You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Forumcu
AŞK
Nereden bilecektin seni sevdiğimi
Hiç fısıldamadım ki kulaklarına aşkımı
Senin için
Günlerce gecelerce ağladım
Nereden bilecektin
Hiç silmedim ki yanında gözyaşlarımı..

AHMET SELÇUK İLKAN


SENİNLE YAŞLANMAK İSTİYORUM


Seneler Geçsin,Sen Beni bil ben seni bileyim istiyorum.

Benim olduğun kadar dostlarının,Dostlarının olduğun kadar benim ol istiyorum.

Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım.

Yaşayalım ki,Öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı.

Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız.

Sen çok dertlenip,içip arkadaşlarınla eve gelmelisin.

Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız.

Öyle ki,yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.

Yaşayalım ki,paramız olunca sevinelim.

Güzel günlerimizi,evimizde,bir şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız.

Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek….

Böylece yaşamalıyız işte.

Sonra çocuklarımız olmalı,

Düşünsene senin ve benim olan bir canlı.

Geceleri ağladıkça sırasıyla susturmalıyız.

Sen arada mızıkçılık yapmalısın.

Ve ben söylenerek sıranı almalıyım.

Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım,

Söylenerek yumurta kırmalısın.

Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.

Zaman su gibi akıp giderken,Herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı.

Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden.

Mutluda olsa,Kötüde olsa,Yaşadığımız günler bizim
günlerimiz olmalıI.

Saçlara düşünce yada gidince aklar,

Çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehirden.

Kavgasız,Her sabah cinayetle uyanılmayan,Sessiz bir yere gitmeliyiz.

Geceleri balkonda denizi seyredip,Sandalyelerimizde sallanmalıyız.

Eve gelip benden kahve istemelisin.

Çocuklar gelmeli ziyaretimize,

Geçmişteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız.

Öyle sevmelisin ki beni,Bu yazdıklarım korkutmamalı seni,

Tebessümler açtırmalı yüzünde.

Birgün bu hayatı bırakıp giderken,

Sadece mutluluk olmalı yüzümüzde

Birbirimiz sevmenin gururu olmalı “HERŞEYDE”…..




CAN YÜCEL…


ASKIM YADIGAR KALACAK SANA...

Yüreğim ne dediyse onu dinledim ben.
Kimi işaret ettiyse ona yöneldim.
şimdi sen diyor da başka bir şey demiyor.
Ansızın bastıran bir yağmura hazırlıksız yakalanır ya insan,
işte öyle ıslattı beni aşkın.
Seni bekledim ben.
Yüreğimdeki heyecanı,gözlerimdeki yeşili,
dudaklarımdaki ateşi,ellerimdeki titremeyi,
küçük dokunuşları sana sakladım.
Ne sen beni bilirdin ne ben seni
ama bir yerlerdeydin ve mutlaka gelecektin.
Ve bir gün çıktın karşıma.
İşte o gün sevdaya dair ne kadar tortu varsa içimde eridi gitti.
Çocuk oldum yeniden.
Hani bıraksan yemyeşil bir kırda
bağıra çağıra şarkı söyleyip koşarım.
Seni bulmanın coskusunu hiç bitmeyecek bir enerjiyle yaşarım.
Seninle yep yeni bir hayatın başladığını biliyorum.
O hayatın içinde vazgeçilmez kıldığım tek şey sensin.
Bilirim,bu şarkı korkutur bazen insanı.
Neler oluyor diye sormadan
bir duygu selinin içinde bulursun kendini.
Ama zaten aşk öyle bir şey değil midir?
Sorarsan planlarsan onun adına aşk denir mi?
Bırak kendini,brak ki aşkın büyüsü sarsın seni.
Kendini o eşsiz duyguların ferahlığına bırak.
Tut elimi birlikte çıkalım bu yolculuğa.
Yarınsız zamanların iki yolcusu olalım.
Kaygısızca yaşayalım aşkı,eriyelim birbirimizde.
Yüreklerimiz birbirimiz için atsın,
soluklarımız birbirine karışsın
Tutkunun alevleri dalga dalga sararken bedenlerimizi.
Gidersen...Gözümdeki son parıltıyı da alır götürürsün.
Bir zemherenin ortasında titrerken bırakırsın beni.
Ama merak etme ayakta kalırım ben.
Tıpkı fırtınaların boynunu eğip yıkamadığı kavak ağaçları gibi.
Senden bana yadigâr kalan her anıyı
bir kez daha bir kez daha yaşarım.
Aşkım da benden yadigar kalır sana...

ÖZLEDiM

Bitmedi bekleyişim
Bu kaçıncı gelişim
Nerdesin be güzelim
Seni nasıl özledim...

Beklediğim sabahlar
Yüreğimde ahlar
şahidimdir eyvahlar
Seni nasıl özledim...

Her günün aydınlığı
Yokluğunun tanığı
Bitir şu ayrılığı
Seni nasıl özledim..


RAHATI KAÇAN AĞAÇ

Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadetin adını bile duymamış
Tanrının işine bakın.
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgarı, karı
Ay ışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrenegörsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.

Melih Cevdet ANDAY


EROTİZMA

Kulağımın tozunda bir ağustosböceği Aşk
-Erkekler giyinmek için giyinir
Kadınlar da soyunmak için-
Öyleyse kadınların arzuları üzre
Ben bütün kadınları anadan doğma
görüyorum...


ŞİİRİSTAN

Bir yer var orada ikimiz için
Orada, bildiğin gibi şiiristanda
Evler Yunus'un evleri
Yollar Emrah'ın yolları
ve Hayyam'dan birer rubai gemiler limanda

Deniz bildiğin gibi Orhan Veli'den kalma
Mevsimse Yahya Kemâl'in sonbaharı
Nedim'dir seyreylediğin bir elde mey, bir elde gül
Çeşmeler Karacaoğlan'ın
Dağlar Köroğlu'nun dağları

Tarancı'nın kuşları havada dönen
Kadınlar Haşim'in kadınları görüyor musun ?
Yeter bir nabız gibi vurduğun bende
Bana bir şiir ver güzelliğinden
Bütün şiirler senin olsun

Şiiristan sultanı, devletlu gönlüm emreylesin yeter ki
Güzelliğinden nice ülkeler kurulur
Yoksan gece ve ölüm
Varsan el sürdüğün her şey şiir
Ayak bastığın her yer şiiristan olur ...

Ümit Yaşar OĞUZCAN


AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

Değişir yönü rüzgârın
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Avutmaz olur artık
Seni, bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk, iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş gözden;
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşamaz sevdasını,
Severken hiç bir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Ataol BEHRAMOĞLU


BÖYLE BİR SEVMEK

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Bıraksam korkudan gözleri sislenir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hâlâ ara sıra mektupları gelir
Gerçek değildiler, birer umuttular
Eski bir şarkı, belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kim bilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir ...

Attila İlhan


Büyük Sır

Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Zaman sensin
Zaman kadındır ister ki hep okşansın
Diz çökülsün hep
Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına.
Bir taranmış
Bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiğin ayna gibi.
Zaman sensin,uyuyan sen
şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan,bir bıçak gibi...
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi
Durdurulmuş zamanın işkencesi
Ah bu daha beter işkence hiç mi hiç giderilmemiş istekten
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler
Asıl demek istediğim bu.

Hazzın ötesinde sevgim
Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün
Sevgim
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum soluk alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın.

Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan
Korkuyorum senden.

Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim.


SEVGİLİM

Ey sevgilim, nerelerde dolaşıyorsun böyle?
Geliyor seni candan seven aşığın dur onu dinle.
Elemi de, neşeyi de beste yapmış diline.
Uzaklaşma şirin yarim.
Yolculuklar ,aşıkların buluşmasıyla nihayetlenir.
Her tanrı kulu bunu bilir.

Aşk nedir? Ahret demek değildir her halde.
Çınlamalıdır neşesi bu anın yine bu anın kahkahalarıyla
Çünkü ne olacağı yarının meçhulümüzdür hala,
Boş yere vakit geçirmekten artık yoktur bir salah:
Öyle ise gel öp beni,genç ve tatlı sevgilim,
Ömrü pek azdır gençliğin.

