--------------------------------------------------------------------------------
Bir Günün Muhâsebesi Osman Nuri TOPBAŞ
Cihânın en üstün varlığı olan insanın gerçek saâdeti; ruhlara ezâ ve ıztırap verecek pürüzleri bertarâf ederek, îman lezzeti ve ibâdetlerin huzûru ile dolu bir kulluk hayâtı yaşamasına bağlıdır. Bunun için de davranış mükemmelliği, incelik, zerâfet ve duygu derinliği gibi meziyetlerle müzeyyen bir ömür sürmelidir. Zîrâ ömür sermâyesi mahduttur. İnsan da başıboş bırakılmış değildir. İlâhî imtihan için geldiği bu dünyâda her fânî gibi birgün ölüm geçidinden âhiret âlemine intikâl edeceği muhakkaktır. Bu bakımdan insan, kendisine verilmiş olan emâneti zâyî etmeden, var oluş hikmetine ve insanlık haysiyetine yaraşır bir hayat yaşamalıdır.
İnsanoğlunun kalbini meşgûl eden müşterek düşünce ve ıztırapların en büyüğü, ölüm ve ötesine dâirdir. Ölüm, âhirete götüren zarûrî bir hâdisedir. Ölümün zarûrî dâveti gelmeden önce kalbi, irâdî olarak âhiret âlemine seferber edebilmek, en ihtiyatlı bir harekettir.
Allâh dostları, bu firâseti gösteremeyen kimselerin gafletine şaşarak şöyle demişlerdir:
“Dünyâ arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise bize doğru yönelmiş geliyor. Hayret o kimseye ki arkasını dönüp gidene yöneliyor da, kendisine doğru gelene sırt çevirip onunla meşgûl olmuyor.
” Yaratılış hikmetini idrâk edemeyen, maddî ve mânevî yapısının inceliklerine, varlığının derinliklerine dalamayan bir insanın; nezih bir hayat sürmesi ve cihandaki kudret akışlarını fazîlet zirvesinden müşâhede edebilmesi imkânsızdır.
Yaratılış hakîkatine nüfûz edebilmek, hayat ve ölümün mânâsını kavrayabilmekten geçer. Bu ise ancak ilâhî nûrun tecellî ettiği akıl ve vicdanların kârıdır.
Maddî ve mânevî bakımdan muazzam nîmetlerle cihâna gelip sonunda etten bir kalıp olarak toprak altında çürümenin, ahsen-i takvîm üzere yaratılan insan adına ne büyük bir fecaat olduğunu kavrayamamak, bu tâlihsizliğin ıztırâbını hissedememek, yüreğinde kırıntı kabîlinden de olsa iz’an taşıyan bir insan için ne büyük bir hüsrandır!..
İnsanın hiç tanımadığı ve ne gibi vâkıalarla karşılaşacağını hiç bilmediği bir âleme zoraki bir sûrette gitmesi ile, tanıdığı ve neş’elerine gönülden hasret çektiği bir âleme vicdan huzûruyla intikâli arasında ne büyük bir mâhiyet farkı vardır.
Bu sebeple istikâmet ehli, Cenâb-ı Hakk’a yakınlaşma arzusuyla nefsâniyeti dizginleyip rûhâniyeti ziyâdeleştirmenin gayreti içindedirler. Yine onların bütün gayreti, Hak Teâlâ’nın rızâsı istikâmetinde can verebilmek içindir. Mevlâmız, bu sâlih kişiler hakkında âyet-i kerîmede şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz, Rabbimiz Allâh’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: «Korkmayın, üzülmeyin, size va‘dolunan cennetle sevinin!» derler.” (Fussilet, 30)
Ne kadar toplarsan topla, bir gün bırakacaksın.
Ne kadar yaşarsan yaşa, bir gün öleceksin.
Ne yaparsan yap, bir gün hesabını vereceksin.
![[Resim: 9qfd91186dd20fz6.gif]](http://img147.imageshack.us/img147/9978/9qfd91186dd20fz6.gif)
giderayak işlerim var bitirilecek,