Kafirler iki-üç kısımdır: Tanrıtanımaz/ateistler, Deisteler/Allah’a inanan fakat dinlere inanmayanlar, bir de Allah’a, peygamberlere inanan fakat Hz. Muhammed’e iman etmeyenler/ehl-i kitap olanlar.
Kur’an indiği zaman Hicaz bölgesinde özellikle Medine’de Yahudiler ve Hristiyanlar bulunuyordu.
Bu sebeple Kur’an’da prensip olarak “kâfirler” denildiği zaman Allah’a inanan ancak Hz. Muhammed’e iman etmeyenler kast edilir. Kaldı ki çağımızda olduğu gibi tanrıtanımazlık insanlık tarihinde çok az kimsenin kabul ettiği bir düşüncedir. Hatta Kur’an’da Arap müşriklerinin de Allah’a inandıkları bildirilmiştir. Sık sık kullanılan “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin” mealindeki ifadeler bunun göstergesidir.
Keza,“‘Biz onlara (putlara) sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’ diyenlere gelince, elbette Allah, onların hakkında ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hükmünü verecektir. Allah yalancılığı, nankörlük ve kâfirliği huy edinenleri hidâyet etmez, emellerine kavuşturmaz.” (Zümer, 39/3) mealindeki ayette de bu gerçeğe işaret edilmiştir.
Ve vatansız bırakma Allah'ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah'ım!