William Shakespeare


Çok Sevdim Bir Zamanlar Yine de Seviyorum



Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Alip basimi gitmeyi yollar boyunca
Seyretmek bir bozkir aksamini camindan bir otobüsün
Masal sehirlerini geçerken hizla

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Ürpertili, simsicak tenini kadinlarin
Salmak serin sulara gövdemi
Düsüp gitmek ardina siirin ve askin

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Varoldugumu düsünmeyi, ürpererek..
Karanlik bir odada küçük bir çocuk gibi
Yagmurdan ve yalnizliktan ürperek

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Düsüncemi genis ve sonsuz olanla birlestirmeyi
Hirçin ve ele geçmezce atilgan
Uysal ve usulcacik benim olan seyi...

Çok sevdim bir zamanlar, seviyorum yine de
Ve hep sevecegim beynim ve tenim varoldukça bu dünyada
Piril piril olani, her zaman bir güz diriliginde
Degismez ve degisken olani sonsuzca...



Ataol Behramoðlu


Eğer Birgün

Eğer birgün ağlamaklı olursan,
Beni ara.
Seni güldüreceğime söz veremem,
Fakat seninle birlikte ağlayabilirim.

Eğer birgün uzaklara kaçmak istersen,
Beni aramaktan korkma.
Seni durduracağıma söz veremem,
Fakat seninle birlikte kaçabilirim.

Eğer birgün kimseyle konuşmak
istemezsen;
Beni ara…
Sessiz olacaðğıma söz veririm.

Fakat…
Eğer birgün ararsan ve cevap
bulamazsan ...
Hemen beni görmeye gel ...
Bil ki sana ihtiyacım vardır.....

Aklimda Bir Tek Sen

Gölgelenir mutluluk içimde,
Yalnizliga uzanir bir yol.
Susarim, söyleyemem kimseye,
Için için aglarim bazen.
Bir hatira, dünü yasatan,
Bir resim, bir nota veya sen!
Zaten her zaman aklimdayken...

Dökülür bir damla gözyasi,
Bir hiçkirik, kirilan bir kalp!
Yalnizca aci olur sonu...
Özlemler bende yasar,
Yasayan ruhunla beraber!
Bir hayal, bir düs gibi
Kaybolur, geçer yillar...

Sonunda kalan kalbimde;
Belki hüzün, belki ask
Veya bir tek sen...

Abacan Askisev Senkal


Geliverdin Bana Güllerle

Senin gözlerin güneş şafağı
Yüzün deniz dalgası köpük köpük
Ve yüreğin hüzün çiçeği

Geliverdin bana güllerle!

Fırtınalar estirdin içimde!
Karlı dağ doruklarına kaçıvererek
Bir düş kuruyoruz seninle
Birlikte
Ve farkında bilincinde
Bilerek bunu yapıyoruz.

Sonrası
Rüzgâra bırakarak
Sevdamızı
Onurun ve özgürlüğün dallarında
Yol almaların kararındayız.

Soldurmadan
Sendeki tek kırmızı gülü
Ve bendeki yeşil dallarla süslü
Kızıl gülleri!


Adimla Nasil Berabersem

Hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
Bir dakika bile çikmiyorsun aklimdan
Kosar gibi yürüyüsün
Karanlikta bir isik gibi aydinlik gülüsün

Hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
Uzak uzak yildizlarla çevrilmis kainatin
Karanlik bosluklarinda akip giderken zaman

Adimla nasil berabersem öylece beraberiz
Seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
Gönlümüz mutluluga inanmis olmanin gururuyla rahat
Koltugumuzun altinda birer dinamit gibi kellemiz
Ve sonra her zaman her ölümlüye
Ayni sartlar altinda kismet olmiyan
Gerçekleri görmenin aydinligi alinlarimizda

Hacet yok hatirlatmasina seni hatiralarin
Sen bana kalbim kadar elim kadar yakinsin.

Attila Ilhan


Aşk Dediğin
Aşk dediğin titretmeli adamı
Sıtma geceler yaşatmalı
Durup dururken
Bir güldürmeli
Bir ağlatmalı...


Seviyorum Demedin...

Hapis bir kalple ayrıldım senden o kara gecede
Aşık olmuştum hemde,
çocuktum daha çocukluğumu yitirdim hasretinde
Her fırsatta tekrarlarken ben;seviyorum bile demedin bana,
Kuşkular içindeyken Kalbimdeki kor ateş sesinle alevlendi,
Ateşi söndürmeye deli çağlayanlara gittim,tas tas su içtim kesmedi,
Karlı dağlara çıktım çırılçıplak fakat dağlar eridi akşam oldu,
Hasretinin hançeri kalbime saplandı,öldüm.
Yanmaya başlayan kefenimi toprağa yetiştirdiler,
Fakat toprak tutuştu dünya cehennem oldu
KIYAMETİ GETİRDİ HASRETİN YİNE DE

SEVİYORUM demedin...........

Aşk dediğin çıkarmalı yüreğini
Saklandığı demir kapılar ardından...
Aşk dediğin;
Kaçıklıklar yaşatmalı
Biraz ihtiyarlıktan,
Biraz çocukluktan..

Beklerken gelmesini
Randevu yerine
Aşk dediğin
kokusunu getirmeli önce
burun deliklerine...

balık olmalı
sevdiğinin yüreğinde...
kıyılarına gelmemeli denizin...
ya geri dönmeli
ya ölmeli...

gecelerini kapatmalı hayaller
uykularını bölmeli
aşk dediğin
yatağına getirmeli
nerde olursa olsun,
ilk “günaydın”ı
ona dedirtmeli...

Yalnızlığın Dudagımdaki Tebessüm

Hüznün o en gri yerinde yaşadım seni.
Orda hep başı eğik umutlar vardı,
Çölün derin suları kadar imkansızdı gözlerin,
Alabildiğine sığdırdım içime o amansız yalnızlığı,
Çünkü orda yıllarım vardı...
Oysa zaman dediğin neydi ki?
O geçmek bilmeyen gecelerin kuytuluğunu yutan zaman
Seni bana getirmedi.
Öyle çok bekledim ki seni...
Sonunda içimdeki sen tükendi.
Ve anladım ki sen,
Denizde yanan ateşler kadar zamansız
Yalnızlığın dudağındaki tebessüm kadar imkansızsın...


SEN VURDUNDA BEN ÖLMEDİM Mİ ?

Yokluğunda ne ateşleri hasretinle yaktım da
Ben seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun
Yasaklar koydun
Bitmez, tükenmez yollar koydun
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi ?

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara
Yağmurlu havalara.. Bu kasvetli akşamlara
Sen varken,
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına,
Otobüs duraklarına.
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım
Yıkılmazdım biten sevdaların arkasından
Gidenlere küsmezdim
Kalanlara acımazdım.
Sen varken böyle üşümezdim, titremezdim.
Masumdum çocuklar gibi
Böyle delirmezdim, küfretmezdim
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadım mı ?

Biliyorsun
Bütün acılarına “yeşil ışık” yaktım olmadı
Bütün korkularına “arka çıktım” olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı, yandım olmadı, taptım olmadı
Artık benden pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes.

Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git.
Ama ardında ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahı daya anlıma
TİTRERSEM NAMERDİM
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ ?


Aşka ve Terke Dair...

Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz.
Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında...
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır;
İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır.
Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak...
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur.
Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını...
Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya...
Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz:
"Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..."
Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız.
Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız.
Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
"Eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı;
Açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından...
Böyle süremeyeceğini bilirsiniz.Değişsin istersiniz.
O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar.
Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
"Ya sev böyle ya da terket" diye gürler...
Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya bir kabusa dönüşür birden...
Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...Hoyrattır, bakmaz yüzünüze...
Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder.
Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden...
"İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınız bilirsiniz, ama böyle de sevemezsiniz
İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz...
"Madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra...
Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir,
Madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmiştir".
Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece....
Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre...
Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni...
Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur.
Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye
Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla
"Bana ne.kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre
Ama sonra ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden
Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız.
Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi...
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye...
Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden...
Dönemezsiniz...
Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz...
Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...
Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz...


Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyormusun?
Elin elime degmeden avuclarımı terleten sıcaklıgını taa icimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcügü dilimin ucunu ısırırken her konusmamızda bos
yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı seyleri seninle aynı anda düsünmek birlikte aglamak gülmek.Ve
buradayken bile seni cılgınca özlemek.
Seninle olmanin en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hic tanmadıgım bir sürü insanlarla paylasmak.Senin yanında olan
seninle konusan herkesi cocukca kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yani ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karsılasma tedirginligi ile yollarda yürümek yan
yana...Elimdeki semsiyeye inat yagmurda ıslanmak birlikte.Elimde
kırcicegiyle seni beklemek...Ayni mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya
anlatmak...Okudugum kitabın sayfalarında dinledigim sarkıların türkülerin
siirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattıgım o tarifsiz duygularımı
umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek...Sevgili yerine
yıllarca dost kalmayı basarmak.Yalın ayak yürümek bıcagın en keskin
yerinde. Kanadıkca tuz yerine gözyaslarımı basmak yüregime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?Sen benimle hic olmadın ki.Olsaydın avuclarım
terlemezdi...Isırmazdım dilimin ucunu...Özlemezdim seni
yanımdayken...Kıskanmazdım.Korkmazdım yollarda yürümekten.Islanmazdim
yagmurlarda...Yıldızlara aya dert yanmaz böyle her sarkıda sarhos
olmazdım.Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım
sandaldan denize...
Ve her kulacta haykırırdım seni
Ama sen hic benimle olmadin ki...
Ya aklin baska yerlerdeydi ya yüregin...
Can YÜCEL .....


Aşk gibi...
Bahar geldi.
Ruhum,
Yeşilin kıvranışında,
Biliyorum,
Huzur bulacak...

Yüreğim,
Gönül bahçemde,
Kırçiçeklerinin arasında kalacak...

Sen,
Benim,
İnansan da,
İnanmasan da,
İlk aşkım,
İlk heyecanımsın..

Seninle,
Mevsimden mevsime dolaşıyorum..
Dün hazandaydım,
Bugün baharda..

Şimdi,
Sana ait düşlerim,
Ve garip bir heyecan kaldı...

Bu sabah güneş,
İçimi ısıtıyor,
A ş k gibi...



GünahsIz AŞk

ZamansIz gözlerini ufka dikiŞin var ya
Beni benden ediŞin
Hesap vermeden
Sormadan
Söylemeden seviGİNin
BuĞulu gözlerinde
BakIŞlarIn beni bIrAKIR gider ya
Sadece
Sadece sen yokken kendime geliŞim
UmulmadIk bir yerinde hayatIn
CiĞerlerini söküp atarcasIna
Kalbindekileri haYkIracakmIŞ gibi
KarŞImda duruŞun
Ve bir kelime bile etmeden
Çekip gidiŞin
Ve susuŞun var ya...

ŞakaĞIma dayanmIŞ bir namlunun
TetiĞini çekmeyiŞİN

Oluk oluk cana hayat veren kanI
Şahdamarda kesiŞin
Ve beni benden ediŞin
En yaŞanacak zamanInda
yaŞanmamIŞlarIn
Çekip gidiŞin
Ve aŞktan ölürken dahi
Sevmiyorum deyiŞİN

Ve günahsIz gidiŞin
Beni günaha sokar ya...
Uğur Arslan

İnanmadın

Yüreğinin çöllerine,
Nehir oldum inanmadın.
Saçlarının tellerine,
Esir oldum inanmadın.

İnanmadın ne yapayım,
Sensizlikmiş senden payım.
Allah mısın ki tapayım,
Sevdim seni inanmadın.

Diz çökerken dağlar bana,
Şimdi, şimdi taşlar ağlar bana.
Hayatımda bir tek sana,
Yenik düştüm inanmadın.

Sen kavgamın tek galibi,
Sen gönlümün tek sahibi.
Sana uysal çocuk gibi,
Teslim oldum inanmadın.

İnanmadın ne yapayım,
Sensizlikmiş senden payım.
Tanrı mısın ki tapayım,
Sevdim seni inanmadın.

Yere serdim onurumu,
Hiçe saydım gururumu.
Kucakladım umudumu,
Koştum sana inanmadın.

Yasak koydum şu gönlüme,
Ne geçti ki ah elime.
Bağlanmak mı ne kelime,
Öldüm sana inanmadın.

İnanmadın ne yapayım,
Sensizlikmiş senden payım.
Sevdim seni inanmadın.
Koştum sana inanmadın.
Öldüm sana inanmadın.

Ahmet Selçuk İlkan

GİTTİN


Gittin...
Ben, arkandan sadece baktım.
Oysa; söyleyecek o kadar çok şeyim vardı ki...
"Gidersen iyiye dair ne varsa içimde yitireceğim hepsini.
Gidersen sönecek içimdeki ateş
ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim" diyecektim sana.
Konuşamadım...
Gittin...
Gidişini görmemek için gözlerimi kapattım
Öylesine acıdıki içim, tutup koparsalardı kolumu
bacağımı bu kadar acı duymazdım.
Acım yaş olup akmalıydı gözlerimden.
Ağlayamadım...

Gittin...
Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa
Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek,
tutkum hayatı seninle sadece paylaşmaktı.
Anlatamadım...

Gittin...
Gidişini önlemek için tutmak vardı ellerinden
Ellerim değil miydi her dokunuşumda seni ürperten?
Ürperdin yine biliyorum.
Bir kez dokunsam, bir kez tutsam ellerini
Gitmek için biriktirdiğin bütün cesaretin kaybolurdu.
Tutamadım.

Gittin...
Bir yıkım gibiydi gidişin
Sen adım adım uzaklaşırken benden
Çöküp kaldı bedenim olduğu yere
Nice terk edişlere dayanan yürek bu kez yenilmişti
Bu kadar zayıf değildim ben kalkmalıydım.
Kalkamadım...

Gittin...
Oysa geldiğin gün gideceğini biliyordum
Hazırdım gidişine,
Kaçak zamanları yaşıyorduk
Zaman bitecek ve sen gidecektin
Bense, gidişinin ertesi günü
Hayatıma kaldığım yerden yeniden başlayacaktım.
Başlayamadım...

Gittin...
Bir şey söyledin mi giderken?
"Kal" dememi istedin mi?
Son bir kez "seni seviyorum" dedin mi?
"Bekle beni döneceğim" diye umut verdin mi?
Beynim öylesine uğulduyorduki.
Duyamadım...

Gittin...
Nereye gittiğin önemli değildi
Binlerce kilometre uzakta da olsan,
iki metre ötemde de farketmiyordu.
Artık yoktun ve asıl bu düşünce beni felç ediyordu.
Kurtulmalıydım senden,
bu yokluk duygusundan kurtulmalıydım.
Kurtulamadım...

Gittin...
Unutulanların arasına katılmalıydım
Anıları bir sandığa koyup
hayatı bir yerinden yakalamalıydım.
Bu aşk noktalanmalıydı, bu sevdadan vazgeçmeliydim.
Yapamadım...

Gittin...
Bir okyanusun ortasında
tek küreği kaybolmuş sandalda
Dev dalgalarla boğuşan bir denizciyim şimdi.
Bil ki; sevmekten vazgeçmedim seni,
Bil ki; seninle birlikte sevdanı da taşıyacağım yüreğimde,
Bil ki; seni Unutamadım...

Mehmet Coşkundeniz

Sen üzülme bana sevgilim,

idare ediyorum işte
İttire ittire götürüyorum hayatı

bilinmezliği ile...

Sen üzülme suskunum diye.
Söküklerini dikiyorum gecenin.
Ay ile yıldızları birleştiriyorum,
Gök ile güneşi,

martılar ile denizi, güzel ile çirkini...
Yaşam ile ölüm arasındaki bu maratonun
Son finalini koşuyorum nefes nefese.

Sen üzülme ara sıra ağlıyorum diye
Adına yazdığım tüm şiirleri fırlatıp attım da denize
O canımı yaktı biraz.... Yoksa iyiyim ben.

