1-MEAL HAKKINDA
Bir yüzünde “Kur’an-ı Kerim Ve Kelime Meali” öbür yüzünde ise “Kur’ân-ı Kerim Renkli Lugatı Ve İrab Kılavuzu” yazan eleştiri konusu ettiğim bu meal Hace Ahmet Didin tarafından hazırlanmış, Tarık Polat tarafından renklendirilmiş ve Rayiha yayıncılık tarafından 2005 yılında basılmıştır. Meal, Kur’ân öğrencilerine kelimelerin Arapça ve türkçe karşılığını bulmalarında pratik sağlaması amacıyla hazırlanmıştır.
2-MEALLE İLGİLİ BİR GEÇMİŞ
Bu meali ilk olarak 2006 yılının sonlarında elime almıştım.Okumadığım için meale emek mahsülü ve başarılı nitelemesinde bulunmuştum.Ancak fazla bir zaman geçmeden gözüme takılan bir ayetin yanlış çevrildiğini gördüm, önemsemedim.Bir kaç sayfaya daha göz attığımda baktım ki okuduğum her sayfada yanlışlar çıkmaya başladı.Meali bana gösteren arkadaşı uyardım. Dikkatli olmasını, mealin aceleye getirilmiş olabileceğini bu sebeble de içinde zaman zaman yanlışların çıkabileceğini belirttim.O zaman tefsir alanında yüksek lisans yaptığım için tezimle meşgul olduğumdan meali inceleme fırsatım yoktu.Bir kaç ay sonra Konya’ da kitapçı bir arkadaş bu mealin su gibi sattığını, ülkenin her yerine ulaştırıldığını; imam-hatiplerin, ilahiyatçıların, müftülerin bu meali temin etmek için sipariş verdiklerini söyledi.Benden meale göz atmam için istekte bulundu, bir kaç gün incelemek üzere teklifini kabul ettim.Bir kaç gün geceli gündüzlü incelemem sonunda sadece bir kaç cüzde bir çok fahiş hata saptamıştım.Kitapçı arkadaşa bu mealin asla satılmaması gerektiğini benim daha da incelemem gerektiğini belirttim.
Tez zamanımdan çalarak iki ayımı bu meali incelemeye ayırdım.incelememin sonunda karşıma çıkan tablo ürkütücü ve üzücü idi.Kur’an ayetlerinin altıda biri yanlış çevrilmişti.Bin küsür ayetin yanlış çevrilmiş olması ve neredeyse her ayette birden fazla yanlışın yapılmış olması yanlış sayısını binlere vardırıyordu.Yanlışlar ne kemiyet ne de keyfiyet bakımından azımsanamazdı.Çünkü çok fahiş hatalar yapılmıştı. Bir kuran öğrencisi olarak benim görevim diğer Kur'ân taliplerini uyarmaktı.
Bir arkadaş oturmamızda bu mealdeki hataları anlatıyordum.Şu an Akademi Dershanesinde Arapça hocası olarak çalışan ve o zaman Ribat Fm İç Anadolu Bölge radyosunda Radyo Dershanesi adı altında Arapça dersleri veren Salih Zeki Keş hoca bu çalışmamın daha geniş kitlelere ulaştırılması gerektiğini söyledi ve beni radyoda konuşmam için davet etti.Resmi görevim gereği izin almam gerekiyordu, izin çıkmadığı içinde çalışma kağıtlarımı Salih hocaya verdim ve benim adıma kendisinin bu çalışmayı duyurmasını rica ettim.Kendisi de çok güzel bir dil ve üslub ile bu çalışmayı radyodan duyurdu.Bu radyo duyurusu üzerine dinleyenler tepki amaçlı açtıkları telefonlarla Rayiha Yayıncılığın merkez telefonlarını kilitledi.Radyo yayınının ulaştığı yerlerde Rayihanın mealinin satışı bitme noktasına geldi.O zamanlar Konya'da ikamet etmekte olduğumdan oradaki tüm kitapçıları gezdik ve uyardık.Bu çalışmamız üzerine Konya'da bir çok kitapçıda meal raflardan kaldırıldı.
Rayiha Yayıncılıktan bir kaç isim bizimle görüşmeye geldiler.Radyoda kendilerinden habersiz haklarında yayın yapmamızın yanlışlığını anlattılar.Allah rızası için meali bastıklarını ve dağıtmada büyük emek harcadıklarını söylediler.Bizim ifade ettiğimiz yanlışların bulunması halinde ise mealin hemen toplatılacağını ve paraların iade edileceğini , Prof’lardan oluşan bir heyet kuracaklarını ve yanlışların olması halinde düzeltme yapılacağını söylediler.Ellerine yazılı bir çalışma vermemizi istediler. Ben de yanlış çevirilerin içinden seçtiğim 25 ayetin yanlış çevirimini ilmi bir dille eleştiren, 12 sayfalık el yazılı çalışmamı kendilerine verdim.Çalışmam bitmiş ancak çalışmamı bilgisayar ortamına dökememiştim.Çünkü çok zaman istiyordu, benimde bu kadar zamanım yoktu.Sonra benim tezimle ilgilenmem ve Mardin'e tayinimin çıkması beni bu mealle uğraşmaktan men etti.
2009 yılının Mart ayında yeni baskıları yayınlanan Rayiha Yayıncılığın mealini yanlışları düzeltmiş olmaları umudu ile elime aldım. Çünkü komisyon kurulacak ve yanlışlar düzeltilecekti. Ancak elimdeki notlarımla karşılaştırma yaptığımda benim kendilerine verdiğim çalışmamdaki 25 ayetin bile hepsinin düzeltilmediğini gördüm. Geriye kalan binlere varan hatalar aynen yerinde saymaktaydı. Zaman sıkıntım olmadığı için bu mealdeki hataları herkesin rahat anlayabileceği şekilde bilgisayar ortamına dökmeyi ve Kur'ân taliplerine duyurmayı görev bildim.
Yayınevinden gelen bir kaç isimle görüştüğümüz 2007 yılından 2009 yılına kadar kayda değer bir çabanın harcanmamış olması meali yayınlayanlar hakkındaki iyi zannımızı bitirmiştir. İnternet ortamından, bu güne kadar bu meale bir eleştiri yazısı yazan olmuş mudur? Diye baktığımda, Prof. Dr. M Emin Ay hocaefendi tarafından Yenidünya Dergisinin 2006 Temmuz sayısında kaleme alınan bir övgü yazısı dışında hiçbir yazı bulamadım. Sözkonusu övgü yazısında, hocaefendi “Ğafir” isminin “Mümin” suresinin ikinci ismi olarak yazılması gerekirken “Müminun” süresine yazılmış olduğunu ve bununda tashih edilmesi gereken bir yanlış olduğunu söylüyordu, belirtilen yanlışta sonraki baskılarda düzeltilmiştir.Hocaefendinin sadece bir hataya işaret etmiş olması meali okumadığını göstermektedir.Bir akademisyene meali okumadan tavsiye etmenin doğru olmadığını hatırlatmanın haddim olmadığını biliyorum.Ayrıca hocaefendi meal yazarının Kur'ân'ı bir dua metni haline getirmesinden de övgü ile bahseder.Kur'ân talipleri dua ayetleri olarak verilen yerlere baktıklarında ayetlerin sınıflandırıldığını ve dua dili olmayan haber ayetlerinin bile dua ayetleri kapsamına alındığını görürler.Örneğin mealde depremden korunma duası olarak Zilzal Suresi dua ayeti olarak gösterilir.Meali yayınlayan yayınevinin çıkardığı her baskıda bazı yanlışları düzeltmesine rağmen, düzelttiği yanlışlarla ilgili okuyuculara herhangi bir bilgi vermemiş olmaları ilmi disipline sığmayan bir davranıştır.
3-ÇALIŞMAMIZDAN FAYDALANMAK İSTEYENLERE
Çalışmamızda mealin Ocak 2006 baskısını esas aldık.Ancak bu güne kadar mealin yayınlanan her baskısını da gözden geçirdik.Çalışmamızı sure sure yaptık.İlk baştaki sütunda hata numarasını, sonraki sütunda sure numarasını bir sonraki sütunda da ayet numarasını verdik."Rayihanın Yanlış Çevirisi" ve "Çevirinin Doğrusu" şeklinde iki bölüme ayırdık.
