BİOENERJİ, MEDYUMLUK VE YENİ ENERJİLER (1)
Yepyeni bir Enerji
Şimdi hayat enerjisinin doğrudan etkili olduğu “ikinci bedenlerin” keşfi ve varlığın ikinci boyutu ilw ilgili buluşlardan kısaca söz edelim Öncelikli olarak şunu ifade edelim ki yukarıda da belirttiğimiz gibi bu “enerji ve güç” bilinenlerden bütünüyle değişik kanunlara tabi. Esasında bu çalışmalar yepyeni bir alana bizi götürüyor. İnsanın ikinci bedenine. Ruha kılıfı olan misali bedene, “esiri enerjiye” kapı aralıyor. Fizik bedeni ile ruh arasında kalan duble beden gerçeğine.. .
Bilim adamları bu enerji söz konusu olduğunda, ısı, elektrik, manyetizma, kinetik enerji, kimyasal enerjiden değişik olan yeni bir enerji türü olduğuna özellikle vurgu yaparlar. Bu bir tür ruhi- süptil bir yapı. Her ne kadar zihinlerde materyalist bakış ve ön yargının hakimiyeti bu tür konularla ilgilenmeyi “tabu” haline getirmiş olsa da, bir fazla araştırmacıl bu konularla ilgilenmekten kendilerini alamamışlardır.
Birtakım araştırmacılar bir enerji alanı keşfettiklerini söylemişler bu enerjik alana “Orgon” adını vermişlerdir. Hatta bunun depolanabileceğini göstermişler ve en çok iyi depolayıcı materyallerden birisini su olduğunu söylemişlerdir. Orgon enerjisinin kronik şekilde bloke olmasının hastalıklara yol açabileceğini ileri sürerler .
Bu saha ile alakalı teorilerden birisi “Hayatın elektrodinamik teorisi”dir. Bu teorinin öncülerinden ikisi Yale Üniversitesinde anatomi profesörü olan Harold S. Burr ve psikiyatrist Leonard J. Ravitz’dir. Bu araştırmacılar keşfettikleri şeye “L-alanı” demişlerdir. Bu araştırmacılar, kullandıkları özel hassas aletler” ile elektromanyetik alanların, canlı protoplazmanın gelişimi ve tamirinde yönlendirici etkilerini keşfederler. Kurbağa bacağı ile yürütülen bir deney bu çalışma için öncü bir keşif sunar. Araştırmacılar L- alanları, elektromanyetik matrisin (kalıbın) doku ve organların gelişiminde hayati bir rol oynadığını farkederler .
Kirlian Fotoğrafçılığı
İnsanlar görünen fizik bedeni dışında görünmeyen ve öldükten sonra da varlığını sürdüren farklı bir bedenin varlığını hep hissetmişlerdir Bu bedene batı dünyasında “astral” “eterik”, “duble” gibi adlar verilir. Araştırmacılar, yüksek frekanslı elektrik akımı altında kişi bedeninden yayılan parlak ışığı araştırıyorlardı uzun senelerdir.. Canlılarda bir tür “kalıp enerji” nin, farklı bir deyişle bir tür “enerji beden”in varlığına ilişkin bazı deliller elde edilmişti. Neydi bu enerji beden? Nereden kaynaklanıyordu?
Aura ve enerji alanı ile ilgili somut araştırma sonuçlarına götüren metotlardan birisi “Kirlian Fotoğrafçılığı” tekniğidir. Kullanılan aygıt, Rus mühendis Semyon Kirlian ve eşi Valentina Kirlian tarafından geliştirilmiştir. Bu sebepten alete “Kirlian aygıtı” denmektedir.
Bu teknik nasıl icra edilir? Nesne yüksek voltajlı, yüksek frekanslı elektriksel alan içerisine yerleştirilir. Nesneden yayılan “ışıklı korona” deşarjı fotoğraflanır. Bu yöntem, insan bedeninin enerji alanını resminin alınması anlamı taşıyor. Bu “aura” ışımasının açıkça insanın psikolojik durumu ile değiştiği farkedilir .
Sürdürülen araştırmalar, yalnızca insanların değil, bitki ve hayvanların da bir enerji alanı olduğunu gösterdi. Bu alan, sağlık ve heyecan hallerine bağlı olarak ışıma ve renk değişiklikleri gösteriyor; dolayısıyla kaynağının bedeni değil, ruhi olduğu anlaşılıyordu.
Kirlian Fotoğrafçılığı yöntemi günümüzde başta eski Sovyet ülkeleri olmak üzere birçok hastanede hastalıkları teşhis etmek amacı ile kullanılmaktadır. Diğer yandan Batı ülkelerinde de bu konuda hayli araştırmalar yapılmakta ve pekçok alanda bu teknikten yararlanılmaktadır. Bu metotla tespit edilen enerji alanına “korona” ismi verilir.