Kızma bana gecenin karanlığına takılıp kaldım diye
Merak etme; güneş bana da doğacak
Beni de yakacak, içimi yeniden ısıtacak
Denizin tuzu tenimi ısıracak
Huzur; giyilmemiş bir elbise gibi
Ruhumu sımsıkı saracak.

Gelmek istersen yeniden bana
Kapım açık tüm sevdalara
Geleceğin zaman haber ver
Ya da dokun yüreğime
Gün ışığı aydınlığında

BİR AŞK MASALI

Bir kuş uçmuş bu daldan
Çiçekte sesi kalmış
Üç yıl geçmiş aradan
Çiçek birden sararmış
Bir kız almış çiçeği
Koklayıp yaralanmış
Kız koşup dala gelmiş
Dal onu ağırlamış
Beklerken kuşu dalı
Yüreği rüzgârlanmış
Uçup dönmüş o dala
Çiçekler şarkılanmış
O günden beri dallar
Rüzgârla arkadaşmış.

Nihat Behram


SEN YOKTUN...


Kar kesti yolu
sen yoktun.
Oturdum karşına dizüstü
seyrettim yüzünü
gözlerim kapalı.
Gemiler geçmiyor uçaklar uçmuyor
sen yoktun.
Karşında duvara dayanmıştım
konuştum konuştum konuştum
ağzımı açmadım.
Sen yoktun,
ellerimle dokundum sana
ellerim yüzümdeydi.


Nazım Hikmet Ran

AYRILIĞIN İLANI

Gidiyor musun diye sorma bana.
Gönderen sensin.
Ne terk etmeyi istedim seni,
Ne de daha yaşamadığımız bu aşkı toprağa gömmeyi.
Senin kadar öfkeliyim ben de.
Senin kadar endişeli...

Bir dokunuşunla bin kenti yıkacak güç verirdin bana
Ama inandıramadım seni.
Sen, sorgularken beni kafanda
Ben, gözlerinin içine bakıyordum kuşkuyla.
Bir tek sözün bağlardı beni sana,
Oysa sen hep susmanın koynunda.
Aşkın içine bir kez girdi mi kuşku,
Teslim alır bedenleri de.
Sütten çıkmış ak kaşık değildim
Ama yalanı sokmadım iki kişilik dünyamıza.
O dünya ki bazen minicik bir odada
Bazen kentin ortasında şekillendi.
Nasıl da güzeldi...
Zaten varsın diye her şey güzeldi ama
Sen buna inanmadın. Ah bu sorular...

Yaşamak varken sevdayı delice,
Niye boğarız sorularla?
Nasıl ikna edebilirdim seni?
Ben, aşk dedikçe sen, dur dedin.
Ben, seninleyim dedikçe
Sen, hayır dedin.
Zaten az konuşan sen
Olumsuz ne kadar sözcük varsa
Bulup çıkardın ortaya.
Bense hiç bir şey diyemedim.
Ne kadar zarar vermişim sana meğer.
Nasıl değiştirmişim seni.
Oysa hiç böyle düşünmemiştim.
Kimseye zarar vermek istemem ben.
Kimseyi olduğundan farklı bir hale getirmek istemem.
Ama öyle oldu işte.
Demek ki; gitmelerin zamanı şimdi.

Çocukluğumuza sığınır atlatmaya çalışırız bu acıyı.
Ne sevişmelerimiz kalır aklında, ne sevda sözlerimiz.
Rahat değilim diyordun ya, rahat ol artık.
Gülüşlerini saklaman için bir neden kalmadı.
Tedirginliğinin sebebi de kalktı ortadan.
Biliyor musun bir tanem!
Gidişim yürekten değil, zorunluluktan.
Sanma ki, bu toy sevdayı başka kimliklere taşırım.
Sanma ki, benden sakladığın gülüşleri
yalancı yüzlerde ararım.
Seni de götürürüm yüreğimde.
Her zaman yokluğunu taşırım.

Bulup, bulup kaybettim seni aşkım.
Ne yazık ki, tozduman edemedim kuşkularını.
Ne yazık ki, kalamadın bana.
Öpücüğümün kokusu kalacak yüreğinde,bedeninde...
Kokladıkça; bizi bir yanlışa mahkum ettiğini anlayacaksın.

Mehmet Coşkundeniz

SOR KENDİNE BENİ

Sor sevdiğim,
Sonra kağıttan gemiler yap,
Yelkenleri olmayan,
Direkleri mavi bildiğim,
Sor beni gördüğün her buluta,
Sevdalıların hatırına,
Geceleri yıldızlarda parlayan,
Denizlerin suskunluğuna bırak beni,
Ve çek gökyüzümü üzerine,
Dalıp git hayallerin sonsuzluğuna,
Çocuklar çıkarsa karşına,
Gülümse, uzat ellerini,
Ceplerinden çıkarıp verirler sana,
Tenimde gizlenen dudak izlerini,
Şaşırma,
Sabah olacak birazdan,
Sor beni yağmurlarına,
Sor sevdiğim
Ve pencereden bak bakabildiğin kadar,
Gördüğün son noktada,
Seni seyretmekteyim...


ÖZLEDİM SENİ........................................




Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturuyor özlemin...
Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl
içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
sürekli bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup
seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü...
Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak,
bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken...
Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler,
geceler boyu nöbet tuttuk başında... O şen kahkahalarına
yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...
"Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak,
doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde...
Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi,
"O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."
Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana...
Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek...
Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek
ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
"Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın
mutluluğa" demek sana ne zor...
Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden,
sesin, kokun hala beynimdeyken...
Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...
Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın
arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı,
yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı,
onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına,
arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor...
Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla
uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek...
Yokluğunu beklemek, ne zor...
Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde
üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp,
terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak
sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak
ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden...
Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe
dönüşmesinden hicran duyuyorum.
Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde,
terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da
yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak,
yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek
ve "Dön AŞKIM,Bİ'TANEM ,demek istiyorum:
"Geri dön... .." KARTANEM...........


Can Dündar

YÜREĞİNDE YER VARMI?


Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Hisset!
Hisset, Parmaklarına değen kağıdın içinde
Dolaşan damarlarımı...
Hisset damarlarımın, kanımın
Seni aramak için
Deliler gibi dolaşmasını...

Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Dinle; duyuyor musun yüreğimin ritmini?
Gönlümde esen rüzgârları dinle...
Nefesimi tutmasam
Gözlerindeki derin ovalarda titreyen
Bütün yeşillikler kül olur,
Sazlar büyür simsiyah,
Kuruyan gözpınarlarında...

Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Yazık! Mekanlar durduruyorsa seni.
Ve yazık, kendini bağladıysan maddelere...
İpsiz bir uçurtmayım ben... Ve kuyruksuz
Saçlarının çizgilerinde süzülen...
Rüzgârım sensin.
Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim!
Yüreğinde yer var mı?

Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Ve bir kaynak suyundan oluşan derenin
Üzerine düşen yaprak gibi;
Düşürüyor musun gülüşlerini
Ve öpüşlerini sesimin üstüne?
Akıyor musun benimle beraber,
Akıyor musun yıldızlara doğru?
Yıldızlar... Yıldızlar neden böylesine vefasız?
Neden her üşüyüşümde
Lapa lapa yağıyorlar avuçlarıma,
Neden eriyip kayboluyorlar?

Parmaklarının ucunda şu an hissediyor musun beni?
Bilmiyorum. Bilmek istemiyorum...
Ama parmaklarının ucunda şu an ne olur hisset beni...
Hisset!
Hisset, damarlarımdaki kanımın,
Seni aramak için deliler gibi dolaşmasını...
Söylemiştim değil mi?
İpsiz bir uçurtmayım ben...Ve kuyruksuz...
Saçlarının çizgilerinde süzülen...
Rüzgarım sensin.
Susma ve sakın gözlerini kapatma, düşerim.
Yüreğinde yer var mı?

