You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Bazı Âlimlerin Toplumu Tekfir ettiği yönündeki Düşüncenin Yanlışlığı

Bazı Âlimlerin Toplumu Tekfir ettiği yönündeki Düşüncenin Yanlışlığı

Forumcu
Bazı Âlimlerin Toplumu Tekfir ettiği yönündeki Düşüncenin Yanlışlığı
Bazı Âlimlerin Toplumu Tekfir ettiği yönündeki Düşüncenin Yanlışlığı
Bazı kimselerin söylediği gibi Seyyid Kutub, Mevdudi ve M. Kutub gibi âlimler toplumu tekfir etmiş midir?
Eserlerini incelediğimizde görmekteyiz ki en sert kabul edilen âlimlerimizden bile hiç kimse toplu tekfir yapmamıştır. Bu âlimlerin kitaplarında toplu tekfir yaptıklarına dair en ufak bir iz bulunmamaktadır. Birazdan yapacak olduğumuz alıntılardan da anlaşılacağıüzere bu âlimlerimiz toplumdaki akidevi hastalıklara değinmiş ve dünya üzerinde ezilen insanların yeniden kendilerine gelmeleri (Öze dönmeleri) için mücadele etmişlerdir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Bazı Âlimlerin Toplumu Tekfir ettiği yönündeki Düşüncenin Yanlışlığı
Mevdudi ve Tekfir
Mevdudi bakınız Meseleler ve Çözümleri adlı eserinde neler söylemektedir:

"Ben yazılarımda birkaç yerde insanların aşağıdaki gibi dört bölüme ayrıldığını yazmıştım:
a-Mümin bilgayr ve müslim lilgayr: Allah'tan başkasına inanan ve ondan başkasına teslim olan. Yani Allah'tan başkasına gerçek manada itaat edilmesi gerektiğini kabul eden ve inanç olarak da onu emir ve hüküm kaynağı kabul eden kimse demektir. Bu eksiksiz, tam bir kafirdir.

b- Mümin bilgayr ve müslim lillah: Allah'tan başkasına inanan ve Allah'a teslim olan. Yani Allah'tan başkasına inandığı halde, Allah'ın kanunlarına itaati kabul eden kişidir ki, bunlar İslam devleti idaresi altında yaşayan zümreler ve münafıklardır.
c- Mümin billah ve müslim lilgayr: Allah'a inanan fakat Allah'tan başkasına teslim olan. Yani Allah'a inandığı halde başkasına kulluk ve itaat gösteren kimsedir. Kafir bir düzen altında onların emrine uyarak yaşayan müslümanlar bu durumdadır. Eğer müslüman böyle bir duruma düşmüşse içinden buna rıza göstermemesi, bundan hoşlanmaması lazım. Bilakis, ya böyle bir düzeni değiştirmeli ya oradan hicret etmelidir.

d- Mümin billah ve müslim lillah: Allah'a inanan ve Allah'a teslim olan. Yani Allah'a iman ettiği gibi onun emir ve kanunlarına kendini teslim eden kimse demektir ki, bu müslümanların asıl içinde bulunmaları gereken haldir.

Kur'an bütün insanları böyle bir hali seçip benimsemeye çağırmaktadır. Bu haldeki hiç kimse İslam dışı bir düzende uğrayacağı sıkıntılara düşmez. Müslümanların Mekke dönemindeki halleri ve müşriklere esir düşen birçok sahabenin uğradığı eziyetler yahut Peygamberlerin çoğunun kafirler arasında doğup büyümekten dolayı çektikleri gibi eziyetlere ve sıkıntılara da düşmezler. Bu şekildeki elde olmayan durumlar Allah'tan başkasına teslim olma maddesine girmez. Çünkü, her şeyden önce bu onların kendi elinde, kendilerinin tercih ettiği bir şey değil, aksine üzerlerine musallat olan, kurtulamadıkları bir durumdur. Ayrıca bir kimlikte gücü ölçüsünde Allah'a teslim olmaya, ondan başkasına itaate karşıçıkmaya gayret edip eksiksiz çaba harcamaktaysa bu kimseye "Allah'tan başkasına teslim olmuştur" denmez. Hatta © grubunda olanların durumu bile (a) ve (b) grubundakilerin durumundan tamamen farklıdır. Allah'a iman edip de Allah'tan başkasına teslim olan asla müşrik ve kafir olamaz. Ama o kimse bu durumundan memnunsa veya imkan ölçüsünde bundan kurtulmak için bir gayret göstermiyorsa çok büyük günahkardır. Bütün hayatı günahtan ibaret kalacak kadar günahkar.'' (41)