Ostrander ve Schroeder “Demirperde Ardındaki Psişik Medyum Keşifler” isimli kitaplarında, Kirlian tekniği ile yapraklarda herhangi bir hastalığa ait olan fiziksel belirtiler ortaya çıkmadan önce koronada tespit edildiğini belirtmektedir. Kirlian kameraları ile en çok önemlidir keşiflerden birisi hasara uğramış organik bir nesne, örneğin yarısı kesilmiş bir yaprağın Kirlian fotoğrafında tüm görünmesidir.. Bu keşif bir kısım medyum kişilerin kişi bedeninde kesik uzuvları bütün görmesi ile uyum sağlamaktadır. Üstelik bu biyoelektrik alan basitçe fiziksel bedenin bir radyasyon alanı değildir. Fizik bedenin kalıbı şeklinde bir de enerji beden kendini göstermektedir.
Çalışmalar da gösteriyor ki esasında insan çeşitli enerji bedenlerden meydana gelmiş bir bütündür. Ruhtan maddî ortama doğru, bir titreşimler ölçeğinde gibi renk tayfının en çok koyusundan en çok açığa uzanışı gibi bir akış ve düzenlenme söz konusu.
Sonuç olarak, astral, mantal, duble beden, ikinci beden, suptil beden gibi çeşitli adlar altında ince titreşimli bir yapıdan oluşmuş bir bedenimiz daha var: Bu bedenlerin, ruhun kendisi değil ama, ruhun maddesel bedenlerle irtibat kurmasını sağlayan fevkalâde ince bir beden olduğu anlaşılmaktadır. Ruhun mantosu da diyebileceğimiz bu bedenin islami litaratürdeki adının ne olduğunu araştırdığımızda, karşımıza misali beden (cesed-i necmi de denmektedir) ve misal alemi gerçekleri çıkar.
Alem-i Örnek
Konu buraya gelmişken materyalist dünyanın göremediği varlığın ikinci düzlemi olan misali beden ve misali alem’den bir islami hakikat olarak kısaca söz edelim. İslam alimlerince yapılan açıklamalara göre Beden-i misalî: Misalî ve lâtif bir ceseddir. Varlığı maddî bulunmayan, ama cinsinin cesedine benzeyen beden, kişi öldükten sonra bu ince ve latif kılıf bedenle hayattardır. Her ölen adamın kimliğini yansıtacak misali bir bedeni bulunur ve ölünce bu duygu bedeni, ruhla beraber hayatta kalır.
Ne şekilde fizik bedenimiz bu fizik yeryüzü ile irtibatı sağlıyorsa, misali bedenler de Alem-i misal’de yaşamaktadır. Açıklamalara göre alem-i misal, maddi alemle ruhlar alemi içinde bir köprü konumdadır. Misal alemi hem maddi aleme, aynı zamanda ruhlar alemine benzemektedir. Maddi aleme göre misal alemi daha latif bir alemdir.
Uyku halinde insanın maddi alemle ilişkisi ve münasebeti kesildiği için, sair latife ve duygular gaybi alemler ile irtibata geçiyor ve oralarda geziniyor. Kalbin ve duyguların terakki ve keskinliğine göre bazen Levh-i Mahfuz’un cilveleri bazen de kader mektuplarının numuneleri ile karşılaşılıyor insan.
Rüyanın hakikatinin bundan ibaret olduğu söylenebilir. Rüyada görülen bu cilveler ve numuneler, misal aleminin abartılı şekil ve şemallerine bürünmüş hali oluyor. İşte bu yüzden görülen rüyalar tabir istiyor. Zira hakikat aleminden basit bir şey misal aleminde çok büyük ve karmaşık bir hal alabilmektedir.
Sonuç olarak Ruh, örnek alemini hayalin vasıtası ile geziyor ve mütalaa ediyor. Uyku vasıtası ile maddi aleme kapanan pencereler manevi ve misali alemlere açılıyor. Ruh da bu yapılan pencerelerden o alemleri seyir ve mütalaa ediyor. Kabir hayatı, insanın duble-misali bedeni ile misali alemde yaşamış olduğu bir yaşam çeşididir.
Batı dünyasında konu ile araştırma yapan uzmanlar, ruhun bedenimizi belirli bir süre terk ederek farklı yerlere düşünce hızı ile gidip, gittiğimiz yerlerde meydana gelen olayları izleyebilen örneklerini izlemişler ve buna astral seyahat ismini vermişlerdir.
Fakat, burda şu noktaya dikkat çekmek lazım ki esasında bedenden ayrılan ruh değildir. Ruh bedenden ayrılmadan da “misali bedenleri” ile farklı yerlerde bulunabilme özelliğine sahip kılınmışlar. Nitekim ruhen arınmış ve kemale ermiş insanlar fazla yerde bulunabilme örnekleri fazla iyi bilinmektedir. Mevlana ve Abdulkadiri Geylani Hazretlerinin aynı anda fazla yerde görülmesi hadiseleri çokça anlatılır.