İnsanın dili varmıyor ama, konuşulması lazım bunların.
Bir zamanlar "kılıç müslümanlığı" diye bir şey vardı. Kılıç zoruyla Müslüman olanlar için kullanılırdı bu tabir. Kılıç zoruyla Müslüman olan yerlerde Hatibler minberlere kılıç kuşanarak çıkarlarmış o zamanlar...
Şimdilerde, yirminci yüzyılın paldır küldür devrimleri içinde bunun tam tersi bir şey oldu, oluştu. Yeni bir "küfr-i hafi" çeşidi türedi: Kılıç gavurluğu!..
Kanun zoru gavurluğu da denilebilir buna.
İnsanın dili varmıyor ama, konuşulması lazım bunların.
Zorla şerle sindirilen insanlar öyle bir kimlik ve kişilik bunalımına girdiler ki... Cinsel konularda "Hünsay-i müşkil"ler. Kadın mı erkek mi oldukları tam belli olmayan kimselerin durumu neyse, dinsel konularda da onların kanun zoru gavurlarının durumu aynı oldu. Ne mümin demem mümkiiin.. Ne de gayr-i müslim böylelerine. Dense dense, ancak "Müslim-i müşkil" denilebilir bunlara herhalde!?!
Bu insanların, bu "Müslim-i müşkil"lerin bir bölümü, hem Müslümanım diyor, hem de sosyal, siyasal ve ekonomik hayatın özü, ruhu, ruhaniyeti olan güzelim İslamiyeti hayatın kıyısına itiyor. Rafa kaldırıyor! Bir kısmı da sadece namaza, oruca, hacca, zekata, nikaha talağa, kandillere ve kabristanlara bağlayıp geçiyor!
Bu insanlar İslamiyetin bu dünya için olduğunu düşünemiyorlar mı?
Sanmıyorum! Bilemiyorum!.. Belki düşünemiyorlardır!..
Bir dünya nizamı olan İslamiyetin itikat, ibadet ve muamelat olmak üzere, sosyal siyasal ve ekonomik bir bütün olduğunu idrak mı edemiyorlar?
Bilemiyorum! Belki de idrak edemiyorlardır!.. Çünkü, zorun şerrin baskısı altında şuurda, şuurlarda en azından kaymalar olur.
Şuurları kayan insanlarda ne sağlıklı düşünce kalır, ne de idrak... Zorla şerle kılıç gavuru edilmiş insanlar hiç kimsenin işine yaramaz. Ne hayra yararlar, ne şerre. Şuursuz sürülerle hiç biryere varılamaz.
O sebeble, dünyanın neresinde olunursa olunsun, insanları şuursuzluğa sürükleyen zorşer erbabına karşı, aklı başında insanların "el"le, "dil"le, "gönül"le, el ele, dil dile, gönül gönüle kıyam içinde olmaları lazım.
Şuurlarını uyanık, dikkatlerini dik tutmaları lazım...
Uyuyan şuur ve uyuklayan dikkat "nevbet"de kusur eder. "takdir" - "tedbir" köprüsünde telafisi zor büyük "kaza"lara yol açar...
İşte hal-i pür melâl-i dünya ortada. Yeryüzü korkunç ölçülerde kirlendi. Yanlışlar doğruların yerini aldı. Rezalet ümüğümüzü sıkıyor. Biz ne yapıyoruz?
Fazla birşey yapamıyoruz. Çünkü, hak uysal, batıl şirrettir. İşte bu şirretlik içinde namussuzluğu namus diye "norm"laştırdılar. Bu çarpıklık içinde kanun zoru gavurluğunu, "Müslim-i Müşkil" liği adamlık, çağdaşlık, uygarlık diye yutturdular. Maalesef!
Radyosu televizyonu ve yazılı kara basınıyla kara batıl hep bu konuyu işliyor. Daha yerleşik hale getirmek için.
Kabul etmek lazım ki bütün bunlar karşısında fazla bir şey yapamıyoruz. Ya kıyam et, ya kıyamet noktasında sıkışmış durumdayız evet ama, yooo! Ümit kesmek yok! El dil ve gönül birliği yapabildiğimiz takdirde, deviremeyeceğimiz dağ yok önümüzde.
El, dil ve gönül birliği lazım bize.
Bir sürü "Müslim-i müşkil"at içinde ne yapılabilir ki diyerek yeise düşmek doğru değildir.
Her gecenin bir sabahı ve her kışın bir baharı vardır mutlaka.
İşte ilk bahar kımıltıları başladı bile!
"Kıyam" "kıvam"ını bulunca yaz da gelecektir...
m.özdamar