeriatı bunu yasakladı. Erkekler için sakalı tıraş etmek haramdır.”
[Kutub-i Sitte]

Sakala kıymet vermeyen kâfir olur. Yüzünü, kadın gibi parlak yapmak, kadınlara benzemek için sakal kazıtmak, çeneyi kazıyıp, yanaklar üzerinde uzatmak haramdır. Çünkü erkeklerin kadınlara ve kadınların erkeklere benzemeleri haramdır!
[Kimya-yı Saadet/İmam Gazali]

Erkeğe benzemeye çalışan kadın, kadına benzemeye çalışan erkek bizden değildir!
[İ. Ahmed]

Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere ALLAH lanet etsin!
[İmam Taberani ]

“Sakala kıymet vermeyen kâfir olur!” Biz sakallarımızı kesiyoruz değil mi sürekli? Askeriyede her gün kestiriyorlar! Devlet dairelerinde, çalıştığımız işlerde, özel sektörlerde çalıştığımız işlerde sakal bırakmak yasaklanmış!

“Yüzünü kadın gibi parlak yapmak!” Sinekkaydı tıraş oluyoruz değil mi? Çalıştığımız yerlerde böyle olmasını istiyorlar. Eşlerimiz, sevgililerimiz de sakalı sevmiyorlar değil mi?

“Sakala kıymet vermeyen kâfir olur.”

ALLAH’ın birtakım melekleri vardır, onlar şöyle yemin ederler: “Âdemoğullarını sakal ile süsleyen ALLAH’a yemin ederiz.” Sakal, yaradılışın tamamlayıcısıdır. Dış görünüşte erkek, kadından sakal ile ayrılır.
[İhya’u-Ulumiddin, Rub’u’l-İbadat, sayfa 388, İmam Gazali.]

Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere ALLAH lanet etsin!
[İmam Taberani ]

Biz kadınlara benzemek için sakalları kesiyoruz değil mi? Sinekkaydı, pürüzsüz tıraş oluyoruz! Kurallar var değil mi? ALLAH’ın hükmünü hiçe sayan kurallar! ALLAH’ın hükümlerini bırakmışız, ALLAH’ın hükümlerini hiçe sayan hükümleri uyguluyoruz!

Bir kimse Lut kavminin amelini yapar halde, tövbe etmeden vefat ederse, kabri onu onların arasında oluncaya kadar yanlarına götürür. Ve kıyamette de onlarla beraber diriltilir.
[Ravi: Hz. Vekî' Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 444]

10 şey vardır ki, Lut kavmi onları yapmış ve o yüzden helak edilmiştir. Ümmetim ise onlara bir de kendisi katar: erkek erkeğe münasebet, fındık gibi topaç taşlarını sapanla atmak, güvercinle oynamak, tef çalmak, içki içmek, sakal kesmek, bıyık uzatmak, ıslık çalmak, el çırpmak, ipek gömlek giymek. Bir tane de ümmetim ilave eder ki, o da kadın kadına münasebette bulunmaktır.
[Ravi: Hz. Hasan Radıyallahu Anh, Ramuz-el E-Hadis, sayfa 315, Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi]

Şu 10 şey Lut kavminin ahlakındandır: Meclislerde fiske taşı atmak, erkeklerin sakız çiğnemesi, yol üstünde misvak kullanmak, ıslık çalmak, güvercinle oynamak, sapanla taş atmak, sarığı gerektiği şekilde takmamak, kumar oynamak, erkeklerin parmaklarına kına yakması, göğsü açık gezmek ve çarşıda açık bacakla gezmek.
[Ravi: Hz. İbn-i Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El-Ehadis, Sayfa 316, Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi]

“Fındık gibi topaç taşlarını sapanla atmak.” Sapanla taş atmak? Çocukluğumuz sapanlarla kuş kovalamakla geçti değil mi?

“Güvercinle oynamak.” Güvercinleri kümeslerde besliyoruz, sadece güvercinleri değil, her türlü kuşu kafeslerde besliyoruz.

“Tef çalmak.” Biz tefte çalmıyoruz değil mi artık? Sazlar, gitarlar, piyanolar, orglar, her türlü müzik aletini çalıyoruz. Şeytanın ezanlarını söylüyoruz. Şeytanın ezanlarını çalıyoruz.

“İçki içmek.” Adım attığımız her yerde içki satılıyor.

“Islık çalmak.” Canımız sıkıldığında ıslık çalıyoruz değil mi? Ya da sesimizi duyuramadığımız zaman, duysunlar diye ıslık çalıyoruz! Şeytanın ezanı olan ıslığı çalıyoruz!

“El çırpmak.” Hoşumuza giden bir şey olduğunda alkışlıyoruz! “Bravo, helal olsun” diyoruz. Şeytanın ezanlarını seslendirenleri, Kuran’a küfretmek için resim çektirenleri, Kuran’a küfretmek için evlerimizde bulundurduğumuz televizyonlarda boy gösterenleri alkışlıyoruz!

“Erkeklerin sakız çiğnemesi.” Sığırların geviş getirmesi misali sakız çiğniyoruz değil mi? Can sıkıntısı! Canımızın sıkıntısı geçsin de nasıl geçerse geçsin! Sakız çiğnerken ağzımız sürekli hareket ettiğinden midemiz sürekli çalışıyor ve karnımız acıkıyor. Hoşumuza ne giderse, nefsimiz ne isterse onları yiyoruz! Ne olduğuna bakmadan; üstelik Tuz Gölü’nden elde edilen tuzları kullanarak yaptığımız yemekleri yiyoruz!

“Sarığı gerektiği şekilde takmamak.” Sarık takmıyoruz ki, nasıl gerektiği gibi takalım?

Neden sarık takmıyoruz?
MASON MUSTAFA KEMAL GELDi, NE YAPTI? Şeriatı kaldırdı. Yerine küfrün, kâfirin kanunlarını getirdi. Şeriatın gelmemesi ve getirdiği kanunların yaşaması için ne yaptı? Mahkemeler kurdu, istiklal mahkemeleri, örfi idare mahkemeleri, olağanüstü mahkemeler. Darağaçlarını da sıraladı. Ankara’dan Konya’ya kadar darağaçları sıralandı. Kimler asılacak? Başta kuvvetli ve cesaretli hocalar. Kimler asılacak? Dinine bağlı olan Müslümanlar! Kim bunları yargılayacak? İşte şeriatı kaldırıp, yerine küfrün kanunlarını getirenler. Ne yapacak? Mahkemeler kuracak, eline kendisinin yaptığı kanunları verecek ve diyecek ki: “kimi gözün tutuyorsa, kimden tehlike seziyorsan; kimin şeriatı savunacağını, inkılaplara karşı çıkacağından endişe duyuyorsan onların gözünün yaşına bakmayacaksın.” “Şapka’ya karşı” dendi. İskilipli Muhammed Atıf Hoca Sarığı çıkarıp şapka giymediği için Taksim Meydanı’nda Asıldı! Başına şapka takıp, 7 gün darağacında beklettiler. Meclis dosyalarını inceleyin. Ne diyor adam? Dediler ki “1000 kişi asıldı.” Tek bir cellat “sadece benim elimden binlerce adam geçti” diyor. “1000’de 1000 değil. Binlerce kişiyi sadece ben astım!” diyor. Tarih bunları kaydediyor. Bunların hepsinin hesabı sorulacak. Geliyor, adamın hiç haberi yok. Gecenin bir vaktinde; evinden adamı alıyorlar, sorgusuz sualsiz ipe çekiyorlar. Konyalılar bilir. Sorgusuz sualsiz. Adamlar sabah bakıyorlar ki iplerde sallanıyor. GAYE NE? Yarın bunlar şeriata sahip çıkmasınlar; şeriattan söz etmesinler. Yapılacak inkılâplara karşı çıkmasınlar. Böyle bir terör, böyle bir devlet terörü havasını meydana getiriyorlar. Kim yaptı bunları? MASON MUSTAFA KEMAL! Kim uyguladı bunları? SAĞIR İSMET! Kör yaptı bunları! Kör Mustafa Kemal yaptı! Sağır İsmet’de uyguladı!

Neden sarık takmıyoruz? Mason Mustafa Kemal sarığı yasakladı! Şapka kanunu çıkarttı. Ama bizler sarıkta takmıyoruz, şapka da takmıyoruz.

“Kumar oynamak” Masonlar şans ve kumar oyunları İslam dini ile dalga geçmek için icat etmişlerdir.
Tavla 15+15=30 pul +2 zar, toplamda 32’dir. 32 İslam’ın farzıdır
Şeş-düşeş zar oyunu 6+6, toplamda 12 pulla oynanır. 12 namazın farzıdır.
İskambil kâğıtları 52 kart + 2 jokerle toplamda 54 karttır. İslam’ın 54 farzıdır.
51, 101, okey gibi oyunlar 104 kart +2 jokerle toplamda 106 kartla oynanır. İslam’ın bütün farzlarının toplamı 106’dır.

7. (5337)- Hz. Büreyde Radıyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki: "Kim tavla oyunu oynarsa elini domuz kanına bulamış gibi olur."
[Müslim, Şi'r 10, (2260); Ebu Davud, Edeb 64, (4939); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/138.//5337.hadis]

Kumar, satranç, tavla ve benzerleri gibi şu bir takım oyunları oynayan kimselere rastladığınızda, onlara selâm vermeyin. Şayet onlar selam vermişlerse selamlarını da almayın.
[Ravi: Hz. Ebû Hüreyre Radıyallahu Anh, Ramuz El-Ehadis/Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, sayfa 64, 11. hadis]

Satranç oynayan lanetlenmiştir ve satranç oynayanı izleyen de domuz eti yiyen gibidir.
[Ravi: Hz. Habbe İbni Muslim Radıyallahu Anh, Ramuz El-Ehadis/Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi, sayfa 394, 9. hadis]

Satranç 32 taşla oynanır. 32 İslam’ın farzıdır!

Satranç ve dama masonların “damalı deseni” üzerinde oynanır!

Bütün bu oyunlar masonlar, Yahudiler tarafından icat edilmiştir.
Yahudiler çeşitli kumar oyunlarını neden icat etmişlerdir? Hiç düşündünüz mü? Tüm kumar oyunlarındaki sayılar, İslam’ın mukaddes sayılarına karşı hazırlanmıştır.

Tavla oynarken namazın, abdestin, imanın, İslam’ın şartlarıyla oynadığını biliyor musun? Niçin 31 veya 35 olmamış?

Şeş-düşeş zar oyunu 6+6, toplamda 12 pulla oynanır. Namazın farzı 12’dir. Bu oyunu oynarken namazın farzlarıyla oynadığını biliyor musun?

2 deste iskambil kâğıdıyla oynanan oyunlar. 52+52+ 4 joker toplamda 104 kartla oynanır. 104 ALLAH’ın peygamberlerine gönderdiği sayfaların ve kitapların toplamıdır!

İskambil 28 kâğıtla oynanır. Bu da Kuran’da ismi geçen peygamberlerin toplam sayısıdır! Sen iskambil kâğıtları yerine önündeki masaya Hz. Musa Aleyhisselam’ı, Hz. İbrahim Aleyhisselam’ı, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’i vurduğunu biliyor musun?

Tavla’daki sayılara gelelim.
YEK (1) ALLAH, DÜ (2) TEYEMMÜM'ÜN FARZI, SE (3) GÜSLÜN FARZI, CEHAR (4) ABDEST'İN FARZI, PENÇ (5) İSLAM'IN FARZI, ŞEŞ (6) İMAN'IN ŞARTI!

Sayısal loto, şans topu, on numara, süper loto! İngilizlerin; müslümanların kesik başlarını karşılıklı birbirine tekmeleyerek ortaya çıkardıkları futbolda, iddia, süper toto!

Bir insan günah işlerken o insana kimse selam veremez! Örneğin; İskambil, tavla, poker, pişti oynanan bir kahveye girdiniz. İçeride oyun oynanıyor. Oyunların her çeşidi haramdır! Kahvehanede bir masanın başına toplanmışlar oyun oynuyorlar. Bazı insanlarda oyun oynayanları seyrediyor. Bazı insanlarda oyun oynanan kahvede bir köşede oturuyor. Nedir bunun hükmü? Oyun oynayanlar haram işliyorlar. Oyun oynayan kişilere ve kimselere, o esnada kim selam verirse vallahi cehenneme gider! Selama ehil değillerdir onlar! O günahı işledikleri esnada ALLAH onlardan rahmetini kesmiştir. Selam veremezsin! Oyun oynamıyorsa, oyun oynayanları gözünü dikmiş seyredenlere de selam veremezsiniz! O seyredenlerde aynı günaha ortak oldukları için, oyun oynamayıp ta seyredenlere de hangi insan selam verse, o da cehenneme gider! O da ortak, seyrediyor.

Bismillahirrahmanirrahiym. Allah size indirdiği kitapta onun ayetlerinin inkâr edildiğini ya da alaya alındığını işittiğinizde başka bir konuya geçmedikleri sürece onlarla bir arada oturmamanızı, yoksa sizin de onlar gibi olacağınızı bildirdi. Hiç kuşkusuz Allah münafıklar ile kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir. Sadakallahül-Azıym.
[Nisa Suresi, 140. ayet]

Nerede Allah’a isyan ediliyorsa, nerede ALLAH’a karşı günah işleniyorsa, nerede İslam’a ve ALLAH’ın emrine karşı geliniyorsa; o ALLAH’a isyan edenlerin yanında oturmayın! Onların yakınında oturmayın. Kahvehanede oyun oynayan, kumar oynayan, kişilerin olduğu kahvehanelere girmeyin. Orada oturup çay içmeyin. “E ne olur? Canımız sıkılmış, oyun oynanan kahveye gittim, oturdum.” Ne olur biliyor musun? ALLAH buyuruyor, “muhakkak ki, sizi de o oyun oynayanlar gibi cehenneme atarım. İşin aslı Kuran’da!

Açık-saçık kadınların olduğu bir yere gidip ya da sadece saçı açık olan kadınların olduğu bir yere gidip hiç kimse Kuran okuyamaz! Saçının açık olmasını bırakın! Bütün vücudu kapalı olsun, sadece pantolon giyen ya da ne giyerse giysin; vücudunun kalıbı dışarıdan belli olacak şekilde giyinen kadınların olduğu yerde kimse Kuran okuyamaz! Sadece kadınlar toplansa ve Kuran’ı da bir kadın okusa, Kuran’ı dinleyen kadınların arasında bir tane, tek bir tane pantolon giyen bir kadın olsa, bütün vücudu kapalı olsa ama sadece pantolon giyse, o ortamda Kuran okuyan her kim olursa olsun vallahi cehenneme gider! “Onlarla beraber oturmayın!” ALLAH’ın hükmüdür bu!

Günah işleyenlerle beraber oturmayın. Ayrılın. Günah işleyenlere, günah işledikleri esnada selam vermek mümkün değildir. İslam’ın hükmü budur!
İçki satılan bir markete girdiniz. İçki satmak haramdır. İçki satan lanetlenmiştir. İçki satan insanın bütün kazancı, ekmeği, lokması, yediği-içtiği haramdır! İçki satmak haram mı? Haram! Bu işi yapan adam, haram işliyor mu? Evet, haram işliyor. O içki satan adama selam veremezsiniz! Asilere, günahkârlara selam verilmez! İçki satılan yerlerden alış-veriş yapılmaz! O günahı terk eder selam verirsin, alış-veriş yaparsın.

Şimdi diz kapağıyla, göbek arasını bir Müslüman erkeğin örtmesi farzdır! Hepiniz biliyorsunuz. Diz kapağının 2 parmak altından göbek noktasına kadar, o boşluğu bir elbiseyle veya bir vasıtayla örtmesi, kapatması farzdır! Açamaz! Diz kapağından 2 parmak yukarısını açıkta bırakan erkek günah işlemektedir. ALLAH’a asidir. Diz kapağından yukarısı, 2 parmak yukarısı açıkta olan bir Müslüman erkeğe kimse selam veremez! Haram işliyor çünkü!

Kadınların çalıştığı bir yerde inanan bir erkek çalışamaz! Kadınlarla konuşurken kulakları göz zinası işler! Gözleri göz zinası işler!

Günümüzde nasıl peki?
Nefsimizi İslam’a uydurmamız gerekirken, insanlar İslam’ı kendi isteklerine göre uyguluyorlar!

“Göğsü açık gezmek ve çarşıda açık bacakla gezmek.” Vücudunu açık bırakan kıyafetlerle geziyoruz değil mi?

“Sakal kesmek, bıyık uzatmak.” Araplar sakal uzatır, Türkler bıyık bırakır demişler Türkiye’deki Kemalist sözde Müslüman kâfirlere! Sakalların kesilmesini istiyor herkes! Ama bıyığın bırakılmasına kimse ses çıkarmıyor! Lut kavminin yaptıkları ne varsa, bizler de yapıyoruz! Kâfirler ve Yahudiler gibi sakalları kesip, bıyıkları uzatıyoruz! Yüzümüzü kadınların yüzüne benzetmek için sakallarımızı kesiyoruz.

İslam’a uygun sakal bırakan birini gördüğümüzde, korkarak bakıyoruz değil mi? Terörist ya da örgüt militanıymış gibi bakıyoruz! Korkuyoruz! Çekiniyoruz!

Sakal, yaradılışın tamamlayıcısıdır. Dış görünüşte erkek, kadından sakal ile ayrılır.
[İhya’u-Ulumiddin, Rub’u’l-İbadat, sayfa 388, İmam Gazali]
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
Gelelim etek tıraşına!
Türkiye’deki sözde Müslüman kâfirlere “cinsel uzvundaki kıllar buğday tanesinin uzunluğunu geçerse dinden çıkarsın” demişler!

Dikkat edilirse insanın en pis yeri, nefse en lezzetli gelen yerdir. Bu lezzet, ancak arzu, şehvet anında oluşur. Şayet isteksiz, şehvetsiz bir şekilde o pis yerler görülse yahut hayal edilse, insanda bir tiksinti uyandırır. Yeri gelmişken şu hakikati de ifade etmemiz gerekiyor. Kişi, kendisinin yahut bir başkasının cinsiyet organını görmemeli. Zira organların pislik kanalı olması gözdeki nuru alıyor. Göz nurdur; cinsiyet organlarıyla zulümat. Bunlar birbirinin gece ile gündüz misali, zıddıdır. Birinin varlığı, diğerini yok eder. Gözden yüze hayâ yayılmıştır. Hayâ, insanın yüzündedir. Bu yüz, bütünüyle o pis yerlere yönelince, hayâ ve beraberinde olan iman gidiyor. Günümüzde hususiyle bu meselede haddi aşmalar olmuştur. Evliler buna çok dikkat etmelidirler.

Hayâ ve örtünmeyi daha iyi anlamak için ilk insan Âdem Aleyhisselam’ın Cennet’teki kıssasına başvurmak lazım. Malum olduğu üzere Adem ile Havva atamız, Cennet’te sevinç ve neşe içinde yaşarlardı. İmtihanın hikmeti gereği, kendilerine bir meyve yasaklanmıştı. Avrupalı Hıristiyan kaynaklarına göre bu, “bilgi ağacıdır” yani Levh-i Mahfuz’da yazılı olan bilgi. Diğer adıyla, kader. Aksine, irfan ehlince bu “fena ağacı”dır. Mayası dünya ile aynı. Cennet’te her şey, dünyadakine zıt, karşı ve aykırıdır. Bu ağaç buğday ağacıdır. Buğday, bütün meyvelerin, sebzelerin özünü kendinde toplayan bitkidir. İşte, şeytan’ın vesvese ve baştan çıkarmasıyla yenilen buğday, Havva validemizde bir ağırlık yapmıştı. Bu ağırlık pisliğin ağırlığıydı. Necaset, kendini hissettirince nur son bulmuş, son bulan nurla birlikte şaşma hissi doğmuştur. O an Havva validemiz ve Adem babamız edep yerlerinin farkına varmışlardır. Edep yerleri, yani pis yerler. Orada bulunan cennet ağaçlarından birinin yaprağıyla edep yerlerini kapatmışlardır. Bu ağaç da, incir ağacıdır. ALLAH Kuran’da Bismillahirrahmanirrahiym Ey Âdemoğulları! Şeytan nasıl ki anne babalarınızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için Cennet’ten çıkardıysa, sakın sizi de belaya uğratmasın! Sadakallahül-Azıym. [Araf Suresi, 27. ayet] buyurmuştur.

Kişi, kendisinin yahut bir başkasının cinsiyet organını görmemeli. Zira organların pislik kanalı olması gözdeki nuru alıyor. Göz nurdur; cinsiyet organlarıyla zulümat. Bunlar birbirinin gece ile gündüz misali, zıddıdır. Birinin varlığı, diğerini yok eder. Gözden yüze hayâ yayılmıştır. Hayâ, insanın yüzündedir. Bu yüz, bütünüyle o pis yerlere yönelince, hayâ ve beraberinde olan iman gidiyor.

İnsanın hiçbir şekilde kendi cinsiyet uzvunu bile görmemesi gerekiyor! Çünkü cinsiyet uzvu görüldüğünde iman gidiyor! Bizim yüzümüzdeki sakalları kesmemiz yasak! Bizler hem sakallarımızı kesiyoruz, hem de etek tıraşı yapıyoruz! Mason Mustafa Kemal’in Türkiye’deki âlimleri astırmasından sonra, günümüz kâfirlerinin yapmakta olduğu etek tıraşı bizlere bu şekilde yaptırılıyor!

Hadis kitaplarında da yer alıyor değil mi ama? Bazı kaynaklarda etek tıraşının yapılması müstehab olarak anlatılıyor!

Ünlü dinsiz Abdülkerim bin Ebil Avca öldürülmeden önce şu dehşetli açıklamayı yapar: "Siz beni öldürüyorsunuz ama ben dininizde helali haram, haramı helal yapan 6000 hadisi tahrif ettim, 4000 hadis uydurdum.” Ahmed bin el Cuveybari, Muhammed bin Ukeşa ve Muhammed bin Temim'in Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz hakkında 10.000'den fazla hadis uydurdukları söylenir.
[İbn-i Hacer, Lisanu'l Mizan]

Hepsi bozulmuş, değiştirilmiş hadisler!

Kişi, kendisinin yahut bir başkasının cinsiyet organını görmemeli. Zira organların pislik kanalı olması gözdeki nuru alıyor. Göz nurdur; cinsiyet organlarıyla zulümat. Bunlar birbirinin gece ile gündüz misali, zıddıdır. Birinin varlığı, diğerini yok eder. Gözden yüze hayâ yayılmıştır. Hayâ, insanın yüzündedir. Bu yüz, bütünüyle o pis yerlere yönelince, hayâ ve beraberinde olan iman gidiyor.

Cinsiyet uzvumuzu gördüğümüzde imanımız gidiyor! Yani kâfir oluyoruz! Eskiler bu etek tıraşını duyduktan sonra ne diyor biliyor musunuz? “Eskiden böyle bir şey yoktu, kimsede bilmiyordu. O kadar sene yapmadık, ne olacak bizim halimiz?” diyorlar. Hiç kimse neyin ne olduğunu bilmiyor ki!

Evli çiftler beraber banyo yapıyor değil mi? Karı-koca birbirinin helali demişler. Her şey serbest! Ayrı ayrı yıkanmamız gerekirken eşlerimizle beraber yıkanıyoruz!

İnsan kendisinin yahut bir başkasının cinsiyet uzvunu gördüğünde hayâ ve beraberinde olan iman gidiyor! Yani dinden çıkıyor, kâfir oluyor!

Terlediğimiz zaman koku meydana çıkıyor ama değil mi? Dar şortlar giydiğimiz, dar boxer giydiğimiz ya da dar kıyafetler giydiğimiz için, plastik iplerden üretilen kıyafetler giydiğimiz için kasık yerlerimiz hava almıyor. Terliyoruz!

“Bir taraftan da kasık yerleri pis yerler. Temizlenmesi gerekir!” Kasık yerleri pis yerler olduğu için, kıllarla örtünmüştür. İnsan kendi cinsiyet uzvunu bile görmesin, imanı gitmesin diye! Eskiden, tüy dökücü kremler, epilasyon aletleri, tıraş makineleri, jiletler, usturalar yoktu. O zaman insanlar kılıçlarla mı etek tıraşı oluyorlardı? Bıçakla, hançerle mi etek tıraşı oluyorlardı. Hiç evine gelmeden 7 yıl boyunca askerde kalıp savaşanlar, süngülerle, kılıçlarla mı etek tıraşı oluyorlardı?

Koltukaltı tıraşımız var bir de! Akciğerlerin en ince uçlarının bulunduğu ve akciğerin uçlarını koruyan kılları kesiyoruz!

Sanatçılar, şeytanın ezanlarını seslendirirken, Kuran’a küfretmek için resim çektirirken, Kuran’a küfretmek için televizyonlarda boy gösterirken, açık saçık giyinip, göze kötü görünmesin diye kesiyorlar değil mi koltukaltı kıllarını? Kadın, erkek! Herkes kesiyor! Medeniyet böyle istiyor ama! Çağdaşlık böyle oluyor!

3 harf. “Ç-a-ğ” harflerinden oluşan bir kelime. Bütün İslam’a düşman politikacıların ağzında, İslam’a düşman gazetecilerin ağzında, İslam’a düşman bütün eğitimcilerin ağzında bir kelime geziyor. “Çağ dışı! Çağ dışı! Çağ dışı!” Bu nedir? Şimdi bunu açıklayacağız! Ve bunun üzerinde ALLAH’ın hükmünü belirteceğiz! Bu kelimenin başka bir hali de “çağdaş” kelimesi. “Çağdaş uygarlık seviyesi, çağdaş eğitim, çağdaş medeniyet, çağdaş görüş, çağdaş felsefe…” Bu kelimelerle neyi, kastediyorlar acaba? Ne demektir bu? Nesillerimize neyi fısıldamak istiyorlar? İslam âlemi için hangi tuzağı kurmayı planlıyorlar? Bunların farkına varmadan, kâfirin hilesini sezmeden Müslüman kalmak vallahi mümkün değildir! Kâfirin hilesini sökeceğiz ilk önce! Bunun içinde tabi Kuran’ı rehber edineceğiz, Kuran’ı kendimize ölçü haline getireceğiz!

Geçen asır içerisinde, İngiliz milletinin başında kraliçe olarak bulunan Victoria zamanında; İngiliz parlamentosunun en müthiş adamı dedikleri başbakan William Ewart Gladstone namındaki ALLAH’sız adam! Gladstone! Bu Müslüman milletlerin topraklarında emperyalizmini, yani sömürgesini devam ettirebilmek için çeşit çeşit hileler, çeşit çeşit oyunlar uydurmaya çalışmıştır. Bazı yerlerde başarılı olmuş, bazı yerlerde başarılı olamamıştı. Özellikle Müslüman Türklerin egemenliği altında bulunan topraklara girememişti. Mesela Çanakkale Boğazı’ndan içeri girememişti kâfir, emperyalist İngiliz, istilacı İngiliz. Taarruz eden İngiliz Çanakkale’den içeri girememişti. İngilizleri Müslüman topraklarımıza sokmamak için, tarihin belgeleriyle şahit 500 bin Anadolu çocuğu şehit olmuşlardı. En sonunda Avam kamarasında İngiliz parlamentosu toplantı yaptı. Toplantı da çeşit çeşit meseleler görüştüler. Müslümanların yaşadıkları yerleri işgal edebilmek, oraları ele geçirebilmek, zapt etmek için hangi metodu kullanalım diye aradılar, taradılar, konuşma yaptılar. En sonunda zeki olan, şeytani bir zekâya sahip olan başbakan William Ewart Gladstone kürsüye geldi kamara da ve hiç sözü uzatmadan birden bire elini çekmecenin gözüne attı. Çekmeceden bir kitap çıkardı. Kitap Kuran’dı. Ve şöyle hitap etti: “Sayın İngiliz parlamenterleri, Sayın İngiliz milletvekilleri Müslüman Türklerin elinden ALLAH’ın kitabı dedikleri şu KURAN’ı alamazsak onların topraklarını işgal edemeyiz” diyordu! İşte elimizden Kuran’ı almak için her çareye başvurdular ve ALLAH’ın kitabını kaldırdılar. ALLAH’ın kitabını kaldırdıkları günden beri hangi kitaba sarılacaklarını şaşırıp kaldılar! Biz ne oyunlara gelmişiz ALLAH’ım! Önce gazetecilere, yazarlara, muhabirlere, şairlere, tarihçilere, öğretmenlere, modacılara bir kelime aşılamışlar. “Çağdaş” kelimesi, bir de “çağ dışı” kelimesi. Çağ dışı. Bizzat Galatasaray Lisesi’nin müdürlüğünü uzun zaman yapmış bulunan ALLAH’sız Tevfik Fikret, kâfir Tevfik Fikret bir şiirin de aynen şöyle söylüyor: “Yırtılır, ey köhne kitap [Kuran’ı kastediyor], yarın düşünce mezarı olan sayfaların. Bir nesil yetiştireceğiz, o nesil çıkıp ey eskimiş, köhnemiş Kuran, seni parçalayacak” diyor kâfir! Böyle hitap ediyor Tevfik Fikret! Türkiye’deki politikacıların %90’ını yetiştiren Galatasaray Lisesi’nin müdürü Tevfik Fikret bunu söylüyor! Şu milletin kaderine bak hele! Köhne kitap diye Kuran’a söylüyor! Dinsiz, ALLAH’sız herifler! Medeniyet tarihine geçmişler, edebiyat tarihine geçmiş bu dinsiz herifler! Ve oradan başlamış devam etmiş, Kuran’ı aynen Mekkeli kâfirler gibi yapmışlar. Mekkeli kâfirler ve müşrikler Kuran okundukça, anlatıldıkça, aktarıldıkça, aşılandıkça küplere biniyorlar; saltanatlarının, hükümlerinin yok olacağını hissediyorlar ve Kuran’ı şu şekilde gölgelemeye çalışıyorlardı:
Aynen o kâfirler şöyle söylüyordu: “Ey Mekkeliler, gençler, şerefliler, asiller” diye hitap ediyorlar. “sakın şu Kuran’ı dinlemeyin, şu Kuran’a kıymet, değer vermeyin” diyorlardı. “Kuran söz konusu olduğu zaman, yaygara koparın, çağ dışı deyin, böyle kitap olmaz deyin, Muhammed’in [Aleyhisselatu Vesselam] uydurması deyin, yalan deyin, bozun, yıkın geçin” diyorlardı. “Propaganda yapın” diyorlardı. Ağızlarıyla ALLAH’ın kâinatın ortasında yaktığı Kuran isimli ışığı söndürmeye çalışıyorlardı! Kuran insanoğlunun ışığıdır! Müslümanların ışığıdır! İslam’ı ortaya koyan Kuran’ın kendisi ışıktır! Dini geceler de Müslümanları kandırmak için televizyonlarda mevlit okutturanlar, niçin Kuran’ı kaldırdılar? Müslümanların gerçek ışığı Kuran’ın kendisidir! Ağızlarıyla ALLAH’ın ışığını, nurunu söndürmeye çalışıyorlar! Ağızlarıyla demek ne demek? Yani ağızlarından çıkan kelimelerle söndürmeye çalışıyorlardı! Ağızlarından hangi kelime çıkıyordu? Çağ dışı! Çağ dışı! Çağ dışı! Kuran’a göre bir topluluk oluşturmaya çalışırsanız; bu topluluk çağ dışı bir topluluk oluyor! ALLAH’sız kâfirler! Nasıl da ALLAH’ın nurunu kelimelerle söndürmeye çalışıyorlar!

O halde hemen İslam’ın hükmünü ortaya koyalım! Hangi politikacının ağzından işitirseniz, hangi gazetecinin ağzından işitir, yazısından görürseniz, hangi eğitimcinin kaleminden çıkıyor, kelimesinden çıkıyorsa; “çağ dışı” dediği zaman ALLAH’ın dini olan İslam’ı kast ediyor! “çağdaş” dediği zaman İslam’ı inkâr ediyor, “çağ dışı” dediği zaman, evet İslam’a sataşıyor! “çağdaş adam” dediği zaman “kâfir adam” demektir! “çağ dışı adam” dediği zaman “Müslüman adam” demektir! Kelimelerin anlamını iyi anlayın! Avrupa’dan gelirse eyvallah, İslam’dan gelirse hayır diyor adam! Kabul etmeyeceğiz! Yeryüzünün tamamına İslam kayıtsız şartsız hâkim olacak inşallah! Hileleri söküldü onların! Anarşist hareketler ne tatlı ve ne güzel ispat etti! Neyi ispat etti? Kuran’sız yetişen neslin ne olduğunu ne güzel sergiledi! Kuran’sız yetişen nesil görüyor musunuz ne korkunç oldu? Anarşizm bunu sergiledi! Dehşet oldu! Vahşet oldu! Korkunç oldu! Ama Müslümanların uyanmasına sebep oldu! Ey Müslümanlar! Neslinizi kurtarmak için Kuran’dan başka hiçbir kitabınız yoktur sizin! Onlar ağızlarından çıkan kelimelerle Kuran ışığını söndürmek istiyorlardı! Onlar kalemleriyle Kuran’ı kötülemek istiyorlardı! Onlar kelimeleriyle Kuran’ı silmeye çalışıyorlardı! Ama silemediler! Ama yok edemediler!

Bismillahirrahmanirrahiym. Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Sadakallahül-Azıym.
[Saff Suresi, 8. ayet]

Şimdi bu kelimeleri biraz açıklayalım. “çağ dışı”. “çağ dışı” demekle İslam’ı kastediyorlar! Tamam anladık! Hiç kimsenin itirazını kabul etmeyiz! “çağ dışı” dediği zaman Kuran’ın huzurunda yemin ediyorum ki, İslam’ı kast ediyorlar! “çağ dışı”. İslam. İslam’ı kast ediyorlar! Peki, siz İslam’a “çağ dışı” diyorsunuz. Yani çağ dışı demek; geçersiz, kıymetsiz, değersiz, bir şeye yaramaz demek değil mi? Evet, öyle diyorlar! Peki, neden bir gazeteciniz öldüğü zaman, bir politikacınız öldüğü zaman, bir genel müdürünüz öldüğü zaman, bir profesörünüz öldüğü zaman, bir askeriniz öldüğü zaman,… neden çağ dışı dediğiniz İslam’ın camisinin musalla taşına getirip o leşinizi musallat ediyorsunuz? Hani çağ dışıydı? İslam çağ dışı? Cami çağ dışı? İmamlar çağ dışı? Musalla taşı çağ dışı? Sen niye cenazeni getirip, çağ dışı camisinin o musalla taşına koyuyorsun? Götür meyhane de kaldır kâfir adam! Gazinodan kaldır cenazeni! Restorandan kaldır! Diskotekten kaldır! Karnavaldan kaldır cenazeni! Niçin camiye getiriyorsun? Senin gözünde cami, İslam, Kuran çağ dışıydı hani? Sahtekâr oğlu sahtekârlar! Ne korkunç hile görüyor musunuz? Hem İslam’a çağ dışı diyecekler! Hem de pislik cenazelerini camiden taşıyacaklar! Ve Müslümanlarda sanki önlerine gelen her cenazeyi kaldırmaya mecburmuş gibi, o ölünün arkasında durup tekbir alıyorlar! Mecbur musunuz? Kılmayın bu heriflerin cenaze namazını! Hiçbir kanun maddesi zorlayamaz sizi vallahi! Özgürlükçü demokrasi dedikleri şu küfür sistemi içinde hiçbir Müslüman’ı musalla taşına gelen cenazenin namazını kılacaksınız diye vallahi zorlayamazlar! Hiç kimse zorlayamaz! Çağ dışı diyorsun sen İslam’a! Sadece bununla kalsalar iyi! Ölüleri oluyor bunların, cenazeleri çıkıyor. Ölülerine bir isim, bir sıfat bulamıyorlar! Ölü! Ölü! Gazetecilerinin, politikacılarının ölüsüne bir isim bulamıyorlar! Ama çağ dışı dedikleri, geçeri yok, değeri yok, önemi yok, hiçbir şeyi yok dedikleri Kuran’ın verdiği sıfatı, verdiği unvanı; kendi cenazeleri için kullanıyorlar! “şehit” kelimesini kullanıyorlar! Vazife şehidi, demokrasi şehidi, karnaval şehidi, meyhane şehidi, vatan şehidi, … bu ne sahtekarlık! Hani sen Kuran’a çağ dışı diyordun? Niye Kuran’ın kelimesini kullanıyorsun? Utanmaz adam! Çağ dışı Kuran sana göre! Niye “şehit” kelimesini kullanıyorsun? Defol git! Nehit[eşek] de, şehit deme! Hürriyet şehidi, zürriyet şehidi, zurna şehidi,… bu nedir böyle? Oyuncak ettiler İslam’ı!
Sadece ALLAH’ın dini hâkim olsun diye ölene şehit diyebilirsiniz!
“Aman İslam gelmesin! İslam hâkim olmasın” diye bekçilik yaparken ölen adama nasıl şehit diyorsunuz siz? Bu ne çirkin, bu ne serseri adamlar böyle! Onlar böyle hilelerle, korkunç kelime oyunlarıyla İslam’ı nesillerimizin kalbinden sildiler! Bizim neslimizi bu hale getirdiler! Bizim gençliğimizi bu hale getirdiler! Bizim çocuklarımızı, Müslüman milletin nesillerini birbirinin katili, birbirinin canisi, birbirinin zinacısı, birbirinin düşmanı haline getirdiler! Tabi Kuran’ı yıktıktan sonra! Kuran’a iman edilseydi böyle olmayacaktı! İngilizler ne kadar güzel başarılı olmuş görüyor musunuz? Kâfir İngilizler ne dehşet başarılı olmuş!

Kâfirler bu propaganda ve kelimelerle, ALLAH’ın yaktığı Kuran ışığını ağızlarıyla söndürmeye çalışıyorlardı. Kelimelerle söndürüyorlar! Kelimelerle bu hainliğe yelteniyorlar! Biz de bu hileleri keşfettik, söylüyoruz! Bütün bu anlattıklarımızda amaç nedir? Sizi ALLAH’a çağırıyoruz biz! Sizi Hz. Muhammed Aleyhisselatu Vesselam’a çağırıyoruz! Bizim her şeyimiz açık, her şeyimiz meydan da! Biz Kuran’dan başka bir kitap kabul etmemişiz ki! Açıkça söylüyoruz bunu! Kellemizi kesseler, kalbimizi kıyma kıyma etseler, Kuran’dan başka bir kitaba yer bulamayacaklar bizim kalbimizde!“

Bismillahirrahmanirrahiym. Ey Müslümanlar! ALLAH’a ve öldükten sonra dirilmeye inanmayanlarla harp edin, savaşın! Sadakallahül-Azıym.
[Tevbe Suresi, 29.ayet]
Bu düşmanlar nerde ki savaşalım? Öldükten sonra dirilmeye inanmayanlar nerde?
Senin evinde kardeşim! Okuldan mezun olan çocuklarımızın%99’u öldükten sonra dirilmeye inanmıyorlar! Sen kendin de inanmıyorsun! İnanmış olsan Kuran’a sahip çıkardın! ALLAH’ın haram ettiğini haram etmeyenler! Kim bunlar? Arayıp sormaya gerek var mı? Her şey meydanda! Sırtına kadar soyunan kadına deyin ki, bu haram değil mi bacım? Bu haram değil mi abla? Bu haram değil mi kardeşim? Niye böyle soyundun? “Aaa.. sen çağ dışı bir adamsın! Niçin haram olsun? Medeniyet böyle istiyor, ben çağdaş bir insanım. Hayatımı yaşıyorum” diyor. İşte ALLAH’ın haram ettiğini haram saymıyor bunlar!

Ilık ağdalarla, ılık ağda bantlarıyla, epilasyon aletleriyle bedenlerindeki tüyleri temizliyor değil mi kadınlar! Vücutlarını istedikleri gibi sergileyebilmek için, bedenlerindeki bütün tüyleri temizliyorlar! Açık saçık giyinip, göze hoş görünebilmek için! Artık erkeklerde bedenlerindeki kılları temizliyor!

Yapılmadığı takdirde dinden çıkıyorsun denilen ne varsa sadece onları yapıyoruz! Dinden çıkartan ne varsa, haram olan ne varsa “bunu yapmazsanız, dinden çıkarsınız” demişler bizlere!

Sadece Cuma namazına gidenler var değil mi? “3 hafta üst üste namaz kılmazsan kâfir olursun” demişler.

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz: “bilerek namazını terk eden [namazını kılmayan], kâfir olur.” buyurmuştur.
[İhyau Ulumiddin, Rubul İbadat, İmam Gazali, sayfa 400]

Beş vakit namazını kılmayan kâfirdir.
[Ahmed bin Hanbel]

“Beş vakit namazını kılmayan kâfirdir.” Ama bizim dilimizde müslümanlık var! Müslümanlık sadece dilimizde var! Kalbimizde yok! LA iLAHE iLLALLAH diyor ama Müslüman olduğunu iddia edenler! Sadece dille! Kalp diliyle diyenimiz yok!

Kıyamet gününde kulun ilk bakılacak ameli namazdır. Eğer namazı tamam bulunursa hem namazı ve hem de diğer amelleri kabul olunur. Eğer namazında noksanlığı var ise namazı da, diğer amelleri de reddedilir.
[İhyau Ulumiddin, Rubul İbadat, İmam Gazali, sayfa 401]

Çalışmak İbadetmiş! Namaza Lüzum yokmuş! Lafa bak!
Müslüman, Kuran’ın tamamına ve sahih hadislerle haber verilen bütün gerçeklere tereddütsüz iman eden insan demektir! Kuran’ın bazı ayetlerini kabul ederim, bazı ayetlerini kabul etmem şeklindeki bir inanca sahip olan insan kâfirdir! Kuran’daki hükümlerin bazısını kabul ederim, bazısını kabul etmem gibi bir inanış yine insanı bütün Kuran’ı inkâr etmiş gibi bir hale sürükler. Bundan dolayı İslam’ı bütün olarak ele almak lazım. İbadetleri, ahkâmı, inancı ve ilahi emirlerin tamamını bütün olarak ele almak, hiçbirisini diğerinden ayırmamak, hepsinin birer hüküm olduğuna ve bu hükümlerinde ALLAH’tan gelen birer hüküm halinde tecelli ettiğine iman etmek lazım! Müslümanlar arasında bir zihniyet var. Bütün İslam Âlemi’ne yayılmış olmakla beraber, en korkunç şekliyle Türkiye’de meydana geliyor.

Bir düşünce! “Efendim, çalışmak ibadettir.”
İnsanlar çalışmak ibadettir diye, bir sözün arkasına gizleniyor! “Ben çalışıyorum ya; daire de memurum, garnizon da subayım/astsubayım, okul da öğretmenim/öğrenciyim, devlet makamıyım, milletvekiliyim,… Çalışıyorum, bir masanın başında bir dairede mesai içindeyim, çalışıyorum, işte bu ibadet değil midir?” diyor. “Benim bu çalışmam; garnizon da askerlere eğitim yaptırmam, subay ve astsubay olarak eğitim yaptırmam bir ibadet değil midir? Bir devlet dairesinde masa başında vatandaşların işlerini görüyorum, çalışıyorum bu ibadet değil midir? Fabrikada işçiyim, tezgâh başında çalışıyorum; bu ibadet değil midir? İbadettir. Öyleyse namaza, oruca lüzum yok, en büyük ibadet çalışmaktır” diyor adam. Ve böylece namazı inkâr ediyor! İslam’ın temelini, esasını inkâr etmiş oluyor!

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nda[TRT] teşkilatın bünyesinde geçmiş bir ramazan ayında, ramazan programını hiç kimseye danışmadan; hiçbir din hocasına, hiçbir din öğretmenine, hiçbir dini otoriteye danışmadan, tamamen kendi kafasından, kendi hayaliyle, kendi bildiklerine göre ramazan programı hazırlamakla görevli bir adam aynen şöyle bir açıklama yaptı. Aynen şöyle söylüyor adam televizyon da: “Ben namaz kılmam, namazın önemine de inanmam. En iyi ibadet çalışmaktır. Çalışıyorum ya, namaza, duaya hiç lüzum yoktur” diyor. Ve bunu bütün Türkiye’ye yayıyor adam. Evet, namaz kılmadığını söylüyor, televizyon için ramazan ayı boyunca dini programlar hazırlıyor ve bir ilahiyatçı olarak; “Ben namaz kılmam, benim ibadetim çalışmaktır” diyor. Ve namaz kılmayı yobazlık sayıyor. Namaz kılmamakla övünüyor. Ve böyle bir adam, Türkiye’nin devlet kanalında ramazan programını hazırlamakla görevlendiriliyor. Ve bu programı Türkiye’deki insanlara takdim ediyor. Ve bu programı hazırlayan adam; namaz kılmamakla iftihar ediyor, namaz kılanlara yobaz diye hitap ediyor. Hala 21. asra ayak bastık, hala Türkiye’de namaz kılmamak bir şöhret oluyor. Namaz kılmayan bir memur derhal amir mevkiine getiriliyor. Namaz kılmayı yobazlık olarak gören bir adam rütbe alıyor, sicil alıyor maaşı büyüyor, genişliyor ve alaka, ilgi görüyor. Düşünebiliyor musunuz? İbadet bakımından yanlış değerlendirmelerin ve zihniyetlerin sonucu namaz kılmayı kabul etmeyen, namazın önemini kabul etmeyen, ALLAH’a kulluk vazifesini kabul etmeyen bir adam hala Türkiye’de rağbet görüyor, büyük makamlara getiriliyor. Türkiye’yi anlayın yani. Hz. KURAN çalışmayı teşvik ediyor. Bismillahirrahmairrahiym. Ve el leyse lil insani illa ma sea. Sadakallahül-Aziym. [Necm Suresi, 39.ayet] Kuran “İnsan için sair gayretinden ve çalışmasından başka bir şey yoktur.” diyor. Çalışmayı en fazla İslamiyet teşvik ediyor.
Ama ben daire de çalışıyorum, garnizon da subay/astsubayım diye namazı terk edemezsin! Ve namaz ibadetini inkâr edemezsin!
Bu hileyi anlayalım bakalım. Öyle midir, değil midir? Şimdi Kuran’a dönüyoruz. Bakın ALLAH aşkına! Namazın önemini ortaya koyan Kuran’a bakın. Nisa suresinin 100. ayetinde bizzat ALLAH [c.c.]Hz. MUHAMMED Aleyhisselatu Vesselam’a; O’nun şahsında kıyamete kadar gelecek olan bütün ümmeti Muhammed’e şöyle hitap ediyor. ALLAHU EKBER! Buyuruyor ki; Bismillahirrahmanirrahiym. Ve iza künte fıhim fe ekamte lehümüs salate. Sadakallahül-Aziym. ”Ey Habib-i Zişanım, MUHAMMED MUSTAFAM! Sen Müslümanların arasında bulunduğun zaman bir namaz vaktinin geçmesi halinde, Müslümanlara namaz kıldıracağın zaman! “feltekum taifetüm minhüm meake vel ye'huzu eslihatehümv” bu ayet-i kerimeler bir savaş halinde, karşınızda düşman var; size kurşun yağdırıyor, size bombardıman ediyor, size ok yağdırıyor, taş atıyor. Karşınızda düşman birlikleri olduğu zaman nasıl namaz kılacağımızı ifade ediyor ayet-i kerime de. Bir savaş alanındasınız! Karşınızda düşman birlikleri var, sizde mevzilerdesiniz. Zaman zaman ateş ediyorsunuz, ateş ediyorlar; tam manasıyla savaşıyorsunuz! Bir vatanın savunması, bir memleketin korunması için savaşıyorsunuz! O esnada bile hiçbir Müslüman namazını terk edemez! “Habibim sakın namazı terk etmeyin; hepinizi imha ederim diyor ALLAH [c.c.]. Namaz savaş esnasında bile terk edilemez! Böyle bir savaş esnasında; “Ey Rasulüm, Habibim, sen onlara namaz kıldıracağın zaman; o askerleri, müslüman askerleri ikiye ayır” buyuruyor. “İki sınıfa ayır. “feltekum taifetüm minhüm meake vel ye'huzu eslihatehümv”. “esliha” silahlar demek, silahlar! Silahlarını yanlarına alsınlar. Bir grup asker düşmanla çarpışmaya devam etsinler. Bir grup asker geriye çekilip “ALLAHU EKBER” diye tekbir alıp namaza dursunlar” diyor Ayet-i kerime. Birinci rekâtı kıldır onlara, secdeyi yapsınlar. Secdeden kalkar kalkmaz; o bir rekât namazı kılan askerler savaş meydanına, cepheye gitsinler. Daha evvel cephe de savaşanlar gelip imama uyup 2. rekâtı devam ettirsinler” diyor. 2. rekâtı kılanlar secdeyi yapar yapmaz hemen koşsunlar, birinci rekâtı kılıp da cepheye gidenlerin yanına gitsinler. Onlar dönüp gelsin 2. rekâtı tamamlasınlar” diyor. İki rekât tamamlandı ya “Ve onlar selam verir vermez, cepheye koşsunlar, o ikinci rekâtı kılıp da, birinci rekâtı kılamayanlar geriye gelsinler, onlar da namazı tamamlasınlar. Cephede, kurşun yağmuru altında dahi sakın namazınızı terk etmeyin, sizi cehenneme ebedi hapsederim” diyor ALLAH [c.c.]! Namaz terk edilir mi? Ben çalışıyorum, namaza ne lüzum var denir mi? Kâfir oğlu kâfirler! Nasıl da ibadeti inkâr ediyorlar! Ve bunlar Türkiye’de rağbet görüyor. Bunlara maaş veriliyor. Bunlara makam veriliyor. Bunlara hiçbir kıymet verilmemesi gerekirken; bunlara maaş veriliyor, bunlara rağbet ediliyor. Böyle memleket mi olur? Müslümanların namazını inkâr eden bir adamın Müslümanlık iddia etmesi boştur! Fıkıh kitaplarında geçer. “Bir gemidesiniz, İlahi takdir icabı gemi parçalandı ve herkes battı. O gemideki yolculardan bir Müslüman ALLAH’ın lütfuyla kurtuldu. Nasıl kurtuldu? Bir can simidine yapıştı yahut geniş bir tahtaya sarıldı. Tahtanın üzerinde, denizin ortasında dalgalana dalgalana duruyor. Batmamış. O anda güneşe bakacak, öğle namazı mı ikindi mi? akşam mı? Ne ise namaz vakti geçiyor olsa; o tahtanın üzerinde ima ile namazını kılacak! ‘Gemi battı, denizdeyim, kimsesizim’ diye namazı vaktinden çıkaramaz, bile bile namazı terkederse, mutlaka cehennemliktir” demişler. O esnada bile. ALLAH’ın huzurundan bir an bile ayrılamazsın! Namaz vakitlerini hiçbir idareye, hiçbir memuriyete, hiçbir kanuna, nizama hiç kimse namazını feda edemez. İslam inancına göre %100 ölüm tehlikesi halinde ancak Cum”a namazına gitmeyebilirsiniz! %100 ölüm tehlikesi olması gerekiyor! Kurşunlanacaksınız, hürriyetiniz kısıtlanıyor. Böyle ölüm tehlikesi olmadan başka bir engel, mecburiyet olmadan üst üste 3 defa Cum”a namazını kılmak için camiye –Müslümanların arasına- katılmayan bir Müslüman; derhal müminler defterinden silinir, münafıklar defterine yazılır” diyor Resulullah Aleyhisselatu Vesselam! Hiçbir zaruret yoktur Cum”a’yı terk etmek için. Ölüm müstesna! Ve üst üste 3 defa art arda, peş peşe Cum”a namazını kılmaya gelmeyen bir amirin, bir memurun, bir Müslüman’ın cenaze namazı kılınmaz diyen İslam âlimleri vardır! Bu kadar mühim bir ibadet! Bir Hıristiyan Pazar günü hiçbir endişesi olmadan, Hıristiyan tüccar, Hıristiyan esnaf, Hıristiyan memur, amir, şirket sahibi, patron,… Bütün Hıristiyanlar Türkiye’de Pazar günü rahat rahat kiliseye gidebilirler. İbadet edebilirler. Gözleri arkada kalmaz. Müşteri kaybetmezler. Geri kalmazlar. Tam bir hürriyet içinde Pazar günü kiliseye gidebilirler de Cuma günü Müslümanlar, amirler, memurlar niçin rahatça Cum”a namazını kılmaya gidemezler? Çünkü Müslümanlık Türkiye’de kısıtlanıyor! İyi anlamak lazım! Çalışmak ibadetmiş, namaza lüzum yokmuş. Lafa bak! Bunu telkin ediyorlar. Bu inancı taşıyanlar rağbet ve alaka görüyor. Böyle şey olur mu?
Günde 5 defa namaz emredilmiştir! Kimse bunu değiştiremez! Bütün dünyanın cumhurbaşkanları, bütün dünyanın profesörleri, bütün dünyanın papazları bir araya gelse; “5 vakti 3 vakte indirelim” deseler hepsini inkâr ederiz! DEĞiŞTiREMEZ!

Bismillahirrahmanirrahiym. Ve len tecide li sünnetillahi tebdila. Sadakallahül-Aziym.
[Fetih Suresi, 23. ayet].
ALLAH’ın koyduğu bu kanunları, bu emirleri kimse değiştiremez!

5 vakit namazını kılanlarda öğrendikleri şekilde kılıyor değil mi namazlarını? İmamla kılındığı zaman, kıyamet günü başımız eşek başına çevrilsin diye, imamla beraber rüku ve secde yapıyoruz! Böyle öğrettiler değil mi bizlere? Böyle öğrettiler! Mason Mustafa Kemal’in Kemalist, Putperest eğitim sistemi böyle öğretti!

Türkçe’de bulunmayan sesleri yutarak, sureleri Türkçe okunuşlarıyla okuyarak kıldığımız namazlar!

5 vakit namazımızı kılmadığımız halde, sadece dinden çıkmamak için Cum”a namazlarına gidenler var! Kuran’a küfretmek için nüfus cüzdanlarımızdaki fotoğraflarla, giysilerimizde bulunan resimlerle, soldan sağa yazılan yazıların bulunduğu kıyafetlerle, cüzdanlarımızda taşıdığımız ve Mustafa Kemal’in resminin bulunduğu paralarla kılıyoruz namazlarımızı! Cemaatin içinde sadece bir adamın üstünde, Kuran’a küfretmek anlamında olan bir tek resim olması o namazı kılan herkesi küfre götürürken, bütün herkesin üstünde olması cehennemin sonsuzluğuna götürür!

Bulunduğumuz bütün ortamların hamam olmasına gelelim. Etek boyları her geçen gün kısalan, saçları açık olan kızların bulunduğu okullardan, açık saçık giyinip, parfüm süren, makyaj yapan kadınların bulunduğu fabrikalardan, namaza giderken ya da sokaktan geçerken; yanlarından geçtiğimizde, saçlarını gördüğümüz, kokularını duyduğumuz, bedenlerindeki teşhir ettikleri yerleri gördüğümüz kadınların, kızların bulunduğu hamamlardan geçerek namaz kılmaya gidiyoruz!

İnsanların ilmi geçim için öğrendikleri, dinlerini dünyalıklarına alet ettikleri bir zaman gelecektir.
[Deylemi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 68]

Mason Mustafa Kemal, imamlara maaş bağlattı değil mi? Maaş alabilmek için namaz kıldırıyorlar imamlar! İmamlar ALLAH rızası için değil de; kendini hem peygamber, hem tanrı ilan eden, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e ve bütün peygambelere şair diyen, ALLAH’ın olmadığını söyleyen, ALLAH’ı inkâr eden Mustafa Kemal’in kurduğu devletin verdiği maaşı alabilmek için namaz kıldırıyorlar!

Kuran’ın 30 cüz’ü varmış. 610 sayfa olan kutsal kitabımız 20’er sayfaya bölünmüş ve 30 cüzden oluşmuş?

Kuran’ı Kerim’in 7 cüzü vardır. Birinci cüz 3 sure, ikinci cüz 5 sure, üçüncü cüz 7 sure, dördüncü cüz 9 sure, beşinci cüz 11 sure, altıncı cüz 13 sure, yedinci cüz de <<kaf>> suresinden sonuna kadardır.
[İhyau Ulumi’d-din- 1.cilt Rub’ul- İbadat, İmam Gazali]

7 cüz olan Kuran’ı 30 cüz demişler değil mi bizlere? 30 cüz demişler!

Rivayet olunduğuna göre, Hazret-i Osman Radıyallahu Anh Cuma gecesi başlar ve Bakara Suresi’nden Maide Suresi’ne kadar okurdu. Cumartesi gecesi En’am Suresi’nden Hud Suresi’ne, Pazar gecesi Yusuf Suresi’nden Meryem Suresi’ne, Pazartesi gecesi Taha Suresi’nden Kasas Suresi’ne, Salı gecesi Ankebut Suresi’nden Sad Suresi’ne, Çarşamba gecesi Zümer Suresi’nden Rahman Suresi’ne kadar okur ve Perşembe gecesi de hatmini bitirirdi. Sahabe-i kiram böyle yaparlardı.
[İhyau-Ulumi’d-din/Rubul İbadat, sayfa 783, İmam Gazali]

Okumasını bilenlerde, 30 cüz okuyor değil mi? Hatim edildiğinde en güzel şekilde 7 günde bitirilmesi gereken Kuran’ı 30 günde hatmediyorlar. Böyle öğretiyorlar çünkü. Böyle anlatıyorlar.

Bunu bu şekilde ilk değiştiren Kufe Valisi Zalim Haccac’dır. Basra ve Kufe âlimlerini topladı. Kuran’ın harf, kelime ve ayetlerini saydı, Kuran’ı 30 cüze ve diğer kısımlara böldü.
[İhyau-Ulumi’d-din/1.cilt/Rub’ul İbadat, İmam Gazali]

Zalim Haccac’ı bilir misiniz?

Harra Vakası - Büyük Hicaz Katliamı

Müslümanlar bilmez Harra ya da Harre vakasını. Çünkü bilinçli olarak üzerinde durulmaz, konu edilmez. KERBELA katliamı kadar önemlidir Mekke ve Medine'de. Tecavüz ve yağmaların yanında Kâbe'nin yakılıp yıkılması da vardır üstelik. Ama KERBELA bilinir, Harra bilinmez! 100 bine yakın insanı kesip sıra sıra ağaçlara asan, kadınlarına tecavüz edip köle pazarlarında satan Emeviler, bu alışkanlığı önce Müslümanları katlederek kazanmışlardır.

Önce İslam kaynaklarından olayın özetini sunalım:

Aralarında, Medine eşrafından Abdullah b. Hanzala, Abdullah b. Ebu Amr ve Münzir b. Zübeyr'in de bulunduğu bir heyet, Şam'a gidip Halife Yezid ile görüşmüşlerdi.

Heyet, Medine'ye döndükleri zaman, Yezid'in dinsiz olduğunu, içki içtiğini, çalgı çaldırdığını, yanında şarkıcı kadınlar bulundurduğunu, köpek ve maymun beslediğini vs. söyleyerek, kendisini halife olarak tanımadıklarını açıklamışlardır. Bunun üzerine, Medineliler ayaklanarak henüz çocuk denilecek yaşta bulunan Medine valisi Osman b. Muhammed b. Ebu Süfyan'ı Medine'den sürüp çıkardıkları gibi, Medine'deki Emevîleri de Mervan b. Hakem'in evinde kuşatmışlardı.

Emevîlerin acele imdat istemeleri üzerine, Yezid, Müslim b. Ukbe’yi 12 bin kişilik bir ordu ile Medine ve Mekke halkını tepelemeye göndermiştir.

Müslim, Medine'de Kureyş'ten ve Ensardan binlerce kişiyi asıp kesmiş, şehri yağmaladıktan sonra Mekke üzerine yürümüş, Müsellel’e geldiğinde hastalanıp ölmüştü.

Ölürken, Husayn b. Numeyr'i yerine bırakmıştı. O da mancınıklar kurdurarak Mekke'yi taşa tutmuş, Kâbe’nin duvarları yıkılmış ve yakılmıştı.

Kaynaklar:
Taberî. Târîh. c. 7. s. 3-5.
Ezrakî, Ahbânj Mekke, c. 1, s. 196-204,
İtan Abdi Rabbih, Ikdu'l-ferfd, c. 4, s. 387-391 ,
Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 4, s. 42,
M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/349-350.

Mekke kuşatmasından dolayı evlerde yiyecek bir şey kalmamıştı. Birçok mahallede bulaşıcı hastalıklar ortaya çıkmıştı. Haber gönderilemiyor, yardım gelmiyordu. Birçok kaynakta, kuşatma altında çok zor günler geçiren Müslümanların binek hayvanlarını, hatta hakaret amacıyla Haccac tarafından kendilerine mancınıkla atılan köpekleri bile yemek zorunda kaldıkları anlatılmaktadır.

Kuşatmanın altıncı ayında yiyecek hiçbir şey kalmamıştı. Yorulan, bıkan, açlıkla baş başa kalan bazı direnişçiler; Abdullah b. Zübeyr'in etrafından ayrılmaya başladılar. Bunların arasında, Abdullah'ın oğullarının dahi bulunduğu kaydedilmektedir. Abdullah durumun çok kötüye gittiğini ve başka bir çıkış yolu olmadığını görmüştü. Teslim olmak yerine ölümü tercih etti. Şehirde yaşanan faciaya bir son vermek ve daha fazla insanın ölmesini engellemek amacıyla bir çıkış hareketi yaptı ve vuruşarak öldü (1 Ekim 692).

Adı zamanla, zulüm ve zorbalıkla özdeşleşecek olan Haccac; büyük bir vahşet ve gururla Abdullah b. Zübeyr'in başını kestirerek önce secdeye kapandı, daha sonra da onun başını Suriye'ye gönderdi. Haccac; haram ayda, haram kılınan bir bölgede kan dökmekten, Allah'ın evini taşa tutmaktan ve Kâbe'nin içine sığınan insanları bile katletmekten çekinmemişti.
KERBELA’dan sonra Mekke ve Medine katliamlarıyla Peygamberin güzide ashabından kimse kalmamış. Geride sesi çıkacak, karşı koyacak, Müslümanlara önderlik yapacak kimse kalmamıştı. [Emevilerin karşı devrimi tamamlanmıştı]

Hisam Ibnu Hisan Rahimehullah anlatiyor: "Haccac'in hükmen öldürdüğü insanların miktarı sayılmış, 120 bin kişiye ulaştığı görülmüştür."
[Tirmizi, Fiten 43, (2221)]

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in torunu Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh’ın Kerbela’da şehit edilmesini bilir misiniz?
Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh çocukluğunda beraber oynadığı, Cebrail Aleyhisselam’ın getirdiği cennet meyvelerını paylaştığı, çocukluk arkadaşı Ömer bin Sa’d’ın komutasındaki ordu tarafından şehit edilmiştir. Halife Yezid bin Muaviye tarafından Horasan Valiliği’ne getirileceği vaat edilen, Kufe ordusunun komutanı olan Ömer bin Sa’d’ın emrindeki askerlerin, Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh’ın yanındakilerle beraber cuma namazı kılarken saldırdığını bilir misiniz?

Kufe halkından 12 bin kişi Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh’a mektup yazmıştır. Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh’a biat etmişlerdir ve Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh’ın hilafeti sahiplenmesini istemişlerdir. Kufe halkı, Irak Valisi Ubeydullah İbnu Ziyad’ın zulmü karşısında, halife Yezid’in safına geçmiş ve Hz. Hüseyin Radıyallahu Anh’ı şehit etmiştir.

Bunları bilir miyiz? Nerden bilelim? Anlatmıyorlar ki!
Ama Müslümanların kafasının kesilip, kesik başlarıyla oynanması sonucu ortaya çıkan futbolcuları biliriz! Maradona’yı, Pele’yi, Ronaldo’yu, Ronaldinho’yu, Rüştü’yü, Fatih Terim’i, Tugay Kerimoğlu’nu, Van Hoidonk’u, … biliriz!

Kuran’a küfretmek için çekilen, İslamiyet’in neslini bozmak için çekilen, her türlü zinanın işlendiği ahir zamanın en büyük hamamı olan televizyonlara çıkan sanatçıları, aktörleri, aktrisleri biliriz. Açık saçık giyinişleri gördüğümüzde şevke geldiğimiz her tarafını açık bırakan kıyafetler giyen fahişe kadınları biliriz. Bedenlerinin her yerini teşhir eden, her türlü zinayı işleyen, dinleri imanları para olan, örtüleri para olan fahişe mankenleri, fahişe şarkıcıları biliriz.

“Ben özgürüm, sadece özgürüm” diyen Nil Karaibrahimgil’i biliriz değil mi?

Hür olduğunu, özgür olduğunu; her istediğini yapmaya güçlü olduğunu iddiaya yeltenirsen sana ilk vurulacak damga: “Sen kâfirsin. ALLAH’ı inkâr ediyorsun!’’
[Abdülkadir Geylani//Futuhul-Gayb]

Kuran’a küfretmek için baktığımız televizyonlarda boy gösterenler bunlar değil mi? İslamiyet’in neslini bozmak için, Kuran’a küfretmek için resimlerle süslenen gazetelerde fotoğrafları çıkanlar bunlar değil mi?

Bir taraftan da; “biz o zamanda yaşamadık ki” diyoruz değil mi? Eskilerde yaşamadık! Zamanımızda haram olan, yasak olan ne varsa hepsini biliyoruz, ama işimize gelmedi mi eskilerin zamanında yaşamadık diyoruz. Günümüzde ki olanakları gördüğümüzde birde “Eskiler yaşamıyormuş” diyoruz diğer taraftan!

İmam Ebu Hanife’yi, Ahmed bin Hanbel’i, İmam Şafii’yi, İmam Malik’i, Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’ı, İmam Taberani’yi, Ebu Davud’u, Ebu Leyla’yı, Ebu Ya’la’yı, İmam Tirmizi’yi, İmam Müslim’i bilmeyiz. Şeytanın ezanlarını söyleyen şarkıcıları biliriz ama. Her tarafını açıp, vücudunu meydanlara dökenlere, mahrem yerlerinin tamamını sergileyen fahişe şarkıcıları biliriz!

Türkiye’de yaşayan sözde Müslüman kâfirler, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz zamanından sonra yaşamış bütün İslam hizmetkârlarını, İslam’a hizmet edenleri bilmesi gerekirken, hiçbirini bilmiyor! Biz daha Türkiye’nin hangi şartlarda ve ne şekilde kurulduğunu bile bilmiyoruz!

Ama biz bilim çağındayız! Bilgi çağındayız! Milenyum çağındayız! Milenyum’dayız!

Gerçekte cennetliklerin parmakla sayılacak kadar az olduğu, cehennemliklerin ise milyarlarca olduğu ahir zamandayız!

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e şair diyen, ALLAH’ı inkâr eden; kendini hem peygamber, hem tanrı ilan eden Mustafa Kemal’in hayatını; Kemalist köpeklerin anlattığı şekilde biliriz değil mi?

İnsanoğlunun yalan yazdığı “elle yazılmış, değiştirilmiş tarihten” biliriz!

Ama Mason Mustafa Kemal’in yalanlarla anlatılan hayatını bildiğimiz kadar Aleyhisseatu Vesselam Efendimiz’in hayatını bilmeyiz! “Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz zamanında yaşamadık.” mı diyorsunuz? Sözde Müslüman kâfirler! Biz Mustafa Kemal zamanında da yaşamadık! Mason Mustafa Kemal’in yalanlarla anlatılan hayatını biliyoruz! Türkiye’de yaşayanlar, Mason Mustafa Kemal’e tapan Kemalist putperest köpekler devrinde yaşıyor!

Mesruk Rahimehullah anlatıyor: “Hazreti Aişe Radıyallahu Anha’ya dedim ki: “Ey anneciğim! Muhammed Aleyhisseatü Vesselam Rabbini gördü mü?” Bu soru üzerine:
“Söylediğin sözden tüylerim ürperdi. Senin 3 hatalı sözden haberin yok mu? Kim onları sana söylerse yalan söylemiş olur. Şöyle ki: kim sana “Muhammed Rabbini gördü” derse yalan söylemiş olur.” dedi. Hazreti Aişe bu noktada sözüne delil olarak şu ayeti okudu: “Bismillahirrahmanirrahiym. O’nu gözler idrak edemez, O ise gözleri idrak eder. Sadakallahül-Azıym.” [En’am Suresi, 103. ayet]
“Ey Müminlerin annesi? ALLAH “Bismillahirrahmanirrahıym. Yemin olsun ki, peygamber onu apaçık ufukta gördü. Sadakallahül-Azıym’’[Tekvir Suresi, 23. ayet]; ‘’Bismillahirrahmanirrahiym. Yemin olsun ki, onu başka bir inişte de gördü. Sadakallahül-Azıym.” [Necm Suresi, 13. ayet] Buyurmadı mı?” dedim. Hazreti Aişe de: “Bu ümmetten, o meseleyi Resulullah’a ilk soran ben oldum. Aleyhisselatu Vesselam: O Cebrail’dir. Ben Cebrail’i bu iki defadan başka yaratıldığı şekilde görmedim. Cebrail’i, semadan inerken vücudunun büyüklüğü arz ile sema arasını kaplamış olarak gördüm” buyurdular. Hz. Aişe devamla dedi ki: “Kim sana derse ki Muhammed yarın olacak şeyi bilir, yalan söylemiştir. Zira ayet-i kerime’de: “Bismillahirrahmanirrahiym. Hiçbir nefs yarın ne olacağını bilemez. Sadakallahül-Azıym.” [Lokman Suresi, 34. ayet.] buyrulmuştur. Kim sana Muhammed Aleyhisselatu Vesselam’ın vahiyden bir şey gizlediğini söylerse o da yalan söylemiştir. Çünkü ayet-i kerime de: “Bismillahirrahmanirrahiym. Ey peygamber! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan ALLAH’ın risaletini tebliğ etmiş olmazsın. Sadakallahül-Azıym.” [Maide Suresi, 67. ayet] Lakin Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Cebrail Aleyhisselam’ı yaratıldığı şekliyle iki defa görmüştür.”
[Buhari; Müslim; İmam Tirmizi; Kutub-i Sitte]

İmam Müslim’de, Ebu Zerr Radıyallahu Anh rivayeti olarak; Ebu Zerr Radıyallahu Anh’ın Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’a bu konuda sorduğu, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın: “Nurdur. Nasıl görebilirim?” dediği kaydedilmiştir. Ahmed’de yine Ebu Zerr Radıyallahu Anh’den: ‘’Bir nur gördüm’’ cevabını aldığını, İbn-u Huzeyme’de Ebu Zerr Radıyallahu Anh’ın: “ALLAH’ı kalbiyle gördü, gözüyle görmedi.’’ dediği kaydedilmiştir.
[Kutub-i Sitte]

Türkiye’de ki sözde âlimler ne diyor? “Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Miraç Gecesi’nde ALLAH’ı [c.c.] görmüş! Bazıları arada perde olduğunu söylüyor, bazıları da arada perde bile olmadığını söylüyor! Mason Mustafa Kemal’in sisteminde eğitilen âlimler bu kadar biliyor işte! Her şeyi yalan yanlış biliyorlar! Yalan yanlış öğretiyorlar!

Ahir zamanda sizden önceki milletleri karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz, hatta Yahudiler ve Hıristiyanlar kertenkele deliğine girseler, siz de peşlerinden gireceksiniz.
[Ölüm-Kıyamet ve Diriliş, sayfa 470]

Hıristiyanların ve Yahudilerin peşinde gidiyoruz değil mi? Yeniliklerin hepsi kâfirlerden geliyor. Elektriği icat etmişler; elektrik kullanmışız! Arabayı icat etmişler; araba kullanmışız! Kuran’a küfretmek için fotoğraf makinelerini icat etmişler fotoğraf makineleriyle fotoğraflar çekmişiz! Ahir zamanın en büyük hamamı olan, her türlü küfrü, zinayı, şirki, sihri içinde barındıran televizyonu icat etmişler; hepimiz televizyon alarak bütün evlerimizi hamama çevirmişiz!

Hıristiyanlar ve Yahudiler nereye kuyruk sallarsa, başımızı o yöne çevirmişiz. Uzaya çıkmışlar, uzay demişiz, giyim kuşam demişler, onlar gibi giyinmişiz, sakallar kesilir demişler, sakalları kesmişiz! Yahudi ve Hıristiyanlar gibi sakalları kesmişiz, bıyık bırakmışız! Bazılarımızda kadınların yüzleri gibi olması için; hem bıyıklarımızı, hem sakallarımızı kesmişiz. Erkek erkeğe ilişkiye girmişler, kadın kadına ilişkiye girmişler. Küfürlerle geçirmişiz günümüzü, sığırların geviş getirmesi gibi sakız çiğnemişiz, şeytanın ezanı olan ıslıkları çalmışız, tefleri bırakmışız, orgları, sazları, gitarları, piyanoları çalıp dinlemişiz, darbukayı eklemişiz. Şeriat gericilik, Kemalizm ilericilik demişiz! Küfre götüren ne varsa sarılmışız dört elle! Dünya demişiz, baka bir şey dememişiz!

O devir de halkı cehennem kapılarına çağıracak olan birtakım davetçiler olacaktır. Her kim o insanların davetine icabet ederse onu cehenneme atacaklar.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 382]

Konserler düzenliyorlar değil mi? Şeytanın ezanlarını seslendirenler biraz daha zengin olabilmek için konserler düzenliyorlar! Biz kâfirler de para verip gidiyoruz. Politikacılar ne derse onu yapıyoruz değil mi? Onların peşinden gidiyoruz. Dini hükümlerini bilmedikleri halde âlim dediğimiz, imam dediğimiz, hoca dediklerimizin dediklerini yapıyoruz değil mi?

Ahir zamanda, zalim yöneticiler, ALLAH’ın emirlerine karşı gelen bakanlar, hain hâkimler, yalancı hocalar olacaktır. Bunlara herhangi biri yetişirse onların yanında müttefik olmasın, yardımcı olmasın, yön veren olmasın.
[Risalet-ül Huruc-ül Mehdi, sayfa 182]

İslam’ı satanlar! Müslümanları satanlar! Türkiye’yi satanlar! Dinin hükmettiği gibi amel etmeyen, Mason Mustafa Kemal’in kanunlarıyla hükmeden milletvekilleri ve yöneticiler. Torpili olan ya da hatırı sayılır bir yerde, bir makamda tanıdığı var diye, haksızı haklı gösteren hâkimler! Dinin hükümlerini bilmeyen hocalar, âlimler! Kendi verdikleri fetvalardaki hükümleri yerine getirmeyen imamlar, hocalar!

Haberiniz olsun, şu muhakkak ki başlarınıza birtakım amirler ve devlet başkanları gelecek de onlar, devlet hazinesinden; yardıma ihtiyacı olan sizlere vermediklerini; hakları olmadığı halde kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklardır.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 380]

“Hakları olmadığı halde kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklardır.” Türkiye’de Başbakan Bülent Ecevit zamanında milletvekilleri; 2 yıl milletvekilliği yapan bütün milletvekillerinin emekli sayılacağı “Kıyak Emeklilik” yasasını çıkardılar!

Yakında başınıza bazı yöneticiler gelecek. Rızıklarınıza el koyacak, sizi yalanlarla avutacaklar. İş yapacaklar. Fakat yaptıkları fena olacak. En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını onaylamadıkça sizden razı olmayacaklar.
[Bagavi; İmam Tabarani; Geleceğin Tarihi, 1. cilt, sayfa 43]

“Rızıklarınıza el koyacak”. Kemer sıkma politikası izlettiriyorlar!

“Sizi yalanlarla avutacaklar.” Milletvekilleri seçilene kadar her türlü yalanı söylüyorlar! Seçildikten sonra da devletin malı deniz deyip, devletin parasını cebe indiriyorlar!

“İş yapacaklar. Fakat yaptıkları fena olacak.” Türkiye’yi, İslam’ı, Müslümanları satıyorlar değil mi? Basın ellerinde, Medya ellerinde! Her şeyi istedikleri şekilde süsleyip gösteriyorlar. Her şeyi kendi istedikleri şekilde anlatıyorlar biz kâfirlere!

“En fena tarafları da kötülüklerini siz güzel görmedikçe ve yalanlarını onaylamadıkça sizden razı olmayacaklar.“ Onların yaptıklarını doğru kabul ediyoruz üstelik! “Başa kim gelirse zaten aynısını yapıyor. Helal olsun! Yapmazsa olmaz zaten!” diyoruz üstelik! Gelen devletin, halkın parasını cebine indiriyor!

İslam’ın usulleri teker teker bozulacak ve halkı delalete düşürücü hükümet adamları çıkacak.
[Hakim; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 57]

İslam’ın usullerinden bir şey kalmadı ki! Her şeyimiz kâfirlere, Yahudilere benzedi! Mustafa Kemal’in bize getirdiklerini yapıyoruz! Mason Mustafa Kemal’e tapan Kemalist putperest sistemin istediği gibi yaşıyoruz!

Domuz yağı katkısı katılan ETi ürünlerinden başka bir şey satılmayan, Muhammed ve Mekke yok olsun yazısıyla satılan Coca Cola’nın satıldığı askeriyede ölenlere “şehit” diyorlar! Üstelik bir de cenaze namazı kılıyorlar değil mi?

Şimdi bu kelimeleri biraz açıklayalım. “çağ dışı”. “çağ dışı” demekle İslam’ı kastediyorlar! Tamam anladık! Hiç kimsenin itirazını kabul etmeyiz! “çağ dışı” dediği zaman Kuran’ın huzurunda yemin ediyorum ki, İslam’ı kast ediyorlar! “çağ dışı”. İslam. İslam’ı kast ediyorlar! Peki, siz İslam’a “çağ dışı” diyorsunuz. Yani çağ dışı demek; geçersiz, kıymetsiz, değersiz, bir şeye yaramaz demek değil mi? Evet, öyle diyorlar! Peki, neden bir gazeteciniz öldüğü zaman, bir politikacınız öldüğü zaman, bir genel müdürünüz öldüğü zaman, bir profesörünüz öldüğü zaman, bir askeriniz öldüğü zaman,… neden çağ dışı dediğiniz İslam’ın camisinin musalla taşına getirip o leşinizi musallat ediyorsunuz? Hani çağ dışıydı? İslam çağ dışı? Cami çağ dışı? İmamlar çağ dışı? Musalla taşı çağ dışı? Sen niye cenazeni getirip, çağ dışı camisinin o musalla taşına koyuyorsun? Götür meyhane de kaldır kâfir adam! Gazinodan kaldır cenazeni! Restorandan kaldır! Diskotekten kaldır! Karnavaldan kaldır cenazeni! Niçin camiye getiriyorsun? Senin gözünde cami, İslam, Kuran çağ dışıydı hani? Sahtekâr oğlu sahtekârlar! Ne korkunç hile görüyor musunuz? Hem İslam’a çağ dışı diyecekler! Hem de pislik cenazelerini camiden taşıyacaklar! Ve Müslümanlarda sanki önlerine gelen her cenazeyi kaldırmaya mecburmuş gibi, o ölünün arkasında durup tekbir alıyorlar! Mecbur musunuz? Kılmayın bu heriflerin cenaze namazını! Hiçbir kanun maddesi zorlayamaz sizi vallahi! Özgürlükçü demokrasi dedikleri şu küfür sistemi içinde hiçbir Müslüman’ı musalla taşına gelen cenazenin namazını kılacaksınız diye vallahi zorlayamazlar! Hiç kimse zorlayamaz! Çağ dışı diyorsun sen İslam’a! Sadece bununla kalsalar iyi! Ölüleri oluyor bunların, cenazeleri çıkıyor. Ölülerine bir isim, bir sıfat bulamıyorlar! Ölü! Ölü! Gazetecilerinin, politikacılarının ölüsüne bir isim bulamıyorlar! Ama çağ dışı dedikleri, geçeri yok, değeri yok, önemi yok, hiçbir şeyi yok dedikleri Kuran’ın verdiği sıfatı, verdiği unvanı; kendi cenazeleri için kullanıyorlar! “şehit” kelimesini kullanıyorlar! Vazife şehidi, demokrasi şehidi, karnaval şehidi, meyhane şehidi, vatan şehidi, … bu ne sahtekarlık! Hani sen Kuran’a çağ dışı diyordun? Niye Kuran’ın kelimesini kullanıyorsun? Utanmaz adam! Çağ dışı Kuran sana göre! Niye “şehit” kelimesini kullanıyorsun? Defol git! Nehit[eşek] de, şehit deme! Hürriyet şehidi, zürriyet şehidi, zurna şehidi,… bu nedir böyle? Oyuncak ettiler İslam’ı!
Sadece ALLAH’ın dini hâkim olsun diye ölene şehit diyebilirsiniz!
“Aman İslam gelmesin! İslam hâkim olmasın” diye bekçilik yaparken ölen adama nasıl şehit diyorsunuz siz? Bu ne çirkin, bu ne serseri adamlar böyle! Onlar böyle hilelerle, korkunç kelime oyunlarıyla İslam’ı nesillerimizin kalbinden sildiler! Bizim neslimizi bu hale getirdiler! Bizim gençliğimizi bu hale getirdiler! Bizim çocuklarımızı, Müslüman milletin nesillerini birbirinin katili, birbirinin canisi, birbirinin zinacısı, birbirinin düşmanı haline getirdiler! Tabi Kuran’ı yıktıktan sonra! Kuran’a iman edilseydi böyle olmayacaktı! İngilizler ne kadar güzel başarılı olmuş görüyor musunuz? Kâfir İngilizler ne dehşet başarılı olmuş!

Gerçekte “şehit” olanın cenaze namazı kılınmaz! Bize “şehit” olarak gösterilen askerlere cenaze namazı kılınıyor değil mi? Gölcük Askeri Gazinosu’nda Çevik Bir’in Kuran’ı ayaklarının altına alıp çiğnediği, askeri gazinoda çıplak dansöz oynattırıp içkiler içirttiği gece; sırf devlet vergi alamayacak diye sayıları düşürülen, Amerika’daki Alice’ler, John’lar, Susan’lar ölmesin diye öldürülen insanlara “şehit” dediler değil mi?
Şehit dediler ve cenaze namazlarını kıldırmadılar! Ölenlerin sayısı belli olmasın diye! Türkiye’de cenaze namazını kılınacak kimse yok gerçi gerçekte!
Askerde ölene “şehit” diyorlar, tören düzenleyip “cenaze namazı” kılıyorlar, para alamayacaklarından korktuklarından sayıları belli olmasın diye cenaze namazlarını kıldırmadıkları 60 binden fazla insanı bizlere “şehit” oldu diye yutturuyorlar.

Yakın gelecekte yani insanları kör edip doğruyu göstermeyen, sağır edip hak olanı duyurmayan ve dilsiz edip hak sözleri konuşturmayan bir takım fitneler olacaktır.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, sayfa 390]

“Yakın gelecekte yani insanları kör edip doğruyu göstermeyen bir takım fitneler olacaktır.”
“Görmedim, duymadım, bilmiyorum” demezsek, başımıza gelebilecekler var değil mi? Yöneticiler, gücü elinde tutanlar ne derse doğru! Kendi menfaatleri doğrultusunda dedikleri doğru! Yöneticiler, gücü elinde tutanlar ne derse doğru! Akıllı dediklerimiz en büyük yalancı çıkıyor değil mi? Deli dediklerimizde bizden akıllı çıkıyor! Bize gerçekleri anlatmaya çalışanlara “yobaz, gerici” diyoruz, “deli” diyoruz, bizi kandırmaya çalışanlara “akıllı” diyoruz!

“sağır edip hak olanı duyurmayan bir takım fitneler olacaktır.” Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile bilmiyoruz! Gazeteler, televizyonlar ne derse ona inanıyoruz! Tanıdıklarımız arasında siyasetle alakalı biri varsa biraz daha fazlasını biliyoruz o kadar!

“Dilsiz edip hak sözleri konuşturmayan bir takım fitneler olacaktır.” Düşünce özgürlüğü var diyorlar ama işlerine gelmeyen bir şey oldu mu konuşturmuyorlar! Artık düşünce özgürlüğü yasası çıkarttılar. Türkiye’de Laiklik ve Mason Mustafa Kemal hakkında konuşmamak kaydıyla, her konuda konuşabiliriz artık! Bir tek Mason Mustafa Kemal ve Laiklik hakkında konuşamayız! Neden? Kemalist putperestler öyle istiyor! ALLAH’A küfrediliyor! Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e hakaret ediliyor! Ama Türkiye’de sadece Mustafa Kemal hakkında konuşulamıyor!

Duydunuz mu hiç koruma kanunu?
Dünyanın hiçbir milletinde, dünyanın hiçbir devletinde bir şahsı koruma kanunu yoktur! Madalyonun ters tarafı da, öbür tarafı da, bu tarafı da millete gösterilebilir. Herkese seyrettirilebilir. Alparslan, Selahaddin Eyyubi, Sultan Fatih gibi zatlar hakkında koruma kanunu var mı? YOK! Niye yok? Onlar az iş mi gördüler? Her biri devirler kapadı, devirler açtı. Böylece Müslüman milletlere hizmet ettiler. Var mı koruma kanunu? Yok! Niye? Eleştiriye açık adamlar! Eleştiriye açık! Birçok meziyetlerinin, hizmetlerinin yanında bazen hataları da olabilir, söylenebilir. Bu normal bir şeydir ama “Siz Mustafa Kemal’i eleştiremezsiniz! Hatalarından bahsedemezsiniz!” Neden? Koruma Kanunu var da ondan! Neden koruma kanunu var hiç düşündünüz mü? Tutulacak tarafı yok Mustafa Kemal’in, o yüzden! Madalyonun öbür tarafı kapkara! Her tarafı berbat! Millete ve yeni nesle hep madalyonun bir tarafını göstermişler. Oturmuş Mustafa Kemal’i methetmişler, kalkmış Mustafa Kemal’i methetmişler, yemiş Mustafa Kemal’i methetmişler, yatmış Mustafa Kemal’i methetmişler. Her şeyde Mustafa Kemal! Kimdir Mustafa Kemal? Masondur! İttihatçıdır. Casustur! Hem İngiliz casusu! Haindir! Vesikalar söylüyor ben söylemiyorum! Geçsinler karşıma! Vesikalar söylüyor. Dünya basını yazıyor! Namus düşmanıdır! Sarhoştur! İsmet Paşa söylüyor! İsmet Paşa söylüyor! Kendilerinin yazdığı tarih kitaplarında var! “Bir gün Çankaya da, içki masasında memleketin mühim meselelerini görüşüyorlar, anlaşamıyorlar aralarında, İsmet Paşa ayağa kalkıyor, elini masaya vuruyor! Diyor ki; bu memleket ve bu millet; daha ne zamana kadar böyle sarhoş masalarından, içki masalarından idare edilecektir? Mustafa Kemal’in cevabı şu oluyor;
“Aklını başına topla, seni de buraya, bu makama getiren bir sarhoştur!”
Mustafa Kemal soysuzdur! Milliyeti ve cinsi meçhuldür! İkiyüzlüdür! Katildir! Komitecidir! Dinsizdir! Ve din düşmanıdır! Ve deccaldır! Ve nihayet puttur! Hepsinin delili var! İşte bakın! Adamınız, atanız bu! Mustafa Kemal budur! Vatanı kurtarmış büyük bir kahraman öyle mi? Öyle mi? Adamın biri, denize düşmüş bir kadını kayığını sürerek kurtarmış, kayığa almış. Kadını kenara çıkaracağı yerde; denize açılmış, açılmış, gözden kaybolunca kadının namusuna tecavüz etmiş, ırzına geçmiş. Şimdi siz bu adama kurtarıcı diyebilir misiniz? İşte bu misal! Memlekette namus bırakmadılar! Çankaya, devrinde bir meyhane ve bir kerhane haline gelmişti! Deliller çok!

Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere –çeşitli itham ve bahanelerle hakaret ettiği zaman, artık kızıl rüzgârları, yere batışı veya suret değiştirmeyi veya gökten taş yağmasını bekleyin.
[Tirmizi, Fiten, sayfa 39; Kutub-i Sitte, 14.cilt, sayfa 341]

“Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceden gelip geçenlere –çeşitli itham ve bahanelerle hakaret ettiği zaman.”

Eski isimlerle hep alay ediliyor değil mi? İslami isimlerle alay ediliyor! “İnek Şaban”, “Psikopat Gaffur”, … isimlerinde karakter oluşturuyorlar hep!
Ayşe, Fatma, Ziya, ... Bu gibi İslami isimlerle isimlenenler isimlerini sevmiyor değil mi?

Türkiye’deki sözde Müslüman kâfirler “öküz aleyhisselam” diyor birbirine.

“Kara gözlüm sende yalancı çıktın. Seni kendime ilah yapmıştım. Taptım, sana taptım. Seni kendime ilah yapmıştım.” diye şarkılar var değil mi?

“Sen psikopatsan ben psikopatın ALLAH’ıyım” diyor sözde Müslüman kâfirler!

“Elif dedim, dedim, kız ben sana ne dedim” diye şarkı söylüyorlar.
“Ar gelir Osman Aga, ar gelir, Safiye’me karyola dar gelir” diye şarkı söylüyorlar!

Hizbullah’ı bilir misiniz? Hizbullah; yani ALLAH için, din uğrunda ciddi gayret sahibi olan ve din düşmanlarıyla asla hakiki dost olmayan mücahit cemaat demektir. Ama sözde Müslüman kâfirler Hizbullah’a bile terör örgütü diyor değil mi?

“Kanbersiz düğün olur mu?”
“Kanber kimdir?” Hz. Ali Kerremullahi Vechehü’nün sadık ve vefalı kölesidir. Mason Mustafa Kemal’in dilinde “her şeye burnunu sokan, her düğün ve eğlencede bulunan adam” oluyor.

Filmlerde “Atma Ziya” diyorlar değil mi? Ziya; ışık, aydınlık, nur demektir. Filmlerde alay ediliyor değil mi ama? Kuran’a küfretmek için çekilen filmlerde alay ediliyor.

“Selam, selam aleyküm, selam, selam aleyküm.” diye şarkı bile yaptılar değil mi?

Romanlarda, filmlerde, dizilerde, evdeki hizmetçilere, uşaklara “Pertev” diyorlar değil mi birde? Pertev; Osmanlıca ve Farsç ada; Ziya, ışık anlamındadır. Mason Mustafa Kemal’in dilinde hizmetçi ve uşak anlamında kullanılıyor.

Fizikte, kimya da tekerlemeler oluşturuyorlar değil mi? H2SO4 [Hasan 2 salak Osman 4]

Düldül’ü bilir misiniz? Kim bilmez ki? Düldül Red Kit’in atı değil mi? Kuran’a küfretmek için yapılan çizgi romanlarda, Kuran’a küfretmek için olmamış bir şeyi olmuş gibi göstermek, hareket ettirmek olduğu için, sihir olan; televizyonlarda gösterilen çizgi filmlerde Red Kit’in atının ismi “Düldül” değil mi Mason Mustafa Kemal’in dilinde?

“Düldül” Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e mahsus bir katır olup, sonradan Hz. Ali Kerremullahi Vechehü’ye verilen katırın adıdır. Ama biz Kuran’a küfretmek için okuduğumuz çizgi romanlardaki, Kuran’a küfretmek için izlediğimiz çizgi filmlerde ki Red Kit’in atına “Düldül” diyoruz!

Nasreddin Hoca’yı bilir misiniz? “Oooooo. Nasrettin Hoca’yı kim bilmez?” Tüm dünya Nasrettin Hoca’nın fıkralarını dinliyor. Nasrettin Hoca’nın fıkralarıyla büyüdük. Hala dinliyoruz, anlatıyoruz.

Nasrettin Hoca, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim’in derslerini dinleyen, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdüren, medreselerde ders okutan, kadılık görevinde bulunan; bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilen bir derviştir! Sözde Müslüman kâfir bizlerse Nasrettin Hoca olarak biliriz!

Nasreddin Hoca, Seyyid Nesimi ve Hallacı Mansur; Seyyid Mahmud Hayrani’nin 3 dervişidir. Bunların yanında bir koyun vardır. Acıktıkları zaman bu koyunu kesip yerler. Daha sonra ise koyunun kemiklerini bir araya getirip, üstünü koyunun postuyla örterler. Seyyid Mahmud Hayrani dua eder ve ALLAH’ın ilahi kudretiyle koyun yeniden canlanır. Seyyid Mahmud Hayrani’nin bir gün işi çıkar. Köyüne gitmesi gerekir. Giderken dervişlerine “Ben yokken koyunu kesip yemeyin” der. Seyyid Mahmud Hayrani dervişlerini ve koyunu bırakır köyüne gider. Nasreddin Hoca, Seyyid Nesimi ve Hallacı Mansur acıkırlar. “Ne yapsak?” diye düşünürken; “Dua edildiğinde canlanmıyor mu? Nasıl olsa nasıl dua edildiğini öğrendik, biz de dua ederiz koyun canlanır” derler ve koyunu kesip yerler. İş dua kısmına gelir. Ne kadar dua etseler de koyun canlanmaz. Seyyid Mahmud Hayrani işini bitirip döndüğünde koyunun kemiklerini görür. Kerametin bozulmasına çok kızar. Seyyid Mahmud Hayrani “Kim kesti bu koyunu? Çabuk söyleyin!” der. Hallacı Mansur başı önünde “Ben kestim.” der. Seyyid Mahmud Hayrani “Günün birinde halk da seni kessin” diye beddua eder. Seyyid Mahmud Hayrani Seyyid Nesimi’ye döner; “Sen ne yaptın?” diye sorar. Seyyid Nesimi “Bende derisini yüzdüm” diye cevap verir. Seyyid Mahmud Hayrani “Halk da senin derini yüzsün!” diye beddua eder. Seyyid Mahmud Hayrani Nasreddin Hoca’ya “Ya sen ne yaptın?” diye sorar. Nasreddin Hoca “Ben onların bu hallerine hem güldüm, hem de etin ucundan biraz yedim” diye cevap verir. Seyyid Mahmud Hayrani “Kıyamete kadar, evet kıyamete kadar tüm dünya sana gülsün!” diye beddua eder.

Biz sözde Müslüman kâfirler işte bu yüzden Nasrettin Hoca’ya gülüyoruz! Âlim ve derviş olduğunu bilmiyoruz.

Bilim çağındayız ama! Bilgi çağındayız! Şeytanın ezanlarını istediğimiz zaman dinleyebildiğimiz için bilim çağındayız! Dünyevi her ilmi bildiğimiz, öğrenebildiğimiz için bilim çağındayız! İslami hükümler en son duymak istediğimiz şey olduğu için bilim çağındayız! Her türlü haramı islediğimiz için bilim çağındayız!

Biz sözde Müslüman kâfirler Nasreddin Hoca’ya bu yüzden gülüyoruz!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
Gelelim Seyyid Mahmud Hayrani’nin “Günün birinde halk da seni kessin” diye beddua Hallacı Mansur’a.

Şeyhlerinden ayrıldıktan ve yıllar geçtikten sonra Hallacı Mansur bir gün köyün meydanındaki çöplerin üzerine çıkar ve “Herkes beni dinlesin” der. Halk Hallacı Mansur’u çok sevip saydığı için, herkes etrafına toplanır. Hallacı Mansur “Sizin ALLAHınız benim ayaklarımın altındadır” der. Bütün halk panik içinde birbirine bakar. Hallacı Mansur’un kellesini vururlar. Hallacı Mansur’un cesedi, kimse bulmasın diye bilinmeyen bir yere gömülür. Hallacı Mansur’un kesik başı çöplükte kalır. Aradan yıllar geçer. Hallacı Mansur’un başı çöplükte, canlıymış gibi; taptaze, pırıl pırıl, hiç çürümeden durmaktadır. Bir kaç kişi hariç Hallacı Mansur’u herkes unutmuştur. Hallacı Mansur’u tanıyanların anlattıklarını duyan zamanın padişahı “Böyle bir ALLAH dostu nasıl böyle bir şey söyleyebilir?” diye meraklanır. Ve Hallacı Mansur’u tanıyanlar vasıtasıyla, o sözü söylediği çöplüğü bulur. Çöplüğe vardığında; Hallacı Mansur’un kesik başının yıllar geçmesine rağmen; pırıl pırıl, taptaze ve çürümemiş olduğunu görür. Daha da meraklanır. Düşünür, daha sonra çöplüğün altını kazdırır. Hallacı Mansur’un “Sizin ALLAHınız benim ayaklarımın altındadır” dediği yerden, içi çil çil altın dolu bir sandık çıkar. Padişah askerleri çağırır. “Halk namazda iken, bu altınları onların üzerlerine atın” der. Askerler denileni yapar. Namazdayken altınları gören halk, hemen namazlarını bozar ve altınları toplamaya başlar. Padişah imama “Namazı bu şekilde bozmanın hükmü nedir?” diye sorar. İmam “idam” cevabını verir. Padişah askerlere “Hepsinin kellesini vurun!” der. Hepsinin kellesi vurulur.
Hallacı Mansur; ayaklarının altında altın dolu bir sandık olduğu için, insanların paraya taptıkları için o cümleyi söylemiştir.

Gelelim Seyyid Mahmud Hayrani’nin “Halk da senin derini yüzsün” diye beddua ettiği Seyyid Nesimi’ye.

Seyyid Nesimi; ALLAH aşkı ile kendinden geçtiği bir sırada; “Enel-Hak=[ben Hakk’ım]” sözünü söyler. Seyyid Nesimi’nin bu sözünü zahiri âlimleri “dinden çıktığını ve dinsiz olduğuna” işaret ettiğine hükmedip, Seyyid Nesimi’nin öldürülmesi için fetva verirler. Zamanın halifesine götürerek fesat çıkarırlar. Halife, Seyyid Nesimi’nin 1000 sene zindana atılmasını emreder. Fakat halk Seyyid Nesimi’yi ziyarete gelip bazı meseleleri sormaya devam eder. İnsanların Seyyid Nesimi’yi zirayeti de yasaklanır. Çok yakın iki dostu hariç kimse 5 ay boyunca Seyyid Nesimi’yi zirayet edemez. Halife “Enel-Hak sözünden dönene kadar sopalayınız, dönmezse onu öldürün!” emrini verir. Bunun üzerine Seyyid Nesimi’ye 100 kırbaç vurulur. Kendisinden en küçük bir ses bile çıkmaz. Ölmediğini görünce; ellerini ve ayaklarını keserler. Seyyid Nesimi, elleri ve ayakları kesildiğinde “Sakın korkudan sarardığımı zannetmeyin. Kan kaybetmekten sararıyorum” der. Seyyid Nesimi’nin gözleri de çıkartılır, üstelik diri diri derisi yüzülür. Halkın yanından sürüklenerek götürülür. Halk taş atmaya başlar. Atılan taşlara hiç ses çıkarmaz, hatta tebessüm eder. Bir dostu, taş yerine gül atar. O zaman Seyyid Nesimi inler. Sebebi sorulduğunda “Taş atanlar beni yakından tanımayanlardır, halden anlamazlar. Halden anlayanların bir gülü bile beni incitti.” cevabını verir. Nakledilir ki; şeytan Seyyid Nesimi’nin yanına gelir ve “Bir Ene[yani ben] sen dedin, bir ene de ben. [Sen Ene’l-Hakk dedin, ben ‘Ene hayrun minhü= ben ondan hayırlıyım.’dedim.] Nasıl oluyorda, bu yüzden senin üzerine rahmet, benim üzerime lanet yağdırıyor?” diye sorar. Seyyid Nesimi şu cevabı verir: “Sebep şudur. Sen ‘Ene’ dedin, kendini ortaya koydun, ben ‘Ene’ dedim, kendimi ortadan kovdum. Benliği ortaya getirmenin iyi olmadığını, benliği ortadan kaldırmanın ise gayet iyi olduğunu bilesin, diye bana rahmet, sana lanet etti.” Seyyid Nesimi’nin “Ene’l-Hakk demesi “Ben yokum, ALLAH vardır” demektir. Elleri ayakları kesilen, gözleri çıkartılan, diri diri derisi yüzülen Seyyid Nesimi tekrar zindana atılır. Seyyid Nesimi’nin dostlarından biri zindanda zirayetine gider. Azrail Aleyhisselam, Seyyid Nesimi’nin canını almak için gelir. Seyyid Nesimi’nin; “Bana ALLAH için bu işkenceyi reva görenlerin; ALLAH’ın rızası için benim ellerimi, ayaklarımı kesenlerin; gözlerimi çıkartanların; diri diri derimi yüzenlerin günahları affedilmedikçe ben canımı teslim edemem” dediğini duyar ve Azrail Aleyhisselam’ın Seyyid Nesimi’nin canını almadan gittiğine şahit olur. İkinci akşam yine zindana gider. Meleklerin Seyyid Nesimi’ye; “Rasulullah, sahabeler, herkes seni bekliyor, gel” dediklerine şahit olur. Seyyid Nesimi yine “Bana ALLAH için bu işkenceyi reva görenlerin; ALLAH’ın rızası için benim ellerimi, ayaklarımı kesenlerin; gözlerimi çıkartanların; diri diri derimi yüzenlerin günahları affedilmedikçe ben canımı teslim edemem” der. Azrail Aleyhisselam, tekrar Seyyid Nesimi’nin canını almadan döner. Seyyid Nesimi’nin arkadaşı üçüncü akşam yine zindana gider. Bu sefer Seyyid Nesimi’yi bulamaz. Dördüncü akşam tekrar geldiğinde ise ne zindan vardır, ne de Seyyid Nesimi. Beşinci akşam gittiğinde ise zindanın bulunduğu kale de yerinde yoktur.

“Benim ellerimi, ayaklarımı kesenlerin; gözlerimi çıkartanların; diri diri derimi yüzenlerin günahları affedilmedikçe ben canımı teslim edemem.” diyor Seyyid Nesimi! İmanı bu kadar kuvvetli olan Seyyid Nesimi!

Biz sözde Müslüman kâfirlerse elimize diken batsa, hatta canımız sıkılsa lanet yağdırıyoruz, “of” diyoruz. Diri diri derisini yüzenlerin günahlarının affını dilemek nerde?

Sonunda cahil birtakım insanlar kalırda kendilerine dini meseleler sorulunca, onlar ilimleri olmadığı halde kendi fikirleri ile fetva verirler de hem kendileri sapıklığa düşerler hem de halkı saptırırlar.
[Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, sayfa 463]

“Sonunda cahil birtakım insanlar kalırda kendilerine dini meseleler sorulunca, onlar ilimleri olmadığı halde kendi fikirleri ile fetva verirler.” Biraz dini bilgisi olan herkese hüküm soruyoruz değil mi? “Şu söyle olursa nasıl olur? Bu nasıl yapılmalı?” diye soruyoruz en basit olarak. Sorduğumuz kişide kendi mantığına göre yorum yapıyor değil mi? Bildiği kadarıyla yorum yapıyor.

“Hem kendileri sapıklığa düşerler hem de halkı saptırırlar.” Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyoruz ki, kazanç sağladıktan sonra her şeyin doğru olduğunu düşünüyoruz!

Yazık ümmetime ulemadan dolayı! Bunlar ilmi ticaret vasıtası edinirler. Zamanlarının yöneticilerine sokulmak için kendilerine kazanç temin ederler.
[Hatim; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 27]

“Yazık ümmetime ulemadan dolayı! Bunlar ilmi ticaret vasıtası edinirler.” Televizyonlarda program yapan âlimler İslami hükümleri bozmak için fetva veriyorlar ya! Tavuktan da kurban olur diyorlar! Öpüşüldüğünde oruç bozulmaz diyorlar! Sakız çiğnendiğinde oruç bozulmaz diyorlar!

Bir kimse ümmetime hainlik ederse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Dediler ki: "Ya Resulallah hainlik nedir?" Buyurdu ki: "İnsanlara dinde olmayan şeyleri dinde varmış gibi göstermek ve onunla amel etmektir.
[Ravi: Hz. Enes Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 431]

Şu 10 şey Lut kavminin ahlakındandır: Meclislerde fiske taşı atmak, erkeklerin sakız çiğnemesi, yol üstünde misvak kullanmak, ıslık çalmak, güvercinle oynamak, sapanla taş atmak, sarığı gerektiği şekilde takmamak, kumar oynamak, erkeklerin parmaklarına kına yakması, göğsü açık gezmek ve çarşıda açık bacakla gezmek.
[Ravi: Hz. İbn-i Abbas Radıyallahu Anh, Ramuz El-Ehadis, Sayfa 316, Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi.]

“Erkeklerin sakız çiğnemesi.” Sığırların geviş getirmesi misali sakız çiğniyoruz değil mi? Can sıkıntısı. Canımızın sıkıntısı geçsin de nasıl geçerse geçsin. Sakız çiğnerken ağzımız sürekli hareket ettiğinden midemiz sürekli çalışıyor ve karnımız acıkıyor. Hoşumuza ne giderse, nefsimiz ne isterse onları yiyoruz. Ne olduğuna bakmadan, üstelik Tuz Gölü’nden elde edilen tuzları kullanarak yaptığımız yemekleri yiyoruz! Lut kavmini helak eden bir davranış olan sakız çiğnendiğinde oruç bozulmaz diyor ama günümüzde âlim olarak isimlendirilen dinsizler!

Doğu da başları tıraşlı [saçları kısa, saçlarını kesen] bir kavim çıkar. Kuran'ı dilleri ile okurlar lakin hançerlerini geçmez. Onlar dinden, okun yaydan çıktığı gibi çıkarlar.
[Ravi: Hz. Sehl İbni Hüneyf Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 508]

Doğu da başı tıraşlı [saçları kısa, saçlarını kesen] bir cemaat çıkar. Onlar Kuran'ı okurlar, hançerlerini geçmez. Onları öldürenlere ve onlar tarafından öldürülenlere ne mutlu.
[Ravi: Hz. Ömer Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 507]

İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kuran okur, ibadete çalışırlar ve dinde olmayan şeyleri dinde varmış gibi göstermekle meşgul olurlar. Fakat bilmedikleri yönden kâfir olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör deccalın avenesi olacaklardır.
[Ravi: Hz. İbn-i Mesud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis, Ahmed Ziyaüddün Gümüşhanevi; Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 27]

“İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kuran okur.” Kuran okumayı bilenler okuyor değil mi? Bir kelimesini bile uygulamadıkları halde okuyorlar.

Kıyamet gününde bizlere ne buyrulacak biliyor musunuz? “Madem Kuran’ı okudunuz, okuduklarınızla neden amel etmediniz? Neden okuduklarınızla hükmetmediniz? Madem Kuran’ın hükümleriyle hükmetmediniz, ALLAH’ın kitabını neden okudunuz?” Buyuracaklar bizlere!

Tabi birçoğumuz da bilmiyoruz değil mi Kuran okumayı? Vakit yok! İş çok! Öğrenmek zor!
ALLAH[c.c.] Hz. Musa Aleyhisselam’a “Ey kulum! Benden utanmıyor musun? Yolda giderken dostlarından bir mektup alsan hemen kenara çekilir, inceden inceye okur ve ne demek istediğine dikkat eder, bir kelimesini anlamadan geçmezsin. Hâlbuki ben sana kitap gönderdim. Ve orada sana enine boyuna düşünüp gereğiyle amel edesin diye tekrar ettiğim birçok emirlerim var. Sen onlardan yüz çevirir, aldırmazsın. Yoksa senin yanında o arkadaşın kadar da mı değerim yoktur? Ey kulum? Bazı ahbapların ile sohbet ettiğin zaman onları can kulağı ile dinlersin, onlara yönelir ve yanlarına iyice sokulursun. Hatta bir gürültü eden olsa ona darılırsın. Ben sana yönelip seninle konuştuğum halde sen gönlünü bana vermiyorsun? Yoksa senin gözünde ben o arkadaşlarından daha mı değersizim?” buyurmuştur.
[İhyau-Ulumi’d-din/1.cilt/Rub’ul- İbadat, İmam Gazali, sayfa 779]

ALLAH [c.c.] bizlerle konuşuyor. Kuran ile bizimle konuşuyor aynı şekilde. ALeyhisselatu Vesselam Efendimiz’e indirdiği Kuran ile insanlara konuşuyor! Ama biz dinlemiyoruz! Uygulamıyoruz!