"Rayihanın Yanlış Çevirisi" bölümünde koyu siyah ve italik olan yerler "yanlış olan" yerlerdir.Altı çizili olan yerler ise "ayet arapçasında olmadığı halde yazar tarafından eklenen ve yanlış çeviriden kaynaklanan fazlalıklardır." Yine aynı bölümde yer alan çeviri başlarındaki üç yıldız işareti, “mealin mart 2009 baskısında düzeltilen ayetleri", iki yıldız işareti, "kısmen düzeltilen ayetleri", tek yıldız işareti ise "düzeltilmeye çalışılırken daha da yanlış hale getirilen ayetleri" simgelemek için konulmuştur.(Zaten bu düzeltilerin hepsi onu geçmez.)
"Çevirinin Doğrusu" bölümü ise bir çok mealden de faydalanarak hazırladığımız kendi çevirimizdir .Bu bölümde koyu siyah ve italik olan kısım "öbür sütundaki yanlış olan kısmın doğrusunu" gösterir.Bu bölümdeki altı çizili olan yerler ise "ayet arapçasında olduğu halde Rayihanın mealinde olmayan,çeviriye yansımamış olan yerlerdir." Yine aynı bölümdeki ayet sonlarına koyduğumuz tek yıldız işareti "Rayihanın yanlış çevirisinin başka meallerdede bulunduğunu" gösterir.Bizce yanlış olan bu çevirileri yıldızla simgelemiş olmamız ilmi duyarlılığımız gereğidir.(Zaten tek yıldız işaretli yerlerin sayısı yirmiyi geçmez.)
Bu mealde biz sadece Arap dil kurallarının çiğnenmesine dikkat ettik..Çeviri uslubuna,Türk dilini yanlış kullanmasına ve bir mealde dikkat edilmesi gereken daha bir çok konuya eğilmedik.Arap dil kurallarını fazlasıyla çiğneyen bir meali söz konusu ettiğimiz yönlerden incelemeyi bu meal için lüks gördük.Çalışmamızın uzamaması ve bazı ayetlerde yapılan yanlışların izahını sütunlarda yapmanın zor olması gibi nedenlerle metnini sütünlara almadığımız ve sure sonunda ki not kısmında: “Buradaki yanlışlarada bakılabilir” diye belirttiğimiz yanlış çevrilmiş ayet sayısı 580'dir.Metnini sütunlara taşıdığımız yanlış çevrilen ayet sayısı ise 479 dur.
Bir mealde bu kadar yanlışın bulunması ne ihmalkarlık, ne cehalet ne de dikkatsizliktir. Olsa olsa ehliyetsizliktir.Arapçayı bilen bir insanın bunca yanlış yapması mümkün değildir. Yanlış sayısını abarttığımızı düşünecek olsak bunların yarısını bile bıraktığımızda geriye kalan yanlış çevrilmiş ayet sayısı 500’dür. Beşyüz ayetin yanlış çevrilmiş olmasını herhalde kimse hafife alamaz. Kaldı ki yanlış çevrilen ayet sayısı bini geçkindir. Mealin her yönü bir çok hata ile doludur.Mealin sonunda verdiği Arapça kelimelerin Türkçe karşılığında bile bir çok hata ile karşılaşmaktayız.
Çalışmamızın sure sıralamasına göre olan yanlışlar dizisinin bitiminde belli başlıklar altında Arap dil kurallarının nasıl çiğenendiğini göstermek için çalışmamızın bütününden seçtiğimiz konuyla ilgili bazı sure ve ayet numaralarını verdik. Ayrıca eleştirimizin dışında tuttuğumuz meal yazarının anlatım bozukluğu, renklendirme hataları, Türk dilini yanlış kullanması ve ayetleri parçalayıp yeni bir metin inşa etmesi gibi yanlışlarından bir kısmının sure ve ayet numaralarını da vermeye çalıştık.Çizelgemizin en sonunda ise okuyucuları önceki baskılarda varolan ve 2006 baskısında düzeltilen yanlışlarla ilgili bilgilendirmek için düzeltilen yanlışların sure ve ayet numaralarını verdik.Çalışmamızın sonuna doğru ise fahiş hata olarak gördüğümüz bir çok hatadan sadece bir kaçını kısa kısa eleştirdik.Okuyucunun sadece bu bölüme bakması bile meal hakkında olumsuz kanaat edinmesi için yeterdir.En sona Rayiha Rayıncılığa 2007 yılında göndermiş olduğumuz yazımızı ekledik.Kur’ân’ın yanlış anlaşılmasının önüne geçebilmek için hazırladığımız bu çalışmamızın ecri siz değerli Kur’ân taliplerinin duası olacaktır.
Hayatını Kur'ân'la inşa etmeye koyulan, Kur'ân'ı başucu kitabı haline getiren bir Kur'ân ümmeti olma dileği ile....
ÇALIŞMA KIRK SAYFADAN İBARETTİR TABLO HALİNDEDİR İSTEYENLER MSN YOLU İLE BİZDEN ALABİLİRLER
MEALDE YAPILAN FAHİŞ HATALARDAN BAZILARININ ELEŞTİRİSİ
7/32: De ki: Bunlar iman eden kimseler içindir. Dünya hayatında ve kıyamet gününde onlara mahsustur...
Sormak lazım meal yazarına ayette bahsedilen nimetler dünyada sadece mümin olanların m? Ayet böyle mi söylüyor…
11/20: İşte bunlar arzın içindekileri aciz bırakamazlar…
Ayetin aciz bırakamazlar dediği dünyada olanlar mı? Allah mı?
14/44: İnsanları o azabın onların geleceği günden uyar…
Meal yazarı ne anlatmak istiyor? Kim gelecek ne gelecek?
15/88: Gözlerini sakın dikme! Onların zevk sürerek faydalandıkları zevcelere…(aynı örnek için bkz: 20/131)
Peygamber haşa insanların zevcelerine mi göz dikiyordu ki Allah onu uyarmış…
17/78: …Çünkü sabah kuranın okunuşuna şahittir…
Sabahın kur’an’ın okuyuşuna şahit olduğu sayın meal yazarının icadıdır…
19/11: Böylece mihrapta kavminin karşısına çıktı. Onlara ilham yolu ile sabah ve akşam tesbih ediniz diye işaret buyurdu
Hz.Zekeriyya mihrapta ilham yolu ile nasıl işaret etmişti? İlham ile işaret yan yana gelir mi? mihrapta mı işaret etti mihraptan çıkınca mı?
19/28: …Senin baban İmran kötü bir adam değildi
Meal yazarının İmran ismini ayet mealine yazması ilk bakışta tefsir olarak akla gelebilir. Ancak yazar İmran ismini ayetin Arapçasında geçen ve “adam, şahıs, kişi” gibi anlamlara gelen(imrae) kelimesini yanlış okuması sonucu yazmıştır.Mealin ilgili kısmının reklendirmesine bakıldığında bu hatanın tek sebebebinin yanlış okuma olduğu görülecektir.
23/39: Nuh “Ya rab beni yalanlamalarından dolayı bana yardım et” dedi
Sayın yazar ayetin öncesini sonrasını okumadan 2006 baskısında Nûh, 2009 baskısında ise Hûd olarak çevirmiştir… Hâlbuki ayet herhangi bir peygamberden bahsetmekte ve adını vermemektedir
24/61: …Yahut anahtarları teslim edilen koruyucularınızla…
Bir meal okuyucusu olarak meal yazarına sormak isterim siz tercümenizden bir şey anladınız mı? Anahtarları teslim edilen koruyucu ne, kim, ayetin neresinden çıkarabildiniz? Ayet anahtarlarına malik olunan evlerden bahsetmektedir.
26/182: Ve teraziyi de doğru eşit tartın
Teraziyi nasıl doğru ve eşit tartacağız? Terazinin tartılmasının mantığı nedir? Sayın yazar vezn ile mizan kelimesini karıştırmış olmalı…
33/34: Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerinin hikmetini düşünün
Allah peygamber eşlerine evlerinde okunan kur’an ayetlerinin hikmetini mi yoksa ayetleri ve hikmeti mi düşünmelerini istemektedir?
35/25: Eğer seni yalanlıyorlarsa kesinlikle onlardan öncekilerde yalanlanmıştı...
Peygamberin yalanlanmasından bahsedilmesi ve hemen ardından “onlardan öncekilerde yalanlanmıştı” denilmesi yazarın ne kadar dikkatli bir çevirmen olduğunu göstermek için kâfidir… Sormak gerekmez mi yalanlanan kim peygamberi yalanlayanların öncekileri mi yani kâfirler mi yalanlanmıştı? Yoksa öncekiler de peygamberden önce gelen elçileri mi yalanlamışlardı?
35/28: İnsanlardan, hayvanlardan, davarlardan böyle muhtelif renkler var…
Sayın yazarın ayeti anlamadan çevirdiği kesin… Ki anlamadan çeviri yaptığı yüzlerce ayetten belli olmaktadır… Ayet “muhtelif renkler var” demiyor “muhtelif renkte olanlar var” diyor
37/97: Onu hemen cehenneme atın
Yazar ayetin öncesine ve sonrasına bakmadan “cahim” kelimesini hemen cehennem diye çevirmiş. Hâlbuki ayet Hz. İbrahim’in mücadele sürecini ve sürecin sonunda ateşe atılmasını anlatmaktadır. Dolayısı ile ayetin cehennemle ilgisi bulunmamaktadır... Çeviri yapan birinin ayetlerin siyakını sibakını bilmesi, Kur’an bütünlüğüne vakıf olması, dikkatli olması ve çevireceği metni öncelikle iyice anlaması gerekmektedir…
41/22: …Sizler sakınmıyordunuz, kulaklarınız, gözleriniz ve derileriniz sizin aleyhinize şahitlik eder diye…
Sayın yazarın bu çevirisinden okuyucu ayette bahsedilen Allah düşmanlarının sanki kulak, göz ve derilerinin aleyhinde şahitlik edeceklerini bildiklerini ve bu inancı taşıdıklarını ayrıca bile bile kulak, göz ve derilerinin aleyhlerinde şahitlik etmeleri için sakınmadıklarını düşünür… Hâlbuki ayet; kulak, göz ve derilerinin aleyhlerinde şahitlik etmesine inanmadıkları için sakınmadıklarını buyurmaktadır. Bir çeviri yapabilmek için kaynak dili bilmek ne kadar zorunlu ise hedef dili bilmekte o kadar zorunludur. Malesef sayın yazarın her iki dile de vakıf olmadığını çevirisinden öğrenmekteyiz
41/44: Bu Arapça da mı yabancı…
Sayın yazarın ayetleri nasıl okuyup çevirdiğini çok merak ediyorum… Ayetin en azından “ araba yabancı dilde kitap mı”? Şeklinde çevrilmesi gerekirken hiçbir anlam ifade etmeyecek şeklinde manalandırılmıştır.
42/11: O’nun misline benzeyen bir şey yoktur…
“Hâşâ” dedirtecek bir çeviri örneği… Bu meallendirmeden anlaşılan şey Allahın misli(benzeri) olduğu ve onun misline (benzerine) kimsenin benzemediğidir. Kendi içinde çelişkili ve islam’ın tevhid ilkesine ters olan bu çeviri mazur görülebilir mi? Bu mealde tesbit ettiğimiz bini aşkın ayetin yanlış çevrilmiş olması sayın yazarın meal yapacak seviyede biri olmadığını açıkça göstermiştir.
43/33: Rahmanı inkâr eden kimselerin evlerini gümüşten tavan yapardık…
Sayın yazara sormak gerekmez mi ev tavan olur mu? Hangi mantıkla ve akılla bu çeviriyi yaptığını şahsım anlamakta zorlanmaktayım. Ayet insanlar küfürde bir tek ümmet olmaları tehlikesi olmamış olsaydı rahmanın dilemesi halinde inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanların ve merdivenlerin yapılacağını anlatmaktadır…
45/32: …Zannımız ancak kabul edemediğimiz bir zandır
Sayın yazarın çevirisine göre kâfirler zan ediyorlar ama zanlarını kabul edemiyorlar… Ayetin öncesi ve sonrasına bakıldığında kâfirlere sorguları sırasında daha önce ahreti kabullenmediklerini söylediklerini kıyametin kopacağı bilgisinin ise zandan ibaret olduğunu ve buna inanmadıklarını söylediklerini hatırlatılmaktadır… Yazarın çevirisine göre ise kâfirlerin neyi zan ettiklerini ve neyi kabullenemediklerini öğrenmek güç… Kıyametin kopmasını mı yoksa kopmamasını kabullenemiyorlar?
48/21: Size henüz takdir edilmemiş başka verilecek şeylerde var…
Sayın yazar yine her zamanki gibi ayeti yanlış okuyarak yanlış ve mantıktan yoksun çelişkili bir çeviri örneği sergilemiştir… Allah bir şeylerin verileceğini söylemişse mutlaka onu takdir etmiştir. Ayette yazarın yanlış okuduğu kısımıdır. Ayet “malik olmadığınız, ele geçirmediğiniz daha başka şeylerde var” demektedir. لَمْ تَقْدِرُوا عَلَيْهَا
48/25: …Eğer bir takım erkek ve kadın mü’minlerin içinde, tanımadığınız kişileri çiğnemiş olsaydınız…
Sayın yazar yine ayeti anlamadan çevirmiş ve ayetin verdiği mesajdan çok uzak mana vermiştir. Hâlbuki ayet yazarın dediğinde çok farklı şunu bildirmektedir:” Eğer orada, kendilerini bilmediğiniz için tepeleyeceğiniz ve bilmeyerek tepelemenizden ötürü, kınanacağınız inanmış erkekler ve inanmış kadınlar olmasaydı…”
105/4: Onlar taşlardan atıyorlardı, sicilden
Ayetini yukarıdaki mealden okuyan bir okuyucu bir şeyler anlamakta epey zorlanacaktır… تَرْمِيهِم بِحِجَارَةٍ مِّن سِجِّيلٍ.
2007 YILINDA RAYİHA YAYINCILIĞA ULAŞTIRDIĞIM ELEŞTİRİ YAZISI
RAYİHA YAYINCILIĞIN MEALİNDEKİ ÇEVİRİ HATALARINA ÖRNEKLER
1-Bakara: 187
" Oruç gecesi kadınlarınıza şehvetle yaklaşmanız size helal kılındı.
Onlar sizin libasınız, sizde onların libasısınız. Allah nefislerinize emniyet edemeyeceğinizi bildiği için, tövbenizi kabul edip sizi affetti. Şimdi onlarla mübaşerette bulunabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini isteyin. Yiyin ve için, hatta sizce sabahın gelişini beyaz ipliğin siyah iplikten net olarak ayırt edeceğiniz zamana kadar.
Sonra orucunuzu akşam oluncaya kadar tamamlayınız. Yalnız kadınlarla mübaşeret de bulunmayın, sizler mescit içinde, itikâfta bulunduğunuz zaman. İşte bunlar Allah'ın hudutlandır. İtikafdayken onlara yaklaşmayın. Böylece Allah ayetlerini insanlara açıklıyor, olur ki sakınıp korunurlar. "
PROBLEMLER
a ) “Hatta” ile başlayan altı çizili kısmın anlaşılmadan çevrildiği için okuyucuya hiçbir şey anlatmadığını görmekteyiz. Cümlenin başı ve sonu arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
" Hatta" harfi gaye ve cer olduğu halde Türkçe' ye aynen aktarılmış ve cümlenin sonuna anlam bütünlüğünün oluşması için tefsir niteliğinde "zamana kadar” ifadesi eklenmiş. Hâlbuki “hatta” diye çevirdiği kısım “zamana kadar” anlamını vermektedir. Dolayısıyla anlatım bozukluğu yapılmıştır.
