You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Amel, îmânın şartı değildir

Amel, îmânın şartı değildir

Profesör
Amel, îmânın şartı değildir
İmân, Müslümânlık esâslarını kabûl etmek ve bütün hükümlerine uymakta kusûr etse bile, saygı göstermek olduğundan, Müslümânlığın temelidir. Amellerden farzların farz olduğuna, harâmların da harâm olduğuna inanmak da îmândandır ve temeldir. İbâdetleri yapmamak ve harâmlardan sakınmamak, îmândan değildir. Şayet amel yani ibâdetleri yapmak, haramlardan sakınmak, îmândan bir parça olsaydı, günâh işleyen herkes, kâfir olurdu ve dünyâda Müslümân kalmazdı. İşdeki, ameldeki bozukluk, insanı dinden çıkarmaz. Günâh işlemek, kalbdeki îmânı bozarsa, meselâ günâh olduğuna inanmayarak yaparsa, o zamân küfür olur...

GÜNAH İŞLEYEN FÂSIKTIR!..
Ehl-i sünnet itikâdına göre, büyük günâh işleyenin îmânı gitmez yani kâfir olmaz. Günâh işleyen Müslümâna fâsık denir. İtikâdı yani îmânı sağlam olan fâsıklar, âhirette Cehennem azâbını yâ görür veyâ görmez. Görür ise, sonra mağfirete kavuşarak, Cehennemden çıkar. Müslümânlığın temeli, Allahü teâlânın birliğine ve Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği emirlerin ve yasakların hepsini Allah tarafından getirmiş olduğuna inanmaktır. Emirleri yapmak ve yasak edilenleri yapmamak îmânın şartı değil ise de, yapmak ve yapmamak lâzım olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Böyle îmânı olmayan yani Müslümân olmayan kimseye kâfir denir. Kâfirler, ne kadar iyi iş ve insanlara faydalı buluşlar yapsa da, âhirette azâbdan kurtulamaz. İbâdetler ve bütün iyi işler kıymetli ise de, bunları yapmak, îmânın yanında ikinci derecede kalır. İmân temeldir, iyi işleri yapmak, ikinci derecededir. Îmânın ve îmân ile birlikte olan işlerin dünyâda da, âhirette de, faydaları vardır. İnsanı saâdete ulaştırırlar. İmânsız olan iyi işler, insanı dünyâda saâdete kavuşturabilir ise de, âhirette faydası olamaz.
Dinde reformcular, âhirete inanmadıkları için, yalnız iyi işleri yapmayı düşünüyorlar. Yalnız dünyâ huzûrunu düşündükleri için, ameli, yani iyi işleri yapmayı itikâdın üstünde görüyorlar. Amelin, îmânın şart olmasını isteyenlere dikkat edilirse, aralarında namâz kılanı, oruç tutanı, içki içmeyeni, domuz eti yemeyeni yok gibidir. Kendi düşüncelerine göre, kendilerine Müslümân denilebilmesi için, bu kötülükleri yapmamaları lâzımdır. Bu hâlleri, tekliflerinin samîmî olmadığını ve iyi işler yapmak değil, îmânı yıkmak istediklerini göstermektedir. İyi işleri îmâna şart koşarsak, Peygamberlerden başka, bütün kötülük yapanların Müslümân olmamaları lâzım gelir. Yeryüzünde kimseye Müslümân denemez olur. Bu reformcular seçtikleri birkaç güzel huyun îmâna şart olmasını istiyorlar. Çünkü bunlara göre, dîni insanlar yapmaktadır. Onun içindir ki, istedikleri işleri, iyi olarak seçmektedirler. Dikkat edilirse, bunlar zinâ etmek, içki içmek, zekât vermemek, namâz kılmamak gibi kötülükleri kötülük kabûl etmiyorlar ki, bunları yapmamayı, îmânın şartı bilsinler. İslâmiyet, birçok kötülüklere dünyâda da cezâ vermekte ve iyiliklere teşvîk etmektedir. Zâten, âlimlerin zâlimlere ve her Müslümânın birbirine, mümkün olduğu kadar, emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yapması yani nasîhat etmesi farzdır. İslâmiyet iyi işlerin yapılmasını ve kötü şeylerden sakınılmasını böyle sağlamış iken bunu kâfî görmeyerek, dahâ doğrusu, bunların hiçbirini yapmayarak, diledikleri bâzı işleri îmânın şartı saymaktan ve böylelikle birçok Müslümâna kâfir demeye kalkışmaktan gâye ne olabilir?