Ümmetimin son zamanlarında camilerini süsleyip, kalplerini harap bırakan, elbisesini sakınıp koruduğu kadar dinini sakınıp korumayan, dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmaya aldırış etmeyen bir takım insanlar türeyecektir.
[Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 27]

“Ümmetimin son zamanlarında camilerini süsleyip, kalplerini harap bırakan bir takım insanlar türeyecektir.” Camileri halılarla, çinilerle süslüyoruz değil mi? Arapça’ya benzer karakterler işliyorlar seramiklere. Bir de ALLAH’ın, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in, 4 Halife’nin isimlerini yazıp cami duvarlarına asıyorlar! Camilere kırmızı renkli desenli halı seriyorlar! Desenlerde öyle şekiller var ki, şekiller şeytani çizimleri andırıyor!
Ama kalbimizde inanç yok değil mi? Her birimiz “ben” diyoruz! “Ben hiçbir şekilde bunu yapmam!” diyoruz! “Ben hiç bir şekilde kabul etmem!” diyoruz! “Ben” diyoruz, başka bir şey demiyoruz!

CHP ve Camiler.
Eşcinsel Bergama Kralı Attalos’un heykelini Antalya’ya dikmeye çalışan CHP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kumbul, camilerin gelirlerine göz dikti. Kumbul, Antalya Toptancı Hali’nde bulunan 'Camiye ait dükkânların' kiralarına el koydu.
Antalya toptancı sebze halindeki esnaflar, halkın gelirleri ile yapılan caminin kirasına CHP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin el koymasına isyan ediyor. Mason Sevi’nin evine restorasyon, Camiye mühür! 1997 yılında ibadete kapatılan Bulgurca Camii, CHP'li İzmir Belediyesi'nin inançtan kopuk zihniyeti dolayısıyla adeta çürümeye terk edildi. Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, Göztepe'ye cami yapımına izin vermedi. CHP'li Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Yeni Levent'te projelendirilmiş ve evrakları tamamlanmış cami inşaasına bir yıldır izin vermiyor. CHP'li Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, Köşk Camii inşaatını durdurup jet hızıyla mühürledi.

Aleyhisselatu Vesselam Efedimiz “ALLAH’ın bir beldede en sevdiği yer oranın camileri, en sevmediği yer de oranın çarşı-pazarıdır.” Buyurdular.
[Müslim, Mesâcid 288]

Bismillahirrahmanirrahiym. Allah'ın mescitlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Onların, oralara girmemeleri, girseler bile korka korka girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Bakara Suresi, 114. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. ALLAH'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır. Sadakallahül-Azıym.
[Tevbe Suresi, 9. ayet]

“Elbisesini sakınıp koruduğu kadar dinini sakınıp korumayan bir takım insanlar türeyecektir.” Elbisemize toz konsa huy kapıyoruz değil mi? Hemen temizliyoruz. Gören olur, ters ters bakar nasıl olsa! Dinimize sahip çıkmıyoruz, elbisemize sahip çıktığımız kadar!

“Dünya işlerinin yolunda gitmesi uğrunda dinini vasıta yapmaya aldırış etmeyen bir takım insanlar türeyecektir.” İşimize geldi mi, sıkıştık mı “din” diyoruz, hepimiz Müslüman’ız diyoruz. Normal zamanlarda “ben” diyoruz başka bir şey demiyoruz!

İnsanlara bir zaman gelir ki, camilerinde toplanıp namaz kılarlar. Fakat aralarında mümin bulunmaz.
[Hakim; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 19]

Sözde Müslüman bizler, resimlerin bulunduğu nüfus cüzdanlarıyla, Mustafa Kemal’in resimlerinin bulunduğu paralarla, şeytanın ezanlarını çalan cep telefonlarıyla, kıyafetler de soldan sağa yazan yazılarla namaz kılıyoruz! Daha doğrusu namaz kıldığımızı zannediyoruz! Kıldığımız namazları da sadece dinden çıkmamak için kılıyoruz! Hamam olan sokaklardan geçerek camilere namaz kılmaya gidiyoruz! Üstelik tamamen yanlış kılıyoruz!

Bir adamın caminin yanında geçip de iki rekât kılmaması, tanıdığından başkasına selam vermemesi ve çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir.
[Ravi: Hz. İbni Mes'ud Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 448]

Camiler namaz kılınmayıp, gelip geçilen bir yol haline geldiği bir zaman gelmedikçe kıyamet kopmaz.
[Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 87]

Her yer cami, camilerin yanında geçip duruyoruz ama gitmiyoruz değil mi? Sürekli camilerin yanından geçiyoruz. Yürüyerek, arabalarla camilerin yanından geçiyoruz! 5 vakit namazını kılmayan kâfirdir ama bizim umurumuzda mı? Biz dünyalığımıza bakalım, bu yeter bize!

İnsanlar camiler konusunda övünmedikçe kıyamet kopmaz.
[Ahmed b. Hanbel; Ebu Davud; İbn-i Mace]

Camilerimizle övünüyoruz birde! Şuranın camisi daha güzel, buranın camisi daha güzel diye! Daha da güzelleştirmeye çalışıyoruz değil mi? Bir de turistlerin gezip görmesi ve para kazanmak için sergilediğimiz, müze haline getirdiğimiz camiler var!

“Çocuğun yaşlı bir kimseyi işe koşturması da kıyamet alametlerindendir.” Çocuğu yaşında memurun emri altında çalışanlar.

Kim Kuran okursa mükâfatını ALLAH’tan istesin. Zira son zamanlarda Kuran okuyup mükâfatını insanlardan isteyen bir takım insanlar türeyecektir.
[İmam Tirmizi; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 12]

Bayramlarda, Arife günlerinde mezarlıklarda parayla Kuran okuyorlar değil mi? Para karşılığında okuyorlar. Bizim her şeyimiz para olmuş! Üstelik hazır hatim satanlar var. Kendini hoca zanneden hatim ediyor, para karşılığında satıyor.

Vaaz edilen yerlerin çoğalması, vaaz edenlerin çoğalması, âlimlerin süslere meyledip haramı helal, helali haram etmeleri ve insanların istediği gibi fetva vermeleri, altın ve gümüşlerinizi helal saymayı öğütlemeleri ve Kuran'ı ticaret eşyası gibi kullanmaları kıyamet alametlerindendir.
[Ravi: Hz. Ali Kerremullahü Vechehü, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 448]

Âlimleriniz, altın ve gümüş paralarınızı almak için okudukları zaman, Kuran’ı ticaret için edindiğiniz zaman kıyamet yaklaşmış demektir.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 141]

Âlimlerimiz Kuran’ı bile para karşılında okuyor, okutanların para vermesinden öte; zaten imamlık görevini yapmak için devletten para alıyorlar. Para karşılığında imamlık yapıyorlar.

“Kuran’ı ticaret için edindiğiniz zaman kıyamet yaklaşmış demektir.” Kuran kitapları satanlar, Kuran Meali satanlar, …. Orjinal Arapça Kuran Kitaplarında birde soldan-sağa okunuşlarını yazan, meallerini yazan Kuran kitapları var değil mi? Soldan-sağa yazılması, ALLAH’ın hükmünün hiçe sayılarak, başka hükümlerin uygulanması olduğundan ALLAH’a ortak koşmaktır, ama para gelsin yeter değil mi? Kutsal Kitabımız Kuran bile para karşılığında satılıyor! “Ama değerinin verilmesi gerekiyor.” diyenler.
Kuran’ın değerini hiç bir insanoğlu veremez! Şeytanın ezanlarını söyleyenlerin, kasetlerini, cd’lerini alırken verdiğimiz para kadar bile para vermek zorumuza gidiyor değil mi bazılarımızın!

Kuran’ın şarkı söylercesine okunup haz duyulduğu, hatta kişi âlim olmadığı halde bu okuyuşundan dolayı itibar gördüğü zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[İmam Taberani; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, sayfa 33]

“Kuran’ın şarkı söylercesine okunup haz duyulduğu zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.” Bizim dilimizi değiştirmişler. Çakmayalım diye, makamlı, şarkı söylercesine okunur demişler değil mi? Âlimlerimizi kesmişler. Bir kaç çapulcu kalınca da onlara bu şekilde yaptırın demişler. Günümüzde âlim, imam dediklerimizin hepsi makamlı, şarkı söylercesine okuyor değil mi Kuran’ı? Ayrı bir makam da okunuyor. Düz okunması gerekirken makamlı okuyorlar. Bizim ezanımızı bile ahenkli okuyorlar! ALLAH’ın sözünü bile makamlı, şarkı söylercesine ahenkli okuyorlar, okutuyorlar. Ama bir rahatlık duyuyoruz değil mi? İçimizdeki şeytanın bu şekilde dinlemek hoşuna gidiyor!

“Hatta kişi âlim olmadığı halde bu okuyuşundan dolayı itibar gördüğü zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.” Kuran’ı makamlı, şarkı söylercesine okuyanlara bir ayrı davranıyorlar değil mi? “Hafız” diyoruz. “Hoca” diyoruz. Ama “Arapça biliyor, okunuşlarını biliyor, Kuran’ı şarkı söylercesine, yani makamlı günümüzde âlim dediğimiz dinsizlerin okuduğu şekilde okuyabiliyor” değil mi? Bizde “hafız” diyoruz. “Hocam” diyoruz. Her şeyin doğrusunu biz biliyoruz ya kendimize göre! Gerçekte bütün yanlışları, ne kadar yanlış varsa; biz cehennemlikler doğru kabul ediyoruz!

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek, kaygıları kursakları, şerefleri malları, kıbleleri kadınları olacak. Dinleri de altın ve gümüş olacaktır. Bunlar halkın şerlileridir ve ALLAH yanında onların nasipleri yoktur.
[Sülemi; Geleceğin Tarihi 1, sayfa 19]
İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, adam malı nereden aldığına önem vermeyecek. Helalden mi haramdan mı olduğunu önemsemeyecek.
[Ravi: Hz. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 360]

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek kaygıları kursakları olacak.” Karnımız doysun da ne olursa olsun! Yeter ki aç kalmayalım! Ne yediğimizin, ne içtiğimizin, ne de hangi yoldan kazandığımızın ne önemi var? Kursaklarımız dolsun yeter bizim için! Can boğazdan gelir demişler! Biz ekmeğimizin peşindeyiz değil mi?

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek şerefleri malları olacak.” Aman malımıza bir şey olmasın! Ne emeklerle, ne alın terleri dökerek edindiğimiz malımıza bir şey olmasın! İflas edenler şereflerini kaybettikleri için kendini öldürüyor bir de!

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek kıbleleri kadınları olacak.” Eşlerimiz, kadınlarımız ne isterse onu yapıyor değil mi? Açık-saçık giyiniyor. Her tarafını sergileyerek göz zinasına sebep oluyor. Saçlarını kestiriyorlar.

Hz. Ali Kerremullahi Vechehü anlatıyor: “Resulullah Aleyhisselatu Vesselam kadınların başlarını traş etmelerini yasakladı’’
[Nesai, Zinet 4,130. Hadis; Tirmizi, Hacc 74, 914. Hadis; Kutub-i Sitte, 2128. hadis.]

Hz. Eyyub Aleyhisselam zamanında saçları sadece zina suçu işledikleri takdirde kesilen ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in kesilmesini yasakladığı saçlarını kadınlar kendileri kestiriyorlar değil mi?
Şeytanın askerlerini gölgelendirebilmesi için tırnaklarını uzatıyorlar. Dinden çıkmak için, güzel görünebilmek için domuz katkılı makyaj malzemesi kullanıyorlar. Aşırıya gidenler kocalarına boynuz takıyor. Boynuzlarla gezdiriyorlar. Erkeklerde eşlerine pezevenklik yapıyor.

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek dinleri de altın ve gümüş olacaktır.” Her şey parayla dönüyor değil mi? Herkes para peşinde koşuyor. Bizim dinimiz, imanımız para! Paradan başka bir şey yok! Para. Para. Para. Para. Bu dünya parayla dönüyor değil mi? Ey kâfirler! Bu dünya ALLAH’ın ilahi kudretiyle kendi etrafında dönüyor zaten!

“Bunlar halkın şerlileridir ve ALLAH yanında onların nasipleri yoktur.”

Kıyamet alametlerinden biri nefsinin arzularına meyletmektir. İnsanlar namazı terk edecekler ve şehvetlerine tabi olacaklardır.
[Feraidu Fevaidi’l Fikr fi’l İmam el-Mehdi el-Muntazar]

“Kıyamet alametlerinden biri nefsinin arzularına meyletmektir.” Nefsimiz ne isterse, yani canımız ne isterse onu yapıyoruz, canımızın istediğini yapmak istiyoruz hep! Her şeyin kendi istediğimiz gibi olmasını istiyoruz!

Bismillahirahmanirrahiym. Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve oyalansınlar. Ama yakında anlayacaklar! Sadakallahül-Azıym.
[Hicr Suresi, 3. ayet]

“İnsanlar namazı terk edecekler.” 5 vakit namazını kılmayan kâfirdir ama biz namazımızı bile kılmıyoruz değil mi? Kılanlarımızda Kuran’a küfretmek için çekilen fotoğrafların bulunduğu evlerde kılıyor namazlarını! Ahir zamanın en büyük hamamı olan, içinde; küfür, şirk, her türlü zina, şeytanın ezanlarını barındıran, sihir olan ve kendi evlerimizi bile hamama çevirdiğimiz televizyonların olduğu evlerimizde kılıyoruz namazlarımızı! Hemde yalan yanlış kılıyoruz. Kısaltılmış olarak.

İmamla kılanlarımızda kıyamet gününüde başlarımız eşek başına çevrilsin diye hızlı hızlı kılıyor namazlarını. “Namazı kıldık mı? Tamam.” diyoruz. Selamımızı bile eksik veriyoruz, yanlış veriyoruz!

Karşılaştığımız zaman “Esselamü aleyküm ve rahmetullahü ve berakatühü” dememiz gerekirken, kısaltıyoruz “Selamün aleyküm” diyoruz. “Selam” diyoruz. “Merhaba” diyoruz. “Merabayın” diyoruz. “Günaydın”, “Tünaydın” diyoruz.

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek, şehvetlerine tabi olacaklardır.” Canımız ne isterse, nefsimiz neyi arzularsa onu yapıyoruz ya! Olmadı mı? “Olmuyor! Neden olmuyor!” diyoruz! “Neden hep ben!” diyoruz!

Devletin geliri belirli kişilerin idaresinde olduğu, emanet ganimet sayıldığı zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 114]

“Devletin geliri belirli kişilerin idaresinde olduğu zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.” Devlet hazinesi, ülkeyi satıp sömürenlerin elinde değil mi? Sözde ülkeyi yönettiklerini düşündüklerimiz istedikleri gibi ceplerine indiriyorlar; devletin hazinesindeki; Mason Mustafa Kemal’in resimlerinin bulunduğu paraları indiriyorlar ceplerine!

“Emanet ganimet sayıldığı zaman kıyamet yaklaşmış olacaktır.” Emanet diye birşey yok değil mi artık! Denk geldimi indir cebine! Ondan sonra da “lo lo lo” de.

Liderlerinizi öldürmedikçe, dünyanızda kötüleriniz varis olmadıkça kıyamet kopmaz.
[Kıyamet Alametleri, sayfa 141]

“Liderlerinizi öldürmedikçe kıyamet kopmaz.” Adnan Menderes”i astılar değil mi? Turgut Özal’ı kalp krizi iğnesiyle öldürdürler. Kimin işine yaradı; Mason Demirel’in işine yaradı!

ALLAH niyete bakar değil mi? ALLAH; kullarının kalbinden iyi birşey geçtiğinde; iyilik yapmaya niyetlendiğinde; yapılsada yapılmasa da; yapmış kadar sevap vereceğini bildirmiştir. İçimizden kötü bir şey düşündüğümüzde, içimizde kalırsa günah yazmayacağını bildirmiştir! Ama dilimizden çıktığında ya da yaptığımızda günah yazılacağını bildirmiştir. Bizim herşeyimiz dilde! Her türlü kötü söz, lanetleme dilimizde!

İmanımızda sadece lafta!

ALLAH kalbe bakar. Bizim imansızlıktan kapkara olmuş kalbimizin bakılacak bir yeri kalmamış ki!

Bu dünya, bu nesil her yönden, her cihetten kıyamet alameti millet! Cehennem bizi bekliyor! Cehennem bizi bekliyor!

Bismillahirrahmanirrahiym. Sonra siz ey sapıklar, yalancılar! Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz. Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur! Sadakallahül-Azıym.
[Vakıa Suresi, 51,52,53,54,55,56. ayetler]

“La ilahe illallah” diyen cennete gidecek ama değil mi? Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadet getiren cennete gidecek. “La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah”, “Eşhedu enla ilahe illalah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah” diyen cennete gidecek değil mi? Bütün günahlarının cezasını çektikten sonra ama! Dünya ateşinden yetmiş kat sıcak olan cehennem ateşinde yandıktan sonra! Başımızdan aşağı döküldüğünde bütün organlarımızı eritecek olan kaynar sularda haşlandıktan sonra! Susadığımız zaman eriyen organlarımızın irin halini içtikten sonra! Dünyaya bir zerresi düşmüş olsa; bütün dünyayı kokusundan zehirleyecek olan zakkumu yedikten sonra!

Bismillahirrahmanirrahiym. Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla "inandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfür içinde koşuşanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. "Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!" derler. Allah bir kimseyi şaşkınlığa düşürmek isterse, sen Allah'a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük bir azap vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Maide Suresi, 41. ayet]

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in şefaati var ama değil mi?

Sahiheyn ve İmam Tirmizi’nin Ebu Hureyre’den kaydettikleri bir rivayet şöyledir: Resulullah Aleyhisselatu Vesselam buyurdular ki: “Ben kıyamet günü Ademoğlunun efendisiyim. [bütün peygamberler benim sancağım altında toplanacaklar] Kıyamet günü, öncekiler ve sonrakiler tek bir düzlükte toplanır. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı, insanların dayanamayacakları ve güç yetiremeyecekleri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar:
“İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini görmüyor musunuz?” demeye başlarlar. Birbirlerine:
“Babamız Adem var!” derler ve Hz. Adem Aleyhisselam’a gelerek: “Ey Adem! Sen insanların babasısın. ALLAH seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. Bütün isimleri sana öğretti. Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi, başımıza şu geleni görmüyor musun?” derler. Adem Aleyhisselam da:
“Bugün Rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. Cennette iken beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben bu yasağa asi oldum. Ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. Bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter! Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. Nuh Aleyhisselam’a gidin!” diyecek. İnsanlar Nuh Aleyhisselam’a gelecekler: “Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen Resullerin ilkisin. ALLAH seni çok şükreden bir kul [abden şekura] diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbin nezdinde bizim için şefatte bulunmaz mısın?” diyecekler. Nuh Aleyhisselam da şöyle diyecek: “Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek! Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavmimin aleyhine beddua olarak yaptım. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İbrahim Aleyhisselam’a gidin!” diyecek. İnsanlar İbrahim Aleyhisselam’a gelecekler: “Ey İbrahim! Sen ALLAH’ın peygamberi ve arz ahalisi içinde yegâne halilisin. Bize Rabbin nezdinde şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?” diyecekler. İbrahim Aleyhisselam onlara: “Rabbim bugün çok öfkeli. Bundan önce hiç bu kadar öfkelenmemişti, bundan sonra da bu kadar öfkelenmeyecek. Şefaat etmeye kendimde yüz bulamıyorum. Çünkü ben, üç kere yalan söyledim!” deyip, bu yalanlarını birer birer sayacak. Sonra sözlerine şöyle devam edecek: “Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Musa Aleyhisselam’a gidin!” İnsanlar Musa Aleyhisselam’a gelecekler ve: “Ey Musa! Sen ALLAH’ın peygamberisin. ALLAH seni, risaletiyle ve hususi kelamıyla insanlardan üstün kıldı. Bize ALLAH nezdinde şefaatte bulun! İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?” diyecekler. Musa Aleyhisselam da: “Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. Çünkü ben, öldürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım. Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeterlidir. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! İsa Aleyhisselam’a gidin” diyecek. İnsanlar İsa Aleyhisselam’a gelecekler ve: “Ey İsa, sen ALLAH’ın peygamberisin ve Meryem’e attığı bir kelamısın ve kendinden bir ruhsun. Üstelik sen beşikte iken insanlarla konuşmuştun. Rabbin nezdinde bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun?” diyecekler! İsa Aleyhisselam da: “Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce bu kadar öfkelenmedi, bundan böyle de hiç bu kadar öfkelenmeyecek! Beni, ALLAH’tan ayrı bir ilah edindiler. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Bugün bana mağfiret edilirse bu bana yeter. Benden başkasına gidin. Muhammed Aleyhisselatu Vesselama gidin.” diyecek. İnsanlar bana gelirler ve: “Ey Muhammed! Sen ALLAH’ın peygamberisin, bütün peygamberlerin sonuncususun. ALLAH seni geçmiş, gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin nezdinde şefatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?” diyecekler. Bunun üzerine ben Arş’ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken ALLAH, benden önce hiç kimseye açmadığı medhu senaları benim için açacak [ben onlarla Rabbime medhu senalarda bulunacağım] sonra: “Ey Muhammed başını kaldır ve iste! İstediğin sana verilecek. Şefaat talep et. Şefaatin yerine getirilecek.” denilecek. Ben de başımı kaldıracağım ve: “Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim!” diyeceğim. Bunun üzerine: “Ey Muhammed! Ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan içeri al. Esasen onlar diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar!” denilecek.
[Buhârî, Enbiya 3, 8, Tefsir, Benî İsrail 5; Müslim, İman 327, (194); Tirmizî, Kıyamet 11, (2436); Kutub-i Sitte]

Bir diğer rivayette İbnu Mesud Radıyallahu Anh şöyle demiştir: “Resulullah Aleyhisselatu Vesselam vaaz etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki: “Ey insanlar! Sizler kıyamet günü ALLAH’ın yanına yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız. [sonra şu ayeti okudu:] Bismillahirrahmanirrahiym. İlke, yaratışa nasıl başladı isek, üzerimizde hak bir vaat olarak yine onu iade edeceğiz. Sadakallahül-Azıym. [Enbiya Suresi, 104.ayet] Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben: “Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!” derim. Bana: “Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar.” denilir. Ben İsa Aleyhisselam’ın dediği gibi diyeceğim: “Bismillahirrahmanirrahiym. Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat sen beni içlerinden aldın, üstlerinde gözetici sen oldun. Zaten sen her zaman her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer kendilerine azap edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak galip ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin, sen! Sadakallahül-Azıym. [Maide Suresi, 117,118. ayetler]
Resulullah Aleyhissalatu Vesselam devamla dedi ki: “Bunun üzerine bana: ‘onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden yüz çevirmeye hiç ara vermediler!’ denilecek!” Bir rivayette şu ziyade var: “Ben: ‘Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak olsunlar!’ derim”.
[Buhârî, Rikak 45, Enbiya 8, 44, Tefsir, Maide 14, 15, Tefsir, Enbiya 2; Müslim, Cennet 57, (2860); Tirmizî, Kıyamet 4, (3329); Nesâî, Cenaiz 118, (4, 114); Kutub-i Sitte]

Ebu Hureyre Radıyallahu Anh’dan rivayete göre Aleyhisselatu Vesselam söyle buyurdu: “İbrahim Aleyhisselam babasını kıyamet gününde tozlanmış ve yüzü karalara bürünmüş olarak görecek de: ‘Ben sana bana asi gelme dememiş miydim?’ diyecek. Babası: ‘bugün sana asla asi gelmem’ diye cevap verdiğinde, İbrahim Aleyhisselam ALLAH’a şöyle diyecek: ‘Ya Rabbi! Sen bana kıyamet günü beni rüsvay etmeyeceğini vaat etmiştin. Şu anda babamın rezilliğinden hangi rezillik daha büyüktür?’ ALLAH şöyle buyuracak: ‘Ben cenneti kâfirlere haram kıldım.’ Sonra şöyle buyuracak: ‘Ey İbrahim! Ayaklarının altında ne var bir bak bakalım.’ İbrahim Aleyhisselam bakacak ve kana bulanmış bir sırtlan görecek. İşte Azer’in dönüştürüldüğü bu çirkin surette hayvan derhal alınıp ateşe atılacak.”
[Buhari; Cem’ul-Fevaid, Rudani 10.082. hadis.]

Halilullah İbrahim Aleyhisselam’ın babası bile iman etmediği için cennete giremeyecek. Bizim “La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah”ımız, “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah”mız bile ters!

Tek bir harfini bile yanlış okuduğumuzda başka anlamlar çıktığı için ALLAH’a ortak koşarak söylediğimiz Kelime-i Tevhid’imiz ve Kelime-i Şehadet’imiz bile ters! “La ilahe illallah” diyoruz. Müzik notalarında da “la”’ diyoruz. Bizim hayatımız yalan! Bizim her şeyimiz yalan! Bizim aldığımız nefes, attığımız adım, yediğimiz lokma, içtiğimiz yudum haram!

Mustafa Kemal Paşa’yı asrın en büyük lideri seçtiler değil mi dünyada? Yahudiler, Masonlar, Siyonistler 1300 yıldır baş edemedikleri, neslini bozamadıkları islamiyeti tek başına bozduğu için asrın en büyük lideri seçtiler Mason Mustafa Kemal’i!

Bizim hayatımız yalan ulan!

“Mustafa Kemale tapanlar düşünsün” diyenler!
Dünya zorbalarına, zenginlerine, firavunlarına ve hükümdarlarına saygı gösterip ALLAH’ı unuttuğun ve ALLAH’a saygı göstermediğin takdirde, senin hakkındaki hüküm de, putlara tapanlar hakkındaki hüküm gibidir. Sen de putuna saygı gösterenlerden olursun.
[Abdülkadir Geylani, Fethü’r Rabbani]

ALLAH’ı unutup, islamiyete, dinimize sahip çıkmadığımız için, Mustafa Kemal’e tapan putperestlere boyun eğdiğimiz için bizim de Mustafa Kemal’e tapan putperestlerden farkımız yok. Bizi tutuklarlar ama değil mi? Hapse atarlar. Hatta öldürürler. Bizi ölümle korkuttular değil mi? Ölüm dediler. Ölüm. Ölüm nedir bilir misiniz? Ölüm vuslattır! Yaradana kavuşmadır!

Bütün dünya bilsin ki, Türkiye’deki zihniyet kemalizm belasıdır! Evet! Türkiye’de ne basın, ne de yayın söz sahibi değildir! Mahkemeler, hükümetler söz sahibi değildir! Siyasi partiler de söz sahibi değildir! Demokrasi ve laik düzen de söz sahibi değildir! Millet de söz sahibi değildir! Ve bunların hiçbiri iktidar değildir! Hâkimiyet hiçbirinde yoktur! Türkiye’de tek bir söz sahibi, tek bir iktidar, tek bir hâkimiyet vardır. O da Kemalizmdir! Evet! Kemalizm nedir? Kemalizm demek, Mustafa Kemal’in kendisinin putlaştırılması, sözlerinin her şeye hâkim olması, demektir! İşte Kemalizm budur! Türkiye kurulduğundan beri idare ve iktidarı elinde tutan işte bu zihniyettir! Anayasalar ve laik ölçüsünü hep Kemalizm’den alır. Türkiye’de her şey bu zihniyete göre uygulanır! Türkiye’de hâkim olan Kemalizm’dir! Diğerleri birer görüntüden ibarettir, hep lafta kalır! İşte son anayasaları: “Bu anayasa Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman atatürk’ün belirttiği milliyetçilik anlayışı ve onun inkilap ve ilkeleri doğrultusunda… hazırlanmıştır!” denmektedir. Aynı Anayasanın 42. maddesinde eğitim ve öğretim mevzuunda şöyle denmektedir: “Eğitim ve öğretim, atatürk ilkeleri ve inkilapları doğrultusunda… planlanır ve düzenlenir!” Siyasi partiler kanunu da böyledir: “madde 4: ‘siyasi partiler; atatürk’ün ilke ve inkilaplarına bağlı olarak çalışırlar!” Kemalizm Türkiye’de her şeye yön vermektedir. Malum olduğu üzere, bir devletin kuruluş şeklinde ve icraatını tayin eden anayasalardır. Anayasaları tayin edenler ise ilim adamları, fikir adamları ve dinlerdir. Türkiye’de öyle değildir. Türkiye’de yaz-boz tahtası haline getirilen bütün anayasalarda söz sahibi ne ilim adamlarıdır, ne fikir adamları ve ne de dindir, ne de millettir! Ya nedir? İşte gördüğünüz gibi Mustafa Kemal’in sözlerinden ibaret olan Kemalizm’dir! Tarihçiler bunu böyle yazmalıdırlar. Basın bunu halka böyle aksettirmelidir. Esasen bütün çabalara rağmen, Kemalizm ne millete mal olmuştur, ne de gençlik tarafından benimsenmiştir. Taraftarları sadece yüksek rütbeli askerlerdir! Yani Türkiye’de Kemalizm, bugüne kadar kendini koruyabilmiş ise, baskı rejiminin ve silahların gölgesinde korumuştur. Aslında Kemalizm ne bir felsefedir, ne bir doktrin ve ne de herhangi bir sistemdir! İslam Dinini yıkmak için kullanılan bir maskedir, İslam’ın düşmanlarının işine yarayan şeytani bir cerayandır! Şurasını da tam bir cesaretle söylemeliyim ki, bu put artık yıkılmanın eşiğine gelmiştir ve yıkılacaktır! Ayrıca Kemalizm millete hayır getirmemiştir, kan getirmiştir, israf getirmiştir, fuhuş getirmiştir, kardeşi kardeşe düşman etmiş, birbirine kurşun sıkar hale getirmiştir. Zaman zaman askerler bile kurşunlara kurban olup gitmektedir. Bugün hapishanelerde 45 bin civarında genç inim inim inlerken, bunları bu hale getiren Kemalizmdir ve Kemalizme dayanan materyalist bir eğitim sistemidir! Yoksa bazılarının zannettiği gibi, ekonomik hayatın bozukluğu değildir. Çünkü Komünizm aç midelere hitap ederek gelmez, aç gönüllere seslenerek gelir. İşte Kemalizm, gençleri dinden ve imandan uzaklaştırmış, Komünizme zemin hazırlamıştır! Türkiye’de her kötülük, “Kemalizm’den” kaynaklanmaktadır. Dahası da var! Türkiye’de Kemalizm bir din, Mustafa Kemal de bir ilahtır! Evet, maalesef öyle! Türkiye’de Kemalizm, İslam dininin yerine konmak istenmektedir. Kendisi de bir ilah gibi, Türk milletine gösterilmektedir! Bunun içindir ki, din namına ne kadar hürriyet varsa, hepsi yok edilmiştir ve devletin bütün müesseseleri dinin değil, Kemalizm’in emrine verilmiştir. Hatta bugün, Türkiye’de Mason Mustafa Kemal’in ve Kemalizm’in dokunulmazlığı vardır. Yani Mustafa Kemal, masumdur[!] Kemalistler tarafından böyle kabul edilir ve bu noktadan hareketle, kimse onu eleştiremez, kimse onun açıklarını yazamaz, onun hakkında açık oturumlar tertip edilemez, “kemalizm fayda mı getirmiştir, zarar mı getirmiştir?” diye onu üniversite kürsülerine getirip münakaşası yapılamaz, meclisler onun hilafına kanun çıkaramaz, hükümetler onun hilafına icraat yapamaz, partiler onun hilafına ne kurulur, ne de icraat yapabilir, vaizler dahi camilerde onun ilkeleri hilafına vaaz edemezler. Aksi halde kemalizm namına çıkarılan kanunlar onların yakasına yapışır! Türkiye’de Mason Mustafa Kemal putlaştırılmıştır, ilahlaştırılmıştır.

D. Mehmed Doğan’ın “Batılaşma ihaneti” isimli kitabında toplamış olduğu bu küfür sözlerden sadece birkaç örnek vereceğim:

“yürekten sesler:
Atatürkün tapkınıyız. Her şey odur, her yerde o var, her gökte o eser, her enginde o çağlar. Her şey odur, o her şeydir, her şeyde atatürk. Yerdedir, göktedir… görünmezi görür, bilinmezi bilir, duyulmazı duyar… elimizi, yüzümüzü, gönlümüzü, özümüze kapıyoruz, biz sana tapıyoruz! Varsın, teksin, yaratansın; sana bağlanmayanlar utansın!”
[Aka Gündüz, Hakimiyyet-i Milliye, (Ulus), 4.1.1934]

Ne örümcek ne yosun, ne mucize ne fusün, Kâbe Arab’ın olsun, Çankaya bize yeter!”
[Kemaleddin Kamu]

“Huzuruna geldim gözlerim dolu dolu, eller Rabb kulu olsun, biz ata”nın kulu! Bizim mevlidimiz: gök kubbenin altında birden dize gelerek, gel ey 19 Mayıs, eşsiz sabah merhaba! Ey samsun’da karaya çıkan ilah merhaba!”
[Behçet Kemal Çağlar]

CHP'nin 15. Yılı şerefine bastırılan Şeref Kitabı'ndan alıntılar:
''Ulu şefimizin gösterdiği yoldan yürüyelim. Onun yolu bizi yalancı ahiret cennetine değil, hayata kavuşturacaktır.''

Aynı kitaptan Mustafa Kemal Paşa’nın heykeline yazılan şiir:

Ufukta sonsuzluğu çizen kudretli bir el
Göklere yükseliyor ilah gibi bir heykel.
Bu varlığın önünde bir dakika dize gel
Bu taş daha kutsidir o Kâbe'nin taşından

Selanik'ten yükseldi ilahların bir eşi
Doğuşu ile kararttı sanki gökte güneşi
Bütün millet bir olup sarılmalı silaha
Kurtulmak kurtarmakta hacet yoktu Allah'a

Ey gökteki melekler, siz de göklerden inin
Yılda bir borcumuzdur cumhuriyete tapmak

İşte Mustafa Kemal’i böyle putlaştırdılar! Bu peygamberlik makamının da ötesinde Mustafa Kemal’i ALLAH yerine koymak değil de ya nedir? Bu sözlerin bir kısmı onun hayatta olduğu devirlerde söylenmiştir. Bunlar söylenmiş, basılmış ve yayınlanmıştır! Türkiye’nin mana yapısını tahrif eden sözlerdir. Bunlar birer şirktir, birer küfürdür ve putperestliğin daniskası değil ya nedir? Anıtkabir ise kemalistlerin tapınağıdır!

Bismillahirrahmanirrahiym. İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu anlayabilselerdi. Sadakallahül-Azıym.
[Bakara Suresi, 165. ayet]

Mason Mustafa Kemal nasıl öldü?

T.C. Cumhurbaşkanlığı resmi arşivinden alıanan resmi tutanaklara göre, Mustafa Kemal’in son 8 yılının 10. Kasım’ı şu şekilde geçmiştir:
“10. Kasım 1931- Mustafa Kemal Çankaya Köşkü’nde saat 16:30’da uyanmış, Marmara Köşkü’ne gitmiş ve geceyi orda geçirmiştir.

10 Kasım 1932- Mustafa Kemal 14:302da uyandı. Alışılmış ziyaretleri kabul etti.

10 Kasım 1933- Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü’nde 11:30’da uyandı, gününü istirahatle geçirdi. Alışılmış ziyaretlerin dışında Fuat Bey’i kabul etti.

10 Kasım 1934- Mustafa Kemal Çankaya Köşkü’nde 15:00’de uyandı, günü istirahatle geçirdi. Alışılmış ziyaretlerin dışında Cevat Paşa’yı kabul etti.

10 Kasım 1934- Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü’nde 16:30’da uyandı, 17:30’da otomobille çiftliğe gitti.

10 Kasım 1936- Mustafa Kemal Çankaya Köşkü’nde saat 17:00’de uyandı. Bir yere çıkmadı. Saat 20:00’de yattı, alışılmış ziyaretleri kabul etti.

10 Kasım 1937- Mustafa Kemal, Çankaya Köşkü’nde saat 17:00’de uyandı, bürolarında çalıştı.

10 Kasım 1938- …nöbetçi Yaveri Celal Tolga, o gün yalnızca, “atatürk” demiş, daha sonra noktalar koymuş. Ve acı haber yüreğini o kadar dağlamış olmalı ki, dili tutulmuş ve kalemi taşlaşmış!”

Yukarıdaki bilgiler T.C. Cumhurbaşkanlığı, Mustafa Kemal’in nöbet defterinden aynen alınmıştır. Şu son 8 seneyi bir daha okuyun. Ayyaş Mustafa Kemal’in gece ne zaman yattığı resmen yazılmamış veya sebebi dolayısıyla çekinilmiştir. Bir adam öğle sonrası saat 5’te uyanıyorsa bu neye alamettir? Mustafa Kemal’in izinde olduğunu söyleyen Kemalistler, bu resmi bilgiye nasıl bakmaktadır? Çankaya’da milletin parasını harcayarak hazırladığı içki ve fuhuş alemleriyle devleti nasıl idare etmişler bir görün! Osmanlı sultanlarını zevk-ü sefaya düşmekle itham eden putperest Kemalistler, yukarıdaki utanç tablosuna nasıl cevap vereceklerdir? Geceyi içki masalarında, gündüzü de uyku yataklarında geçiren bir devlet reisinin neresi örnek alınır? Her neyse, biz yine 10 Kasım 1938’e dönelim. Firavun, Kızıldeniz’de azgın dalgalar arasında feci şekilde can verdi. Son andaki iman etme teşebbüsü de pek işe yaramadı. Ebediyyen cehennemlik oldu. Bunca laneti ve haramı işleyen Mustafa Kemal’in ölüm günleri ve ölüm anı ibret vericidir. İlahi azap Mustafa Kemal’i öyle kıskıvrak yakaladı ki, onun yanında hazır bulunan doktor ve yaverler dahi korku ve dehşete kapıldılar. Vücudunun etleri, kafasının saçları tek tek dökülürken, Azrail Aleyhisselam Mustafa Kemal’e cehennem çukurlarını göstermeye başlamıştı. Gideceği menzili gören Firavun Mustafa Kemal, Sekerat-ül Mevt’in acıları içinde inlemekte ve feryat etmektedir. Feryad ve inlemeler İstanbul halkına kadar ulaşmış. Hatta: Mustafa Kemal’in ölüm inlemeleri, feryatları çok yükselmiş. Mustafa Kemal’in feryatlarını insanlar duymasın diye Harbiye Okulu Bando Takımı devamlı olarak Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinde konser vermiştir! Mustafa Kemal’in çırpınışlarını gören doktorlar, teskin edici iğne vurmalarına rağmen ilahi azap çok şiddetli olarak, onu cehennemi süzgeçlerden geçiriyordu. Beşiktaş Yahya Efendi Dergahı şeyhlerinden Ömer Efendi’nin naklettiğine göre Mustafa Kemal’in ruhu çıkmadan önce ağzından necaset çıkmıştır. Telaşa düşen doktorlar, sağda solda buldukları pamuk, sargı bezi ve bazı paçavraları Mustafa Kemal’in ağzına tıkamakla Firavun’un firavunca ölümünü örtbas etmeye çalışmışlardır. Avrupa takvimine göre 10 Kasım 1938’in ilk saatlerinde –ki muhtemelen 2-3 arasındadır- Mustafa Kemal’in hiçbir hayat izi taşımadığı doktorlar tarafından müşahede edilmiş ve ölümü resmen onaylanmıştır. T.C. resmi tarihinin bize verdiği 09:05 saati tamamen uydurmadır. Devlet dairelerinin, okulların sabah açılışı göz önüne alınarak önceden kararlaştırılmış bir saattir. Yoksa kimi gece saat 3’te kaldırıp saygı duruşuna çağırabilirler? Uykunun en tatlı olduğu bir vakitte Mustafa Kemal için milleti ayaklandırmanın, Kemalist rejimin intiharı olabileceğini hesaplayan generaller saat 9’u beş geçeyi kanunlaştırdılar. Kemalist rejimin herşeyi palavra, bunu fazla görmemek lazım herhalde! Ortada leş kaldı. Bu leş hangi dinin vecibeleri üzerine muamele görecekti? Leşin etrafındakileri şaşkınlık almıştı. Korkunç bir pis koku Çernobil Faciası gibi etrafa yayılmaya başlamıştı. İslam’ın temeline 98 dinamit yerşleştiren Mustafa Kemal’in leşi uzun süre ortada kaldı. Nihayet Hıristiyanlık dini üzerine elbiseler giydirilerek alelacele yarım ton tunçtan yapılmış bir tabuta tıkıldı. O dönem 1. Ordu Komutanı olan Fahreddin Altay, aynı zamanda cenazenin kaldırılma görevini üstlenmişti. Fahreddin Altay, gün boyunca Ankara’yı arayarak cenaze namazının kılınıp kılınmayacağı hususunda Ankara Hükümeti’nden cevap bekliyordu. Gelen cevap ta: “Yarın Başbakan Celal Bayar ile Genel Sekreter Hasan Rıza gelmektedir. Meseleyi onlarla görüşürsünüz.” deniliyordu. Kâfir-laik Ankara Hükümeti’nin, Mustafa Kemal leşinin cenaze namazı(!) konusunda dehşete kapıldığı belliydi. Bir taraftan laiklik laneti, diğer yandan halkın tepkisi. İstanbul’da toplanan devletin büyük başları; “Mustafa Kemal’in cenaze namazının kılınması konusunda ihtilafa” düştüler. Bir kısmı laik olunduğunu, bu yüzden cenaze namazının dini bir tören olduğunu söylüyordu. Üstelik Mustafa Kemal namazının kılınmamasını istemişti. Durum çok gergindi. Halkın tepkisinden de korkuluyordu. Bir kısmı bunun örf ve adet haline geldiğini, halka mal olduğunu söylüyor, kılınması konusunda ısrar ediyordu. Makbule’nin ısrarı üzerine camide kılınmaması şartıyla sarayın içinde “tanrı uludur” şeklinde ezan okunarak kılınmasına karar verildi. Sarayın içinde 7-8 kişinin katılımıyla cenaze namazı(!) adı altında bir ayin yapıldı ama bu kesinlikle islam’a ait bir cenaze namazı değildi. Laiklere özgü bir ayin yapıldıktan sonra leşin içinde bulunduğu tabut halkın ziyaretine sunuldu. Hilafet şehri olan İstanbullu müslümanlar Mustafa Kemal için ne gözyaşı döktüler ne de yas tuttular. Tabutun önünden, jandarma dipçiği zoruyla getirilmiş bazı vatandaşlar sembolik olarak geçmek zorunda kaldılar. Katafalkın önünden geçen bazı vatandaşların ağlamaklı hali, T.C. tarihinin iddia ettiği gibi Mustafa Kemal sevgisinden değildir, bilakis jandarma dipçiğinin ağrısına tahammül edemeyen zorla getirtilen mazlumların zulme isyan gözyaşlarıdır. Mustafa Kemal mumyalandı; Firavun’un cesedi gibi tarihe ibret oldu.

Deccalın bir gözü kördür.
[Buharî, Müslim, Ebu Davud, Ebu Nuaym]
Mustafa Kemal’in kalp gözü tamamen kapalıdır!

Deccalın boyu kısa, saçları kıvırcıktır.
[Ebu Dâvud]
Mustafa Kemal kısa boyludur ve kıvırcık saçlıdır.

Deccalın çocuğu olmaz.
[Ahmed]
Mustafa Kemal’in çocuğu yoktur!

Deccal, ilah olduğunu söyler.
[İ.Ebi Şeybe]
Mustafa Kemal kendini tanrı ilan etmiştir. Kemalist putperestlerde Mustafa Kemal’e tapınmaktadırlar!

Âdem’den, Kıyamete kadar Deccaldan büyük fitne yoktur.
[Müslim]
Kainâtta gelmiş geçmiş en büyük insan deccalı Mustafa Kemal’dir. Onun İslam’a verdiği zararı kimse verememiştir!

Yalancı Deccaller, sizin ve ceddinizin işitmediği şeyleri anlatırlar, onlardan sakının.
[Müslim]

Sizin için Deccaldan daha çok sapık liderlerden korkarım.
[İ. Ahmed]
Mustafa Kemal’in her şeyi yalandır! Hayatı, yaptıkları her şeyi yalandır!

Bismillahirrahmanirrahiym. Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi alt etti; biz bir sapıklar topluluğu idik. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha ettiklerimize dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız. Buyurur ki: alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık! Sadakallahül-Azıym.
[Müminun Suresi, 106-107-108. ayetler]

Artık bundan böyle umutsuzdurlar. Zaman uzadıkça azapları da artar, ateşin ısısı giderek şiddetlenir. Çünkü ateş onlar ve onların taptıkları put ve sistemlerle veya kibrit taşlarıyla tutuşturulur.

Bismillahirrahmanirrahiym. Siz ve ALLAH’ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz. Sadakallahül-Azıym.
[Enbiya Suresi, 98. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. İnkâr edip de insanları ALLAH yolundan alıkoyanlar var ya, işte onlara, yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle, azaplarını kat kat artıracağız. Sadakallahül-Azıym.
[Nahl Suresi, 88. ayet]
[Ahiret Günü//Abdulkadir Mutlakurrahbavi]

Türkiye kâfirler, putperestler, şehvetperestler, şeytanperestler, zındıklar, münafıklar, dinsizler memleketidir! Türkiye Kemalist putperestler memleketidir!

Bismillahirrahmanirrahiym. Söylenen başlarına geldiği zaman, onlara yerden bir dabbe çıkarırız; o da, insanların bizim ayetlerimize inanmadıklarını kesin bir bilgiyle insanlara söyler. Sadakallahul-Azıym.
[Neml Suresi, 82. ayet]

Kapatalım gözlerimizi! Tıkayalım kulaklarımı! Hafızalarımızı durduralım! Ve bize dayatılan her türlü aldatmacılığa kanalım. Kuran’a küfretmek için resimler çektirelim! Kuran’a küfretmek için Mustafa Kemal’in resimlerinin bulunduğu paraları kullanalım! Ahir zamanın en büyük hamamı olan, küfr, şirk, zina, şeytanın ezanı, sihir bulunan televizyonlara bakalım! Mustafa Kemal’in ALLAH’ı inkâr ettiğini önemsemeyelim! Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e ve bütün peygamberlere şair dediğini de unutalım! Kendini hem peygamber, hem tanrı ilan etmesine de ses çıkartmayalım! Sultan Vahdettin’i hain, Sultan Abdülhamit’i de “Kızıl Sultan” bilelim. Padişahları astığı astık, kestiği kestik tanıtalım. Mustafa Kemalin İstiklal Mahkemelerinde sorgusuz sualsiz binlerce âlimi astırdığını görmezden gelelim! Dine küfreden Mustafa Kemal’i müslümanların öldürmeye çalışmasına da, gericiler ve irticacılar diyelim!

31 Mart Olayını düzenlediği iddia edilip tahtan indirilen Sultan Abdülhamit’in iftiralara uğrayıp tahtan indirildiğini de bilmeyelim.

“31 Mart Olayını tertiplediği isnadı altında tahtından alaşağı edilen Sultan Abdülhamit, bu isnadla, sade iftiraların değil, tertiplerin de en hainine hedef tutulmuştur. 31 Mart'ı tertipleyen İttihatçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben varım. 31 Mart'ı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı ile Rıza Tevfik idare etti. Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulak kabartsın."
[Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI] [Bkz. Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 15. Baskı (1992); s.140.]

Mustafa Fehmi Kubilay’ı şehit oldu desinler bize! İnanalım!

Mason Mustafa Kemal’in emriyle Giritli Derviş Mehmet ve esrarkeş arkadaşları Menemen’e doğru yola çıkar. Yolda esrar partileri verirler. Menemen’e girmeden önce son bir esrar partisi daha yaparlar. Giritli Derviş Mehmet 23 Aralık 1930 günü arkadaşlarıyla beraber Menemen’e girer. Camiden çıkan halkın yanına gelir ve elinde “Hilafet Sancağını” göstererek. “Ben Mehdi’yim. Bana biat edin!” der. Halk korkarak köy kahvesine saklanır. Giritli Derviş Mehmet köy kahvesinin önüne gelir ve söylediklerini tekrarlamaya devam eder. Olayları duyan 43. Piyade Alayı'ndan Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay bir manga asker ile olay meydanına gelir. Giritli Derviş Mehmet’in teslim olmasını ister. Giritli Derviş Mehmet teslim olmaz! Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay yanındaki askerlere ateş etmelerini emreder. Daha önceden ayarlanan askerlerin tüfeklerine plastik mermi koyulduğu için, askerlerin silahlarından çıkan mermiler Giritli Derviş Mehmet’e zarar vermez! O zaman plastik mermileri bilmeyen halka, Giritli Derviş Mehmet “Bakın! Ben Mehdi’yim! Bana mermi işlemiyor!” diyerek halkı inandırmaya çalışır! O sırada Giritli Derviş Mehmet’in yanındakiler Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’a 2 el ateş ederler. Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ağır yaralı olarak meydandaki hükümet binasına girmek ister. Ama binanın giriş kapısı kapalı olduğu için giremez. Bu nedenle, hükümet binasının hemen yanındaki Kazez Camii bahçesine yönelir. Giritli Derviş Mehmet, Giritli Şamdan Mehmet ile birlikte Kazez Camii bahçesinde bitkin bir vaziyette bulunan Kubilay'ın başını bağ testeresi ile canlı canlı gövdesinden ayırmışlardır. Sonrada, Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın başını yeşil bir bayrağın tepesine takarak Menemen sokaklarında dolaştırmaya başladılar. Bu sırada, kendilerine müdahale eden Şevki ve Hasan adlı iki bekçiyi de öldürdüler. Daha sonra destek kuvvetler gelerek Giritli Derviş Mehmet’e ateş açıldı. Ve bu ateş esnasında Kubilay'ı öldüren Giritli Derviş Mehmet ile birlikte Giritli Sütçü Mehmet ve Giritli Şamdan Mehmet öldürüldü.

Kubilay olayı bahane edildi. Erbilli Muhammed esad Zehirlenerek öldürüldü.

Kubilay olayını biz dinciler yaptı diye bilelim, Genel Kurmay Başkanlığı’nın arşivlerinde yazılanlara rağmen! İskilili Atıf Hoca’yı anmayalım. Cellatlaşan İstiklal Mahkemeleri hâkimlerinin; Kurtuluş Savaşı’nda ölümü göze alarak savaşan Kazım Karabekir’i, Ali Fuat Cebesoy’u, Rauf Orbay’ı, Refet Bele’yi ve Adnan Adıvar’ı, sırf Mason Mustafa Kemal’e muhalif oldukları için idam cezası ile yargılamalarına da gerek duymayalım anlatmaya! Kazanılmış bir savaşın ardından kaybedilmiş devlet muamelesi gördüğümüz Lozan’ı da büyük zafer diye kakalayalım! İsmet Paşa’yı da Lozan Zaferi’nin büyük mimarı diye anlatalım. Yumruğunu masaya vurunca, masanın ortadan ikiye ayrıldığı yalanını da araya sıkıştırıverelim. Mustafa Kemal’in Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye’nin toprağı olan yerleri kâfirlere hediye ettiğini de unutalım!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
İsmet Paşa’nın Mustafa Kemal’in ölümünden sonra Kuran’a küfretmek için; paraların üstündeki Mustafa Kemal’in resimleri kaldırıp kendi resmini koydurmasına da girmeyelim. Mustafa Kemal’in; Türkçe ezan adı altında 18 yıl boyunca sürecek işkenceyi başlattığına da değinmeyelim.

Hindistan’daki Müslümanların “İslam Halifesinin” korunması için gönderdiği yardım paralarını; Mustafa Kemal”in şahsi parasıymış gibi kullandığını da anlatmayalım! Hafız Yaşar’a dinin hükümlerini değiştirmesi için paralar saçtığını da bilmeyelim! Mustafa Kemal’in, 1935 yılından itibaren Kuran öğrenimini yasaklatmasına da değinmeyelim ki, “Neden?” sorusuna muhatap olmayalım. Olursak da, “Arapça ezan yazaktı, Türkçe serbestti” diyelim. Jandarmanın Arapça Kuran okuyanlara köyün meydanında işkence ettiğini de duyurmayalım ki adımız din düşmanına çıkmasın. Tek parti iktidarının dindar kesime yaptığı inanılmaz baskıları konuşmayalım! Dersim’de Dünya’nın İlk Kadın Savaş Pilotu olan Sabiha Gökçen’in çoluk-çocuk demeden katliam yaptığını da anlatmayalım! İsyan çıktı desinler bizlere!

İstiklal Marşı’nı yazan Mehmet Akif Ersoy’un, İstiklal Marşı’nın içeriğinde dini konular işlendiği için Mısır’a sürgün edildiğini de bilmeyelim. Askeriyelerde ki camilerde ezan okunmamasını da; İstiklal Marşı’yla aynı saate denk geldiği için yasaklandı desinler. Mehmet Akif Ersoy’un, İstiklal Mahkemeleri’nde asılan âlimleri öğrenince; Türkçe’ye çevirdiği Kuran ayetlerini yaktığını; Ardından Mustafa Kemal tarafından vatan haini ilan edilip; bir daha Türkiye’ye sokulmadığını da bilmeyelim. Mustafa Kemal’in Beddiüzzaman Said Nursi’yi isim oyunlarıyla Cumhuriyet Düşmanı yaptığını da bilmeyelim. Bize okullarda anlatılan tarihe inanalım. Eski taş devrini, orta taş devrini, taş-bakır devrini, tunç devrini bilelim. Halilullah İbrahim Aleyhisselam’ın Diyarbakır dolaylarında yaşadığını bilmeyelim. Dinden uzaklaştırmak için Mustafa Kemal’in başlattığı ve ondan sonra da gelenlerin öğretmeye devam ettiği dünyevi ilimlere sarılalım.