Ayetin Arapçasında ki "min'el -fecr" ifadesini "sabahın gelişini" anlamında alarak, ayetin anlamının kaybolmasına ve yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur. Bu çeviri ile ayet şöyle anlaşılır ki bu anlayış kesinlikle yanlıştır. Bu yanlış, sahabe döneminde de yaşanmış ve Rasülullah tarafından düzeltilmiştir. " Sabahın gelişini elinize beyaz ve siyah ip alarak anlayabilirsiniz. Beyaz ipi siyah ipten net olarak ayırdığınızda sabah olmuştur demektir.” Şahsım bu çeviriden bunu anlamaktayım, doğrusu hiç anlaşılmayan cümleden kendimi zorlayarak da olsa bir anlam çıkarmaya çalıştım. Çevirmen bu anlamı kast etmediğini söyleyebilir, ancak ne kast ettiğini çevirisinden anlamak güç. Altı çizili kısım şöyle çevrilebilirdi. "Fecrin beyaz ipliği siyah iplikten sizce ayırt edilinceye kadar yiyin, için.” Bu ayette kast edilen, gece ve gündüzün birbirinden ayırt edilmesinden başka bir şey değildir. Yani siyah iplik ile gecenin karanlığı, beyaz iplik ile gündüzün aydınlığı anlatılmak istenmiştir. (Bunun için Bkz: Zeccac, 1. 257; Muhyiddin Derviş - İrabu'l -Kur’an, 1. 244; Buhari - Müslim, Adiy b. Hatem rivayeti; İbni Kesir, 1. 210 – 212 )
b) "Ya1nız kadınlarla" diye başlayan altı çizili kısımda sosyal hayatın dengesini bozacak nitelikte yanlış çeviri yapılmıştır. "Hünne" zamiri ayetin başında geçen "Nisei kum" ifadesiyle bağlantılı kılınmadığı için bu yanlış anlam ortaya çıkmıştır. Çevirmenin bu çevirisi Türkçe açısından da birçok hatalar içermektedir. "Yalnız" ifadesini kullanmasına gerek olmadığı halde kullanmıştır. Dolayısıyla şöyle bir anlam ortaya çıkmaktadır:
“Mescitte itikâfta iken kadınlarla mübaşerette bulunmayın, ama mescit dışında itikâf bitiminde kadınlarla mübaşerette bulunabilirsiniz.”
Çevirmenin bunları anlatmak ve aktarmak istediğine inanmıyoruz, ancak çevirisi bize bunları anlatmaktadır. Ayete şöyle bir anlam verilebilirdi: " Onlarla kadınlarınızla mübaşerette ( cinsel ilişkide ) bulunmayın."
c ) " İşte bunlar" ile başlayan kısımda " itikâftayken" ifadesi tefsir niteliğinde eklenmiş ve "itikâftayken onlara yaklaşmayın" ifadesini kullanmıştır. Çevirmen eklediği tefsir ifadesiyle ayetin anlamını katletmiştir. Ayrıca birçok yanlış anlamanın önünü açmıştır. Birkaç yanlış anlamı şöyle sıralayabiliriz:
1- İtikâf halindeyken fecrin beyaz ipliği siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yiyin için ama itikâf dışında bunlara uymasanız da olur.
2- Çevirmen "onlara" ifadesiyle kadınları kast etmişse o zaman ayetin bütünlüğünü bozmuş olur. Çünkü ayetin anlatmak istediği ayet bütünlüğünde anlatılan bütün sınırlamalardır.
Ayetin bu kısmı şöyle çevrilebilirdi: "Bunlar Allah'ın sınırlarıdır (yasaklarıdır) , bunlara yaklaşmayın ( ihlal etmeyin, bu hükümleri değiştirmeyin)" (Nesefi s. 100)
* Bu ayetin çevirisinde yapılan hatalar bunlarla sınırlı değildir.
2- Bakara: 196
" Hac ve Umreyi de Allah için yapın. Eğer alıkonursanız, size kurbanlardan kolayınıza gelen vacip olur. Başlarınızı traş etmeyin, hatta kurban kesilen yere varıncaya kadar. Sizden kim hasta olur veya başından eziyetli bulunursa, ona oruç tutmak veya sadaka vermek., yahut kurbandan bir fidye vermek lazım gelir. Sizler emin olduğunuz vakit, her kim hac sevabı gibi umre sevabı kazanmak isterse, kolayına gelen hedy kurbanı vacip olur. Kesecek kurban bulamazsa, hac döneminde üç gün oruç tutar, döndüğü vakit de yedi gün oruç tutar. Tam on gün eder. Bu hüküm ailesi orada olmayanlarla Mescid -i Haram' da oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun. Bilin ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidir."
PROBLEMLER
a ) " Hatta" ile başlayan altı çizili kısımda daha önce işaret ettiğimiz hatanın aynısı yapılmıştır. Ayrıca" kurban kesilen yere varıncaya kadar" ifadesi ayetin aslındaki manayı yansıtmaktan uzaktır. Bu kısımda " el -Hedyü" diye geçen ifade fail görevindedir. (Bkz - Derviş 1. 257 ) Ancak, bu çeviride"kurban" diye çevirilen "el -Hedyü" kelimesinin "fail" fonksiyonu görülmemektedir.
Çeviride sadece "kurban kesme yeri anlamı" görmekteyiz. Çevirmen "kurban" kelimesini "fail" görevinde kullandığını ifade edecek olursa o zaman şu sorular sorulabilir: Kesme yeri ile neyi kast ediyorsunuz? , kurban kesme yerini kast ediyorsanız o zaman neden bu anlamı yansıtmamışsınız? Ayetin çeviricisinin okuyucuya verdiği anlam ; "siz başınızı traş etmeyin, kurban kesilen yere ulaştığınız zaman başınızı traş edin" Ayetin Arapçası ise bu anlamı vermekten uzaktır. Çünkü burada kurban kesme yerine ulaşacak olan insanlar değil, kurbanlıklardır. Dolayısıyla şöyle bir meal vermemiz mümkün olur; ..... Kurban, kesileceği yere ulaşıp (boğazlanıncaya) kadar başlarınızı traş etmeyin."
b ) " Ona oruç tutmak" ile başlayan altı çizili kısımda " kurbandan bir fidye" ifadesi ile ayetin mesajı kısılmıştır. Burada "fidyetün" kelimesi haberi mahzuf bir mübtedadır. Dolayısıyla ifade ettiği anlam "ona fidye lazım gelir" olur ki "fidye" kelimesi kurban'a has kılınamaz. Ayetin mealini yapacak olursak şöyle olur: "Ona lazım gelen fidye, oruç tutmak, sadaka vermek veya kurbandır."
c ) " Sizler emin olduğunuz... " ile başlayan altı çizili ifade de fahiş çeviri ve tefsir hatası yapılmıştır. Ayette geçen" emintüm" ifadesi" emin olduğunuz... " şeklinde çevrilmiştir. Bu haliyle çeviri şu anlamı yansıtmaktadır: " Sizler güvenilir olduğunuz vakit.... " Hâlbuki ayetin Arapçasının verdiği anlam çok farklıdır, Şöyle ki : " Sizler kendinizi güven içinde gördüğünüzde güvene kavuştuğunuz zaman... "
Yine aynı cümle de " Her kim hac sevabı gibi umre sevabı kazanmak isterse" ifadesi ayetin aslının verdiği manadan çok uzaktır. Çevirmen ayeti anlamadan çevirmiş ve yeni bir metin inşa etmeye çalışmıştır. Yani tıkandığı yerde sözün nereye varacağını bilmeden tefsir niteliğinde sözler eklemiştir ki bu mealin bütünün de rahatlıkla görülür. Şimdi çevirmenin bu kısımdaki çevirisine göre hareket edildiğinde şu anlam ortaya çıkar " hac sevabı gibi umre sevabı almak isteyen kişi umreye gitmeden kolayına gelen bir kurbanı kesmesi yeterlidir." Çevirmenin bu anlamı kast ettiğine inanmıyoruz. Lakin çeviri ayetin verdiği mesaj bu. Hâlbuki ayetin Arapçasının anlattığı şudur : " Kim hacca kadar umre ile faydalanmak isterse yani hac zamanına kadar umre yapmak isterse.... ") Burada çevirmen" ile'l- hac" ifadesindeki anlamı maaline yansıtmaktan aciz kalmıştır. Ayetin anlattığı ile çevirmenin yansıttığı mana birbirlerinden çok uzaktır.
d) " Ailesi orada olmayanlarla mescid-i Haram' da oturmayanlar içindir" ifadesinde ayetin bütünlüğünü kavrayamamaktan ve ayetleri parça parça yapmaktan kaynaklanan felaket denilebilecek hata yapılmıştır. Çevirmen burada Arapça dil kurallarını ve iddialı olduğunu nahiv kurallarını bilmediği için önce ayeti parçalamış, mana bütünlüğü oluşmayınca da yeni bir metin inşa etmiştir. Ayetin Arapçasında geçen ve çevirmenin " Mescid -i Haram da oturmayanlar" şeklinde çevirdiği "haziri'" ifadesi hemen öncesindeki " Yekün" ifadesinin haberidir. Dolayısıyla anlam şöyle olur : " Bu, ailesi Mescid-i Haramda ( Mescid -i Haram bölgesinde) oturmayanlar içindir."
