You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

ALLAH KORKUSU TAKVA

Yeni Üye
ALLAH KORKUSU TAKVA
Kâinatı yaratan tek yaratıcı… Sevgili kardeşlerim, unutmayın! Allah, insanı bir tek sebebe dayalı olarak yaratmıştır. O sebep, insanın mutluluğudur. Başka bir sebep yoktur.

Yarattığı bütün mahlûkat arasında, Allah’ın en çok sevdiği mahlûku, insandır. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

45/CÂSİYE-13: Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.


“Bütün göklerde ve bütün arzlarda yarattığım herşeyi, katımdan insanın emrine musahhar kıldım. Emrine amade kıldım.”

Bütün göklerde bütün arzlarda Allah’ın yarattığı herşey insan içindir. Allahû Tealâ: “Göklerdeki insanlar, yerlerdeki insanlar ve ikisinin arasındaki insanlar” diyor.

Allah’ın İndi’nde insan adı verilen bir mahlûkun varlığını görüyoruz. Şu anda Hz. İsa ve O’ndan çok daha evvel orada olan Hz. İdris cennetteler. Hz. İdris Allahû Tealâ’ya diyor ki: “Yarabbi, ben orasını merak ediyorum, beni oraya al!” Allahû Tealâ alıyor. O da, cennete ulaştıktan sonra diyor ki: “Yarabbi, ben buradan çıkmak istemiyorum.” Allahû Tealâ da talebini kabul ediyor. İşte sonra Hz. İsa’nın oraya alındığını görüyoruz. İkisi de hayattalar ama bir garip hayat. Çünkü Allahû Tealâ: “Buradaki bir gün, sizin âleminizde bin yıl gibidir.” diyor. Bir güne mukabil, bin yıl…

Bugün, Hz. İsa’nın doğumundan sonra 2.000 yıl geçti ama orada, Allahû Tealâ’nın İndi’nde sadece 2 gün geçti. 2.000 yıla karşılık, 2 gün. Allah ile olan onların beraberliği, tekrar bu tarafa olan dönmelerini engellemez. Hz. İsa’nın tekrar döneceği kesindir.

Hepinizi mutlu olmaya davet etmekle vazifelendik. Allah’ın hepinizden istediği tek şey, dünya mutluluğunu yaşamanız, ahirette de mutlaka Allah’ın cennetine girmenizdir. Allahû Tealâ herkesin cennetine girmesini ister. Hedefi budur ama kanunlarını da koymuştur. Kim Allah’ın cennetine girerse, bunu hak etmiş olması gerekir. Kim cehenneme girerse, onun da bunu hak etmiş olması gerekir.

Şimdi iki tane örneğe gelin beraberce bakalım. Bir insan var, Allah’a mülâki olmayı yani ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilemiş ve 1 ay sonra ölmüş. Şimdi sual; bu kişi Allah’ın cennetine mi girer yoksa cehenneme mi girer? Allah’a ulaşmayı dilediği kesin mi? Evet kesin. Bu kişi mutlak olarak: “Yarabbi, ben Sana ulaşmayı diliyorum. Sana vasıl olmayı diliyorum. Bu kalpten bir dilek.” diyor. Gerçekten kalpten Allah’a mülâki olmayı dilediği için, Allah’a mülâki olmayı dileyen bu kişi, muhakkak cennete girer.

Söyleyin bakalım neden? Sadece bir dilek, Allah’a mülâki olma talebi sebebiyle, ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilediği için.

İsterseniz bir adım daha evvele gidelim. Allah’a mülâki olmayı dilemeyen bir insan, ölseydi ne olurdu? O kişi, kıyâmet gününde cennete mi girerdi, cehennemde mi kalırdı? Kişi, Allah’a ulaşmayı dilememiş ama 80 yıllık ömrünün 65 yılını ibadetle geçirmiş. Bu kişi nereye gider? Öbür kişi ise hiç ibadet etmemiş, ruhunu Allah’a ulaştırmaya ömrü de vefa etmemiş, Allah’a ulaşmayı diledikten 1 ay sonra Allah’a mülâki olamadan, ruhunu Allah’a ulaştıramadan ölmüş. Bu iki kişiden normal ölçülerin sahibi olan insanlar için, 65 yıl ibadet eden, İslam’ın 5 şartını yerine getiren kişi, mutlaka cennete girer zannedilir. Oysaki öyle değil. Bu kişinin gideceği yer ne yazık ki; Allah’a mülâki olmayı dilemediği için cennet değildir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor:

- Hiç kimse, ibadetleri ile cennete giremez.