İMANIN KEMALİ İÇİN!..
Netice olarak, Allahü teâlâya inanarak ve Onun emri olduğu için değil de, başka sebeple yapılan iyi işler, yani îmânsız olan ameller, kıymetsizdir. Amelsiz olan îmân ise, kıymetli ve faydalıdır. Müslümânlar, âhirette azâb çekmek ihtimâlinden kurtulmak için, İslâmiyetin hükümlerini yerine getirirler. Hele, dünyâda saâdete kavuşmaları, bu hükümleri yapmakla olur. Amel, îmânın şartı değilse de, îmânın kemâlinin şartıdır. İmân bir bakımdan, ilimdir. Dünyâda her terakkî, ilerleme ve saâdet, ilimden bekleniyor da, âhirette kuvvetli ilme dayanan îmân sebebi ile insanın saâdete kavuşmasına niçin şaşılıyor? Bu kadar kıymetli olan îmânı ehemmiyetsiz zannetmemelidir. Bunu, kazandıracağı ebedî mükâfâtın büyüklüğüne karşı küçümseyenler, ele geçirmekle şereflenmemiş olan zavallılardır...
.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: Amel, îmânın şartı değildir

Taha kareşimin getirdiği yukarıdaki yazı güzel ancak eksikleri olduğunu düşünerek şunları ilave etmek isterim:

İman, İman etmek demek, Yüce Yaratanın sözleri olan
KUR'AN-I kERİM ' e inanmak ve O 'na uymaktır..

Ancak müslümanlar Kur'ana ve islama ne kadap büyük bir güçle
inanmış olurlarsa olunlar:

Yaşamları boyunca tüm ibadetleri eksiksiz ,kusursuz ve hatasız
yapamayacaklardır.
İnsanlar nekadar imanlı olurlarsa olsunlar ,kur'anda bildirilmiş
bulunan yasakların TAMAMINA hiçbir şekilde uyamayacak,
yanlışları,hataları kusurları OLACAKTIR...

Çünkü kusursuzluk yüce yaratana mahsustur....

İşte bu nedenledir ki yaratan islama MİZAN meelesini getirmiştir...

Nedir mizan...???

Mülümanların, günahları,hataları yanlışları,kusurları ile
Yaratanın diğer yarattıklarına karşı yapacakları İYİLİKLERİN
TARTILMASI, karşılaştırılmaıdır...

İnsanları günahlarından arındırabilecek olan tek şey..

İŞLEYECEKLERİ SEVAPLARDIR....

Yüce Allahın müslüman kardeşlerime ,sevaplarının günahlarından
çok çok fazla olmasını sağlayabilmesi için yadımcı olasını dua ve, niyaz ederim....

Cümleten selam....
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Amel, îmânın şartı değildir
tek bir amelin eksikliği tüm amelleri ve imanı götürecek değildir, ama amelsiz de bu gemi yürümez. ehli sünnetin cumhuru amelin imandan olduğunu bildirmiştir farklı görüşler bildirenler olmuş (ebu hanife, şafi) ise de genellenebilecek bir durum yoktur.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Amel, îmânın şartı değildir
bir yazı var yeterli olacaktır inşaAllah

Alıntı:Ehl-i Sünnet’e Göre Amel İmandandır

Faruk Furkan

Ehl-i Sünnet’e Göre Amel İmandandır

Ehl-i Sünnet âlimleri ameli imandan sayarak birçok sapık fırkanın düştüğü hataya düşmemiş ve bu noktadaki şer’î delilleri gerektiği gibi değerlendirmiştir. Malum olduğu üzere imanın tanımı ve kapsamı hakkında mezhepler arasında birçok görüş ayrılığı meydana gelmiştir. Bu ayrılıkları şu şekilde beş ana başlık altında inceleyebiliriz.

1) "İman, kalp ile itikât, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmekten ibarettir” diyen Ehl-i Sünnet görüşü. Bu görüş, İmam Şafiî, Ahmed b. Hanbel, İmam Malik, İmam Evzaî, Ehl-i Hadis, Zahirîler ve bazı kelamcılar tarafından benimsenmiştir.

