Allah’ın -özel bir imtihan vesilesi kılmadıkça- herkese dengini vereceğine iman etmişlerdir. Ya “Allah ıslah etsin” derler, ya da “Allah ayaklarını sabit kılsın” .. ve başka meseleye geçerler. Suriye’yi konuşurlar mesela, İran geleneğinden bahsederler.
Bu şehrin gençleri ucuz İslamcı da değildir ha. Filistin’i ya da Roboski’yi konuşurken namaz geçirmezler mesela. Dini insanların hayatına gündem yapmak için çırpınırlar. Ama hepsi bu dinin önce kendilerine indiğini bilir. Tebliğden evvel temsilin geldiğini de.. İbadet hayatlarına dair ve kitap okumaya dair planları vardır hepsinin.
Sonra bu şehirdeki gençlerin muhabbetlerinde “aşk” kelimesi yoktur. “Eğer herkesin diline düşecek, şairinden cahiline kadar herkes tarafından kullanılmaya başlanacak kadar pespaye olmuşsa bir kavram, yüceliğinden kim söz edebilir ki? Eğer baba bebeğine, kadın kocasına, derviş Rabbine, flört çiftler birbirine aynı kelimeyle sesleniyorsa; o kelimenin/kavramın kutsiyeti yüceliği mi kalır? Hatta o kelimeyle hitap edilen varlığın bir ayrıcalığı özelliği mi kalır? Özel olana farklı hitap edilir çünkü. Hayatınıza baba sıfatıyla ikinci bir adam, anne sıfatıyla ikinci bir kadın daha girmeyecektir…” düşüncesinde bir kalite arayışındadır bu şehrin gençleri. Olsa olsa sevdaları olur onların, onu da bir kendilerine söylerler, o kadar. Ondandır hepsinin geniş bir yüreği olması, dert taşımayı bilmesi, suskunluğunda çok şey söyleyebilmesi.
Hem ağızları da temizdir bu şehrin gençlerinin. Hakaret dolu ifadelerle birisinin fikirsel haksızlığının ortaya konulamayacağını bilirler mesela. Ya da argoyla benzenmiş parlak ifadelerle düşünsel bir duruş sergilenemeyeceğini de…
Bu şehrin gençleri kelimenin tam anlamıyla ümmetçidirler bir de. Tavırlarını benimsemeseler de duruşunu fazla sert ya da ılımlı bulduklarını dile getirseler de en nihayetinde mevzu bahis tüm hareketlerin kelime-i tevhidde birleştiğini bilirler. Allah için nasihat ederler, nasihat alırlar. Ama o kırık kolu yen içinden çıkarıp da dışarıya hiç göstermezler. Herkesin ardında namaz kılarlar mesela, selamını almadıkları yoktur.
Bu şehrin gençleri delikanlıdır da. Konuşmasını bilirler ama kalk dedin mi de dimdik ayaktadırlar. İş de yaparlar, cafe köşelerinde devrim yapanların aksine. Kampa çıkarlar, güreşirler, çoğunun kızlarla konuşurken avuçları terler hâlâ.
Bu şehrin gençleri var ya dostum, bu şehrin gençlerinin ciddiyeti karamsarlık demek değildir. Neşe verirler, gülmeyen yüzlerle iş yapılmayacağını düşünürler. Her gördüklerine selam verirler mesela, aslolanın birlik ve muhabbet olduğunu bilirler. Bu şehrin gençleri dostum, gündüzleri güler, geceleri ağlarlar. Ümmetin derdini taşıyan yüreklerinde ümidin temsilcisi olduklarını bilmenin sorumluğu da yer alır.
Bu şehrin gençleri bakınca Allah’ı hatırlatır, duruşları mü’minlere sevinç kafirlere korku salar.
İşte bu şehir, böylesi gençlere sahip olduğu için bereketlidir.
AbdullahŞehid
Hangi şehir bu bilemedim! ..
Dilerim derdim affıma vesile olur..
Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan..