You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Batınî (vehbî) İlim

Batınî (vehbî) İlim

Forumcu
Batınî (vehbî) İlim
İlim= bilmek anlamına gelir ikiye ayrılır;
1- Zâhirî (kesbî) İlim
2- Batınî (vehbî) İlim

Kuran'dan

Kuran, “Allah Teâlâ’ya varmak için vesileler edinin”diyor. Vesile, vahyin verileri ile çatışmayan her türlü usûl ve çâre olabilir. Kur’an-ı Kerim bunu mutlak olarak zikretmiş, hiçbir kayda bağlamamıştır. İşte Tarîkatlar/ve diğer yollar esâsen, bu vesile edinme esprisinin mi’zac ve meşreplere göre teş­kilâtlanmış şekillerinden başka şeyler değillerdir.

Yusuf aleyhisselâmın ta Mısır’dan kokusunu alan Yakup aleyhisselâm kendisini ayıplayanlara, “Yakup, Ben size Allah tarafından (bana verilen bir ilimle) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim demedim mi? dedi” Bu ayet ve özellikle Hz. Hızır’ın, Hz. Mûsa aleyhisselâma verilenden ayrı gizli bir bilgiye sahip olduğunu gösteren Hızır’la Mûsa kısası Allah Teâlâ’nın bazı kullarına lütf ettiği manevî bir kavrayış ve ledünnî bir ilim olduğunu ispat eder.

“Biz ona (Hızır‘a) katımızdan bir ilim (bâtınî) öğrettik” ayetine dayanarak zahir ilminden başka bir de ledunnî ilim (bâtın) olduğunu kabul etmişlerdir. Onlara göre Hz. Mûsa’ya melek vasıtasıyla gönderilen veya herkese tebliğ etmek üzere verilen ilmi bilgiler, zâhirî ilim ve şeriat ilmi; Hz. Hızır’a doğrudan ve özel olarak verilen dini bilgiler ise ledunnî ilim, hakikat ilmi veya bâtın ilmidir.

Hadisten

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Harise radiyallâhü anha, “Her hakkın bir hakikati vardır. Senin imanının hakikati nedir?” diye sorduğunda şöyle cevap vermişti, “Ben nefsimi dünyadan men ettim. Geceleri uykusuz gündüzleri susuz geçirdim. Sanki ben Rabbimin arşını açıkça görüyor gibiyim. Ehl-i Cennetin birbirlerini ziyaret edip durduklarını temaşa ediyor gibiyim. Cehennemliklerin bağrışıp birbirleri üstüne yıkıldıklarını seyrediyor gibiyim”
Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem bu cevap karşısında şöyle buyurmuştu, “Sen işin farkına varmışsın. Anladığına iyi sarıl”

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu ki, “Eğer siz benim bildiklerimi bilseydiniz; az güler çok ağlardınız döşekte kararınız kalmaz dağlara çıkardınız”

Serrac der ki,
“Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin işaret ettiği bu ilim herkesin bileceği halk arasında mutearef ilimlerden olsaydı. ‘Benim bildiğimi bilseydiniz’ dediği zaman işitenler, ‘senin bildiğini biliyoruz’ derlerdi.”Demek ki Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin bahsettiği ilim herkesçe bilinmeyen özel bir ilimdi”

Yine Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem başka bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır, “İlim ikidir biri kalpte gizlidir ki faydalı olanı da budur”

Şu hadis de inananlar içinde kendisine ilhâm olunan kimseler bulunduğunu bildirmektedir, “Muhakkak ki (eski) ümmetler içinde muhaddesler (ilhamlı kişiler) vardı. Eğer ümmetim içinde bunlardan bulunacaksa (ki şüphesiz bulunacaktır); onlardan birisi de Ömer’dir”

Buna dayanarak İbn-i Abbas radiyallâhü anh Hac süresinin 52. Ayetine (Muhaddes) kelimesini ilave ederek وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلاَ نَبِىٍّ وَلاَ مُحَدَّثٍ şeklinde okumuştur. Demek ki Muhaddes; peygamberliğin altında bir vahiy ve ilhâm mertebesidir. Ve bu yüksek paye Hz. Ömer radiyallâhü anha tevcih edilmiştir”

Muhaddesundan olan Hz. Ömer radiyallâhü anh demiştir ki, “Ben üç şeyde Rabbime muvafakat ettim. Ya Resulallah, İbrahim makamını namazgâh edinelim, dedim. Müteakiben ‘Siz de İbrahim makamından bir namazgâh edinin!”

Sahabeden

Bâtın ilmine dair işaretler (deliller), sahabenin hayatında da mevcuttur.

“Eğer Kur’ân’daki Fatiha süresi hakkında konuşsaydık yetmiş deve yükü kitap olurdu”

Yine Hz. Ali kerreme’llâhü vechenin şöyle dediği rivayet edilir: “Bir kimse dünyadan yüz çevirirse Allah Teâlâ ona öğrenme olmadan öğretir. Hidayet olmadan hidayet eder, gözünü açar, onu kötülükten kurtarır.” “Bende, Kur’an-ı Kerim hakkında, bir kişiye Allah tarafından verilen bir anlayıştan (fehm) başka bir şey yoktur”

Bu kelâm, Harise radiyallâhü anhın Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve selleme verdiği cevapta saydığı hususları teyit eder derecededir. Harise de, “Ben, dünyadan nefsimi men ettim… Arşı, cehennemlik ve cennetlikleri görür gibiyim.” diyordu.

İbn Abbâs’ın radiyallâhü anhın, “Yedi kat göğü ve yerden de bir o kadarını yaratan Allah’tır. Allah’ın fermanı bunlar arasında iner” âyeti hakkındaki; “Eğer ben bu âyetin tefsirini söyleseydim, beni taşa tutup öldürürdünüz.” diğer bir rivayette,“Kesinlikle benim kâfir olduğumu söylerdiniz.” sözünün bir anlamı olmazdı.

Ebû Hureyre’nin radiyallâhü anhın “Hz. Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemden iki kap hıfzettim. Onlardan birini yaydım. Diğerine gelince, eğer onu da yaymış olsaydım benim şu boğazım kesilirdi” kelamını hatırlamak gerekir.

NOT:
Çok yüzeysel yazılmıştır. Buz dağının görünen kısmıdır bunlar. Mesela bir miraç başlı başına bir konudur. Hz. Ebu Bekir Sıddık belli başlı bir konudur Hz. Ali de. hepsi ayrı ayrı konudur. Nefs terbiyesini ve kalb tasfiyesi peygamber tarafından nakşedilmiştir sahabeye. Nasıl okyanusu bir kaba koyalım? Tafsilata da girelim girelim ama senin Allah dediğin yok. O senin uydurduğun tanrı. En kötüsü de bu. Peygamber de arslanı de Ali de görmediği bir Allaha ibadet etmedi. Ümmetin haline bak. Hukuk dini yaşıyor.!
Deliye her gün  bayram...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 26-03-2017, Saat:07:14 PM, Düzenleyen: ekberî.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.