2) “İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdikten ibarettir” diyen ve “ameli” iman kapsamından çıkaran görüş. Bu görüşü Ebu Hanife rahimehullah ve ashabı tarafından benimsenmiştir.

3) “İman sadece kalp ile tasdik etmekten ibarettir diyen” görüş. Bu görüş, ikrar ve ameli iman kapsamından çıkarmış ve imanın tanımında sadece “tasdik” ile yetinmiştir. Bu görüş Maturîdîler tarafından savunulmaktadır.[1]

4) “İman sadece dil ile ikrardan ibarettir” diyen görüş. Bu, Kerramiye mezhebinin görüşüdür ki, kabul edilmesi mümkün değildir. Zira bu görüşün neticesinde tüm münafıkların mümin olması gerekir. Bu ise Kur’an ve Sünnetin temel öğretileri ile çelişmektedir.

5) “İman yalnızca kalben bilmekten ibarettir” diyen Cehmiyye görüşü. Bu görüşünde kabulü mümkün değildir; zira bunun neticesinde İblis aleyhilla‘ne’nin “mümin” olması gerekirdi. Bilindiği üzere İblis Allah’ın kendisinin rabbi olduğunu biliyordu, ama buna rağmen yine de kâfir olmaktan kurtulamadı. [2]

Bu beş görüş içerisinde en fasit görüş -Tahavî şarihinin de belirttiği gibi- son görüştür.[3] Önceki görüşlerden bazısı da her ne kadar kabul edilmese de, onların meydana getireceği fesat en son görüşün meydana getireceği fesattan daha azdır. Bu nedenle son görüşün İslam ümmetine getirmiş olduğu zarar anlatılmayacak derece de büyük olmuştur.

Bizim burada vurgulamak istediğimiz asıl nokta amelin iman kapsamında değerlendirilip-değerlendirilemeyeceği konusudur. Üstte de belirttiğimiz gibi Ehl-i Sünnet, ameli iman kapsamında değerlendirmiş ve “amel” mefhumunu imanın tanımından çıkarmamıştır. Şer’i nasslara ve selef-i salihinin sözlerine baktığımızda da, imanın; kalp ile itikad, dil ile telaffuz ve organlarla amel olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Şimdi meselenin tahkikini şu şekilde özetleyebiliriz:

1- İtikadın İmandan Sayılması:[4] Kalbinde imanı olmayan kimsenin, zahiri olarak bir takım amelleri işliyor olsa dahi kâfir olup dinden çıktığı konusunda bütün ilim ehli ittifak halindedir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Münafıklar sana geldiklerinde: “Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah’ın elçisisin” dediler. Allah da bilir ki sen elbette, kendisinin elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylemekte olduklarına şahidlik etmektedir. Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah’ın yolundan alıkoydular. Doğrusu şu ki onlar, ne kötü şey yapmaktadırlar. Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.” (Münafikun, 1-3)

Münafıklar, iman ettiklerini dilleriyle söyledikleri halde, kalpleriyle iman etmemelerinden dolayı tekfir edilmişlerdir. Onların, dilleriyle iman ettiklerini söylemeleri, itikadları yönünden değil, korkuları ve nifakları yönündendi. Böylece kendileri hakkında verilecek olan küfür ve riddet hükmünden korunabilmeyi amaçlamışlardı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Ameller ancak niyetlerledir. Herkes için ancak niyetinin karşılığı vardır.”[5]

İman da dâhil olmak üzere, bütün amellerin kabul edilmesinin şartı, kalpte bulunan niyet ve amele olan azimdir. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Kim Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in onun Resulü olduğuna, sadık olarak kalben şehadet ederse, Allah ona cehennemi haram kılar.”[6]

Hadisin mefhum-u muhalifinden anlaşılan, dili ile Allah’tan başka ilâh olmadığına şehadet etmesine rağmen, bu söylediğinde sadık olmayan ve kalben de buna iman etmeyen kişinin cennete giremeyeceği ve cehennem ehlinden olacağıdır.

İtikadın, iman dâhilinde olduğuna dair birçok delil bulunmaktadır. Buraya kadar anlatılanlar, imanın, sadece dil ile ikrar olduğunu söyleyen Mürcie’nin Kerramiye kolunun görüşlerinin geçersiz olduğuna delildir. Onlara göre münafıklar, kıyamet günü cennete girecek olan mü’minlerdendir.

