You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ALLAH TEVBE EDENLERİ VE TEMİZLENENLERİ SEVER

ALLAH TEVBE EDENLERİ VE TEMİZLENENLERİ SEVER

Üye
ALLAH TEVBE EDENLERİ VE TEMİZLENENLERİ SEVER
Bismillahirrahmanirrahim
Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever,
temizlenenleri de sever.” (Bakara:222).
Bir diğer âyette Rabbimiz buyuruyor: “İlk günden takvâ üzerine kurulan mescit
(Kuba Mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven
adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.” (Tevbe:108).
Biz şimdi, Bakara Sûresi’ndeki âyette belirtilen ilk nitelik üzerinde duralım: “Şunu iyi
bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever.” (Bakara:222). Tirmizî’nin Resûlüllah (s.a.v.)’tan rivayet
ettiği hadis-i şerif ise şöyledir: “Varlığım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şayet sizler
günah işlememiş olsa idiniz, Allah muhakkak sizi götürür ve yerinize günah işleyen bir
kavim getirirdi. Bunlar da Allah’tan af dilerler, Allah da kendilerini bağışlar.”
Bunun böyle olması, Allah (c.c.)’ın müşrikleri affetmemesi sebebiyledir. Müşrikler
affedilmeyecek kimseler olunca, mü'minler de hata etmez ve buna bağlı olarak da af talebinde
bulunamayacaklarına göre, o zaman Allah (c.c.)’ın Tevvab (tevbeleri kabul eden) ve Gafur
(bağışlayan, affeden) ismi nasıl ortaya çıkabilir ki?
Tirmizî, Resûlüllah (s.a.v.)’tan rivayet ediyor. Bir kudsî hadis-i şerifte Allah (c.c.) şöyle
buyuruyor: “Ey Ademoğlu, sen bana yalvarıp yakarıp ve benden ümit var olduğun sürece,
işlediğin günah her ne olursa olsun seni bağışlarım ve günahlarını önemsemem. Ey
Ademoğlu, senin günahların gökyüzünü kapsayıp dolduracak olsa, sonra da bu işlediğin
günahlardan ötürü benden mağfiret dilesen seni bağışlarım ve işlediğin günahlara
aldırmam. Ey Ademoğlu, eğer sen bana bütün yeryüzü dolusu hata ve günahlar getirsen,
sonra da bana hiçbir şeyi ortak koşmadan çıksan, ben de sana bütün yeryüzü dolusu
mağfiret veririm.”
Size sunmuş olduğumuz bu nasslardan ve delillerden anlaşılan şu ki, insan muhakkak
hata eder, günah işler. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)’den başkası masum (günah işlemez) değildir.
Ancak Peygamberler hata ve günah işlemezler. İnsanlar muhakkak hata ve günah işler. Ancak
Allah (c.c.) bizlerden, ne zaman bir günah veya ma’siyet işlersek, hemen peşinden tevbe
etmemizi istemektedir. Nitekim Buhari ve Müslim, Resûlüllah (s.a.v.)’tan şöyle bir hadis-i şerif
rivayet etmiştir: “Herhangi bir kul günah işledi de, bunun üzerine: ‘Ya Rabbi, ben bilerek
bir günah işledim, günahımı bağışla’ der. Allah da; ‘Kulum bilerek bir günah işledi de,
ancak günahını bağışlayacak bir Rabbinin olduğunu, yada onu cezalandıracak bir
Rabbinin olduğunu bildi. Ben de kendisini bağışladım.’ Fakat sonra tekrar o günaha
döndü ve işledi de yine; ‘Ey Rabbim, benim günahımı bağışla’ dedi. Allah da şöyle buyurdu:
‘Kulum bir günah -bilerek yada hata ile- işledi, fakat kendisi günahları bağışlayan ve
aynı zamanda günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbinin olduğunu bildi. (Ey kulum)
Dilediğini işle, ben seni bağışladım.’ ”
Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: “Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da
kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar
ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri
kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma
ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin
mükâfatı ne güzeldir!” (Âl-i İmran:135-136).
İnsanın suçu ne kadar büyük olursa olsun, hatta şirk ve küfür de olsa, muhakkak tevbe
için bir yol vardır. Yeter ki bunlardan tevbe edip dönülebilsin.
2
“(Allah’ın) Onların tevbelerini kabul etmesi yada zalimler olduklarından dolayı
azaplandırması işinden sana bir şey yoktur.” (Âl-i İmran:128).
Tevbe ancak günahları terk etmekle, işlediklerine pişmanlık duymakla, aynı zamanda
bir daha o günahlara kesin dönmemeye karar vermekle sağlanabilir. Bir de hak sahiplerine
hakkını vermek, şayet işlenen günah insanlara düşmanlık türünden bir günah ise, -bunu
mutlaka yapmak gerek- onlarla helalleşmek gerekir. Yada hak sahipleri için af dilemek
lazımdır. Bu ise hak sahibinin hakkını eda etmek mümkün olmadığı zamandır.