Yine Bakınız içinde yaşadığı toplumun insanlarıyla nasıl konuşuyor:

"Sevgili kardeşlerim! Müslümanlara kafir damgasını vurduğumu asla düşünmeyin. Amacım bu değil. Kendi kendime soruyorum ve sizlerden de kendinize samimiyetle sormanızı istiyorum: Niçin Allah'ın rahmetinden yoksun yaşıyoruz? Niçin bütün güçlük ve sıkıntılar dört bir yandan üzerimize çökmüş? Neden aramız açık ve birbirimizin kanını döküyoruz? Neden kafirler bizi her yerde yönetiyor? Biz O'na itaat eden kullar, niçin dünyanın pek çok yerinde diğerlerine bağımlı yaşıyoruz?

Bu durumu düşündükçe kafirlerle aramızdaki farkın neredeyse sadece isimlerimizde kaldığına ikna oluyorum. Çünkü O'na karşı ilgisizlikte, O'nun korkusundan yoksunlukta ve itaatsizlikte diğerlerinden hiç bir şekilde geri kalmıyoruz.

"Neredeyse" diyorum, çünkü Kur'an'ı değerlendirişimiz kafirlerinkiyle aynı olsa bile biz Kur'an'ın Allah'ın kitabı olduğunu biliyoruz, onlar bilmiyorlar ama onun hayatımızdaki yeri kafirlerinkinden farklı değil ve bu hepimizin cezayı daha çok hak etmesine yol açıyor. Hz. Muhammed'in Allah'ın Peygamberi olduğunu biliyoruz ama onu izlemeye gelince bir kafir kadar isteksiziz. Biliniz ki Allah yalancıları lanetlemiş, rüşvet alıp verenlerin yerinin Cehennem olduğunu kesinlikle belirtmiş, faizle borç alıp vermenin daha da kötü olduğunu söylemiş, iftirayı kardeş eti yemek kadar aşağılamış, açık giyinmeyi ve konuşmayı, pornografiyi ve ahlaksızlığı yasaklayarak bunlara en ağır cezalar vermiştir. Bütün bunları bilmemize rağmen, sanki Allah'ın öfkesinden hiçkorkmuyormuşçasına bu günahlarla özgürce içice yaşıyoruz.

Bu yüzden O'nun rahmetine erişemiyoruz; biz sadece görüntüde müslümanız. Gerçek şu ki, Allah'ın hakimiyetini kabul etmeyenlerin bizi yönetmeleri, bizi her fırsatta utanca sürüklemeleri, Allah'ın en büyük hediyesi İslam'ı ihmal ettiğimiz için cezalandırıldığımızı gösteriyor.