Günümüzde bu sapık mezhebi, isim ve düstur olarak benimsediğini söyleyenler olmasa da, esas ve itikad olarak farkında olmadan benimseyenler vardır. Bu görüşü benimsemiş olanlardan birine, komünistlerin ve laiklerin küfür ve batıl üzere oldukları söylendiğinde, “Allah’tan başka ilâh olmadığını dilleriyle söyledikleri halde onları nasıl tekfir edersiniz” diyerek karşı çıkarlar.

2- Sözün İmandan Sayılması: Sözden kastımız, dil ile Kelime-i Tevhid’in ikrar edilmesidir. Sözün imandan ve onun şartlarından sayıldığının delillerinden birisi, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in, amcası Ebu Talib’e söylediği şu sözüdür: “Ey Amca! Allah’tan başka ilâh yoktur de, ben de bununla sana kıyamet gününde şahitlik edeyim.” Bunun üzerine Ebu Talib şöyle cevap verdi: “Kureyş beni ayıplayarak, Ebu Talib’i buna ancak korku sevk etti demese, bunu söylerdim.”[7]

Ebu Talib, “Lâ ilâhe illallah” demeye yanaşmadı. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayetleri indirdi:

“Muhakkak ki sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dilediğine hidayet verir ve O, hidayet bulanları daha iyi bilir.” (Kasas, 56)

“Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra –yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.” (Tevbe, 113)

Ebu Talib’i, Kelime-i Tevhid’i söylemekten alıkoyan şey, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i yalancı olarak görmesi ya da onun risaleti ve davetini batıl görmesi değil, Kureyş’in kendisini ayıplamasından korkmasıydı. Bundan dolayı Kelime-i Tevhid’i ikrar etmedi ve kâfir olarak öldü. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şehadet edinceye, namazı kılıp, zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu söylediler mi, benden mallarını ve canlarını korurlar. (İslam’ın) hakkı hariç artık hesapları da Allah’a kalmıştır.”[8]

Nevevi rahmetullahi aleyh şöyle der:

“Hadisten anlaşılmaktadır ki, Allah Rasûlü’nün getirmiş olduğu şeylerin tamamına ve kelime-i şahadetin manasına iman ederek onu ikrar etmek imanın (sıhhat) şartıdır.” [9]

İbn-i Teymiyye rahmetullahi aleyh şöyle der:

“Kelime-i Şahadeti güç yetirdiği halde ikrar etmeyen bir kimse Müslümanların ittifakı ile kâfir olmuştur. Ümmetin selefi, imamları ve cumhur-u ulemasının yanında zahiren ve batınen küfre düşmüştür.”[10]

3- Amelin İmandan Sayılması: Birçok nass, amelin imandan sayıldığına delalet etmektedir. Allahu Teâlâ’nın şu sözü, bu nasslardandır:

“Allah imanınızı zayi edecek değildir.” (Bakara, 143)

Buradaki imandan kasıt namazdır. Allah Teâlâ namazı -ki bu bir ameldir- iman olarak isimlendirmiştir. Kurtubi rahmetullahi aleyh şöyle der:

“Allah imanınızı zayi edecek değildir.” Yani namazınızı.

Görüldüğü gibi burada niyet, söz ve ameli kapsadığından dolayı namaza “iman” adı verilmektedir. İmam Malik şöyle demiştir:

Ben bu ayet-i kerime vesilesiyle Mürcie’nin; namaz imandan değildir şeklindeki sözlerini hatırlıyorum (da böyle bir sözü nasıl söylediklerine şaşıyorum).”[11]

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e, hangi amelin daha faziletli olduğu soruldu. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah’a ve Resulüne iman etmektir.”[12]

Görüleceği üzere Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem imanı, amellerin en üstünü olarak isimlendirmiştir. Yine Resulullah’tan sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“İman altmış küsur veya yetmiş küsur şubedir. Bu şubelerin en üst şubesi “Lailâhe illallah” sözü, en alt şubesi ise yolda eziyet veren şeyleri kaldırmaktır. Hayâ ise, imandan bir şubedir.”[13]

Görüleceği üzere Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, yoldan eziyet veren şeyleri gidermeyi -ki bu ameldir- ve aynı şekilde hayâyı imanın şubelerinden saymıştır.

Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Abdu’l Kays heyetine şöyle demiştir: “Allah’a iman etmenizi emrediyorum. Tek olan Allah’a iman nedir bilir misiniz?” Onlar, “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dediler. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in onun Resulü olduğuna şehadet etmek, namazı ikame etmek, zekâtı vermek, Ramazan orucunu tutmak ve ganimetin beşte birini vermenizdir.”[14]

Bu hadiste iman, amel ile tefsir edilmiştir. Amel ise uzuvlarla yerine getirilir. Buna benzer diğer hadislerden bazıları ise şunlardır:

“Komşusu, kötülüğünden emin olmayan kişi mü’min değildir.”[15]

“Vallahi iman etmemiştir, vallahi iman etmemiştir, komşusu, kötülüğünden emin olmayan kişi, vallahi iman etmemiştir.”[16]

Bu ve bu kabilden olan diğer nasslara binaen, ümmetin âlimleri ve selefi, imanın; itikad, söz ve amel olduğunu söylemişlerdir.

Buhari, Sahih’inin “İman” bölümde şöyle der: “İman, söz ve ameldir.”

Ömer bin Abdülaziz şöyle der:

“Muhakkak ki imanın bir takım farizaları, inanç esasları, hadleri ve sünnetleri vardır. Kim bunları tam yaparsa imanı tamamlamış olur, kim de bu işleri tam yapmazsa imanı kemale erdirmemiş olur. Eğer ben yaşarsam, onlarla amel etmeniz için ben onları size iyice beyan edip açıklayacağım. Ve şayet ölürsem, sizlerle birlikte olmaya çok da hırslı değilim.”

İbn-i Receb şöyle der: “Selef-i salihin, amelleri imandan saymayan kimseleri şiddetli bir şekilde reddetmişlerdir. Bunu söyleyeni reddeden ve bu sözü, sonradan çıkmış bir söz olarak nitelendirenlerden bazıları şunlardır: Said bin Cübeyr, Meymun bin Mihran, Katâde, Eyyûb es-Sıhtiyânî, İbrahim en-Nehâî, ez-Zührî ve Yahya bin Ebî Kesîr.”[17]

Sevri şöyle der: “Bu sonradan ortaya atılmış olan bir görüştür. Hâlbuki biz, kendi dönemimizdeki bütün âlimleri bu görüş üzere bulduk.

Evzâî der ki: “Bizden önceki Selef âlimleri, İman ve ameli birbirinden asla ayırmamışlardır.”

İmam Şafiî rahmetullahi aleyh şöyle der: “Sahabe, tabiin, tebeu’t-tabiin ve onlara yetişenlerin icması şudur: İman; söz, amel ve niyettir. Üçü de bulunmadıkça, bunlardan biri tek başına yeterli olmaz.”[18]

İbn-i Teymiyye rahmetullahi aleyh şöyle der:

“Şehristanî’nin hocası olan Ebu’l-Kasım el-Ensarî, “Şerhu’l-İrşad” isimli kitapta der ki: ‘Hadis ehli, imanın, itaat türünden olan bütün her şeyi, farzları ve nafileleri kapsadığını söylemişlerdir. Bunu, Allah Teâlâ’nın farz ve nafile olarak emrettiği şeyler ve yasak kıldığı şeylerle ifade ederler.’ Bu, hicret yurdunun imamı Malik bin Enes’in ve selef imamlarının büyük bir çoğunluğunun da görüşüdür.”[19]

İbn-i Receb rahmetullahi aleyh şöyle der: “Âlimlerin çoğu şunu söylemişlerdir: İman, söz ve ameldir. Bu söz, hadis ehli âlimlerin ve selefin tamamının icmasıdır. Şafiî, bu konuda sahabe ve tabiinin icmasını zikretmiştir. Ayrıca Ebu Sevr’de bu konuda icma olduğunu söylemiştir. Evzâî der ki: “Bizden önceki Selef âlimleri, İman ve ameli birbirinden asla ayırmamışlardır.” Fudayl bin İyad ve Veki’ bin el-Cerrah gibi, Ehli Sünnet ve’l-Cemaat’tan olan birçok kimse de bu icmayı aktarmıştır. İmanın, söz ve amel olduğunu söyleyenlerden bazıları şunlardır: Hasan, Said b. Cübeyr, Ömer b. Abdülaziz, Atâ, Tâvûs, Mücahid, Şa‘bî, Nehâî, Zührî, Sevrî, Evzâî, İbnu’l-Mübarek, Malik, Şafiî, Ahmed, İshak, Ebu Ubeyd ve Ebu Sevr.”[20]