- Sen de mi Ey Allah’ın Resûlü?

- Ben de ama Allah beni rahmetine gark etti.

Acaba Peygamber Efendimiz (S.A.V) ne demek istiyor? Onun ötesinde bir şeylerin varlığını bize anlatıyor. Kur’ân da aynı şeyi anlatıyor. Onun ötesinde bir şeyler var, kurtuluşa medar olacak veya kurtuluşu mümkün kılmayacak. Allah’a ulaşmayı dileyen ve ondan sonra sadece 1 ay yaşayabilen ve ölen birisi… Kişi Allah’a ulaşmayı dilemiş ama ömrü, ruhunu Allah’a ulaşmaya vefa etmemiş, ölmüşse ama sadece Allah’a mülâki olmayı dilemişse ne olur? Allahû Tealâ ne olacağını söylüyor:

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.


“Ey îmân edenler; Allah’a karşı takva sahibi olun ki Allah sizin günahlarınızı örtsün ve size furkanlar versin. Sonra da günahlarınızı sevaba çevirsin, size mağfiret etsin.”

Allahû Tealâ burada mü’minlerden bahsediyor: “Yâ eyyuhellezîne âmenû: Ey âmenû olanlar, îmân edenler, Allah’a inananlar, dileyin ki takva sahibi olasınız.” Bu kişi Allah’a inanıyor ama henüz Allah’a mülâki olmayı dilememiştir.

Gerçekten Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insan, takva sahibi olamaz mı? Olamaz. Rum Suresinin 31 ve 32. âyetleri bunu kesinleştiriyor:

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.


30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.


“Allah’a mülâki olmayı dile! Ruhunu Allah’a ulaştırmayı dile! Allah’a yönel ve Allah’a karşı takva sahibi ol! Ve namaz kıl ve müşriklerden olma! O müşriklerden olma ki; onlar dînlerinde fırkalara ayrılmışlardır. Herbiri kendi elindeki ile ferahlanırlar.

Şimdi ne görüyoruz? Eğer bu kişi, Allah’a mülâki olmayı dilemeseydi, şirkte kalacaktı. Bu bildiğiniz gibi gizli şirktir. Allah’a mülâki olmayı dilemeyen, Allah’a ruhunu hayattayken ulaştırmayı dilemeyen kişi, şirktedir. Bu kişi elbette açık şirkte değildir, bu kişi puta falan tapmıyor. Bu kişinin hatası sadece Allah’a mülaki olmayı dilememesidir.

Allah’a mülâki olmayı dilememek kişiyi gizli şirkte bırakıyor ve kişi takva sahibi olamıyor. Öyleyse bu kişi Allah’a ulaşmayı dilemeyerek takva sahibi olmasaydı şirkte kalacaktı. Şirkte kalan da cehenneme gidecek olan kişidir. Şirktekilerin, müşriklerin gidecekleri yer kesinlikle cehennemdir. Allahû Tealâ, bu konuda neler söylüyor? Kişi Allah’a mülâki olmayı dilemediyse, takva sahibi olamıyorsa, şirkteyse ve gideceği yer cehennemse; bu kişi Allah’a mülâki olmayı dilediği takdirde, hem şirkten kurtulacak hem takva sahibi olacaktır. Gideceği yer de cehennem olmayacaktır. Allahû Tealâ diyor ki:

8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.


Buradaki âmenû olan kişi, Allah’a inanıyor ama Allah’a mülâki olmayı dilemiyor. Nerden anlıyoruz? Allahû Tealâ: “Ey âmenû olanlar, takva sahibi olun ki Allah sizin günahlarınız örtsün ve size furkanlar versin.” diyor. Günahların örtülmesi, takva sahibi olan kişi için geçerlidir. Öyleyse âmenû olanlar, iki guruba ayrılır:

1- Kişi îmân sahibi, Allahû Tealâ’ya inanıyor ama Allah’a mülâki olmayı dilemiyor. O, takva sahibi değildir ve cehennemden kurtulması da mümkün değildir. Yani kişinin Allah’a inanması, Allah’a mülâki olmayı dilemedikçe onu hiçbir şekilde cehennemden kurtaramaz.

