Şöyle rivâyet edilmiştir ki o gün sabah olduğunda Hazret-i Şeyh bir makâma gelip niyâz halinde oturdu. Pek değişik hallere girdi çıktı. Öyle ki oturduğu yer hareket ederdi. Tâ ki güneş doğuncaya kadar bu hâl ile öylece kaldı. Sonra yine farka geldi, önceki hayatına döndü.
Halîfelerinden Şeyh Mahmûd Efendi demiştir ki:
"Hazret-i Pîr Efendimize:
-Efendim bu ne sırdır diye suâl ettim. Buyurdular ki:
"Bu makâma "Tıyn-ı mahtûm " denir ve bir âlâ makâmdır."
Tıyn-ı Mahtûm (mühürlü toprak)un çıktığı bölge. Öğrendiğimize göre 1960’lı yıllara kadar bu toprak çıkarılmış. Şimdilerde ocaklar kapalı…
Tıyn-ı Mahtûm
Şeyh, eliyle Tıyn-ı mahtûm’a dokundu. Dokunurken diliyle tevhîd eder, salavât getirirdi. Sonra şöyle buyurdu:
"Bir kimse bir uzvu yaralandığı zaman bu cevherden alıp o yaralı uzvuna tiryâk edip sürse şifâ bulur. Ayrıca bir kişiye yılan veya akrep soksa bu Tıyn-ı mahtûm’dan zehirli hayvanın soktuğu yerin üzerine merhem edip sarsalar bu balçık Allah’ın izniyle o zehri def eyler."
Şeyh Mahmûd sordu:
-Yâ Hazret-i Şeyh! Bu ne madendir?
Şeyh şöyle cevap verdi:
-Yâ Mahmûd! Bu bir cevherdir ki Hâce-i Cihân (a.s.) Efendimizin mübârek ağzı yarıdır (tükrüğüdür). Dersaâdet’de hâlen Ayasofya Câmi’-i Şerîfinin binâsı bu cevher hürmetine durmuşdur. Sonra o câmi-i şerîfde olan rûhaniyyet ve hâssa Sultânü’l-enbiyâ’nın hüsn-i nazarı ve kimyâ-yı âlîleridir. O makâmda olan niyâz Beytullah makâmında yapılan niyâz gibidir. Bu Limni Adası’na da böyle bir şey nâsip olmuştur. Yâ Mahmûd! Cenâb-ı Hak bizleri dahi göğün ve güneşin içinden zerreler gibi bu cezîre üzerine düşürdü."
Beyt
"Bugün gam günüdür. Âşık olan bu gamlı günde kan döküp hiç gülmesin
Her gece ağlayıp inlesin. Benzi solsun, kendini hiç bilmesin."
*
Ayasofya'nın Kubbesi
Bu Tıyn-ı mahtûm hakkında bir rivâyet de şöyledir:
İmâm Gazâlî (r.a.) "Mişkâtü'l-Envâri'l-Esrâr" adlı kitâbında şöyle beyân eylemiştir:
"Hazret-i Resûlullâh (a.s.) Efendimiz bir gün otuz altı ashâb ile birlikte evinde otururlarken üç kere:
"Lâ ilâhe illallâh" dedi ve ashâbına dönüp:
"Siz de aynı şekilde Lâ ilâhe illallâh," deyin, dedi. Onlar da üç kere; "Lâ ilâhe illallâh" dediler. Resûlullâh el kaldırıp duâ eyledi.
Bir saat kadar geçtikten sonra yanlarına iki ruhbân geldi. Der-i Aliyye’de Ayasofya Câmiinin duvarlarının ve kubbesinin imârı için Aleyhisselâm Efendimizden manevî yardım niyâz eylediler. Hazret-i Resûlullah bir şişe içinde mübârek ağzının yarını (tükrüğünü) verdi . Sonra onlara dönüp "Şişeyi ve içindeki tükrüğü yere koymayın, suya atmayın!" buyurdu.
Ruhbânlar İstanbul'a dönerlerken kışın şiddetinden gazaba uğradılar. Limni’ye uğramak ve ellerindeki şişeyi Tıyn-ı mahtûm’un çıktığı yere koymak zorunda kaldılar.
Ashâb, Hazret-i Peygamber’e sordular:
"Yâ Resûlallâh mübârek ağzınızın yarını (tükrüğünü) o ruhbânlara niçin verdiniz?" Aleyhisselâm Efendimiz buyurdu ki:
"Bir gün ola ki ümmetim Ayasofya’da namâz kılsa gerektir!"
İmdi Limni Adası’nda vâki olan Tıyn-ı mahtûm denilen balçık Hazret-i Peygamber’in ağzı yarının eseridir. Bunu Hazret-i Mısrî (k.s.a. ) Efendimiz ortaya çıkardılar.
(Limni'de Sürgün Bir Veli, Şeyh Abdi Siyahi, haz. Mustafa Tatcı)