İnsanların evrim geçirdiğini ve maymunlardan türediğini anlatsınlar bize. Adem babamız ve Havva anamızı maymun olarak anlatsınlar bizlere.

Kâfir olabilmek için 5 vakit namazımızı kılmayalım. Kıldığımızda da yalan yanlış anlatılan şekliyle kılalım. İmamla kıldığımız zamanlarda da imamla beraber rüku ve secdeden doğrulalım ki, kıyamet gününde başımız eşek başına çevrilsin!

Şeytanın ezanlarını dinleyelim. Açık-saçık giyinen kadınlara bakıp şevke gelelim. Ağızlarımızdan salya akıtalım. Sonra da “Biz erkeklerin günahı kadınlardan sorulacak diyelim!” Yeryüzündeki hiç bir kanunun; kadınlara vermediği hakları islamiyetin verdiğini söylemeyelim!

Türkiye’de askere gidenler “tanrımıza hamdolsun” desinler. Çocuklarımız Türkiye’deki okullarda her sabah, Mustafa Mustafa Kemal’in yolunda gideceğine dair ALLAH’ın adını vererek ant içsinler! Askeriyede domuz yağı katılarak üretilen ETi ürünlerinin satıldığını da önemsemeyelim.

Kürt düşmanlığı yapalım! Nedenini araştırmayalım! Kürtler şöyle, Kürtler böyle diyelim! Mustafa Kemal’in üvey babası Kürt diye Kürtlere düşman olalım. Masonlar bizi parçalasın diye ırkçılık yapalım! Türk Genel Kurmay’ı, PKK terör örgütünü fırsat bilip; doğuda ki Kürt köylerini bassın, Kürt kardeşlerimizi öldürsün! Suçu PKK’ya atsın! PKK yaptı diyelim. Apdullah Öcalan’ı yakalayalım, bu sebeplerden ötürü asamayalım. Üstüne krallar gibi ağırlayalım. Mason Mustafa Kemal’in diliyle konuşalım, yazalım. Soldan-sağa yazıp soldan sağa okuyalım. ALLAH’a ortak koşalım! Her yeri yazılarla donatalım. Çocukluk yaşımızdan itibaren beyinlerimizin yıkandığını da umursamayalım! Yıkanmış beyinlerin tekrar yıkanarak dağa çıkarıldığını ve kendi ülkesine saldırmak zorunda bırakıldığını da söyletmeyelim!

Orta Asya’daki karındaşlarımızın Rusların işgaline uğramasını da Prut Savaşı’nın komutanı olan Baltacı Mehmet Paşa’ya atalım! Bir taraftan da Kurtuluş Savaşı’nda Ruslar bize altın verdi diyelim. Cumhuriyetin ilanından sonra, Mason Mustafa Kemal’in, Rusların vermiş olduğu altınlar karşılığında, Orta Asya’daki karındaşlarımızı Rusya’nın kucağına bıraktığını anlatmayalım!
Orjinal adı Coke olan ve sadece sözde müslüman ülkelerde Coca Cola etiketiyle satılan, Arapça okunulduğunda “Muhammed ve Mekke yok”, hat sanatıyla okunulduğunda; “Muhammed ve Mekke yok olsun” anlamında olan Coca Cola’ları içelim.
bııııııııırrrrrrrrrrrrrrrrrrr gibi Coca Cola içelim.

İslama sahip çıkmayalım, müslümanlara daha fazla eziyet edebilmeleri için kâfirlerin ürünlerini alarak ekonomilerini güçlendirelim.

İmam dediğimiz dinsizlerin “Bu zamanda islamiyeti tam anlamıyla yaşayabilmek için evden çıkmamamız lazım” diye fetva vermesi üzerine; yaşayabilmek; daha doğrusu rahat yaşayabilmek için islamdan, dinden, imandan vaz geçelim!

Laikliğe toz kondurmayalım. ALLAH’ın kanunlarının yaşadığımız döneme çözüm üretmediğini savunalım.

Mason Mustafa Kemal’in ilan ettiği milli bayramlarda; Kemalizmin ayinlerine katılalım!
Kuran’a küfretmek için, Türkiye’nin her yerini süslediğimiz Mustafa Kemal’in resimlerinin, büstlerinin, heykellerinin karşısına geçelim. “Atam, sen kalkta ben yatam” diyelim.

Kadınlarımızı çalıştıralım, kahvehanelerde oyunlar oynayalım, iddia oynayalım, sayısal loto oynayalım. Futbol hayatımızın odak noktası olsun. Gazete ve televizyonlardaki ince yapılı ve güzel mankenlere bakalım. Ancak islamın şartlarını merak bile etmeyelim.

Hazreti Ali Kerremullahi Vechehü ‘den rivayete göre Aleyhisselatu Vesselam şöyle demiştir: ALLAH Rasulü Aleyhisselatü Vesselam cenazede idi: “Hanginiz yolda kırılmadık bir put, yerle bir kılınmadık bir kabir, bozulmadık bir resim bırakmadan Medine’ye gider?” diye sordu. Bir adam: “Ben, ey ALLAH’ın Rasulü!” diye cevap verdi. Ali Kerremullahi Vechehü dedi ki: Medineliler korktu. Adam yola koyuldu. Bir süre sonra dönüp: “Ey ALLAH’ın Rasulü, kırılmadık put, yerle bir edilmedik kabir, bozulmadık resim bırakmadım.” dedi. Sonra Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu: “Kim bu sanatlardan birine tekrar dönerse, o kimse Muhammed’e indirilene küfretmiştir!”
[Ahmed bin Hanbel; Fıkhu’s-Sunne, Seyyid Sabık]

Muhammed’e indirilene küfretmek! Yani Aleyhisselatu Vesselam’a indirilene küfretmek! ALLAH’ın kitabına, kutsal kitabımız Kuran’a küfretmek!

Bütün ibadetlerimizi ve yükümlülüklerimizi yerine getirdiğimizi, namazlarımızı kıldığımızı, oruçlarımızı tuttuğumuzu, zekatlarımızı-sadakalarımızı verdiğimizi, nafile ibadetlerimizi de fazlasıyla yerine getirdiğimizi düşünsek te; ALLAH’ın kitabı Kuran’a küfrettiğimiz müddetçe hepimiz kâfiriz ey lanetlenmişler!

Biz araştırmayalım, konuşturmayalım. Sultan Vahdettin hain, Sultan Abdülhamit Kızıl Sultan, İsmet Paşa muzaffer, Bediüzzaman Said Nursi cumhuriyet düşmanı olarak yer alsın kitaplarımızda. ALLAH’ı inkâr eden, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e ve bütün peygamberlere şair diyen, Kuran’a küfreden, dilimizi değiştiren Mason Mustafa Kemal’e tapalım! Saygı duyalım!

Türkiye’deki insanlara “Kızıl Sultan ve Hasta Adam” olarak anlatılan Sultan Abdülhamit’in Müslümanlarla alay etmek için futbol oynatmak isteyen dönemin güçlü ülkesi Fransa”ya; “Eğer o oyun oynatılırsa dünyayı başınıza yıkarım” diyerek futbolu oynatmadığını anlatmasınlar bizlere. Aynı şekilde İngiltere de oynatmak isteyince; Sulatn Abdülhamit’in futbolu oynattırmadığını umursamayalım! Kötü olan herşey Osmanlı’dan kalmış olsun, iyi olan herşey Mason Mustafa Kemal’den kalmış olsun bizlere. Günlerimizi futbolla geçirelim, takımlarımızın şampiyonluğunu kutlayalım.

Olurda bunların dışında cümleler sarfeden olursa, gidecek yer gösterelim! Basalım düğmeye, çalalım 10. yıl marşını, efkârlanalım. Yaratmak sadece ALLAH’a mahsus olduğu halde 15 milyon genç yaratmanın keyfini sürelim. Ama eskilerin gerçeklerine girmeyelim. Girince keyfimiz kaçmasın. Yırtalım dağları, enginlere sığmayalım taşalım. Cehenneme koşalım.

Türkiye’deki sistemi beğenmeyenlere “ya sev, ya terk et!” diyorlar ya! Bunu diyen kâfirler! Dünyayı terk edin! Siz ALLAH’ın hükümlerini beğenmediğiniz için “ya sev, ya terk et!” diyorsunuz! ALLAH’a inanmayan insanın, ALLAH’ın hükümlerini uygulamayan insanın tek bir nefes almaya bile hakkı yok ulan bu Dünya’da! Defolup gidin başka yere! Yatacak bir karış, saklanacak bi karış yeriniz bile olmayacak! Dönüp dolaşacağınız yer yine cehennem olacak!

Siyonist İsrail’de Mason Mustafa Kemal’in heykelinin olduğunu ve üzerinde “sen olmasaydın İsrail kurulmayacaktı!” yazdığını da bilmeyelim!

İsrail Başbakanı Ben Gurion’un 1963 yılında Mason Mustafa Kemal için “Mustafa Kemal Paşa, kuşkusuz 20. yüzyılda Dünya Savaşı’ndan önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkılâpçı olmuştur." Dediğini de bilmeyelim.

İsrail Nasıl kuruldu?
II. Abdülhamit'in 100 yıl önce şeyhine yazdığı mektup yaklaşık 100 yıl boyunca şeyhin ailesi tarafından himaye edilen mektup, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın himayesine sunuldu.

Tarihte 31 Vakası olarak bilinen ayaklanmayla İttihatçılar tarafından tahttan indirilip Selanik'e gönderilen Sultan II. Abdülhamid'in, bu dönemde Suriye'deki şeyhi Mahmut Ebu Şamat'a yazdığı mektup tarihe ışık tutuyor.

Cihan'a konuşan şeyhin torunu Ammar Ebu Şamat, yüklü para tekliflerine rağmen mektubu satmadıklarını anlattı. Ebu Şamat, Esad'a teslim ettikleri orijinal mektubun bir kopyasını da ilk kez Cihan haber ajansıyla paylaştı.

150 milyon altına Kudüs'ü nasıl satmadılar?
Mektupta Sultan II. Abdülhamid, İttihatçıların ve Yahudilerin tüm ısrarlarına ve 150 milyon altın tekliflerine rağmen Kudüs'ü nasıl satmadığını kendi ağzıyla anlatıyor. Abdülhamid Han, mektubunda özellikle Filistin'de Yahudilere toprak vermediği için tahttan indirildiğini dile getiriyor.

Sultan Abdülhamid'e bir cevap mektubu yazan Mahmut Ebu Şamat da halifeye hitaben "Sen Müslüman ve hilafet üzerindeki emanete riayet ettin. Bu davranışın sebebiyle Allah senden ebeden razı olsun." diyerek kendisini teselli ediyor. Şeyh Mahmut Abuşamat'ın yakınları tarafından günümüze kadar kutsal bir emanet gibi korunan iki mektup da güvence altına alınmak üzere Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'a sunuldu.

Sıkıntılarını bu mektupla paylaştı.
31 Mart Vakası'nın ardından tahttan indirilen Sultan Abdülhamid, sürgün kaldığı Selanik'teki Alatini Köşkü'nde belki de hayatının en zor günlerini yaşadı. II. Abdülhamid, bu dönemde yaşadıkları sıkıntıları Şam'da bulunan ve mensubu olduğu Şazeli Şeyhi Mahmut Ebu Şamat ile yazdığı bir mektupla paylaştı. Tahttan indirilişi, olayların arka planı, sebepleri ve o şartları anlatan bir mektup yazan Sultan Abdülhamid, mektubu gizlice köşkün muhafızı ile Şam'da bulunan şeyhi Mahmut Ebu Şamat'a gönderdi.

Şeyhin Abdülhamit'e cevabı
Mahmut Ebu Şamat, gelen mektubu okuduktan sonra cevaben bir mektup yazdı. Şeyh Ebu Şamat'ın 2. kuşak torunu olan Ammar Ebu Şamat dedesinin yazdığı mektupta, şu ifadeleri yazdığını naklediyor: "Müslümanların Halifesi; Sen Müslüman ve hilafet üzerindeki emanete riayet ettin. Allah sana sabredenlerin ecrini versin. Bu davranışın sebebiyle Allah senden ebeden razı olsun. Ey mülkün sahibi ve mâliki olan Allah'ım! Sen mülkü istediğine verirsin, mülkü istediğinden çeker alırsın. İstediğini aziz kılarsın, istediğini zelil kılarsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak sen her şeye Kâdir'sin."

Yahudileri huzurundan kovdu
Yaklaşık 100 yıllık tarihi mektup Mahmut Ebu Şamat'ın yakınları tarafından büyük özenle saklanmış. Kutsal bir emanet gibi korunan ve geleceğe adeta ışık tutan Sultan Abdülhamid'in bizzat kendi eliyle yazdığı mektup Suriye'de büyük özveri ile korunuyor. Sultan Abdülhamid'in mensubu olduğu Şazeli Şeyhi Mahmut Ebu Şamat'ın 2. kuşak torunu olan Ammar Ebu Şamat, büyük bir özveri ile korudukları mektup için ayrı bir ihtimam gösterdiklerini anlatıyor. Çıktığı hutbelerde Sultan Abdülhamid'in ne kadar büyük bir Sultan olduğunu anlatmak amacıyla birçok kez bu mektubu okuduğunu anlatan torun Ebu Şamat, "Sultan Abdülhamid, Yahudiler tarafından 150 milyon İngiliz altını teklif edilmesine rağmen 'dünya dolusu altın verseniz bu teklifinizi kabul etmem' diyerek huzurundan kovuyor. Gün geçtikte bu yüce insanın önemini anlıyoruz." diyerek büyük sultana sevgisini anlatıyor.

Aile meclisi mektup için Esad'da karar kıldı.
Mektubun tarihi ve manevi bir boyutunun olduğunu kaydeden torun Ammar Ebu Şamat, "Mektuplar yıllarca büyük bir özveri ile saklandı. Büyük dedem Ebu Şamat, İttihatçılar döneminde de mektubu korudu. Şam'ın Fransız işgalinde de bu emanet korundu. Şimdi torunları olarak bu güne kadar muhafaza ettik. Ancak aile fertlerine büyük para teklifleri gelmeye başladı. Bu teklifler üzerine aile fertleri bir araya gelerek alınacak kararı tartıştık." şeklinde konuşuyor.

Ammar Ebu Şamat, büyük dedesine gönderilen mektubun önemli ve tarihi bir belge olduğu için güvenilir bir mekân da muhafaza edilmesine karar verdiklerini söyledi. Ebu Şamat, "Aile fertlerine büyük paralar teklif edildi. Önemli ve tarihi bir belge olduğu için aile meclisi bunu reddetti. Ardından bu emanet mektubu emin ve güvenilir bir yere vermeye karar verdik. Aile fertlerinden Dr. Faruk Ebu Şamat bu mektubu Devlet Başkanı Beşşar Esad'a gönderdi. Kendisi korusun diye." diyerek mektubu güvence altına aldıklarını söyledi.

İşte Sultan Abdülhamid'in, şeyhi ve mürşidi Ebu Şamat'a gönderdiği mektup:

"Bismillahirrahmanirrahim vebihi nestain
Elhamdülillahi rabbil-alemin ve efdalü salati ve ettemmü teslim ala Seyyidina Muhammedin resulü rabbul-alemin ve ala alihi ve sahbihi ecmain vettabiine ila yevmiddin.

Mübarek ellerini öperek ve duâlarını isteyerek selâm ve hürmetlerimi sunduktan sonra arz ederim ki, sene-i haliye şehr-i mayısın 2. günü tarihli mektubunuz ulaştı. Sıhhat ve selâmette daim olduğunuzdan dolayı Allah'a hamd ve şükürler ettim... Efendim, evrâd-ı Şazeli kıraatine ve vazife-i Şazeliyyeye, Allah'ın tevfikiyle gece ve gündüz devam ediyorum. Ve bu vazifeleri edâya muvaffak olduğumdan dolayı Allah Teâlâ Hazretlerine hamd ederim ve dâvet-i kalbiyenize daima muhtaç olduğumu arz ederim.

Bu mukaddimeden sonra, şu mühim meseleyi tarihî bir emanet olarak arz ederim ki, ben Hilâfet-i İslâmiyeyi hiçbir sebeple terk etmedim. Ancak ve ancak 'Jön Türk' ismiyle bilinen ve meşhur olan İttihat Cemiyeti'nin başkanlarının zorlaması ve tehdidiyle Hilâfet-i İslâmiyeyi terk etmeye mecbur edildim. Bu ittihatçılar, Kutsi topraklara ve Filistin'de Yahudiler için bir toprak vermeyi kabul etmediğim ve onaylamadığım için ısrarlarında devam ettiler. Bu ısrarlarına ve tehditlerine rağmen ben de katiyen bu teklifi kabul etmedim. Bilâhare 150 milyon altın İngiliz lirası vereceklerini vaat ettiler. Bu teklifi dahi katiyen reddettim ve kendilerine şu sözle karşılık verdim: 'Değil 150 milyon İngiliz lirası, dünya dolusu altın verseniz bu tekliflerinizi katiyen kabul etmem! Ben 30 seneden fazla bir müddetle Millet-i İslâmiye'ye ve Ümmet-i Muhammediye'ye hizmet ettim. Atalarımın sayfalarını karartmam ve bununla bereber bu tekliflerinizi mutlaka kabul etmem' diye kesin cevap verdikten sonra tahttan indirilmeme karar verdiler. Ve beni Selanik'e göndereceklerini bildirdiler. Bu son tekliflerini kabul ettim ve Allah Teâla'ya hamd ettim ki ve ederim ki; Devlet-i Osmaniyye ve Alem-i İslâm'a ebedî bir leke olacak olan tekliflerini, yani Kudsi Toprakları ve Filistin'de Yahudi devleti kurulmasını kabul etmedim. İşte bundan sonra olan oldu. Ve bundan dolayı da Mevlâ-yı Müteal Hazretlerine hamd ederim.
Şu sözlerimle mektubuma son veriyorum. Mübarek ellerinizden öperek hürmetlerimi kabul buyurmanızı sizden rica ve istirham ederim. İhvan ve asdıkamın cümlesine selâmlar ederim. Ey benim muazzam üstadım! Bu bâbda sözümü uzattım. Muhat-ı ilmi semahatpenahileri ve bütün cemaatinizin mâlûmu olmak için uzatmaya mecbur oldum.
Veselâmualeyküm ve rahmetullahi ve berakatühü.
Hadim-i el-Müslimin
Abdülhamid"

Bilim Çağı’ndayız değil mi? Bilgi Çağı’ndayız. Milenyum’dayız. Dünyevi ilimlere dair ne varsa bildiğimiz için Bilim Çağı’ndayız! Şeytanın ezanlarını dinlediğimiz için, Kuran’a küfretmek için fotoğraf çektirdiğimiz için Bilim Çağı’ndayız! İslami hükümler en son duymak istediğimiz şey olduğu için Bilim Çağı’ndayız. Gidin araştırın bakalım! Cehennemdeki ki azabımızı biraz olsun azaltmak için birşeyler bulabilecek misiniz?

“Bir defayla birşey olmaz! Daha genciz! ALLAH kalp temizliğine bakar! ALLAH ile kul arasına girilmez! Bunlar ALLAH’la benim aramda olan bir şey! Emekli olduktan sonra! Zaman bize değil, biz zamana uyalım! Bir şey olmaz ALLAH affeder! Bu kadar günahtan sonra biraz zor affedilirsin! Fazla düşünme kafayı yersin! [Bir kibrit çöpünün ateşine dayanamadığımız halde] ‘cehennemde bir süre yandıktan sonra cennete girmeyecek miyiz?’ Biz büyüklerimizden böyle gördük! Senin beynini kim yıkadı?
[İşin sonunda cehennem olduğu için] ‘Madem ALLAH herşeyi biliyor, neden engel olmuyor!” Şeytan böyle vesveselerle oyalıyor değil mi bizleri?

Ey kâfir! Ey Firavun! Ey Deccal Mustafa Kemal! Yatacak bir karış yerin bile yok değil mi? 6900 yıl boyunca büyük çoğunluğu bir tek ALLAH’a iman eden bir kavmin neslini, kâfir ettiğin, putperest ettiğin, şehvehperest ettiğin, şeytanperest ettiğin; kendini hem peygamber hem tanrı ilan ettiğin için, İslam’ı bozduğun için, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’e şair dediğin, ALLAH’ı inkâr ettiğin için; bundan 72 yıl önce toprak bile kabullenmedi seni! Toprak bile kabullenmedi!


Marx, Lenin, Stalin, Mustafa Kemal insanların kanını içmiş insanlar! Zalimler! Kâfirler! Yeryüzünün deccal kâfirleri bunlar! Nesiller şimdi onların peşinden gidiyor! Niçin imam Rabbani’nin peşinden gitmiyorlar? Niçin imam Gazali’nin peşinden gitmiyorlar? Niçin Abdülkadir Geylani’nin peşinden gitmiyorlar? Niçin İslam âlimlerinin peşlerinden gitmiyorlar? Bilmiyorlar ki! Televizyonlardan duymuyorlar! Radyolardan duymuyorlar! Hiçbir gazete yazmıyor! Hiçbir profesör söylemiyor! Okullarda anlatılmıyor! Evet, yapılmadı, söylenmedi, anlatılmadı! Bunun için nesil, Marx’ın, Lenin’in, Stalin’in, Mustafa Kemal’in yollarına düştüler. Eğer bu ümmete Mevlana anlatılsaydı, eğer bu ümmete imam Rabbani anlatılsaydı, eğer bu ümmete imam Gazali anlatılsaydı, eğer bu ümmete Abdülkadir Geylani anlatılsaydı, eğer bu ümmetin nesline ve çocuklarına Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselatu Vesselam anlatılsaydı; onlar Marx’ın, Lenin’in, Stalin’in, Mustafa Kemal’in peşine takılmayacaklardı! Gitmeyeceklerdi! Zavallı nesil! Abdestsiz nesil! Gusülsüz nesil! Kuran’sız nesil! Ne yapacağını bilmeyen nesil! Nereye gideceğini bilmeyen nesil! Niçin hayata geldiği öğretilmeyen nesil! Hangi kitabı okuyacağını bilmeyen nesil! Evlerde öksüz, sokaklarda yetim yetişen nesil! Sahipsiz nesil!

Yıkmak kolay! Hayvanlar da yıkar! Ama hayvan yapamaz! Yapıcı olması gereken insandır! Bunlar, bu nesil; her şeyi yıktı bu nesil! Her şeyi yıktı bu nesil! Tüm dünyayı cehenneme çevirdiler! Müslümanlar tüm dünya da kubbe kubbe camiler, tarihi eserler, çeşmeler, kervansaraylar, muazzam tarihi binalar meydana getirmişlerdi! Onların hepsini yıktılar! Tüm dünyayı barlar, pavyonlar, diskotekler, kumarhaneler, zina haneler, fuhuş haneler, kâfir haneler haline getirdiler! Tüm dünyayı cehenneme çevirdiler! Atalarımız mezarından başını kaldırıp bir bakıverse; “tüm dünya kâfir olmuş” diyecektir! Tanımayacaktır! Bizim şehirlerimizi değiştirenler, bizim tarihimizi değiştirenler, bizim maneviyatımızı değiştirenler! Ben şikâyetçiyim Ya Rabbi! Şikâyetçiyim Ya Resulallah! Her şeyimizi yıktılar bizim! Her şeyimizi parçaladılar bizim! Namusumuzu kaldırımlara döktüler! Anamızı, bacımızı çırıl çıplak soydular, sokaklara döktüler! Kadınları sattılar madde ve eşya gibi! Tüm dünya bir pavyon haline geldi! Tüm dünya umumhaneler haline geldi! 3 kıta ibadethaneydi, isyan haline geldi Ya Rabbi!

Bütün dava Yaratıcıyı tanımaktı, tanıtmadılar, ALLAH’ı anlatmaktı, anlatmadılar! Her şeyi yıktılar, her şeyi yıktılar! Ama yerine hiç bir şey yapamadılar!




İlluminati Dünya Komplosu

Dünyayı 13’ler Kraliyet Konseyi[Dünya’nın en zengin ve güçlü aileleri] yönetmektedir. Dünya 13’ler Kraliyet Konseyi’nin, 300’ler Komitesine[Dünya’nın en zengin ve güçlü alt-aileleri] verdikleri emirler doğrultusunda yönetilmektedir.
İlluminati örgütünün hedefi başkenti Kudüs olan tek bir dünya devleti kurmaktır. İlluminati’nin güç şebekesi, dünyanın en güçlü kişilerinden, yatırımcılarından, şirket başkanlarından ve siyasilerden oluşuyor. İç çember denilen en tepedeki 13’ler Kraliyet Konseyi’ne bağlı 300 kişi, 13’ler Kraliyet Konseyi’nin alt kadrosunda yer alıyor ve talimatlarını yerine getiriyorlar. “iç çember” üyelerinin ortak özelliği: “Dış İlişkiler Konseyi, Bilderberg, Trilateral Komisyon, Mahson Tarikatı, Kafatası ve Kemik Tarikatı, Apsen Enstitüsü, Malta Şövalyeleri, Opus DEi, Roma Kulübü, Bohemian Grove, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Federalleri” üyesi olmaları. Yılda bir kez bir araya gelen İlluminati üyeleri, hedefledikleri dünya devletini kurmak için planlar yapıyorlar. Bu planların içinde çeşitli ülkelerde ekonomik krizler çıkararak, ülkeleri sömürmek, savaşlar çıkarmak, çeşitli hastalıklar icat etmek, nüfus azaltıcı çalışmalar yapmak ve etnik temizliği desteklemek, “11 Eylül 2001 saldırısı” örneğinde olduğu gibi terör meydana getirmek ve “anti-terör” yasaları çıkarmak yer alıyor! Onların dili sembolizm! Her yerde sembolleri var! Pergel ve gönye, obelisk, piramit, pentagram, 5 köşeli yıldız, 6 köşeli yıldız vb. işaretler, Washington’dan Vatikan’a her yerde! Hedefleri haritaları değiştirmek ve insanları köleleştirmek!

Bismillahirrahmanirrahiym. [şeytan] dedi: “Rabbim! Beni azdırmana yemin ederim ki, yeryüzünde insanlar için mutlaka süslemeler yapacağım ve insanların tümünü kesinlikle azdıracağım. İçlerinden riyaya sapmamış, samimi kulların müstesna.” Sadakallahül-Azıym.
[Hicr Suresi, 39, 40. ayetler]

O zamandan beri insanlık uğruna savaş devam etmiştir!

Bismillahirrahmanirrahiym. Süleyman’ın mülk ve saltanatı konusunda onlar, şeytanların okuyup durduklarına uydular. Hâlbuki Süleyman küfre sapmamıştı. Ancak şeytanlar küfre sapmıştı; insanlara büyüyü öğretiyorlardı. Ve Babil’de Harut ve Marut [iki meleğin] üzerine indirileni öğretiyorlardı. Oysaki o ikisi, “biz bir imtihan aracıyız, sakın küfre sapma!” demedikçe hiç kimseye bir şey öğretmiyorlardı. İnsanlar Harut ve Marut’tan karı-kocanın arasını açacakları şeyi öğreniyorlardı. Ne var ki, onlar onunla ALLAH’ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezler. İnsanlar kendilerine zarar vereni, yarar vermeyeni öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu[büyüyü] satın alanın ahrette hiçbir nasibi olmayacağını açıkça bilmişlerdir. Öz benliklerini sattıkları şey ne kötüdür! Bir bilselerdi! Sadakallahül-Azıym.
[Bakara Suresi, 102. ayet]

Kudüs’ün fethinden 20 yıl sonra Kubbet’üs Sahra Tapınak Şövalyeleri adlı bir savaşçı rahip topluluğu tarafından ele geçirilmiştir. Kudüs’e gelen Tapınak Şövalyeleri Hıristiyanlık öğretilerinden git gide uzaklaşmaya başladı. Eski Yahudi büyücülüğü sanatı, Kabala’yı, karanlık gizemleri ve ritüellerini öğrenmeye başladılar. Yahudiler bu sanatı Firavun’un esiri oldukları dönemde Eski Mısır putperestlerinden öğrenmişlerdir ve Nebukadnezar’ın döneminde Babil’de geliştirmişlerdir. 1307’de Fransa Kralı Philippe, Hz. İsa Aleyhisselam’ı reddetme, eşcinsellik, putperestlik ve büyücülük suçlamaları ile Tapınak Şövalyeleri’ni hapsetmiştir. Ancak bu Tapınak Şövalyeleri’nin sonlarını getirmemiştir. Babil ve Eski Mısır’da başlayanlar açık bir biçimde bugün de yapılmaktadır.

[11 Eylül,1990, Amerikan Senatosunda konuşma] ”Söz konusu küçük bir ülkeden fazlasıdır, büyük bir amaç, yeni bir dünya düzenidir.”

Yüzyıllardır bunları yapmaktadırlar. Gölgelerden, bütün büyük savaşları, devrimleri ve ekonomik gerilemeleri düzenlemişlerdir. Okuduğunuz, duyduğunuz ve gördüğünüz her şeyi kontrol ediyorlar. Bütün toplumlara kendi düşüncelerini, kalıplarını aşılamışlardır ve kilit otoriter konumları gizlice ele geçirmişlerdir. Gölgelerden yeni bir politik, ekonomik ve sinsice bir dini düzen oluşturmuşlardır. Yapılandırdıkları küresel denetim, Deccal’ın gelişi için yaptıkları hazırlıkların delilleri her tarafta görülmektedir!

Dünya’yı kontrol etmenin en etkili ve verimli yolu nedir?
İki kelime. “Akıl kontrolü!” Fark edemediğimiz bir nokta var gerçekte. Devleti yöneten hükümet, yöneticiler ne derse onlar gibi düşünüp, onların istediği şekilde hareket ediyoruz. Düşünmeyi bile bırakmışız. Devleti yönetenlerin düşündüklerini kabullenmişiz hepimiz. Hükümet ne derse doğrudur demişiz. Bize devleti yönetenler bir şey dediğinde, emir verdiğinde hemen emri uyguluyoruz. Düşünmeden, incelemeden, sadece uyguluyoruz. Aslında yapmamız gereken devletin dediği hiçbir şeye inanmamak!

“Tarihin en acı yanlarından biri kendini ne kadar tekrar ettiğidir.” Hepimizin yapması gereken medya ve basın organlarını ciddiye almamak! Basın ve medya devleti yöneten hükümetin halkla ilişkiler bölümü gibi çalışmaktadır. Medya ve basın olsun, diğer yerler olsun, bizlere sadece farklarımızdan bahsedilir. Medya ve siyasetçiler hep bizi bölen şeylerden bahseder. Bizi birbirimizden farklı yapan şeylerden bahsederler. Bütün toplumlar da yönetici sınıflar hep böyle çalışır. Geri kalan insanları bölmeye çalışırlar. Zenginler, parayı alıp kaçmak için alt ve orta sınıfları birbirine kırdırırlar. Oldukça basit bir şey ve hep işe yarar. Farklı olan herhangi bir şey hakkında konuşurlar. Irk, din, etnik ve milli geçmiş, iş, gelir, eğitim, sosyal statü, cinsiyet, … Birbirimizle kavga etmemiz ve onların bankaya gidebilmesi için herhangi bir şey. Ekonomik sınıflar nasıl tanımlanır? Üst sınıf parayı elinde tutar ve hiç vergi ödemez. Orta sınıf bütün vergileri öder ve bütün işleri yerine getirir. Fakirler de orta sınıfı ürkütmek için vardır. Çünkü “işlerine” gitmeleri gerekmektedir. Politikacılar bu kelimeyi bilirler. Sizin üzerinizde kullanırlar. Politikacılar geleneksel olarak üç şeyin arkasına saklanmışlardır. “Bayrak, kutsal kitap ve çocuklar”. Eğitimin rezil oluşunun bir sebebi var. Asla düzelmemesi ile aynı sebep. Elde ettiğinizle idare etmek ve mutlu olmak zorundasınız. Çünkü ülkenin sahipleri bunu istemezler. Gerçek sahiplerinden bahsediyorum. Büyük ve zengin olanlar! Gerçek sahipleri: her şeyi denetleyen ve her şeye karar veren büyük ve zengin iş adamları. Politikacıları unutun! Onlar önemsiz! Politikacılar size seçim hakkı tanındığı fikrini sürdürmek için var! Hakkınız yok! Seçim hakkınız yok! Sahipleriniz var! Size sahipler! Her şeye sahipler! Bütün önemli topraklara sahipler! Kolektif şirketleri denetliyorlar ve Kolektif şirketlere sahipler. Uzun zamandır senatolara, meclislere, hükümet binalarına, belediyelere sahipler. Hâkimler[yargıçlar] arka ceplerinde. Bütün büyük medya ve haber şirketlerine de sahipler. Duyduğunuz bütün haber ve bilgileri denetliyorlar. Sizi hayâlarınızdan tutuyorlar. Her sene milyarlarca doları lobileşmek için kullanıyorlar. İstediklerini elde etmek için lobileşiyorlar. Ne istediklerini biliyoruz. Başkalarına daha az ve kendilerine daha çok istiyorlar. Ne istemediklerini size söyleyeyim. Eleştiren, düşünen vatandaş istemiyorlar. İyi derecede bilgilendirilmiş ve eğitim görmüş insanlar istemiyorlar. Bu ilgilerini çekmiyor. Bu onların işine gelmiyor. Bu çıkarlarına aykırı! Budur! Ne istiyorlar biliyor musunuz? Uslu çalışanlar istiyorlar. Uslu çalışanlar. Makineleri çalıştırıp, belgeleri yazabilecek kadar zeki ve pasifçe git gide berbatlaşan işlerde, daha az maaşla, daha uzun sürelerde, daha az haklarla, fazla mesainin olmadığı, almaya geldiğinde yok olan emekliliklerle çalışacak kadar aptal insanlar! Ellerinde daha çok para olsun ki, sabıkalı arkadaşlarına verebilsinler. Ve biliyor musunuz? Alırlar! Sizden hepsini öyle ya da böyle alırlar, çünkü her yere sahipler.

Kontrolün en iyisi özgür olduğunu düşündüğün ama temelden yönlendirilip dikte ettirildiğindir. Diktatörlüğün bir şeklinde hapishane demirlerini görüp dokunabilirsin. Öbüründe ise demirleri görmezsin ve kendini özgür sanırsın! İnsan ırkı toplu hipnoz tesiri altındadır! Biz, haber sunucuları, politikacılar, öğretmenler, konuşmacılar tarafından hipnotize ediliyoruz. Biz inanılmaz derecede hasta insanlar tarafından yönetilen bir dünyada yaşıyoruz. Bize anlatılanla gerçekte olanlar arasındaki uçurum kesinlikle çok büyük! Dünyadaki en büyük hipnotizmacı odanın köşesinde duran dikdörtgen bir kutu! Aptal kutusu! Yani Televizyon. Aralıksız bir biçimde bizi gerçeğin ne olduğuna inandırmaya çalışıyor.

Tarih boyunca “siyasi düşüncenin denetimi ve yönlendirilmesi” ülkelerin ele geçirilişinde masonların ana silahı olmuştur. Bir ülkenin yöneticileri ve politikacılarını denetlemeye başladıktan sonra kanunlar ve siyasi yapılar onların hedeflerine göre değiştirilmektedir. Ancak bedeni sınırlandırmak aklı sınırlandırmakla aynı anlama gelmediği için Masonlar, küresel egemenliğin, kitleleri onların hedeflerine boyun eğdirtmeye bütünüyle bağlı olduğunu fark etmişlerdir. Böylece amaçlarına direnişi tamamıyla yok etmektedirler. Planlarına karşı her hangi bir ordudan ya da yasadan daha büyük tehlike; gerçekleri gören bir insan, gerçekleri düşünen bir akıldır. Bu tehlikeyi yok etmek için ve amaçlarına ulaşabilmek için Masonlar gelmiş geçmiş en cesur planlarını yapmışlardır. İnsan hayatının bütününü kontrol etmek! Sizin hayatınız!

Size karşı kullandıkları silahlar evlerinizde bulunup, sizi ve çocuklarınızı eğlendirip, yavaşça siz farkında olmadan size onların hayat tarzını aşılamaktadır. Günümüz toplumunda insanlar git gide artan bir biçimde çağdaş medya, televizyon, sinema, bilgisayar oyunları, internet, popüler romanlar ve müziği hayatlarının ayrılmaz parçaları yapmıştır. Bunların hepsi ya bilinçli ya da bilinç dışı olarak aldığınız geniş bilgiler içermektedir. Her gün, toplum hakkında idealler, ahlak kavramları ve toplumun nasıl yapılanması gerektiği hakkında fikirler gözlerinizin önüne serilmektedir. Bu medyalar bir bireyin dünya ve var olan her şey hakkındaki görüşlerinin temellerini oluşturmakta önemli bir rol oynamaktadır. Böylece bu bilgiyi denetleyen ve bu medyalara aktaran neredeyse bütün dünya toplumlarına kendi fikirlerini aşılama gücünü elinde tutmaktadır. Bu gerçeği Masonlar kendi çıkarları için kullanmaktadır. Masonlar özellikle eğlence sektörünü insanlara kendi düşünce kalıplarını açıkça ya da bilinçaltı vasıtasıyla aşılamak için kullanmaktadır. Kullandıkları yöntemler değişmektedir ancak amaçları aynıdır. İnançlarını ve ideallerini kendi fikirlerinizmiş gibi sahiplendiğiniz zamana kadar dayatmaktadırlar.

Bunun ispatını bulmak oldukça kolaydır. Sadece dünyadaki medyaya kimin sahip olduğunu ve yürüttüğünü bulmanız yeterlidir. Gizli örgütler sayesinde ayakta duran azınlığın olduğunu bulacaksınız! Dünyadaki medyaya Siyonistler, Satanistler, Yahudiler sahiptirler. Çoğu Eskenazi’dir[Aşkenaz’dir.]

Masonlar/Siyonistler/Satanistler/Yahudiler/İlluminatiler müzik, medya, eğlence ve porno sektörünün sahipleri ve işletmecileridir. Bunu sadece insanlara akıl kontrolü ile telkin yapmak için yapıyorlar. Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/Yahudilerin/İlluminatilerin bütün medyanın sahibi olması kesinlikle bir tesadüf değil! Çünkü Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/Yahudilerin/İlluminatilerin yaşayabilmesi insanların beyni yıkanmış ve telkin edilmiş bir halde olmalarına bağlı! Gerçekleri düşünen ve düzgünce yapılandırılmış bir toplum zorbalar tarafından yönetilebilir mi? Tabi ki hayır! Size fikirler ve bakış açıları ile telkin etmek dışında toplumlar arası yozlaşmayı oluşturacak, iyice düşünülmüş ve sinsi bir şeytani planı yürütmekteler. Çünkü amaçsız ve yozlaşmış bir topluma kolaylıkla hükmedilir. Neden mi? Çünkü hiçbir şeyi desteklemeyen bir insan her şeye inanabilir. Masonlar/Siyonistler/Satanistler/Yahudiler/İlluminatiler Deccal’ın gelişi için böyle bir toplum hazırlamaktadırlar. Başka nasıl “Yeni Dünya Düzenini” kabul ettirebilirler? Sanatçıların ya da “idollerin” gelişimi bu sektörün başında bulunanların neler hedeflediğini açıkça göstermektedir.

Hepimiz kötü telkinlerin kurbanlarıyız. Bir karikatürde bir seks mührü yapabilmek için sanatçı önce cinsel objeyi çizip daha sonra bunu eserin içinde gizlemektedir. Bu bir çocuğun cinselliğini çok erken bir yaşta etkinleştirmektedir. Psikolojik savaşın temelleri Nazi Almanya’sında atılmıştır. Nazi ideolojisinde “Weltanschaukrieg” adlı bir olgu vardı. Bu da “Dünya Görüşü Savaşı” demektir. Amaçları fethettikleri ülkelere kendi ideolojilerini dayatmaktı. Amerikalılar bu fikri alıp Amerikan sürümünü yapıp adını “psikolojik savaş” koymuştur.

Britanya Armacılık Okulu, kraliyet armasını 500 senelik kuralların rehberliğinde tasarlamıştır.
Britanya Hanedanlığı Arması’nın üstündeki semboller Britanya’nın İbrani kökenini göstermektedir. İncil’de arp, İbrani Kral Davut’u simgelemektedir. Kalkanı tutan İncil’deki kükreyen aslan ve ünikorn İsrail ülkesini simgelemektedir. “Dieu Et Mon Droit” sözü, “Tanrı ve hakkım” demektir. Britanyalı hükümdarın sonsuz yönetme hakkını belirtmektedir. Bu armayı oldukça ilginç kılan simgenin bütününde Deccal ile ilgili İncil’deki bütün vahiyleri barındırmasıdır.

Neden Deccal yakında gelecek biliyor musunuz? Çünkü temelleri ve gelişinin simgeleri her tarafta gözükmektedir! Daha da önemlisi her zaman satın aldığımız ürünlerle Masonlara/Siyonistlere/Satanistlere/Yahudilere/İlluminatilere finansman sağlıyoruz! Marlboro sigarasının üzerinde “Veni-Vidi-Vici” yazar. “Geldim-Gördüm-Fethettim” Bu söz kime ait? Başka hangi okült simgeleri biliyorsunuz? Karanlık kardeşliği simgeleyen “Kafatası ve kemikler” simgesini biliyor musunuz? Bush Ailesi ve diğer Amerikan Kraliyet Ailelerinin evi olan gizli örgüt ne peki? Neden “kafatası ve kemik” simgeleri günümüzde bu kadar moda oldu? Endüstrilerimizi kim denetliyor?

Şuan dünyayı 13’ler Kraliyet Konseyi[Dünya’nın en zengin ve güçlü aileleri] yönetmektedir. Dünya 13’ler Kraliyet Konseyi’nin, 300’ler Komitesine[Dünya’nın en zengin ve güçlü alt-aileleri] verdikleri emirler doğrultusunda yönetilmektedir.

Dünya’nın ekonomisini IMF, Dünya Bankası, Merkez Bankalar, Vergiler, Faizler, Uluslar Arası Ödeme Bankası, vs. ile kontrol ediyorlar.

Dünyadaki Hammaddeyi Kolektif şirketler ile denetliyorlar.

Dünya da yaşayan insanları camiler, kiliseler, sinagoglar, devletler, hükümetler, okullar, medya ve basın ile denetliyorlar.

Toplumun hammaddesi ise işçiler, yani borç köleleri.

Paranızı ve daha doğrusu hangi kolektif şirketleri desteklediğinizi denetleyebiliyorsunuz. Örneğin; Starbucks’ın İsrail Devleti’nin en büyük destekçilerinden biridir! Howard Schultz bu sayede İsrail’den, “İsrail’in 50. Yılı Zion Dostu Takdir Ödülü” gibi çeşitli ödüller almaktadır. Eğer bunu anlayabiliyorsanız, Starbucks logosunun ve ismin gerçek anlamını anlamaya başlayabilirsiniz! Siyonist bir dünyada yaşıyoruz. Siyonist liderlerle, Siyonist yöneticilerle yaşıyoruz. Siyonist amaçlar uğruna çalışanlar tarafından yönetiliyoruz.

Her şeyin niye böyle gittiğini anlamak için önce enerjinin işleyişini anlamamız lazım. Bazı mimari eserler belirli enerjileri aktarabilmek için tasarlanmıştır. Ancak bu siz olmadan gerçekleşememektedir. Çünkü bu yapıların içinde yapılan davranışlar ve ya ritüeller nasıl bir enerji aktarıldığına karar vermektedir. Dünya’daki her şeyde olduğu gibi bu da olumlu ya da olumsuz bir şekilde kullanılabilir. Enerji aktarımı için en önemli tasarımlar hangileridir? Piramitler, sekizgenler ve kubbeler. Bu tasarımlar enerji aktarımı için en güçlü ve etkin olanlarıdır. Mason/Siyonist/Satanist/Yahudi/İlluminati/Elit sınıf, bu konuyu yapılarında da görüldüğü üzere çok iyi bilmektedir. Camiler, kiliseler ve sinagoglar yapıcı enerji aktarırken, Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati/Elit sınıf yıkıcı enerji aktarmak için yapılarını inşa etmektedir. Temelde bu bir enerji savaşıdır. Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inancına göre Deccal, dünya çapındaki enerji belli bir şekilde olduğunda ancak gelebilecektir.

Burj Dubai [Dünya’nın en uzun gökdeleni]. Gökdelen 2008’de 700 metre yüksekliğini aştığından beri Dubai sisler altında kalmıştır.
Şu anda 900 metre yüksekliğinde ve git gide artmaktadır. Geneli çöl olan Dubai artık sisler altında. Hiçbir meteorolog aradaki bağlantıyı görememekte! Bu özgün tasarımlı merkezi yapının inşası bittiğinde şehre ne olacak? Bu bina çevresinin enerjisini emecektir. Sadece canlılar yararlanılacak enerjiyi üretebilmektedir. Bu tip şeyler her tarafımızda var. Bu binalarda yapılan şeyler aktarılan enerjinin özelliğini belirlemektedir. Eğer araştırırsanız dünya üstündeki en önemli yapıların “Ley Hatları”nın kesişme noktalarına yapıldığını bulursunuz. Ley Hatları dünyadaki stratejik enerji noktalarını belirtmektedir. Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin kutsal geometrisi, Ley Hatları ve mimarisi birbiri ile uyumlu halde kullanıldığında Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inancına göre bir “Yıldız Kapısı” oluşturulacaktır.

Nasıl denetlendiğimize tekrar değinirsek;

1. akıl
2. beden
3. ruh

Eğer bu potansiyelinizin farkına varamazsanız bu tip bir denetim sisteminin önemini anlayamazsınız.
Anlamanız gereken şudur: Her şey enerjidir!
Bedeninizi en küçük parçalarına ayırdığınızda neleri bulursunuz? Atomları, elektronları ve protonları! Bu ne demek? Bu en temel halinizde enerjiden oluşturulduğunuz anlamına gelir. Etrafınızdaki dünya ve evren de öyledir. [Subhanallah]. Bu, ALLAH’ın sizi, çevrenizdeki enerjilerden etkilenebilen ve daha da önemlisi sizin de çevrenizdeki enerjileri etkileyebildiğiniz enerji aktarıcıları olarak yarattığı anlamına gelmektedir. Olumlu enerji yayabilirsiniz ya da olumsuz enerji yayabilirsiniz. Aynı zamanda olumlu ya da olumsuz enerjilerin etkisi altında kalabilirsiniz. Bu nasıl olmaktadır? Eğer yüksek titreşimde olumlu enerji yaymaya başlarsanız bu dıştaki aynı tip enerji ile birleşmektedir. OLUMLU! Bu sizi olumlu bir enerji düzeyinde tutmaktadır. Eğer olumsuz enerji yayarsanız bu dışınızdaki olumsuz enerji ile birleşip sizi olumsuz bir enerji düzeyinde bırakmaktadır. Olumsuzluğu getirmektedir. O yüzden “ne ekersen onu biçersin”. Çevremizin enerjisinden yoğun bir biçimde etkileniyoruz. Bu yüzden doğanın olumlu ve iyileştirici enerjisi çevresinde harika hissederiz. Şehrin neredeyse ölmüş olumsuz enerjisi etrafında o yüzden hiç iyi hissetmeyiz. Örneğin, bir camiye girdiğimizde olumlu ve manevi enerjiyi doğrudan hissederiz. Çoğu camide şu söz yazmaktadır: “ALLAH’ın bu evine ALLAH’a ibadet ve ALLAH’ı hatırlama isteği dışında bir şey getirmeyin”. Bu ibadet sayesinde aracılık edilen enerji bu kadar olumlu ve manevidir. Bu yüzden camiler %99 aynı şekilde yapılmıştır. Bu olumlu enerjiye aracılık edebilmek için!
Sekizgen minareler ve kubbeler. Neredeyse her cami sekizgen minareler ve kubbeler ile inşa edilmektedir. Köşedeki sıradan camiden en ünlülerine kadar! Bu mimari sadece camilere özgü değildir. Sekizgenler, kubbeler ve piramitler enerji aktarımı için en güçlü yapılardır. Peki, hangi tip enerjinin aktarılacağına ne karar vermektedir? Bina içindeki insanların yaptıkları! Devlet binalarında ve Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati/Elit kesimin diğer mülklerinde kötü ve ya şeytani enerjileri aktarmak için birçok geç saat faaliyetinin ya da “ritüellerin” yapıldığından emin olun! Masonlar kapalı kapıların arkasında öncülerinden onlara kalan gizli ayinleri ve ritüelleri yaparlar. Bunlar “dereceler” olarak adlandırılan üyelik kademelerinin temelini oluşturmaktadır. Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati/Elit kesimin sahibi olduğu neredeyse her yapı nesillerce aktarılan evrensel bilgilere dayanan Masonların/Siyonistleri/Satanistlerin/İlluminatinin kutsal geometrisine göre yapılmıştır. Enerji, mimari ve kendiniz arasındaki ilişkiyi anladığınızda, neyin, neden yapıldığını anlamaya başlayacaksınız. Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inancına göre Yıldız kapıları dünyanın “Girdap Noktalarının” olduğu konumlardır. Bu noktalar büyük miktarlarda enerji içermektedir. Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati/Elit kesim bu girdap noktalarının kimilerine kendi yapılarını yerleştirmiştir. Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati/Elit kesim, şeytanın onların ilahı olduğuna inanan satanistler olduğu için, nasıl bir enerjinin aktarıldığını siz de tahmin edebileceksinizdir. Ya da bu şeytani ritüellerle hangi varlıkların çağırıldığını. Masonlar tarafından mali anlamda desteklenen politikacılar mason ideolojisini yaydılar. Fransız ordusunun yüksek rütbeli askerlerini üye yapan gizli mason locaları onlara kendi fikirlerini aşıladılar. Fransa halkını, politikacılarını ve askerlerini kendi denetimi altına alan masonlar artık vurgunlarını yapabilirlerdi. Masonluk gizli ancak düzenli bir biçimde devrimi yapabilmek için uğraşmıştır. Masonluğun Fransız İhtilali’nin tek faili olduğu bilinmektedir.
Amerika’nın sözde kurucuları Plymouth Rock’a vardıklarında yanlarında hem haklarını kaybetmiş insanlar hem de Avrupa’nın Masonik öğelerini getirdiler. Amerika’nın kurucularının Avrupa’dan kaçtığı haksızlıklar gaddar bir Britanya rejimi şeklinde burada da onları bulacaktı. Yeni devleti tamamıyla ele geçirebilmek için masonlar Fransa’da uyguladıkları yöntemi kullandılar. İngiliz monarşisi masonlar tarafından yönetilmesine rağmen Amerikan monarşisi gerekli bir çarpışmaydı. Savaşan insanlar masonların amaçlarına ulaşması uğruna harcanabilirdi. İnsanların duyguları kızgınlığa yönlendirildi. Fransa’da da olduğu gibi bu kızgınlık savaşa dönüştü. Ancak bu sefer, önceki hatalar tekrarlanmayacaktı. Masonlar, Avrupa’da Napolyon karşısında neredeyse yenilmelerinden derslerini almışlardı. Olası her türlü direnişin liderleri mason planlarına uygun olmalıydı. Britanya’ya karşı savaşın lideri George Washington oldu. 4 Temmuz 1776’da bağımsızlık bildirgesi ilan edildi. 17 Ekim 1781’de Britanya sonunda yenilmişti ve sömürgelerini Amerikalılara teslim etti. Dünyanın ilk mason devleti kurulmuştu; masonluğu her yönüyle temsil eden bir devlet. Amerika’daki mason etkinliği, dünyanın ilk mason başkanı George Washington’un resmi ve mason simgesi olan “Her Şeyi Gören Tek Göz’ün” olduğu 1 dolarlık banknotta açıkça gözükmektedir. Böylece “Yeni Dünya Düzeni” doğmuştu. Geçmişlerinden, Firavunların ve beklenilen son Firavunun onuruna! Deccal uğruna! Tevrat, İncil, Kuran, Hz. Musa Aleyhisselam, Hz. İsa Aleyhisselam, Hz. Muhammed Aleyhisselatu Vesselam. Bütün peygamberlerin önceden haber verdiği Deccal uğruna!

Bismillahirrahmanirahiym. Azabın, yalanlayıp yüz çevirenler [ALLAH’ın birliğine ve peygamberlerine inanmayanların] üzerine olacağı bize vahiy olundu.” Sadakallahül-Azıym.
[Taha suresi, 48. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. Firavun dedi: “Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?” Musa dedi: “Rabbimiz, her şeye yaratılışını lütfeden, sonra da yol-yordam gösteren kudrettir. Firavun dedi: “Peki, ilk nesillerin hali ne olacak? [Musa dedi:] “Onlara ilişkin bilgi, Rabbim katında bir Kitap’tadır. Rabbim ne şaşırır ne de unutur. Yeryüzünü size beşik yapan, yeryüzünde sizin için yollar açan, gökten su indiren ALLAH’tır. Biz o suyla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık. Yiyin, hayvanlarınızı yayıp otlatın. Kuşkusuz bunda, aklı başında insanlar için ibretler vardır. Sizi yerden yarattık. Tekrar oraya göndereceğiz. Ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağız. Yemin olsun, o Firavun’a ayetlerimizin tamamını gösterdik ama yalanlayıp inadını sürdürdü. Sadakallahül-Azıym.
[Taha Suresi 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56. ayetler]

Bismillahirrahmanirrahiym. Derken Firavun, ordusuyla birlikte onların arkasına düştü. Ama denizden onları sarıp kuşatan, sarıp kuşattı. Firavun kendi toplumunu saptırmıştı; kılavuzluk edemedi.
[Taha Suresi, 78, 79. ayetler]

Kuran’a inanan herkes Kuran’ın temel mucizesinin sonsuza kadar, her çağa uygun ve uygulanabilir olduğunu bilir. Kuran’daki Firavun örneğinin sadece Hz. Musa Aleyhisselam’ın karşısındaki Firavun’a değil, kendi güç ve kanun düzeniyle, ALLAH’ın tekliği ve otoritesine kafa tutan her türlü kişi ve sisteme uygundur.
Size günümüz Firavunlarını tanıtayım.