Muammer Erkul

GÜZELLİĞİ gözlerinde bir sır gibi saklayan...
..
Sen hep kışını yaşadığım bir hayatın ardından gözlerinle
getirdiğin bir baharla kalbimi araladın.
Belki hala direndiğimi, seni yalnızlığınla başbaşa bıraktığımı ve...
İnan böyle değil.
Sen ikiye bölündün sanki,
Bir mucize gibi.
Biri; kalbimde olan sen,
Biri de; kendini dışarda zanneden sen.
Şimdi düşünüyor ve soruyorum kendime.
Acaba dışarıdaki sen kalbimdeki senle birleşecek mi?
Yoksa dışarıdaki sen kalbimdeki seni geri mi isteyecek?
Acaba isteyecek mi?
İstese verebilecek miyim?
Kalbimdeki sen senin değil.
Benim o.
Bendeki sen senin değil,
İnan bana

Öyle Bir Gel ki Bana

Öyle bir gel ki bana;
Gitmek olmasın aklında.
Bir bebeğin gelişi gibi dünyaya
Unut,bıraktığın ne varsa.

Hiçbir şarkı anlatmasın gelişini
Ve hiçbir filmde görülmesin
Öyle bir gel ki bana;
Anlayayım,yalnız benimsin.

Kimse bilmesin bana geldiğini
Dönüş yolunu kimse göstermesin
Öyle bir gel ki bana;dönmek
Aklının ucundan geçmesin.

Tüm sevda yeminleri,sönük kalsın yanında
Böyle bir sevda görülmesin.
Ben yalnızlık uçurumu 'nun en kenarında
Öyle bir gel ki bana;düşmek
Aklımın ucundan geçmesin


o kadar...var ki...!

Damarlarımı izliyorum; mabedine çıkıyor yolları..
ellerimdeki çizgileri izliyorum; sana yürüdüğüm yollara çıkıyor...
bulutları seyrediyorum... pamuk tenine gidiyor...
kar tanelerine bakıyorum; hepsi birbirinden farklı...
tıpkı aramızdaki aşkın diğerlerinden olduğu gibi...

artık herşeyde seni buluyorum...
herşeyi sana çekiyorum... en ufak bir hareketini bile...
benzetecek, özletecek, hüzünlendirecek...
herşeyde biraz sen varsın sanki...

Daha sırada bekleyen o kadar dize var ki...!
Aşka çarpıtılacak...Saçmalanacak...!
Daha sırada bekleyen o kadar çok gözyaşı var ki...!
Sana dökülecek... Aşka ağlanacak...!

Daha o kadar zaman var ki...!
Seni hatırlatacak... sonsuza kadar...!
ve daha o kadar acı var ki...!
ölümle bitirilecek.. kurtulacak...!

ama oysa ki ben...!!!

bağcığı çözülmüş bir çocuk gibi öksüz...*
...ve sevmeye yeteneksizdim...!
pencerenin kenarında ki kedi kadar meraklı...*
...ve tüfeklerin yansıması kadar acılıydım...!

artık mavi gözlü bir bakış gibiyim...
herşeye yabancı ve herşeyden uzak...
daha bir yakın tutuyorum kaşlarımı gözlerime...
sinirden belli olmasın diye hüznüm...

iç fırtına soğuklardan da beter...
bedenim üşümüyor...ruhum titriyor...
bana bunları yazdıran sen değilsin...!
...kendimi, içimi tanımlama aşkım...

ve daha o kadar çok söyleyecek sözüm kaldı ki...!
bunların hepsini yuttum...
ve sana verecek o kadar çok sevgim var ki...!
...o çok sevdiğin yüreğimde ısttığım...!

Seni Yasamak
Seni her özledigimde sevgilim,
Gökyüzüne bakiyorum;
Gögün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özledigimde bir tanem,
Denizlere bakiyorum.
Ufuga bakinca mucizeni görüyorum çünkü.
Seni her özledigimde bir tanem,
Kuslara bakiyorum.
O kanatlardaki özgürlügünü görüyorum çünkü.
Ve askim, seni her özledigimde,
Adinda isyan ediyorum.
Seni özlemek istemiyorum ben,
Ben seni yasamak istiyorum,
Seni her özledigimde sana bakmak istiyorum
Ve seni sende görmek sadece..
Behçet Necatigil

Özlemek

Birden özleyiveriyorsunuz...
Çoktan unuttugunuzu sandiginiz
ya da yalnizca bir kere karsilastiginiz
ve özlemek için yeteri kadar tanimadiginiz birini
bir sabah çilginca özleyerek uyaniyorsunuz.
Rüyalariniz, içinizdeki o gizli,
esrarini ele vermez büyücü,
siz çarsaflarinizin arasinda,
bütün tehlikelerden uzak,
güvenle yattiginizi sandiginiz bir anda,
usulca ruhunuza sokulup,
sizden habersiz oralara yigilmis cephanelikleri
birer birer atesleyiveriyor.
infilaklarla sarsilarak uyaniyorsunuz.
Hayatinizda olmayan birini hayatiniza almak,
ona dokunmak,
onun sesini duymak için kivranirken
buluveriyorsunuz kendinizi...
Özlemek, o yakici istek,
bilinen herseyi ve önem sirasini degistiriveriyor.
Özlediginiz ise çok uzaklarda...
Yaninda olmasini istediginiz halde
yaninizda olmayan bir tek kisi,
yaniniza bile yaklasmadan,
hatta onu özlediginizden
ve onu istediginizden haberdar bile olmadan,
bütün hayati,
bütün görüntüleri eritip
baska kiliklara sokuyor...
Ahmet ALTAN





AŞK bu kadar d büyütülmemeli önemli plan ilahi aşktır.
Maddi aşk sadece bir geçiştir, bir yoldur....
Amaçtan şaşıp araca takılmayalım....
Bu kadar hamasi aşk muhabbeti de sıkıyor artık....