Kavrama dikkat edin. Bu kavram son derece önemli bir kavramdır. Kişi eğer Allah’a ulaşmayı dilerse takva sahibi olabilir ve bu ilk takvadır. Neden? Çünkü bu kişi Allah’a ulaşmayı dilemezse şirktedir. Şirkteyse gideceği yer cehennemdir. Allah’a ulaşmayı dilemek onu cehennemden kurtaracak olduğuna göre bu, takvaların ilkidir. Daha aşağısında takva sahibi olmak yoktur, daha aşağıda cehennem vardır. Ama her iki grup da inanıyor. Allah’a mülâki olmayı dilemeyen kişi de Allah’a inanıyor. Allah’a mülâki olmayı dileyen kişi de Allah’a inanıyor ama mülâki olmayı dilemeyen kişi, Allah’a inanmasına rağmen cehennemden kurtulamaz.

2- Allah’a mülâki olmayı dileyen kişi mutlaka cehennemden kurtulur. Çünkü o kişi takva sahibi olmuştur. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.


50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.


50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Gaybda Rahmân’a huşu duyanlar ve münib (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).


“Cennet takva sahiplerine uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaad olunduğunuz cennet bütün evvab olanlar için ve hafîz olanlar için.”

Hafîz olan, başının üzerinde devrin imamını muhafız olarak taşıyan kişidir yani o kişi Allah’a ulaşmayı dilemekle kalmamış, mürşidine de ulaşmıştır. Mürşidine ulaşınca, başında oluşan devrin imamının ruhu sebebiyle, o kişi bu hüviyete girmiştir. O zaman hafiz olmuş, muhafaza altına alınmıştır.

Peki, bu kişi ne zaman evvab olur? Evvab olan kişinin ruhu vücudundan ayrılmış ve Allah’a ulaşmıştır. O, ruhu sığınağa sığınmış olan kişidir. Bu, 22. basamağı ifade eder. 21. basamakta ruh Allah’a ulaşır. Allah’ın Zat’ında yok olduğu zaman, o kişi 22. basamaktadır.

Allah ile olan ilişkilere baktığımızda, Allah’ın her tarafta kurtuluş kapıları açtığını görürüz ve her konunun başlangıç noktası hep aynı noktadır: Allah’a mülâki olmayı dilemek… Ruhu Allah’a ulaştırmayı dilemek...

Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin, cehennemden kurtulması mümkün değildir. Şimdi bir dileyen kişiden bahsediyoruz. Kişi Allah’a mülâki olmayı diliyor. Dileyen kişi, Rum Suresinin 31. âyet-i kerimesine göre ne oluyordu? Takva sahibi oluyordu. Dileyen kişinin, takva sahibi olan kişinin, Allah günahlarını örter. Örterse ne olur? Örterse o kişi mutlaka Allah’ın cennetine girer.

Allahû Tealâ açık bir şekilde ispat ediyor ki:

23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.


23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.


“Kimin sevapları günahlarından fazla olursa onlar felâha ermiştir. “Kimin de sevap tartıları az olursa, hafif gelirse, günahları daha fazla ise onlar hüsranda olanlardır. Onların gidecekleri yer cehennemdir. Ebediyyen cehennemde kalacaklardır.”

Allahû Tealâ Allah’a mülâki olmayı dileyen kişinin günahlarını örtüyorsa ne olur? Günah hanesinde mizanın sol tarafı, kırmızı rakamlarla günahlarının son rakamına kadar hepsini gösterir. Toplam da vardır. Yeşil rakamlar da sağ tarafta sevapları gösterir. Günahlarla sevaplar karşılaşır. Eğer sevaplar çoksa, bakiye yeşil rakamlarla sağ tarafta yer alır. Eğer günah tartıları fazlaysa, kırmızı bakiye oluşur ve sol tarafta yer alır.