Allah (c.c.) için şirk dışında hiçbir günah affedilemez değildir. Nitekim Rabbimiz şöyle
buyuruyor: “Gerçekten Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında
kalanı ise, dilediğini bağışlar.” (Nisa:48).
Allah (c.c.) şirkin dışında kalan günahları ise bağışlar. Çünkü Allah (c.c.) için böyle bir işi
yapması asla güç değildir, zaten düşünülemez de. Ebû Davud, Resûlüllah (s.a.v.)’tan şöyle
rivayette bulunuyor: “İsrailoğullarında birbirini kardeş edinmiş iki kişi vardı. Bunlardan
biri günah işler durur, diğeri ise ibadete çalışırdı. İbadetli olan kişi, günahkarı sürekli
günah işlerken bulur da ona vazgeç derdi. Yine o kimseyi günah işlerken buldu ve bunun
üzerine, vazgeç bundan dedi. Günahkar kimse de, benimle Rabbim arasına girme sen,
aramızdan çık. Sen benim üzerime murakıp mı gönderildin? dedi. İbadet yapan kimse ise,
bu cevap üzerine ona şu cevabı verdi: Vallahi bundan böyle Allah (c.c.) seni bağışlayamaz
veya seni cennete koyamaz. Allah (c.c.) her ikisinin de ruhlarını kabzetti. Her ikisinin ruhları
Alemlerin Rabbi Allah (c.c.)’ın nezdinde bir araya geldi. Allah (c.c.) ibadetkar olana dedi ki;
sen benim kudretimde olanı biliyor muydun? Günahkara da şöyle söyledi: Git ve rahmetim
sayesinde cennete gir. İbadet yapana da, bunu cehennem ateşine götürün buyurdu.” Ebû
Hureyre (r.a.) diyor ki: “Vallahi adam öyle bir kelime konuştu ki, bununla dünya ve ahiretini
tehlikeye soktu.”
Müslim de, Resûlüllah (s.a.v.)’tan şöyle bir hadis rivayet ediyor: “Adamın biri dedi ki,
Allah’a yemin ederim, Allah falanca kimseyi bağışlamaz. Allah da şöyle buyurdu: ‘Kimdir
o? Benim falancayı affetmeyeceğime yemin eden! Ben gerçekten falan kişiyi bağışladım,
senin amelini de mahvettim.’ ”
Buhari ve Müslim’de geçen bir hadis-i şerifte belirtildiğine göre, Resûlüllah (s.a.v.)
şöyle buyurdular: “Sizden önceki ümmetler içinde bir adam vardı ki, doksan dokuz kişi
öldürmüştü. Bundan dolayı yeryüzündekilerin en bilgilisinin kim olduğunu sordu. Ona bir
rahip gösterildi. O da rahibe gitti ve ona doksan dokuz kişi öldürdüğünü söyledi. Bundan
dolayı tevbesinin kabul edilip edilmeyeceğinden sordu. Rahip hayır cevabını verdi. Adam
rahibi de öldürdü. Böylece sayı yüze tamamlandı. Sonra yeryüzündekilerin en aliminin kim
olduğunu sordu. Ona alim bir zât gösterildi. Adam ona da gidip, yüz kişiyi öldürdüğünü
söyledi ve bundan ötürü tevbesinin kabul edilip edilmeyeceğini sordu. O da evet, tevben
kabul olur dedi. Zira seninle tevben arasına kim girebilir? dedi. Sen filan yere git, orada
Allah (c.c.)’a ibadet eden insanlar vardır. Sen de onlarla birlikte Allah (c.c.)’a ibadet et. Kendi
memleketine de dönme. Çünkü orası kötü bir yerdir, diye tavsiyede bulundu. Adam ayrılıp
gitti. Fakat yolun yarısına gelince eceli yetişti. Bu defa bu kimse hakkında rahmet
melekleriyle azap melekleri arasında tartışma çıktı. Rahmet melekleri; Bu adam kesin
olarak tevbe etti, kalbiyle de Allah (c.c.)’a yönelip geldi, dediler. Azap melekleri ise; O hiçbir
hayır işlemedi, dediler. Bu tartışma üzerine yanlarına insan sûretinde bir melek geldi. Onu
aralarında hakem tayin ettiler. O da: İki yerin arasını ölçün, adam hangi yere daha yakın
ise bu adam oralıdır, dedi. O yeri ölçtüler ve adamın gitmek istediği yere daha yakın
olduğunu buldular. Bunun üzerine ruhunu rahmet melekleri kabzettiler.”
3
ALLAH TEVBE EDENLERİ VE TEMİZLENENLERİ SEVER -IIGerçekten
Allah (c.c.) bir kulunun bağışlanmasını dilediğinde, kıyamet gününde onun
hasmını ondan hoşnut kılar. Tevbenin şartı bir daha dönmemek üzere günahı terk etmektir.
Şayet bir daha dönmemek üzere tevbe ettiği halde günah işlemeğe dönerse, yine de tevbesinin
bir değeri vardır. Fakat yine bu günahı işleyeceğim diye niyetinde tutup da, diliyle tevbe
edecek olursa, böyle bir tevbe anlamsızdır. Bu bir tevbe değildir.