Masonların geçmişten günümüze kadar kullandığı gizemler, hükmeden Elit kesimden 4000 senedir Mısır’ın hareketli kumlarında gizli tutuldu. Eski Mısır halkı, tapınakları, mezarları ve toprak kaplarında, kültür ve tarihleri hakkında ayrıntılı kayıtlar tuttular.

Neden eski Mısırlıların hayatı hakkında her türlü ayrıntının kayıtlı olduğunu ancak en mükemmel eserleri, piramitler hakkında hiçbir şeyin yazılı olmadığını merak etmediniz değil mi? Neden piramitlerin yapımı hakkında hiçbir şeyden bahsedilmemiş? Neden? Çünkü masonların gizemi ya da sırrı, bilmecenin büyük bir parçası! Bunlar Firavun sisteminin delilleridir.

1.İbrani Peygamber Hz. Yakup’un taşı, İngiltere Kraliçesi’nin tahtında ne arıyor?
2. Neden İngiltere Kraliçesi simgesel bir Mısır basamak piramidinde taçlandırıldı?
3. İngiltere Kraliyet tacının tabanında 12 İbrani kavimi simgeleyen 12 taş bulunmaktadır. 12 kavimi simgeleyen bu taşlar Kenan ülkesi rahiplerinin göğüslüklerinde de bulunmaktadır.
4. Britanya[İngiltere] bayrağı Hz. Yakup’un 12 kavminin yeniden birleşmesini simgelemektedir. Bayrağın kırmızı, beyaz ve mavi renkleri Mısır’ın üç tacıyla aynıdır.
5. İngiliz Kraliyet asası Eski Mısır’dan gelmektedir. Mısır putu Amen ve kendilerini Amen’in oğulları olarak tanıtan Mısırlı Firavunlar tarafından taşınmaktaydı. İngiliz Kraliyet asası şu anda Firavunların soyundan gelen 2. Elizabeth tarafından taşınmaktadır. Asasında dünyanın en büyük elması, “Afrika’nın Yıldızı” bulunmaktadır.
6. İngiltere Kraliçesi’nin cezalandırma kırbacı resmen kolunun altında gizlenmiştir. Bu kırbaç yine Eski Mısır Firavunlarından gelmektedir.
7. Arı simgesi İngiltere Kraliçesi’nin kraliyet giysilerinde görülmektedir. Eski Mısır’da bu Mısır Kraliyeti’nin ve Mısır’ın simgesiydi.
8. Britanya[İngiltere] Kraliyet armasındaki semboller, Britanya’nın İbrani kökenlerini göstermektedir.
9. Hâkimler ve kraliçenin üst düzey memurlarının giydiği başlıklar Eski Mısır’dan gelmektedir.
10. Prens Charles’ında giydiği fistanlar, beyaz fistan giyen Eski Mısır Firavunlarından gelmektedir.
11. Mısır Kraliyeti ensest[aile içi] ilişkiler yaşıyordu. Gücü ve parayı aile içinde tutmak için anneler oğullarıyla, erkek ile kız kardeşler birbirleriyle evleniyorlardı. Liste uzadıkça uzuyor.

Günümüzde hala aynı Firavun soyu tarafından yönetiliyoruz!

Şuan dünyayı 13’ler Kraliyet Konseyi[Dünya’nın en zengin ve güçlü aileleri] yönetmektedir. Dünya 13’ler Kraliyet Konseyi’nin, 300’ler Komitesine[Dünya’nın en zengin ve güçlü alt-aileleri] verdikleri emirler doğrultusunda yönetilmektedir.

Dünya’nın ekonomisini IMF, Dünya Bankası, Merkez Bankalar, Vergiler, Faizler, Uluslar Arası Ödeme Bankası, vs. ile kontrol ediyorlar.

Dünyadaki Hammaddeyi Kolektif şirketler ile denetliyorlar.

Dünya da yaşayan insanları camiler, kiliseler, sinagoglar, devletler, hükümetler, okullar, medya ve basın ile denetliyorlar.

Toplumun hammaddesi ise işçiler, yani borç köleleri.

Bismillahirrahmanirrahiym. Ant olsun, Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti. Sadakallahül-Azıym.
[Kamer Suresi,41. ayet]

Dubai’deki Firavunun halkında garip bir şeyler var. Burj Dubai dünyadaki en uzun bina! Dubai’de her yerden görülebiliyor. Her zaman sisler içinde. DIFC binasıyla beraber onlara “KAPILAR” denmektedir. Sekizgen piramitler.
Şimdi de Dubai’deki WAFI alışveriş merkezine bakalım. Firavun putlarına adanmış. WAFI, sadık olan demektir. WAFI alışveriş merkezinin binası tamamen Mısır Heykelleri ve Eski Mısırlıların yapmış olduğu resimlerle doludur.

İçine bakıldığında ise, bir piramitin altında sekizgen oluşturan 8 sütun bulunmakta. Ve bütün piramitler de olduğu gibi masonların “her şeyi gören gözü” en üstte.

Ele geçirme işlemi.
Firavunların başlarındaki kuş neyi simgeler? ALLAH’a ibadet etmediklerini biliyoruz. O zaman kime hizmet ediyorlar?

WAFI alışveriş merkezinin içinde KARE kafe var. 2 sütun arasında 3. piramiti oluşturmakta.

Eski Mısırlıların ibadet ettikleri Eski Mısır’ın “her şeyi gören gözü” ve günümüz. Şeytanın planının yavaşladığını ya da değiştiğini hiç düşünmeyin bile. Artık uyanma ve hangi tarafa hizmet ettiğinizin farkına varma vakti. Binanın içinde bir yere çıkan sarmal girdap bulunuyor.

“Klon Yardımı” ve Rael adlı birini hatırlıyor musunuz? Hashemfilms ve John McGovan Yeti avcısı hakkında bir belgesel hazırladıktan sonra UFO tarikatı hakkında bir belgesel çekmeye karar veriyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin her yerini geziyorlar. “Ünlü” dizisinde Patton Oswalt TV adlı programın ve mühür büyüsü sistemini anlayabilmek için Hollywood’a ve New York’a sızıyorlar. “Bütün çocuklarım, Bizim Ev, Olağan Şüpheliler” filmlerinin setlerine sızıyorlar. Sahne arkalarında nelerin döndüğünü öğrendikten sonra Abdullah ve Hashemsfilms Deccal’ın sistemini açığa çıkarmak için bütün Amerika Birleşik Devletleri’ni gezmeye başladı. Yolculuklarında birkaç kişiyi ve birden fazla sahte peygamberi açığa çıkardılar.
Dünya masonluğunun, büyük şeytani sırlarını açığa çıkardı. UFO fenomeninin büyük sırlarını ortaya çıkarıp hepsini cinler ve kara büyüye bağladı. Bu hareketin ve peygamberlerinin Yeni Dünya Düzeni’ni destekleyen ajanlar olduğunu ortaya çıkardı.

Hepsi sizin Yeni Dünya Düzeni’ni kabul etmeniz için yapılan propaganda.

Aslında bir şey bilmiyoruz. Ne bildiğimizi kendimize açıklayamıyoruz. Ama hissedebiliyoruz. Hayatımız boyunca dünyada bir şeylerin yanlış olduğunu hissettik. Ne olduğunu bilemedik, ama var. Aklımızı çıldırtan bir kıymık gibi!

“Yeni Dünya Düzeni” nedir?

Hepimizin etrafında, pencereden dışarı baktığımızda ya da televizyonu açtığımızda görüyoruz. İşe gittiğimizde hissediyoruz, camiye, ibadethaneye gittiğimizde, … Bizi gerçeğe kör etmek için gözlerimizin önüne serilen dünyadır. “Hangi Gerçek?” Hepimiz birer köleyiz! Hepimiz esarete, kokusunu alamadığımız, tadamadığımız, dokunamadığımız bir hapishaneye doğduk. Aklımız için bir hapishane!

Deccal’ın anlamı nedir?
“Deccal” Arapların, bir devenin “uyuz” olduğunda kullandığı bir kelimeydi. Hasta olduğunda tedavi amacıyla üstüne zift dökerlerdi. Hastalığı görmemeniz için devenin üstüne zift dökerlerdi. Dıştan deve düzgün görünürdü çünkü üstüne zift dökülmüştür. Anlayabildiniz mi? Deccal hastalığın üstünü ziftle örter ve hastalıkların iyi gözükmesini sağlar. Hz. Muhammed Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz nasıl ahiret için çalışmamız gerektiğini söylediyse Deccal da dünya için çalışmamız gerektiğini söyleyecektir. Nasıl Hz. Muhammed Aleyhisselatu Vesselam dünyanın bir hayal olduğunu ve bizi aldatacağını söylediyse, Deccal da bizlere ahiretin hayal olduğunu söyleyecektir. Bizi bu hayat için yaşamaya zorlayacaktır.

Reklâmlarda ne derler? “Sadece bir kere yaşarsınız! Öyleyse olabildiğince dolu yaşayın.” Budweiser reklâmında olduğu gibi. “Ancak bir kere yaşarsınız. Ancak bir kere etrafında dönersiniz. Olabildiğince dolu yaşayın.” Bu çağımızın mesajı! Derin materyalizmin bir mesajıdır. İnsanlara daha çok satın alarak daha mutlu olunacağını anlatan bir mesaj. Daha fazla satın alın ve mutlu olun. Bu bir slogan! Mutlu ol! Dert etme, mutlu ol! 1 dolarlık banknotun arkasında bir mühür bulunmaktadır. O mühre Amerika Birleşik Devletleri’nin mührü denmektedir. Mührün arkasında, Amerika Birleşik Devletleri’nin büyük mührünün arkasında tek gözü olan bir piramit bulunmaktadır. Şimdi, tek göz, Eski Mısırlıların Güneş Putu RA’yı temsil etmektedir. Güneş ışınları kelimesi de bundan türemektedir. Mısırlıların Güneş Putudur. Aynı Mitraizm karakteri. Tekrar, tekrar gözükmektedir. Bu masonların putu RA’dır. 1 dolarlık banknota baktığınızda, piramitin tepesi haricinde tamamının yapıldığını görürsünüz. Tepesi haricinde yapılmıştır. Göz tepe noktasının üstünde durmaktadır. Ancak daha aşağıya inmemiştir, Masonik projeleri bitene kadar da inmeyecektir.

1 dolarlık banknotun arkasına “Novus Ordo Seclorum” ve “Annuit Coeptis” yazmışlardır. İnandıkları “putları projelerinden memnun” anlamına gelmektedir.
Proje nedir? Asıl soru o! Putlarının memnun olduğu proje ne? Proje harfiyen, bütün dünyanın laikleştirilmesidir. Bütün dünyayı dini inançlarından ayırmaktır! Projeleri budur. Bu yüzden adı “Novus Ordo Seclorum”dur. Yeni laik ya da dünyevi düzen! Eğer bunu Arapça’ya çevirirseniz şu anlama gelecektir: “Dünyanın Yeni Düzeni; Dünyevi, Yeni Din Dışı Düzen” olacaktır. Ya da “Yeni Dünyevi Düzen”.

Hayal ve materyalizm temelli, dünyevi bir düzen! “Amerikan Rüyasını yaşayın!”. “Fırsatların ülkesi”. Asla tam olarak ulaşamayacağınız dünyevi zevklerle dolu materyalist bir dünya. Ancak “Deccal”ın illizyonları ile hayatınızı onlara ulaşmaya adayabilirsiniz. Onlara ulaşabilmek için sistemin parçası olup ona hizmet etmelisiniz. Bu sizi ne yapacaktır? BiR KÖLE!

Deccal’ın sistemini canlı tutabilmek için birçok araç kullanılmaktadır. En etkili araçlardan bir tanesi insanların medya vasıtasıyla telkin edilmesi! Düzenli olarak size yönlendirilen mesajlar, örneğin haberlerde bulunmaktadır. Birçok insanın fark edemediği şudur: müziklerde, reklâmlarda, filmlerde, çizgi filmlerde ve televizyon şovlarında bilinçaltı telkinler vardır. Bu mesajları veren ünlüler, bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde, yavaşça bu hileye katılmaktadırlar. Hayranların takip ettiği ilahlar haline gelmektedirler. Gizli örgütler, sadece bu ünlüleri ve bu ünlülerin çalıştığı sektörleri kontrol edip, kendilerine bir kitlesel kontrol aracı edinmektedirler. 1960’lardan beri bu yapılmaktadır.

Bir sevgiliye yazılan aşk şarkısı olarak gözüken bir şarkı gerçekte Deccal’a ve sistemine adanmış bir ibadet olabilir.

[Britney Spears, şarkı] “Biliyorum. Genç olabilirim. Ama benimde duygularım var. Yapmak istediğim şeyi yapmak zorundayım. Beni bırakın ve sadece dinleyin. Senin kölenim. Kendimi tutamıyorum. Denetleyemiyorum. Senin kölenim. Reddetmiyorum. Gizlemeye çalışmıyorum.”

Sanatçıların şarkılarda verdiği mesaj tamamıyla şeytanidir. Deccal ve şeytandan, doğrudan size yönlendirilmiştir.

[Madonna, şarkı] “Gözlerin ne görmek isterse onu görürsün. Hayat nasıl senin istediğin şey olabilir ki? Kalbin açık değilse donuksundur. Ne kadar aldığınla kendini tüketiyorsun. Nefret ve pişmanlıkla vaktini harcıyorsun. Kalbin açık değilse, bozuksundur. Eğer kalbini eritebilirsem asla ayrı olmayız. Kendini bana ver. Anahtar sende. Birisini suçlamanın manası yok. Senin gibi benimde acı çektiğimi bilmelisin. Eğer seni kaybedersem kalbim kırılacaktır. Sevgi bir kuştur. Uçmaya ihtiyacı vardır. İçindeki acıları bırak, ölsün. Kalbin açık değilse, donuksundur. Eğer kalbini eritebilirsem asla ayrılmayız. Kendini bana ver. Anahtar sende.”
Bu şarkını klibin de şöyle yazar: “Karşı çıkarak vaktini harcıyorsun. Sadece “kendini bana ver”.

Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inancına göre cinler siyah kargalara ve siyah köpeğe dönüşmektedir. Bu şarkının klibinde Madonna önce siyah kargalara, sonra siyah bir köpeğe dönüşmektedir.

Masonik görevine sadık Madonna, aynı klipte putuna ritüel bir dans sunmaktadır.
Madonna şarkıda “ommm” diye mırıldanmaktadır. Hindu putu “Om”un ilahisini söylemektedir.

Sözde bir Yahudi Kabalisti niye bir Hindu putu için ilahi söylemektedir? Çünkü Kabala’da ve Hinduizm’de aynı putlara ibadet edildiğini bilmektedir! Birçok uygarlıkta yeniden öne sürülen ve ibadet edilen aynı Mitraizm putlarıdır.

MADONNA ABC kanalında katıldığı bir programda: “Yahudi ayinlerine katılmıyorum. Tevrat’ı okuyorum ama Yahudi değilim, Musevi değilim. Dinler ötesi bir bağlantı kurduğumu düşünüyorum.” demiştir. Dinler ötesi bir bağlantı? Yani putperestlik!

Madonna İlluminati sanatçıların liderlerinden biri olmuştur. Bu müzik sektöründe çalışan bütün sanatçıların satanist ya da programın yürütücülerinden biri olduğu anlamına gelmemektedir. Ama müzik sektöründe çalışan bütün sanatçılar şeytana hizmet etmektedir. Şarkıcılar İlluminati ve Deccal’ın araçlarıdır. Bu temelde bu şarkıcıların gerçekte sanatçı olmadıklarından, müziklerini, sözlerini yazmadıkları ve seçmedikleri, ne yapmaları gerektiği söylendiğinden kaynaklanmaktadır. Şarkılar onların yerine seçilmektedir. Başkaları sözleri ve müziği yazmaktadır. Sektörü İlluminati kontrol ettiğine göre, başarılı olması gereken eserlere gerekli desteği veriyorlar. Bütün bu sanatçıların ortalama bir sesi var. Birçoğunda ses bile yok. En son trendleri dayatmak için kuklalık yapıyorlar. Bazıları büyük planı anlamıyorlar. Bazıları çok iyi biliyorlar. İlluminati insanları kontrol için müziği bu şekilde kullanmaktadır ve bu şekilde şeytani şarkılar yapılmaktadır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
[ŞARKI] İlluminati yıldızı damalı yıldız kapısından çıkmaktadır. “kalbim senindir. Asla dünyalarca uzakta olmayacağız. Belki dergilerde… Ama yine sen yıldız olacaksın. Çünkü karanlıkta parlak arabalar göremezsin. İşte bana orada ihtiyacın olacak. Seninle her şeyi paylaşırım. Çünkü güneş parladığında beraber parlayacağız. Sonsuza kadar burada olacağını söylemiştim. Her zaman arkadaşın olacağımı söyledim. Bir yemin ettim, sonuna kadar arkasındayım. Her zamankinden daha fazla yağmur yağdığına göre hala birbirimizin olduğumuzu bil. Şemsiyemin altında durabilirsin. Şemsiyemin altında. Şemsiyemin altında. Şemsiyemin altında.”

Tek göz, Mısırlıların Güneş Putu RA’yı temsil etmektedir. Güneş ışınları kelimesi de bundan türemektedir. Güneş Putudur. Aynı Mitraizm karakteri. Tekrar, tekrar gözükmektedir. Bu masonların putudur.

Ciddi olayları anlatmak için müziği kullanan bir sanatçı da işaretleniyor. Öncelikle halkın gözündeki değerini yok ediyorlar.
“Kel kafa, ölü kafa. Herkes döndü çılgına. Öfke nöbeti, spekülâsyon. Herkes kanıtlanmamış dayatış. Davada, haberlerde. Herkes, köpek maması. Siyah adam, şantaj. Kardeşinizi hapse tıkın. Sadece “onlar bizi umursamıyor” demek istiyorum. Sadece “onlar bizi umursamıyor” demek istiyorum.” [MİCHAEL JACKSON’ın, They Don’t Care About Us şarkısından bir bölüm] Michael Jackson’ı bitirdiler, kısıtladılar, en sonunda da öldürdüler.

Ya da doğrudan vururlar. Bob Marley’in bir fikri vardı. Irkçılık ve nefreti, insanların hayatına müzik ve sevgiyi enjekte ederek iyileştireceğine inanıyordu. Bir barış mitingindeki konserine gitmeden evvel evine silahlı bir adam gelip onu vurdu. İki gün sonra sahneye çıkıp şarkısını söyledi. Biri ona “neden?” diye sordu. “bu dünyayı daha kötü yapmaya çalışanlar bir gün ara vermiyor; ben nasıl veririm?” dedi. “Karanlığı ışıklandırın.” [BOB MARLEY]”Sizi aldatmalarına izin vermeyin. Ya da size bir şey öğretmelerine! Sizi değiştirmelerine izin vermeyin. Ya da yeniden sıralanmanıza!”

İnsanları uyaran müziklerin sektörde olmasına ve toplumun ihtiyaç duyduğu şeyleri vurgulamasını istemiyorlar. Bunun yerine belirledikleri şarkıcıların kendi mesajlarını aşılamalarını istiyorlar.

[Christina Aguilera “bir bakire gibi” şarkısını söylüyor] “bir bakire gibi, ilk defa dokunulmuş gibi. Bir bakire gibi kalbin attığında.” Sudaki kadın burgaç noktasından çıkıyor.

İlluminati, ellerindeki kızlardan birini serbest bırakıp, öbürünü terfi ettiriyor. Britney Spears serbest bırakıldı. Christina Aguilera terfi edildi. Christina Aguilera artık bir “bakire değil” ve İlluminati üyesi olmuştur. Britney Spears’la Christina Aguilera sahnede öpüşmüşlerdi, bu Britney Spears’a güle güle öpücüğüdür.

İlluminati kızlardan birini serbest bırakır, öbürünü terfi ettirir. Britney Spears serbest bırakıldı. Christina Aguilera terfi edildi. Christina Aguilera artık “bir bakire değil” ve İlluminati’nin bir üyesi.

“Kabala nedir?”

-Albert Pike kitabında Masonluğun/Siyonizmin/Satanizmin/İlluminatinin neredeyse tamamının Kabala’yı temel aldığını söylemektedir. Yahudi büyüsü. Birçok Yahudi bunu itiraf etmiştir.
Masonluğun bütün ritüellerinde Kabala’nın olduğunu söylemektedirler. Madonna buna bulaşmıştır, çünkü büyüyü sever. Mucizeler elde edebileceğini düşünür. Gücünü artırabilir. Tepeye kadar çıktı. Şeytana tapınarak tepeye kadar yükseldi. Bütün Kabalist gizli örgütler, Tantra ya da seks ayinlerine dayanmaktadır. Britney Spears ve Christina Aguilera daha sonra elleriyle uğruna çalıştıkları piramiti gösteriyorlar. Damalı yüzeyde Britney Spears serbest bırakıldı. Ancak gerçekten özgür mü oldu? İkinizde birer hatasınız! Britney Sperars çocuklarını kaybediyor. Britney Spears’ın dadıları her şeyi anlatıyor! Britney Spears’ın yeni sevgilisi. Evet, bir kadın! Damalı yüzeyde üye olan, Christina Aguilera her zamanki gibi zarif kalıyor. Bunlar birçok örnekten bir kaçı. Deccal’ın sisteminde kullanılan birçok araçtan biri! Kızıl giyinen kadın Christina Aguilera. Peki, kızıl giyinen kadının önemi ne?

“Şeytan’ın Avukatı” filminin oyuncularından Connie Neilsen’ı hatırlayın. Filmin başrol oyuncusu Keanu Reeves’e ülkedeki en başarılı hukuk şirketlerinden birinde çalışmak üzere hayati bir seçim fırsatı tanınmıştır. Filmin ilerleyen bölümlerinde görüldüğü gibi bu işi ona öneren şeytanın ta kendisidir. Şeytanın, Keanu Reeves’in ruhunu elde ettiği yöntemlerden biri Connie Nielsen’ın oynadığı karakterdir. Kızıl kadın! Film boyunca alevimsi saçıyla birlikte, hep kızıl renkte giyinmektedir. Keanu Reeves’in oynadığı karakter kızıl kadın hakkında film boyunca hayaller kurmaktadır. Kızıl kadına olan takıntısı, sonunda onun zayıflığını oluşturmaktadır. Kızıl kadın daha heyecanlı bir hayatı temsil eder. Daha iyinin sözünü veren bir oyalama aracıdır. Daha canlı bir şey! Kızıl kadın gerçek hayatın eğlenceli sorumluluklarından, doğruyu yapmaktan bir kaçış aracı. İnsanın titreşimlerini hızlandırması için hayatta seçtiği zor yollardan kurtulmasını temsil etmektedir. Bize istememiz gerektiği söylenen her şeyi temsil etmektedir. Kızıl kadını elde ettiğimizde hayatımızın daha iyi olacağına bizi inandırabilir. Ama öyle mi olur? Kızıl kadın, şeytanın gizli silahıdır. Cinsellik, para ve şöhret arzularınızın tamamını temsil eder. Onun sayesinde dünyevi zevkleri manevi zevklere tercih edersiniz. Onun sayesinde şeytan ruhunuzu elde eder. Onu, sizin için her köşede bekletir.

“Hollywood” bir kelime! İlginç bir kelime, çünkü putperestlerden gelmektedir. Hollywood, kutsal tahta demektir. Pagan büyücülüğünde kullanılan sihirbaz değnekleri bu tahtadan yapılırdı. Bu değneklerle büyücünün insanları transa sokup kontrol edebileceğine inanılırdı. Bu simgeseldir. Ancak gerçekte, Hollywood’un yaptıklarının bir bölümünün insanları transa sokmak olduğunu anlamak önemlidir. Bir rüya halidir. Amerika’da ona “rüya makinesi” derler. İnsanlar için hayaller kurar ve onları o durumlara sokar. İlginçtir ki, başka şeylerin yanı sıra sinema salonlarında, insanların televizyon izlediği karanlık odalarda bir trans hali oluşturulmaktadır. Buna inançsızlığın duraklatıldığı hal denmektedir. Kuşkunuzu duraklattığınız, içinde hayal olduğunu bilmenize rağmen inanmaya başladığınız bir hale girersiniz. Yalandır. Filmler büyüdür. Sadece büyüdür. Gidip bunları izlersiniz. Kimi insanlar da etkisi altında kalır. İnsanlar filmlerde ağlarlar. Bu hallerde hep duygular sömürülür. Birçoğu filmde ki bu kontrol mekanizmasında önemli bir öğedir, insanların belirli şekillerde duyguları sömürülür, duygulardan arınma, duyguların donuklaştırılması sağlanır. Aristo, trajedinin yaşanması için gerekli öğelerden birinin bir temizlenme, arınma deneyimi oluşturmanın olduğunu söylemektedir. Bu yüzden filmlerin çoğu ve haberler, vb.leri bu kültürde çok önemlidir. Haber izleyen herkes, başkalarının trajedilerini izledikten sonra kendilerini bu durağanlık durumundaki hayali refah deneyimlerinde güvende ve rahat hissederek, trajik ve katartik bir deneyim yaşarlar. Bu oldukça girift ve karışık bir yöntemdir. Aynı dünya görüşüne sahip birçok insanın beraberce çalışması büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Herkes Hollywood’a gelir ya da gitmek ister. Hollywood’da tutunmak isterler. Bu kadar güzel gözüküyorsa insanlara nasıl zarar verebilir? Hollywood’da ne gösterilir? “Kızıl kadın, Marilyn Monroe, vb.” peki, neler söylenir? “Şimdi ışığını yak. Bu sefer iyi olmalı. Bu sefer yaparsın. Başarırsın. Çünkü Hollywood’dasın. Hollywood’un havasında bir şey var.” Anlamalısınız. Hollywood daha fazla [kırmızı kadın’ı simgeleyen] Marilyn Monroe’lar üretmek zorunda. Sizi rüyada tutup, daha heyecanlı dünyevi hayaller elde etmeye hayatınızı adamanız için. Hollywood da putunu yüceltmeyi çok sevmektedir.


[Kral Süleyman’ın Hazinesi filminden] 1832 yılında bir gece Charles Carroll bağımsızlık ilanını imzalayıp canlı kalanların sonuncusuydu. Aynı zamanda Mason örgütünün üyesiydi ve öleceğini biliyordu. Gece yarısında seyis yamağını uyandırdı ve onu Beyaz Saray’a götürmesini ve Andrew Jackson’ı görmesi gerektiğini söyledi. Çünkü acil olarak Başkan’la konuşması gerekiyordu. Fırsatı olmadı. O gece başkan orada değildi. Charles Carroll’ın bir sırrı vardı. Sırrını paylaşabileceği tek kişiye söyledi. Seyis yamağı Thomas Gates’e söyledi. Sır bir hazineydi, hayaller ötesi bir hazine. Hollywood her zaman masonların görünüşünü, izleyicilere sanki iyi takım masonlarmış gibi göstererek temizlemeye çalışır.

Bizimle nasıl oynadıklarını görüyor musunuz? Tapınak Şövalyelerinin, Süleyman Mescidi’nin gizli bir bölmesinde buldukları “hazineydi”. Hazine, bu filmde gösterilen altın ve mücevherlerin aksine Tapınak Şövalyelerinin bulduğu büyü ve şeytana tapınmanın gizli ve mistik sanatını anlatan bir kitaptı. O zamandan beri dünyayı kontrol ediyorlar. Efendileri şeytanın olması için uğraştığı Yeni Dünya Düzeni’ni ilerlettiler.

A ncient M Ancient[Antik] Mystic[Mistik, Gizemli]
O rder A Order[Tarikat] Ancient[Antik]
N obles S Nobles[Soylular] Shrine[Tapınak]
M ystic O Mystic[Mistik, Gizemli] Order[Tarikat]
S hrine N Shrine[Tapınak] Nobles[Soylular]

MASON kelimesinin anlamı= Gizemli Antik[eski] Tapınak Soylular Tarikatı

Hollywood başka ne de ilerlemiştir? Müslümanlar Hollywood tarihinin en iftiraya uğramış topluluğudur. “Untermenschen”, Nazilerin çingeneleri ve Yahudileri kötülediği gibi. Bu görüntüler bir yüzyıldan fazladır bizimledir.
“Gerçek Kötü Araplar[Reel Bad Arabs]” [film]

Hollywood bir toplumu nasıl kötüler?

Dr. Jack Shaheen [Profesör Emeritur Güney İllinois Üniversitesi, Açıklaması]
“30 senedir biz, görüntü yapımcılarının Müslümanları beyaz perdeye nasıl yansıttığını inceledim. Son kitabım, “Gerçek Kötü Müslümanlar, Hollywood nasıl bir toplumu kötüler” de binden fazla film inceledim. Hollywood’un en karışık günlerinden, günümüz, kapalı filmlerine kadar. Çoğumuzun görmemeye çalıştığı tehlikeli bir biçimde tekrarlanan “Nefret Dolu Müslüman” basmakalıbını göz önüne çıkarmaya çalıştım. Bütün bir toplumun insaniyetini elinden alan basmakalıplar. Kültürümüzün her yönü Müslümanları kötü göstermektedir. Bu kesinlikle var. Hiçbir yerde sapmaz. Birkaç tane hazır görüntüyü alıp art arda tekrar ettik. Paduka Kentucky ya da Wood River İllinois’da yaşasak bile aynı şeyi biliyoruz. Mitolojiyi biliyoruz, Hollywood’un görüntülerinden oluşan Müslüman mitolojisini.
The MythsOf Arabland [Arap Ülkesi Mitleri] Müslüman tek boyutlu bir karikatürdür. Film yapımcılarının kullandığı çizgi film siluetleri, demirbaş kötü adamı ya da komedi unsurudur. ALI BABA THE MAD DOG OF THE DESERT [Ali Baba Çölün Deli Köpeği] [çizgi film]. Müslümanları filmlerde ucuz kahkahalar için kullanılan palyaçolar olarak art ardına görüyoruz. [Kutsal Hazine Avcıları [1981, film] Joey Heatherton’ın “Mutlu Fahişe Washington’da” filminde de görürsünüz. [kadın söylüyor] “her gece sünnetli köpeklerle ağza alınmayacak şeyler yaptım.” Basmakalıp çok yayıldığı için artık insanların fark edemediği bir hal aldı. Bunun sebebi de bu görüntülerle büyümemizdir. Sadece televizyona bir bakın. Artık “o taraftaki” Müslüman teröristlerin dışında “bu taraftaki” Müslümanlar da terörist. Showtime’ın yaptığı Sleeper Cell var. Bunda kötü bir İslami topluluklar ağı Amerikan sokaklarında çalışmaktadır. Herhangi evsiz bir adam bu ağın parçası olabilir. Batılı gözüken Müslümanlar bile bu Amerikan karşıtı komplonun parçası olabilir. Amerika ile savaş halindeyiz. O kadar. [Sleeper Cell, 2005, filminde Müslüman teröristi oynayan oyuncu İsrail’lidir.] Bu savaşı yeterince Amerakalı’yı korku, güvensizlik ve terör ile yaşantılarını değiştirmeye telkin ederek kazanacağız. Bu dersi vermenin en iyi yolu yaşadıkları, çalıştıkları ve eğlendikleri yerlere saldırmaktır. Bu paranoya oldukça derindir. Masum Müslümanlar öldürüldüğünde, bombalandıklarında, sakatlandıklarında, yaralandıklarında, Abu Ghraib gibi yerlerde işkence gördüklerinde merhamet hissetmememiz ya da daha da kötüsü şaka yapmamız şaşırtıcı mı? “Kuru Kafalar ve Kemikler” üyelik ayininden farksız bir şey bu ve biz insanların hayatını bununla rezil ediyoruz ve bunu kendi askerimizle yapıyoruz. Hiç duygu patlaması diye bir şey duydunuz mu? Hiç rahatlama diye bir şey duydunuz mu? Yani bir kardeşlik birliği şakası gibi! O tip bir eğlence gibi. Ama asıl konu onları umursamıyorsun. El Kaide ve Saddam Hüseyin’in klonlarıyla masum sivillerin aynı olduğu ve bizim merhametimizi ve anlayışımızı hak etmediği yönünde koşullandırılmışız.
[Dr. Jack Shaheen, Profesör Emeritur Güney İllinois Üniversitesi]

Bu niye böyle?

Çünkü Hollywood ve medyanın sahipleri Siyonistler!

Siyonist olmak ne demek?
“Siyon”un kuruluşu için harcanan emekleri destekliyor olduğunuz anlamına gelir. “Siyon” nerededir ve nedir? Bu Yahudi mason “Siyon Yaşlıları”nın kendilerini gördüğü kadar kötü ve şeytani hiçbir topluluk var olmamıştır. Deccal’ı tanrısallaştırmışlardır ve Deccal sadece bir Deccal’ın korkusuyla bürünmüş dini akıllar tarafından ortaya çıkarılabilmiştir. Siyon’un başkenti Kudüs’tür. Ancak Siyon’un toprakları Mısır’daki Nil Nehri’nden Irak’taki Fırat Nehri’ne kadar uzanmaktadır. “VAAD EDiLEN TOPRAKLAR” Orta Asya’da. Bu plana kim karşı çıkacaktır? Tabii ki o topraklar da yaşayanlar, Müslümanlar. Müslümanları kötü adamlar olarak gösteren medyanın sahipleri Masonlar/Siyonistler/Satanistler/İlluminatilerdir. Vaat edilen topraklar Orta Asya’da.

İnsanlar günümüz olayları ve gelecekte olacaklar için Siyonistler’in beklediği vaat edilen ülke Siyon’un kurulmasını sağlamak için telkin edilmektedir. Nil Nehri, Fırat Nehri, İsrail ya da Siyon da ortalarındaki alan.

Bunun Amerikan hükümetinin vaazını verdiği Yeni Dünya Düzeni ve Yeni Orta Asya’sına ne kadar uygun olduğunu görüyor musunuz? Müslümanların Hollywood ve medyada neden böyle gösterildiğini şimdi anlıyor musunuz? Siyon ya savaş ya da görüş birliği ile kurulacaktır. Nasıl bir görüş birliği? O ülkenin liderinin tamamıyla Siyonistler tarafından denetlenmesiyle. Hiçbir emre hayır diyemeyecek kadar onların desteğine bağımlı bir liderle.

Şimdi de 1948’de İsrail’in kurulmasıyla Orta Asya’da olanları karşılaştıralım.
Mısır, 1979 da İsrail’le Washington’da bir anlaşma imzalamıştır. Lideri Siyonist emirlerini uygularken yurttaşlarının acısını izlemekle yetinmektedir. Ürdün Kralı 1944’de İsrail’le anlaşma imzalar. Orta Asya’nın acı çekişini Siyonist emirlerini yerine getirirken izlemeye devam eder. Suudi Arabistan, [Suut Kraliyet Ailesi] tahtın korunması karşılığında Amerika’nın en büyük müttefiki kalmıştır. 1948’ten beri Filistin barış nedir bilmedi. 30 senedir Lübnan barış nedir bilmedi. Nisan 2003’te “Teröre Karşı Savaş” Amerika’yı uygun bir biçimde Irak[IraQ]’ı işgal etmeye iter. Suriye ve İran, Siyonist plana karşı çıkan 2 ülke ünlü “Kötülük Ekseni” listesinde kalmıştır. Suriye, Kuzey Kore, İran= Kötülük Ekseni. Gerçek Yahudiler şuna inanırlar. Gerçek HAHAMLAR her zaman Siyonizm ve İsrail devletine karşı çıkmıştır. 55 yıllık “İsrail” devletini acıyla anmışlardır. Planları şahinin kafasının üstünde duruyor. Savaş ya da görüş birliğiyle.

Kraliyet Ailesi, soylarının Thor, Büyük İskender, Hz. İbrahim Aleyhisselam, Hz. Muhammed Aleyhisselatu Vesselam, Hz. Davut Aleyhisselam, Hz. İsa Aleyhisselam ve tarihi değeri olan neredeyse herkesten geldiğini iddia etmektedir. İsrail’in yöneticisin tahtı Hz. Davut Aleyhisselam’ın tahtıdır.

FBI’dan alınan bilgilere göre, Müslümanlara ya da sadece Orta Doğu’lu gözüken kişilere karşı işlenen nefret suçları, 11 Eylül sonrası tavan yaptı. Nefret suçları, kategorize etmeler, içeri atılmaların etrafında bir bulut var. Gerçeğe ve doğru olduğunu bildiğimiz bilgilere rağmen mitolojiye inanıyoruz. Mitoloji hala aklımızın bir parçası! Basmakalıpların yok olması uzun sürer. Birçoğumuz da ön yargılarımızla rahatız. Değişmek istemiyoruz. Bu surata alıştık.

Gerçeği Görme
Müslümanları düşündüğümüzde ne görürüz?
Aklımıza hangi resimler gelir? Gerçek insanları mı görürüz? Kültürel ya da coğrafi farklılıklar dışında genellikle bizimle aynı şeyleri yaparlar. Müslüman kadınları düşündüğümüzde hangi resimler aklımıza gelir? Gülüp eğlenen, çocuklarını seven, hem evde hem dışarıda çalışan kadınlar mı görüyoruz? Zorunlu haller dışında evden dışarı çıkmamaları gerekirken, eğitimlerini evde almaları gerekirken birçok Müslüman ülkesinde üniversite öğrencilerinin çoğu kadındır! Müslüman erkeklerinin medya görüntüsü nedir? Sevgi dolu babaları, ailesi için imkân sağlamaya çalışan erkekler mi görürüz? Ya Müslüman gençleri? Dünyanın öbür yerlerindeki gençler gibi mi düşünürüz? Müslüman dünyasındaki dini “Her şeyi kapsayıp, hükmeden” bir şey olarak mı görüyoruz? İnanışın Müslüman dünyasında büyük bir rol oynamasına rağmen, Amerika’da, Türkiye’de olduğu gibi, Müslüman dünyasının büyük bir kısmının oldukça laik olduğunu biliyor muyuz? Müslümanlar ve dini düşündüğümüzde aklımıza Hıristiyanlık geliyor mu? Bölgede yüzyıllardır Müslümanlarla yan yana barış içinde yaşayan 20 milyon Hıristiyan olduğunu hatırlıyor muyuz? Doğrusu kimi film yapımcıları Müslümanları ve Amerikan-Müslümanları bütün özellikleri ile göstermiştir. Bir basmakalıbı yok etmenin en güzel yolu gülmektir. Komedidir. Komedyenler var. Komedyenler bunu tarih boyunca yapmıştır. Siyahi komedyenler, Yahudi komedyenler. Bunu yapan Müslüman komedyenler görüyoruz. Bu gerilimi azaltacaktır.

[Fahrenheit 911-DVD,2004 filminin DVD’sine eklenen bir bölüm] [Dean Obediallah konuşuyor] Kasadaki adam, kredi kartımı aldı, ismimi görüp garip bir biçimde baktı.
-“dostum? Bu nasıl bir isim?” dedi.
-“Arapça bir isim”
-“ne anlama geliyor?”
-İngilizce’ye çevirdiğimizde “Barışçıl, dostane Arap” demek.
Ama tatmin olmadı. Ailen hangi Arap ülkesinden?” diye sordu.
Hoşuna gidecek barışçıl bir şey söyleyeyim dedim. “biz ‘Alaaddin’in’ ülkesinden geliyoruz”, dedim.

Michael Moore, Fahrenheit 9-11’in DVD’sinde bu komediden oluşan bir sahne eklemiştir. [Ahmed Ahmed konuşuyor] ”Adım gerçekten Ahmed Ahmed ve ben hiçbir yere uçamıyorum. Siz beyazların işi kolay, havaalanına 1-2 saat evvel gelmeniz yetiyor. Ben 1,5 ay uğraşıyorum.”

Bir Müslüman için medyanın amacı oldukça açıktır. Müslüman olmayanlar için ya da kendini Müslüman zannedenler için bu, bu kadar açık olmayabilir ancak bu tip telkinlere kanmamak sizin kendinize olan sorumluluğunuzdur.

Fransız Gazeteci yazar Max Gallo Hz. Muhammed Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in Karikatürlerinin yayınlanmasından sonra televizyon da konuşuyor:
“Alay edip, eleştirebildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Anlayın, biz her şeyle alay ederiz. Bunu yapabilmemiz gerçeği beni tatmin ediyor. Çünkü bu bizim özgür olduğumuzu gösterir. Biraz daha bilge olup bu tip kışkırtmalara uymamalıyız. Ancak eğer sizin peygamberinize duyarlılık gösterip karikatür çizemezsek, Müslümanların duygularından dolayı, bu kendini sansür etmek olur. Bence fikir özgürlüğü ve saygı el ile işler. Ben Muhammed’in, İsa’nın ya da bir haham’ın karikatürünü yapma isteğini hissediyorsam yapabilmeliyim. Burası Fransa. Bu özgürlüktür. Bu kadar.”

Fransız Gazeteci yazar Max Gallo bir Museviyi oynayan Dieudonne’ adlı komedyenle röportaj yaparken;
[Fransız Gazeteci yazar Max Gallo] “Yaptıkların için özür dilemeyi düşünmüyor musun? ‘özür dilerim. Komik değildi. Duygularınızı incittiysem özür dilerim. Aptallıktı.’ diyebilirdin.”
[Oyuncu] “Bu benim işim. Oynadığım komedide o satırlar bulunmak zorunda.”
[Fransız Gazeteci yazar Max Gallo] “Seni anlamıyorum. Sarsıldım! Davranışlarını af edilmez buluyorum.”
[Oyuncu] “Kendimizi özgürce ifade edebileceğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Buna niye karşısın?”
[Fransız Gazeteci yazar Max Gallo] “Niye kendini özgürce ifade etme hakkına sahip olmayacağını söyleyeceğim. Holokost [Almanya'nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon Yahudinin (kaynaklara göre ölü sayısı değişir) sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir.] yüzünden. Komedin bu yüzden küçük bir sorun ortaya çıkarmaktadır.”
[Oyuncu] “400 sene boyunca 100 milyon siyahiyi de köleliğe gönderdik. Bu bizim siyahi karakterlerle komedi yapmamıza engel olmuyor. Michelle Led’in komedisinde maymun kıyafetli, gözlüklü bir siyahiyi gördük. Kimse onu durdurmadı ya da eleştirmedi. Bir kahraman olarak bile görüldü.”
[Fransız Gazeteci yazar Max Gallo] “Bütün ailesi toplama kampında öldürülen birisi TV’de “İsra-Heil” diyen birini görüyor. Durumun vahimliğini anlıyor musun? Bence anlamıyorsun. Kimi ünlülere ‘Sizi şovumuza çıkaramayız’ dediğimiz çok olmuştur ve artık çok geçtir. Bir daha bu programa davet edilmeyecek Lanceral gibi.”

Fransız Gazeteci yazar Max Gallo Öncesinde;
“Ancak eğer sizin peygamberinize duyarlılık gösterip karikatür çizemezsek, Müslümanları duygularından dolayı, bu kendini sansür etmek olur” diyor.

İkincisinde konuştuğu adam:
“Kendimizi özgürce ifade edebileceğimiz bir ülkede yaşıyoruz. Buna niye karşısın?” diye sorduğunda;
[Fransız Gazeteci yazar Max Gallo] ”Niye kendini özgürce ifade etme hakkına sahip olmadığını söyleyeceğim. Holokost [Almanya'nın Nazi döneminde yaklaşık 6 milyon Yahudinin (kaynaklara göre ölü sayısı değişir) sistemli bir şekilde öldürüldükleri katliama verilen isimdir.] yüzünden. Komedin bu yüzden küçük bir sorun ortaya çıkarmaktadır.” diyor.

Dieudonne’ gibi birkaç Yahudi şakası yapan biri terk ediliyor. İş hayatı sona eriyor ve o ünlü bir komedyen. Dini her olguyla kendileri alay ediyor. Fakat kendileriyle alakalı bir konuda alay edilmesini kabullenmiyorlar!


Amaç belli ve “Teröre Karşı Savaş” ile “Yeni Dünya Düzeni”ne çok iyi uymaktadır.

Londra’daki sözde Müslüman yürüyüşlerinde size de bir şey garip gelmedi mi? Sizinle nasıl oynadıklarını bir bilseniz. Bir daha bakın. Ne ilginizi çekiyor?

Öncelikle; aynı nefret mesajlarını taşıyan sloganlar AYNI EL YAZISIYLA YAZILMIŞ!

Demek ki bütün sloganları sadece bir kişi yazmış!

Ayrıca, o günkü bütün göstericilerden sadece sloganları tutanların YÜZÜ KAPALIYDI!

[Pankartlarda yazanlar]
-özgürlük cehenneme git
-küfredenlerin kafasını kesin İslam’a küfredenleri katledin.
-liberalizm cehenneme git!

Terörle mücadele başladı. Ancak gerçekten 11 Eylül’de mi başladı? Bu mücadele aslında çok daha evvelden planlandı. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden hemen sonra. Bombaya dikkat edin. Soğuk savaş.

Amerika’nın bir süper güç olarak askeri planlarını yürütebilmesi için sizi dünya çapında bir tehlikeye inandırması gerekiyor. Bu sebeple bu sahte terör siması Ortadoğu ve dünyadaki amaçlarına ulaşabilmeleri için oluşturulmuştur.

[Aaron Russo anlatıyor] “Rockefeller’larla tanıdığım bir avukat hanım vasıtasıyla tanıştım. Beni arayıp, “Rockefeller’lardan biri seninle tanışmak istiyor” dedi. O sıralar “Cehennem Kadar Öfkeli” adlı bir film yapmıştım. Filmi o da izlemiş ve benimle tanışmak istemiş. Nevada valisi olmaya çalıştığımı biliyordu. Çok zeki bir adam! Konuşup, fikir alışverişinde bulunurduk. 11 Eylül olayları olmadan 11 ay evvel bana bir olayın olacağını ve bu olay sayesinde Hazar Denizi üzerinden boru hatları ile petrol taşıyabilmek için Afganistan’a saldıracağımızı söyledi. Petrolüne hâkim olabilmek ve Ortadoğu da bir üs kurabilmek için Irak[IraQ]’a saldıracağımızı ve hepsini Yeni Dünya Düzeni’ne alacağımızı ve Venezuela’daki Chavez’a saldıracağımızı söyledi. Ondan sonra 11 Eylül olayları oldu. ‘Askerlerin mağaralarda, Afganistan’da, Pakistan’da ve birçok başka yerde nasıl bakıldığını söylediğini’ hatırlıyorum. Gerçek bir düşmanın olmadığı bir terörler mücadelenin olacağını, hepsinin devletin Amerikan toplumunu ele geçirebilmesi için yapılmış bir aldatmanın olacağını söyledi.”

11 Eylül 2001 Saldırılarını Gerçekleştirdiği söylenen Tim Osman Lakaplı Üsame Bin Ladin’in başına 5 milyon Dolar ödül konduğu halde yakalanmamasına şaşmamalı!

11 Eylül olaylarının içeriden tertiplendiği artık daha açık bir şekilde görülüyor.

“Tim Osman”ı araştırın. Tim Osman C.I.A’in yıllarca sadık hizmetçisi olmuş birinin C.I.A’ce verilmiş takma adıdır. Tim Osman’ın kim olduğunu biliyor musunuz? Üsame Bin Laden!

[George W. Bush’un 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra yaptığı konuşma] “Bugün yurttaşlarımız, yaşam şeklimiz, özgürlüğümüz, kasıtlı ve ölümcül terör olayları ile saldırıya uğradı. Kurbanlar, uçaklarda ya da ofislerindeydiler, sekreterler, iş adamları ve kadınları, askeri ve hükümet personeli. Anneler ve babalar.”

Terörle mücadele bir aldatmadır!

[Amerika Birleşik Devletleri, Haberler] Başkan George W. Bush’un saldırı hakkında neyi ne zaman bildiğini bilmeniz için bir komplo kuramcısı olmanız gerekmiyor. Beyaz Saray’ın resmi açıklamasına göre Başkan George W. Bush şu anda, Florida’daki bir sınıfta ikinci uçağın Dünya Ticaret Merkezi’ne çarptığını ve Amerika’nın saldırı altında olduğunu öğrenmiştir. İşte bu da George W. Bush’un 3 ay sonra 11 Eylül 2001 saldırıları hakkında bir soru sorulduğunda verdiği cevaptır.
[George W. Bush] “sınıfın dışında, içeri girmeyi bekliyordum. Birinci uçağın kuleye çarptığını gördüm. Orada bir TV açıktı tabii ki. Bende eskiden uçardım ve görünce “bu çok kötü bir pilot” dedim. “bu çok kötü bir kaza olmalı” dedim. Oradan alıp götürüldüm ve pek düşünmeye vaktim olmadı.”

-Nasıl yani? George W. Bush sınıftayken ikinci uçaktan haberdar olmuştu. Deminse TV’de birinci uçağın çarpışını izlediğini duydunuz. Ama bu imkânsız! Kimse 11 Eylül’de birinci uçağın çarpışını TV’de izlemedi çünkü görüntüler ancak bir gün sonra yayınlanmaya başladı.

TV haberleri yalan söyler. Sizi aldatmalar, dikkati dağıtan öğeler, çarpıtmalarla, hayallerle cahil bırakır. Kolektif Medya, Dünya’nın 1 numaralı düşmanıdır.

Yalanlar! Yalanlar!

[11 Eylül,1990, Amerikan senatosunda konuşma] “Bahsettiğimiz şey küçük bir ülkeden büyüktür, büyük bir düşünce, Yeni bir dünya düzeni.”

[George W. Bush] “11 Eylül 2001 hakkında yapılmış zalimce komplo kuramlarını asla desteklemeyelim. Suçu gerçek teröristlerden, suçlulardan uzak tutmaya çalışıyorlar. Komplo kuramları”

Demokrasinin ikiyüzlülüğü

[George W. Bush Başkanlık yemini ederken] “Ben, George Walker Bush, Tanrı’nın yardımıyla Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık makamını inançla, en iyi şekilde ifa edeceğime ve Birleşik Devletler anayasasına uyup, onu koruyup, savunacağıma resmen yemin ederim.”

[Amerika’nın başlattığı savaşlarda oğlunu kaybeden bir vatandaşın konuşması] “Burada ne kadar konuştuğuma ben bile inanamıyorum. Sonuçlar şudur; oğlum öldürüldü. İstediğim cevapları alamadım. Üzgünüm ve kızgınım. Birçok kişiyle konuştum. Birçoğu oldukça mantıklı ve çok güzel cevaplar verdiler. Bu benim kötü bir yanım. Olumlu bir yanım ise bu işe tutkuyla yaklaşmamdır. Hatalı yanlarımdan biri ise şimdi, hemen bir cevap istemem, oğlumun ölümüne sebep olanları istememdir. 6 senedir bütün komisyon oturumlarına katıldım. Birçok insanla konuştum. Çok, çok basit sorular sordum. Medyanın bahsetmediği çok basit sorular sordum. 7. kulenin düşüşü hakkında komşumla konuşamıyorsam; bana bakıp “delirdin mi?” diyorlar. Bunlar komşularım. Onlarla 5 dakika konuşmak bile zor artık. Bu delilik. Tamamıyla delilik. Bu hep böyle devam ediyor. Hayatım boyunca devletimizin yaptığı her şeyin doğru olduğuna inandım. Buna her zaman inandım. Şimdi 50’li yaşlarımdayım. İlk defa devletimize bakıp “belki de her şey doğru değildir” dedim.
Demokrasi savaşla mı yayılır? Özgürlük savaşla mı yayılır?

Orta Doğu’nun ve Dünya’nın çoğu bölgelerinin Amerikan Hükümeti’ne asla güvenmemesinin sebebi dış politikalarında ikiyüzlü davranmalarıdır. Amerikan hükümeti demokrasinin yayıldığını iddia edebilir. En yakın müttefiklerinin demokrasiler değil, kraliyetler olduğunu bilmelisiniz. Her biri kan bağı ile yönetimi devretmektedir. Amerika’nın devirdiği hükümetlerse halk tarafından seçilmiştir. Amerikan hükümetinin etkinliklerinin Siyonist ve Yeni Dünya Düzeni planlarına göre yapıldığını anlamalısınız. Amerika Dünya halklarının iyiliğine kesinlikle hizmet etmemektedir. Bu açık bir şekilde ortadadır.

“Bir Ekonomi Tetikçisinin İtirafları” kitabından: Amerika’nın dünyayı gerçekte nasıl ele geçirdiğinin şaşırtıcı hikâyesi! John Perkins, CIA için çalıştığı ömrü boyunca yaptıklarını ayrıntılı bir biçimde anlatıyor. İşi, kâğıt üstünde harika gözüken ve gerçekte ilgili ülkeyi borca düşürecek anlaşmalar hazırlamaktı. Sonsuza kadar borçta tutacak! Neden mi? Çünkü bu borç sayesinde bu ülke sonsuza kadar Amerika’nın kölesi olacaktır. Örneğin; Perkins, Suudi Kraliyet Ailesine 70’lerde sunulan ve imzalanan bir anlaşmayı ortaya çıkarmıştır. Bu anlaşma petrolden kazanılan bütün Suudi Arabistan kazancının Amerikan bankalarına yatırılması zorunluluğunu getirmiştir. Karşılığında kraliyet tahtı korunmuştur. Bu sayede tutucu Suud Kraliyet Ailesi ile takip eden Amerikan hükümeti arasındaki bağlar sağlamlaştırılmıştır. Bu sayede 1. Körfez Savaşı için niye “Çöl Kalkanı” adının kullanıldığını anlayabiliriz. “Çöl Kalkanı” Suud petrollerini ve böylece Amerikan yatırımlarına “kalkan” olan bir tatbikat olmuştur.