Bu ayetin çevirisinde daha başka hataların da olduğunu vurgulamak isteriz.
Bakara Suresinde tespit ettiğimiz yaklaşık 60 hatanın sadece iki tanesini irdeledik. Elimizdeki hatalar "böyle meal olmaz" dedirtecek niteliktedir.
3- Ali -İmran: 63
" Eğer yine yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah fesatçıları bilendir."
PROBLEM
Çevirmen ayetin Arapçasında geçen " tevellev" ifadesini " çevirirseniz" şeklinde çevirmiştir ki bu Arapçaya yeni başlayan öğrencinin bile yapamayacağı bir hatadır. Çevirmen tercümesinin doğru olabilmesi için ayetin bu kısmının şöyle olması gerekirdi; "tevelleytüm" O halde "tevellev" ifadesi şart edatıyla birlikte çevrildiğinde şöyle olur... "çevirirlerse" çevirmen ğaib ve hazırı ayırt etmeyi bilmelidir.
4- Ali İmran: 167
" Bir de münafıklık yapanları bilmek için, onlara gelin Allah yolunda savaşalım veyahut müdafaada bulunun" denilmişti.... "
PROBLEM
Çevirmen ayetin Arapçasındaki "katilu" ifadesini " savaşalım" diye çevirmiş. Bu çevirinin doğru olabilmesi için "nükatilu" ifadesi olmalıydı. Ayetin aslında geçen "katilu" ifadesinin doğru tercümesi şöyle olmalıydı : "savaşın"
5- Nisa: 36
" ve ömürleri yolda geçenlere "
PROBLEM
Çevirmen " ömürleri yolda geçenler" olarak çevirdiği ifadenin Arapçası " İbn- i's-sebil" denir. Bu ifadeyi okuyan bir okuyucunun ilk anladığı mana "ömürleri yolda geçenler yani seyahat edenler, yol işçiliği yapanlar ve şoförler" olur.
Arapçada bir deyim olan "ibni- 's-Sebil" ifadesi tefsir kitaplarında "menzilinden uzak, zor durumda kalmış misafir, yolcu, vs. yabancılar" şeklinde algılanmıştır. Ayetin doğru çevirisi şöyle olabilir: yolda kalmışa (yani: menzilinden uzak kalmış zor durumda olana) Bkz. (Derviş, II.21, Beyzavi,1.214)
6- Nisa: 156
"Küfre gidiş sebepleri Meryem'e karşı çok büyük bir iftirada bulunmalarıdır."
PROBLEM
Çevirmen, ayetin siyak ve sibakını okumadan, anlamadan çevirdiği için ayetin anlatmak istediğini yansıtamamıştır. Ayetin içindeki "bi" harfi cerrinin ve "vav" harfinin işlevini görmezlikten gelerek yeni bir anlam örgüsü geliştirmiştir. Atıf harfi olan "vav" harfinin atlanması ilmi bir cehaletten başka değildir. Ayetin önceki ve sonraki ayetlerle bağlantısına dikkat etmeden anlam vermek kişiyi gülünç duruma düşürür. Bu hatalar mealin yüzlerce yerinde yapılmıştır. Ayet önceki ayetlerle bağlantılı ve sonraki ayetle de bağlantılıdır. Bu bağlantı göz önünde tutulduğunda, bir de ayetin içinde "bi" harfi cerleri ile atıf harfi olan "vav" harfine dikkat edildiğinde şu mana çıkar, ya da şöyle bir meal verilebilir:
" …inkâr etmeleri ve Meryem' e büyük bir iftirada bulunmalarıdır." ayetin bağlantısını kurduğumuzda şu anlam çıkmaktadır: Helak edilmelerinin veya kalplerinin mühürlenmesinin sebebi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri, kalplerimiz kılıflı demeleri, küfürleri (inkârları ya da nankörlükleri), Meryem'e iftira atmaları, İsa'yı öldürdük demeleridir. (Bkz.Derviş; ll. 147 – 148)
7- Maide: 44
" Şüphesiz Tevrat'ı biz indirdik. Onda bir hidayet, onda bir nur vardır. Allaha teslim olmuş peygamberler onunla hüküm ederlerdi; Yahudilere ve ruhbanlara ve fakih âlimlere Allah'ın kitabını korumaya memur olmaları ve kitabın üzerine şahit bulunmaları itibarı ile hüküm ederlerdi. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun! .... "
PROBLEM
Çevirmen bu ayeti anlamadan ve üzerinde düşünmeden çevirmiş olmalı ki ayeti yanlış çevirmiştir. Çevirmen, altını çizdiğimiz kısımda" ..... Ver¬Rabbaniyyune ve'l - Ahbaru" ifadelerini bağlamından kopararak" Yahkumu" ibaresine müteallık kılarak " Yahudilere, ruhbanlara, fakih âlimlere" diye çevirmiştir. Hâlbuki "Rabbaniyyun" ve "Ahbar" kelimeleri "Nebiyyun" kelimesine atf edilmişlerdir." Hedü" kelimesi ise " Yahkumu" kelimesine müteallık olabileceği gibi " EnzeIne" kelimesine de müteallık olabilir. Yani ayet "Yahudilere onunla hüküm ederlerdi" şeklinde olacağı gibi " Tevratı Yahudilere biz indirdik ..... " şeklinde de çevrilebilir. Ancak bizim ilgilendiğimiz hata bu değildir, çevirmenin " Peygamberler Yahudilere, ruhbanlara ve fakih âlimlere onunla hüküm ederlerdi" şeklinde anlayıp çevirdiği kısım mevzumuzdur. Ayet şöyle çevrilebilirdi ki ayetin Arapçasına uygun olanı da budur: " Allah'a teslim olmuş peygamberler, onunla Yahudilere hüküm ederlerdi. Ruhbanlar ve fakih alimleride..... " Altı çizili kısımdaki" Allah'ın kitabını korumağcı.... " diye devam eden kısım çeviriden anlaşıldığı kadarıyla peygamberlere atf edilmiştir. Hâlbuki bu kısım peygamberlerle değil ruhban ve fakih âlimlerle ilgilidir. Yukarıda verdiğimiz meal ile bu kısmı bir araya getirdiğimizde şöyle bir meal çıkar ki ayetin Arapçasına müvafık olan da budur : " Allah' a teslim olmuş peygamberler, Yahudiler hakkında onunla (Tevratla) hükmediyorlar. Aynı şekilde Allah’ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden dolayı Ruhbanlar ve fakih âlimler de onunla hüküm verirlerdi. Ve onu gözetip kollarlardı. " Ayette "Yahkumu" fiilinin faili " Nebiyyun" olduğu için aynı görevi yüklenen " Rabbaniyyun" ve "Ahbar" kelimeleride " Nebiyyun" kelimesine atf edilmişlerdir. Bu çeviriyi bunun için böyle yaptık.
8- Maide: 67
"Ey Rasul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Tebliğ etmezsen Allah'ın risaletini yerine getirmiş olmazsın... "
PROBLEM
Ayet doğru çevrildiği halde renklendirme yanlış ve tam tersi yapılmıştır.