Görüyoruz ki Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin, Allah günahlarını örter. Günahları örtülen kişinin durumu nedir? Günahı örtülen kişinin günahı kalmamış demektir. Kişinin mutlaka sevapları olacağı için -ki hiç sevabın olmaması mümkün değildir- bu kişi mutlak olarak Allah’ın cennetine girecektir. Bu kişi ne yapmıştır? Allah’a mülâki olmayı dilemiştir. Ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemiştir. Öyleyse bir insanın Allah’a mülâki olmayı dilemesi, demek ki Enfal Suresinin 29. âyet-i kerimesi gereğince onun günahlarının örtülmesine sebebiyet veriyor.

Şimdi madalyanın öbür tarafına gelin beraberce bakalım. Diğer tarafta 80 yaşında ölen ve 65 yıl İslâm’ın 5 şartını eksiksiz yerine getiren birisi var. Bu kişi öldüğünde ne olur? İşte peşin olarak söylüyorum bu kişinin gideceği yer, Allah’a mülâki olmayı dilemediği için cehennemdir. “Şimdi hak mı bu? Adalet mi bu?” gibi laflar edecek olanlara cevabımız var: Adaletin sahibi de hakkın sahibi de Allah’tır. O, kanunlarını koyar ve mutlak olarak uygular. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakmaz. O kadar insanlardan yanadır ki; insanlara der ki: “Ey insanoğlu, sizden sadece bir tek şey istiyorum. Bana mülâki olmayı, ruhunuzu ölmeden evvel Bana ulaştırmayı dileyeceksiniz. Dilediğiniz anda, siz devre dışı kalırsınız. Ben, sizi Kendime ulaştırırım.” Ama bir insanın Allah’a ulaşabilmesi için namaz kılması lâzım, oruç tutması lâzım, zekât vermesi lâzım, eğer parası varsa hacca gitmesi lâzım, kelime-i şahadet getirmesi lâzım, zikir yapması lâzım ve bunların hepsinden, toplamından daha önemlisi Allah’a mülâki olmayı dilemesi lâzım.

Allah’a mülâki olmayı dilemeyen kişinin durumunu beraberce gördük. Allah’a mülâki olmayı dileyen kişinin durumunu gördük. Bu kişi, Allah’a mülâki olmayı dilediği için, ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilediği için gideceği yer Allah’ın cennetidir. Çünkü Allah, Enfal Suresinin 29. âyet-i kerimesi gereğince onun günahlarını örter.

Allahû Tealâ diyor ki:

18/KEHF-103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”


18/KEHF-104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.


18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.



“Size amellerini hasara uğratanların durumunu söyleyeyim mi? Onlar en güzelini yaptıklarını zannediyorlardı. Kim Allah’a mülâki olmayı yani ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı inkâr ederse, onların amelleri boşa gider.” Ne demektir bu? “O kişi cehenneme gider.” demektir. İnsanları kurtaracak olan şey, Allah’a ulaşmayı dilemektir. O noktadan sonra kurtuluşa ulaşılır.

Şimdi o söylediğimiz adamı değerlendirelim. 80 yaşında ölmüş, 65 yıl İslâm’ın 5 tane şartını yerine getirmiş. Allah’a mülâki olmayı dilemiş mi? Hayır, dilememiş. Dilememişse, bu kişinin gideceği yer Allah’ın cenneti değildir. Dilememişse, onun amelleri boşa gider. 65 yıl yaptığı, o İslâm’ın 5 şartına müteallik bütün ameller boşa gider, heba olur.

Öyleyse 2 tane olay var: Allah’a mülâki olmayı dileyen kişi ve dilemeyen kişi. Allahû Tealâ kişinin kalbine bakar. Kalbinde gerçekten böyle bir talep varsa, kişi Allah’a mülâki olmayı dilemişse, o zaman Allahû Tealâ o kişinin günahlarını örter. Günahları örtülen kişinin günahları sıfır olur, günahları yok olur. Bu kişinin 3-4 derecelik bir sevabı dahi olsa sevapları günahlarından daha fazla olacağı için, o kişi cennete gider. Bir kişinin sevabının olmaması mümkün değildir. Kim bilir bir insanın kaç bin sevabı olur, kaç milyon sevabı olur. Hiç amel yapmasa da, kişinin her saniye mutlaka derecat kazanması veya kaybetmesi söz konusudur. Birisine iyilik edersiniz derecat kazanırsınız, namaz kılarsanız derecat kazanırsınız. Her yaptığınız güzel amelden, derecat kazanırsınız. Bu kişinin amelleri olmasa bile, başka sebeplerden mutlaka deracat kazanmıştır. Bir derececik kazansa bile, gideceği yer Allah’ın cennetidir ki; kazanmaması eşyanın tabiatına aykırıdır. Oysaki Allah’a mülâki olmayı dilemeyen kişinin amelleri boşa gider. Amelleri sebebiyle kazandığı bütün dereceler, Allahû Tealâ tarafından sıfırlanır. Allah’ın bir küçücük dileğe, Allah’a mülâki olmayı dilemeye, ne kadar değer verdiğini görüyoruz.

