RE: Allah'ın böyle anlatıldığını daha önce görmediniz. (merak etmiyor musun)
Uyarı: Bu yazı iyi anlaşılırsa ve öğrenilir uygulanırsa kişi alim gibi bişey olur. şaka değil. :D :D
--------
Bir insan düşünelim. Herhangi birisi. Bu kişinin, inançlı ya da inançsız olma ihtimali vardır ve bunu tahmini bir değer olarak yarısıdır diyebiliriz. inancının çok ya da az olmasının kimseye ne faydası olur ne de zararı. neden öyle oluyor sorusuna yanıt arayacağız ve bulacağız. !
Yani:
-Bir insan çok inanıyorsa da başkalarına bir etkisi olmuyor, hiç inanmıyorsa da etkisi olmuyor. En azılı mürted de olsa etrafındaki müslümanların itikadı azalmıyor -belki artıyor-, en üstün manevi bir zat da olsa etrafındaki mürtedler, mürted olmaya devam ediyor. işte, nedir bu işteki sırlar, bunları çözeceğiz birlikte.
Şimdi bu kişi, eğer inançlı ise, eğer Allah'a inanıyorsa, maddi açıdan bunun delili yoktur. Bakın maddi olarak, hiç bir şekilde bunu etrafına ispatlayamaz. Manevi delilleri ise, kısmen kendi yaşantısında görecektir. Çünkü ayetler, hadisler ve daha önceki peygamberlerde aktarılanların özeti şu sihirli cümledir:
"inandığın gibi olsun".
Gerçekten insan hayatındaki bir çok olay, insan öyle inandığı gibi olagelmiştir.
Gelelim ikinci bir kişiye. Bu da tam tersi, inançsız birisi Allah'ı inkar etmektedir. Bu kişinin de, hiç bir şekilde maddi açıdan Allah'ı ne inkar, ne ispat edebilir. Manevi açıdan ise, o açıdan düşünürsek, diğer kişideki aynı senaryo geçerlidir:
"inandığın gibi olsun".
Bu iki örnekten şu sonuçlara varıyoruz:
1- Allah'ın maddi delilleri hiç bir zaman reddetmeye ya d atamamen ispata yeterli değildir.
2- Allah'ın manevi delilleri kişinin inandığı şekildedir. İnanıyorsa ona kendini hissettirir, inanmıyorsa ona kendini yok hükmünde hissettirir.
Şimdi.
Bir kişi Allah'ı var kabul ettiğinde, hayatındaki tüm olayların seyri bu "varlığı" ispat edecek döngüde gider. Hem yaşadıklarını öyle yorumlar, ancak; bunun haricinde "nasılsa yaşadıklarını öyle yorumluyor zannettikleri bilindiği için, Allah tarafından o kişiye alenen yardım bile edilse diğer insanlar -o öyle zannediyor- diye düşünecekleri için, bu tipteki kişilerin hayatı maneviyatla içli dışlıdır ve hiç bir zaman da kopamazlar.
Gelelim ikinci kişiye. Bu kişi ise Allah'ı inkar ettiğinden dolayı , "inandığı gibi olma şartından ötürü" , Allahü teala bu kişiye de , "yok hükmünde" davranır. Yani kasten, bilerek, isteyerek o kişiye kendisini gizler. Ki bununla ilgili bir çok ayetlerde "kalbin katılaşması, ya da o kişilerin hiç bir zaman dönmeyecekleri" hususları muhtelif ayet ve hadislerde geçmektedir, biz ise bu manalara değişik açılardan yaklaşmaktayız şu an.
Şimdi.
Biz bu iki örnekten şunu gördük: bir kişi kalbinden inançlı ise hayatındaki her olayda Allah'ın tesiri vardır, eğer inanmıyorsa hayatındaki hiç bir olayda Allah'ın rolü yoktur. İnsanlar genelde ortadadır, yani imanları rüzgar gibidir; eser gider, eser geri gelir. Bu yüzden bu etki de zaman zaman değişime uğrar. Örneğin kişi çok zor duruma düşer, hemen ne yapar: hemen "Allah'a sığınır, dua etmeye başlar, inancı kuvvetlenir". Allah bu durumdaki kulunu yanlız bırakmıyor. Tam tersini düşünelim: kişi baştan inançlı idi ama, zengin olunca aleme havayi adalarına kız işlerine başladı. ne oldu şimdi Allah bu kişden uzaklaştı, bu kişi de tamamen hayvani bir yaşantıyla Rabbinin karşısına öyle çıkacak duruma geldi.
