Tasavvufta mürîd bir noktadan sonra murad olur Yani, ömür boyu hep onu diler, hep onu ister O'nun mürîdidir Kendi güç ve kuvvetinden teberri edip Kudreti Sonsuz'un iradesine râm olur Belli bir noktaya ulaşınca murad haline gelir Yani; Hak arzusuyla dopdolu olur, masivaya, O'ndan başkasına bütün bütün kapanır da O'nun hoşnutluğundan başka hiçbir isteği kalmaz bu haliyle de Hakk'ın murad ve matmahı nazarı "gözde"si bahtiyar bir ruh olur İşte, biz ALLAH 'ın muradı değilsek, O emanetini niçin bize versin ki?
Evet, bu hususta korkmalı, tir tir titremeli; her başarı ve muvaffakiyetten sonra o işe layık olup olmadığımız hususunu (liyakatimizi) masaya yatırmalı çok büyüten bir mercekle tavır ve davranışlarımıza bakmalıyız; "Acaba biz böyle bir ihsânı ilahî ve nimet karşısında şükür ve vefa vazifemizi yerine getirebiliyor muyuz?" İşte bu duyguyla kendi eksik ve kusurlarımızı sorgulamalıyız Hani Muhasibî, muvakkaten aklından geçenleri, mesela bir anlık "Şu adam şu kadar iyi olsa" şeklinde başkalarını kritiğe tabi tutmayı dahi büyük günah sayıyor ve onun ızdırabıyla yaşıyor Davranış, fiil, ya da tavır değil, aklına gelip uğrayan sevimsiz şeyler hakkında bile "Benim aklım temiz olsaydı o kirin ne işi vardı onda!" diyor ve her an kendi muhasebesiyle uğraşıyor Bizim şiarımız da bu olmalı ve biz sadece, masiva düşüncesinden sıyrılamayan kendi nefsimizi kınayıp onu sorgulamalıyız
Fethullah Gülen
![[Resim: 1871qt9.gif]](http://img67.imageshack.us/img67/9378/1871qt9.gif)