Sevgili kardeşlerim! Sözlerimle asla sizi suçlamıyorum. Sizi tenkit etmek için gelmedim. Amacım içinizdeki isteği uyandırıp kaybolmuş hazineyi tekrar ele geçirmek. Böyle bir istek, bir insan ne kaybettiğini ve kaybettiği şeyin ne kadar değerli olduğunu anladığı zaman uyanır. Keskin ve acı sözler kullanıyorsam bunu sadece sizi harekete geçirmek, zorlamak için yapıyorum.''(42)
Mevdudi'nin kimseyi tekfir etmediğini, müşrik düzenlere karşı gelmediğini söylemiyoruz. Mevdudi, böyle bir taviz, ılımlılık ve cehalet içinde değildir ama o bütün insanların tekfirine karşıdır. (43)
Rabbimiz Ondan razı olsun.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Bazı Âlimlerin Toplumu Tekfir ettiği yönündeki Düşüncenin Yanlışlığı
Seyyid Kutub ve Tekfir
Seyyid Kutub eserlerinin çoğunda ve özellikle Fîzılali'l-Kur'an'da günümüz insanını lügat anlamıyla müşrikler gibi görse de ıstılahı anlamda müşrik görmemektedir. Örneğin "İslam Kapitalizm Çatışması" adlı eserinde(44), (günümüzde) halkında müslümanların yaşadığı toplumlarıİslam ümmeti olarak anmaktadır. Yine yukarıda adı geçen eserinde yaşadığı toplumu -Mısır toplumunu- büyük çoğunluğu müslüman olan bir ülke olarak tanımlamaktadır. Peki, Seyyid Kutub, bazı eserlerinde(45) günümüz toplumlarını tamamen kafir saymamasına rağmen neden "Fîzılalil-Kur'an"da ve "Yoldakiİşaretler"de günümüz toplumlarına yine neden kelime anlamıyla müşrik olarak bakmaktadır. Aslında burada anlaşılmayan veya çarpıtılan şudur. Bir kelimenin -lügat- anlamı ayrıdır, ıstılahı anlamı ayrıdır. Istılahî anlam bir kelimenin Kur'an ve Sünnette sosyal hayatta çerçevesini bulan anlamıdır. Örneğin Yunus (a.s)'ın dilinden söyletilen "Muhakkak ben zalimlerden oldum" ayetinde zulüm lügat anlamıyla kullanılmıştır. Oysa yine başka bir ayete göre "Zalimler, Allah'ın hükümleriyle hükmetmeyenlerdir." Bu iki ayet arasında asla çelişki yoktur. İlk ayette zulüm lügat anlamıyla, amelî anlamıyla kullanılmış ikinci ayette ise itikadı anlamıyla-ıstılahî anlamıyla kullanılmıştır. Kelimelerin ve özellikle Kur'anî kelimelerin lügat ve ıstılah anlamları ile kelimelerin itikadî ve ameli anlamlarıyla ilgili olarak Yusuf El-Kardavi’nin eserlerine bakılabilir.

Seyyid Kutub'a tekrar dönelim. Çağımızda dünya toplumuna göre sayısı fazla olmayan muvahhid neslin medar-ı iftiharı olan bu şehidimiz “İslamDüşüncesi" adlı eserinde, "İstikbalİslam'ındır" adlı eserinde, Fizılal'in 16. cildinde İhlas Suresi tefsirinde yaşadığımız toplumları da önceki toplumları ve devletleri de hiç de kafir saymamaktadır. Yani, geçmişte ve günümüzde halkında müslümanların yaşadığı toplumlara müşrik olarak bakmamaktadır.

Sonuç olarak Seyyid Kutub'un kullandığı cahiliye kavramı da müşrik kavramı da insanlığın ve toplumun genel yapılanması hakkında kullanılmıştır. Yani S. Kutub toplumu tüzel bir kişilik olarak kabul etmiştir. Eğer böyle kabul etmese mahkemede yargılandığı günlerde son sözlerinde şunları söyler miydi?:"Biz insanları tekfir etmiyoruz. Bu çarpıtılmış bir nakil... Biz diyoruz ki insanlar inanç sisteminin hakikatini bilmemeleri, onun gerçekten ne demek olduğunu kavrayamamış olmaları ve İslamî yaşantıdan uzak bulunmaları bakımından, cahiliye toplumunu andırır bir hale gelmiştir...''(46)Cahiliye kelimesi de nasslarda -Kur'an ve Sünnette- "mutlakküfür" anlamında değildir. Yani bu kelime her zaman kafirleri nitelemez. Bu konuyla ilgili ayet, hadis ve âlimlerin görüşleri hiç de az değildir.(47)
Merhum Seyyid Kutub'un tek derdi toplumdaki akidevi hastalıkların izole edilmesi idi. ''O'' ömrünü bu yol da Allah'a sadaka olarak vermiş yiğit bir insandı. İnandığı değerleri canı pahasına savundu. Bir İslam toplumu arzuluyordu. Hayatıyla, kalemiyle, duasıyla tüm gayretiyle bunun için koşturuyor; bunun özlemiyle yanıyordu.
Tekfir etmek değildi ki Onun derdi; O insanlığın kurtuluşu ile ilgileniyordu. Davetçi hâkim olmak için değil; insanların hidayetine şahid olmak için mücadele edendi. Oda bunu yapıyor, bunun için mücadele ediyordu.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: Bazı Âlimlerin Toplumu Tekfir ettiği yönündeki Düşüncenin Yanlışlığı
Muhammed Kutub ve Tekfir