Muhakkak Allah (c.c.), kulunun kendisine dönmesini ve tevbe etmesini sever ve ister.
Nitekim Buhari, Müslim ve Tirmizi’nin Resûlüllah (s.a.v.)’tan rivayet ettikleri hadiste,
Resûlüllah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Allah mü'min kulunun tevbesine şu adamın sevinmesinden
daha çok sevinir ki, bu adam bitkisiz bir çölde konaklar. Devesini üzerindeki yiyecek
ve içeceğiyle birlikte olduğu halde bırakır, başını bir yere koyar ve uyuyakalır. Fakat
uyanınca devesinin üzerindekilerle birlikte gittiğini görür. Hemen aramaya koyulur. Öyle
ki açlık ve susuzluktan takati kesilir (ölecek duruma gelir). Bunun üzerine der ki, önce
bulunduğum yere geri döneyim de, orada ölünceye kadar uyuyayım. Başını pazusunun
üzerine kor da ölümü bekler. Bir de uyanınca görür ki, üzerindeki azığıyla, içeceğiyle
devesi yanı başında bekliyor. İşte Allah (c.c.), devesini üzerindekileriyle birlikte bulup
sevinen bu kimseden daha çok, tevbe eden mü'min kuluna sevinir.”
Mü'min her ne şekilde olursa olsun, bir günah işlediği zaman, Allah (c.c.)’ın
rahmetinden ümidini kesmemelidir. Zira Rabbimiz buyuruyor: “De ki: Ey kendi nefisleri
aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün
günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer:53).
Allah (c.c.) rahmetinden ümit kesenleri dalalet ve küfürle nitelemektedir. Rabbimiz
buyuruyor ki: “Gerçekten Allah’ın rahmetinden kafirler topluluğundan başkası ümit
kesmez.” (Yusuf:87). “Dedi ki: Sapıklar (dalalette olanlar) dışında Rabbinin rahmetinden kim
umut keser?” (Hicr:56). Onlar böylesi bir vasfa (özelliğe) layık görüldüler. Çünkü Allah (c.c.)’ın
sıfatları ve isimleri konusunda cahildirler. Kim Allah (c.c.)’ın azabının çetin olduğu gibi,
Rahim olduğunu tanımaz, kim Allah (c.c.)’ı intikam sahibi olduğu gibi, tevbeleri kabul eden
olarak tanımazsa, o kimse gerçekten Allah (c.c.) hakkında pek çok cahil bir kimsedir.
Mü'min, Allah (c.c.)’ın rahmetinden ümit kesmeyeceği gibi, aynı zamanda o, Allah
(c.c.)’tan her zaman korkmalıdır da. Her vakit hatalarını ve günahlarını, suçlarını bilir olmalıdır.
Allah (c.c.)’ın yardımı olmazsa her an kayabilirim endişesini içinde taşımalıdır. Rabbimiz şöyle
buyuruyor: “Onlar Allah’ın tuzağından güvende mi idiler? Allah’ın bir tuzak kurmasından,
kayba uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz.”
Buhari ve Müslim, Abdullah b. Mesud (r.a.)’tan rivayet ettiklerine göre, Resûlüllah
(s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Şüphesiz mü'min kimse günahlarını, sanki kendisi bir dağın
altında (eteğinde) oturmuş da, dağ üzerine düşecekmiş gibi görür. Fâcir kimse ise, yine
günahlarını burnu üzerine konan ve şöyle yapmasıyla uçan sinek gibi görür.”
Bunun böyle olması günahların çok olması sebebiyledir. Kimi günahlar açık-seçik
ortadadır, kimisi gizlidir. Kimisini insan gaflet halinde iken işler, kimisini ise bile bile işler.
Bazen de kul günahlar üzerinde dolaşır durur, fakat farkında bile değildir. İşte bütün bu
sebeplerden dolayı kişi, her zaman korku ile ümit arasında yaşamalıdır. Resûlüllah (s.a.v.) şöyle
buyuruyor: “Şüphesiz kul, Allah’ın gazabına sebep olan sözlerden bir kelime konuşur. O
sözde bir sakınca görmez. Sonra da bundan ötürü cehennem ateşinin yetmiş yıllık mesafeli
dibine düşer.” (Buhari, Müslim). İster zahirî anlamda, ister batınî anlamda olsun, Allah (c.c.)’ın
emirlerine yönelik her bir şeyi ihmal etmek suç ve günahtır. Bütün bunlar bize iki sünneti, iki
konuda bağlılığı gerekli kılmaktadır. Bunlar:
4
1- Sürekli nefis mücadelesi.
2- İstiğfar, yani Allah (c.c.)’tan af talebinde bulunmaktır.
Allah (c.c.) tarafından sevilen kimseler için bu iki kural adeta olmazsa olmaz olmuştur.
Her günahtan sonra bunları tekrarlarlar. Ancak masum kişi günahtan kurtulur. Bilindiği gibi
Peygamberlerden başkaları da masum değildir.
Velhamdü lillahi Rabbil Âlemin.

Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.