BÜLBÜLÜN GÜLE OLAN AŞKI
Hergün geçtiği o yolda, sayısız güllerin bulunduğu bir de bahçe vardı
bülbülün. Kiminle geçse o bahçenin yanından; yanındakiler güllerin
büyüsüne
kapılıp, güllerin ne kadar güzel olduğundan bahsederdi. O ise aldırış
etmeden "Alt tarafı gül işte" der geçerdi bahçenin yanından. Güllere
bakmazdı bile. Sevmek istemezdi gülleri. Solardı çünkü güller,
terkederdi
bir süre sonra. Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. Batırırlardı
dikenlerini sevenlerine hiç acımadan.
Bir gün geçiyorken bülbül yine o bahçenin yanından yalnız başına, gayri
ihtiyari dönüp baktı herkesin hayran kaldığı güllere. Evet sayısız gül
vardı
o bahçede ve güzel bir ahenk oluşturmuşlardı. "Sana ne" dedi kendi
kendine.
Sahip olamayacağı güzelliklerden uzak durmaya çalışırdı çünkü. Yüzünü
çevirirken bülbül, gözüne bir gül takılıverdi. Onca gülün arasında
duruyordu. Gözleri kilitlendi ona görür görmez, "Alt tarafı gül işte"
diyemedi dili bu kez. Olduğu yerde durdu, bakakaldı. Korktuğu başına
gelmişti. Elde edemeyeceklerinden uzak durması gerektiği aklına geliyor
ama
bunu kabullenemiyordu.
Neydi farklı olan? Ne vardı ki onda, bülbülü kendisine hayran bırakan?
Benzese de hepsi birbirine, gözleri ve yüreği ile ayırabiliyordu onu
diğerlerinden. Ama gözlerini ayıramıyordu bülbül, o gülden. O an
"Kendine
gel" dedi ve istemeye istemeye ayırdı gözlerini.
Gözlerine hükmetmişti ama kalbine hükmedemiyordu. Anlam veremiyordu bir
türlü. Onca gülün arasından seçtiyse onu bir sebebi olmalıydı. Aşk bu
muydu?
Gün boyu onu düşündü. Gece uyutmadı hasreti. Bir daha görememe korkusu
büyüdü içinde. Daha fazla duramazdı görmeliydi onu bir kez daha. Yine o
bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü ertesi gün doyasıya.
Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu.
Her gün
o bahçeye gidiyordu, geceleri ise gülünü hayal ediyordu. Güzel
hayalleri
güzel planları vardı gülü için. Bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne,
gülü
de onu sevecekti. Mutlu olacaklardı elbet beraber oldukları sürece.
Zarar verebilecek herşeyden koruyordu gülünü. Küçücük vücudunun
yettiğince
yardım ediyordu gülüne. Susuz kalmaması için bulutlara, gülünü ayakta
tutması için toprağa şarkılar söylüyordu hergün. Bulutla toprak yardım
ettiler güle ellerinden geldiğince. Onlar da hayrandı çünkü bülbülün
sesine.
Bülbülün elinden gelen buydu; yardım edebilecek herkese şarkılar
söylüyordu
gülü için.
Derken zaman geçti; onsuz olamıyordu artık bülbül, bir an olsun ayrı
kalamıyordu. Hasret acısı, sabır taşından ağır gelmeye başlamıştı
bülbülün
küçük yüreğine. Uzaktan sevmek yetmiyordu artık. Sarılmalıydı ona, en
güzel
şarkıları söylemeliydi gülüne.
Ama sevecek miydi gül onu. Sevgisine karşılık verecek miydi acaba. Çok
sevse
de, ortada bir gerçek vardı. Habersizdi gül bülbülden. Bülbül onu
seviyor,
her kötülükten koruyor, hatta yardım etmeleri için hergün, o güzel
sesiyle
dostlarına şarkılar söylüyordu. Ancak güllerin en güzeli bundan
haberdar
değildi henüz.
Tüm cesaretini toplayıp bir gün, gülünün yanına gitti sonunda bülbül.
"Ona
bu denli yakın olmak... Ne güzel bir duygu..." diye düşündü.
Hayallerinden
biri gerçek olmuştu. Tüm hayallerini gerçekleştirmek için ise artık
konuşmalıydı onunla. Ve sözlerine başladı o güzel sesiyle. Aşkını
itiraf
etti en güzel kelimelerle. Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli
kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına. İlk kıvılcımın çakmasına sebep
olmuştu
bülbülün sesi. İlk kıvılcımdan sonra, bülbülün o büyük aşkı, sonsuza
dek
sürecek sevgisi, gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı. Her gün
buluşuyorlardı. Bülbül gece gündüz, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye
başlamıştı. İşte hayalleri gerçek olmuştu sonunda bülbülün.
Bu durum bülbülün sesine hayran dostlarını üzmeye başlamıştı. Artık
onlara
şarkı söylemiyordu bülbül. Ve bu durum kızdırdı bulut ile toprağı. Bize
değer vermeyene biz hiç vermeyiz dediler. Kestiler güle yardımı. Suyunu
kesti bulut, desteğini çekti toprak gülden.
Bülbül ise habersizdi tüm olanlardan. Farkında değildi dostlarının
kendisine
yüz çevirdiklerinden. Onun gözü gülünden başkasını görmüyordu. O kadar
kördü
ki artık, gülünün ihtiyacları olduğunu bile göremez olmuştu. Unutmuştu
güllerin ömrünün kısa olduğunu. Unutmuştu, gülünün bu kadar uzun
yaşamasının
bulut ve toprağın sayesinde olduğunu.
Günler geçtikçe gül solmaya başladı. Bülbül anlam veremiyordu olanlara
bir
türlü. Gülü gözlerinin önünde soluyordu ve elinden birşey gelmiyordu.
Unutmuştu güllerin solduğunu. Bu acıya hazırlamamıştı kendisini.
Gülleri
sevmemesinin nedenini unutmuştu. Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı.

Kısa süre sonra soldu gül. Bülbül gözü yaşlı, doyasıya sarıldı gülüne
son
bir kez sıkı sıkı. Ancak unutmuştu... Dikenleri vardı güllerin. Daha
önceden
gülleri sevmemesine neden olan dikenleri unutmuştu. Batıyordu bülbülün
minik
vücuduna gülünün dikenleri. Ama o aldırış etmiyordu bile. Küçücük
vücudundan
sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. Ölüm
korkutmuyordu onu. Hatta ölmek istiyordu. Etrafındakilerin yardım
etmesine
izin vermedi. Gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına uzandı
bülbül
ve yavaş yavaş kapandı gözleri.
Hayatta karşısına çıkan güzellikleri ve aşkı yaşarken, bazı şeylerin
ihmale
gelmeyeceğini, sadece sevginin yetmediğini, özverinin de gerekli
olduğunu
anlamıştı artık bülbül son nefesini verirken. Ve her ne kadar bedelini
hayatıyla ödeyecek olsada en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu bülbül.
Bu
aşk ona; sevgiliyi iyisiyle, kötüsüyle sevmesi gerektiğini öğretmişti.
Dikene rağmen sevip kucaklamıştı gülünü.
İşte o günden sonra bülbül ile gülün aşkı dilden dile dolaşır oldu. Bu
aşk
ile gülün güzelliği bülbülün sesi efsaneleşti ve geriye iki cansız
küçük
beden ile insanların alması için birkaç ders bıraktı.

Ben Aşkı Ölümsüz Bilenlerdenim

İstemem sevgili yüzüme gülme
Eğer ki sonunda ağlatacaksan
İstemem sevgilim ümitler verme
Sonunda dünyamı karartacaksan

Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim
Bir ömür boyunca sevenlerdenim
Ellerin ellerime değmesin derim
Eğer ki sonunda bırakacaksan

Gönüle vurulmaz asla bir kilit
Seveni öldürür kırılan bir ümit
Sevgilim yanıma yaklaşmadan git
Eğer ki sonunda ayrılacaksan

Ahmet Selçuk İlkan


Ben Seni Asla

Sen hayatımın en vazgeçilmez aşkı
Sen uğrunda en çıldırdığım esmer
Sen yolunda savaşlar verdiğim sevdam
Sen uğrunda ölümlere gidip geldiğim

Sen beklediğim
Sen özlediğim
Sen gizlediğim...


Güneş doğmayı unutabilir
Sabah olmayı
Yağmur yapmayı
Ama ben seni asla...

Çiçekler açmayı unutabilir
Kuşlar uçmayı
Baharlar gelmeyi
Ama ben seni asla...

Ne zaman bir şiir okunsa aklımdasın
Ne zaman bir telefon çalsa karşımdasın
Sen tanrımın en güzel armağanı
Sen hayatımın en gerçek yalanı
Sen bütün huylarımı ezbere bilen
Sen gözyaşlarımı en iyi silen
Sen dünyanın en güzel kadını

Sen yemeğimin tuzu
Yüreğimin buzu
Anasının en güzel kızı
Sen kalbimde en tatlı sızı
Sen bütün varlığımın en sevimli hırsızı
Sen sevdikçe sevilesi
Övdükçe övülesi
Öptükçe öpülesi aşkım...

Sen beni yokluğuyla delirten
varlığıyla yolumu yolundan çeviren
Sevdasıyla beni bir dağ gibi deviren kadun
Bundan böyle senden sorulsun günahlarım
Sende bütün sorularım
Sende bütün cevaplarım
Adam olmuşsam senden
Katil olursam senden
Ben çoktan vazgeçtim kendimden
Ama senden
Asla kadınım
ASLA! ...

Ahmet Selçuk İlkan


Bunu Saymıyorum Aşk

Çok zamansız yakaladın beni
Çok acemi
Bunu saymıyorum aşk
Bir daha gel emi! ...

Ahmet Selçuk İLKAN


Gidebilirsin


Madem ki içinde o ateş söndü
Bir daha yakmadan gidebilirsin
Aklımda kalmasın bu son bakışlar
Yüzüme bakmadan gidebilirsin

Yıllardır verdiğin kederi görme

Üstüme yıktığın kaderi görme
Ömrümden çaldığın günleri görme
Beni de görmeden gidebilirsin

Sen düşün yaranı kimler saracak
Sen düşün gönlünü kim avutacak
Bir an önce kaybol oldu olacak
Bir veda etmeden gidebilirsin

Demek ben suçluyum bir tek sen haklı
Ben zalim bir düşman sense zavallı
En güzeli alıp beni asmalı
Beni affetmeden gidebilirsin

Zorlama kendini veda etmeye
Zorlama gözünden yaşlar dökmeye
Mecbur da değilsin birşey demeye
Hiç bir şey demeden gidebilirsin....