Öyleyse muhteva nedir? Beraberce bir karşılaştırma yaptık. Adam 80 yaşında ölüyor. 65 yıl İslâm’ın 5 şartını yerine getiriyor ve “Allahû Tealâ beni 3. kat cennetine mi yoksa 4. kat cennetine mi alır?” tarzında bir düşüncenin içinde ölüyor ama gideceği yer, amelleri boşa gittiği için cehennem.

Neden Allah’a mülâki olmayı dilemiyor? O zaman duralım ve düşünelim. Ne olmuştu? İnsanlar Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den 14 asır sonra dînleri unuttular. Kitle halinde cehenneme doğru yol alıyorlar. Kur’ân’da bu söylediklerimiz var. Bir ülke düşünün ki; Osmanlı devrinde, dünyadaki en az suç işleyen ülke. Bir ülke düşünün ki artık en çok suç işlenen, belki 2 ülkeden 1 tanesi. Aynı insanlar ve aynı soy… Sadece dînlerini unutmuşlardır.

Allah ile olan o ilişkiler bütün insanlar için mutlaka Kur’ân’ın bilinmesine bağımlı bir kurtuluş müjdesi veya bir cehennem azabı ihtarı verir. Sadece amellerin, ameller sebebiyle kazanılan derecelerin yok edilmesi, silinmesi veya günahların örtülmesi, iki ayrı konudur. Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, onun günahları örtülür. Kim Allah’a mülaki olmayı dilemezse, onun amelleri boşa gider.

Hidayet asrının en önemli olayı, Allah’a mülâki olmayı dilemektir. Dilemeyen kişi, söylediğimiz gibi amelleri boşa gideceği için cehenneme gider. Allahû Tealâ daha açık ve kesin şekilde Allah’a mülâki olmayı dilemeyen kişinin cehenneme gideceğini söylüyor mu? Tabiî. Allahû Tealâ: “Sadece Allah’a ulaşmayı dilemediği için gideceği yer cehennemdir.” diyor:

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.


10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).


“Onlar ki; muhakkak surette, kesin surette Bize mülâki olmayı dilemezler. Yani ruhlarını hayatta iken Bize ilka etmeyi, ulaştırmayı dilemezler. Onlar dünya hayatından razıdırlar. Dünya hayatı ile mutmain olurlar. Doyuma ulaşırlar. Onlar Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır. Onların gidecekleri yer ateştir, cehennemdir.”

Öyleyse o olayı bir defa daha düşünelim. O 80 yaşındaki kişi Allah’a mülâki olmayı dilemediği cihetle, sadece Allah’a mülâki olmayı dilemediği için cehenneme gidecek. Gideceği yer, Allah’a mülâki olmayı dilemeyen herkesin gideceği yer, mutlak olarak ateştir, cehennemdir.

Sakın “Cehenneme gidersek ne olacak yani? Bir süre Allah bizi leblebi gibi kavurduktan sonra, onca sevap kazanmış olacağız. İslâm’ın 5 şartını yerine getirdiğimiz için de Allahû Tealâ mutlaka bizi cehennemden sonra cennetine alacak ve hesapsız rızıklandıracak.” diye düşünmeyin. Hep hayallerle yaşıyorsunuz. Sizlerin, Allah’a mülâki olmayı dilemeyenlerin, cennete girmeniz hiçbir zaman mümkün olmayacak. Çünkü cehennemden çıkıp da cehennemde bir süre ceza çektikten sonra oradan çıkıp da cennete girmek hiçbir şekilde mümkün değildir.

Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de tam 29 tane âyet-i kerimede, cehenneme cezalanmak üzere girenlerin bir daha oradan çıkmasının mümkün olmadığını söylüyor. Tam 29 tane âyet-i kerime… Ama cehenneme girenin, cehennemden çıkacağına dair hiçbir âyet-i kerime yok! Cehennemden çıkıp da cennete girileceğine dair hiçbir âyet-i kerime mevcut değildir.

Bir âyet-i kerimede Allahû Tealâ: “Kim ne kadar günah işlerse onu verecektir. Ne kadarda sevap isterse onu verecektir.” diyor. Bu âyet-i kerime, cehennemde kalacaktır veya cennette kalacaktır mânâsını ihtiva etmiyor. Kıyâmet günü herkes mahşer meydanında toplandıktan ve nefsler fizik vücutlara girdikten sonra, bütün insanlar bir çekim gücüyle İndi İlâhi’deki kendi kuşlarına ulaşacaklardır. Bu bildiğimiz kartal veya serçe kuşu değil, bu hayat filminizdir. Elektronik sistemlerle hayat filmleri çekilir. Hayat filmi 3 boyutludur ve boşlukta oynar. Bir ekrana falan ihtiyaç göstermez. Hayat filmi ikidir.

Allahû Tealâ, işlediğiniz her türlü ameli size gösterir. Ömrünüz boyunca hangi amelleri işlediyseniz hepsini gösterir.

Bir de o amelleri gerçekleştirirken onları düşünce platformunda tasarlayarak mı yaptığınızı, başkasına bir zarar verdiğinizde bunda bir tasarı, bir taammüt olayının mevcut mu, değil mi diye Allahû Tealâ’nın kiramen katibîn melekleri düşüncelerinizi de filme çekerler.

Bir 3 boyutlu düşüncelerinizin göstergesi var. Bir de gene 3 boyutlu amellerinizin göstergesi var. Düşünürken de hep şekillerle, bu gözlerle gördüğümüz dünya hayatındaki insanlarla düşünürüz. Onları gözünüzün önünde canlandırarak düşündünüz. Her düşünceniz, aksiyonlarınızla beraber aynı zaman parçası içerisinde hangi işlemi yaptınız, ne yaptınız, ne düşünerek yaptınız bunlar amel defterinizde mutlak olarak yer alır.

İşte bu sebeple kıyâmet günü elinize teslim edilen mizanınız, hiçbir şekilde yanılmayacak bir hesapla hesaplaşmanıza müncer olur. Netice olarak ortaya bu çıkar. Elinize verilen mizan, sonsuz sayıda işlemin derecelerini gösterir. Elinizdeki mizanın o olayı görerek elektronik sistemle sonsuz hızla yaptığı hesaplamanın sonunda ortaya çıkardığı rakamla, orada amel defterinizde görülen rakam hep aynıdır. Çünkü aynı mizan sizin taammüt miktarınız ne kadarsa o kadar suçu size işleyerek muhteşem bir tablo oluşturur. Görürsünüz ki; kıl kadar size zulüm edilmesi mümkün değildir. Yanlışlık yapılması mümkün değildir. Bütün amelleriniz orada görünür ve hepsinin neticesi de ortadadır.

Sonuç; Mu'minun Suresinin 103. âyet-i kerimesi: “Kimin kaybettiği dereceler, kazandığı derecelerden fazlaysa onun gideceği yer ebediyyen kalmak üzere cehennemdir. O kişi hüsrandadır.”

İşte insanlar hem kazandıkları dereceleri hem kaybettikleri dereceleri, kıl kadar kendilerine zulmedilmeksizin orada görürler. İşte insanlar ne kadar hata etmişlerse onu görürler, ne kadar sevap kazanmışsa onu görürler mânâsına gelen o âyet-i kerime, sadece bunu ifade eder. Yoksa görmekten murat onu yaşamak değildir. Görmek başka şey, yaşamak başka şeydir. Ama bütün hayatınızı mutlak olarak kıyâmet günü göreceksiniz. Ne siz birisini aldatabilirsiniz ne başkaları sizi aldatabilir ne de herhangibir şekilde sizin yaptığınız şeyler üzerinde en ufak bir haksızlık vücuda gelebilir.

