You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Benim yemek kitabım

Benim yemek kitabım

General
Benim yemek kitabım
Sevdiğim bir kitabı okumayı, çocukluğumdaki sulu köfte yeme şeklime benzetirim. Fakirlikten, annemiz herkese sayılı üç köfte verir, yemeğin sulu tarafını bolca koyardı. Kalabalık aile olduğumuz için sayılıydı her şey. Köfteleri en sona saklardık. Bir tanesini ekmeğin içine koyar yerdik. Bir tanesini çatala batırır küçük küçük ısırırdık, bir tanesini de direk ağzımıza atardık. Köftenin tadı bitmesin diye yavaş yavaş yapardık hepsini.

Sevdiğim kitapları da böyle okurdum. Tadı bitmesin diye hızlı okumam, durur, biraz okuduklarımı zihnimde tartar, sonra ara verir tekrar başlardım. Kitabın sonuna doğru bir iki sayfa okur, kitabı kapatırdım. Ertesi güne kadar aklımda kitabın tadı dolaşır sonra gelir, bir ısırık daha alır ve yine o tatla bir süre geçirirdim. Kitap bitince hemen yeni bir kitaba başlamazdım. Muhteşem sulu köfte üzerine ne yersem yiyeyim, tadı hiç güzel olmazdı. Kitabın tadı dimağımdan kaybolana kadar bekler, sonra yeni bir kitaba başlardım.

Malcom X kitabı böyle bir kitaptı mesela. Tuğla gibi kalın olmasına rağmen bitecek diye ödüm kopardı. Geceleri evdekiler kızıyor diye elektriği kapatır, yorganın altında el feneriyle okurdum. Ara sıra gözümü kapatır, kitapta Malcom X’in tasvir ettiği Harlem sokaklarını, hapishanedeki ortamını gözümde canlandırmaya çalışırdım.

Kitapları dura dura okumayı severim. Durup düşünmek, yaşadığım bir durumla bağlantı kurmak, oradan yeni bir fikir çıkartmak… Kısık ateşte yemek yapmak gibi işte, lezzetli oluyor.
Bazı kitaplar keçi boynuzu gibidir, mesela romanlar. Sayfalarca okursunuz ama aslında bir kaşık bal çıkar hepsinden. İki ciltlik Sefilleri okuduğumda bunu anlamıştım. Kitabın kahramanı Jean Valjean’ın, sadece gümüş şamdanı çalma sahnesi 42 sayfa sürüyordu. Yine de Hugo’yu severim
Bazı kitaplar ceviz gibidir, öyle kolay kolay yiyemezsiniz. Serttir, kabuğunu kırıp içindeki cevizi yemek maharet ister. Nietzsche’nin, “Böyle Buyurdu Zerdüş” kitabı çok çetin cevizdi mesela. Okuyamadım bıraktım, hatta fırlattım.

Kimi kitapları Türk kahvesine benzetiyorum. Tadı çok güzeldir, ağırdır ve etkilidir. Ancak öyle üst üste bir kaç fincan içerseniz mideniz perişan olur. İsmet Özel’in kitapları böyleydi benim için. Üç Mesele’yi bir kahve, bir bardak su içer gibi bir ayda bitirdim. Araya bolca roman koyarak kitabın midemi perişan etmesini önlemiştim.

Bazı kitaplar da elmaşekerine benzer. Çok sevimlidir, tatlıdır, içinden sürprizler çıkar ve hep gülümsersiniz. “Firmin” böyle bir kitaptı. Kitapçının deposunda yaşayan bir farenin anılarını anlatıyor. Kitap yiyerek yaşayan fare, sonunda hümanist bir entel oluyor. “Bir kitabın tadı güzelse, okuması da güzeldir” diyor meşhur cümlesinde. Sevimli değil mi? Ben vurulmuştum bu cümleye.

Ağır kitaplar var bir de. Hünkar beğendi yemeğine benziyor. Onu yediniz mi gün boyu başka bir yemeğe ihtiyaç duymazsınız. Hazmı da zordur ama çok besleyicidir. Seyyid Kutup’un “Yoladaki İşaretler”, bizim gençliğimizde yediğimiz en ağır yemekti. Kitabı daha iyi anlamak için, akşam yemeğinde bir kaç kişi toplanır, cümle cümle tartışırdık. Kitap bittiğinde öyle doyardık ki, uzun süre başka kitap okumazdık.

Ortak yemek gibi, bazı kitapları ortak alırdık parasızlıktan. Ben kitabın çizilmesinden ve sayfalarının katlanmasından nefret ederdim. Bu yüzden ortak kitap aldığımız arkadaşlarla çok kavga ederdik. Tabi kitap sonunda kimde kalacak diye merak edeniniz olmuştur. O kitap hiç kimsede kalmazdı sürekli birilerinin elinde dolaşırdı.

Bir de komşumuzun bahçesinden ayva ve elma çalarken, aynı zamanda kitaplıklarından kitap çalmışlığımız var, Allah affetsin. Bu yüzden hepimiz kitap aldık mı, kimse çalasın diye ilk işimiz hemen kitabın ön sayfasına ismimizi yazmaktı. Bazılarımız mühür yaptırmış, bir de kitaplığına isim vermişti, onu basardı kitabın bir kaç sayfasına. “Babil Kitaplığı-İsmail Kutucu-İstanbul” Böyle damgalar vardı kitapta. Eh, kim dinler mührü, damgayı, ‘abimizin hediyesi’ diye yutturduk soranlara.

Ne enteresan kitaplar ve yemek arasında garip bir ilişki var zihnimde. Fakirlikte hem sulu köfte yiyemezdim, hem de istediğim kitapları alamazdım, ondan mı acaba? Bu sıralar okuma hızım düştü. Fakirlikle okuma arzusu arasında bir ilişki var sanırım. Açlık aynı zamanda okuma duygusunu da körüklüyor olabilir. Belki de bu yüzden ikisi arasında ilişki kuruyorum. Anlayacağınız fakir değilim artık.

Yıllardır hep şu cümleyi dillendirmişimdir. Keşke ata sözü olsa sonraları!
Okumak için kitap, yemek için ekmek çalana dokunma.

alinur kutlu
Bunu ilk beğenen sen ol.
~Laedri~
RE: Benim yemek kitabım
Açlık ile Okumanın kesinlikle ilişkisi var lisede yurtta kalırken ki aç Kaldığımız günleri hatırlıyorumda açlığı unutmak için kitap okurduk gülücük
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.