Ahmet Selçuk İlkan


Gözlerin Kanıma Girdi Girecek

Öyle düşman gibi bakma yüzüme
Gözlerin kanıma girdi girecek
Sitemler yağdırıp gelme üstüme
Sözlerin kanıma girdi girecek

Adımın önünde adın yazılı
Resmimin yanında resmin basılı
Sabrım sabıkalı sevdam azılı
Hasretin kanıma girdi girecek

Hangi mahkum çekmiş böyle işkence
Asmalı mı dersin bu kalbi sence
Ne gündüzüm gündüz ne gecem gece
Sensizlik kanıma girdi girecek

Aldığım her nefes sana yazılı
Korkarım ki sensiz ömrüm sayılı
Yüreğim tutuklu gönlüm cezalı
Hasretin kanıma girdi girecek.

Ahmet Selçuk İlkan


İnsanlar Kendileri Çizer Kaderlerini

Artık gidebilirsin gideceğin yere
Sana kal diyemem
son ümit senden olsun
Senden olsun son pişmanlık
Hayır diyemem

Bil ki
Seni artık sevemem

O bitimsiz anılar gelse de aklıma
Göz göze diz dize oluşumuz
Birlikte yaşadığımız günler
Geceler de gelse aklıma
Sana dönemem

Her masal gibi bitti bugün
O kısacık mutluluğumuz
Belki yalandı
Belki yalan gibi bir şeydi
Seninle mesut oluşumuz

Şimdi ellerini görüyorum boşlukta çaresiz
Gözlerini görüyorum en acı hüzünlerle dolu
Oysa
Ne kadar yalvarsan da
Ne kadar ağlasan da
Artık evet diyemem
İnsanlar kendi çizer kaderlerini
Seni affedemem...

Ahmet Selçuk İlkan


Sen Bu Şiiri Okurken

Sen bu şiiri okurken
Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım
Artık ne özlemlerimi duyacaksın bıçak yarası
Ne de telefonların çalacak gece yarısı

Ve bu zavallı yüreğim olmayacak artık
Kaprislerinin hedef tahtası...
Seni sana
Beni bir akıl hastanesine
Bırakıp gideceğim bu şehirden
Nasılsa kavuşamadım sana
Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım
Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu
Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın
Ne yaptımsa
Bir türlü sana yaranamadım
Artık adressiz
Işıksız
Ve öylesine ıssızım

Dünlerin kadar eskiyim
Verdiğin acılar kadar paslıyım
İşte çıkıp gidiyorum hayatından
Nasılsa fark etmez senin için
Belki çok şanslı
Belki de en yaşlıyım...

Artık
Pusulam hasreti
Saatim yalnızlığı
Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana
Neylersin
Yolcu yolunda gerek
Belki bundan sonra
Belki senden sonra
Adam olur bu “asi yürek”
Ve dersini alır da bu sevdadan
Bir daha
Boyundan büyük denizlere
Asılmaz kürek
Yarın bu saatlerde
Ben yollarda olacağım
Sen kimbilir kaçıncı uykunda
Masal mavisi bir rüyada
Ve elbette o korsan yüreğin
Yine pusuda


Oysa
İlk defa sesimi duymayacaksın
Sitemlerin sahipsiz
Soruların cevapsız kalacak
Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum
Tanımadığın bir koku içini saracak
Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın
Ne oldu?
Ne oluyor?
Ne olacak?
Sonra
Bir gözün kör
Bir kulağın sağır
Bir ayağın kırık
Bir kolun kesik
Düşeceksin yollara
Yani baştan başa yarım
Yani baştan başa eksik
Bütün duvarlar üstüne yıkılacak

Belki ilk defa
“Unutuldum” diyerek için sızlayacak
Ve sen bu şiiri okurken
Ayrılığımız çoktan başlamış olacak
Belki de son tesellin
Sana yazdığım “bu son şiir” olacak
Ve kimbilir
Unutulmuş bir gecenin tam ortasında
Başucundaki bir radyoda
Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak
Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına
Sana adanmış bu satırları

“Bütün şehirler uyur
İstanbul uyumaz
Ve birgün
Bütün sevenler unutur seni
Ama bu “şair yürek”
ASLA UNUTMAZ...”

Ahmet Selçuk İlkan

Yasak Aşk


Bilmezdim böylesine uzun olduğunu gecelerin
Umutsuz günlerin hüznünü duymamıştım hiç
Uykumu böleceğini bu mutsuz düşüncelerin
Bilmezdim sevda nedir tatmamıştım hiç

Kederlerin en insafsızı benimle şimdi
Suskunluğum öylesine ölümden zor ki...
Çağırsan en uzak iklimlerden koşup geleceğim
Bir gülüşün dünyamı aydınlatacak en azından

Ve kucak açacağım en güzeline mutlulukların
Bir duysam aşkımı gözlerinden, dudaklarından...
Oysa sen de ben gibi mahzunsun biliyorum
Biliyorum yasak aşkımız bizi böyle susturan


Ne olur artık yeter bu idamlık hasretimiz
Bin yıl seveceğim bir umut versen inan...

Ahmet Selçuk İlkan

SENİ SEVİYORUM


Seni seviyorum diye
Gelişine kadar rötar yapmış hayatımı
Seninle yaşamaya hazırlanırken
Sana uzanan yollarımı kapaman niye?
Biliyorum haykırışlarım boşuna
Şahin pençesinde asılı serçe gibi
Nafile tüm çırpınışlarım
Boşuna sesleniyorum duymayacağını bile, bile
Seni beklemem nafile Gözlerinde zifir siyah bir perde
Alkış tutuyorsun alabildiğine
Şamdandaki mum gibi eriyip bitişime
Sen kulaklarını değil
Yüreğini tıkamışsın sana seslenişime Oysa ben
Tüm yokluğuna inat varlığını yaşatırken içimde
Gül pembesi çizgilerle resmini işliyorum
Karanfil moru gecelere
Şiirleri seninle yüklüyorum kanatırcasına
Dizeleri ağlatıyorum.
Seni işliyorum hecelere Tüm yaşayamadıklarıma inat
Seni yaşamak istememdi ütopyalarım
Tek sana adanmışlığımdı ölümüne
Tek senin doldurduğundu rüyalarım
Şimdi
Bir tutam gücüm kaldı en sona sakladığım
Bilmiyorum
Ansızın çıkıp gelecekmisin aniden
Bir avuç toprak olmadan sonunda
Sen diye kucakladığım. Bir gün
Anlayabilme ihtimalin var ya sevdiğimi
Düşüp gelme umudun var ya yüreğinin peşine
Yüreğin bende emanet biliyorsun
Ve ben
Yüreğin yüreğimde
Yüreğin ellerimde
Çok yakında
Çekip gideceğim yok oluşun koynuna
Beni düşürdün ya bu hale
Günahı boynuna.










Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma
Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim.

Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum
Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!

Seni sevdim ben.

Yanarak, yıkılarak

Aklıma her geldiğinde ağlayarak...

KÜÇÜĞÜM
bilsen ne çok sevmiştim
sensizken yürüdüğüm yolları
düşlerimde görünmeyen karanlıkları
ayrılığın başkenti yaptım
bir gülümsemen dahi dokunmadı
buğusu kalmış pencerelerime
şehrin hayırsızı kalbim
kaçak gitti yağmurlar ülkesine
ıslanmış, temizlenmiş
hani dönersin diye

ne oldu şimdi
unuttum seni diyen dudakların
başka cümlelere mi birleşiyor
ben yokken
yoksa başka bedenlerle mi bütünleşiyor

yokluğunu katilim etme neolursun
sev de sevmezsem iki gözüm kör olsun
bir daha ağlarsın
bir daha üzülürsün desen de
CANIMI ALAN CANIN SAĞOLSUN

Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar, ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin
Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için
Vurursun başını soğuk taş duvarlara
Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın
Duyarsın
Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin
Niçin yaratıldığını
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini
Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini
Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın
Dolar gözlerin için burkulur
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların
Sevilen gözlerin erişilmezliğini
O hiç beklenmeyen saat geldi mi
Düşer saçların önüne ama bembeyaz
Uzanır gökyüzüne ellerin
Ama çaresiz
Ama yorgun
Ama bitkin
Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın
Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Bir gün anlarsın hayal kurmayı
Beklemeyi
Ümit etmeyi
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi
Lanet edersin yaşadığına
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın
O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın


Ümit Yaşar Oğuzcan


Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..