Kelimelerin rengine bakarak ayeti anlamaya çalışacak bir okuyucu bu renklendirme hatası sonucu yanlış bilgi edinecektir. "In lem" harflerine aynı renk verilerek " …mazsın" şeklinde karşılık (anlam) verilmiştir. "tef”al" kelimesine de farklı bir renk verilerek şu anlam ortaya çıkmıştır ( Yani; İn lem tef”al ibaresinin ortaya çıkan anlamı: ) " olamazsın". Dolayısıyla " İn lem tef al" ibaresinin anlamı ile" fe ma bellağte" ibaresinin anlamı renklendirme de karıştırılmıştır. Bu karıştırmanın sebebi yazım ve renk karışıklığı değil, Arapçayı bilmemektir. Bu, Arapça dilini bilmemekten kaynaklanan hatadır ve bu hatalar mealin bütününde rahatlıkla görülür. Ayetin Arapçasında geçen "İn" şart "lem tef”al" ise şartın fiilidir." fe" cevap içindir. " - me" nafiyedir "bellağte" cümlesi ise şartın cevabıdır. Bu kelimelerin işlevini bilen bir çevirmenin bu fahiş hatayı yapmayacağı ortadadır.( Bkz. Derviş, II. 266)
9- Enam: 84
" .... Nuh'u da daha önce gelen zürriyetini de hidayete erdirdik. Davud’u Süleyman’ı Eyyubu…"
PROBLEM
Çevirmen ayetin Arapçasında ki " min kablu" .... İfadesini " daha önce gelen zürriyetini de" .... Şeklinde çevirmiş. Hâlbuki burada "Nuh" "hedeyna" kelimesinin mukaddem mefulüdür. " min kablu" car ver mecruru ise" hadeyna" kelimesine müteallıktır. Dolayısıyla anlam" Daha önce de, Nuh'u ve onun zürriyetinden (soyundan) Davud'u Süleyman’ı, Eyyubu... Hidayete erdirdik." şeklinde olur. Yani " min kablu" ifadesi İbrahim'den önceyi anlatır. Çevirmenin bu çevirisiyle okuyucunun aklına şöyle bir soru gelir: Kişi dünyaya gelmeden nasıl zürriyeti dünyada olabilir. Çevirmenin bu soruyu cevaplaması verdiği yanlış anlamı kendisine gösterecektir. (Bkz. Derviş II. 404 )
10- En'am: 136
" Tuttular Allah'ın yaratıp var ettiği şeylerden ekin ve hayvanlardan bir hisse ayırdılar da kendi zanları ile" Bu Allah'ın ve bu da ortak koştuklarımızın." dediler. Ortak koştuklarımıza ayırdıklarımız Allah'a ulaşamaz. Allah için olansa o ortak koştuklarımıza putlara ulaşır dediler. Ne kadar kötü hüküm veriyorlar!"
PROBLEM
Çevirmenin "ortak koştuklarımıza..... " diye çevirdiği ifadenin Arapçası "li şürekaihim" şeklindedir. Altı çizili kısmın öncesinde geçen "li şürekaine" ifadesinin karşılığını " ortak koştuklarımıza" diye çevirdiği halde " li şürekaihim" ifadesini de aynı anlamda çevirmiştir. Hâlbuki bu ifadenin karşılığı " ortak koştuklarına.. " şeklinde olmalıydı. Çevirmen bu hatayı altını çizdiğimiz kısımda iki defa yapmıştır. Aynı satırda iki hata tesadüf olmamalı. Bu ayetin çevirisindeki yanlış bununla sınırlı değildir.
11-A’raf:103
" Sonra onların arkasından Musa'yı ayetlerimizle gönderdik. Firavun ve cemaati ona zulüm ettiler.... "
PROBLEM
Çevirmen altını çizdiğimiz kısmın arapçası'ndaki " ile harf-i cerini" Musa'ya muteallık kılarak çevirmiştir. Daha doğrusu" bihe" ifadesindeki " he" zamirini " Musa" olarak anlamış ve " ile" harf-i ceri ile birlikte şu anlamı vermiştir. "Firavun ve cemaati ona zulüm ettiler." Hâlbuki " ile" harf-i ceri mecruru olan " Firavun" kelimesiyle " beasne" kelimesine muteallıktır. " Bihe" ifadesindeki" He" zamiri ise" zalemu" kelimesine muteallıktır. " Fe zalemu" ifadesindeki" Fe" harfi atıf ve takip içindir. Bu incelikleri daha doğrusu bariz kuralları bilmeyen ve tefsir karıştırmayan çevirmen ayetin anlamını ters yüz etmiştir. Hiç alakası yokken" ile" harf-i ceri ile" bihe" zamirini birleştirerek yanlış çeviriye kalem oynatmıştır. Bu açıklamalarımız ışığında ayetin doğru tercümesi şöyle olur: " Onlardan sonra Musa'yı ayetlerimizle Firavun' a ve topluluğuna (ileri gelen adamlarına) gönderdik, ayetlerimize haksızlık ettiler. Ayetlerimize karşı geldiler.... )" Bu ayetin çevirisindeki" bihe" car ve mecrurundaki "he" zamiri (mecruru)" ayetlerimize diye çevirilir. (Bkz. Nesefi 378, Derviş III, 16–17)
11- A'raf: 144
"Buyurdu: Ya Musa! Şüphesiz ben seni insanların üzerine seçtim risaletimi vererek, seninle konuşmamla.... "
PROBLEM
Çevirmen çevirisinin birçok yerinde tekili çoğul, çoğulu tekil yapmıştır.
Altını çizdiğimiz" risaletimi" kısmının ayetteki karşılığı " Risalati" kelimesidir. Bu kelime çoğul ifade etmektedir. Yani anlamı" risaletimi" değil, Risaletlerimi .... Veya risaletlerimle" şeklinde olmalıdır. Burada" bi" harf-i cerini "ile" manasında kullanmayı tercih ederiz. Çevirmen tekil ile çoğulu ayırt etmeyi bilmelidir. Herhalde çevirmen Risalet bir parçadır. Nasıl çoğul olur? Düşüncesinden hareketle tekil çevirmiştir. Ancak bu hüsn-ü niyetimiz başka hataların tekrar tekrar yapıldığını gördüğümüz için kaybolmuştur. Çevirmen başta verdiği irab kılavuzuna hiç bağlı kalmamıştır. İrab kılavuzunun içinde de birçok yanlış bulunmaktadır.
13- Enfal: 2
" Ancak inanan o kimseler ki Allah zikir edildiği vakit kalpleri ürperir.
Onlara Allah'ın ayetleri okunduğu vakit imanlarını ziyadeleştirdik. Onlar Rablerine tevekkül ederler."
PROBLEM
Çevirmen "Zedethüm" ifadesini" ziyadeleştirdik" diye çevirmiştir. Hâlbuki çevirmenin ifadesinin doğru olabilmesi için Arapça ifadenin" Zidnehum" şeklinde olması gerekirdi. Çevirmen, ayet içerisindeki lafız ve mana birlikteliğini görmeden ya da bilmeden ayeti ters yüz etmiştir. Burada ziyadeleştiren Allah değil, ayettir. Daha doğru bir ifadeyle Allah'ın ayetleri okunduğunda mü'minlerin imanları artar. Dolayısıyla" zadethüm" ifadesinin karşılığı" artırır (ziyadeleştirir)” şeklinde olmalıdır.
14-Enfal:8
"Hakkı hak olarak tanıtıp batılı (Hakkın gücü ile) yok eder bundan mücrimler hoşlanmasalar bile."
PROBLEM
Çevirmen altını çizdiğimiz kısımda ta'lil için olan" li" harfinin anlamını çevirisine yansıtamamıştır. Bu mealin birçok yerinde ta'lil için gelen" li" harfinin anlamı yansıtılmamıştır. Bu hata cehaletten başka bir şey değildir. Bu hata mealin sadece birkaç yerinde yapılsaydı buna göz kayması olmuş derdik. Ancak bu hatanın birçok yerde yapıldığını gördüğümüz için böyle meal olmaz diyoruz. Enfal 8. ayet-i kerimedeki " li" harfini ta'lil için aldığımızda (Bkz. Derviş- III, 105) şöyle bir meal verilir: " Allah, hakkı gerçekleştirmek ve batılı ortadan kaldırmak için sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu. Mücrimler istemeseler de."