Şimdi geleceğiz esas meselenin baş tarafına:
"Bu iki kişi karşılaşırsa ne olur. ortak yaşama alanından bahsediyorum. birlikte bir olayları paylaşırlarsa, Allahın bu kişilerin hayatına etkisi nedir." İşte can alıcı nokta ve hayatımızın özü budur ama gerçekten hem bunu hayatında tespit edip size aktarmak zordu, sizlerinde bu zor tespiti anlamanız bir o kadar zordur, o yüzden gerekirse bu bölümü bir daha okuyunuz.
Eğer birisi tam inançsız ve birisi tam inançlı birisi karşılaşır ve birbirlerini neshedecek şekilde birbirlerine ters düşerse, Allah her ikisini de kendi inancına (inançsızlığına) inkar durumuna düşürmeden vaziyeti idare eder! Aynen böyle. "Vaziyeti idare etmek" fiilini ben bu manaya kullanıyorum. Örnek verelim:
Örneği dahi çok zordur, olabilecek en basit şekliyle anlatacağım, ancak bu bile anlatırken beni zorluyor, sizi kimbilir nasıl zorlar:
Bu kişileri basitleştirip "müslüman" ve "kefere" diye kısaca isimlendirelim. müslüman kişi, artık kefereyle münasebetinden dolayı iyice zor duruma düşüp, onun başına bir şeyler getirmesini "Allah'tan niyaz etti". tamam. Şimdi, cenabı hak, duasına icap etmesi gerekir, çünkü kişi inançlıdır ve eğer duasını inkar ederse, inancı zayıflayacaktır. Halbuki "inandığı gibi olması" şartı vardır. O halde, kefere'nin başına bir iş gelecektir. Şimdi kefere öyle bir şey yapar ki: örneğin adam karısıyla kavga eder, bilerek ve isteyerek kendisini jiletler. -adam piskopatmış da demekki biraz- . şimdi kefere kendine göre, kendisini jiletlemiştir, çünkü eğer jiletlemeseydi, belki karısını çocuğunu dövecekti, vesaire vesaire. yani o , kendi açısından belki doğru olanı yapmıştır. ancak müslümanın bakış açısına göre o kişi "Allah'tan belasını bulmuştur". Her ikisi de doğrudur!.
Tersi durumu düşünelim: "Kefere müslümanın başına bir iş gelmesini dilesin". Şimdi, "inandığı gibi olma şartından dolayı" müslümanın başına bu işin gelmesi gerekir. ancak, gelmeye de bilir. neden? "eğer bir kurtulma imkanı varsa, eğer yukarıdaki şartlara halel getirecek özel bir durum yoksa müslümanın duası kabul edilip lurtulma ihtimali vardır, ancak bu durum sadece keferenin de endişe ettiği hallerde vuku bulur." Yani, gerçek olsun ya da olmasın eğer kefere "eğer Allah yoksa ki, yoktur, bu adamın başına bu iş %100 gelecek her şeyi hesapladım" diyerek eğer kesin bir düşünceyle eyleme geçerse ordan müslümanın kurtulması için mucizweden başka yol kalmamıştır. Mucize ise normal şartlarda normal müslümanlara yetişmez. Çünkü "inançsız insanların kafasını karıştırmaya değecek" kadar önemli böyle birisi ortada olmadığından dolayı.
Bu mesele, "inandığı gibi olma" meselesi.
Şimdi geliyorum, "kendi kafamızdan Allah'ın var olup olmamasına inanmamızın" , Allah'ın bize olan etkisine "bilimsel açıklamaya". bilimsel diyorum. işte , işin ilmini alıcaksınız ki, sebebin sebebini de bileceksiniz.
Yani birinin başına iş geliyorsa bunu neye bağlamıştık: "karşıdaki kişinin inanması , inanmaması, o şeyin olmasına inanmasın" bağlıdır, aynı zamanda "Allah'ın var olup olmadığına inanmasına" göre de değişir dedik. Şimdi, neden öyle oluyor. yani, cümlenin özüne ineceğiz.
"inandığın gibi olsun". neden? "neden inandığımızın tersi olmasın mesela. en azından denge oluşur". diye düşünülebilirse de, mesele kesin açıdan bilimsel şekilde açıktır ve bir sonraki yazıya kalmıştır. -çok uzun oldu-
Bunu ilk beğenen sen ol.