Amelin İmandan Olduğunu İfade Eden Hadisler

Amelin imanın bir cüzü olduğunu ifade eden birçok hadis bulunmaktadır. Burada onlardan birkaç tanesini zikretmemiz uygun olacaktır. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem buyurur ki:

1) “Müminlerin iman bakımından en kâmil olanları ahlakça en iyi olanlarıdır.”[21]

2) “Sizden her kim bir kötülük/münker görürse onu eli ile değiştirsin, eğer buna gücü yetmezse dili ile değiştirsin, şayet buna da gücü yetmezse kalbi ile (buğzetsin/nefret etsin) bu ise imanın en zayıf olanıdır.”[22]

Hadis-i şerif imanın bir takım derecelerinden bahsetmektedir. Yüksek derece imanın kuvvetli olduğuna, düşük derece de imanın zayıflığına delalet eder. Her hangi bir kötülüğü değiştirmek de -bir amel olmasına rağmen- yine iman kapsamında değerlendirilmiştir.[23]

3) Bir gün sahabîler Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında dünyayı andılar. Bunun üzerine Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dinleyin, dinleyin! Hiç kuşkusuz ki sade bir şekilde, tevazu içerisinde yaşamak ve çok şaşalı elbise giymemek imandandır.”[24]

Eski elbise giymenin imanın şubelerinden sayılması, insanlara eziyet veren şeyleri yoldan atmaya benzer. Yani nasıl ki insanlara eziyet veren şeyi yoldan atmak imanın şubelerinden ise, imana zarar veren kibir ve buna sebep olan şeyleri izale etmekte imanın şubelerindendir.[25]

4) “Kim Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah için verir ve Allah için men ederse hiç kuşkusuz imanını kemale erdirmiş olur.”[26]

5) “İman, altmış küsür şubedir. Bu şubelerin en faziletlisi ‘Lâ ilâhe illallah’ sözü, en alt seviyesi ise eziyet veren şeyleri yoldan kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.”[27]

Hadisin Müslim’de yer alan rivayetinde imanın “yetmiş küsür” şube olduğu belirtilmektedir.[28]

Hadis-i şerif kelime-i şehadeti telaffuz etmeyi ve yoldan eziyet veren şeyleri kaldırmayı imanın birer şubesi olarak değerlendirmiştir. Zikredilen her iki şeyde -birisi kavlî diğeri de amelî olmak üzere- birer “amel”dir. Namaz, oruç, zekât, hac; tevekkül, muhabbet, hayâ; dua, zikir ve istiğfar… Bunların her biri amel olmasına rağmen imanın birer şubesi olarak kabul edilmiştir. Bu amellerin bazıları kalp ile alakalı, bazıları dil ile alakalı, bazıları da amel ile alakalıdır.

İbn-i Hacer “Fethu’l Bârî” adlı eserinde imanın şubeleri olarak ifade edilen bu altmış küsür ameli tek tek zikretmiş ve kalbin amellerini “yirmi dört”, dilin amellerini “yedi” bedenin amellerini de “otuz sekiz” olarak tespit etmiştir.[29] İmanın şubelerini etraflıca bilmek isteyenlerin İbn-i Hacer’in bu tespitini mutlaka gözden geçirmeleri gerekmektedir.

Sonuç olarak amelin iman kapsamında değerlendirilmesi hadislere verilecek cevap açısından en sağlıklı yoldur. Biz eğer “amel imandan değildir” tezini savunursak, o zaman hadislerin ortaya koymuş olduğu bu hakikate zorlama tevillerden başka bir şekilde cevap veremez ve ilmî bir varta içerisine düşmüş oluruz. Bundan kurtulmanın en güzel yolu sahih hadislerin ifade ettiği bu hakikati olduğu gibi kabul etmek ve hiçbir tevil yoluna girmeden hadislere yaklaşmaktır. Çağımızın değerli ilim adamlarından birisi olan Abdulfettah el-Halidî der ki:

“Bu meselede aslolan bu nasslara dayanmamız ve onların ortaya koymuş olduğu hakikatin aynısını söylememizdir. Nassların ortaya koymuş olduğu hakikat ameli iman kapsamında değerlendirme hususunda çok açıktır.”[30]

Konumuzu Üstat Ebu Basir’in ameli iman kapsamından çıkarmanın zararlarını ortaya koyan şu müthiş cümleleri ile tamamlamak istiyorum. O. “Dinden Çıkaran Ameller” adlı değerli eserinde der ki:

“Birçok insan, İslam şeriatını ve bu dinin açık olan hidayetini küçümsemektedir… Bu insanlar, önemli olanın uzuvların itaati, uzuvların dine bağlılığı ve dini sevmesi değil, kalbin itaati, kalbin dine bağlılığı ve dini sevmesi olduğunu söylerler. Bu, onları birçok ameli terk etmeye sevke etmiştir. Kendilerine, şeriatın zahirî itaatlerinden yüz çevirmelerinin ve onu küçümsemelerinin nedeni sorulduğunda, önemli olanın kalp olduğunu söylerler. Bu, şeytanın kullara olan vesvesesidir ve bu şekilde şeytan onları, dinlerinden alıkoymaktadır.

Şüphesiz ki bu düşünce yayılmış olan büyük bir “İrca” saldırısı niteliğindedir. Bu saldırı, ümmetin göğsüne çökmüş olan tâğutî sistemlerin imkânları ve güçleri ile desteklenmiş ve onlar için bütün kolaylıklar sağlanmıştır. Zira bu kötü ve batıl davadan birinci derecede faydalananlar, küfürlerinin meşrulaştırılması nedeni ile bu zalim tâğutlardır.

Yine bu saldırı vasıtası ile insanlara, imanın sadece kalp ile tasdikten ibaret olduğu, uzuvların ameli bunu doğrulamasa dahi, kalpte olanın yeterli olduğu anlayışı verilmiştir. Bu görüşü benimseyenler arasında durumu en iyi olanlar, dil ile ikrar edilmesini de imanın gereklerinden sayan ve ameli, imanın kemalinden gören gruptur. Onlara göre, amelin varlığı veya yokluğu, imanın varlığına ya da yokluğuna etki eden bir unsur niteliğinde değildir. Dolayısıyla sahibinin dinden çıkmasına sebep olacağı konusunda ittifak bulunan bir ameli dahi işlemiş olsa kişi; kalben tasdik ettiği sürece mü’mindir ve cennet ehlindendir.

Günümüzde birçok cemaat ve ilim halkalarının bulunduğu medrese ya da üniversiteler, imanın mücerred kalp tastiğinden ibaret olduğu görüşündedirler. Onlara göre, kalbi ile tasdik eden kişi, itaat türünden olan hiçbir amel işlemese ve zahirî durumu şeriatın ahkâmına muhalif dahi olsa, mü’mindir ve cennet ehlindendir. Bu kötü ve sapık görüş, maalesef insanların çoğu tarafından benimsenmiştir. Zira bu görüş, kötülüğü emreden nefisler tarafından kabul görmekte, hevaları, bir takım eğilimleri, zaafları, tembellikleri ve ameli terk etmeleri açısından da kendi durumları ile uyum sağlamaktadır. Ancak bu görüşün kötülüğü, sadece amellerin terk edilmesi ile sınırlı kalmadı. Bunun yanı sıra, neseplerin karışmasına, hak ve görevlerin kaybolmasına da sebep oldu. “Amel imandan değildir” bahanesiyle nice Müslüman kızlar, kâfirlerin ve mürtedlerin ellerine teslim edildi… Bu evliliklerden çocuklar dünyaya geldi...[31]






[1] Bkz. Nureddin es-Sabunî, “el-Bidâye fi Usuli’d-Dîn”, sf, 88.

[2] Bkz. Hicr Suresi, 36.

[3] “Şerhu’l-Akideti’t-Tahaviyye”, İbn-u Ebi’l İzz, sf. 332.

[4] Bu bölüm Abdu’l Mun’im Mustafa Halime’nin “A’malun Tuhricu Sahibeha mine’l-Mille” adlı eserinin tercümesinden bazı tasarruf ve düzeltmeler yapılarak alınmıştır. Bkz. sf. 8 vd.