2 Ağustos 1990’da Saddam Hüseyin’in güçleri petrol zengini Kuveyt’e saldırdı. Amerika ve koalisyon güçleri Arap yarımadasına yerleşip caydırıcı bir güç oluşturdu. Bu caydırıcı davranışın adı daha sonra ”Çöl Kalkanı” olarak bilinecektir. Sonucunda, hızlıca umutsuz bir hal alacak bir dizi diplomatik görüşme ve müzakereler yapıldı. 17 Ağustos 1991’de “Çöl Kalkanı” “Çöl Fırtınası”na dönüştü.

Savaş, CNN ve BBC vasıtasıyla, teknolojik siyasi ve ekonomik açıdan kat kat üstün koalisyonun, Saddam’ın güçlerinin sistematik yok oluşunun propagandası olarak yayınlandı. Ancak, savaş çoğunluğun bildiklerinin aksine Masonlar/Siyonistler/Satanistler/İlluminatiler tarafından tasarlanıp, denetlenip, yönlendirilmiştir. Nükleer güce karşı, bir milyonluk bir orduya sahip bir düşman varmış gibi gösteren bir topluluk. Bir gece de dünya petrolünün beşte birine sahip olan bir adam. Ancak gerçekte birçok piyon arasında o da sadece bir piyondu. Körfez Savaşı’nın bir basamağını oluşturduğu büyük planda sadece bir kuklaydı.

[11 Eylül,1990, Amerikan Senatosunda konuşma] “Bahsettiğimiz şey küçük bir ülkeden büyüktür, büyük bir düşünce, yeni bir dünya düzeni.”

Orta Doğu’dan Güney Amerika’ya birçok ülke bu kötü planın kurbanı olmuştur.
“Amerika istemeyenlere kendi yönetim şeklini dayatmayacaktır. Amacımız başkalarının kendi seslerini duyurabilmesidir.” [Amerika”nın yayılma sloganı]

1998’de Hugo Chavez Venezuela Başkanlığı’na seçilmiştir. Sosyal reformlara karşı amansız saldırılar düzenlemiştir. [Fox-Haber]- Herhangi biri tarafından çok önceden öldürülmeliydi. Şu anda hapse atılıyor. Bu bir darbe!
Nisan 2002’de hükümeti devrildi.
[basın açıklaması] Başkan ve anayasa mahkemesi üyeleri geçici olarak görevlerinden alınmışlardır.

Özgürlük, demokrasi ve terör adına savaşlar sürerken neyi planlıyor biliyor musunuz?

UFO fenomeni

Yeni Dünya Düzeni’nin oluşumunu sağlayacak son planlarından birinin ne olduğunu biliyor musunuz? Planların en büyüğü!

Bu plan ilk defa öğrenen bazılarınıza oldukça saçma gelebilir.

Bu plan, dünyaya yapılacak sahte bir UFO saldırısıdır. Bütün medya kanalları tarafından son birkaç yıldır uzaylılar ve UFO’lara inanmamız telkin edilmiştir. Dünya dışı varlıklar ile boyutlar arası varlıklar iki farklı konudur. Günümüz UFO fenomenini incelediğimizde; şu ana kadar görülen UFO’ların %99’unun bilinmeyen uçan objeler değil askeri teknolojinin ürünleridir! Bir de anket ve soruşturmalar üzerinde durmak istiyorum. Devletlerimiz, yöneticilerimiz, resmi kurumlar vs. durmadan bize anket ve soruşturmalar yollarlar.
Yönetici güçlerin sizin ne düşündüğünüzü merak ettiğine gerçekten inanıyor musunuz?

Karar vermeden evvel sizin fikrinize danışacaklarına mı inanıyorsunuz?

Örneğin “sizce Amerika bundan sonra hangi ülkeye saldırmalı?” gibi bir anketi düşünelim. Eğer örneğin Amerikan toplumunun %70’i İran’ı seçmişse, bu medya propagandasının etkinliğini ölçen bir araştırma halini almaktadır. Böyle sonuçlar elde ettiklerinde “Harika, çok güzel. Propagandamız işe yarıyor. İnsanları İran’a saldırmamız gerektiği konusunda telkin edebilmişiz. Anket sonuçlarına bakın. Propagandamız çok başarılı” diyeceklerdir. Eğer sonuçlar uygun olmazsa, örneğin %20 İran’la savaşı ve %80 barışı tercih etmişse “Peki, bu yüzdeleri değiştirecek daha etkin propagandalar hazırlamalıyız.” diyeceklerdir. Bunları niye mi söylüyorum? UFO fenomeni yüzünden! 1960’lardan beri dünya dışı varlıklara inanan insan sayısı tavan yaptı. Günümüz dünyasında bu git gide artmaktadır. Bu, UFO fenomenine olan ve daha sonra olacak bir UFO saldırısıyla bütün dünyayı onlara karşı birleştirecek inancı oluşturan ve sonucunda Yeni Dünya Düzeni’ni getirecek planın başarısını göstermektedir.

[Amerika Birleşik Devletleri, Haberler] “Bir eski Kanada hükümet görevlisi, galaksiler arası savaşın olabileceğini söyledi. Bush hükümeti ile gelip giden ziyaretçileri denetlemek ve gerekli olursa ateş açmak için AY’a bir üs kurulması konusunda anlaşmaya vardıklarını söyledi.”

[Carol Rosin Sue açıklıyor]-Amerikan füze biliminin babası sayılan rahmetli Werner von Braun ile tanışma fırsatı buldum. İlk buluşmamızın ilk 3,5 saatinde, “Carol, sen uzayın silahlanmasını önleyeceksin, çünkü herkese bir yalan söylenmektedir. Uzayın silahlanması için ilk bahane kötü Rus İmparatorluğu olacak. Birçok düşmana karşı uzay bazlı silah sistemleri kurulacaktır. O dönemde var olanların ilki Ruslar’dı. Ondan sonra teröristler olacak. Onlardan sonra üçüncü dünya ülkeleri olacak. Şu sıralar onlara ‘serseri’ ya da ‘endişe uyandırıcı’ devletler diyoruz. Ondan sonra asteroitler olacak.” Ondan sonra art arda şunu tekrarladı. Son bahaneleri ise ‘dünya dışı varlıkların tehlikesi’ olacak. Bir askeri strateji uzmanı ve daha sonra MX füzesi üzerinde çalışmış biri olarak uzay bazlı silahlar üretmek için bir düşman bulunacağını göreceksin” demişti. Şu sıralar o bahane ortaya çıkacaktır. Planları bu. Tek sorun hepsinin bir yalandan türemesi.

“Gümüş Böcek” adlı bir süper sonik uçan daire. Adeta bilimsel bir devrim! Planlar son derece yüksek hız ve manevra kabiliyeti olan, çok püskürtmeli bir aracı ayrıntılarıyla göstermektedir. Bu konu 2. Dünya Savaşı sonrasında Amerika’ya “uçan daire teknolojisini” getiren Alman bilim adamlarıyla ilginç bir şekilde örtüşmektedir.

[Melvin Goodman, CIA, Kıdemli Tahlilci, 66-88, anlatıyor] “Göstermelik bir öyküye ihtiyaç duyuldu. İnsanlar Nevada’daki hava üssünden kalkan olağan dışı uçan cisimler görüp bunu gazetecilere anlatırsa ne diyebilirsiniz? Çıktığı yer burasıydı. CIA, insanları UFO’lar gördüklerinde inandırmakla görevlendirildi. CIA ve ordu, gazetecilerin bu konuda yazmalarına yardımcı oluyordu. Bu bölgedeki ve ülkenin insanlarının gördükleri konusunda akıllarını çelmeye çalıştılar.

[Amerika Birleşik Devletleri, Haberler] “Meksika hava kuvvetleri pilotları 11 tane UFO’yu videoya kaydetti. Meksika Hava Kuvvetleri bazılarımızın inanmakta zorlanacağı bir görüntü yayınladılar. Bir gazeteci bu görüntünün bir Meksika askeri uçağını takip eden UFO’ları gösterdiğini söyledi.”

UFO’lar ilk ortaya çıktıklarında kaba ve şapka tipi uçan nesneler olarak gösteriliyordu. İnsanoğlunun teknolojide gelişmesiyle uzaylıların UFO teknolojisi de değişerek, insanlara ileri teknoloji de askeri uçan objeleri UFO diye gösteriyorlar.

UFO’lar hakkındaki gerçek ne peki? Büyük bir gizlilik içinde yeni uçuş yöntemleri bulmanın başarı dolu hikâyesi ayrılmaz bir şekilde son 60 senedir UFO’larla olan ilişkilerimize bağlıdır.

1942’de garip ışın toplarından gelen sinyaller gören müttefik pilotları ya da beş sene sonra Roswell’de olan olayları göz önüne alırsak gizli askeri teknolojinin çoğu UFO hikâyesini açıklamaktadır.

[Cathy O’Brien, hükümet sırları ve 1947 Ulusal Güvenlik Kanunu Hakkında konuşması]
-Bunları bize karşı kullanıyorlar. Yıllar içinde Yeni Dünya Düzeni’ni devreye sokacak planın bu ülkenin ve dünya insanlarının Yeni Dünya Düzeni’nin gelmesine karşı kendilerini çaresiz hissedeceğini duymuştum. Bu dünya hâkimiyeti planı, uzaylılar tarafından istilaya uğradığımızı söyleyerek bizim “Birleşmiş Milletler lütfen bize yardım edin” dememizi sağlayacaktır. Sözde Ulusal Güvenlik Kanunu ile gizli tutulan teknoloji ve insanları teslimiyete zorlayacaklardır.

Böyle bir olayı nasıl sahneleyebilirler?
Böyle bir yalana nasıl inanacağız?
Aynı daha evvel sahneledikleri diğer olaylara inandığımız gibi. Bu yalanlara inanmanızı sağlayacak aynı araçları kullanacaklardır.

[Amerikan Senatosunda Konuşma] “Bu ortak bağımızı fark edebilmemiz için belki de evrensel bir dış tehdide ihtiyacımız vardır. Bazen dünya dışı varlıkların tehdidi altında kaldığımızda farklılıklarımızı ne kadar da hızlı unutacağımızı düşünüyorum.”

UYUYUN!
İngiliz evrenbilimci Stephen Hawking, uzaylıların gerçekten var olduğunu, ancak onlarla irtibata geçilmesinin insanlık için tehlikeli olabileceğini söyledi. Belgesel kanalı Discovery Channel için hazırlanan bir programda konuşan Hawking, evrende 100 milyar galaksi, bu galaksilerin her birinde de 100 milyonlarca yıldız olduğunu söyledi. Bu şartlar altında sadece dünyada yaşam olduğunu düşünmenin imkânsız olduğunu savunan Hawking, “Benim matematiksel beynime göre, bu rakamlar bile uzaylıların varlığını gayet rasyonel kılıyor. Esas soru, uzaylıların neye benzediğini çözebilmek” dedi. Bu zeki yaşam formlarının insanlık için tehdit oluşturabileceğini söyleyen Hawking, bu canlılarla irtibata geçmenin yıkıcı sonuçları olabileceğini vurguladı. Uzaylıların dünyaya yapabileceği olası bir ziyareti kâşif Christoph Colomb’un Amerika’yı keşfine benzeten evrenbilimci, “İşin sonu, Amerikan yerlileri için pek iyi sonuçlanmamıştı” dedi.
[26 Nisan 2010, Radikal Gazetesi, Milliyet Gazetesi, Gazete5, Genç Haber Türk]

YAKINDA SALDIRACAKLAR!

UFO fenomenlerinin geri kalan %1’i ne acaba? Hiç gerçek bir temas gerçekleşti mi? Devletlerin ve halkın UFO’lar hakkındaki bilgilerinin farkının çok büyük olduğu bir sır değildir. Ne yazık ki kimi devletler ve örgütler bu fenomeni dünyevi kazançlar için kullanmaktadır.

[Richard C. Hoagland anlatıyor] “200.000 G uzaklıktaki objelere parçacık ışınları ile ateş ediliyor. Kesirli bölünüyorlar. Böylece savaşlar içinde savaşlar oluşturuyorlar. NASA bu görüntüleri yayınladı. NASA’da iyi olan, fakat kullanılan adamlar var. İyi adamlar gizli tutulacak bir şeyin olduğunu bile bilmiyorlar. Unutmayın, her kademe de yalan değişiyor. Onlara söylenen yalanlara inanıyorlar. Açık, dürüst ve mekik uçuşlarını TV’de canlı yayınlayacak bir örgüt kurduğunuzda size canlı yayın vereceklerdir. Denetçiler ‘şunu yayınlayın ama bunu yayınlamayın’ diyemezler, çünkü dürüst adamlar karşı çıkacaktır. O zaman insanlar bunun olduğunu söylerler ve ortaya çıkar. Katolik kilisesi Hıristiyanlara ‘uzaylıları sevmeliyiz, onlar bizim kardeşlerimiz’ diyorsa, bütün mezhepler, filmler, 80 olimpiyatlarında sahte uzaylıların indiği programlar yapıldığında, Dallas’ın üstünde 3 futbol stadyumu boyutunda şeyler uçtuğunda ve benzeri şeyler olduğunda arkasında bir şey vardır. Sahte uzaylı temasları hakkında devlet belgeleri bulundu. Northwoods harekâtını hatırlayın ya da 11 Eylül 2001 saldırılarını da düşünebiliriz. Devletler, toplumları tarihin belirli noktalarında yönlendirmek için çok büyük olaylar tertiplemektedir. Hileleri çok severler. Üretilmiş tarih denilebilir. Yapılandırıyoruz! Bir açıklamaya doğru gittiğimizi sanıyorlar. Gerçekte gizli örgüt üyesi, 2. Dünya Savaşı’ndan beri teknolojilerini mükemmelleştirmiş Nazi’lerin sahte oynayacağı, çok iyi hazırlanmış bir sahte olaya doğru gidiyoruz. Bütün dünyayı aldatacaklar. Gizli Nazi operasyonları konusunda çok derin bilgiler var. Savaşı yenmek için savaşın sonuna doğru bölümlere ayrılmış programlar. Bu hilenin temelinde, bazıları yer çekimini bile yenen teknolojiler yer almaktadır. Bu yine boyutlar üstü fizik konusun da ki çalışmalarımda görülmektedir. Bir yığın bastırılmış teknolojinin var olduğunu biliyoruz. B-2 bombardıman uçağının varlığı 20 sene kullanıldıktan sonra açıklanmıştı. Birçok böyle örneğin var olduğunu biliyoruz. Bir gölge hükümetin varlığını biliyoruz. Bu adamların yaptıkları bir mum ışığıyla hidrojen bombası yapacak kadar farklı teknolojilerdir. Piramitlerin içinde bölümleriniz var ve bu piramitlerin içinde piramitleriniz var. Bu yüzden zaten Yeni Dünya Düzeni’nin sembolü piramitlerdir. Ellerinde ne olduğunu bilmiyoruz, çünkü çok gizliler. Çok yalan söylüyorlar. Sadece ileri teknoloji olduğunu biliyoruz. Biz kendi deneylerimizi yaptık. Kendi verilerimiz var. 30 sene evvel Demir Perde indiği zamanki Sovyetler Birliği’nden veriler edindik. Glastnost’un sonunda ayakta kaldığı zaman KGB bir yığın bilgiyi açığa çıkardı. Bu bilgileri bir araya getirdik. Hem kullandıkları fiziği biliyoruz, hem de ne yapabildiğini ve neyi taban aldığını biliyoruz. Nasıl çalıştığını biliyoruz. Kendi deneylerimizde fazlasıyla ispat elde ettik. Amerika ve hatta Avrupa topraklarında bunun kimi örneklerini kanıtlayan deneyler gördük. En son üzerinde çalıştığım şey Von Braun’un da bu fizik deneyleri üzerinde derince çalıştığını göstermektedir. İyi olan tarafları kendilerine saklıyorlar. Çünkü eğer biz iyi taraflarına, teknolojiye, enerjiye erişebilirsek benzinin galonunun 4 ya da 10 dolar olması bizi düşündürmezdi. Bu teknolojiyle 6 milyar insanımızda, yaşaması gerektiği gibi Dünya’da yaşardı. Daha uzun yaşarız. Daha uzun ve daha iyi yaşarız. Yirmilerindeki gibi güçlü, 200-300’lere kadar yaşanır. Tıp, fizik, teknoloji ve enerji konularında inanılmaz gelişmeler var. Hepsi gizli tutuluyor. Uzayda salınan bir gezegendeyiz. Etrafımız gizemlerle dolu. Alternatif medya’daki, bazı deliller gölge devlet ve itiraf edildiği gibi NASA’yı bir yığın akıl dışı örgüt yerine Hollywood tarzı yeşil adamlardan bahsetmeleri yüzünden bunları sorgulamamızın gerektiği söyleniyor. Amerika Birleşik Devletleri Askeri UFO danışmanı Clifford Stone: “Bayanlar ve baylar, bu toplantı da size UFO fenomeninin tarihini, isimleriyle, grup halinde, araştırma grupları halinde gizli devleti, günümüzde kimler olduğunu, bunun ne hakkında olduğunu, çocuklarınıza kimlerin uyuşturucu sattığını ve Amerikan hükümetinin UFO’lar hakkındaki gerçeği bilmenizden niye korktuğunu açıklayacağım.” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Daha sonra açıklamasını yapamadan emekli oldu. Takımın üyesi olduğunu, astronot olduğunu hatırlamasına rağmen dediklerinden hiçbir şey hatırlayamıyordu. NASA’da artık niye çalışmadığını hatırlamıyordu. Çok büyük hafıza boşlukları vardı ve bu normal değil. Bütün uçuş ekiplerinde aynı durum görülüyor. Acı gerçek şu! Beyinleri yıkandı, akılları kontrol edildi. Onlarda böyle bir teknoloji var. Gerçek görevi silen çok gelişmiş bir teknoloji.”

Yaz tatili dönüşü insan günümüz çocuklarına verilen pop kültürünü düşünmeden edemiyor. Şu ana kadar medyamızda akıl kontrolü yöntemlerinin nasıl etkin işlediğini anlattık. Beyninizi yıkamak için kaç milyon dolarların harcandığını gördünüz. Bu akıl kontrolü yöntemi sizi çeşitli “hayat tarzları” ile yönlendirmeye çalışıyor. Masonlar/Siyonistler/Satanistler/İlluminatiler yakıtı materyalizm olan, kontrol isteyen, yozlaşmayı seven ve Din ile ALLAH’tan nefret eden, tüketim yarışı yapan bir toplum oluşturup varlığını sürdürüyor!

Neden?
Bunun hükümetinizi devirmekle alakası yok, içinizdeki savaşı kazanmakla alakası var! Bu savaşta, siz hem asker hem de savaş alanısınız. Gerçekleri görmek için, dünyevi cazibeleri aşmalısınız. Sadece o zaman ışığın yaşayan bir örneği olursunuz. Çünkü bu sistemin size yedirmeye çalıştığı her şey karanlıktır.

2008’in “hit şarkılarına” bakalım.

2008’in bir numaralı şarkısı

“çok cesurdum, elimde içkim, aklımı bir kenara bıraktım. Alışkın olduğum şey değil, bir de seni üstümde deneyeceğim. Merak ediyorum, ilgimi çektin. Bir kızla öpüştüm ve hoşuma gitti, vişneli nemlendiricisi. Bir kızla öpüştüm, sadece denemek için umarım erkek arkadaşım rahatsız olmaz. Kötü hissettim, iyi hissettim, bu, bu gecelik aşık olduğum anlamına gelmiyor. Bir kızla öpüştüm ve hoşuma gitti. Hoşuma gitti.”

2008’in 2. en başarılı şarkısı
“benim neyim var? Niye böyle hissediyorum? Şimdi deliriyorum. Yakıt kalmamış, kırmızı ışıktayım, araba çalışmıyor bile. Hiçbir şey duymadım, söyleyemedim, hakkında konuşamıyorum bile. Hayatımda, kafamda, düşünmek bile istemiyorum. Galiba deliriyorum, evet. Geceleyin gelen hırsız gibi gelip seni kapabilir, içinize girip sizi tüketebilir. Bir akıl hastalığı; sizi kontrol edebilir. Yakın olmak için fazla yakın. Güzel yalanlarını hazırla, mucizeler şehrindesin. Efendi olmayacağım, dikkat et belki sende kanarsın. Bir kere daha düşün, düşüncelerin değiştirilecek. Bocalasan bile bilge ol. Aklın hasta. Karanlık artık aydınlıktır.”

2009’un “hit şarkılarına” bakalım.

Pitbull - I KNOW YOU WANT ME
“Biliyorum beni istiyorsun (beni istiyorsun). Biliyorsun seni istiyorum (seni istiyorum). Biliyorum beni istiyorsun. Biliyorsun seni istiyorum (seni istiyorum). Biliyorum beni istiyorsun (beni istiyorsun). Biliyorsun seni istiyorum (seni istiyorum). Biliyorum beni istiyorsun. Biliyorsun seni istiyorum (seni istiyorum). Saat 6, zirveye doğru yoldayım.
Pit bunu dolaba kilitledi biracıdan. Değil, ama lanet olsun o çekici. Etiket uçuyor ama Pit durmayacak. Onu arabaya aldı, (como) su ile çalmayı bıraktı. Onu film çekerken izle. Alba Hitch Hock gibi. Tadımı çıkar. Anneciğin eşek gibi kıçı var, maymunla. King Kong gibi gözüküyor. Gerçekten hızlı ne ise. Bir kadınla. Oyunlar oynama. Onlar zincire kalkışıyor ve onlar yapmasına izin veriyor. Her şey ve herhangi şey vur şu şeyi ve onlar onu almayı sever. Devam etmeyi, tüm gece boyu. Bebek onu alabilirsin, eğer bunu kazanırsan oynayabiliriz. Bebek yemliklerim var, bahçede evlerim var kalabileceğimiz. Hatta kral boyu minderlerim var uzanabileceğimiz. Bebek umurumda değil, umurumda değil, ne dedikleri.”

Pitbull - HOTEL ROOM SERVİCE
“Herkes her ne yapıyorsa durmasını istiyorum. Şimdi biliyorsan biriyle berabersen bu gece bir otel odası tutacaksın, biraz gürültü yapın. Benimle otel odasında buluş. Erkek arkadaşını unut ve benimle otel odasında buluş, kız arkadaşlarını da getirebilirsin ve benimle otel odasında buluş. Oteldeyiz, moteldeyiz, tatildeyiz.

İlluminati’nin kurucularından Rothschild’in sözü: “şeytan yaşıyor, o ilahımız ve biz şeytanın seçkin kullarıyız”

Temelde, pop kültürü, elit kesimin putu şeytana övgüler ile doludur. Elit kesimin sahibi olduğu sanatçılar, yayınlar, kuruluşlar ve organizasyonlara gelince, ortak şeytani temellerinden sapma görmek imkânsızdır.

Niye Washington’un yer planı şeytani pentagrama benziyor? Niye Beyaz Saray’a işaret ediyor? Niye bütün dünya başkentlerinde aynı dikilitaşlardan bulunuyor? Niye Washington’daki hükümet binasını bir baykuş çevreliyor? Şeytani yıldızın merkezindeki şekil ne? Bir beşgen[pentagon] [piramitteki göz, halkın gözü]

Şeytanın ve bu satanistlerin planı ALLAH’ı hayatımızdan kaldırmaktır.

Bu sistemin nasıl dünyevi zevklere odaklı çalıştığını ve bizi dünya illüzyonuna bağlamaya uğraş gösterdiğini anlıyor muyuz?

Neden?

“Dünya” Arapça’da “maddi” anlamına gelmektedir ve İslam’da olumsuz bir çağrışımı vardır. “Ahiret” sonsuz, sonraki yaşam demektir. Arapça’da “Dünya”nın ne anlama geldiğini biliyoruz. “Dünya” yer kürenin hayali kısmıdır. İnsanları ahiretten alıkoyan öğedir. İşte bu da şeytanın oyunu! Şeytanın oyunu insanları uzaklaştırmaktır. “şeytan” uzaklaştırmak anlamına gelmektedir. “Dünya” yakındadır. Şeytan “ahiretin” yerine “dünyanın” yakın olduğunu, bize hissettirmeye çalışır. İslam bize “dünyanın” uzak olduğunu söyler. “dünya” kelime kökünün anlamlarından biri “elde edilemeyecek üzümlere uzanmaktır”. Bu “dünyanın” doğasında vardır. Asla elde edemezsiniz. Her zaman elinizden kaçacaktır.

“Ademoğlunun bir dağ altını olsa ikincisini isteyecektir.”
[Buhari]

Etrafınıza bakın. Dünyadaki insanlar neyin peşinde koşuyor? Para, kumar, içki, araba, ev, uyuşturucu, sanatçılar. Hepsinin temeli fiziksel zevk!

Dünyanın bize sunacakları bunlar mı? Buyurun ve istediğiniz kadar peşinden koşun, ancak er ya da geç ne olduğunu göreceksiniz.

Nasıl yaratıldığımızı biliyor musunuz?
Bir ruh olarak yaratılıp, bu fiziksel bedene yerleştirildik. Bedenimiz sadece “aracımız”. Ruhumuzun sonsuz hayatımız için bu geçici fiziksel bölümü yaşayabileceği bir araç. Ruh için çalışıp, onu beslemeye yönlendirilmesi gerekilen bir araç. Ancak ne yapıyoruz? “aracı” fiziksel ve dünyevi zevklerle doyurmaya hayatlarımızı adıyoruz. Bu sistem akıllıca bu dünyevi illüzyona bizi bağlamak için tasarlanmıştır ki, denetlenebilelim! Bu, eğlenceye doymuş toplumun şans eseri ortaya çıkmadığını hiç düşündünüz mü?

[Haberler] “4 ton kokain taşıyan CIA uçağı kaza geçirdi.“

Sizce medya patronları sizi bilgilendirmeye mi yoksa kâr karşılığı eğlendirmeye mi çalışıyor?

İnsanlar ruh yerine bedene yatırım yapmaya devam ediyorlar. Karşılığı ne olursa olsun! Ruhu düzeltmeyi unutuyorlar. Güzellik anlayışımızın çarpık olmasına şaşmamalı. Ne büyük gayretle deneseniz de elde edemezsiniz. “dünya” insanı terk edip bırakır.

İnsanların birçoğu gerçekleri görmek, duymak istemez. Bu neden böyle olur? İnsanlar bu bilgileri niye reddeder, niye mücadele ederler? İnsanlar niye size saldırır? Çoğunlukla şu sebeplerden birinden olmaktadır.
1-Bu bilgilerin, psikolojik açıdan bakıldığında hazmı pek kolay değildir. Çünkü bunlar kabul edildiğinde hayata olduğu gibi devam edilemez. Beyin, yıllar içinde topladığı bilgileri yeniden düzenleyip yeni bir programa başlaması gerektiğini fark edecektir. Beyin karşı çıkacaktır. Çünkü bu oldukça güçlü bir zihinsel çaba isteyecektir. Bundan kurtulmanın en kolay yolu karşı çıkmaktır.
2-İkincil sebep egodur. Kişinin egosu yüzünden sizinle ve bilgilerinizle mücadele edecektir. Çünkü onun sözleri daha değerlidir. Onların daha evvel fark edemediği önemli gerçeklere rastladığınızı kabul edemeyeceklerdir. Egolarını koruma adına gerçekleri inkâr edeceklerdir.
3- Birçok durumda da insanlar hayatlarından o kadar memnundurlar ki ondan vazgeçip dünyada olan bitenlerle ilgilenmek istemeyeceklerdir. Kendilerine odaklı yaşamaktadırlar.
4- İnsanların çoğu bağını koparmak istemiyor. Çoğu o kadar durağan ve umutsuzca sisteme bağlı ki, onu korumak uğruna savaşacaklardır.
5-Sistemin sesine inanıp değer veriyorlardır. Onların gerçeklerine belirlemesine izin veriyorlardır. Sistemin sesi nedir? Medya! “Dünyadaki en başarılı hipnozcu odanın köşesinde ki tahta kutudur. Yani Televizyon! Aralıksız bir şekilde neyin gerçek olduğunu bize söyler. “ Eğer insanı gözünün gördüğünün doğru olduğuna inandırırsan insanları kullanırsın. Çünkü olanları daha geniş bir biçimde açıklayan her şeye güleceklerdir.
6-Şeytana boyun eğmeye alışmışlardır, gerçekleri duymak istemezler. Zaten gerçekler anlatılmaya başlanıldığında “olur mu öyle şey, ben şöyle biliyorum, böyle gösteriliyor, bu kadar insan yanlış mı biliyor?” vb. açıklamalarla savunmaya geçer.

[Amerika da bir televizyon kanalında program sunucusunun konuşması] “Siz ve 62 milyon Amerikalı şu anda beni dinliyor, çünkü %3’ten azı kitap okuyor, %15’inizden azı gazete okuyor. Bildiğiniz tek gerçek bu televizyondan çıkıyor. Şu anda bu televizyondan çıkmayan bir şeyi bilmeyen bir nesil var. Bu televizyon Cumhurbaşkanları, Başbakanları, Papaları seçtirir ya da yok eder. Bu televizyon Allah’sız dünyadaki en güçlü lanet kuvvettir. Yanlış kişilerin eline düşerse ne olurdu acaba? Dünyadaki en büyük 12. şirket Allah’sız dünyanın en büyük propaganda gücünü kontrol ediyorsa kim bilir ne saçmalıklar haber olarak yayınlanacaktır. Beni dinleyin. Beni dinleyin. Televizyon gerçek değildir. Televizyon lanet bir lunaparktır. Televizyon bir sirktir, karnaval, gezgin cambazlar, hikâye anlatıcı, dansçılar, şarkıcılar, ucubeler, aslan terbiyecileri ve futbol oyuncularıdır. Biz sıkıntı yok etme peşindeyiz. Eğer gerçeği istiyorsanız, ALLAH’a gidin. Öğretmenlerinize gidin. Kendinize danışın çünkü ancak orada gerçeği bulabilirsiniz. Bizden hiçbir gerçek alamazsınız. İstediğiniz her şeyi söyleriz. Deli gibi yalan söyleriz. Size Archie Bunker’ın evinde kimsenin kanser olmadığını söyleriz. Kahraman ne kadar başını belaya soksa da saatinize bakın, saatin sonunda kazanacaktır. Duymak istediğiniz her şeyi söyleriz. Hayallerle çalışıyoruz. Hiçbiri gerçek değil. Fakat sizler -her gün ve gece, bütün yaşlardan, renklerden, inançlardan- sadece bizleri tanıyorsunuz. Burada yaptığımız hayallere inanmaya başlıyorsunuz. Televizyonun gerçek olduğuna ve hayatlarınızın hayal olduğuna inanmaya başlıyorsunuz. Televizyon size ne diyorsa onu yapıyorsunuz. Televizyon gibi giyinirsiniz, televizyon gibi beslenirsiniz, televizyon gibi çocuklarınızı büyütürsünüz. Televizyon gibi düşünüyorsunuz. Bu toplu delilik, sizi manyaklar! Allah aşkına, siz insanlar gerçeksiniz, biz hayaliz. Televizyonları kapayın. Şimdi kapayın. Hemen, şimdi kapayın. Kapayın ve kapalı bırakın. Bu söylediğim cümlenin ortasında kapayın. Kapayın.”

İnsanların bu güce ve aldatmaya bağlı küresel komployu tek başına mı yapabildiğini düşünüyorsunuz? Düşünün, bu komployu araştırdıkça, elitlerin tarihini öğrendikçe, bu tarihi planın neredeyse mükemmel olduğunu fark ediyorsunuz. Elit ve gizli örgütler niye kendi hayatlarında sonuç vermeyecek bir plana hayatlarını adamaktadırlar? Çünkü bu planın amaçları insanlar tarafından belirlenmemiştir. Çok daha güçlü bir güçtür. Kimi insanlar ruhlarını bu plan uğruna, dünyevi varlık ve güç için sattılar. Bu plandan kim kârlı çıkmaktadır? Yeni Dünya Düzeni’nin mimarları ve bu planı ilerleten ahmak insanlar kârlı çıkmaktadır. Parçaları birleştirmenin vakti geldi. Aldatıcı dünyayı etrafınızda gördünüz. Yalanlardan oluşan bir dünya olduğunu görün artık! Peygamberlerin böyle bir aldatıcı dönemi kime atfettiğini biliyor musunuz? Deccal’a! Sahte peygamberlerin İslam’daki adını biliyor musunuz? “Tek Gözlü Aldatıcı” anlamına gelen “Al Aawar Dajjal”.

Sahte peygamberlere bu ismin verilmesi sizce bir tesadüf mü? Elit’in “Tek Gözü” sembol edinmeleri sadece bir tesadüf müdür? Deccal dünyaya yıllardır hükmetmektedir! O bir varlık mıdır yoksa bir bilinç midir? Her ikisi de!

“1 dolarlık banknota baktığımızda piramitin sadece tepesinin inşa edilmediğini görürüz. Tepesi dışında yapılmıştır. Göz üstündedir ancak daha inmemiştir. Çünkü onlar masonik plan gerçekleşmediği sürece piramiti tamamlamayacaklardır. 1 dolarlık banknotun arkasında “Novus Ordo Seclorum” ve “Annuit Coeptis”le belirttikleri, “planımızdan memnundur” anlamında, başka bir sözle inandıkları putun projelerinden memnun olduğuna inanmaktadırlar. Proje nedir? Asıl soru bu. Putlarının memnun olduğu proje nedir? Proje dünyanın sekülerleşmesidir. Dünyadan dini inancı silmektir. Proje budur. Bu yüzden de adı “Novus Ordo Seclorum” “Yeni Seküler ya da Dünyevi Dünya Düzeni”dir.

Kuran ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, Yecüc ve Mecüc kadar güçlü olacak Deccal’a dikkatimizi çekmişlerdir.

Hiç şüphe yok, deccal çıkacaktır. Onun sol gözü kördür. Ve üzerinde beyaz bir ben vardır. Körleri ve hastaları iyi eder. Ölüleri diriltir. Ve "ben rabbinizim" der. Kim onu tasdik ederse deccal fitnesine düştü. Kim de "Rabbim Allah" der ve böyle ölürse o zaman Deccalın fitnesine düşmemiş olur ve ona bir daha fitne ve azap yoktur.
[Ravi: Hz. Sumre Radıyallahu Anh, Ramuz El Ehadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 97]

Deccal, ilah olduğunu söyler.
[İ.Ebi Şeybe]

Adem Aleyhisselam’dan, Kıyamete kadar Deccaldan büyük fitne yoktur.
[Müslim]

Deccal, bir kimseyi öldürüp diriltecektir.
[Buhari; Müslim]

Yalancı Deccallar, sizin ve ceddinizin işitmediği şeyleri anlatırlar, onlardan sakının.
[Müslim]

Sizin için Deccaldan daha çok sapık liderlerden korkarım.
[İ. Ahmed]

(5011)- Hz. Huzeyfe Radıyallahu Anh anlatıyor: "Resulullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki: "Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düşmeyi kabul etsin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur."
[Buhârî, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melahim 14, (4315); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/296.]

İsa Aleyhisselam dünyayı Kudüs’ten yönetmesi için gönderilmiştir. Deccal da dünyayı Kudüs’ten yani İsrail’den yönetmeye çalışacaktır.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
Resulullah Aleyhisselatu Vesselam: “Deccal çıktığında dünya da 40 gün kalacaktır. 1 gün 1 sene gibi, 1 gün 1 ay gibi, 1 gün 1 hafta gibi diğer günleri de sizin (normal) günleriniz gibidir" buyurdu.
[Müslim, Fiten 110; İbn. Mâce, Fiten 33 Tirmizî, Fiten 59; Ahmet b. Hanbel, III. 420, IV. 226; Sünen-i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/457-458.]

“Deccal 1 günün 1 yıl kadar olduğu dönemde İngiltere onun karargâhıydı. 1 günün 1 ay kadar olduğu dönemde Amerika onun karargâhıydı. En sonunda 1 günün 1 hafta gibi olduğu dönemde eve dönecektir, kutsal topraklara. Eve dönecektir, kutsal topraklara. Deccal birinci evresi, 1 yıl süreli gününü bitirmiştir. O zaman İngiltere dünya hâkimiydi ve Sterlin uluslar arası para birimiydi. Ondan sonra Deccal 1 günü 1 ay kadar olduğu evreye girdi ve Amerika dünya hâkimi olarak İngiltere’nin yerini aldı. Amerikan Doları uluslar arası para birimi oldu. Şu sıralar Amerika gücünü dünya hâkimi olacak İsrail’e devretmeye başlamıştır. Yeni para ne olacaktır? Cevap: Amerikan Doları saldırıya uğrayıp, yenilip bütün dünyanın kâğıt parasını peşinde götürecektir. Ondan sonra kâğıt para görmeyeceksiniz. Peki, yeni para ne olacak? İsrail’in dünyayı köle edeceği yeni para ne olacaktır? Aynı Amerika’nın dolarla yaptığı gibi İsrail’in insanları köle edeceği yeni para ne olacaktır? Cevap: İsrail görünmez para kullanacaktır. Göremeyeceksiniz. Soyut para olacak, dokunamayacaksınız! Elektronik para olacaktır. Elektronik paranın garip ve tehlikeli yanı dünya çapındaki bankalar sistemi tarafından denetlenmesidir. Bu sistemi ise Yahudiler denetlemektedir. Bu acımasız bir demeç değildir. Bu hatalı bir demeç değildir. Bu gerçektir. Yani kredi kartları ve banka kartları!

İslam’a göre bir ilahi yıl 1000 insan yılı gibidir ve bundan Deccal’ın İngiltere’de 1000 sene hüküm sürdüğü çıkmaktadır. İngiltere Kraliyet ailesinin 900 yılına dayanması bir tesadüf değildir. 900+1000=1900

Amerika 1917’de resmi olarak 1. Dünya Savaşı’na katılmıştır ve bu adımla kendisini yeni süper güç olarak tespit etmiştir.

[George Washington’ın sloganı] “Seni Amerikan Ordusuna istiyorum.”

Deccal orada “1 ay süreli 1 gün” hüküm sürdü. Eğer 1 yıl 1000 yıla eşitse, 1 ay 1000/12 olacaktır. Bu da 83 sene demektir. 1917+83=2000 yılı

[2000 yılında, George E. Bush’un yemin töreni] “Ben, George Walker Bush, Tanrı’nın yardımıyla Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık makamını inançla, en iyi şekilde ifa edeceğime..”

-2001’de 11 Eylül saldırısı. Bütün bağımsız araştırmalar 11 Eylül’ün içeriden düzenlendiğini ispatlıyor!
-2002’de Afganistan saldırıya uğradı.
-2003’te Irak[IraQ] saldırıya uğradı.
-2006’da Lübnan saldırıya uğradı.

11 Eylül’ü takip eden yıllarda Amerika Orta Doğu’da 10’dan fazla ülkede askeri üsler kurmuştur. Yeni Dünya Düzeni’nin son başkenti olarak İsrail’in hükümdarlığını güven altına almıştır. Aynen Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselatu Vesselam’ın 1400 sene evvel dediği gibi.

Sonra Deccal “1 haftalık gibi 1 gün” İsrail’den hüküm sürecektir. Aynı formülü kullanırsak, 83 yılı dörde bölerek, 21 yılı ortalama elde ederiz. Bu da bizi [güneş ya da ay yılı olmasına bağlı olarak] 2020-2023 yıllarına götürecektir. O vakitte İlluminati, İsrail’in hüküm sürdüğü dünyayı “güvenlik altına” alacaktır.

[11 Eylül,1990, Amerikan senatosunda konuşma] “Bahsettiğimiz küçük bir ülkeden çok daha büyüktür, büyük bir fikirdir, yeni bir dünya düzeni.”

11 Eylül 2001 İkiz kulelerin vurulması. Bütün bağımsız araştırmalar 11 Eylül’ün içeriden düzenlendiğini ispatlıyor!

2002’de Afganistan saldırıya uğradı.
2003’de Irak[IraQ] saldırıya uğradı.
2006’da Lübnan saldırıya uğradı.

Dünya’nın ve Ortadoğu’nun sorunlarının temelinde neyin olduğunu anlıyor musunuz? Önümüzdeki her türlü anlaşma ya da savaş İsrail Devleti’nin güvenliği ya da tesisi içindir. Karşıt düşüncelerle her zaman savaşılacaktır. Deccal somutlaşıp İsrail’deki tahtına oturacaktır ve ondan sonra bizim günlerimiz gibi günlerini yaşayacaktır. Kuran’da ve Peygamberimiz Aleyhisselatu Vesselam’ın hadislerinde İmam Mehdi ve Hz. İsa Aleyhisselam’a katılacaklar gerçek zaferi elde edeceklerdir. Ancak çoğunluk ne yazık ki Deccal’ı takip edip, Deccal’ın gerçek olduğunu zannedeceklerdir. Çünkü gerçek inananlardan olmamışlardır ve işaretleri incelememişlerdir.

[Amerika Birleşik Devletleri, Haberler] “Milli başkentin açıklarında bugün camları karartılmış siyah limuzinler özel güvenlik elemanlarının katı bir denetim uyguladığı bir otele yaklaştılar. Limuzinler Kraliyet Ailelerinden kimseleri, siyasi güç aracıları ve sanayi devlerini bir hafta sürecek Bilderberg Grubu olarak bilinen gizli bir toplantıya taşıdılar.”

Dünya çapında, etki alanını genişletmek için gizliliği kullanan yekpare ve zalim bir komplonun karşısındayız. Çok büyük insan ve hammadde gücünü, siyasi, diplomatik, istihbarat, ekonomik, bilimsel ve siyasi faaliyetleri birleştirip sıkça dokunmuş, yüksek etkinlikli bir makinenin yapımına adanmış bir sistemdir. Hazırlıkları gizlenip, yayınlanmıyor. Hataları manşetlerde görünmeyip gömülüyor. Firariler, susturuluyor, methedilmiyor.

Charlie Sheen serbestçe söylüyor: 11 Eylül’ün devlet tarafından örtbas edildiğine inanıyor musunuz? Evet: %83, Hayır: %17.

Bu sistemi ne bir arada tutuyor? Elit kesim bu plana niye büyük bir bağlılıkla sadık? Çünkü bu onların dinlerinin bir parçasıdır. Çünkü görünürde Müslüman, Hıristiyan ya da Musevi olmalarına rağmen gerçekte şeytana inanmaktadırlar. Bu planlar onları sistemin en üst konumlarına yerleştirmiştir. Yoksa George Walker Bush gibi birinin sadece aklı ve cesaretiyle böyle bir konuma geldiğini mi düşünüyorsunuz? Bu liderler şeytani bir plana uymaktadırlar. Deccal’ın hâkimiyetini öne sürmektedirler. Çünkü bu dinlerinin bir parçasıdır. Eğer gerekli araştırmayı yapmış olsaydınız bu liderlerin “Bohem Korusunda” yaptıkları şeytani ayinlerden haberdar olurdunuz.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 4 hükümetin başkanlık danışmanlığı görevini yapan David Gergen yıllar evvel Washington Times’ın bir makalesinde, bir organizasyon hakkında bir yorum yapmıştı. Şimdi ise Wall Street Journal’da ve birçok değişik gazete de “Bohem Korusu” hakkında haberler çıkmıştır. Onlara “Hey ben koruda çıplak koşmuyorum” demişti. David Gergen’in “Onlar gibi koruda çıplak koşmuyorum” dediği Washington Times makalesidir. Bu ne demektir?
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones bu konuyu hatırlatır ve sorar, aralarında geçen konuşma]
[David Gergen] “Hangi alıntıdan bahsettiğinizi bilmiyorum. Böyle bir alıntıdan haberim yok. Dinleyin, ben Bohem Korusu’nun mutlu bir üyesiyim. Oraya gelenleri severim. Bunun dışında topluluktan bahsetmem uygun değildir. Teşekkürler.”
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones] “Aldırışın Yakılması” törenine katıldınız mı?
[David Gergen] “Açıkçası bunu sizinle konuşmak zorunda olduğumu düşünmüyorum.”
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones] “Öyle mi?”
[David Gergen] “Evet.”
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones] “Ben Alex Jones’um ve oraya 2000 yılında girdim. Ben bunu ortaya çıkarıp görselleri elde ettim. Milli Televizyon’da yayınlandı.”
[David Gergen] “Size bu yüzden saygı duymuyorum.”
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones] “Öyle mi?”
[David Gergen] “Evet.”
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones] “Oraya çok resmi görevli gidiyor. Kimse bilmemeli mi?”
[David Gergen] “Sizi hiç tanımıyorum. Siz ve filminiz hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Oraya bir anlaşmayla girdiniz ve bu filmle o anlaşmayı bozdunuz. Bu yüzden size saygı duymuyorum.”
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones] “Öyle mi?”
[David Gergen] “Bu filmi yapmayacağınıza dair bir anlaşmayla girdiniz oraya değil mi? Oraya bir anlaşma vasıtasıyla girdiniz değil mi?”
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones] “Hayır.”
[David Gergen] “Oraya kaçak mı girdiniz?”
[The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones] “Evet. Ayin nedir? Ayin gerçek mi? Bir ayine katıldınız mı?”
[David Gergen] “Bu sizi hiç ilgilendirmez.”

David Gergen The Alex Jones Show’un sunucusu Alex Jones’un içeriye girdiğini öğrendiğinde kızmıştır. Çünkü bu işi çok ciddiye alıyorlar. Bu okült ve gizli örgütlerinin temel özelliğidir. Okült kelimesi gizli anlamına gelmektedir. Gizlilik onların dininin bir parçasıdır. Ondan zevk alıyorlar. Ortaya çıktığında çok kızıyorlar.

“şeytanın en büyük hilesi dünyayı var olmadığına inandırmasıdır”.

Dünyamızı yöneten İlluminati’nin ve gizli örgütlerin birçok yönü ortaya çıkarılmıştır. Konuyu derinlemesine inceleyenler, dünyadaki gizli örgütleri bir araya bağlayan şeytani ortaklığı anlamışlardır. Ancak kaç insan Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin bu karanlık yolu niye takip etmeyi seçtiğini biliyor? Kaçı “tepeden bakan insanların” niye şeytanı takip etmeyi ve ona tapınmayı seçtiğini biliyor? Kimse gizliyi ya da küresel komployu onu yönlendiren gücü anlamadan anlayamaz. İşaretler her tarafta.

[“Kim ve ne dünyayı kontrol etmektedir” teorisini araştıran, BBC kanalı spor spikeri ve siyasi yazar David Icke anlatıyor] “Washington’un şehir planlarında beşgenler bulacaksınız. Washington’un şehir planında iki beşgen var. Yukarıdaki hükümet meclisi binasına aşağıdaki ise Beyaz Saray’a dönüktür. Washington’un yerleşim planını hiç incelediniz mi? Kongre binası bilindiği üzere siyasi bir bina. Gerçekte ise masonların belli bir şekle göre yaptığı bir gizli örgüt tapınağıdır. Kongre, kongre binası. Adını nereden almıştır? Çok eskiden kalma, Romalılar camiasından kutsal bir mekandan, “Capitol Tepesi”nden. Bu camianın baş rahibesi Madeline Albright dış işleri bakanı olduğunda Avrupa’da bir yere gitti. Roma, Capitol Tepesi’ne, bu durumda hac yolculuğu sayılacak bir resmi ziyarette bulundu. İsmini buradan almaktadır. Son yüzyılda George Washington’un düzgün bir heykelinin olmadığına karar verildi. Ve bir Amerikalı’ya yaptırmak yerine Floransa, İtalya’dan birine yaptırttılar. Limana geldiğinde insanlar şaşırmışlardı. Çünkü burada George Washington, Amerika’nın ilk başkanı bel üstü çıplak ve Bill Clinton’ı üzerinde bir örtüyle, bir kolu yukarı ve bir kolu aşağıya gösterir bir şekilde resmedilmişti. Ne oluyor? Bu insanların nereden geldiğini bilmezseniz açıklayamazsınız. Bunu aklınızda tutun. Kol yukarıda, kol aşağıda, bel üstü çıplak ve Bill Clinton’ın üzerinde bir örtü. İşte buradan geliyor. Eski bir tasvir, negatif gücün toplamı anlamında kullanılan ve Tapınak Şövalyeleri”nin tapındığı Baphomet sembolü. Bu yüzden George Washington’u bu şekilde resmettiler.”

Dünyamızı yöneten insanlar satanisttir! Niye dinleri gizli toplantılar ve uygulamalar üzerine kurulu? Çünkü eğer Müslüman olmayan insanlar şeytanın var olduğunu fark ederlerse o zaman cinlerin, meleklerin, peygamberlerin ve dinlerin de var olduğunu fark ederler. Niye bu gizli örgütler ALLAH yerine şeytana tapmayı seçiyorlar?

“Hıristiyan ve Yahudi devletlere baktığımızda; iyi eğitimli sınıfın, mimarlar, doktorlar, avukatlar, din adamları, borsacılar ve eğlence sektöründe çalışanlarının arasında cadı meclisi üyelerinin olması bizi şaşırtmamalı. Bunlar şeytana tapınmaktan haz alıyorlar. Ve görünürde normal hayatlar yaşıyorlar. Dünyadaki ölümlü yaşamlarını para, kadınlar ya da gezilerle daha zevkli bir hale getirmek için şeytana tapıyorlar. Dünyevi olarak her ne istiyorlarsa yapıyorlar. Şeytanın varlığından haberdarlar. Bu da onları açık bir şekilde ALLAH’ın varlığından haberdar kılıyor. Buna rağmen bilinçli bir şekilde, kör ve ahmakça bu hayatta alabilecekleri için bu seçimi yapıp, şeytana tapıyorlar! Onlarla konuşanlardan öğrenilenlere göre, şeytana tapınmada hem hislere, hem cinselliğe hem de akla hitap eden bir keyif ve tatmin olduğunu söylüyorlar. Uyuşturucu gibi.”

Biz gafiller onlardan korkarken, onlar Kutsal Kitabımız ve ALLAH’tan dehşet şekilde korkuyorlar. Yani onların en rahat şekilde yaşamaları ve güçlü olabilmeleri için hayatımızda kutsal olan her şeyi kaldırmalılar. Bu yüzden “Yeni Seküler Düzen”.

Ateistler, yani dinsizler Siyonistlerin/Masonların/Satanistlerin/İlluminatinin Seküler projesinin başarılı bir sonucudur. İslam’dan korkanlar ise Siyonist projenin başarılı bir ürünüdür! Deccal için hazırlanan bir dünyada manevi olan her şey alaya alınacaktır.

İstediğinizi söyleyin ve istediğinize inanın. Ancak “Yeni Seküler Düzen’in var olacağını unutmayın. Hepiniz de davetlisiniz!

Şimdi de etkili kişilerin arkasında nelerin döndüğünü öğrenelim.