Ayet çevirilerinde bir önceki ve sonraki ayetle irtibat kurulursa anlam bütünlüğü oluşur. Ayet ayet meal yapmak bile sağlıklı değilken ayeti parça parça almak ne kadar doğru olur?
15-Tevbe: 26
“Sonra Allah sükûnet indirdi Peygamberin ve Mü’minlerin üzerine…”
PROBLEM
Çevirmen altını çizdiğimiz kısımda " hu" zamirini çevirisine yansıtamamıştır. "Sükûnet" diye çevirdiği kısmın ayet Arapçasındaki karşılığı “Sekinetehu" şeklindedir. "Hu" zamirini görmeden veya bilmeden birçok çeviri yapılmıştır. Y ani çevirmen bu hatayı sadece burada veya birkaç yerde değil birçok defa yapmıştır. Bu verdiğimiz örnek birçok hatadan sadece bir tanesidir. Çevirmen, “Bu hata gözümüzden kaçmıştır." şeklinde bir mazeret ileri süremez. Bunca hata olsa olsa cehalettir. Allah'ın kitabını her iki dili bilmeden, inceliklerini kavramadan çevirmeye kalkışmak bizlere" Cahil cesurdur." sözünü hatırlatır. Bu ayette " Allah" fail, "Enzele" fiil, " Sekinetehu" ise mefulun bih görevindedir. Dolayısıyla "sekinetehu" ifadesindeki" hu" zamirini de hesaba kattığımızda şöyle bir anlam çıkar: sekinetini " Bunu tefsir bağlamında biraz daha açarsak Nesefi'nin ifadesiyle"kendisiyle sükûn bulup iman ettikleri rahmetini" indirdi. (Bkz. Nesefi, 431)
16-Tevbe:40
" . . . . .. İkinin ikincisi o zaman mağaranın içindelerdi. O zaman arkadaşı ona diyordu ki: Mahzun olma. Şüphesiz Allah bizimle beraberdir.... "
PROBLEM
Çevirmen yine zamir hatasını işlemiştir. Ancak daha başka bir hata var ki, o daha büyüktür. Bu hatanın kaynağı ise ayet bütünlüğünü anlamaktan uzak ve Arapça bilmemekten kaynaklanan kör cahillikten başka bir şey değildir. Ayet içi takti' (kesme) yöntemi okuyucuya bir şey vermekten uzaktır. Tevbe 40. Ayetin çevirisinde altını çizdiğimiz ve"İkinin ikincisi" diye çevrilen kısımın ayet Arapçasındaki karşılığı" Saniye's -neyni" şeklindedir. Bu ifade Arapçadaki karşılığı “Ehadü’s-neyni” şeklindedir. Yani Araplar bu anlamda kullanırlar. ( Bkz. Nesefi, 436) Çevirmen" İkinin ikincisi" diye çevirdiği kısım aslında "iki kişiden biri" anlamındadır. Çevirmen Arap dilinin bu inceliğini bilmeden tefsir karıştırmadan bu manayı motomot çeviri olarak vermiştir. Bu çeviri karşısında çevirmene"İkinin ikincisi" ile kast ettiğiniz kim? sorusu sorulur. Bu sorunun cevabını verse bile "İkinin ikincisi o zaman mağaranın içindelerdi" şeklindeki çevirisiyle mağara da bir kişi mi iki kişi mi bulunuyor? İki kişi bulunuyorsa neden "ikinin ikincisi" deniyor? Çevirmen "İkinin ikincisi" ifadesi ile "içindelerdi" ifadesinin uyuşmadığını ve anlatım bozukluğu meydana getirdiğini bilmelidir. Çevirmen "İkinin ikincisi" şeklindeki yanlış çevirisiyle kalmamış, ayetin Arapçasındaki "Saniye's- neyni" ifadesini ayet bağlamından (öncesinden) koparmış ve bağıntıyı sonrakiyle yapmıştır. Hâlbuki "Saniye's-neyni" ifadesi " Ehracehu" ifadesindeki "he" zamirinin halidir. Dolayısıyla tercümesi şöyle yapılır: "Kâfirler iki kişiden biri olarak onu (Mekkeden) çıkardıklarında.... "
Ayette "İsneyni" muzafun ileyh, ondan sonraki "iz" bedel, "Hüme" mübteda ,"fil- ğari" haberdir. Bundan sonraki "İz" yine bedeldir. Çevirmen bu kuralları unutmuş veya bilmiyor olmalı ki " .... İkinin ikincisi o zaman mağaranın içindelerdi" şeklinde çevirmiş Hâlbuki burada öncesinden ayrı olarak şöyle çevirmeliydi. " Kâfirler iki kişiden biri olarak onu (Mekkeden) çıkardıklarında, her ikisi de mağarada İken arkadaşına: "üzülme (çünkü) Allah bizimle beraberdir... " Çevirmen buradaki "Hümê" ifadesindeki ikil anlamı ve bedelleri çevirisine aktaramamıştır. ( Ta'lil cümlesi olan" inna'l- lahe meana" cümlesi ise hemen hemen bütün mealler çevirmenin çevirdiği gibi çevirmiştir, ancak mevzumuz değildir.) (Bkz. Derviş III. 218) Çevirmen bu ayette geçen "li sahibihi" ifadesindeki "hi" zamirini " Ona"anlamını vererek yanlış çeviride bulunmuştur. Çevirmen cümle içinde şöyle bir anlam vermiştir.: "Arkadaşı ona" Hâlbuki burada anlam siyak içinde Hz. Peygamberin Hz. Ebu Bekir' e sözü vurgulanmaktadır ve şöyle çevirilmeliydi." arkadaşına.... "
17 - Yunus: 23
" Ey insanlar! Sizin azgınlığınız ancak sizin kendi nefislerinizedir.
Dünya hayatı bir metadır, sonra siz bize döneceksiniz"
PROBLEM:
Çevirmen, "Dünya hayatı bir metadır," şeklinde çevirdiği kısmın Arapçası" Meta -al- hayati' d-dünya" olarak gelmiştir. Çevirmen çevirisinin doğru olabilmesi için Arapça ifadenin " inneme'l -hayatü'd- dünya" Metaun" şeklinde gelmesi gerekirdi. Bu ayetin çevirisinde birkaç farklı görüş vardır; kimi müfessirler bu cümleyi "bağyukum" kelimesine haber, kimileride mübtedasının mahzuf olduğunu ve mahzuf mübtedanın haberi olduğunu ifade eder. Kısacası hiçbir müfessir bu ayete çevirmenin verdiği anlamı vermemiştir. (Ayrıntılar için Bkz. Derviş III. 320; Nesefi 469; Beyzavi 1.432 Meta kelimesinin anlamı için Bkz. Rağıp el - isfehan - Müfredat)
Bu ayetin Arapçasını Türkçeye aktardığımızda muhtemel birkaç mana çıkar ki biz bazısını yazacağız; dilerim çevirmen örnek alır: " ... Azgınlığınız yakın hayatın geçici bir menfaati olmak üzere sizin aleyhinizedir "ya da benim tercih ettiğim şu anlam verilebilir: " .... Azgınlığınız aleyhinizedir. Azgınlığınızla ( bitmesi) yakın hayatın menfaatini arzuluyorsunuz…”
18 - Yunus: 103
" Sonra peygamberimizi kurtarırız.... "
PROBLEM
Çevirmenin " peygamberimizi" diye çevirdiği kısmın Arapçası " Rusulene" şeklindedir. Çevirmen âdeti üzere burada da çoğulu tekil yapmak suretiyle Arapça bilgisini kanıt1amıştır. ( ! ) Çevirmenin çevirisinin doğru olabilmesi için Arapça ifadenin" Rasuline" şeklinde gelmesi gerekirdi. O halde verilecek anlam "peygamberimizi" değil " .... Peygamberlerimizi" olmalıdır.
Çevirmen özellikle peygamberlerle ilgili ayetlerde birçok hata yapmıştır ki bunlar çoğulun tekil, tekilin çoğul yapılmasında odaklanır.