Görüyorsunuz ki; Allah’a ulaşmayı dilemek, insanı cehennemden kurtaran muhteşem bir hediyedir. Allah’ın muhteşem bir hediyesidir. Adeta bedavadan 3. kat cennetin kişiye tahsis edilmesidir. O kişi ne yapmıştır? Sadece Allah’a ulaşmayı dilemiştir. Geri kalan herşeyi Allah yapmıştır. O kişiyi mürşidine ulaştırmıştır. O kişinin ruhunu Kendisine ulaştırmıştır. Kişi 3. basamakta Allah’a ulaşmayı dilediği an, Allah’a mülâki olmayı dilediği an, Allah'ın 1. kat cennetin sahibi olmuştur. 14. basamakta ruhunu, mürşidine ulaşıp da tâbî olduğu zaman 2. kat cennetin sahibi olur ve mutlaka Allah onun ruhunu Kendisine ulaştırır. Kişi ulaştırmaz, Allah onun ruhunu Kendisine ulaştırır. Bu, o kişinin 21. basamağa ulaşmasını ifade eder ki, 3. kat cenneti ona kazandırır.

Bu kişi ne yapmıştır? Hiçbir şey yapmamıştır. Onun yaptığı herşeyi, Allah ona yaptırmıştır ve ona derecat kazandırmıştır, o kişiye bütün ibadetleri sevdirmiştir. Kişi hayatının en zevkli 7-8 ayını geçirmiştir. Belki de pencereleri açıp mutluyum diye bağırmak geçmiştir içinden. Bu kişi bir hiç karşılığı, bir tek talebin karşılığında 3. kat cennetin sahibi olmuştur. Allah’a mülâki olmayı dilemek, 3. kat cennet demektir. Bu noktada nefsinin kalbi %51 nurla dolacağı için o kişinin davranış biçimlerinin %51’i pozitife dönüşmüştür. O kişi her gün kazandığı dereceleri, kaybettiği derecelerden fazla olan kişi olur. O kişi her gün mutluluğu, mutsuzluktan daha çok yaşayan birisi olur. Hayatını devam ettirecektir. Zikri bu seviyeden aşağıya düşmediği sürece, ölümünde de 3. kat cennete mutlaka gidecektir.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: ALLAH KORKUSU TAKVA
ilk cümlede birşey veriyor, sonra ki cümlede kendini ona yakın hissetmeni istiyor(kardeşlik bağları falan), ve temennide bulunuyor : )

neyse, bu ayetlerin tercümesi nedir ? Kelime kelime tercüme edilişide kabulümdür.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Son Düzenleme: 04-05-2014, Saat:12:05 AM, Düzenleyen: Lawke Xarib.
Üye
RE: ALLAH KORKUSU TAKVA
kardeş derdin neyse söyle ona göre şerbet verelim ona göre muamele yapalım neyi savunmaya geldin neyi kötülemeye geldin derdini söyle müslümanlara saygın yoksa bari mahallesinde salyangoz satma.
Bunu ilk beğenen sen ol.
Forumcu
RE: ALLAH KORKUSU TAKVA
az sabr edip arkadaşın cevap vermeseni beklersen bence sende kazanırsın. bi dur, bak ne diyorlar ok ? belki ayetleri bire bir çeviren bir arkadaş olursa haklı olacağım, nerden biliyorsun ? yardımcı olmuyorsun bari köstekde olma. hani Peygamber ya hayırlı konuşun yada susun diyor du ? tam hatırlayamadım hadisi
Bunu ilk beğenen sen ol.
Profesör
RE: ALLAH KORKUSU TAKVA
Bilinç altına oynayan kim Lawke
"Ey Sevgili!..
Bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi,
Taşıyabilir miydin acaba bendeki seni!..
Bunu ilk beğenen sen ol.
Üye
RE: ALLAH KORKUSU TAKVA
benim senin ne dininle nede inancınla derdim yok burda gelip islami kaynak ve fikir paylaşanlara işportacı muamelesi yapmandır ayetlerin yazılı oldugu bölümü alıp yok bilinç altına oynuyor fena taktik değil falan bu söylemlerindir
Bunu ilk beğenen sen ol.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İslami Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.