[Masonların içine giren ve onların ayinlerine katılan Roger J. Morneau, cinlere, şeytana nasıl tapınmaya başladığını anlatıyor.] “Benimle aynı gemide çalışan bir arkadaşım günün birinde “muhteşem bir haberim var. Ölülerin ruhlarıyla konuşan insanları tanıyorum. Rahmetli annenin ruhuyla konuşmak ister misin?” dedi. Şaşırmıştım. “Rahmetli annenle konuşmaktan korkarsın değil mi?” dedi. “Bak önce biraz düşüneyim. Hayatımda hiç düşünmediğim bir şey bu” dedim. Çoğumuz düşünmemiştir ve böyle bir şeyden korkuyordur. “Suratından okunuyor. Bir seansa gitmekten korkuyorsun. Seni tanıyorum. Geleceğini biliyorum” dedi. Ondan sonra da gemideyken ne kadar cesur olduğumu söylemeye başladı. Bunun gibi şeyler. “Aynı adam değilsin, değiştin, korkaksın ” dedi. Bunu demesi yetti. “Ne zaman seansa gidiyoruz?” dedim. Bir cumartesi günü, ilk gidişimdi. Montreal’da çok güzel bir medyum bayanın evine gittik. Orada yirmi davetli vardı. Ben de onlardan biriydim. Ruhlarla konuşmaya başladı. Çeşitli insanlara ruhların söylediklerini iletti. Bir adam “6 ay önce ölen arkadaşımla görüşmek istiyorum ama onu görmek istemiyorum” dedi. Sadece konuşmak istiyordu. “Çünkü arkadaşımla benim yerime konuşmana güven duymuyorum” dedi. Medyum “ruhla irtibata geçeyim” dedi. “Ruh seninle konuşacak” dedi ve geniş bir erkek sesi mekân da duyuldu. “Merhaba Frank. Beni istemen ne güzel” dedi. Biraz konuştular. Bittikten sonra Frank “ölülerin ruhlarıyla konuşmak dünyanın en güzel şeyi” dedi. Daha sonra medyum bu gece bizi çok özel bir sürprizin beklediğini söyledi. Ruh açık bir şekilde şekil bulacaktı. Birkaç dakika bekledik. Ondan sonra büyük bir rüzgâr binaya çarptı. Duvarın içinden –ışıklar çok parlaktı- birkaç tane ayaklı lamba vardı. Bu yarı saydam varlık doğrudan duvarın içinden çıktı. Sanki kalbim bir anlık durmuştu. Çok garip bir histi. Çok güzel bir gecelik giymiş bir hanımdı. Uçuyordu. “Canım kardeşim Mary beni çağırman ne de güzel oldu” dedi. Mary bayılıp sandalyeden yere düştü. Onu kaldırdılar ve ruh kayboldu. Bu işin başlangıcıydı. Belirli bir zaman sonra insan aklının ilginç bir yanı var. Birçok dehşete alışabilirsiniz. Başlangıçta sizi korkutan birçok şeye alışabilirsiniz ve bunlar zamanla size normal ve sıradan gelecektir. Yani doğaüstüyle temas kimseyi rahatsız etmeyecek bir derece de normal ve olağan gelmeye başlıyor. Daha doğrusu yaptıkça daha az rahatsız edici oluyor. Ondan sonra bir gizli örgüte üye oldum. Ruhlara tapınıyorlardı. Seanslar o kadar sizi içine çekmiyor. Ancak eğer ruhlara tapınan bir gizli örgüte üye olursanız özellikle de üst seviye ruhlar sizi davet ettiyse oradan canlı çıkamazsınız. Arkadaşım ve ben buna bulaşmıştık ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Çok ünlü bir bando lideri de vardı. Caz müzisyeni. Çok ünlü. Bir gece onunla bir seansa katıldık. Eşi de vardı. Bir lokantadaydık. Orada oturup en sevdiğimiz alkollü içecekleri içiyorduk. Konuşurken grup şefi şunu dedi. “Ben güç istiyorum. Gücün kaynağına giderim. Sizce nasıl bu kadar ünlü oldum sanıyorsunuz?” dedi. Bende “Şanslı olmalısın.” dedim. “Şans diye bir şey yoktur. Ya sizin için çalışan bir güç vardır bir yerlerde ya da bu dünyada bir yere gelemezsiniz. Benim iş alanımda en azından.” diye karşılık verdi. Oradan da ruhlara tapınmaktan konuşmaya başladık. Bahsettiği şeyler ilgimi çekti. “Ölülerin ruhları olanlar gerçekte cinler” dedi. Cennetten kovulan şeytan ve cinleri! Bir anda söyledi. Biraz şok etti tabii. İlk defa duyuyorsunuz. Size söyleniyor. “Önünüz çok parlak çünkü gizli örgütümüzün başpapazına üstadın sizin için çok özel planları olduğunu söylemiş.” Üstat dediği şeytan! Bizde ne demek istediğini merak ettik. “Bak biz ruhlara tapınıyoruz” dedi. “Biz şeytana ve bütün cinlerine tapınıyoruz. Cennetten kovuldukları zamanki kadar güzeller. Evrende yaşayanlar arasında büyük bir yanlış anlaşılma oldu. Üstadımız yanlış anlaşıldı ve ALLAH hatalar yapan insanlarla yaptığı gibi onunla ne yapacağını bilemedi. Yani savaştayız. İyi kötüye karşı! Bizde kötü tarafız ama o kadar da kötü değiliz. İyi ve kötünün arasındaki meseleye şöyle bakıyorum. Birisi ALLAH’a inanır, biri de şeytana inanır. Siyaset gibi.” dedi. Bu örgütün üyeleri Hz. İsa Aleyhisselam’ın bu dünyaya büyük güç ve ihtişamla dönmeyeceğine inandırılıyorlar. Bu dünyanın her şeyinden vazgeçecek! Çünkü başpapaz bir keresinde “Hz. İsa Aleyhisselam’ın bu dünyadaki her şeyin kanunlar vasıtasıyla şeytanın olduğunu bildiğini” söyledi. O zaman öyle dedi. Başrahip siz yeni olanlar için ruhları memnun etmenin en iyi yolu Hz. İsa Aleyhisselam’ın ve kilisesinin her şeyini aşağılamak olduğunu söyledi. Hıristiyan ilahileri söylerler. Ancak Hıristiyan sözlerle değil. Birçoğunu değiştirdiler. İyi bir şekilde değil. Küfrün bir şekli! Rock müzik dünyasının gizemi bu. Çalanların haçları var. Küpe şeklinde haçlar, vb. küfrün bir şekli. Hz. İsa’yla alay ediyorlar. Anladınız mı? Cinler insanlara bunu yaptırıyor. Bu tip sembolleri giymekten zevk alırsınız, Hıristiyanlara Hz. İsa’yı hatırlatan haç gibi. “

Çoğu liderlerimiz bu gizli örgütlerin üyesi.

Şeytanın Avukatı filminde şeytan ne diyordu?
“-Cennette hizmet etmektense, cehennemde hâkim olmak daha iyi demek değil mi? Niye olmasın? Bu iş başladığından beri buradayım. İnsanın ilham aldığı her hissini tatmin ettim. Ne istediğiyle ilgilendim ve insanı asla yargılamadım. Neden? Çünkü bütün eksikliklerine rağmen ben onu hiç reddetmedim. İnsanın hayranıyım. Ben bir hümanistim. Belki de son hümanist. Aklı başında olan kim, 20. yüzyılın benim olduğunu reddedebilir? Hepsi. Hepsi benim. Tepedeyim. Artık benim vaktim. Bizim vaktimiz. [Filmde, bu konuşma damalı yüzey üzerinde yapılmaktadır]

[Masonların içine giren ve onların ayinlerine katılan Roger J. Morneau anlatıyor]
Başrahip “Hayatımın üstadı size “Tanrılara” ibadet odasını göstermenin vaktini geldiğini ilham etti.” dedi. Şekil bulan cinlerin fotoğraflarını çekip resimlerini yaptılar. Belki de yüzlerce vardı. O odaya girdiğimde bu insanların güce sahip olduklarını hissettim. Hem de oldukça çok güce sahip olduklarını hissettim. Hem ilgimi çekti, hem çekmedi. Karışık duygularım vardı. Çünkü belirli bir yere kadar her şey bize güzel gözüküyordu. Kulağımıza güzel geliyordu. Ancak ben Hıristiyan bir ailenin içinde yetiştirildim. Babam eğer kötü şeyler yaparsam hesabını vereceğimi söylerdi. Bu dünyada her şeyin bir karşılığı var. Bu düşünce aklıma yerleşti. Bu cinlerle uğraşırken nerede hesabını vermeye başlayacağımızı düşündüm. Bu durum beni biraz gerdi. Buna rağmen devam ettim. Bize “bu işten çıkış yok!” deniliyordu. Öyle biliyorduk. Korktuğumuz için ilerliyorduk. Korktuğumuz için çünkü başpapaz üstadın hayatımız için özel planları olduğunu söylüyordu. Kimse örgüte cinler tarafından çağırılmadan giremiyordu. Bu oldukça açıktı. Gerçekte çok güçlü cinler tarafından seçkin ve özel bir insan topluluğuna davet edilmiştim. Montreal’daki bu insanlar, papazın bahsettiği örgüt, dünya çapında binlerce cinlere tapan örgüt olmasına rağmen, bu örgütün “elit” olduğunu söylüyorlardı. Biz üstat ve melekleri hakkındaki gerçeği biliyorduk. Şeytani gözükmüyorlar, çok güzel varlıklar ve tapınaktaki resimlerde de öyle gözüküyorlardı. Şükür celselerinde birçok başarı hikâyesi anlatılıyor. “üstat[şeytan] benim için şunu yaptı, bunu yaptı.” deniliyor. Çok uzun sürmeden papaz bize ‘artık cinlere güvenmemiz gerektiğini ve bizim için bir şey yapma hakkını vermemizi’ söyledi. Bir takım hediyelerden seçim yapabiliyorduk”

Bu adamın neler açıkladığını anladınız mı? Bu fenomen yeni mi? Medeniyetin başından beri olmaktadır. Bu ruhlar/ifritler nelerdir?
Onlar cinlerdir ve Kuran’da, İncil’de ve Tevrat’ta [ifrit, cin ya da düşen melekler olarak] açıkça belirtilmektedir. İnsanlar devirlerdir dünyevi karşılıklar için onların vesveselerine kanıyorlar. Şeytan sadece vaat eder. Sürekli vaat eder. Şeytana ve cinlerine veriyorsunuz. Küfre giriyorsunuz. Şeytana tapanlarda Küfre girenlere dünyadan çıkar sağlıyorlar, Küfre girenlerde, bu gizli örgütün üyeleri de bunu şeytan ve cinlerinin sağladığını sanıyor. Şeytana tapınmaya devam ediyor.

Bu fenomene o kadar sık rastlanıyor ki, artık her yerde görülüyor. Her şeyde! Müzik, filmler ve çizgi filmler de bile!

Hayali eğlence olarak izlenilen şeylerde ne kadar çok gizli bilginin verildiği sizi şaşırtacaktır. Alaattin’in sihirli lambasını bilmeyeniniz yoktur. Ünlü mavi cin! Mavi cin Alaattin’i kendine çekmek için ne diyordu?
“Usta. Elinde neyin olduğunu anlamıyorsun galiba? Bırak seni imkânlar konusunda aydınlatayım.”

Arapça’da “Genie” ya da “jinni” cin’in tek kelimelik halidir.

Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inancına göre ifritler/düşmüş melekler daha doğrusu cinler boyutlar arası iletişim ile güç kazanırlar. Kendilerine İlluminati diyorlar çünkü bu gizli bilgiyle aydınlandıklarını sanıyorlar. Bu küresel komplonun temel taşıdır.

[Masonların içine giren ve onların ayinlerine katılan Roger J. Morneau anlatıyor] “Papaz bize artık cinlere güvenmemiz gerektiğini ve bizim için bir şey yapma hakkını vermemizi söyledi. Bir takım hediyelerden seçim yapabiliyorduk”

[Alaattin’in Sihirli Lambası çizgi filminde mavi cinin şarkısı]
“Ali Baba’nın 40 haramisi vardı. Şehrazat’ın 1000 hikâyesi vardı. Usta şanslısın çünkü kollarında asla aksamayan bir büyü var artık. Artık güçlerin var. Kampında güçlü silahların var. Sadece lambayı ovman lazım ve ben “Sayın Alaattin ne istersiniz” derim. “Emrinizi alayım. Benim gibi bir ‘arkadaşın’ asla olmadı. Hizmetle övünürüz. Sen patronsun, kralsın, şahsın.”

“Benim gibi bir arkadaşın asla olmadı” anladınız mı? Çocuklarımıza neler gösteriliyor anladınız mı?

Çizgi filmde mavi cin, ateş saçan ejderin içinden Alaattin’e kırmızılı kadınları sunuyor. Ondan sonra mavi cin Alaattin’e anlaşmayı gösteriyor. Dünyevi zevklerle onu çekiyor. Bütün dünyevi istekleri böylece karşılık bulabiliyor.

İlluminati’nin dünyevi güç merkezlerini nasıl elinde tutuyor? Şimdi Elit’in nasıl aydınlandığını ve güçlerini neyin temel aldığını anlıyor musunuz? Her zaman şeytana taptıklarını anlıyor musunuz?

“Bazı cinlerin, evliya ya da Resul ve Nebilerin, dolayısıyla Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın kılığında görünmelerine gelince. Cinlerin şeytani vasıflı olanları, bu şahsiyetlerin suretlerine girerek bazı insanlara somutmuşçasına, gerçekmişçesine rüyalarda, sekaret halinde ya da bizatihi görünebilmekte ve onları akla hayale gelmedik şekilde kandırabilmektedirler.

Oysa bu suretler, gerçekten de Resul, Nebi ve Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’a ait değildir. Çünkü şeytanlar, onların gerçek suretlerine giremezler. Onları, zaten gören, tanıyan olmadığı için de şeytanlar, kişilerin kendi zanlarına göre o insanlarmış gibi görüntü vermektedirler.

Resullerin, Nebilerin ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in orijinal suretlerine ise, ancak melekler girer ve sisteme ve hakikate dayalı olarak gereken bilgileri, işlemleri yaparlar. Buna karşılık şeytanların görüntü verdiği güya kutsal şahsiyetler ise, her zaman Kuran ve sünnete, hakikate ve sisteme ters düşen bilgiler vermekte ve o doğrultuda davranışlar sergilemelerini temin etmektedirler.”

Kim herhangi bir canlının resim ve heykelini yaparsa, o kıyamette bu yaptığına can ver diye teklif olunarak azap olunur. Hâlbuki ona can vermesi mümkün değildir.
[Buhari, Ta’bir, 45]

İbn-i Ömer Radıyallahu Anh rivayetine göre Rasulullah Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu: “Bu resim ve heykelleri yapanlar kıyamet günü ‘bu yaptıklarınıza can verin bakalım’ diye azap edileceklerdir.”
[Buhari, Büyü, 40; Müslim, Libas, 96]

Kıyamet günü azabı en şiddetli olanlar resim ve heykelleri yapanlardır.
[Buhari, Libas, 89]

Ebu Hureyre Radıyallahu Anh rivayetine göre Rasulullah Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu:
“ALLAH [c.c.]: ‘Benim yarattığım gibi resim ve heykel yapmak suretiyle yaşatmaya kalkışandan daha zalim kim vardır? Haydi bir zerre kadar karıncayı yahut bir hububat tanesini veya bir arpa tanesini yoktan var etsinler bakalım. Ne mümkün?’ buyurdu!”
[Buhari, Libas, 90; Müslim, Libas, 101]

Said Bin Ebi’l-Hasen’den rivayet edilmiştir:
“Bir adam, Abdullah İbn-i Abbas Radıyallahu Anh’a gelip ona:
‘Ben şu suretleri yaparak geçimimi ondan sağlayan bir adamım. Onlar ve sanatım hakkında bana bir fetva ver!’ dedi. Abdullah
İbn-i Abbas Radıyallahu Anh, o adama: ‘Bana yaklaş dedi!’ dedi. Adam da Abdullah İbn-i Abbas Radıyallahu Anh’a yaklaştı.
Sonra yine o adama:
‘Bana yaklaş!’ dedi. Adam da yaklaştı. Nihayet elini onun başının üzerine koyup:
‘Sana Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’dan dinlediğim bir hadis-i haber vereceğim. Ben, Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ı: <Her ressam cehennemdedir. ALLAH, ressamın yaptığı her surete kıyamet gününde hayat verecek ve o canlı suret de cehennemde kendini yapan sahibine azap edecektir.> buyururken işittim’ dedi.”
[Sahih-i Müslim, 1938. hadis]

Hazreti Ali Kerremullahi Vechehü ‘den rivayete göre; Aleyhisselatu Vesselam şöyle demiştir: ALLAH Rasulü Aleyhisselatü Vesselam cenazede idi: “Hanginiz yolda kırılmadık bir put, yerle bir kılınmadık bir kabir, bozulmadık bir resim bırakmadan Medine’ye gider?” diye sordu. Bir adam: “Ben, ey ALLAH’ın Rasulü!” diye cevap verdi.. Ali Kerremullahi Vechehü dedi ki: “Medineliler korktu. Adam yola koyuldu. [bir süre] sonra dönüp: “Ey ALLAH’ın Rasulü, kırılmadık put, yerle bir edilmedik kabir, bozulmadık resim bırakmadım.” dedi. Sonra Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurdu:
“Kim bu sanatlardan birine tekrar dönerse, o kimse Muhammed’e indirilene küfretmiştir.”
[Ahmed Bin Hanbel; Fıkhu’s-Sunne, Seyyid Sabık]

Melekler, içinde köpek ve resim, heykel olan eve girmezler.
[Buhari, Libas, 94)

Ahir zaman geldiğinde, ümmetimin erkeklerine, peştemalla bile olsa hamama girmeleri haram olur,” dediler: “Ya Resulallah, bu nedendir?” buyurdu ki: “Zira onlar çıplak insanların üzerine girerler veya onların üzerine çıplak insanlar girer. Emin olunuz ki, ALLAH [c.c.] bakana da kendisine baktırana da lanet etmiştir.
[Ravi: Hz.zahri Radıyallahu Anhuma, Ramuz El E-Hadis/Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi]

Melekler, içinde köpek ve resim heykeli olan eve girmezler.
[Buhari, Libas, 94]
Hadisi Şerifinden yola çıkarak konu değerlendirildiğinde ve aşağıdaki 3 paragraftaki bilgiler dikkate alındığında:

“Bazı cinlerin, evliya ya da Resul ve Nebilerin, dolayısıyla Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın kılığında görünmelerine gelince. Cinlerin şeytani vasıflı olanları, bu şahsiyetlerin suretlerine girerek bazı insanlara somutmuşçasına, gerçekmişçesine rüyalarda, sekaret halinde ya da bizatihi görünebilmekte ve onları akla hayale gelmedik şekilde kandırabilmektedirler.

Oysa bu suretler, gerçekten de Resullere, Nebilere ve Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’a ait değildir. Çünkü şeytanlar, Resullerin, Nebilerin ve Resulullah Aleyhisselatu Vesselam’ın gerçek suretlerine giremezler. Resulleri, Nebileri, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’i zaten gören, tanıyan olmadığı için de şeytanlar, kişilerin kendi zanlarına göre Resullerdeni Nebilerden biriymiş gibi ya da Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz”miş gibi görüntü vermektedirler.

Resullerin, Nebilerin ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in orijinal suretlerine ise, ancak melekler girer ve sisteme ve hakikate dayalı olarak gereken bilgileri, işlemleri yaparlar. Buna karşılık şeytanların görüntü verdiği güya kutsal şahsiyetler ise, her zaman Kuran ve sünnete, hakikate ve sisteme ters düşen bilgiler vermekte ve o doğrultuda davranışlar sergilemelerini temin etmektedirler.”

Resullerin, Nebilerin ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in orijinal suretlerine ise, ancak melekler girer, açıklaması doğrultusunda; “Melekler, içinde köpek ve resim, heykel olan eve girmezler.” [Buhari, Libas, 94] Hadis-i şerifi doğrultusunda, evlerde televizyon, resim, biblo, en basitinden üzerinde resim olan para [olmazsa olmazlarımızdan] varsa eğer, melekler bu şekilde ortamlara giremezler. Yaşadığımız zamanda kendi yaptıklarımızla meleklerden mahrum olduğumuz düşünüldüğünde; Resulleri, Nebileri, Evliyaları ve Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’i biz görmediğimiz ve görüntülerini bilmediğimizden cinler ve şeytanlar insanları kandırabiliyorsa; şeytana tapanlara cinlerin ne kadar kolay görünüp, şeytana tapanlara neler anlatacaklarını ve ne şekilde yönlendireceklerini bir düşünün bakalım!


Eş zamanlı Vizyona giren filmler.
Firavun Tanrı “Horus”
Annunaki Tanrıları
Yeşil Firavun
Firavun Tanrı Anubis
Tüylü Yılan Maya Tanrısı Kukulkan
Yunan Tanrıları
Mavi Hindu Tanrıları
Mavi Tanrı ve Kutsal Yılan
Mavi Bebek Krişna [damalı yüzeyde]
Vb.

Ve yakın dönemde Vizyona giren filmler
Yeşil Uzaylılar
Şekil Değiştiren Sürüngenler
Dünya Dışı Varlıklar
Mutantlar
Tehlikeli Tür
Vb.

Kültürünüze uygun yapılmış şekiller. Anlıyor musunuz? Aynı aldatma, değişik çağ. Hepsinin temelinde cinlerin yönlendirmesi var!

[İngilizce Şarkı] “Ben şişedeki bir cinim bebeğim. Hadi, hadi çıkar artık beni.”

Damalı yüzey ve Putlar

İnsanlar gibi cinlerin de iyisi ve kötüsü var. İmanlı ve ALLAH’a inananları var. İmansız ve şeytana kulluk edenleri var. Nerde varlar? İçimizde!

Her insanın iki şeytanı vardır. Bu şeytanlar, en büyük şeytan iblise bağlıdır. Şeytanın emir komutasında, kişiyi şerre sevk eden bu şeytanlar, kişinin nefsi ve ahlakına göre şekillenmişlerdir. Bunlar kişinin damarlarında dolaşarak, kişiyi kendilerine bağlarlar. Şuuru bunların elinde olan kişi, faydalı, nurlu ve sevaplı amelleri kötülük, kötülüğü de faydalı, nurlu ve sevaplı amel olarak görmeye başlar. Bu şeytanlar şayet iman etmişlerse, kişiyi faydalı, nurlu ve sevaplı amellere sevk ederler. Şeytanın emir komutasından çıkanlar, şeytanın bir yalancı, sahte, aciz olduğunu söylerler.

Her insanın içinde vesvese veren iki şeytan, iki cin vardır!

Cinlere tapınanlar ya da cinlerle çalışarak aldananlar cinlerin üstadı şeytanın planına hizmet etmektedirler. Büyük bir iş ya da küçük bir işle.

Dünya da bilerek cinlerle iletişime geçen ya da iletişime geçmeye çalışanlar gibi cinlerin de amacı aynıdır. Falcılara, cadılara, iyileştiricilere, hipnozculara, büyücülere ve sıradan halka telkinlerde bulunurlar.

Şeytan Âdemoğlunun damarında kan dolaşır gibi dolaşır.
[Ravi: Hz. Safiyye Radıyallahu Anha, Ramuz El Ehadis/Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî, Sayfa 102]

[Masonların içine giren ve onların ayinlerine katılan Roger J. Morneau anlatıyor]
“Adaklar putların tapınma odasında yapılmaktadır. Eski tarih hakkında bilgi verecek çeşitli cinlerle iletişime geçmek için bir trans-medyum kullanılmaktadır. Adam öyle duruyordu. Gözleri döndü ve yarım saat öyle durdu. Cin adamın vasıtasıyla konuştu. Danışman cin “Ne bilmek istiyorsun?” dedi. Orada bulunan insanlardan birinin sorusunu ona iletti. Sesi ve her şeyi değişti. Sesi tamamıyla değişti. Kendini ruhani bir öğretmen olarak tanımladı. Ruhani bir danışman olarak tanımladı. Sonrada soruyla ilgili bütün olayları anlatmaya başladı.”

Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inancına göre cinler ile iletişime geçmek kolay bir şey değil. Belirli tarihlerde belirli enerjilerin çıkması için belirli ritüeller yapıyorlar. Bu ritüeller tiksindirici davranışlar, kurban ve kan dökülmesi üzerine kurulu. Kurbanlar sözde boyutlar arası kapılar “Yıldız Kapıları” açıp öbür boyutun en güçlü cinlerini çağırıyor. Boyutlar arası seyahat ve iletişim belirli yerlerde belirli ritüeller sayesinde oluyor. “Putlara Kurban Etme” işte budur! Her zaman cin çağırmakla alakalı! Masonlara/Siyonistlere/Satanistlere/İlluminatiye göre bu “kutsal” bölgeye ya da enerji ağına girebilmek için kan dökülüyor.

Maya Putu Kukulkan Filminden bir bölüm: “Bu günler büyük yasın günleri. Toprak susuyor! Ekinlerimize büyük bir veba musallat olmuş. Hastalıklar istediği anda bizi yok ediyor. Büyük Kukulkan [Maya putu]! Bu kurbanla seni memnun edelim. Büyüklüğünü gösterelim. İnsanlarımız gelişsin. Dönüşüne hazırlansın. [Kurban’a söyleniyor] “Savaşçı, korkusuz ve istekli! Kanınla dünyayı yeniliyorsun!” Dönemden döneme. Sana şükürler olsun. Kukulkan’ın kalbi! [filmde biri kurban ediliyor ve kalbi sökülüyor.]

Bu bugün yok mu sanıyorsunuz?

Yeni döneme giren her lider günümüzde aynı ritüeli uygulamaktadır.

Damalı yüzeyin ne olduğunu bilmek istiyor musunuz? Damalı yüzey Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inanışına göre boyutlar arası seyahatin simgesidir. Matrix Filminde Neo karakteri ancak damalı yüzeyde yürürken bu dünyadan ayrılıp Morpheus’u ziyaret edebiliyor. Ancak o zaman ”kapılar” açılıyor. Onlar seyahatin aracı.
Bir tarafta ışığı temsil eden bir sütun var. Öbür tarafta da karanlığı temsil eden bir sütun var. Merkezde ise hayvanları ve başka canlıları kurban ettikleri alan var. Bir tarafta ışığı temsil eden sütun, diğer tarafta karanlığı temsil eden sütun var. Işık bizim dünyamızı temsil ediyor. Karanlık cinlerin dünyasını temsil ediyor. Damalı yüzey ise iki dünyanın birleşimini temsil ediyor. Bütün mason ritüellerinin damalı yüzeyde yapılması gerekiyor. Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inancı budur!

Ancak bu sadece temsili, ritüeller asıl kapıları açıyor.
Yüzyıllardır İlluminati damalı yüzeyde şeytana tapındı ve şeytanı, cinleri çağırdı.

Masonların çektiği filmlere göz atalım. “Düşmüş Melekler”, “Tanrılar”, “Gri Uzaylılar”, “Şekil Değiştiren Sürüngenler”, vb.
Aslında filmlerde kullanılan görüntülerin hepsi, cinlerin girmiş olduğu şekillerin resmedilmiş hali. Hepsi Yeni Dünya Düzeni’ne uygun davranıyorlar.

Northamptonshire ve Huntingonshire’da Masonluk.

Masonlar Amerika Birleşik Devletleri Kongre Binası’nın önünde, halkın gözü önünde şeytan için bir rütüel yaptılar damalı yüzey üzerinde.

İlluminatinin büyük planı nedir? Bütün dönemlerin, geçmişin ve şu anın aldatmacası. Her çağ için farklı bir plan vardı ancak hepsi aynı hedefe yönelikti. İnsanı ALLAH’tan ve gerçekten uzaklaştıran aldatma.

Doğrudan Şeytandan geldiğini iddia edilen planları Roger J. Morneau’nun nasıl anlattığına dikkat edin.
[Masonların içine giren ve onların ayinlerine katılan Roger J. Morneau anlatıyor]
“Takip edeceğimiz 3 tane ilke var. Şeytan, ‘insanların şeytanın ve cinlerinin olmadığına inandırmalıyız’ dedi. Bu üç ilkeden ikincisi insanların akıllarına hükmetmenin bir yolu olan hipnotizmi gizlilikten çıkarıp insanlığın yararına yeni bir bilim olarak sunmaktı. Hipnotizmi gizlilikten çıkarıp insanlığın yararına bir bilim olarak tanıttıklarında ünlüleri, öğretmenleri, kabiliyetli insanları harika şeyler yaptırarak, örneğin; sözüm ona insanları zamanda geri gönderip önceki hayatlarını göstererek kullanacaktı. Tabii seans bittiğinde söz konusu kişi eski tarih hakkında hiçbir şey bilmeyecek ve transta bahsettiği kişiler 2000-4000 sene evvel bir şeyler yapmış olacaktır.” [Yani insanlar bu sayede eski tarihlerde olan olayları düzgün anlatan cinler tarafından kullanılacaktı. Bu olağan çünkü cinler binlerce sene yaşarlar.] Ancak bu İlluminatinin planıydı. Bu sayede toplumda büyük aldatmaya karşı güven uyandıracaklardı. Mistisizmle insanları dinden uzaklaştıracaklar. Üç ilke şunlar yani: Şeytanın ve cinlerinin var olmadığını insanları inandırmak. İkincisi insanların akıllarını ele geçirmek. Üçüncü ilke kutsal kitapları yakmadan yok etmek! Kutsal kitapları yakmadan yok etme planı çok ilginçti. Büyük konsül toplantısından sonra şeytanın Charles Darwin’e birebir evrim teorisi ilkelerini dikte edeceğine karar verildi. Kovulmuş şeytan tarafından eğitim aldığı söylendi. O zaman da şeytan ve cinler; eğer bir insan evrim teorisine inanırsa hayatında kutsal kitapların yaratılış haftasını, insanın düşüşü ve kurtuluş isteğini tamamıyla yok edeceğini anlıyorlardı. Evrim teorisini öğreten her kimse o dini inanışın önemli bir rahibi sayılıyordu. Bu teorinin her öğreticisi cinler tarafından önemli bir kişi olarak algılanıyor ve şeytanın kendisi tarafından ona özel bir karşılık ayrılıyor. Birisini inandırarak ruhani körlük, ikna ve dönüştürme ile büyük güç elde ettiklerine inanıyorlar.”

Charles Darwin’in yazdığı kitaplar: İnsan Tanrı’yı mı yarattı? Tanrı Yanılgısı, Büyük aldatma: Tanrı Yoktur,

Büyük gerçek: evrim teorisi şeytanın vesvese ve telkinleri sayesinde insanlara anlatıldı.

[Masonların içine giren ve onların ayinlerine katılan Roger J. Morneau anlatıyor]
İlluminatinin dünyanın çoğunluğunu elde edecek asıl büyük planlarına gelince; İyi ve kötünün savaşının sonunda birçoğunu yanlarına çekecekler. Özgün bir şekilde yapılacak. İnsanlar bu fikirleri yutacak. Çünkü cinler kendilerini uzak gezegenlerden ve galaksilerden gelen ve onları dünyanın yok oluşuna karşı uyarmaya gelen varlıklar olarak tanıtacaklar. Dikkat edilip ciddi bir önlem alınmazsa bu gerçekleşecek.
1. planları: Cinler kendilerini dünya dışı gösterip bu fikre sizi inandırmak için her şeyi deneyecekler.
2. planları: İslam’ı bitirmek. İçeriden gerilim yaratacaklar.
3. planları: Yeni Dünya Dinini tanıtacaklar. O din ne olacaktır? İnsanın ilah olduğunu anlatan bir din, insanın ilah olduğunu anlatan bir inanç.”

“The Secret” kitabının ne hakkında olduğuna değinelim. Kendi tanımıyla bir medyum tarafından yazılmıştır. Aynı gizli örgütler tarafından sizi aldatmak için finanse edildi. Ancak gerçek sırları nedir? Neyi bilmememizi istiyorlar? Bu gizli örgütlerin temelinde Kabala yatıyor. Matematik ve sayıları kullanarak bir bilgiyi şifreleme yöntemidir. Gizli örgütler üyeleri bildiklerini herhangi bir dilde yazmaya cesaret edemediler, bildiklerini korudular. Çünkü birisi çalabilirdi ve sır yayılırdı. Bu bilgiyi alıp, gizlediler. Bu şifreleme sisteminin, bir yanı matematik ve sayılar, diğeri ise mimaridir. Niye masonlar isimli bir yardımlaşma derneği var diye düşündünüz mü? Duvar ustaları değiller miydi? Tabii ki duvar ustalığı yapıyorlar. Yaptıkları her duvarda sır saklı ve devirler boyunca binaların mimarileri ve ölçüleri, matematik ve geometrik formüller, yüksekliği ve genişliğinde bu sırrı gizlediler.

Bismillahirrahmanirrahiym. Kuşkusuz, göklerde ve yerde, iman sahipleri için sayısız ayetler vardır. Ve sizin yaratılışınızda, her yana yaydığı canlılarda, kesinliği yakalayan bir topluluk için ibretler, işaretler vardır. Göklerde ne var, yerde ne varsa tümünü, ALLAH’tan bir lütuf olarak size boyun eğdirmiştir. Bunda, derin derin düşünen bir topluluk için elbette ibretler vardır. Sadakallahül-Aziym.
[Casiye Suresi, 3, 4, 5. ayetler]

Birçok kişi “Eğer ALLAH [c.c.] varsa niye bu kadar çok savaş, acı, nefret, keder var?”
diye soruyor. ALLAH [c.c.] insana, insanlığını en değerli yaratılanlardan biri olarak yapabilmesi için en büyük hediyelerden birini verdi ve en büyük sorumluluklardan birini. Akıl!

İnşa edilen binalar, ülkeler insan yapımı. Şelaleler, ırmaklar ALLAH [c.c.] yapımı.
Ağaçlar ve ormanlar ALLAH [c.c.] yapımı. Aç çocuklar ve para insan yapımı.
Deniz, balıklar ALLAH[c.c.] yapımı, balık katliamları insan yapımı. Nehirler, kayalıklar, dağlar ALLAH [c.c.] yapımı, yangınlar insan yapımı. Sevgi ALLAH [c.c.] yapımı, çocukları öldürmek insan yapımı.

İkisi arasında açık bir fark var. Farkı öğrenin. Davranışlarımızdan sorumlu olmanın vakti geldi. ALLAH [c.c.] bize aklı verdi.

Bismillahirrahmanirrahiym. Ey insan! Seni engin kerem sahibi Rabbine karşı aldatan nedir? Rabbin seni yarattı, düzgün hale koydu, ölçü ve ahengi tam bir varlık olarak şekillendirdi. Sadakallahül-Azıym.
[İnfitar Suresi, 6, 7. ayetler]

Bismillahirrahmanirrahiym. Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık. Sadakallahül-Aziym.
[Tin Suresi, 4. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. Öyleyse Rabbini, o büyük adıyla tesbih et. Sadakallahül-Aziym.
[Hakka Suresi 52. ayet]

Ancak hala çoğu reddeder. Bu gerçeği nasıl reddederler?

ALLAH, din ve insanlık hakkında günümüz kuramlarını okudunuz mu? Ortak yanlarını fark ettiniz mi? “Tanrı Yoktur”, “Tanrı Kendini Oluşturan Bir Hayaldir” “Siz Bir ilahsınız” “Bilinciniz Vasıtasıyla siz ilahsınız” “Maymunlardan Evrimleştiniz” “İstediğinizi Yapın”, vb. kuramları öne sürerler, insanlara anlatırlar.

“Kutsal kitaplarınızdaki mucizelerin ardında uzaylılar vardı”, “Genetik olarak uzaylılar tarafından yaratıldınız”,vb.
İlluminati, dini bir kontrol aracı olarak kullanmıştır!

Bu bahsedilenlerden herhangi birisine inandıysanız dünyevi bir hedefin tuzağına düşmüşsünüzdür. Bu planın amacı sizi gerçeğe kör etmek ya da uzak tutmaya çalışmaktadır. Bu plan ALLAH’ı hayatınızdan uzaklaştırıp sizi dünyevi zevkler ve kazançlara çekmektir. Ancak ahiret hayatı yerine dünya hayatına odaklandığınızda İlluminatinin denetlenen bir kuklası olmaktasınız. Deccal’ın dünyası zevk ve tüketim üzerine yapılanmıştır. Bu yüzden şeytani dinin birinci kuralı “istediğinizi yapındır.” Eğer din insanlık, uzaylılar ya da İlluminatiler tarafından bir denetim aracı olarak kullanıldıysa çok tanrılı dinler niye hiç mücadeleyle karşılaşmıyorlar? ALLAH’ın [c.c.] gönderdiği peygamberler ve kutsal kitaplar niye hep gücü elde tutanlar tarafından saldırıya uğramıştır? Niye sadece ALLAH’ın [c.c.] gerçek peygamberleri İlluminati/Elitler tarafından saldırıya uğramıştır? Çünkü ALLAH’ın [c.c.] gönderdiği peygamberler ve kutsal kitaplar insanlığı haksızlıklardan ve yanlış yönetimlerden kurtarmaktadır. Bu da gücü elde tutanlar için en büyük tehdittir.

Dünyanın çok tanrılı dinlerine baktığımızda “yönetimi ve gücü elinde tutanlar” hiç biriyle mücadele etmemiştir!

Bu dinlerden hiç biri gücü elde tutanlarla mücadele etmemiştir. Böylelikle hangi dinlerin İlluminati/Elitler tarafından oluşturulduğunu anlıyoruz. ALLAH [c.c.] Hz. Adem Aleyhisselam’dan Hz. Muhammed Aleyhisselatu Vesselam’a kadar aynı mesajı göndermiştir!
Günümüzde niye bu kadar çok farklılık vardır?

Niye ALLAH’ın gönderdiği kutsal kitaplara inananlar arasında birliktelik yoktur? Neden aynı dinin mezhepleri arasında bile birlik yoktur?

ALLAH’ın [c.c.] göndermiş olduğu kutsal kitaplar insan tarafından oluşturulmamasına rağmen her biri istismar edilmiştir. Nasıl istismar edildiklerini görmek için ALLAH’ın [c.c.] gönderdiği kutsal kitapların başlarına neler geldiğine bakalım. Farklılıkların nereden geldiğini görelim.

Tevrat’la başlayalım.
Yahudilerin Krallığı kimin tarafından yok edildi? Nebukadnezar. Babil Krallığı kutsal topraklarda ki Yahudi krallığını yok etti ve Yahudi Krallığını böldü. Sadece bölmekle kalmayıp, onları Irak[IraQ] ve Babil’e köleler olarak götürdüler. Onları Babil’e geri götürdüler. Yahudiler böylece Allah’ın dininden uzaklaştırıldılar. Yazıtlarından uzun bir süre uzak tutuldular. Babillilerin etkisi, diktası, baskısı ve hükümdarlığı altında kaldılar. Hz. Musa Aleyhisselam’ın dininden sapmaların çoğu burada, Babil’de yapılmıştır. “Talmud nerede ve kim tarafından yazılmıştır?” Babil’de bulunan 70 haham tarafından yazılmıştır. Şu anki Yahudilerin merkezi odak noktası ve kanunu olmuştur. İnsan yapımıdır! Tevrat’ı bırakıp Talmud’u takip etmişlerdir. Talmud, Babil rejimi ve çevresi etkisinde kalan hahamlar tarafından yazılmıştır. Talmud, Kudüs ve Süleyman Mescidi hakkında çeşitli planlara odaklanmıştır. Bu planların amaçları gizli örgütlerin oluşum ve amaçlarına güçlü bir biçimde bağlıdır. Süleyman Aleyhisselam’ın bu kötü planlarla bağı yoktur. “Süleyman’ın Tapınağı” diye bir şey yoktur. Mescidi Yakup Aleyhisselam yapmıştır. Süleyman Aleyhisselam Krallığı sırasında mescidi genişletmiştir. Bir tapınak değildi. Bir mescitti. Süleyman Aleyhisselam Mescidi Aksa’yı ALLAH adına genişletti. Her peygamber sonra gelecek peygamberleri ve birbirlerini tamamlayan kitapları onaylamasına rağmen bozuk liderler her zaman gerçekle mücadele etmişlerdir.

Bismillahirrahmanirrahiym. Allah katından kendilerine, ellerinde bulunanı tasdik edici bir resul geldiğinde, kitap verilenlerden bir grup, Allah’ın Kitabı’nı hiç bilmiyorlarmış gibi arkalarına attılar. Sadakallahül-Azıym.
[Bakara Suresi, 101. ayet]

Allah’ın Kitabı’nı arkalarına attılar. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam geldiğinde Resulullah’ı takip etmek istemediler. Neyi takip ettiler? Süleyman Aleyhisselam’ın Harut ve Marut’tan aldığı kitabı takip ettiler. Bu kitabın içeriği nedir? Şeytanlar insanlara büyüyü öğrettiler. Şeytan ve cinleri Süleyman Aleyhisselam zamanından önce ve Süleyman Aleyhisselam’ın hükümdarlığı zamanında insanlara büyüyü öğrettiler. Bu ayetin tefsirinde Süleyman Aleyhisselam’ın şeytanların insanlara büyü öğrettiğini öğrendiği söylenmektedir. Bütün kılavuzları ve kitapları şeytanların ve insanların ellerinden aldı ve büyü yapan ya da öğreten herkesin idam edileceği kanununu koydu. Bütün kitapları ve kılavuzları alıp tahtının altına gömdü. Gerçek budur!

Şimdi gizli örgütlerin büyük planlarını, yani niye “Süleyman Aleyhisselam’ın Mescidi’ni” yeniden canlandırıp, neden Mescid-i Aksa’nın altını kazıp “gömülü hazineyi” geri almaya çalıştıklarını biliyoruz. Bu hedefe ulaşmak için hiçbir şey onları durduramayacaktır. Bu mescidin etrafında büyük bir komplo vardır. Filistin sizce gerçek barışı tadacak mı? Küresel komplonun merkezindedir. Yavaşça Deccal’ın gelişine hazırlanılmaktadır. Çoğumuz Mescid-i Aksa’yı bilmiyor bile ve bu bir tesadüf değildir. Bütün televizyonlarda Mescid-i Aksa yerine Kubbet-üs Sahra gösterilir. Yani Kubbet-üs Sahra Mescid-i Aksa olarak gösterilmektedir.

Müslüman ya da Avrupa medyasında Mescid-i Aksa’dan bahsedildiğinde hep Kubbet-üs Sahra gösterilir. Böyle düşünmek için yönlendiriliyoruz. Gerçek Mescid-i Aksa yok edildiğinde farkında bile olmayacağız. Farkı bilmek hepimizin görevidir. Bunları okuduğunuz sırada planları ilerliyor ve Mescid-i Aksa’nın altını kazıyorlar. Mescid-i Aksa’nın yok oluşu Mehdi Aleyhisselam’ın gelişinin büyük ve son alametlerinden biridir!

Süleyman Aleyhisselam’ın Mescidi’ndeki gömülü hazinenin alınmadığını mı sanıyorsunuz? Bugün yapılan kazılar bu hazineye ulaşmak için mi? Hayır! Bugün yapılan kazıların amacı bu değildir! O hazine yüzyıllar evvel bulunmuştu. Kimin tarafından biliyor musunuz?

Birinci Haçlı Seferinin Şövalyeleri Süleyman Aleyhisselam’ın Mescidi’nde gizli kasalar bulmuşlardı. Şövalyeler bu hazinenin bir kişi için çok büyük olduğunu düşündüler. Bir kral için bile çok büyük bir hazineydi. Hazineyi Avrupa’ya getirdiler ve Tapınak Şövalyeleri adını aldılar. Gelecek yüzyıllarda Avrupa dışına kaçırdılar. Büyük tapınağın inşacıları onuruna Masonlar adı altında yeni bir cemiyet kurdular.

Süleyman Aleyhisselam’ın Mescidi’ni inşa edenler kimdi peki? Amerika’nın kurucuları gibi masonlar bize bunun gibi ipuçları bıraktılar. [1 dolarlık banknotta] “bitmemiş piramit, her şeyi gören göz” Tapınak Şövalyelerinin sembolleri, Hazinenin bekçileri. Bizimle konuşuyorlar. Bunlar vasıtasıyla.

Büyük hazine nedir? Bütün hayallerin ötesinde bir hazine! Tapınak Şövalyeleri yasaklı büyü kitaplarını buldular. Yasaklı büyü kitaplarından öğrendikleri gizli sanat ile İlluminati’yi kurdular. Bu sanatı dünyadaki bütün güç birimlerine ulaşmak için kullandılar. Bunu şeytana taparak yaptılar. Bilerek ruhlarını sattılar. Gizli ritüeller, vaat ve anlaşmalarla bu bilgi saklı tutuldu. Bilgileri asla yazılmadı ancak semboller, ritüeller ve mimari vasıtasıyla aktarıldı.

Peki, bugün neden Mescid-i Aksa’da kazı yapılıyor? Mescid-i Aksa’nın önemi nedir?

Yüzlerce senedir Kudüs’ün Tapınak Tepesi olarak adlandırılan yerde, ALLAH’ın gönderdiği peygamberler ALLAH’ın dinini hâkim kılmak için savaşmışlardır. Bugün Mescid-i Aksa’yı yok etmeye çalışıyorlar. Bugünün kazıları Mescid-i Aksa’nın düzenli yıkımı içindir. Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin krallarının kralı, Deccalın gelişine hazırlanıyorlar. Deccal yeniden yapılan tapınakla karşılanmak zorundadır. Süleyman Aleyhisselam’ın Mescidi yeniden yapılmadan önce Mescid-i Aksa [diğer isimleriyle Beytü’l-Makdis, Beyt-i Mukaddes] ALLAH’ın kutsal mescidi yok edilmek zorunda. Mescidin yapımına Dâvud Aleyhisselam başlamış ve Süleyman Aleyhisselam tarafından tamamlanmıştır. İsrail devleti ise Mescid-i Aksa’yı yavaş ve sinsi bir şekilde yıkmayı planlamıştır.

Şubat 2007’nin başında İsrail antikalar otoritesi Mescid-i Aksa’nın dışındaki Tapınak tepesini ve batı duvarını kazmaya başlamıştır. Otoriteler tapınak tepesinin kapılarından birine ulaşacak kalıcı bir duvara hazırlık olarak bu çalışmaların yapıldığını söylüyorlar. Kazıyı yapanlar yaptıkları kazının Tapınak Tepesi sınırları dışında olduğunu ileri sürüyorlar. Duvardan neredeyse 50 metre uzaktaymışlar. Duvarın sınırları içinde hiçbir şey yapılmamaktaymış.

Bölgedeki Filistinli Müslümanlar ve İsrail karşı karşıya geldi. Aynı ay içinde Mescid-i Aksa yakınında yapılan arkeolojik kazılar yüzünden üçüncü kere olay çıktı. Masonlar her taraftan tüneller kazdı. Biri bir mahalleden kutsal Mescid-i Aksa’ya gidiyor. Adım adım mescidi yok ediyorlar. Bu hareketle geniş çaplı bir dini savaşı ortaya çıkarıyorlar. İsrail Tapınak Tepesindeki ve Mescid-i Aksa altında yapılan kazıları şiddetli bir şekilde reddediyor. Saygı duyulan hahamlar kazıları bu bölgenin Yahudilikte çok kutsal olduğu ve birçok Yahudi’nin kutsallığından ötürü oraya giremeyecekleri iddiasıyla reddediyor. Hahamlar “Kutsal bir mekân olduğu için, Hz. İsa Aleyhisselam tekrar dünyaya gönderilene ve insanlar günahlardan temizlenene kadar o tepeye çıkıp dua edilemeyeceğini” söylüyorlar.

Aynı sırada Hamas ve Fatah liderleri Suudi Arabistan’da ihtilafları çözmeye çalışıyorlar. Mescid-i Aksa etrafındaki olaylar iki tarafı da İsrail’e karşı birleştirmiştir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Acemi Üye
RE: BU DüNYA, BU NESiL HER YÖNDEN, HER CİHETTEN KIYAMET ALAMETi!
3. Dünya Savaşı’na hazır mısınız? 3. Dünya Savaşı çoktan başladı!

Ancak çoğunuzun düşündüğünün aksine bu savaş Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında ya da Müslümanlarla Yahudiler arasında değildir. Öyle gözükse bile gerçek öyle değildir. Neden?

3. Dünya Savaşı Mehdi Aleyhisselam önderliğindeki Müslümanlarla, Müslüman olmayan bütün insanlar arasında olacaktır. Müslümanların lideri Mehdi Aleyhisselam, Müslüman olmayanların liderleri ise Siyonistler/Masonlar/Satanistler/İlluminatiler olacaktır. Yani bu savaş Resulullah Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin soyundan gelen Mehdi Aleyhisselam’ın ordusuyla Firavun’un soyundan gelenler arasında olacak! Şeytana tapanlar ve ALLAH’a hakkıyla inanan Müslümanlar arasında olacak!

Mehdi Aleyhisselam, dini Resulullah Aleyhisselatu Vesselam'ın zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. İslam haricindeki bütün inançları kaldıracak. İslam’dan başka inanılan hiçbir inanç kalmayacak.
[Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187]

Mehdi Aleyhisselam, ahir zamanda dünyaya gelecektir. Resulullah Aleyhisselatu Vesselam'’n soyundan olacaktır. İsa Aleyhisselam'la buluşacak, İslam dışındaki bütün inançları kaldıracak, dünyada yalnız İslam kalacak.
[H. Hilmi Işık, Saadeti Ebediye, sayfa 35]

Günümüz Firavunlarına karşı gelinememesinin sebebi nedir? Tamamıyla cahil ve köle bir toplumun oluşturulmuş olmasıdır! Peki, bu düzeni nasıl koruyacaklar? “Yeni Dünya Düzeni” kurarak koruyacaklar. Karşı çıkanları ise bölüp yenecekler. İlluminati, kendilerini satanist ilan eden Rothschild’ler tarafından kuruldu.

Günümüzde dünyayı kim yönetmektedir?

Siyonist Bankacı Aileler, Temelde Rothschild’lar & Rockefeller’lar.

Rothschild Ailesi Dünyayı nasıl yönetiyor?
2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan İsrail Devleti’nde her şey 1960 yılında John Fitzgerald Kennedy'nin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olmasından sonra değişmiştir. John Fitzgerald Kennedy Amerika Birleşik Devletleri tarihinin en genç Başkan'ıdır ve aynı zamanda ilk ve tek Katolik Başkan’dır. John Fitzgerald Kennedy'den önce Amerika Birleşik Devletleri'nde Katolik bir Başkan hiçbir zaman olmamıştır. John Fitzgerald Kennedy'nin babası olan Joseph Kennedy de politikacı olup aynı zamanda İngiltere büyükelçiliği yapmıştı. Ne Joseph Kennedy, ne de Amerika Birleşik Devletleri Başkanı John Fitzgerald Kennedy Yahudilerle iyi geçinemiyorlardı. Joseph Kennedy büyükelçilik yaptığı dönemde Londra'da Yahudilerin boy hedefi haline gelmiş ve çeşitli saldırılara maruz kalmıştı. Sigmund Rotschild, John Fitzgerald Kennedy'ye "Başkan seçildiğinde Ortadoğu'da İsrail tarafını tutan bir politika izlemesi karşılığında, milyonlarca doları bulan seçim kampanyası masraflarını karşılamayı" teklif etmiştir. Ancak John Fitzgerald Kennedy ‘böyle bir teklifin bir daha yapılmamasını rica etmiş ve kendisini hakarete uğramış hissettiğini’ belirttirmiştir. John Fitzgerald Kennedy, İsrail Devleti’nin Amerika Birleşik Devletleri üzerindeki faaliyetlerinden son derece rahatsızdı. John Fitzgerald Kennedy'ye göre İsrail’in faaliyetleri, Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığına vurulmuş bir darbeydi. İsrail kurulduğu günden beri Ortadoğu'da süper güç olmak için çalışmaktadır. Bu yüzden İsrail Devleti hızlı bir "nükleer silahlanma programı" izlemiştir. İsrail'in Dimona Çölü'nde kurduğu nükleer santralinde peynir-ekmek gibi atom bombası ve nükleer başlıklı füzeler üretmesi Amerika Birleşik Devletleri Başkanı John Fitzgerald Kennedy'yi çok rahatsız etmiştir. İsrail'in nükleer füzelerinin Ankara, İstanbul, Şam, Tahran, Bağdat ve Riyad gibi şehirleri vuracak kapasitede ve menzilde olması Amerika Birleşik Devletleri Başkanı John Fitzgerald Kennedy yönetimini önlem almaya mecbur bırakmıştır. John Fitzgerald Kennedy, Ben Gurion'a yazdığı sert bir uyarı mektubunda; ''İsrail'in nükleer programını durdurmaması durumunda Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin yaptırım uygulamaktan kaçınmayacağını” belirtmiştir. Ben Gurion da cevap olarak gönderdiği mektupta John Fitzgerald Kennedy'ye ''Genç Adam'' diye hitap etmiş ve bazı ağır ithamlarda bulunmuştur. Bu mektuplaşmalar iyice çığırından çıkmış ve hakaretleşmeye dönüşmüştür. Bu durum, üzerine tepki olarak Ben Gurion, istifa etmiştir. Ünlü Yahudi politikacı Henry Kissinger ''İsrail'in nükleer programına son vermesi İsrail'e büyük zarar verir'' diyerek John Fitzgerald Kennedy'yi ikna etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır. John Fitzgerald Kennedy bununla da yetinmemiştir. 4 Haziran 1963'te Amerikan Temsilciler Meclisi'ne danışarak çıkarttığı 11110 sayılı kanunla Amerikan Dolar'ını basma yetkisini Rotschild ailesine ait olan Federal Reserve Bank'ın elinden alarak Amerikan Merkez Bankası'na vermiş ve ''bir ülkenin parasının denetiminin şahısların elinde olmasının büyük bir sorun olduğunu'' belirterek kendi sonunu hazırlamıştır. Federal Reserve Bank, İsrail'in en büyük gelir kaynağıdır, tabiri caizse şah damarıdır. John Fitzgerald Kennedy, dolar basma yetkisini Federal Reserve Bank'ın elinden alarak adeta İsrail'in şah damarını kesmiştir.

Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati olmayan tek Amerika Birleşik Devletleri Başkanı John Fitzgerald Kennedy’nin açıklaması “Biz dünya çağında gizli operasyonlara dayanan, etkisini genişletmek için acımasız bir komplo tarafından saldırıya uğruyoruz. Dev insani ve maddi kaynaklara taahhüt eden ve sıkı bir düğüm ile yüksek bir mekanizmaya, askeri operasyon, diplomatik, istihbarat, ekonomik, bilimsel ve siyasi nitelikleri birleştiren bir sistem. Hazırlıkları gizli ve açıklanmıyor. Hataları gizli tutulup açıklanmıyor. Eleştirmenleri susturuyorlar ve övülmüyorlar.” [Suikasta uğramadan önce yaptığı konuşma]

Neticede İsrail için John Fitzgerald Kennedy'nin etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir. John Fitzgerald Kennedy'nin seçimleri kaybetmesini beklemek boş bir umuttu. Çünkü John Fitzgerald Kennedy halktan büyük destek görüyordu. John Fitzgerald Kennedy'ye seçimler kaybettirilse bile sonradan kazanması yüksek ihtimaldi. Üstelik John Fitzgerald Kennedy'nin kardeşi de gelecek vaat eden bir politikacıydı. Tek bir çare gözüküyordu. O da suikast idi. John Fitzgerald Kennedy bir şekilde öldürülürse Amerika Birleşik Devletleri yasaları gereği yerine yardımcısı getirilecekti. John Fitzgerald Kennedy'nin yardımcısı Lyndon Johnson'dı. Lyndon Johnson tam bir İsrail taraftarıydı. Üstelik John Fitzgerald Kennedy ile hiç iyi geçinemiyordu, John Fitzgerald Kennedy de Lyndon Johnson’ı kovmaya çalışıyordu. İsrail, suikast kararı alır ve bunu, Amerika Birleşik Devletleri içindeki Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati bağlantılarını kullanarak gizlice uygulamaya koyar. John Fitzgerald Kennedy'yi öldürmek için en uygun ortam seçim kampanyaları için geleceği Dallas'tır. Dallas'ta her zamanki gibi üstü açık araba ile halkı selamlayacak olan John Fitzgerald Kennedy'yi korumakla görevli CIA ajanları özel olarak ayarlanacak ve John Fitzgerald Kennedy’nin güvenliği sabote edilecekti. Böylece suikast çetesi John Fitzgerald Kennedy'yi rahatlıkla öldürebilecekti. Kaynaklara göre John Fitzgerald Kennedy’yi Fransız suikast çetesi ya da Kübalı sürgünler öldürmüştür. Kesin olan bir şey var ki, John Fitzgerald Kennedy'yi öldürenler çok profesyonel ve acımasız keskin nişancılardan (sniper) oluşan bir suikast timidir. John Fitzgerald Kennedy'nin ziyaretinden önce, yani 21 Kasım 1963 akşamı Dallas'ta bardaktan boşalırcasına yağmur yağmıştır. Ancak şehir halkı buna rağmen John Fitzgerald Kennedy’yi en iyi şekilde karşılamak için elinden geleni yapmıştır. 22 Kasım 1963 sabahı Washington’dan Air Force One uçağı ile gelen Başkan John Fitzgerald Kennedy ve eşi, sabah saat 9'da şehir merkezinde Dallas Valisi Connaly ile birlikte kahvaltı ettikten sonra üstü açık bir limuzine binerek halkı selamlamaya başlamışlardır. Tam 6 aracın olduğu kortejde en son arabada Başkan John Fitzgerald Kennedy ve Vali Connaly vardır. Önde motosikletli SS korumalar ve yanda CIA ajanlarının bulunduğu arabalarla John Fitzgerald Kennedy'nin arabası Kortejle birlikte Elm caddesinden Houston'a doğru beklenmedik bir dönüş yapar. O sırada silah sesleri yükselmeye başlar. Polisler telsizle anons etmeye başlar: ''Korteje ateş ediyorlar yere yatın'' diye. Tam 6 el silah sesi duyulur. Birinci mermi arabayı ıskalar ve alt geçitte bekleyen Edmund Harris adındaki taksi şoförünün kulağını parçalar. İkinci mermi John Fitzgerald Kennedy'yi tam omzundan vurur. Üçüncü mermi John Fitzgerald Kennedy'yi ıskalayıp ön koltuktaki Vali Connaly'i omzundan vurur. Dördüncü mermi John Fitzgerald Kennedy'yi boynundan vurur, aynı mermi John Fitzgerald Kennedy’nin vücudundan çıkıp Vali Connaly'i sırtından vurur. Beşinci mermi arabayı ıskalayıp dikiz aynasını kırıp dışarı çıkar. Ve Altıncı mermi... Altıncı mermi Başkan John Fitzgerald Kennedy'yi tam kafasından vurur. Başkan John Fitzgerald Kennedy’nin kafasını parçalayan mermi bulunamaz. Suikasttan sonra yapılan araştırmalarda John Fitzgerald Kennedy'yi sözde komünistlerden vatan haini Lee Harvey Oswald'ın vurduğu iddia edilir. Ortada altı mermi olmasına rağmen Lee Harvey Oswald'ın tek katil olduğu görüşüne varılır. İddialara göre Lee Harvey Oswald, Texas Okul kitapları bürosunun altıncı katındaki pencere dibinden İtalyan yapımı "Mannlicher Caracano" marka Sniper tüfeği ile 6 kez ateş ederek John Fitzgerald Kennedy’yi öldürmeyi başarmıştır. Lee Harvey Oswald apar topar hapsi boylamıştır. Deliller birden çok sayıda keskin nişancının olduğunu göstermesine rağmen, İsrail denetimindeki Amerika Birleşik Devleri içindeki Masonlar/Siyonistler/Satanistler/İlluminatiler, suçu Lee Harvey Oswald'ın üzerine
atarak diğer delilleri bir bir yok etmiştir. Suikastı gören 57 kişi ölü bulunmuş, ölümler kaza veya intihar ile açıklanmıştır. Lee Harvey Oswald ise suikasttan iki gün sonra, mahkeme çıkışında yüzlerce FBI ajanı ve polisin arasında Yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından öldürülmüştür. Bu Amerikan milliyetçisi Yahudi, Lee Harvey Oswald'ı öldürmesinin nedenini ise "komünistlerden Amerika'nın aldığı intikam" olarak yorumlamıştır. Çok sayıda keskin nişancı tarafından vurulan John Fitzgerald Kennedy'nin otopsisini Amerikan ordusundaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüş ve otopsideki suikast delillerini bir bir sabote etmişlerdir. Ailesi, John Fitzgerald Kennedy'nin kafasının kesilerek incelenmesini ve böylelikle gerçek suikastçıların bulunmasını istediğinde ise, Amerikan birimleri konuyu şiddetle reddetmişlerdir. John Fitzgerald Kennedy apar topar gömülerek konu örtbas edilmiştir. Başkan John Fitzgerald Kennedy'nin suikast sonucu öldürülmesinden sonra başkan adayı olan kardeşi Senatör Robert Kennedy de bir basın toplantısı sırasında Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatini emriyle kurşunlanarak öldürülmüştür. İsrail, John Fitzgerald Kennedy'nin kapattığı Dimona Çölü’ndeki nükleer santralini tekrar açmış ve nükleer silah üretimine eskisi gibi devam etmiştir. Başkan John Fitzgerald Kennedy'nin çıkarttığı, Federal Reserve Bank'ın elinden Amerikan Doları’nı basma yetkisini alan 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan Doları’nı basma yetkisi tekrar Rotschild Ailesine ait olan Federal Reserve Bank'a verilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri özellikle John Fitzgerald Kennedy suikastından sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri çok olumsuz yönde etkilenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyet Rusya arasındaki silahlanma rekabeti adeta bir sidik yarışına dönmüştür. Amerika Birleşik Devletleri tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve Vietnam'a saldırmıştır. Vietnam'da binlerce kişinin ölmesine ve birçok ülkenin bu savaştan dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde İsrail Lobisi ise iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır. En basitinden örnek vermek gerekirse İsrail Devleti’nin çok gizlice yürüttüğü "Samuel Vanunu'yu Kaçırma Operasyonu"na istemeden şahit olan bir Amerikan Fırkateynindeki 23 deniz piyadesi İsrail hücum botları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür. Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür. Olayın basına sızmasına izin verilmemiş ve Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin kontrolündeki Amerikan basını konuyu haber bile yapmamıştır. CIA tüm dünyada ''komünizmle mücadele'' doğrultusunda adına GLADIO denilen ve Beyrut'taki gerilla kamplarında eğitilen katillerden ve paralı askerlerden oluşan gizli bir ordu hazırlamış ve bu paralı katilleri maaşa bağlayarak dünyanın her yerinde komünistleri ve sol düşüncelileri öldürmekle görevlendirmiştir. Bu bağlamda Türkiye'deki sağ-sol çatışmaları, siyasi amaçlar için işlenen cinayetler, katliamlar, terörist eylemler, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi ve 12 Eylül darbesi hep GLADIO'nun eserleridir. GLADIO ordularının kurulması John Fitzgerald Kennedy suikastından hemen sonraya denk gelir. Amerika Birleşik Devletleri’nin "Büyük Ortadoğu Projesi" hız kazanmıştır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin diğer adı ise “Büyük İsrail Devleti” projesidir. John Fitzgerald Kennedy suikastından sonra Büyük İsrail Devleti Projesine hız verilmiştir. Büyük İsrail Devleti Tevrat'ta Tanrı Yehova'nın Yahudilere vaat ettiği topraklardan oluşmaktadır. 11 Eylül saldırıları, Münih'teki eylemler ve daha birçok terörist eylem aslında Büyük İsrail Devleti projesinin bir parçasından başka bir şey değildir. Rothschild’in nakit olarak 2004 bilgisine göre paraları ne kadar? 30 Trilyon dolar, mülkler hariç. Bazıları Büyük Ortadoğu Projesini sanki yeni bir şeymiş gibi algılıyorlar. Osmanlıların yıkılması, Müslümanların parçalanarak bir sürü ülkeye bölünmesi, Türkiye'deki terör eylemleri ve istikrarsızlık ve Irak, İran gibi ülkelerin periyodik olarak neredeyse her 10 yılda bir sorun çıkarması rastlantı değildir!

GLADIO’nun görevi nedir?

[Türkiye'yi şu anda öldü gösterilen ancak yaşayan Hiram Abas yönetmektedir]
Birinci görevi tüm dünya istihbaratlarının başında bulunan Yahudi kökenli şeflerin buluşumu olan Das Som aracılığıyla istihbari bilgilerin tümünü MOSSAD’a iletmek; İkinci görevi de gizli askeri komutanlıktır. Müttefik tüm askeri yaptırımların birinci planlayıcısıdır. [BM-Barış gücü, NATO bunun emrindedir.] Üçüncü görevi de tamamen Dünya Yahudi Lobileri birliği olan FPA aracılığıyla, kendi [askeri ve istihbari] planlarını "Yaptırım" ülkeleri üye başkan/başbakanlarına "EMİR VERMEK"tir. GLADIO tamamen Siyonist bir örgüttür. En tepedeki 3 Yahudi aracılığıyla [Biri Miss(H)ourie Geller] B'niath B'riath örgütünün en tepesindedir. Bu 3 Yahudinin adı BİG BOSS'dur. Bunun altındaki Sinarşik konsül ise Big Bross [Brothers/Biraderler] adını alır. Görüldüğü gibi BB simgesine kafayı takmış bulunuyorlar. En altta "Mahalle" düzeyinde Yaygın örgütlü LEO ve Lioness [Genç Erkek ve Dişi Aslan]’lar bulunmaktadır. Bunlar LYONAISE adıyla bir üste ve üsttekiler de Leon Klüplerine bağlıdırlar. Buradaki Leon aslında GOYİM [evcil/ehlileştirilmiş konuşan hayvan olan yani yahudi olmayan, yahudi efendilerine hizmet eden]lerin başı/en şahı anlamındadır. L harfi aslında bir Kabala yılanıdır ve G harfinin okunuşudur. L ile ilgisi yoktur.
İkinci elde ise diğer GOYIM’ler, yani ülkenin ekonomisini ellerinde tutan [TUSIAD gibi açık değil; Gizli] en zengin tüccarlar/Tüm ülke Holdingleri grubu vardır ve bunlara "Rotaya Girmiş/Yörüngeye oturmuş/Dönüştürülmüş/Gizli çarka dişli yapılmış" anlamında ROTARIEN denmektedir. Aslında o çark G harfinin ta kendisidir. Klüblerin başı ise ROTARY adını alır.

Dünya Savaşlarına ve Hitler’e kim maddi destek verdi?

Rothschild’lar & Rockefeller’lar.

Niye sözde Yahudi Rothschild’lar & Rockefeller’lar 2. Dünya Savaşı’nda yapılan Yahudi Soykırımını desteklediler? Çünkü Yahudi değil Satanistler! Ayrıca soykırım olmasaydı günümüzde İsrail Devleti de olmazdı!

Hitler’in ve Yahudi köle çalışma kamplarının ihtiyaçlarını karşılayan Rothschild’lar, Yahudi Soykırım mağdurlarını zulmedenlere çevirdiler. Dikenli teller arkasında mülteci kamplarında, Filistinliler Nazi toplama kampları mağdurlarına benzemeye başladılar. Bu gerçekler İsrail’in en ilginç sırlarından biridir.

Yazar Simon Shama’ya göre Rothschild’lar İsrail topraklarının %80’inin sahibi. İsrail’in bayrağının 6 köşeli yıldızı bile Rothschild ailesinin kırmızı kalkanından alıntıdır. 6 köşeli yıldızın merkezine bağlı 6 noktası, 6 üçgeni ve 6 yüzü vardır.

Dünya Savaşları’nı ve Yahudi Soykırımını finans edenler İsrail’in %80’inin sahibi! Bu aileler kimin için çalışıyor? Artık dünyamızdaki acıların çoğunun arkasında kimler var anlamaya başlıyor musunuz? Neden Kudüs? Neden Süleyman Aleyhisselam’ın Mescidi’nin yeniden yapılması? Kudüs çünkü Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin sapık inancına göre Deccal, İsa Aleyhisselam’ın Dünyayı yönetmek için gönderildiği yerden hükmetmek zorunda! Süleyman Aleyhisselam’ın Mescidi’nin konusu ne peki?

İsrail bayrağındaki 6 köşeli mavi yıldız aslında Süleyman Aleyhisselam’ın mührüdür.

Süleyman Aleyhisselam’ı diğer peygamberlerden farklı kılan özellik nedir peki?

Süleyman Aleyhisselam “Ya RAB! Bana hiçbir kimsede olmayan bir devlet ve kudret ihsan eyle” diye dua etmiştir. Süleyman Aleyhisselam'ın bu duası kabul olunur. Ve cinlerin, hayvanların, rüzgârın ve insanların efendisi olup onlara hükmetmiştir. Süleyman Aleyhisselam’a cinlere, hayvanlara, rüzgâra ve insanlara istediğini yaptırma gücü verilmiştir. Süleyman Aleyhisselam hayvanların dilinden anlardı. Süleyman Aleyhisselam cinlere hükmeder ve cinleri her işte çalıştırırdı. Süleyman Aleyhisselam Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'yı 7 yılda tamamlatmıştır. Süleyman Aleyhisselam rüzgâra da hükmettiği için istediği yere kısa sürede giderdi. Süleyman Aleyhisselam Rüzgâr ile bir yerden bir yere giderken tahtını da götürürdü. Süleyman Aleyhisselam'ın 9 Mucizesi Vardır.

1] Süleyman Aleyhisselam Rüzgâra Hükmederdi.
2] Bütün cinler Süleyman Aleyhisselam’ın emrindeydi.
3] Süleyman Aleyhisselam denizi geçmek istediğinde su yarılır ve Süleyman Aleyhisselam karşıya geçerdi.
4] Süleyman Aleyhisselam’ın mühründe İsm-i Azam Duası vardır ve bu dua ile her isteği kabul olunurdu.
5] Süleyman Aleyhisselam bütün hayvanların seslerini işitir, bütün hayvanların dillerini bilirdi.
6] Süleyman Aleyhisselam nereye gitmek isterse kolaylıkla giderdi.
7] Süleyman Aleyhisselam cinler vasıtasıyla her yerde ki hazineleri bilirdi.
8] Süleyman Aleyhisselam’ın istediği yer anında yeşillik haline gelirdi.
9] Süleyman Aleyhisselam bir yere gittiği zaman duvarlarda Süleyman Aleyhisselam ile gelirdi.

Süleyman Aleyhisselam cinlerden, hayvanlardan ve insanlardan oluşan ordulara sahipti. Cinler melekler tarafından zincirlere vurulur ve Süleyman Aleyhisselam’ın emirlerini yerine getirmeyen cinlerin başı kesilirdi.

Süleyman Aleyhisselam’ın Mescidi’nin neden bu kadar önemli olduğunu anladınız mı?

Zeitgeist filminde Horus’un hikâyesi nasıl anlatılmaktadır?
Milattan önce 3000’lerde Mısır’ın Güneş Putudur. İnsan şeklini almış Güneş’tir. Hayatı güneşin gökte hareketlerinin, mecazi bir takım mitlerini oluşturuyor. Genişçe bakarsak Horus’un hikâyesi şöyledir. Horus 25 Aralık’ta, bakire İsis Meryem’e doğmuştur. Doğumunu doğuda bir yıldızın çıkışı ve üç kralın bu yıldızı takip edip onu bulması ve süslemesi takip etmiştir.12 yaşında öğretmenlik yapmaya başlamıştır. 30 yaşında Anup adlı bir kişi tarafından vaftiz edilir ve böylece görevine başlamıştır. Horus’un 12 havarisi vardı ve onlarla gezip hastaları iyileştirme ve su üstünde yürüme gibi mucizeler gerçekleştiriyordu. Horus’un, “gerçek, ışık, Tanrı’nın kutsanmış oğlu, iyi çoban” gibi birçok jest isimleri vardı. Typhon tarafından ihanete uğradıktan sonra Horus çarmıha gerildi, üç gün gömülü kaldı ve yeniden hayata döndü.”

Hıristiyanlar İsa Aleyhisselam’ın hayatını nasıl bilir?
İsa Mesih Beytüllahim’de 25 Aralık’ta bakire Meryem’e doğdu. Doğumunu doğuda bir yıldızın çıkışı ve üç kralın bu yıldızı takip edip onu bulması ve süslemesi takip etmiştir. 12 yaşında öğretmenlik yapmaya başladı ve otuz yaşında Vaftizci Yahya tarafından vaftiz edildi ve böylece görevine başladı. İsa Aleyhisselam’ın beraber seyahat ettiği, hastaları iyileştirdiği, su üzerinde yürüdüğü, ölüleri dirilttiği 12 havarisi vardı. Aynı zamanda “kralların kralı, Tanrı’nın oğlu, dünyanın ışığı, alfa ve omega, Tanrı’nın kuzusu” gibi birçok isimle tanınıyordu. Havarisi Yehuda tarafından ihanete uğradıktan ve 30 parça gümüşe satıldıktan sonra çarmıha gerildi, gömüldü ve üç gün sonra yeniden doğdu ve cennete yükseldi. [Hıristiyanların batıl inancına göre İsa Aleyhisselam’ın hayatı bu şekildedir.]
Şimdi burada bahsedilen yıldız Sirius’tur. Gece gökte gözüken en parlak yıldızdır. 24 Aralık’ta Orion kuşağındaki en parlak üç yıldızla hizaya giriyor. Orion kuşağındaki bu üç parlak yıldızın eski zamanlardaki isimleri kullanılmaktadır: üç krallar. Onlar ve en parlak yıldız Sirius hep beraber 25 Aralık’ta güneşin doğduğu yeri göstermektedirler. Bu yüzden üç krallar Sirius yıldızını takip etmektedirler. Gün doğumunu göstermek için. Güneşin doğumunu.

İsa Aleyhisselam gerçekte ALLAH’ın mesajını yayan, yaşayan, nefes alan bir peygamberdi. Niye bir hikâye üretilmiştir? Neden İsa Aleyhisselam’ın hayatı Hıristiyanların bildiği şekliyle Horus’un hayatına benzetilmiştir?

İnsanın dolandırıcılığı o kadar karanlık ki!

Horus hakkında başka ne biliyoruz?
Horus’un babası Osiris, kardeşi Set tarafından öldürülünce, Horus Set’le Mısır’ın tahtı için mücadele etti. Bu savaş Horus’un bir gözünün yaralanmasıyla son bulmuştur. Böylece Horus savaşı kazanıp “Tek Gözlü Güneş Putu” olmuştur. Zamanla RA ile birleşip Ra-Horakhty olup bütün Mısır’ın hükümdarı olmuştur. Ra-Horakhty Mısır’lılar için Tek Put olmuştur ve bütün diğer Putlar bu Tek Put’un farklı yüzleri olmuştur. Böylece Tek Gözlü Güneş Putu “Tanrı’nın Oğlu”, “Dünya’nın Işığı” ve “Herkesin Hükümdarı” olarak anılmaya başlanılmıştır.

Tek Gözlü Deccal’ın ilah olarak kabul edilmesi için dünya çapında bir komplo düzenlenmektedir! En baştan beri planları buydu!

Müslümanlara en büyük sınavlardan birinin Deccal’ın aldatmasıyla yüzleşme olacağı öğretilmektedir.

Hz. Meryem’in oğlu Hz. İsa Aleyhisselam’ın gerçek hikâyesi.
ALLAH’ın vahiy meleği Cebrail Aleyhisselam Hz. Meryem’in karşısına çıktı ve Hz. Meryem’e ALLAH’ın büyük bir peygamberinin annesi olacağını kararını verdiğini söyledi. Hz. Meryem Cebrail Aleyhisselam’ın görüntüsü karşısında korkuya kapıldı ve ona erkek eli değmemesine rağmen nasıl bir çocuk doğuracağını sordu. Cebrail Aleyhisselam korkmamasını ve her şeyin yaratıcısı ALLAH’a güvenmesi gerektiğini söyledi. İsa Aleyhisselam’ın gelişi “insanlığa bir işaret” ve “ALLAH’tan bir lütuf” olarak “kararı verilmişti”. İbn-i Cüreyc Radıyallahu Anh’ın rivayetine göre Cebrail Aleyhisselam Hz. Meryem’e bu sözleri söyledikten sonra Hz. Meryem’in gömleğinin yakasına ve yenine üfledi. [İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 11/175-180.] İbn Abbas Radıyallahu Anh’ın rivayetine göre: Cebrail Aleyhisselam parmağıyla Hz. Meryem’in gömleğinin kolunu yakaladı ve ona üfledi. Hz. Meryem İsa Aleyhisselam’a hamile kaldı.[İmam Kurtubi, el-Camiu li-Ahkami’l-Kur’an, Buruc Yayınları: 11/175-180.] Cebrail Aleyhisselam uzaklaştı ve İsa Aleyhisselam’ın doğumuna kadar Hz. Meryem’in karşısına çıkmadı. Ağustos ortasında Hz. Meryem evinden ayrıldı ve çöle gidip İsa Aleyhisselam’ı doğurdu. Dinlenmek için altına oturduğu palmiye ağacı altında doğum sancıları çekmeye başladı. Cebrail Aleyhisselam yeniden Hz. Meryem’e gözüktü. Hz. Meryem’i konuşmalarıyla rahatlattı ve palmiye ağacını salladığında olgun hurmaların düşeceğini söyledi. İçebilmesi için ALLAH’ın Hz. Meryem’in yanında bir akarsu yarattığını Hz. Meryem’e gösterdi. İsa Aleyhisselam doğdu. Cebrail Aleyhisselam Hz. Meryem’e herhangi birisini gördüğünde “Ben ALLAH için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım.” demesini öğütledi. İnsanlar bebeği sorduklarında bir şey söylemeyip çocuğu göstermesini ve İsa Aleyhisselam’ın Hz. Meryem’in yerine konuşacağını söyledi. Eve döndüğünde kalabalık etrafında toplandı ve Hahamlar onu sorgulamaya başladılar. “Ey Meryem, şaşılacak bir iş yaptın! Baban kötü bir adam değildi. Annen de kahpe değildi.” dediler. Hz. Meryem’i zina ile suçlamaya başladıklarında Hz. Meryem kendisine söylendiği gibi yaptı ve kucağındaki İsa Aleyhisselam’ı gösterdi. Hahamlar gülerek, “Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler. Ondan sonra birkaç saattir yaşayan İsa Aleyhisselam konuştu: [Bismillahirrahmanirrahiym] “Ben İsa Mesih. ALLAH’ın kuluyum. ALLAH bana kitap verdi, beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım ALLAH’ın bereketi benimledir. Yaşadığım sürece bana namaz kılmamı, oruç tutmamı ve tertemiz anneme şefkatli davranmamı emretti. Beni zorba ve bedbaht kılmadı. Doğduğum günde, öleceğim günde, diri olarak [ALLAH katına] kaldırılacağım günde bana selam olsun.” Sadakallahül-Aziym. [Meryem Suresi, 30, 31, 32, 33. ayetler]

Bismillahirrahmanirrahiym. Böylece biz dünyadaki bütün insanlar için Meryem’i ve oğlunu bir mucize ve ayet olarak seçtik. Sadakallahül-Aziym.
[Enbiya suresi, 91. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. Hani melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih'dir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'a çok yakın olanlardandır." Sadakalalhül-Aziym.
[Meryem Suresi, 45. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. Ve Allah İsa’ya kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretecek. Sadakalalhül-Aziym.
[Meryem Suresi, 48. ayet]

12 Havârî'den biri olan Yahuda İskariyot, Yahudilerin baş kâhinine gidip para karşılığında Hz. İsa Aleyhisselam’ı onlara teslim edeceğini söyledi. Yahuda'ya 30 gümüş verdiler. Yahuda İskariyot İsa Aleyhisselam'ın yerini Yahudilere haber verdi. İsa Aleyhisselam çarmıhta öldürülmemiştir! İsa Aleyhisselam’ı ihbar eden Yahuda, Allah tarafından İsa Aleyhisselam’a benzetilmiş, Yahudiler de Yahuda’yı tutup çarmıha gererek öldürmüşlerdir.
[Neccâr, Kısasü'l-Enbiyâ, sayfa 403, 448 vd.; İbn Âşûr, Tefsîr, V, 22]

Kuran’ın açık ve kesin ifadesine göre İsa Aleyhisselam bir peygamberdir, düşmanları tarafından çarmıha gerilerek öldürülmemiştir, ALLAH[c.c.] peygamberini Yahudilerden korumuş, aralarından çıkarıp himayesine almış, diri olarak kendi katına yükseltmiştir.
Bismillahirrahmanirrahiym. O zaman ALLAH şöyle buyurmuştu; ‘Ey İsa, seni öldürecek olan onlar değil, benim. Seni katıma yükseltecek ve kâfirlerin iftiralarından arındıracağım, sana uyanları da kıyamet gününe kadar kâfirlere üstün kılacağım. Sonra hepiniz bana döneceksiniz ve ben anlaşmazlığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.’ Sadakallahül-Aziym.
[Al-i İmran Suresi, 55. ayet]

Dezenformasyon nedir?

Yanlış bilgiyi kabul ettirecek kadar doğru bilgi verme sanatıdır. Zeitgeist filmi 3 bölümden oluşmaktadır. Birincisi din ile ilgiliydi. İkincisi 11 Eylül’le ilgili. Son bölümü ise ABD Merkez Bankası ve dünyamızın geleceği hakkındaydı. Filmde kullanılan yöntem neydi? 2. ve 3. bölümler bilgisi az olanlara 1. bölümü kabul ettirecek kadar doğru bilgi içeriyordu. Bu insanlar 1. bölümü doğru kabul ediyorlar çünkü 2. ve 3. bölümlerdeki bilginin doğruluğunu biliyorlar. 11 Eylül bölümü çok daha ünlü olan Loose Change filminin bir özetiydi, yani yeni bir şey söylenmemiştir. Son bölüm ise izleyicinin denetimi dışında olan ABD Merkez Bankası ve gelecek hakkındaydı. Bu tip bir belgesel yapıp bir yerinde bile İlluminati ve Mason kelimeleri geçmiyorsa bu film yapımcısının kime hizmet ettiğini sormak gerekir. Bu film yapımcısı filmi yaparken ne yaptığını çok iyi biliyordu. Hangi bölümün en çok konuşulacağını biliyordu. En etkili olacak bölümün hangi bölüm olacağını biliyordu. “Dünyadaki dini inanışı tamamen kaldırmak!” Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin projesi budur ve bu yüzden adı “Novus Ordo Seclorum”dur. Yeni Seküler, dünyevi bir dünya düzeni. Filmin din ile alakalı bölümünde hata vardır. Örneğin Horus’un bir bakireye doğduğunun ispatı yok. Annesini adı İsis’ti, İsis-Mary ya da İsis-Meri değil. Mısır tarihinde böyle bir isim yok. Horus çarmıha gerilmedi. Bir yerde iki sütun arasına asıldığı, başka bir yerde parçalara ayrıldığı ve annesinin parçaları toplayıp onu yeniden canlandırdığı yazmaktadır. “Putperest Hıristiyanlar” Mesih İsa Aleyhisselam’ın gerçek kişiliğini alıp güneşin bir temsili haline getirdiler. Takipçileri bu şekilde dolaylı yoldan güneşe tapındılar. Şeytanın binlerce senedir başarılı olduğu bir görev. Eğer Hıristiyanlığı denetleyenlerin adi planlarını incelerseniz bu gerçeklerin köküne varırsınız.

Sizce Hıristiyanlar neden Pazar günü [sun day] kiliseye gidip dua ediyorlar? Oğul Günü [sonday] değil Güneş günü [sunday]. Deccal için hazırlanılan bir dünyada her din istismar edilip değiştirileceğini anlamanız lazım.

[Masonların içine giren ve onların ayinlerine katılan Roger J. Morneau anlatıyor]
Cinler Pazar gününün kutsallığını gösterebilmek, dini liderleri etkileyebilmek için bütün zamanlarını harcayacaklardır. Pazar gününü kutsal göstereceklerdir. Ondan sonra devletler kanunlar çıkaracaktır. “Cinlerin tavsiyelerini dinlemek istemeyen insanlar ne olacak?” diye sorduğumuzda papaz “hiç sorun olmaz” dedi. Hükümetler inansalar ya da inanmasalar da insanları uymaya zorlayacaklardır. Bütün büyük ve küçük devletler Güneş’e tapınmaya bulaşmışlardır. Yeniden olacağını söyledi. Güneşe tapınmak yerine pazarı kutsal sayacaklardır. Bu söylevini asla unutmayacağım. Üstat, “şeytanın otoritesini ve gücünü kazandığı günün kutsallığı kabul edildiği sürece insanlar kime inandıklarını sansalar bile şeytan amacına ulaşmış olacak” demişti.

Bütün ilahi dinler ALLAH [c.c.] tarafından gönderilmişti ve mesaj aynıydı. Bütün farklılıkları insanlar oluşturdu. İsa Aleyhisselam 325 yılında insanların oluşturduğu İznik Konsülü’ne kadar “Tanrı ve Tanrı’nın oğlu” sayılmadı! Böyle yaparak İlluminati İncil’i ve İsa Aleyhisselam’ın öğrettiklerini istediği gibi değiştirdi ve ALLAH’ın sözleri diyerek sorgulayanlara korku saldılar. 400 civarı İncil yazıldı ve İznik Konsülü’nde sadece 4 tanesi seçildi! Geriye kalanların okunması yasaklandı!

Çağdaş İncil’de İsa Aleyhisselam’ı kim öldürmüştür?
Yozlaşmış Yahudiler ve Romalılar.

Daha sonra İsa Aleyhisselam’ın dinini kimler yaymıştır?
Yozlaşmış Yahudiler ve Romalılar.

İsa Aleyhisselam’ı öldürdüklerini zannedenler İsa Aleyhisselam’ın dinini neden yaysınlar?
Siyaset İncil’i ve Hıristiyanlığı açık bir şekilde etkilemiştir.

O zamandan beri dünyayı kim yönetmektedir?
Yahudiler ve Roma İmparatoru, “Vatikan!”

Onların planlarını bilmek istiyor musunuz?

Şeytani tek gözlü “Güneş Putunu” kimler tanıtmaktadır?

Bratislava’daki Mavi Kilise duvarında tek gözlü piramit var.
[Slovakya Cumhuriyeti]
Aziz Anne Kilisesi çatısında tek gözlü piramit var.
[Budapeşte, Macaristan]
Aziz Anne Kilisesi içinde tek gözlü piramit var.
[Budapeşte, Macaristan]
New Jersey bir Katedral’in duvarında tek gözlü piramit var.
[Amerika Birleşik Devletleri]
Amerika Birleşik Devletleri’nde başka bir katedral da tek gözlü piramit var.
Katedral Dom’un kubbe tavanında tek gözlü piramit var.
[İtalya]
Katedral Kulluk Şapeli içinde tek gözlü piramit var.
[Filipinler]
Krakow Kilisesi çatısında tek gözlü piramit var.
[Polonya]
Mocni Nadzieja çatısında tek gözlü piramit var.
[Polonya]
Prag Kilisesi çatısında tek gözlü piramit var.
[Çek Cumhuriyeti]
Salt Lake Şehri, binanın girişinde tek gözlü piramit var.
[Utah, Amerika Birleşik Devletleri]
Fransa’da ismi bilinmeyen bir Katedral’in iç kubbesinde tek gözlü piramit var.

ALLAH’a ortak koşmak, yalnız putlara tapmak değildir. Kendi şahsi arzu ve isteklerinden tesir görerek, uyman da ALLAH’a ortak koşmak ve putperestliktir. Dünya ve onun metaından, ahiret ve onun nimetlerinden herhangi birine gönül kaptırarak, seni yaratanın sevgisini değil, bunlardan her hangi birinin sevgisini üstün tutarsan, ALLAH’a ortak koşmuş olursun.
[Futuhu’l-Gayb//Abdülkadir Geylani]

İlluminati Kudüs ve Roma’da biten bir güç piramidi için çalışıyor. İlluminati, hem Vatikan hem de Siyonist kurumları temsil etmektedir. Beraber “Yeni Dünya Düzeni” olarak istediklerini yerine getiriyorlar.

İlahi dinler bilinçli olarak bizi ayrı tutabilmek için istismar edilmiştir! Elitler/Masonlar/Siyonistler/Satanistler/İlluminatiler bu esnada bizim adımıza kendi sinsi planlarını gerçekleştiriyorlar.

19 Nisan 2005’te Papa seçilen Joseph Alois Ratzinger [16.Benedikt/16.Benedictus]’in Nazi olduğunu biliyor musunuz? 1 milyarı aşkın üyesi bulunan Katolik Kilisesinin lideri, Vatikan’daki Papa! Nazi Papa!

Bütün Müslümanlar için Kuran ALLAH’ın Cebrail Aleyhisselam vasıtasıyla Muhammed Aleyhisselatu Vesselam’a aktardığı sözlerdir. İsa Aleyhisselam’ın, Musa Aleyhisselam’ın ve ALLAH’ın diğer peygamberlerini ve onların mesajlarını onaylamıştır. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz birçok Müslüman olmayan büyük düşünür tarafından insanlık tarihinin en büyük kişiliği olarak görülmektedir.

İncil, Tevrat Babil’de saldırıya uğrayıp istismara uğradıktan sonra gönderildi. Daha sonra Romalılar, yozlaşmış Yahudiler, Konstantiniyeliler, krallar ve kiliseler tarafından İncil istismar edilip değiştirildiğinde Kuran gönderildi ve bu sefer ALLAH bu kutsal kitabı korumayı vaat ediyordu. Böylece geçmişte ve günümüzde Kuran Müslümanlar tarafından bütünüyle ezberlendi ve böylece istismarı engellendi. Ancak İslam’ın gerçek mesajı genellikle kitleler içinde çok az uygulanmaktadır. İnançla ilgili görülen hataların tamamı Müslümanların sırtındadır İslam’ın değil!

12 imam hakkında gerçekler!

Daha evvelde söylendiği gibi Kuran ALLAH’ın otoritesiyle korunmuştur. Bu kötülüğün İslam’dan vazgeçtiği anlamına mı geliyor? İslam’a hiç bulaşılmadı mı sanıyorsunuz? Geçmişte çokça istismar edildi ve günümüzde de istismar edildi. İnanç istismar edilmedi çünkü inanç Kuran’la korunmaktadır. Müslüman ümmeti ya da toplumu hem dıştan hem içten istismar edilmektedir.


632’de Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz vefat etti Son anlarında Ashabı Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in etrafında toplanıp son isteklerini dinlediler.

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ne istedi biliyor musunuz?
Ashabı sordu: “Ey ALLAH’ın Resulü, bu son saatlerinde bizden ne istiyorsun?”
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu: “Kadınlara iyi bakın ve kadınlara saygıyla muamele edin”.
[İmam Şeyh Habib Al Jifri]

Masonların/Satanistlerin/Siyonistlerin/İlluminatinin İslam toplumlarına girip kendi doktrinlerini bulaştırdıkları reddedilemez. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in öğrettiklerini göz önüne almadılar. Bu yüzden suç toplumdadır, İslam’da değil. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in diğer isteği neydi biliyor musunuz?

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz şöyle buyurdu: “Size öyle bir şey bırakıyorum ki ben gittikten sonra bile bu sayede sapamazsınız. ALLAH’ın kitabı, cennetten dünyaya uzanan bir ip ve ev ahalime bağlı yakın akrabalarım” demiştir. “Bu ikisi havuza gelene kadar bir birinden ayrılmayacaklardır. Gidişimden sonra onlara nasıl davranacağınızı iyi düşünün.”
[Tirmizi]

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in isteğine sadık kalındı mı?

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in ailesi temelde 4 kişiden oluşmaktadır.
1) İmam Ali [Kerremullahi Vechehü]
2) Fatıma El Zehra [Radıyallahu Anha]
3) İmam Hasan [Radıyallahu Anh]
4) İmam Hüseyin [Radıyallahu Anh]

Ve onları izleyen 9 İmam’la toplamda 12 imam.

Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in soyuna neler olduğunu çoğunluğun bilmemesi sadece bir tesadüf müdür? Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in ailesine ve soyuna neler olmuştur? Çoğumuzun 12 İmam’ların isimlerini bile bilmememiz tesadüf değildir!

Bu İslami komployu ancak onlara neler olduğunu öğrenerek anlayabiliriz!

“Benden sonra hepsi Kureyş’ten olan 12 imam olacak.”
[Tirmizi]

Yalanları es geçip Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in soyuna neler olduğunu görelim.

1. İmam: İmam Ali [Kerremullahi Vechehü], Kufe’de bir camide namaz kılarken Bin Mulcem’in zehirli kılıcıyla yaralanarak şehit edilmiştir.

2. İmam: Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in torunu İmam Hasan [Radıyallahu Anh] Muaviye ve oğlu Yezid tarafından düzenlenen bir oyunla Hz. Hasan’ın [Radıyallahu Anh] eşi Ca’de binti Eş’as’a zehirletildi. Muaviye Hz. Hasan’ı [Radıyallahu Anh] kendinden sonra halife tayin eder gibi yaptı, Muaviye’nin oğlu Hz. Hasan’ın [Radıyallahu Anh] eşi Ca’de binti Eş’as “Seni ben alacağım, tepeden tırnağa kadar mal, süs eşyası içine koyacağım” diye kandırdı ve Hz. Hasan’ı [Radıyallahu Anh] zehirlemesi için Şam’dan zehir gönderdi. Ca’de binti Eş’as aldandı. Hz. Hasan’ı [Radıyallahu Anh] zehirledi.
[İSLÂM ÂLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ//HİCRÎ BİRİNCİ ASIR ÂLİMLERİ]

3. İmam: Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in torunu İmam Hüseyin [Radıyallahu Anh], oğulları, akrabaları ve arkadaşları ile beraber Yezid’in emriyle Muharrem ayının 10. günü [Aşure günü] Kerbela’da [Irak/IraQ] şehit edilmiştir.

4. İmam: Kerbela’da yaşı küçük olduğu için öldürülmeyen İmam Hüseyin’in [Radıyallahu Anh] oğlu İmam Zeynel Abidin [Radıyallahu Anh] Hicret’in 75. yılı [Milâdi 693] Muharrem ayının 12. günü Ümeyye oğullarından Abdülmelik oğlu Velid’in saltanatı zamanında, Hişâm bin Abdülmelik’in emriyle Osman bin Hayam tarafından Medine’de zehirlenmiştir.
[İSLÂM ÂLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ//HİCRÎ BİRİNCİ ASIR ÂLİMLERİ]

5. İmam: Hz. Hüseyin’in [Radıyallahu Anh] torunu, Zeynel Abidin’in [Radıyallahu Anh] oğlu İmam Muhammed Bakır [Radıyallahu Anh], Hicri 113 [Miladi 731] senesinde halife Hüşam tarafından Zilhicce ayının 7. gününde Medine’de İbrahim’in zehriyle öldürülmüştür.
[İSLÂM ÂLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ//HİCRÎ İKİNCİ ASIR ÂLİMLERİ]

6. İmam: Zeynel Abidin’in [Radıyallahu Anh] torunu, İmam Muhammed Bakır’ın [Radıyallahu Anh] oğlu İmam Cafer-i Sadık Abbasi Halifesi Mansur’un emriyle Hicri 148 [Miladi 766] yılında zehirletilmiştir.
[Usul-u Kafi, 1. cilt, sayfa 472. Delail-ul İmame, sayfa 111. İrşad-ı Müfid, sayfa 254. Yakubi Tarihi, 3. cilt, sayfa 119. Fusul-ul Mühimme, sayfa 212. Tezkiret-ul Havas, sayfa 346. Menakıb-ı İbn-i Şehraşub, 4. cilt, sayfa 280.]

7. İmam: İmam Muhammed Bakır’ın [Radıyallahu Anh] torunu, İmam Cafer-i Sadık’ın [Radıyallahu Anh] oğlu İmam Musa el-Kazım [Radıyallahu Anh] Miladi 799 [Hicri 183] yılında Recep ayının 25. günü Abbasi Halifesi Harun Reşid’in hapishanesinde zehirlenerek öldürüldü.
[İSLÂM ÂLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ//HİCRÎ İKİNCİ ASIR ÂLİMLERİ]

8. İmam: İmam Cafer-i Sadık’ın [Radıyallahu Anh] torunu, İmam Musa El-Kazım’ın [Radıyallahu Anh] oğlu İmam Ali er-Rıza [Radıyallahu Anh] Hicri 203 [Miladi 818] yılında Safer ayının 17. günü İran-Horasan’da Abbasi Halifesi Ma’mun emriyle zehirlenmiştir.

9. İmam: İmam Musa El-Kazım’ın [Radıyallahu Anh] torunu, İmam Ali er-Rıza’nın [Radıyallahu Anh] oğlu İmam Muhammed Taki [Radıyallahu Anh], hanımı Ümmü Fazl tarafından Hicri 220 [Miladi 835] yılında Zilkade ayının 30. günü Bağdat’ta [hanımının babası] Abbasi Halifesi Mutasım’ın emriyle zehirletilmiştir.

10. İmam: İmam Ali er-Rıza’nın [Radıyallahu Anh] torunu, İmam Muhammed Taki’nin [Radıyallahu Anh] oğlu İmam Ali Naki [Radıyallahu Anh] Hicri 254 [Miladi 868] yılında Recep ayının 3. günü Abbasi Halifesi Mütevekkil’in emriyle Bağdat’ta zehirlenmiştir.

11. İmam: İmam Muhammed Taki’nin [Radıyallahu Anh] torunu, İmam Ali Naki’nin [Radıyallahu Anh] oğlu İmam Hasan el-Askeri, Hicri 260 [Miladi 874] yılında Rebiülevvel ayının 8’inde Abbasi Halifesi Mutemid’in emriyle Bağdat’ta zehirlenmiştir.

Bu da bizi son ve 12. İmam’a getiriyor.

Muhammed El-Mehdi!

İmam Mehdi İlluminatilerin/Siyonistlerin/Satanistlerin/Masonların hareketine savaş açacaktır! İsa Aleyhisselam’ın dönüşü için Deccal’la savaşacaktır. Normal bir insan gibi savaşmayacak. Kaynaklar bir ölüm meleği gibi [Azrail gibi] kanatlarında hiddet taşıyacağını söylüyor.

Saçmalık, bunlar hep hikâye değil mi?

Talmud’a bakıldığında sürgün Yahudilerin devlet kurması yasaktır.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in ailesini savunuyorsanız bile etiketleniyor ve rahatsız ediliyorsunuz. Sorun Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in ailesinin nasıl olup olmadığı, kimin tarafından ya da ne zaman öldürüldüğü değildir. Ancak hepsinin öldürüldüğü gerçeğidir!

Günümüzün sonuçlarını ortaya çıkarmaktadır.

Tarikat saldırılarında bulunanlar İslam’ı anlayamamışlardır.

İslam kelimesi Arapça’da bir zarftır. Temelde İslam bir isim değildir! Bir hayat şeklinin ve kalp durumunun tanımıdır. Ne yaptığınız ve kalbinizle neye inandığınız hakkındadır. Dışarıdan nasıl etiketlendiğiniz değil. Hıristiyanları, Yahudileri, Budistleri, Rastafarileri, Şiileri, Sufileri, Sünnileri etiketlerken bunu hatırlayın.

Hıristiyanlık ve Musevilik gibi çoğu dinde olduğu gibi Müslümanları kendi aralarında bölmek için insanların oluşturduğu farklılıklardan mezhepler ortaya çıkmıştır. Bu fitnedir ve Müslümanların sınavıdır. Başkalarına karşı birleşmek kolaydır, ancak Müslümanlar günümüzde kendi aralarında birleşmeyi göze almıyorlar.

Gerçeği bulmak için insan kalbinden her türlü ön yargıyı silip insan yapımı etiketlerin ötesinin araştırılması gerekmektedir. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ve ALLAH [c.c.] tek bir ümmet olmamızı istemektedir!

Bismillahirrahmanirrahiym. Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah yanında en üstün olanınız Allah'tan en çok korkanınızdır. Allah bilendir, haber alandır. Sadakallahül-Azıym.
[Hucurat Suresi, 13. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. Sakın kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra parçalanıp çatışmaya düşenler gibi olmayınız. Böyleleri için büyük bir azap vardır. Sadakallahül-Azıym.
[Al-i İmran Suresi, 150. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. Dinlerini parça parça edenler, bölük bölük olanlar yok mu? Senin onlarla hiçbir alakan yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Sonra ALLAH, onların yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Sadakallahül-Azıym.
[En’am Suresi, 159. ayet]

Bismillahirrahmanirrahiym. İşte bu oluşturduğunuz ümmet, tek bir ümmettir, Rabbiniz de benim. Öyleyse sırf bana kulluk ediniz. Sadakallahül-Azıym.
[Enbiya Suresi, 92. ayet]

Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin tuzağı “böl-yönettir!”

3. Dünya Savaşı kimler arasında olacak? Aleyhisselatu Vesselam Aleyhisselam’ın soyundan gelen Mehdi Aleyhisselam’ın önderliğindeki Müslümanlarla, Firavun soyundan gelen Masonlar/Siyonistler/Satanistler/İlluminatiler arasında olacak!

Eski Mısır Kraliyet ailesinde ensest[aile içi] ilişkiler vardı. Anneler oğullarıyla, kız kardeşler erkek kardeşleriyle evlenip gücü ve parayı aile içinde tutuyorlardı. Firavun ataları gibi İngiliz Kraliyet Ailesi’nin de soy içi melezlenme tarihçesi vardır.

3. Dünya Savaşı iki eski ve farklı aile tarafından yönetilecek. Bir tarafta günümüzde dünyayı yöneten soy [Firavun soyu] ve bir tarafta Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz’in soyundan gelen Mehdi Aleyhisselam tarafından yönetilecek.

İlk soy Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati Kraliyet ailelerinden oluşmaktadır. Firavun soyuna dayanmaktadırlar. Eski Mısır Kraliyet Ailelerine ne oldu? Firavunlara ne oldu? Dünyayı Mısır’dan yöneten küresel bir güçlerdi. Peki, sonra ne oldu? Yok mu oldular? Mısır’dan Avrupa’ya göç ettiler. Bu soy daha sonra küresel gücünü Kutsal Roma İmparatorluğu’nu kurarak devam ettirdi. Aynı aile Avrupa’da yayılmaya başladı ve evlilik söz konusu olunca her şeyi yine “aile içinde” tuttular. Kraliyet bireylerinin sadece Kraliyet bireyleriyle evlenebilmesinin sebebi bu sapık soyu sürdürebilmektir. Bu soy daha sonra küresel gücünü Büyük Britanya’da kurdu. Büyük Britanya’nın yönetici ailesinin gerçek adı “Windsor” değildir. Bu sonradan gelen isim gerçek soyu gizlemek için kullanılan bir isimdir. Dünyayı yüzyıllardır Britanya’dan yöneten soy “Yeni Dünya”dan en iyisini elde edebilmek için gayret göstermiştir. Yavaşça ama emin adımlarla Washington’da küresel yönetimlerini kurmuşlardır. Bir aile, bir soy, bir yönetim!

Bazen gerçek hayalden daha gariptir.

Şimdi Yeni İngiltere Tarihi Akrabalık Cemiyeti’nin hazırlamış olduğu bilgiler incelendiğinde Amerika Birleşik Devletleri’ni yöneten başkanların hemen hepsinin birbirinin akrabası olduğu açıktır! Cheney’in kuzeni Barack Obama aynı zamanda George W. Bush’un 11. dereceden kuzenidir. Lincoln George W. Bush’un 7.derece kuzenidir ve George W. Bush ile John Kerry sadece bir seçimi paylaşmamıştır ancak aynı zamanda 9. derece kuzendirler. Soy ağacını takip edince Madonna, Celine Dion ve Tom Hanks gibi isimler karşımıza çıkıyor.

Siyasetin garip yatak ilişkilerine sebep olduğu söylenir. Siyaset garip akrabalıklara da yol açıyor.

George W. Bush’un 11. dereceden kuzeni olan Barak Obama seçim kampanyası zamanında ne diyordu?
“2002’de bu savaşa karşı çıktım.” [Barak Obama]

Amerika Birleşik Devletleri’ni yöneten başkanların hepsi birbirinin akrabasıdır! Barak Obama 6 başkanın uzaktan akrabasıdır. George W. Bush ve George H. W. Bush, Gerald Ford, Lyndonn Johnson, Harry S. Truman ve James Madison. Barak Obama’nın soyağacında aynı zamanda Sör Winston Churchill ve İç Savaş Generali Robert Lee bulunmaktadır. Aynı zamanda “Beatnick” yazar Jack Kerouac ve Prens Charles’ın eşiyle akrabadır. John McCain’in soyunun araştırılması daha zordu. John McCain Amerika Birleşik Devletleri Başkanı eşi Lady Laura Bush’un 6. dereceden kuzenidir.

Bu soy özgündür ve genleri çok ciddiye almaktadır. Bu dünyayı tarih boyunca yöneten Şeytani Firavun Soyu’dur. Çoğu insan onları elit olarak bilir. Günümüzde Mason/Siyonist/Satanist/İlluminati/Elit olarak bilinmektedirler.

Şimdi Roma İmparatorluğu zamanında askerler nasıl sloganlarla toplanırdı?
“Roma ordusu sizi istiyor.”
Amerika’da nasıl sloganlarla toplanıyor?
“Sizi Amerikan ordusu için istiyorum.” [George Washington]

Siyonist Bankacı aileler ile Hitler’i kim desteklemiştir? George Bush’un büyük babası Prescott Bush.

Çağımız satanizminin yazarı kim biliyor musunuz?

“Bu yüzyılın en kötü adamı” lakabına sahiptir. Aleister Crowley.
Aleister Crowley aynı zamanda Barbara Bush’un babasıdır. Bu temel üzerine bu aile kuruldu.

Masonların/Siyonistlerin/Satanistlerin/İlluminatinin aile içi evlenme şeklinde bir aile ağı vardır. Bunlar insanlar ve onlar tarafından aydınlanmış anlamındaki İlluminati olarak anılmaktadır. Göz önündeki diktatörlüğü insanlar reddettikçe sistemi yöneten insanlar haline geldiler. Bu insanlar genetiğe çok dikkat ederler. George W. Bush gibi insanlara bakıyorsunuz ve senin benim gibi duruyorlar. Asıl konu göremediğimiz alanda meydana geliyor. İlluminati soyları gerçekte budur. Şeytanın ve cinlerin insanları ALLAH yolundan saptırmak için kullandıkları kuklalardır. Prenses Diana temelde kendini Windsor’ların damızlık kısrağı olarak görüyordu. Bu ağa Prens William’ı taşıyacak araç olarak getirildi. Bunu anlamak için o kadar çok farklı konuyu araştırıp birbirine bağlamamız gerekiyor. Prenses Diana’nın hikâyesine baktığımızda sadece şu anda ya da 1997’de olana bakmamak gerekiyor. Babil gibi yerlere dayanıyor. Babil Putu Diana eski bir puttu ve İlluminati’nin putu, Babil putu Semiramis’in farklı bir adıdır. Babil Putu Diana’ya inanan ve Babil Putu Diana için ritüeller yapan bir diğer grubun adı Meroivingian’dir. Meroivingian’ler İlluminati ağının en önemli soylarından biridir.

Akrabalığı korumak; İlluminatinin önemli değerlerindendir ve önceden ayarlanmış kişilerle evlenirler. Akrabaları içerisinde, yöneticilik üzerine kurulmuş efsanevi nesil ve sözde saf kan vardır. Bundan dolayı onlar Kraliyet Seçkinleri içinde evlenir, kendilerini, kanlarını korumaya çaba gösterirler. Ve başka bir genetik üzerinden rekabete girerler. İngiliz Kraliyet Ailesi’nin İlluminati ile akrabalığı vardır. Bu insanların hepsi genetikle ilgileniyor. Prenses Diana temel olarak Windsor ailesinin damızlık kısrağıydı. Prenses Diana sadece William’ı doğurmak için bir ağ içerisine sadece araç olarak getirildi. Ve Prenses Diana aile içine almadığında ne oldu? Prenses Diana kaza geçirdiği gün arabasından bir not çıkmıştı. Prenses Diana’nın el yazısıyla yazılmış bir not. Notta ne diyordu? “Ben burada oturuyorum! Onlar benim arabamın içerisinde kaza planlıyorlar.” [Prenses Diana]

İngiltere’deki bu karanlık gizli örgüte üye olanlar destek vermedi Prenses Diana’ya. Bunlar sadece İngiltere’yi yönetmekle kalmadı. Prenses Diana’ya tehlike de olduğu söylendi. Barry Mannakee Prenses Diana’nın Kişisel Güvenlik Görevlisi oldu. Amerika’da yapılan bir belgesel de Barry Mannakee ve Prenses Diana birbirlerine aşık olduklarını söyledi. Kısa bir süre sonra Barry Mannakee araç içinde öldürüldü. Medya “Kaza” diye haber yaptı.

Prenses Diana’nın İlluminatilere uygun olmadığı kolay anlaşılır. Kendi hayatının iyi olmasına özen gösterdiğinden beri sürekli kendini rahatsız ve Windsor’larla yanlış yere koyulmuş gibi hissediyordu. Barry Mannakee ve sonra başka bir kişi akraba dışından geldi. Ama bu kez nihai bir karar alınmıştır. Ve böylece, Prenses Diana’da öldürüldü. Babil Kraliçesi Diana, Babil putu Semiramis olarak biliniyordu. Babil Putu Diana’ya tapan gruplara ve Babil Putu Diana’ya ritüelleri yapanlara Meroivingian derler. Meroivingian’lar anahtar akrabalardan biridir. Tüm İlluminati şebeke de. Bazı Meroivingian Kral Şövalyeleri ve uygulanan Kabalistik Ritual üyesiydi. Meroivingian akrabalığı tarihimizde ana elit yönetici akrabalarından biridir. Meroivingian sülalesi; cinlerin emirleriyle beraber İlluminati’nin elit akrabalığını kurdular. Şeytana bağlı olmak için ritüelleri yüksek düzeydekiler başlatır ve liderler sıkı takip ederler. Onların önceden anlatıldığı gibi, aydınlanması; cinlerle iletişime dayanmaktadır. Deccal’ın gelişi için hazırlanıyorlar.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.