19-Hûd: 73
“ ‘Siz Allah’ın emrine de mi şaşıyorsunuz?’ dediler. Allah’ın rahmeti ve bereketi Ehl-i Beytin üzerinedir. Şüphesiz o övgüye layık ve şereflidir.”
PROBLEM
Çevirmen ayetin siyakını ve sibakını bilmeden, öğrenmeden meleklerle kadın arasındaki diyaloğu anlamadan ve daha doğrusu Arapçadaki kadın muhatap ile erkek muhatap sitilini bilmeden çeviri de bulunmuştur. Çevirmenin “siz… Şaşırıyorsunuz” şeklinde çevirdiği ayetin Arapçası “Eta’cebîne” şeklindedir. Ayetin hitabından anlaşıldığı gibi hitap Hz. İbrahim’in eşine yapılmıştır. Yani melekler kadına “…mi şaşırıyorsun?” diye sormuşlardır. Arapça anlamı ile çevirmenin çevirisi arasında dağlar kadar fark var. Çevirmenin yanlışı bununla da sınırlı değil. “…Allah’ın emirine de mi…” ifadesinde “de” bağlacını ekleyerek sanki kadın daha önce başka kimselere de şaşırmış anlamı verdirilmiştir, daha açık bir ifadeyle sanki şu anlam verdirilmiştir: Hadi insanların emrine şaşırdınız, Allah’ın emrine de mi şaşırıyorsunuz? Doğrusu, Allah’ın muradı çevirmenin muradından uzaktır. Yalnış bununla da sınırlı kalmıyor ve çevirmenin “Allah’ın rahmeti ve bereketi Ehl-i beytin üzerinedir” şeklindeki çevirisi ile tefsir karıştırmadığını ve hitabı anlamadığını öğreniyoruz. Çevirmenin çevirisinin doğru olabilmesi için bu kısmın “Rahmetullahi ve berekêtühu ale ehli’l-beyt” şeklinde gelmesi gerekirdi. O halde, çevirmen bu kısımda mahzuf nida harfi olan “ya” harfini hesaba katmadan “aleykum” kelimesini hiçbir delile dayanmadan “ale” anlamında alarak yanlış çeviri yapmıştır. Doğru anlamı şöyle verebiliriz: “Allah’ın işine mi şaşırıyorsun? Ey ev halkı! Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir.” Yanlışların sonu gelmiş değil, bu ayette çevirmenin diğer bir yanlışı ise, çoğul olarak geçen “berekêtühu” kelimesinin tekil anlamda alınmasıdır. Yani çevirmenin “bereketleri” diye çevirmesi gereken kısmı “bereketi” diye çevirmiş olmasıdır. Görüldüğü gibi ayet baştan sona yanlış çevrilmiş. Allah basiret versin.
20-Hûd:14
“Namazı doğru kılınız…”
PROBLEM
Çevirmen yukarıdaki yanlışa benzer yanlışı yapmıştır. “Ekım” lafzının tekil muhatabını çoğul yapmıştır. Bu kısım “kıl” diye çevrilmeliydi.
21- Yusuf: 4
"O vakit Yusuf babasına dedi ki: Ey Babam! Şüphesiz ben rüyamda.... "
PROBLEM
Çevirmen. "rüyamda" diye çevirdiği kısmın Arapça karşılığı" Raeytü" şeklindedir. Bu fiilin" rüya" anlamında alınması ise şaşılacak şeydir. Eğer çevirmenin verdiği anlamı karşılayacak bir ibare olsa o da şu olurdu: "Raeytü fıl-menêmi " ancak ayet bu şekilde gelmemiştir. (Raeytü) kelimesinin karşılığı "gördüm" şeklinde olmalıydı. Elbetteki bu görme rüyada olmuştur. O zaman çevirmen rüya kelimesini paranteze alarak okuyucuyu aydınlatabilirdi.
22 - Yusuf: 45
" O ikisinden kurtulan, uzun müddet sonra hatırladı ve dedi ki: Ben size onun tevilini haber veririm, hemen beni gönderirseniz."
PROBLEM
Çevirmen, altı çizili kısmın " fe ersilüni " şeklindeki Arapça ifadesini " hemen beni gönderirseniz" şeklinde çevirmiştir. Ayette şart edatı bulunmadığı halde çevirmen kafasından şart edatı yerleştirmek suretiyle yeni bir metin inşa etmeye çalışmıştır. Garibime giden ise şart edatının olduğu birçok yerde bu edatların çeviriye yansımamaları olmuştur. Sanki çevirmen, "Okuyucu Arapçayı ne bilsin, ne yazsan gider, paralar kasaya girer" anlayışından yeni haberdar olmuş. Bu ayette "fe" fasihe fasıdır, "ersilüni" kelimesinde emir, fail ve meful'ün bih görevi gören işlevler vardır. Ancak şart edatı yoktur. Çevirmenin çevirisinin doğru olabilmesi için Arapça karşılığının "iz erseltumüni" şeklinde gelmesi gerekirdi. O halde anlam şöyle olabilir : " hemen beni (zindana) gönderin."
23 - Rad: 15
"Göklerde ve yerde kim varsa Allah'a secde eder ister istemez ve onların gölgeleride sabah ve ikindiden sonra"
PROBLEM
Çevirmen bu ayette geçen " Asal" kelimesi " İkindiden sonra" şeklinde çevirmiştir. Çevirmenin verdiği bu anlam çevirmenin kelime bilgisinden de yoksun olduğunu gösterir. Herhalde çevirmen "asr" ile "asal" kelimelerinin okunuşu arasındaki yakınlıktan dolayı böyle bir anlam vermiş. Ya da" akşam" anlamına gelen "asal" kelimesinin akşam anlamına alındığında gölgenin akşam olmayacağını düşünerek anlamlı bir bütün sunmak istemiştir. Ama maalesef çevirmen zahmet edip de lugat ve ğaribu'l- Kur'an'la ilgili eserlere başvurma yoluna gitmemiştir. Rağıp el - isfehani'nin "Müfredat fi Garibu'l - Kur'an" adlı eserin "Elif' maddesinden" Asal" kelimesini açsaydı, orada bu kelimenin "akşam" anlamına geldiğinin ifade edildiğini görecekti.
Çevirmenin " ikindiden sonra" ifadesinin yerine "akşam" yazılmalıydı. Kaldı ki "sonra" kelimesini nereden çıkarmış. Belki de ikindiden sonra demekle akşamı kast etmiştir. (!)
(Bkz.: Rağıb el İsfehani - Müfredat : (Asal: Ey el- Işa)
24-Rad:37
“…Allah’tan sonra ne bir dostluk ne de bir koruma yoktur.
PROBLEM
Burada diğer hatalardan farklı olarak birçok yerde yapılan bu gibi anlatım bozukluklarından bir örnek sunacağım. Çevirmen, "ne..... Ne de..... Yoktur" şeklinde bir anlam verdiğinde Türkçe' de ne ifade ettiğini bilmelidir. Bu mealin çıkarılmadan önce Arap dil uzmanlarının yanı sıra Türk dil uzmanlarına da gösterilmesi okuyucunun bilgi selameti için daha iyi olurdu. Hiç değilse bu meal piyasaya sürülmemiş olacaktı ve ümmet bu yanlışlarla dolu mealin karşısında küçük dilini yutmayacaktı.
25-Kureyş:3
“Kulluk yapınız bu beytin Rabbine.
PROBLEM
Çevirmen ayetin Arapçasında geçen “ fe’l ya’ budu” kısmını “kulluk yapınız” şeklinde çevirmiş. Çevirmenin çevirisinin doğru olabilmesi için ayetin Arapçasının” U’budu” şeklinde gelmesi gerekirdi. Çevirmen burada emri gaibi, emri hazır’ a çevirmiştir. Birkaç ayetlik bir şurede bile bu yanlışı yapan çevirmenin başka surelerde, Kur’ an’ ın bütününde ne gibi yanlış çeviriler yapacağı ehlinin malumudur.
Cahit KARAALP
2007–2009
Konya/Güneysınır-Mardin/kızıltepe
(cahitkaraalp@hotmail.com)