Attila İlhan


Aşkı anlat dermisin,
Bir gün bana.
Ne anlatırım o zaman bilemem,
Ama;
Camların ardından
Düşen yağmur damlalarının
Birbirine sarılıp ahenkle
Dans ederken çalan müzigini
Hiç dinledinmi sen,
Ve bu melodiye eşlik eden
Şöminenin içindeki loş alev için
Çatırdayan dal parçalarının ritmini.
Ve...
Önce nefeslerimiz sarar bedenimizi
Sonra dudaklarımız birleşir,
Öylesine özgür olurki bedenim
Tenim tenine hasret duyar,
Ve sen artık kollarımdasın
Bir ömür boyu sürecek rüyamda.
İşte ben sana
Böyle anlatırdım aşkımı
Canım sevgilim...




Sinan Şahin


Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum...


Nazım HİKMET


haklisin aramizda ucurumlar
Senin sevdalarin uc gunluk masal
Benim sevdalarim Allahina kadar
Ne siirin siir ne sarkin sarki
Hele bir kirilsin hele bir kirilsin felegin carki
iste ben ozaman gorur
iste ben ozaman anlarim seni
hala tahta masalara yaziyorsam adini
ask kitaplarinda ariyorsam tarifini askin
eyvahlar cekiyorsam her biten askin ardindan
ayriligi bana sor diye haykiriyorsam
ve sabahci kahvelerinde bir cay gibi demliyorsam hasretini
ve inadina ve inadina ozluyorsam o cay karasi gozlerini
sunu bilki seni erkekce sevdigimdendir
bu benim ilk aldanisim degil
bu benim son yikilisim degil
birak bu sahte gozyaslarini
birak bu masum bakislarini
sen uzulme!benim icin uzulme!
ben yeterim kendime sen uzulme!
bakma!bakma!masum gibi
gercek yuzun onu bile gosrermeden
hadi vakit geldi GIIT!
varsinda birdaha degmesin ellerin ellerime
varsinda her gece kemanin tellerinde ezilsin kalbim
hatirla bir adam ditordun hatirla
"delice sevsin beni"
iste o cilgin iste o adam benim !
ben aski olumsuz bilenlerdenim!


Ahmet Selcuk ilhan

Yakilacak Adam
Bilmeliydim bir sabah çekip gidecegini bilmeliydim
Ve sen daha kirmadan bu aşkin kalemini
Ben herşeye eyvallah deyip
Cekip gitmeliydim bu şehirden

Ben yakilacak adamim bu şehirde
Sana böyle yandigim için
Ben asilacak adamin bu şehirde
Seni böyle sevdigim için

Oysa neleri ögretti hayat bana
Sirtimdan vurulmayi
Gülerken aglamayi
Aç susuz yasamayi
Daha neleri ögretti hayat bana
Bir sana yalvarmayi ögrenemedim
Birde seni unutmayi

Ben yakilacak adamim bu şehirde
Sana böyle yandigim için
Ben asilacak adamin bu şehirde
Seni böyle sevdigim için

Sen sahte mutluluklarin süslü prensesi
Sen sosyetik barlarin şimarik sokak kedisi
Sen mutlulugumun korkak faresi
Sen hep ayni gecelerin
Sen hep ayni masalarin
Sen hep ayni sarkilarin
Vazgeçilmez mezesi

Senin cirit attigin bu sokaklarda
Ne gezer aşkin vefanin gölgesi
Cek git artik
Burada bitsin
Bu aşkin hikayesi..

Oysa bir yudum mutlulugun için
Yollarina bir ömür serdim
Oysa bir gelişin için
Sokaklarina binlerce sabir ektim

Hasretse hasret, aciysa aci
En kralini çektim
Yalniz vede tektim
Senin bir taş oldugunu nerden bilecektim

Biliyorsun evet biliyorsun
Seni bebekler gibi sevdim
Seni çiçekler gibi sevdim
Seni melekler gibi sevdim
Cünkü sen tapilacak kadindin bu devirde

Oysa ben
Sana böyle yandigim için
Sana böyle kandigim için
Seni böyle sevdigim için
Asilacak adamim bu şehirde
Yakilacak adamim bu şehirde

Git artik git , güle güle..


Ahmet Selçuk Ilkan


Sen Yoksun

"S"en yokken her gece yanlızım sanki,

"E"llerimi bıraktığında başlıyor yanlızlığım,

"N"e gecem belli,

"N"e de gündüzüm,

"E"n uzun gece en uzun gündüz sensizlik bana,

"R"üya sanki sensizlik uyuyorum,

"D"oğmuyor güneş sabahı göremiyorum,

"E"llerimi bırakma ne olur üşüyorum,

"S"enin yokluğun zindan,

"İ"çimde hüzün bekliyorum,

"N"erdesin zalim söle,

"A"şkın öldümü hadi gelsene,

"Ş"u an sensizken tek istediğim sensin,

"K"urtar beni sensizlik bi ölüm,

"I"slanan kalbim çok acıyo bitanem,

"M"ezar benim yatağım olmuş ama sen yoksun...!

emeqine saqLıK

çal kapıyı gir içeri


Senden aldım yine ilhamı
Yüzünden aldım gözünden
Gitmiyor aşkım bekleme kendini göster
Benden aldın beni bitanem
Götürdün amma uzaktan
Olmuyor aşkım bir haber
Kendini gönder

Eylül'ün ortasında
Yak beni yağmur öncesi
Kırmızılar içinde
Güller kıskanır seni

Ey aşk nihayet
Kalmadı yarama basmayan
Gül yerine diken kokladım
Çal kapıyı gel yar yine

Aşkına nihavend
Şarkılarla avundum
Sen yerine hüzünle doldum
Öyle ki sana vuruldum

Çalsın nihavend
Ellere inat devam et
Öylece dokunup öp beni
Yokluğu acıtan sevgili affet

dayanamam



Ayrılık günü düştü peşime hüzün
Ve bırakmadı kaç yıl boyu
Boylu boyunca uzandım yanına
Ama bana dönük değildi yüzün

Aldanıp sana bekledim geçen güzü
Ve bırakmadım kaç yıl boyu
Zaman dolunca geldiysem yanına
Sebep sana o gün verdiğim sözüm

Dön diye yalvarırken
Düştü elimden gururum
Son diye dilenirken
Geçti önümden bitanem

Yine dolacaksa gözlerim
Sensiz olsun dilerim
Eritir yaşlar kalbimi
Dayanamaz buna yüreğim

Dur yalan yalan söyledim
Yaşanacaksa eğer keder
Bırakma yalnız beni
Ağlayalım beraber

Dur yalan yalan söyledim
Yaşanacaksa eğer keder
Söylemeliyim gerçeği
Ağlayalım beraber



uçan zaman



Ben taptıkça o hepten kaçar gider
Küçücük dertleri dev yapar küser

İşte böyle bir aşık canından bezer
Ve böyle bir kuş sürüden uçar gider
Niye canım yansı
şiirimin qizli öznesi,adını sormasınlar bana söyleyemem...
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 27-08-2010, Saat:01:52 AM, Düzenleyen: neyzenkız.
Uzman
RE: AŞK
sağol cnm bazılarını biliyorum sevdiklerim var diğerlerinide sonra okuycam inşallahgülücük
arada ahmet selçuk ilkanı gördüm güzeldir şiirleri özellikle ilk yazdığın çok hoşgülücük
Bunu ilk beğenen sen ol.
LoadinG....*
RE: AŞK
Ben taptıkça o hepten kaçar gider
Küçücük dertleri dev yapar küser

İşte böyle bir aşık canından bezer
Ve böyle bir kuş sürüden uçar gider
Niye canım yansın


aşk güzeldir yahu yaşamanızı tavsiye ederim gülücük

06/07/2012 İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam, sen de anlamazsın. Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım!



Franz Kafka


Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.