[5] Buhârî, Kitabu’l Vahy, 1.

[6] Buhârî, Kitabu’l İlm, 49. Hadis no: 128.

[7] Buhârî, Cenaiz, 80; Müslim, İman, 177.

[8] Buhârî, Kitabu’l iman,17; Müslim, Kitabu’l iman, 20.

[9] Nevevi, “Şerhu Sahîhi Müslim”, 1/171.

[10] “Mecmuu’l-Fetâvâ”, 7/609.

[11] “Tefsiru-l Kurtubi”, 1/498.

[12] Buhârî, İman, 18. Hadis no. 26.

[13] Muslim, İman, 12.

[14] Buhârî, İman, 40; Müslim, İman, 23.

[15] Müslim, İman, 18.

[16] Buhârî, Edeb, 29.

[17] “Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem”, sf. 45.

[18] “el-Ümm”, Namazda niyet babı. (Not: Bu ibareyi nakledenler hep İmam Şafiî’nin “el-Ümm” kitabını referans göstermektedirler, ancak bu ibare mezkûr kitabın matbularında yer almamaktadır. İmam Lalekâî ve İbn-i Teymiyye gibi büyük âlimler bu kavli mezkûr kitaba nispet ettikleri için böylesi bir ibarenin mahdut nüshalarda yer aldığı kesindir, ama mahdut nüshalara ulaşamadığımız için şimdilik başka kaynaklardaki referansları vermekle yetineceğiz. Bkz. “et-Tevessut ve’l İktisâd fi enne’l Küfra yekûnu bi’l Kavli ve’l Fi’li evi’l İ’tikâd” sf. 13)

[19] “Mecmuu’l-Fetâvâ”, 7/144.

[20] “Fethu’l-Bari bi Şerhi Sahih-i Buhârî”, 1/5.

[21] Tirmizî, 1162; Ebu Davud, 2682.

[22] Müslüm, İman, 49.

[23] “el-Kabasâtu’s-Seniyye min Şerhi’l-Akideti’t-Tahaviyye”, sf. 240, 241.

[24] Ebu Davud, 4161.

[25] Ebu Davud Terceme ve Şerhi, 14/234.

[26] Ebu Davud, 4681.

[27] Buhârî, İman, 3.

[28] Bkz. Müslüm, İman, 12.

[29] Bkz. 1/79 vd. (Not: Fethu’l-Bârî’nin “Polen Yayınları” tarafından çıkarılan tercümesinde bedenin amelleri “otuz üç” olarak kaydedilmiş ve hatalı bir tercüme yapılmıştır. Doğru olan bizim verdiğimiz rakamlardır. Tercümesi için bkz. 1/68 ve 69.)

[30] “el-Kabasâtu’s-Seniyye min Şerhi’l-Akideti’t-Tahaviyye”, sf. 240, 241.

[31] “Dinden Çıkaran Ameller” giriş bölümü.
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 06-12-2012, Saat:05:09 PM, Düzenleyen: karadamlalar.
Profesör
RE: Amel, îmânın şartı değildir
imanın şartları 6 tanedir ve orda amel ibadet vs gibi bir şart yoktur.. ama islamın şartlarınıda unutmamak gerekir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Ezrak'ul Verd
RE: Amel, îmânın şartı değildir
Karadamlalar bence yazinin en basina parantez icinde dinc iken okuyun yaxmaliydin gülücük) kardesim o ne kadar uzunbir yazi. yarisini okudum yarisini sonra.. ama su var ki ehli sunnet itikadina gore beyan edilmis kimse kendi mantigina gore konusmadan (iki seferde de olsagülücük) son yaziyi okusun.
Bunu ilk beğenen sen ol.
General
RE: Amel, îmânın şartı değildir
yazılar uzun oluyor evet gülücük bölüp koysam daha faydalı olabilirdi belki de böyle olsun bu seferlik gülücük
Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.(Şehid İnşaAllah Malcolm x-Malik El Şahbaz)

Sizi rahatsız etmeye geldim!
Bunu ilk beğenen sen ol.
هل أنا حقاً أنا ؟
RE: Amel, îmânın şartı değildir
İmanın şartı, Kur'an ve sünnet üzere gelmiş herşeye kalp ile teslim olmaktır.. İslamın şartıda Kuran ve sünnet üzere gelen herşeyi hayata dökmektir..
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.