Tekfirde aşırı gidenlerin, görüşlerini çarpıttıkları ve kendilerine uyan görüşlerini aldıkları diğer bir âlim Muhammed Kutub bakın neler söylemektedir:

"Bütün durumlarda imanın hâkimiyeti sıfır de¬ğildir. İnsanın İslâm’ın amellerinden hiçbirini yap¬maması şeklinde varlığı ve yokluğu denk olmaz. Masiyet ulemânın icmâı ile insanı İslâm'dan çıkart¬maz."

"Muâsır, günümüz müslümanının hali budur. Lâ ilâhe illâllah bütün muhteva gereklerinden tecrid edildi..."
"Evet... Bu düşük derecede de olsa, İslâm daire¬sinde olan müslümanların bulunması, büyük kap¬samlı hakikatinden uzaklaştırılmalarına rağmen gerçeğe yeniden dönmelerine karşı güven vermiyor¬du..."

"Sözü bu noktaya getirdik ki kimileri mevcut ne¬sillere kâfir oldukları hükmünü vereceğimizi tasav¬vur ediyorlar... Diğer kitaplarda sorunumuzun, in¬sanlara hüküm çıkarmak olmadığını yazdık.
Bu¬gün İslâm topraklarında yaşayan insanlara İslâm veya küfür hükmü vermemiz onları cehenneme ya da cennete koyacak değildir.
Bugün İslâm toprakların¬da yaşayan toplumlara "câhiliye toplumları" dediğimizde bununla ehlinin müslüman olmadığını, onların kâfir olduğunu kast ettiğimizi zannedenlere de burada diyoruz ki; topluma verilen bir hüküm şahıs¬lara munsarif (tek tek bireyler için) değildir.
Bugün İslâm toprağın¬da yaşayan insanlar karmaşık bir yapı gösteriyorlar, tek bir hükme girmezler. Şüphesiz içlerinde müslümanlar vardır. Bunu zâhire göre söylüyoruz.
Çünkü lâ ilâhe illâllah diyor, ibâdet edip câhiliyeyi reddede-rek Allah'ın dinini arzu ediyorlar. İçlerinde şüphesiz kâfirler de vardır. Çünkü lâ ilâhe illâllah deseler de Allah'ın dininin üstünlüğünü reddediyorlar...”

"İnsanlar günümüzde bu durumun İslâm’dan kop¬mak olduğunu ve imanın aslını yıkacağını bilmiyor olabilirler. Bu insanlar hakkında hüküm verme problemine dalmak istemiyoruz; onlar bu cehaletlerinde mâzur mudurlar, değil midirler? Burada o ko¬nuya değinmeyeceğiz..."

"İbâdetin tek başına şekil olarak edâsı, dünya ha¬yatı için "İslâmî kişilik" verebilir ve yapana da müs¬lüman ahkâmını tatbik ettirir..."
"Müslümanlar şu anda çağdaş câhiliyeyi, ilmi, maddî, teknolojik ve örgütsel kalkınmada geçeme¬mişlerdir. Ama yine de câhiliyenin bugün, yarın ve hiçbir zaman sahip olamayacağına sahiptirler; Sahih bir akîde ve sahih bir metodun sahibidirler..." (48)
Görüldüğü gibi M. Kutub toplumu tekfir etmediğini bu toplumun içerisinde müslümanların bulunduğunu ve toplumun karışık bir yapıya sahip olduğunu söylemektedir. Bununa yanında abisi S. Kutub gibi çok kullandığı''CahiliyyeToplumları'' kavramının içini de''KafirToplumlar'' şeklinde doldurmamaktadır. Ayrıca günümüz toplumlarının içerisine saplandıkları şirk çeşidini bilmemelerinin onların hepsini cehennemlik kıldığını da söylememektedir.
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.