-Ben hep yoktum zaten, şimdi de yokum. Sen de yoktun.
-Nasıl yani, ben orada seninle yaşlanmadım mı? -Var idiysen kendisi gelmeden rüzgarı gelen; kapıdan girince çardağı zangır zangır titreten, varlığı evin her bir köşesinde yankılanan o zıpır adam nerede? Ya o evin bütün eşyalarını hizaya dizen sesin, ulaştığı yere kadar geçtiği her yeri dümdüz eden, bir süreliğine kaybolduğum yerden beni anında çekip alan sesin nerede?
Gerçek şuydu ki kadının tabiriyle 'dönülmez yerlere giden' biri, bir süre daha eşyalarda yaşamaya, zihinlere tutunmaya devam etse de zaman ondan kalanları da onu da aşındırıp tüketiyordu."
Recep Seyhan | Metal Çubukların Dansı